Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Serbest Kürsü / KOMÜNİSTLER NE DEMELİ!
« Son İleti Gönderen: veda 20 Ağustos 2018, 13:07:36 »
TKH bir video yayınlamış.
"Komünistler Diyor ki : Hangi Cumhuriyet" başlıklı bu videoda Kurtuluş Kılçer konuşmuş.

Konuşmasının başında Sistem ve Rejim üzerine söylediklerinde , değişenin Rejim olduğu oysa Sistemin değişmediği gibi son derece doğru saptamalar yer alsa da, gerek 1923 Cumhuriyetini nasıl gördüğünü gerekse   geçirdiği evreleri anlatırken bize göre çok vahim hatalar yapmış.

Özellikle 1923 Cumhuriyeti ve sonrası Cumhuriyetin ,sermayenin kendini yenilediği birikim evrelerine uygun kendini yeniden yapılandırmasını  ,Cumhuriyetin yıkımı olarak nitelemiş.

Baştan beri tekrarladığımız ortada yıkılan bir Cumhuriyet yok, Sermayenin geldiği bu evreye uygun yeniden yapılandırılan bir Cumhuriyet var.
Bir Egemenlik Biçimi olan Cumhuriyeti sınıfsal bağlamından soyutlarsanız, onu YIKILMIŞ olarak görürsünüz.

En büyük yanlış ise 1917 de Ekim Devrimi sonrası kurulan Sosyalist Cumhuriyetin yıkılması ile 1923 te kurulan Burjuva Cumhuriyetin bugün geldiği durumu yıkılma olarak niteliyerek,iki farklı sınıfa ait iki farklı Cumhuriyeti aynı karede göstermek istemiş.

Özellikle de 1917 Ekim Devrimi sonrasını  Sosyalist Cumhuriyet olarak nitelerken bir türlü 1923 Cumhuriyetine Kapitalist Cumhuriyet,Burjuva bir Cumhuriyet diyememiş.

Tabi sormak gerek Kurtuluş Kılçer’e eğer Cumhuriyet bir yönetim biçimi ise, madem Komünistler için yönetim biçimleri aynı zamanda sınıf egemenlikleri ise ve 1917 de olan Sosyalist bir Cumhuriyet ise 1923 de kurulan nedir?
Bu Cumhuriyeti sınıfsal bağlamından kopartarak, Türkiye Cumhuriyeti ya da Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet diye açıklayamazsınız!

Bize göre 1923 Burjuvazinin ideolojik öncülüğünde gerçekleşen bir Burjuva Devrimdir.
Dolayısıyla da kurulan Cumhuriyet BURJUVA CUMHURİYETTİR.

Yanlışlar bununla da bitmiyor!
Hala Tek Kutuplu Bir Dünya saptaması üzerinden siyasetlerini yürütüyorlar.
Oysa birkaç kutuplu Emperyalist bir dünyada yaşıyoruz.

Eğer Dünya tek kutuplu bir dünya  olsaydı, sistemin özünde var olan rekabet ve bunun doğurduğu çatışma olmasaydı, Kautsky’nin ULTRA EMPERYALİZM teorisi doğru çıkar, Emperyalist Sistem tam bir bütünlük içersinde , çatışmadan ve savaşlardan uzak yoluna devam ederdi.

Hemen hergün Emperyal Blokların oluşturduğu kutupların dünya üzerinde hegemonya paylaşım savaşlarına şahit oluyoruz.
Özellikle Ortadoğuda yaşananlar bizlere bu gerçeği gösteriyor.
Türk Sermaye Devletinin bu Emperyal Bloklar arasında ki SÖRFÜNÜ başka türlü açıklamak olası değil.

Sonuç olarak geldiğimiz bugünkü evrede artık TKH li arkadaşlar geçmişi RESMİ TARİH üzerinden okumaktan vazgeçecekler.
veda

2
Makaleler / ÜLKEDE VE DÜNYADA GENEL DURUM, KOMÜNİSTLER!
« Son İleti Gönderen: veda 19 Ağustos 2018, 18:06:10 »
İşçi Sınıfının bir avuç sendika bürokratının eline terk edilmesi, sınıfın üretimden gelen gücünü kullanabilme olasılığının ortadan kalkması, kısaca sınıf hareketinin yerlerde sürünmesi buna karşın egemenlerin ekonomik bir kriz içersinde debelenirken,yığınları açlık sınırında yaşamaya mahkum ederken, ekonomik ve siyasal olarak yönetememe durumu ile karşı karşıya iken, buna karşın etki,tepki diyalektiği sonucu bu duruma karşı  yığınlarda biriken öfke ve hoşnutsuzluk, toplumsal antagonizma olarakta tanımlayacağımız bu durumu, sınıfsal antagonizmanın önüne koymuştur.

