Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Serbest Kürsü / FAŞİSTLERLE KOL KOLA ANTİ FAŞİST HALK CEPHESİ!
« Son İleti Gönderen: veda Bugün, 10:29:03 »
Sonuçta dediğimiz çıktı!
Nerede bir yoldaş (Komünist) varsa Parti ordadır şiarı "TKP" enflasyonuna yol açtı!
Okuyan "TKP" ni saymıyorum bile!

TKP Atılım..tkp-online.org
TKP 1920...(Durum Çevresi) tkp.online.com
TKP1920 (Ürün Çevresi)

Bunların her üçüde 23 Haziran Yerel Seçimlerinde Cumhur İttifakı'nın adayı Ekrem İmamoğlu'nu desteklediler.
Katılmasakta buna fazla bir itirazımız olmaz.
Bizim asıl itirazımız, ortak mücadele dedikleri, birlikte çalıştık ve bundan böylede birlikte çalışacağız dedikleri kesimlere!
Kimler yok ki o kesimlerde!

"Bu seçim kampanyası boyunca tabanda Türkü, Kürdü, Ermenisi, Rumu, Lazı, Gürcüsü, Alevisi, Sunnisi, Hıristiyanı, CHP’lisi, HDP’lisi, İYİ Partilisi, muhalif AKP’lisi, MHP’lisi, devrimci demokratı, komünisti, proleteri, köylüsü, esnafı, aydını, kadını, genci hep birlikte faşizan Erdoğan diktatörlüğüne bir darbe indirmek için birlikte çalıştık. Darbeyi indirdik. Simdi görev Erdoğan’ı devirinceye kadar bu ortak mücadeleyi sürdürmektir, birliğimizi güçlendirmektir."

Yukardaki alıntı, bu "TKP" lerden Durum Dergisi Çevresine ait.
Faşist MHP ve Faşist İYİP bile, bunların birlikte mücadele ettikleri, bundan sonrasıda birlikte mücadele edecekleri kesimler içerisinde yer alıyor.

Kendine Komünist diyen biri ya da bir siyasal oluşum için bundan daha büyük bir AYIP olabilir mi?
Faşistlerle el ele, kol kola Erdoğan'a karşı mücadele!
Bu ne utanmazlık, bu ne ilkesizliktir!!!

Tabi senin siyasal iktidar eldesi gibi bir perspektifin yoksa, senin için tüm olay Erdoğan gitmesi ise, bu siyasetsizlik seni ister istemez Faşistlerle el ele,kol kola mücadele etmeye yöneltir.

Faşizme karşı FAŞİSTLERLE KOL KOLA!
Alıntıda kullandığınIZ "TABANDA" sözcüğü bile sizi kurtarmaz!

Tüm bu kesimleri bir araya getirirken Elitist Sermaye'yi, "Demokrat" Burjuvaziyi unutmuşsunuz!
Onuda ilave edinde MHP li, İYİP li Anti Faşist "HALK" Cepheniz TAMAM olsun, HAYIRLI UĞURLU olsun ama bizlerden UZAK olsun!
veda

2
Serbest Kürsü / Seçim-Sonuç İlişkisi Üzerine..
« Son İleti Gönderen: oencel 24 Haziran 2019, 14:18:51 »
Seçim-Sonuç İlişkisi Üzerine…

