sol platform

KÜLTÜR & SANAT, FİLM & MÜZİK => Tarihte Bugün => Konuyu başlatan: veda - 09 Eylül 2021, 20:01:56

Başlık: TKP'NİN 101 KURULUŞ YIL DÖNÜMÜ 1
Gönderen: veda - 09 Eylül 2021, 20:01:56
10 Eylül 1920, TKP nin 101 Kuruluş Yıl dönümü.
O dönemden bu yana yaklaşık bir asıra geçen bir zaman geçti ve bu süreçte TKP ateşi de, ihaneti de, hem dıştan hem içten yaşadı.
TKP nin tarihi, bu ülkenin sol hareketinin de tarihidir aslında.

Mustafa Suphi ve yoldaşları 1920 nin 10 Eylülün de TKP yi kurarken, çağ açmış çağ kapatmış, ilk defa  işçi sınıfının da iktidar olacağını  dosta, düşmana göstermiş 1917 Ekim Devrimi’nin tüm komünistlerde
yarattığı çoşku ile, benzer bir Devrimi gerçekleştirmek hedefi taşıyorlardı.
Onun için ülkeye gelerek, Milli Mücadeleye katılarak, bu mücadeleden Devrimci Vazife çıkartmak amacını  güttüler.
Bu amacın farkına varan Kemalist Burjuvazi, Rusyada ki durumun yaşanmaması için, Mustafa Suphi ve yoldaşlarını Mustafa Kemal’in emriyle, tetikçisi Topal Osman ve arkadaşlarına Karadenizde katlettirdi!

Tabi ki geçmişte bu hareket içerisinde farklı zamanlarda yer alanlar için önemli bir TARİH.
Ancak gördüğüm, bu TARİHİ anarken bizlerin Nostaljik yaklaşımların dışına çıkamadığımız.

Daha önce de yazdık, TKP Tarihi hepimizin Tarihi!
Bu Tarihi hakkıyla anmak için bu Tarihe yüzümüzü dönmeli, Nostaljiden uzaklaşarak, nerede yanlışlar yaptığımızı, bu yanlışların ülke devrimci hareketinde nelere mal olduğunu, bu mal oluşta ki
sorumluluğumuzu gözden geçirmemiz gerekiyor.

74 Atılımı diyoruz, bu dönemde yaptıklarımız, sınıf içerisinde ve yaşamın diğer alanlarında gerçekleştirdiğimiz  örgütlülük ve bunun sonucu olarak ülkedeki sınıf hareketine damgamızı vurmamız,
önümüzde akıp giden hayata müdahil olacak örgütlülüğü sağlamamız, bunlar bizim hanemize yazılacak son derece önemli ve olumlu işler.


Ama işte birde madalyonun aksi yüzü var.
Bizler bu yüzü de görmeli ve bir daha aynı yalnışları tekrarlamamak için bu yüzden günümüz ve gelecek için politik sonuçlar çıkartmalıyız.

Örgütlülükten özellikle de SINIF içerisinde örgütlülükten bahsediyoruz ama nedense 13 Eylül 1980 de sokaklar neden boştu sorusunun üzerinden atlıyor, yanıt veremiyoruz.
Ne oldu da sınıf içerisinde ki örgütlülüğünü, işçi sınıfının üretimden gelen gücünü ortaya koyarak gösteren bir siyasi hareket, geleceğini sağır sultanın bile önceden bildiği 12 Eylül Faşist Darbesine karşı sınıfı
ayağa kaldıramadı, yığınları sınıf öncülüğünde toparlayarak Faşist Darbeye karşı koyamadı!


Bırakalım karşı koymayı çok uzun süre Faşist Darbeye, Askersel Diktatörlük gibi ucube bir kavramı kullanarak, Faşist Darbe diyemedi.
Faşist Cunta içerisinde Sol Kanat arayanlardan bahsetmiyorum bile.

Biz alıştık Günah Keçisi yaratarak, işin kolayına kaçmaya.
Şimdi bazı arkadaşlar, partinin başında Nabi vardı, Zülfü Vardı, Veysi Vardı diyecekler.
İşin kolayına kaçıldı, bu kişilerin partinin başına nasıl geldikleri hiç sorgulanmadı, bunların bu yerlere gelme nedenleri araştırılmadı.

Demek ki ideolojik hatta bir sorun vardı ve bu yanlış ideolojik hat kendine uygun ÖZNELERİN partinin başına geçmesine neden oldu
Tabi ki bu ideolojik hatta ki sorunu ve sonucunda yaşamın likidasyonunu, Dünya Komünist Hareketinin ve SBKP nin o anki durumundan bağımsız ele alamayız.

Baktığımızda, Proletarya Diktatörlüğünün aşıldığı söylenerek, yerine Tüm Halkın Devleti geçirildi, Barış İçerisinde Bir Arada Yaşama İlkesi bağlamında Kapitalist Ülkelerde ki İşçi Sınıfına ve Partilerine akıllı
olmaları ve bu ilkeye zarar verecek kalkışmalardan uzak durmaları söylendi.
13 Eylül Günü, Cuntanın başını bile şaşırtacak şekilde sokakların bomboş olmasını yukarıda söylediklerimizden bağımsız düşünebilirmiyiz?

Bizzat SSCB Bilimler Akademisi tarafından, UDC, UDD, İleri Demokrasi, Kapitalist Olmayan Kalkınma Yolu gibi sağ oportünist, revizyonist tezler, Komünist Partilere dayatıldı.
Likidasyondan bahsediyoruz ama yaşamın bizzat kendisinin partiyi likide ettiğinden bahsetmiyoruz.
Ortaya konan, programlarda yer alan bu sağ oportünist ve revizyonist  tezlerin hiç birisinin hayatta karşılığı ne yazık ki yoktu.

Artık bir takım gerçekleri dile getirmeli, onların üzerini örtmemeliyiz.
Geçmişle yüzleşmeden yarın için sağlıklı adımlar atmamız mümkün olmaz.
TKP yaşıyor, TKP savaşıyor, TKP ayakta sözleri bugün için HAMASETTEN öte bir anlam içermiyor.

12 Eylülün üzerinden yarım asıra yakın bir zaman geçti.
Hala Siyasi Gericilik tüm gücüyle etkisini sürdürüyorsa, bu ülke de işçi sınıfı üretimden gelen gücünü kullanamıyorsa, bir avuç sendika ağasının elinde perişan haldeyse, Sınıf Hareketi yerlerde sürünüyorsa, hiç
kimse kalkıp ta bana bu ülkede TKP Ayakta demesin!
veda