Sınıfsal olandaki bu durgunluğa karşın tam tersine toplumsal olanda ki bu hareketlilik aslında önümüzde duran en önemli ve çözülmesi gereken bir çelişkidir.

Çünkü Toplumsal Hareketliliğin bunca ivme kazanmasına karşın ona öncülük edecek işçi sınıfının hareketliliğinin  ne yazık ki çok gerilerden gelmesi, toplumsal hareketliliğin kendiliğindenliğine yol açmakta ve bu hareketlilik saman alevi gibi zaman zaman parlasa da bir süre sonra sönümlenmektedir.
Gezi Olaylarını, bu direnişin gelişimini ve bir süre sonra sönümlenmek zorunda kalmasını örnek olarak verebiliriz.

Diğer taraftan toplumsal hareketliliğe öncülük edecek işçi sınıfı da , bugünkü verili koşullarda, NESNEL olarak kendine öncülük edecek öncü müfrezesinden, partisinden,Komünist Partiden yoksundur.

Burada ki NESNEL  olarak tan neyi kast ettiğimizi açmak zorundayız.
Bugün ülkede kendini işçi sınıfının öncü müfrezesi ,partisi olarak gören siyasal oluşumlar  vardır.
Ancak bu durum bu siyasal oluşumların  öznel niyetlerinin dışa vurumundan öte bir anlam içermemektedir.

Eğer NESNEL olarak işçi sınıfının öncü müfrezesi,partisi yok diyorsak bunu bize söyleten, niyetten bağımsız, bu ülkede sınıf hareketinin ve işçi sınıfının içersinde bulunduğu durumdur.

xxxxxxxxxx

Yerelden, dünyasal boyuta geçtiğimizde burada da işler hiç iç acıcı değildir.
Nedir iç açıcı olmayan ; özellikle kapitalizmin tarihsel sınırına gelip dayanmış olması,ekonomik ve siyasal olarak artık kendini yeniden üretememe noktasına gelmesi, tüm dünya da ki nesnelliğin bir başka dünyanın mümkün olduğu gerçeğini bize dayatmasına karşın bu nesnelliğe müdahil olacak öznellikten( Enternasyonal Örgütlenme) yoksun olmamızdır.

Enternasyonal Örgütlenme derken, yılda bir veya iki kez dünyada ki  “komünist” partilerinin bir araya gelerek yaptıkları toplantılardan bahsetmiyoruz.

Bu Komünist Partilerin içersinde artık Emperyalist olduğu tartşılmaz olan Çin’in başında, kapılarını işçi sınıfının  sınıf düşmanlarına,Kapitalistlere açarak, SINIF UZLAŞMACILIĞINI,SINIF İŞBİRLİĞİNİ savunan Çin “Komünist” Partisinin olması da, bu “Enternasyonalin” nasıl bir KOMEDİ olduğunu bizlere göstermektedir. 

ENTERNASYONAL, Lenin’in kurucusu olduğu III Enternasyonal Tüzüğünde yer aldığı gibi,Tüm Ülkelerin İşçilerinin Ortak Etkinliğini düzenleyen ve yerel programların üzerinde uluslararası mali oligarşinin strateji ve taktiklerine karşı bir programa sahip  bir yapılanmadır.
Ve amacıda tüzüğünde belirtildiği gibi;

“Yeni Uluslararası İşçi Birliği, değişik ülkelerin proleterlerinin, kapitalizmi yıkma, proletarya diktatörlüğünü ve sınıfların tümden ortadan kaldırılmasına ve komünist toplumun ilk evresi olan sosyalizmin gerçekleştirilmesine yönelecek bir uluslararası Sovyetler Cumhuriyetini kurma hedefiyle girişecekleri ortak eylemleri örgütlemek için kurulmuştur.”(Komünist Enternasyonal Tüzüğü”, III. Enternasyonal Belgeleri, Belge Yay., Ekim 1979, s.25.)