İstanbul seçimlerinin kazananı zaten belliydi. 31 Mart’ta Ekrem İmamoğlu kazanmıştı. Bunda herkes mutabıktı ( buna Karanlık dahil, onlarda biliyordu kazandığını). Seçimleri İPTAL ettirmek ve yeniletmek KARANLIĞIN “ son sözü ben söylerim “ mesajını halka dikte ettirerek toplumsal anlamda biriken UMUDU söndürme hedeflenmiş, Yıldızı parlayan ve gelecekte rakip olma potansiyeli taşıyan bir adayı başlamadan işini bitirme üzerine kurulu bir senaryoyu uygulamaya koydu, ama bu uygulama öyle bir ters tepti ki yenilenen seçimlerde kazanmış başkandan bu kezde şiddet dozu ağır bir ŞAMAR yedi.
Yenilenen seçimin önemli sonuçları olacaktır. Bu birazda tarafların bundan sonraki tutumlarıyla ilgili lehte ve aleyhte gelişmelere yol açacaktır.
Bana göre kesin olan bir sonuç var o da tıkanan burjuva siyasetine ve temsil ettiği yerli ve yabancı sermayeye soluk aldıracağıdır. Daha önce de değindim, burjuvazi yeni bir lidere kavuştu. KARANLIĞIN iptal kararı ve yenilenen seçim sonrası sekiz yüz binin üzerinde bir oy artışıyla “geleceğin lideri” imajını pekiştirdi.
Toplumun tüm kesimlerini kucaklayan bir imajla gelecek seçimlere hazırlanıyor dersek abartmış olmayız. Seçim konuşmalarına bakıldığında tüm kesimlere mavi boncuk dağıtması bu tezimi güçlendiriyor.
Seçimlerin önemli diğer bir sonucu da KARANLIĞIN çöküşünün altını çizdiğidir, çözülme hızlı mı yavaş mı olacaktır bunu zaman gösterecek kesin olan ise KARANLIĞIN 2023 hedefinin de çöküşüdür seçim sonucu.
Seçimlerin kaybedeni ise lider kültüne inanan toplumlar babında ülkede R.T.Erdoğan ve A. Öcalan olmuştur. (Mektup havada asılı kalmıştır)
Tüm bu değerlendirmeler burjuva siyasası bağlamında anlaşılır.
Sol kulvarda ise durum biraz daha karışıktır. Çünkü meclis dışı sol hala toplumsal gerçekliğin ayrıdına varmış değil. Önemli bir kesimi burjuva muhalefetinin kuyruğuna takılmış ve bundan medet ummaktadır. Umudunu “burjuva demokrasisinin” yeniden inşasına bağlamış, sonrasını ise gelişmelere bırakmıştır.
Sınıf eksenli yaklaşımda bulunan ve burjuva siyasetinden uzak duran sol ( özellikle komünistler) ise net, açık ve tutarlı bir tavır koyarak bir türlü siyaset sahnesine çıkamamaktadırlar.
Seçimlerin en önemli mesajı ise DİPTEN GELEN toplumsal bir dalganın kendisini iyice hissettirmesi olmuş, İmamoğlu kimliği etrafında Beylikdüzü’ünde meydanlarda patlamıştır.
Kötü yanı ise dipten gelen bu toplumsal değişim isteyen dalganın burjuva siyaseti içinde söndürülecek olmasıdır.
Toplumsal değişim isteğinin yenilenen seçimle iyice su yüzüne çıkması karşısında “SINIF” eksenli siyaset yapan sol güçlerin buna ne kadar hazırlıklı oluşlarıdır.
Türkiye sol hareketlerinin en büyük açmazlarıda buradadır.
Dinci faşist iktidarın bu sonuçların ardından uzun süre iktidarını sürdüreceği kuşkuludur. Meclis dışı sol güçlerin tek başına iktidarı alacak güçleri yoksa nasıl bir strateji izlemeleri gereği üzerine kafa yormaları gerekir.
Yani çözülme sonrası yeni oluşumlara açık bir süreçte “Sınıfın” rengini askeri ölçülerde yönetime ortak edecek mücadelenin ön çalışmarı şimdiden yapılmalıdır.
Yok bir hesaplaşma öngörülüyor ve tek başına iktidara yürüyecek gücü keidilerinde görüyorlarsa o zaman sol güçlerin öncülüğünde bir hat oluşturularak siyasi iktidara karşı daha net bir tutumla mücadeleye soyunulur.
Ama tüm göstergeler dipten gelen toplumsal dalganın burjuva muhalefeti etrafında halkalandığını özellikle bu seçimler sonrası KARANLIĞIN  seçimle gideceğine yönelik “UMUT” olgusunun güçlendiğini dışlamadan üzerinde kafa yorulması gerektiğini düşünüyorum.
 Lider kültü gelişmemiş toplumlara özgüdür. Bizde de hala bunun etkisi yadsınamaz. RTE’nin çıkış temelinde de Ekrem İmamoğlu’nun çıkış temelinde de gelişmemiş toplumlara özgü ‘LİDER’lerden medet umma anlayışının olduğu görülmektedir. Bu ise toplumsal öfkenin boşa düşürülmesi liderin iki dudağı arasına sıkıştırıldığı gibi tehlikeli bir durumu da ifade etmektedir. Yani M. İnce deneyiminde görüldüğü gibi burjuva siyasetinde sık baş vurulan bir durumdur bu. E. İmamoğlu’na toplumsal güvenin nerede nasıl boşa düşürüleceğinin garantisi yoktur.
Önümüzdeki günlerde bazı olgular daha net ortaya çıkacaktır. KARANLIĞIN yönetememe durumu, çözülme ve yeni oluşumların durumu, burjuva muhalefetinin yumuşak geçişe yönelik E. İmamoğlu ağzından verilen mesajlar, öyle radikal hesaplaşmalar yerine burjuva devlet aygıtının bekasını gözetecek ortak yolu oluşturma çabaları ve KARANLIĞIN buna yönelik tutumu belirleyecektir. Güçlü bir sol odak yaratılamaz ise burjuvazinin yumuşak geçişi sağlayacak kadroları Millet İttifakı ve E. İmamoğlu seçenekli çözümleri devreye girecektir.
24062019
Ramazan Öncel
 
3
Serbest Kürsü / DÜZEN SİYASETİ İÇERİSİNDE YOLLARINI ARAYANLAR!
« Son İleti Gönderen: veda 24 Haziran 2019, 13:21:10 »
"Bu yeni evrenin ve dayattığı görevlerin ciddiyeti düşünüldüğünde, sosyalist harekette AKP’ye ve Saray Rejimi’ne yönelik mücadeleyi talileştiren, önemsizleştiren, geleceğe kaçış tavrıyla anti-faşist mücadeleyi ikincilleştiren siyasal yaklaşımlar ve bunların sahipleri devrimci hareketin dışına itilmelidir. Sosyalist hareketin temel gündemi Saray Rejimi’nin toptan yıkılmasıdır ve bunun yegane yolu Türkiyeli emekçilerin siyaset sahnesinde temsil edilmesi, ekonomik krizin yıkımına karşı örgütlülüğünün artırılması, yeni mücadele evresine emekçi karakterin damga vurmasıdır. İstanbul’un kazanılmasına indirgenemeyecek ve bununla sınırlı kaldığında başarısızlığa mahkum olacağı çok açık olan bu hedef, yeni mücadele evresinde de sosyalist hareketin zemini olmalıdır."

Can Soyer'in "Ne oldu, ne olacak, ne olmalı?" başlıklı yazısından alıntı yukarda yazılanlar!

Can Soyer kendi aklınca Sermaye Gurupları arasındaki rant kavgasında TARAF olmayan, bu TARAFSIZ tavır nedeniyle aslında Sermaye Dışındaki bu ülkenin asıl sahipleri olan İşçiler ve Emekçilerden yana TARAF olduğunu gösteren bizleri, sınırlı haddini aşarak Devrimci Mücadelenin dışına itiyor.