Tüm bunların ortaya koyduğu gerçek, gerçekten Komünistler’in işlerinin çok zor olduğudur.
Üstelik artık Komünistler’in dünya "Ya Barbarlık Ya Sosyalizm" ikilemi ile karşı karşıyayken ,hata yapma lüksleri kalmamıştır.
Önümüzde akıp giden yaşam Komünistler’in önüne çok yönlü, hem yerelde hemde dünyasal olarak mutlak yerine getirilmesi gereken görevler koymuştur.
veda
3
Serbest Kürsü / LİBERAL VE ULUSALCI SİYASETLER, "DEMOKRASİ" VE YURTSEVERLİK!
« Son İleti Gönderen: veda 18 Ağustos 2018, 17:34:46 »
Ülkenin içersinde bulunduğu durum, bu durumdan kurtuluşun ne olduğu ve bu konularda neler yapılması gerektiği konusunda ülkedeki Sosyalist Güçler üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri söylüyorlar.

Ne yapmalı konusunda bir ortaklık sağlansa da Nasıl Yapmalı konusunda arada bir takım farklılıklar olduğu görülüyor.
Ve bugüne değin de, yukarıdaki sorulara verilen yanıtlar hep sözde kalıyor bir türlü pratiğe yansımıyor.
Böyle olunca da, pratiğe yansımayıp  sözde kaldığı için, söyleyenlerin yüreğini soğutmaktan öte bir işe yaramıyor, hamasete dönüşüyor.

Üstelik açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan ülkenin çoğunluğunu oluşturan emekçi kesimlerin, soruların yanıtları pratiğe yansımadığı için bu söylenenlerden ve soruların yanıtlarının ne olduğundan haberleri bile yok.

Sınıf hareketinin bugünkü seviyesi bu saptamalarımızın ne denli doğru olduğunu bizlere göstermektedir!
Siyaset Liberal ve Ulusalcı kesimlerin hegamonyasından kurtulmadıkçada bu böyle sürüp gidecektir.

Birileri kuyrukçu temelde, sınıfsal bağlamından kopartılmış, içi boşaltılmış  demokrasi sözcüğü üzerinden siyasetlerini yürüterek yığınları bu içi boş demokrasi hayalleriyle avutuyor.

Diğerleri çarpık Anti Emperyalizm tanımları doğrultusunda sanki Emperyalizme karşı mücadele, ülkedeki egemen burjuvaziye karşı mücadeleden bağımsızmış gibi yeniden işçi sınıfının bilincini bulandırmak için damarlarına zerk edilen YURTSEVERLİK mikrobunu, adını Emekçi Yurtseverliği koyarak, sanki başına Emekçi sıfatı getirilince YURTSEVERLİK nitelik değiştirecekmiş gibi servis ediyor.

Özellikle de ABD ile  yaşanan son kriz sonrası bu servisin hız kazandığını görüyoruz.
Öyle ki Okuyan TKP ‘nin haber portalı sol.org da Erhan Nalçacı, Emperyalizme karşı mücadelenin karşısına “işçi sınıfı” Yurtseverliği ve Enternasyonalizmini çıkartarak biribirine zıt biribirine aykırı iki kavramı  yan yana getirebiliyor.

Oysa Yurtseverlikle,Enternasyonalizmin neden bir araya gelemiyeceğini Lenin Komün Dersleri adlı makalesinde çok net ortaya koyuyor.
Lenin'in bu makalesi bugünlerde yine popularitesini devam ettiren YURTSEVERLİK konusunda,hala YURTSEVER olunmadan,Enternasyonalist olunamaz diyenlere,Yurtseverlikle,Enternasyonalizm biribirini tamamlar diyenlere bir KAPAKTIR.

"1848 Devrimini sona erdiren coup d'etat'dan sonra Fransa onsekiz yıl süreyle Napoleon'un boyunduruğu altında kaldı. (sayfa 103) Bu rejim ülkeye yalnız iktisadi yıkım değil, ulusal utanç da getirdi. Eski rejime karşı ayaklanmada, işçi sınıfı biri ulusal, öteki sınıf niteliği taşıyan iki ödev yüklendi; Fransa'yı Alman işgalinden kurtarmak; işçilerin kapitalizmden, sosyalist kurtuluşu. Bu iki ödevin birleşmesi Komün'ün kendine özgü niteliğini meydana getirir.
Burjuva sınıfı bir "ulusal savunma hükümeti" kurdu ve işçi sınıfı ulusal bağımsızlık için bunun önderliğinde çarpışmak zorunda kaldı. Gerçekte bu, Paris işçileriyle savaşmayı ödev sayan bir "ulusal ihanet" hükümetiydi. Ama, yurtseverlik hayalleriyle körleşen işçiler bunu göremediler. Yurtseverlik ülküsünün kökleri onsekizinci yüzyılın Büyük Devrimindeydi; Komün'ün, sosyalistlerinin kafalarını da etkiledi; sözgelimi, su götürmez bir devrimci ve ateşli bir sosyalizm taraftarı olan Blanqui, gazetesi için şu burjuva narasından daha iyi bir başlık bulamıyordu: "Ülke tehlikededir!"