Devrimci Mücadeleyi, İktidar perspektifinden yoksun, siyaseti Burjuvazinin sınırlarını çizdiği ve belirlediği alanla sınırlayan, her türlü Reformist gurupların içerisinde at koşturacağı bir alan olarak görüyor.
Komünistler zaten, yukarda özelliklerini belirttiğimiz bu siyaset alanını, Komünist olmanın gereği, temel mücadele alanı olarak bir kenara itmişlerdir.

Komünistler'in her türden, her boydan, yığınları içi boş, sınıfsal bağlamından kopartılmış "Demokrasi" vaadlerinin ardına sığınarak kendi güçsüzlüklerini örtebilmek için sistem partilerinin kuyruğuna takanlarla hiç bir işi olamaz!
Bu nedenle Sn Soyer'in bizi kendi tanımladıkları mücadele alanının dışına itmesi için özel bir çaba göstermesine gerek yoktur.

Bizim zaten amacımız siyaseti,  Sermaye tarafından çizgileri çizilen siyaset alanının dışına taşımaktır.
Bu tür Reformist, düzen siyasetini kendine temel alan siyasal oluşumlarla ideolojik anlamda bir kopuş yaşanmadan, Devrimci Mücadelenin başarılı olması olası değildir.

Tanımladıkları siyaset sahnesi Burjuvazinin sınırlarını çizdiği ve belirlediği SİYASET SAHNESİ olduğu için, "Türkiyeli Emekçilerin Siyaset Sahnesinde Temsil Edilmesi" söyleminde temsil alanının Burjuva Parlementosu olduğu açık biçimde görülmektedir.

Komünistler'in hangi koşullarda Burjuva Parlementosunda yer alacakları geçmiş deneyimlerin ortaya koydukları ile bellidir.
Ancak bu yer alış onun, bunun kuyruğuna takılarak, onun bunun peşinden koşarak değil, işçi ve emekçilerin öz güçüne dayanmalıdır.

Sanırım Devrimci Cumhuriyet diye tanımladıkları da bu çerçeve içerisinde tanımlanmalıdır.
Çağımız Burjuva Devrimleri Çağı değil, Proleter Devrimler Çağıdır.

Emperyalizm Çağında Burjuvazinin artık Devrimci Barutu tükendiği için, Devrimci Kalkışmalarda öncülük İŞÇİ SINIFININDIR.
Bu kalkışmanın alanı ise Burjuva Siyaset Sahnesinin DIŞIDIR.

Yeniden bu Saray Rejimi konusuna gelince;
Defalarca yazdık Rejim, içerisinde bulunulan sistemden bağımsız bir olgu değildir.

"Saray Rejimi, bakmayın başında Saray olduğuna, kendini padişah, halife olarak gören ya da böyle bir yapıyı arzulayanların kafalarında şekillenen sınıflardan bağımsız, niyete bağlı bir olgu değildir.
Rejim, Sermayenin bu krizi aşmak, gelişiminin önündeki engelleri ortadan kaldırmak için başvurduğu Devletin, duruma uygun yeniden yapılandırılmasıdır."
http://www.solplatform.biz/index.php?topic=5571.0

veda
4
Serbest Kürsü / NEYE GÖRE TARAFSIZLIK YA DA TARAF OLMAK!
« Son İleti Gönderen: veda 23 Haziran 2019, 23:11:12 »
Birileri "Siyasette tarafsızlık olmaz. Ya o tarafı desteklersin ya da diğer tarafı. Komünist politikada ise
tarafsızlık hiç yoktur. Bütün olanakların ile burjuva iktidarının karşısında tavır alırsın ve mücadele edersin"
diyerek Okuyan TKP ne Komünistlik dersi veriyor.

Bir kere kimin gerçek, kimin sahte olduğunun kanıtını yaşamın şaşmaz pratiği bizlere söyleyecektir.
Bu bağlamda, bugünkü verili koşullarda sınıf hareketinin durumuna baktığımızda ne yazık ki ortada GERÇEK bir KOMÜNİST PARTİ görünmüyor.

Okuyan TKP'nin Oportunist, APOLİTİK tavrını bizde eleştirdik.
Bu tavrın Politikasızlık olduğunu, Komünistler'in her koşulda mutlaka yığınlara söyleyecek sözlerinin olması gerektiğini belirttik.
İsim konusuna gelince; bizim en başta dile getirdiğimiz gibi, kiminle hangi pazarlıklar sonucu o ismin alındığı ile ilgili yazdıklarımız ortadadır.

Bizim asıl itirazımız birilerine Komünist Siyaseti öğretmek isteyenlerin yazdıkları ile Komünist Siyasetin ne olduğu konusunda kendileriyle çelişkiye düştükleri!
"Siyasette tarafsızlık olmaz. Ya o tarafı desteklersin ya da diğer tarafı. Komünist politikada ise tarafsızlık hiç yoktur" diyorlar

Böyle bir mutlaklaştırma yapamazsınız!
Aslında o tarafın ya da bu tarafın desteklenmesinin gereğinden bahsedenler, eğer karşı karşıya gelen tarafların (Cumhur İttifakı-Millet İttifakı) her ikiside Sermaye Guruplarının temsilcisi konumunda ise, bir Sermaye Gurubuna karşı, diğer Sermaye Gurubundan yana olmak yerine TARAFSIZ kalmak, aslında bu Sermaye Gurupları dışında toplumun asıl bel kemiği olan işçi ve emekçi kitlelerinden yana TARAF olmaktır.
İşte bu arkadaşların anlamadıkları budur!