"Birbirine karşıt ödevleri -yurtseverlikle sosyalizmi- birleştirmek, Fransız sosyalistlerinin en büyük yanlışıydı. 1870 Eylülünde yayınlanan Enternasyonal'in Manifesto'sunda Marks, sahte bir ulusal ülküyle yoldan saptırılmamaları konusunda, Fransız işçilerini uyardı; Büyük Devrimden bu yana derin değişiklikler olmuştu, sınıf düşmanlıkları keskinleşmişti, o zamanlar Avrupa gericiliğine karşı savaş bütün devrimci ulusu birleştirmişti, ama artık işçi sınıfı çıkarını, kendine düşman öteki sınıfların çıkarlarıyla, birleştiremezdi; ulusal utancın sorumluluğunu burjuva sınıfı taşımalıydı; işçi sınıfının ödevi, burjuva sınıfının boyunduruğundan, emeğin sosyalist kurtuluşu için çarpışmaktı. "(Lenin-Komün Dersleri)

veda
4
Serbest Kürsü / Ynt: YİNE ERKAN BAŞ VE BARIŞ ATAY KONUSU!
« Son İleti Gönderen: Antares 16 Ağustos 2018, 01:07:39 »
      Şimdi burada çok soru var. Esasen son 20 yıl içerisinde - gelişen dinamiklerin tezahürü mü desek yoksa sınıftan bağımsız yapılan politikaların mutlak sonucu olarak mı görsek bilemiyorum - sebep her ne olursa olsun , sonuç ortada : Kürt hareketi kendisini sosyalistlerin ''abisi''  olarak ilan etti. Bunun belirtileri zaten son 15 - 20 yıldır hissediliyordu. Ve pek tabi ki sosyalistlerin Kürt Hareketi nin siyasi öznesini uygun bir hareket alanı olarak görmesi , ilk başta ne kadar meşru ve doğru gibi görünse de , sınıfsal temele dayanmaması sonucu her daim savrulmaya hazır ve kaygan bu zeminde siyaset yapması yanlıştı , saçmaydı. Belli başlı epik kalkışmalar dışında ( rojava komünleri , kobane  gibi) ne bir sınıfsal dayanağı ne de burjuva cumhuriyete herhangi bir sınıfsal tehdit oluşturmayan kürt hareketi sosyalist solu ehlileştirdi. Kapitalizmin sınırları içerisine çekti.

    Burjuva siyaseti artık üç temel ayaktan oluşur oldu : İktidardaki muhafazakar liberal islami hareket , muhalefetteki ulusal kemalist hareket ve tüm radikalleri içinde barındıran ehlileştirilmiş bir kürt hareketi. Sosyalist sol ikiye ayrıldı. Bir taraf yurtseverlik vatanerverlik ve anti emperyalizm diye diye chp ye saplandı ve düzen içine geçti. Diğer kesim ise enternasyonalizm ve ''ulusların kendi kaderini tayin etme hakkı'' bahanesi ile kürt hareketine entegre oldu. Ve sosyalizm ortada kaldı. Unutuldu. Unutturuldu. Artık siyaset dünyamız üç şıktan ibaret : itiraz etmeyin ve seçin birini. Bize söylenen bu. Ne diyeyim emeği geçen herkesin allah belasını versin. Canınız cehenneme.



5
Makaleler / YIKMAK VE KURMAK ARASINDAKİ İLİŞKİDE EMEĞİN ROLÜ!
« Son İleti Gönderen: veda 16 Ağustos 2018, 00:08:24 »
Sermaye sınıf mücadelesi çerçevesinde, sınıflar arasın da var olan toplumsal ilişkinin adıdır.
Sermaye kapitalist toplumda, burjuva sınıf ile işçi sınıfı arasında ki sınıf mücadelesini ortaya çıkaran toplumsal ilişkinin ifadesidir.
Kapitalizmi, onun işleyiş yasalarını ve sınıf mücadelesini anlamanın en iyi yolu, Metayı anlamaktan geçer.