Kılıçdaroğlu balkon konuşmasında Ülkcü Faşistlerde dahil herkese mavi boncuk dağıtırken "Demokrasi" konusunda birleştik derken  "Demokrasi" Çıtasını yükselteceğiz derken bunlarla TARAF olmak , Komünist Kimliğinizi inkar etmek olmazmı?
veda
5
Serbest Kürsü / 23 HAZİRAN SEÇİMLERİ GERÇEKTEN SONUN BAŞLANGICI MI OLACAK!
« Son İleti Gönderen: veda 22 Haziran 2019, 18:20:24 »
TKP Atılım "Sonun Başlangıcı Olmalı" başlıklı bir yazı paylaşmış.
Yazı bu seçimler sonucu İmamoğlu'nun kazanması durumunda MHP destekli, kendi ifadeleriyle "Saray Rejiminin" çözüleceğini ve bu başlangıçın "Saray Rejimi" için bir SON olacağını anlatıyor!
http://www.tkp-online.org/?q=content/sonun-ba%C5%9Flang%C4%B1c%C4%B1-olmal%C4%B1

Daha öncede yazdık; Bir kere Rejim kavramı, içerisinde yer alınan Sistemden bağımsız bir kavram değildir.
"Saray Rejimi, bakmayın başında Saray olduğuna, kendini padişah, halife olarak gören ya da böyle bir yapıyı arzulayanların kafalarında şekillenen sınıflardan bağımsız, niyete bağlı bir olgu değildir.
Rejim, Sermayenin bu krizi aşmak, gelişiminin önündeki engelleri ortadan kaldırmak için başvurduğu Devletin, duruma uygun yeniden yapılandırılmasıdır."
http://www.solplatform.biz/index.php?topic=5571.0

Yıllardır aynı gerekçelerle sol, kendi güçsüzlüğünü örtebilmek için Sistem Partilerinin kuyruğuna takılmış, kendi bağımsız sınıf politikasından uzaklaşmıştır.
Bir zamanlar MC Hükümetleri döneminde de aynı gerekçelerle sol CHP nin kuyruğuna takılmıştı!
Ne oldu dünden bugüne, ne değişti?

Bugüne geldiğimizde işçi ve emekçiler için, ezilenler için farklı daha iyi bir durum mu oluştu, her şey çok güzelmi oldu?
İktidardaki Sınıf o Erki elinde tuttuğu sürece, Kapitalizm'in geldiği bu evrede bırakın iyi olmayı, daha kötü günlere alışmak zorunda kalacağız.

Artık onun bunun kuyruğuna takılmaktan vazgeçip, kurtuluşumuz kendi ellerimizdedir şiarını bilincimize kazıyarak, bugüne kadar anımsamadığımız Bağımsız Sınıf Politikasını yeniden anımsayarak ona sıkı sıkı sarılarak hareket etmeliyiz.

Demireller, Özallar gitti, Erdoğanlar gider yerine, bugün peşine takıldığınız İmamoğlu gelir, ama Sınıfsal İktidar koltuğunda oturan Sınıf hiç Değişmez.

İşte bu Değişmezi Değişir kılacak olan, Bağımsız Sınıf Politikası doğrultusunda İşçi Sınıfı öncülüğünde bizleriz.
Yeterki kendi gücümüze güvenelim!
veda
6
Serbest Kürsü / Mülteci Sorunu
« Son İleti Gönderen: oencel 20 Haziran 2019, 15:37:19 »
Mülteci Sorunu..

Bu gün Dünya Mülteci Günü,(Birleşmiş Milletlerin 2001 de aldığı kararla her yıl 20 Haziran Mülteci Günü olarak etkinlikler düzenliyor) insanlığın en ağır dramları yaşadığı bir sürecin içindeyiz.
İki ayağı üzerine doğrulan bir canlı türünün evriminin bir evresinde el becerileriyle yetilerini artırarak, beyinsel gelişiminde sıçrama yaratarak içinden çıktığı doğaya ve canlı türleri alemine yabancılaşarak doğayla birlikte kendisini de yoketme aşamasına geçmiştir. Özellikle sınıflı topluma geçişle birlikte insanın hem içinden geldiği doğa ve canlı türlerine, hemde kendine yönelik imha hareketleri kapitalist sistemle birlikte daha da yoğunlaşarak yok oluşa doğru gitmektedir. Yeni Pazar paylaşım savaşları, çok kutuplu bu dünyada yeni saflaşmalar eşliğinde bölgesel savaşlar kaşınmakta, Kuzey Afrika Suriye eşiğinde süren çatışmalara ağır silahlanma yarışı başlatılarak daha ağır insanlık dramlarını önünü açacak kapsamlı yeni savaş senaryoları hazırlanmaktadır.
İnsanlığın dramının temelinde sömürü sisteminin yattığı yadsınamaz. Bu gün MÜLTECİ sorunun temelinde emperyalist kapitalist sistemin doymak bilmez kar hırsı yatmakta, bu nedenle yeni pazarlara gereksinim duyarak yeni saldırıları bizzat kendinin hazırladığı “etnik, dinsel, mezhepsel” sorunlar ve sözüm ona “demokrasi” getirme adı altında bölgesel savaşları kaşıyarak ülkeleri ya vekalet savaşlarıyla ya da doğrudan müdahalelerle insanlığa kan kusturmaktadırlar. Mülteci olgusunun temelinde bu talana dayalı savaşlar, yıkımlar var. Kapitalist sistem Afrika, Latin Amerika ve Asya’nın yağmalanmasında kukla iktidarlar aracılığıyla, kimi ülkelerde görece demokrasi makyajına gereksinim duyarken, çıkarlarına aykırı gördüğü ülkelerde de iç çatışmaları kaşıyacak araçları kullanarak kendine yeni sömürü alanları açmaktadır.
Latin Amerika daki mülteci dramıyla Afrika ya da Asya’daki mülteci dramımın temelinde bu kan emici emperyalist kapitalist ülkelerin insanlık dışı politikaları vardır.
ABD sınırlarına dayanan Mültecilerle, Akdeniz ve Ege sularında can çekişen binlerce mültecinin ortak yanı  ABD ve AB irisi emperyalist ülkelerce yağmalanmış, yanmış, yıkılmış ülkelerinden kaçmak zorunda kalmış insanların ortak dramıdır.
Bu emperyalist ülkeler Mültecileri kendi ülkelerinde de yedek ucuz iş gücü olarak kullanmamın yanında, sistemin tüm arızalarını sömürü çarkının kirli, pis yüzünü örtmede, saklamada kullanarak el altından topluma “işsizliğin, düşük ücretin, kültürel yozlaşmanın” nedeni olarak yabancılar hedef tahtasına koyarlar, toplumsal tepki sistem yerine mültecilere yöneltilir.
Yanancı düşmanlığının temelinde el altından pompalanan bizzat devletlerin bu politikaları vardır.
Emperyalist kapitalist sistem içinden çıkamadığı bu ağır kriz koşullarında dahi ciddi bir toplumsal tepkiyle karşılaşmıyor; tersine aşırı sağ, ırkçı partilerin güçlenerek iktidar ya da iktidar alternatifi durumuna geliyorsa bunun temelinde yine bu politikalar ve bu politikalara karşı etkili ve örgütlü bir mücadeleyi ortaya koyamayan sosyalist ya da komünist yapıların olmasıdır.
AB ülkelerinde merkez sağ ve merkez sol çökmüş durumda, ama tüm bunlara rağmen etkili sol bir muhalefetin ortada olmaması, yeşiller türü daha çok sivil toplumcu liberal yapıların güçlenmesine yol açıyor.
Ülkemizde Suriyeli mültecilerin durumu daha ağır olmanın yanında yukarıdaki örneklerinden farkı yoktur. Bizde de KARANLIĞIN kullandığı mülteciler: yakılmış, yıkılmış, talan edilmiş, savaşın mahvettiği parçalanmış, telef olmuş ülkelerin milyonlarının umutsuzluğu var her yanımızda. Siyasi iktidar yeni osmanlıcılık düşü içerisinde emperyalist güçlerle girdiği BOP projesi kapsamında mülteci akınını tetikleyici rol almış , sınırları açarak, fiili müdahalelerle dünyada eşi benzeri olmayan mülteci dramında baş rol oynamıştır.
Bir kesimini geçtiğimiz yıl başında Taksim’de piyasaya sürdüğü IŞİD türü cihatçılar olarak bölgede kullanırken, içerde de paramiliter güç olarak yedekliyor, öte yandan beş milyona yakın sunni kökenli mültecileri dinsel tabanı genişletmekte kullanmaya çalıştığı görülüyor.
Ülkedeki ırkçılığın güçlenmesine zemin oluşturularak, KARANLIĞA karşı mücadelede kafa karıştırarak, toplumsal öfkeyi mülteciler üzerinden ülkemizdeki Suriyelilere yöneltilmektedir.
Ülkemizde mültecilere yaklaşım: onları dışlayıcı değil kapsayıcı olmalı, sistemin acımasız sömürü çarkı içinde en yoğun sömürülen kesim olduğunu; sınıf mücadelesi temelinde yaklaşarak karanlığa karşı mücadelede yanımıza çekmeliyiz. Ülkelerindeki savaşın da, ülkemizdeki yoksulluğun, terk edilmişliğin sebebinin bu karanlık iktidar olduğunun altı çizilerek birlikte mücadelenin önemine vurgu yapmalıyız.
KARANLIĞIN Suriyeli mültecileri dinci söylemlerle uyutup kendi tabanlarını genişletme aracı olmaktan çıkaracak yaklaşım; onları sömürü çarkı içinden çıkararak  sömürene karşı birlikte mücadeleye çekmekle olanaklıdır. Her türlü ötekileştirici a
şağılayıcı, ayrımcı söylemden uzak durarak; emek eksenli, eşitliği, kardeşliği ve barışı baz alan bir yaklaşımla soruna yaklaşmalıyız. Suçlu Suriyeli mülteciler değil, suçlu savaşların, sömürü ve  katliamların baş sorumlusu emperyalist kapitalist sistemdir.
20062019
Ramazan Öncel
 
7
Serbest Kürsü / YENİ BİR ATILIM AMA ESKİYİ TERARLIYARAK DEĞİL!
« Son İleti Gönderen: veda 20 Haziran 2019, 13:26:10 »
Birileri çıkmış, Durum diye bir dergi çevresinde biz TKP yi ayağa kaldıracağız diyorlar.
https://www.facebook.com/notes/durum/yeni-bir-at%C4%B1l%C4%B1m-d%C3%B6nemi-b%C3%B6l%C3%BCm-1-tkp-yeniden-nas%C4%B1l-aya%C4%9Fa-kald%C4%B1r%C4%B1l%C4%B1r/457324358147576/
Hatta o denli iddialı konuşuyorlar ve sanki TKP yi ayağa kaldırmışlarda, eski TKP üyelerine eğer bizim strateji ve taktiklerimizi kabullenirseniz sizlerin üyeliklerinizi yenileriz diyebiliyorlar.
Yani kısacası MÜHÜR BİZDE diyorlar!