Sermaye, üretim ilişkilerinin özel mülkiyetini kullanarak emeği tahakkümü altına alır.
Bu olan, insanları bedenen özgürleştiren burjuvazinin onları aslın da birer köle durumuna sokmasıdır.

İnsanlar yaşamak için, temel gereksinmelerini karşılamak için, çalışmak zorundadırlar.
İşte burjuvazi bu insanları, yaşamlarını sürdürebilmeleri için çalışmaya zorunlu bırakarak, üretim araçlarının özel mülkiyetini kullanarak bu yolla onları egemenliği altına alır.
İnsan emeği bu aşama da, artık sermaye tarafından metalaştırılmış, yabancılaştırılmış, ücretli emek haline gelmiştir.

Sermaye bu yolla ancak kendisini olumlayabilir.
Sermayenin içersin de emek gücü de vardır.
Sermaye içersin de var olan emek gücü, meta biçimi haline geldiğinden bu emeğin ürettiği değer, emeği egemenliği altına alır.

İşte Yabancılaşmış Emek budur!
İşçi Sınıfı sermayenin içersin de bu biçim de var olduğun da,emek gücü olarak tanımlanır.

İşçi Sınıfı emek gücü olarak, sermayenin için de yer aldığı biçimine karşı mücadele etmediği sürece, gerçek işçi sınıfı olmaz.
Hani hep diyoruz ya, toplum da kendi sınıf karşıtını yok ederek kendi sınıf varlığını da yok etme politikliğine sahip tek sınıf işçi sınıfıdır diye.

İşte bu söylemimizin temel mantığı,yukardaki açıkladıklarımızdır.
İşçi Sınıfının toplumda ki diğer sınıfların aksine çıkarları, varlığını sürdürmesi değil ,kendi varlığına son vermesidir.

Sınıf mücadelesi içersinde, bu mücadelede hem yıkıcı hemde kurucu rol oynayan emeğin önündeki stratejinin ne olacağını anlayabilmek için Marks'ın doğru okunması gerekir.
Lenin ve Kautsky bu okumanın ve bu okuma sonucu ortaya çıkan politik öznelliğin iki farklı tarafıdır.

Emperyalistler arası rekabeti görmezden gelen, bu rekabetin yol açtığı krizleri ve savaşları yok sayan Kautsky, Emeğin yıkıcı rolünü yok sayarak ona kurucu bir misyon biçer.

Kautsky 'e göre Sosyalizme geçiş, devleti reformlar yoluyla demokratikleştirerek, barışçıl biçim de olacaktır.
Bu demokratikleştirme de emek kurucu rol oynayacaktır.
Görüldüğü üzeri, emeğin yıkıcı rolü yok sayılmakta, Marksizm kendi canlı devrimci ruhundan arındırılmaktadır.

Oysa Lenin Tekeller arası rekabetin önemine vurgu yaparak, bunun krizlere ve savaşlara yol açacağını ortaya koyar.
Bu rekabetin ortaya çıkaracağı krizlerden ve bu krizlerin ortaya koyacağı çatışmalardan , sınıf mücadelesi temelinde devrimci bir vazife çıkartır.
Bu anlam da Lenin için emek, hem yıkıcı,hem de kurucu öznedir.

Yıkmak bu tarihsel süreçte bir moment anını ifade eder.
Oysa kurmak bu tarihsel sürecin sona ermesiyle son bulur, çok uzun bir tarihsel döneme tekabül eder.
Daha da basitleştirirsek YIKMAK, kabaca POLİTİK DEVRİMİ, KURMAK  ise Toplumsal Devrimi.

Politik devrimin Toplumsal Devrime içkin bir kavram olması nedeniyle ,kurabilmek için öncelikle yıkmak gerekir.
Ekim Devrimi, işçi sınıfının yıkıcı misyonunu yerine getirmesinin en somut örneğidir.

veda
6
Makaleler / EŞKİYALAR SAVAŞI!
« Son İleti Gönderen: veda 14 Ağustos 2018, 19:30:49 »
Eşkıya, bir türlü dünyaya hükümdar olamadı, bir türlü dünya üzerinde hükümranlığını ilan edemedi  gün geçtikçe de gerilemekte ve gücünü gittikçe yitirmekte.