Bizde TKP yeniden ayağa kaldırılmalıdır, bunun yoluda Komünistlerin ilkeli Birliğinden geçer diyoruz
TKP'yi yeniden ayağa kaldırmalıyız derken bizim söylemek istediğimiz bu iş eski TKP kadrolarınındır, bu işide ancak onlar kotarabilir mantığının dışında bir söylemdir.

TKP bir Cemaat Örgütlenmesi değildir.
Üstelik TKP kimsenin babasının tapulu malıda değildir.

Eskiden şöyle ya da böyle TKP yönetiminde yer almış kişiler, ya kendileri ya da  birilerine el vererek , bizim dışımızda olmaz mantığı doğrultusunda hareket ederek, biz TKP'yi yeniden ayağa kaldırıyoruz diyemezler.

Bu arkadaşların sık sık dile getirdikleri Likidasyon konusuna gelince;
Doğrudur TKP likide edilmiştir.
Ancak bu Likidasyon çift taraflı bir Likidasyondur.

Bu Likidasyon sürecinde rol oynanayanlardan biride Yaşamın Şaşmaz Pratiği yani HAYATIN KENDİSİDİR.
Yaşamın bizzat kendisi TKP nin o dönem savunduğu sağ oportunist, revizyonist görüşleri, kendi pratiğinde yadsıyarak bu LİKİDASYONA yol açmıştır.

TKP yi bir cemaat örgütlenmesi olarak görenler bu bağlamda TKP yi yeniden ayağa kaldırmaktan bahsederken, ortaya yeni olarak koydukları hiç bir şey yok.

O eskinin sağ oportunist, revizyonist görüşlerini tekrarlamaktan öte bir şey diyemiyorlar.
Hala o dönemde geçerli olan strateji ve taktikler bugünde geçerliymiş.

Neymiş bu strateji ve taktikler?
Ulusal Demokratik Cephe, İleri Demokrasi, Toplumsal İlerleme, Kapitalist Olmayan Kalkınma Yolu.
Tüm bunlar SSCB Bilimler Akademisi tarafından o dönemde "kardeş" partiler için üretilen ve aynı zamanda dikte ettirilen tezler.
Yaşanan gerçeklik tüm bunları yadsımışken bugün için bu tezlerin geçerliliğini savunmak hala birilerinin kış uykusundan uyanmadığının kanıtı olsa gerek.

Bunlar şimdide tutturmuşlar, Demokratik Cumhuriyet diyorlar!
Bu arada bu arkadaşlara sormak gerek DEMOKRASİ nedir?
Hangi Demokrasi anlayışı temelinde, Anti Feodallerle, Demokrat Burjuvalarla( Bir zamanlar ULUSAL BURJUVAZİYDİ, ŞİMDİ DEMOKRAT BURJUVAZİ olmuş) Demokratik Cumhuriyet içerisinde bir arada olacaksınız?

Lenin çok net belirtmiş;
"Bir cumhuriyet nasıl bir maskeye bürünürse bürünsün, ne denli demokratik olursa olsun, eğer o bir burjuva cumhuriyeti ise, eğer o toprak ve fabrikaların özel mülkiyetini koruyorsa ve eğer özel sermaye toplumun tümünü ücret köleliği içinde tutuyorsa, yani eğer bir cumhuriyet, bizim parti programımızda ve Sovyet anayasasında söylenen her şeyi gerçekleştirmiyor ise, o zaman bu devlet, bazı insanların, ötekiler tarafından ezilmesi için bir makinedir."

Hep söylediğimiz, Sınıf Hareketinin bugünkü durumuna baktığımızda karşımıza işçi sınıfının düşünen eli, partisinin yani Komünist Partinin olmadığı çıkmaktadır.
Kendine Komünist Partiyim diyen oluşumlar olsa da onlar bu savlarını kendilerine değil, yığınlara kanıtlamak zorundadırlar.

Ancak o zaman Komünist Parti olma ehliyetini kazanmış olurlar.
Bu partinin de illaki eski TKP kadrolarından oluşması da gerekmiyor.
veda

8
Okuyan TKP si Yerel Seçimlerle ilgili bir haftadan az bir zaman kala TKP olarak Sandığa gitmeyeceğiz diyerek bir karar almış.
Bir kere ortaya konan bu Tavır, farklı siyasi oluşumların Seçimleri BOYKOT kararından çok farklı.

Zaten Okuyan TKP side biz BOYKOT demiyoruz, sadece TKP liler olarak Sandığa gitmeyeceğiz diyorlar.
Biz kimseye Seçimleri BOYKOT edin demiyoruz diyorlar.

Peki ne diyorlar; Bizim için Ekrem İmamoğlu seçilmiş Belediye Başkanıdır bu nedenle 23 Haziranda ki seçimlerin hiç bir HÜKMÜ yoktur diyorlar.
Bu tavır tamda Okuyan TKP sine yakışan, iki arada bir derede, kısaca buram, buram OPORTUNİZM kokan bir tavır.

Oysa BOYKOT diyenler, açıkca tavır koyarak bizler Sermaye Gurupları arasındaki Rant ve Talan kavgasında TARAF değiliz, bizim safımız işçilerin, emekçilerin, mülksüzlerin, ezilenlerin yanındır diyerek aslında kimlerden yana TARAF olduklarını beyan ediyorlar.
Bu nedenle her iki tavrı biribirine karıştırmamamız gerekiyor.

Doğrudur, talimat yoluyla YSK tarafından HUKUKSUZ bir şekilde İPTAL edilen bir seçimin yerine yapılacak olan bu seçimin hiç bir HÜKMÜ yoktur.
Ama bizler Seçimlere katılmama kararımızı salt bununla, bu gerekçeyle sınırlamayız.

Bizim görevimiz aynı zamanda yığınlara, oynanan bu oyunda, bu RANT kavgasında, Sermaye Guruplarının yanında yer almamalarını, bunların biribirinden farklı olmadığını anlatmak ve bu konuda onlara bu Seçimlere katılmama çağrısında bulunmaktır.

"TKP" ilk açıklamasında BOYKOT u CHP ve HDP  den beklediğini, eğer onlar böyle bir karar alırlarsa o karara uyacağını söyleyerek yanlışı orada yapmıştı.
O zamanda bunun yanlışlığını dile getirmiş, Komünistler kendi tavırlarını kendi iradeleri doğrultusunda, düzen partilerinin iradelerine göre  değil, kendi bağımsız devrimci sınıf politikalarının bir gereği olarak ortaya koymalıdır demiştik.

Sormak Gerekir Okuyan TKP sine, sizler "TKP" liler olarak sandığa gitmeyeceksiniz, o zaman bu konuda "TKP" li olmayanlara söyleyecek, onlara çağrıda bulunacak bir söyleminiz yokmu?
Onları kendi kararları ile baş başamı bırakıyorsunuz?
VEDA
9
Serbest Kürsü / SAHİPLENİLENEN CUMHURİYET KİMİN CUMHURİYETİ?
« Son İleti Gönderen: veda 16 Haziran 2019, 23:14:41 »
"Sermaye’nin, AKP eliyle giriştiği rejim değişikliğiyle birlikte 1917 Ekim devriminin yarattığı siyasi iklimin ürünü olan 1923 Cumhuriyeti ortadan kaldırılmıştır."

Bu cümle Gazete Manifestonun Pusula bölümünde "Ezberini Bozan Sol Ezber Bozabilirmi" başlıklı yazıdan.
https://gazetemanifesto.com/2019/pusula-ezberini-unutan-sol-ezber-bozabilir-mi-271552/

Yazının geneline itirazımız yok.
İtirazımız yukarda alıntıladığımız CÜMLEYE!
Ezber Bozmaktan bahsedenlerin  özellikle kendi ezberlerini bozmaları gerekiyor.

İtirazımın ilk noktası 23 Cumhuriyetini, Ekim Devriminin yarattığı iklimin ürünü görmek.
Bir kere Ekim Devrimi bizlerce Çağ Açan Çağ Kapatan Devrim olarak tanımlanır.
Kapanan Çağ, Burjuva Devrimleri çağı, Açılan Çağ ise Proleter Devrimleri Çağıdır.
23 Cumhuriyeti, kapanan Burjuva Devrimleri çağının gecikmiş en son ürünüdür.

17 Ekim Devrimi ile Burjuvazi iktidardan al aşağı edilmiş, işçiler ve yoksul köylüler siyasi erki ele geçirerek kendi sınıf egemenliklerini Proletarya Diktatörlüğünü kurmuşlardır.
23 te ise siyasi erk fiili olmasa bile ideolojik olarak Burjuvazinindir.
İzmir İktisat Kongresi ile de alınan kararlar sunucu Erkin sahibinin Burjuvazi olduğu teyit edilmiştir.

Devletin tüm olanakları kullanılarak, fiili olarakta Burjuva Sınıf yaratılmaya çalışılmıştır.
Özetle 23 Cumhuriyeti BURJUVA CUMHURİYETTİR!

Şimdi soralım; Ekim Devrimi nasıl bir iklim yaratmış ki, bu iklimin bizde ki  ürünü Burjuva Cumhuriyet olmuş.
Hadi Ekim Devrimi bir Burjuva Devrim olsa bunu anlarız ve 23 Cumhuriyeti bunun bizdeki ürünüdür deriz!

17 Ekim de al aşağı edilen sınıf Burjuvazi, 23 te bizde erkin sahibi olmuştur.
Bir Devrimde erkten  al aşağı edilen BURJUVAZİ, sonraki  diğer Devrimde baş tacı ediliyor!
Bu nasıl bir İKLİMİN ÜRÜNÜDÜR, anlamak gerçekten zor!

17 Ekim Devriminin siyasi  ikliminin ürünü olarak savlanan 23 Cumhuriyeti, AKP ye gelene kadar hangi aşamalardan geçmiş bir bakalım mı?
Azınlıklar üzerinde uygulan baskı ve zor, Varlık Vergisi adı altında azınlıklardan zorla alınan, vermeyenlerin sürgüne gönderildiği dönem, Kürt Halkı üzerinde uygulanan ağır baskı, zor ve asimilasyon, Kore'ye asker göndererek Emperyalist ABD'nin  Paralı Askerliğine soyunmak.
Bu Cumhuriyet mi, 17 Ekim Devriminin yarattığı siyasi iklimin ürünü oluyor? 

İtirazımızın ikinci noktasi ise 1923 Cumhuriyetinin ORTADAN KALDIRILMASIDIR.
Kimi YIKILDI der kimi ORTADAN KALDIRILDI der, aslında her ikiside ÖZ olarak aynıdır.
Oysa ortada ne YIKILAN ne de ORTADAN KALDIRILAN CUMHURİYET vardır.