Kim mi bu EŞKİYA?
Tabi ki Dünyanın En Tehlikeli  TERÖRİST DEVLETİ ABD

Bir zamanlar bu eşkıyanın yanında duranlar,ona partnerlik yapanlar, Ortadoğuyu işgal planında ( Irak, Libya ve Suriye), ona destek olanlar bile artık onun yanında değil.

Belki İngiltere birazda Suudi Arabistan ve birkaç Arap Emirliği, tabi birde İSRAİL kaldı yanında.
Sistemin doğal yapısından kaynaklı rekabet ve bu rekabetin yol açtığı çatışma sistemde, sistem içersindeki Emperyal Bloklarda çatlamalara yol açtı.
Almanya artık tek başına Avrupada bir hegamon güç olma yolunda.

Pazarın giderek tek bir dünya pazarına doğru evrilmesi, sermayenin çoktan ulusal sınırları aşıp,uluslararası nitelik kazanması,sistemin tepesindeki bir Emperyal  gücün  sistem içersindeki ülkelerden birine yapacağı  EKONOMİK bir müdahalenin, bu ülke içersinde milli olmayan uluslararası tekellere de zararının dokunması nedeniyle  tüm sistem ülkelerini olumsuz etkileyeceği gerçeği, bloklaşmada ki çatlamaların bir diğer nedeni.

Türkiyede ki son kur artışından olumsuz etkileneceklerin başında gelecek olanlar bir taraftan Bankalar ,diğer taraftan ülkenin dışardan aldığı borçları veren YABANCI  bankalar.

Ülke içersindeki bankalara baktığınızda  da zaten çoğu ya yabancıların  ya da hisselerinin yarıya yakını yabancıların elinde.
Ülkede milli olarak hiçbir şey kalmadığı için, boş yere MİLLİ ÇIĞLIKLAR atmak halkı kandırmaktan öte bir işe yaramıyor.
Emperyalist Sistem içersinde, MİLLİLİK diye bir şey söz konusu olamaz!

Emperyalist Sistemde kartlar yeniden karılmaya,saflar yeniden belirlenmeye başladı.
Eşkiya artık dünya da yalnız değil!

Hükümranlık yarışında başka EŞKİYALAR ortaya çıktı!
Diğer eşkıyaların hedefi,  ABD’nin gücünü ve hegamonyasını yitirmesinden doğan boşluğu doldurabilmek.

Ve Eşkiyalar Savaşı ,yeni Eşkiyaların da katılımıyla çok başlıklı,çok yönlü olarak Hegemonya Paylaşım Savaşı  bağlamında tüm dünyada sürüyor.
veda
7
Serbest Kürsü / BİR KEZ DAHA ÇİN ÜZERİNE!
« Son İleti Gönderen: veda 12 Ağustos 2018, 15:17:04 »
Türkiye solunda uzun süredir Emperyalizm tanımına bağlı olarak,farklı kesimlerde Rusya ve Çin’in Emperyalist Ülkeler olup,olmadığı tartşılmaktadır.

Özellikle Ortadoğuda yaşananlar ve son ABD ile “yaşanan” Rahip krizi sonrası , Sermaye Devletinin ABD ye fazla üzerimize gelme,aksi takdirde yeni ittifak arayışları içersine gireriz söylemi, Sermaye Devletinin başını ABD nin çektiği Emperyal Blok ile başını Çin ve Rusya’nın çektiği Emperyal Blok arasındaki çelişkiden kendi Emperyal Emelleri için yararlandığını ve her iki Emperyal Blok arasında ki SÖRFÜNE daha bir süre devam edeceğini bizlere göstermektedir.

Ancak hala ülke solu bir türlü bu konu da,Rusya ve Çin’in Emperyalist olup olmadığı konusunda bir karar verememiştir.
Kimi “sol” Rusya ve Çin’i  ABD ye karşı KURTARICI olarak görürken, kimi de ne kurtarıcı, nede Emperyalist diyerek tam bir kafa karışıklığı içersinde olduğu görülmektedir. 

Tabi bu görüşler, Emperyalizm tanımından ve ona atfedilen özelliklerin yorumundan bağımsız değildir.
Rusya’yı bir başka yazı konusu yaparak, biz bu yazımızda Çin konusuna ve Çin’in Emperyalist olup olmadığı konusuna  değineceğiz.

Çin'de Komünist Parti'nin 19. Ulusal Kongre'si yapıldı.
Devlet Başkanı  Xi Jinping, ülkeyi 'modern sosyalist yapacak' 14 maddelik bir prensipler listesi açıkladı.

Öncelikle, Çin’in sosyalizmle, başındaki partinin adının Komünist olması dışında,uzaktan ve  yakından hiçbir ilgisi ve alakası kalmamıştır.
Tabi salt Çin’in değil,”ÇKP” nin de yakın-uzak,komünist kimliğiyle bir ilgisi yoktur.

O çoktan sınıf partisi olma hüviyetinden vazgeçmiş, üstelik karşı sınıfı,burjuvaziyi ideolojik,siyasal ve ekonomik olarak ortadan kaldırmak gibi bir görevi varken,Komünist Partisi’nin kapılarını aldığı kongre kararı ile sonuna kadar bu karşıt sınıfa, burjuvaziye açarak, kendi SINIF kimliğini, KOMÜNİST kimliğini çoktan İNKAR etmiştir.

Bir ülkenin, sosyalist olup olmadığının göstergesi, o ülkedeki üretim biçim ve ilişkilerine ve bu ilişkileri belirleyen üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete bağlıdır.
Bugün ,Çin' de kapitalist üretim ilişkileri ve buna bağlı olarak da üretim araçları üzerinde özel mülkiyet söz konusudur.

“Komünist” Partisinin,işçi iktidarının olduğu yalanı ile çalışanlar üzerinde çok yoğun bir sömürü mekanizması söz konusudur.
Üstelik çalışanlar,nasılsa iktidar sizlerin denerek,en ufak bir hak arayışından yoksun bırakılmıştır.

Bu özelliğinden dolayı Çin,dış Sermaye Gurupları için,yatırım yapılacak en ideal ülke konumundadır.
Zaten sanayinin yarısından fazlası,yabancı sermayenin elindedir.

Tüm bunların yanında ,Çin’in bir diğer özelliği de dünyada süregelen Emperyal Bloklar arası paylaşım savaşının taraflarından birinin içersinde aktif olarak yer almasıdır.
Siyaseten, Çin binlerce mil uzaklıktaki Ortadoğu'ya müdahil olmak için Akdeniz'e Deniz Kuvvetlerinden filolar gönderebilmektedir.

Ekonomik olarak ise Çin,  finans kurumları aracılığıyla, ya da sanayi taşımacılığı ile Sermaye İhracın da bulunmaktadır.
Yurt dışından banka satın alarak(Tekstil Bank) ya da kendi bankası ICBC aracılığıyla yurt dışındaki ülkelere belli vadelerde krediler vermektedir.

2017 yılında Türkiye Varlık  Fonu, Çin Bankası ICBC dahil uluslararası  bankalarla kredi kullanımı için görüşmeler yapmış ve  TVF ,ICBC den  10 yıl vadeli 5 milyar dolar kredi talep etmiştir.
Daha yeni Maliye ve Hazine Bakanı,  Çin’den 3.6 milyar dolar KREDİ alındığını duyurmuştur.

Şimdi diyeceksiniz ki, bu haberlerin  neresi orijinal,ya da haber değeri var.
Her gün, uluslar arası finans piyasasında süregelen  olağan işler bunlar.

Bizim için bu haberin önemi ;Çin’in, bankası ICBC aracılığıyla  bir başka ülkeye ,SERMEYE İHRAÇ etmesidir!
Sermaye İhracı iki yolla yapılır.
Bunların birincisi SANAYİ TAŞIMACILIĞI ile , diğeri ise FİNANS KURUMLARI aracılığı ile yapılandır.

Lenin, Emperyalizm’in 5 temel özelliğini tanımlarken ,en önemli özelliğin , onu serbest rekabetçi dönemden ayıran özelliğin  SERMAYE İHRACI olduğunu söyler.

Çin'in ,Afrika kıtasına da el attığının altı kalınca çizilmelidir; Kenya, Somali, Sudan, Güney Afrika, Nijerya gibi ülkeleri ABD yetmez bir de ben sömüreyim diyerek, en büyük petrol şirketi CNPC ile Sudan'ı mesken edinmiş ,milyarlarca dolarlık yatırımlar yapmıştır.

Güney Afrika ile birlikte , Nijerya'daki ortak petrol üretimi 200 bin varil civarında olup  Afrika'daki en büyük ticari ortaklıklardan biri olarak  Afrikalı burjuvalara, daha fazla avantaj sağlayacak politikalar izlemektedir.