23 Cumhuriyeti, İkinci Cumhuriyet, kimilerince bugün geldiğimiz Üçüncü Cumhuriyet, hepsi ÖZ olarak BURJUVA CUMHURİYETTİR.
Olan sadece, Sermayenin kendini yenilediği birikim evrelerine uygun olarak ÖZ de bir değişiklik olmadan, Cumhuriyetlerin yeniden yapılandırılmasıdır.

Bir olguyu YIKMAK ya da ORTADAN KALDIRMAK onun ÖZÜNÜ teşkil eden ÖZNE ile ilişkili bir durumdur.
İşçi Sınıfı siyasi erki ele geçirdiğinde, kendi sınıf egemenliğini kurduğunda, işte o zaman biz Burjuva Cumhuriyetleri YIKTIK ya da ORTADAN KALDIRDIK diyebiliriz.
Çünkü biz o Cumhuriyetlerin ÖZNESİNİN elinden SİYASİ ERKİ almış, onu ERKTEN  AL AŞAĞI etmişizdir.
veda
10
İşçi Sınıfı / İŞÇİ SINIFI TOPLUMDA TEK DEVRİMCİ SINIFTIR!
« Son İleti Gönderen: veda 16 Haziran 2019, 14:45:10 »
"Radikal demokrasi savunucuları, sivil toplumcular, yeni toplumsal hareketler ve kimlik siyasetini benimseyen kesimlerin politik yaklaşımlarında “sınıftan kaçış” belirleyici bir yandır. Bu kesimler için, sınıf çelişkileri toplumun temel ayrım noktası değildir. Bu tarzlarıyla siyaset ile sınıf ve sınıf mücadeleleri arasındaki bağın koparılmasına hizmet etmektedirler.

Öte yandan, işçi sınıfını sadece kol emeği ile çalışan sanayi işçisinden ya da üretken emekten ibaret gören yaklaşımlar da vardır. İşçi sınıfı bu kadar dar anlamda tanımlanınca, arkasından; işçi sınıfının gerilediği ve artık toplumsal dönüşümün öznesi olabilecek gücü kalmadığı, toplumun diğer muhalif kesimleriyle birlikte hareket etmesi gerektiği gibi tezlerin dillendirilmesi kaçınılmazdır.

Marksistler bakımından konu nettir; toplumların tarihi sınıflar mücadelesinin tarihidir; emek sömürüsünü ve sınıfları kendisiyle birlikte ortadan kaldırabilecek tek güç işçi sınıfıdır.

Ve işçi sınıfı, ancak üretim araçları karşısındaki konumu ve ilişkisi üzerinden tanımlanabilir. Bizler açısından, üretim araçlarından yoksun olan, kendisinin ve ailesinin hayatta kalabilmesi için emek-gücünü kapitalistlere satmak zorunda kalan ve üretim sürecinde kolektif emeğin işlevlerini yerine getiren her insan; hangi sektörde çalışırsa çalışsın ya da işsiz bile olsa, işçi sınıfının bir unsurudur."


Yukardaki alıntılar Gazete Manifestonun Pusula Bölümünde "2020’ye yaklaşırken Türkiye İşçi Sınıfı: Nicel varlığı ve yapısı " başlıklı yazıdan.
https://gazetemanifesto.com/2019/pusula-2020ye-yaklasirken-turkiye-isci-sinifi-nicel-varligi-ve-yapisi-271554/

Öncelikle yazan arkadaşı kutlarız.
Son derece önemli ve gerçekten sol içerisinde turnusol kağıdı görevi görmesi gereken saptamalarda bulunmuş.

Bugün İşçi Sınıfı artık özne konumunu yitirmiştir diyen, işçi sınıfı yerine başka dinamikleri işçi sınıfı yerine koyan  Sınıf Kaçıkınları, Elveda Proletaryacılar ortalıkta cirit atmaktadırlar.

Varlığı sömürüye dayanan, bu sömürüyüde canlı emekten yani ücretli emekten, işçi sınıfının artı değerini gasp ederek elde eden, gasp ettiği bu değeride pazarda yine işçi sınıfının ve emekçilerin realize etmesiyle Sermayesine katan Sermaye Düzeni Kapitalizmi ortadan kaldıracak tek DEVRİMCİ güç, onu maddi olarak var eden İŞÇİ SINIFIDIR.
O nedenle İşçi Sınıfı karşıtını ortadan kaldırarak, kendi sınıfsal varlığınıda ortadan kaldırma politik öznelliğine sahip tek SINIFTIR.

İşçi Sınıfının bugün salt sanayi proletaryasından ibaret olmadığı bir gerçektir.
İşçi Sınıfının bu bağlamda kapsamının genişlediği, farklı toplumsal kesimlerin, üretim araçlarından yoksun, kendi geçimini emek gücünü kiralayarak sağlayan, mavi yakalı, beyaz yakalı, üretken, üretken olmayan emek, zihinsel emek harcayan,  kişilerin tümünün  PROLETARYA kapsamına girdiği de bugünün gerçeğidir.

Bu kapsama bu gün yedek iş gücü olma pozisyonunda  işsizleri, işçinin emek gücünün hazırlanmasında emek harcayan ev kadınlarınıda dahil edebiliriz.
Demek ki işçi sınıfı ortadan yok olmamış tam tersine diğer toplumsal kesimlerde bünyesine katılarak kapsamı genişlemiştir.

Toplumsal kalkışmanın ÖZNESİ, Toplumsal Özne İŞÇİ SINIFIDIR.
İşçi Sınıfının ÖNCÜSÜ ise onun düşünen eli PARTİSİDİR.
veda
Sayfa: [1] 2 3 ... 10