Afrika , Çin için adeta maden yatağıdır; Afrika'nın 34 ülkesinde ilaç ve tekstil fabrikalarının yanında bu ülkelerde maden ve elektrik üretiminde de büyük yatırımları vardır. Sömürüde ipi göğüslemek adına bu ülkelere çok uygun şartlarda ,oldukça uzun vadelerde kredi musluklarını sonuna dek açarak sömürüyü katlamakta olup söz konusu ülkelerin büyük çoğunluğunda da Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları ile balın üstüne kaymak sürmektedir; çünkü bu kıtada bine yakın şirketi ve bir milyonu geçmiş Çin'li işçi bulunmaktadır.

İlaveten;   Sudan, Zimbabve, Nijerya, Kongo ile de askeri iş birliği bulunmakta olup çatışmaların sürdüğü bölgelere ciddi silah satışları yaparken sadece ekonomik değil ,askeri anlamda da yöntemler uygulamaktadır .

Tüm bu olanlar, artık birilerinin gözlerinin açılmasını,daldıkları kış uykusundan uyanmalarını gerektirmektedir.
veda

8
Serbest Kürsü / YİNE ERKAN BAŞ VE BARIŞ ATAY KONUSU!
« Son İleti Gönderen: veda 10 Ağustos 2018, 23:41:48 »
“Ayrıca son zamanlarda, bazı milletvekili arkadaşlarımızın HDP'den ayrılıp kendi siyasi geleneklerinde çalışmalarına devam edeceklerini okuyoruz. Doğrusu, bu arkadaşlarla adaylık döneminde ne konuşulduğunu bilmiyoruz ama bize göre tüm milletvekili arkadaşlarımız HDP'yi kendi öz partileri olarak görmeli ve HDP'yi büyütmenin arayışı içinde olmalıdır. Kimse HDP'de kendini misafir olarak görmemeli, herkes HDP'nin tam da içinde ve sahibi olarak bulunduklarını idrak etmelidir. HDP yönetimi de bütün farklılıkların yönetimde etkili bir şekilde söz, karar ve eylem gücüne sahip olmasının önünü açmalı, en demokratik katılım ve temsiliyete imkan sağlamalıdır. Bileşen ve bileşen hukuku yerine, HDP'li kimliği ve HDP'li kurumsallığı giderek daha ciddiyetle tartışılmalı ve yerli yerine oturtulmalıdır.”(Selahattin Demirtaş)

Erkan Baş ve Barış Atay’ın HDP de ne kadar kalacakları konusuna Sn Demirtaş da değinmeden geçmemiş.
Ancak bize göre son derece yanlış değerlendirmeler.

Komünistler’in öz partileri ancak kendi PARTİLERİ, Komünist partilerdir.
İşçi Sınıfının öncü müfrezesi, işçi sınıfının siyasi erk mücadelesi veren ve erki Burjuvaziden alarak iktidarın sınıfsal el değiştirişini sağlamak isteyen  KOMÜNİST PARTİSİ , bu bağlamda İKTİDAR PERSPEKTİFİNE sahiptir.

Sn Demirtaş HDP’den milletvekili seçilen arkadaşları HDP ye İLTİHAK  etmeye davet ediyor.
Tıpkı diğerleri gibi,işçi sınıfının bağımsız sınıf siyasetinden vazgeçmelerini, ideolojik ve örgütsel bağımsızlıklarını yitirmelerini ve Kürt hareketinin kuyruğuna takılmalarını istiyor.

HDP bir Komünist Parti değildir!
HDP olsa olsa kitlesel bir sol parti olarak görülebilir ancak gelinen bu aşamada bu özelliğini de yitirmiş, siyasetini Kürt hareketi üzerine oturtarak ,Kürt hareketinin siyasal temsilcisi konumuna gelmiştir.

Kürt Hareketi ile KOMÜNİST  Hareketin hedefleri ve programları farklıdır.
Komünist Hareket , siyasi iktidarın sınıfsal el değiştirişini programlıyarak, bir soygun ve talan düzeni olan KAPİTALİZMİN  ideolojik,siyasal ve ekonomik olarak ortadan kaldırılmasını hedefler.

Oysa Kürt Hareketi’nin böyle bir programı ve hedefi yoktur.
Onların programı ve buna bağlı olarak hedefleri, Kapitalizmi reforme etmeye ve sömürüsünü sınırlamaya yöneliktir.
Onların Kapitalizmi YIKMAK gibi bir HEDEFLERİ yoktur.

Böyle olması Komünist Hareket’in Kürt Hareketi ile İTTİFAK yapmasına engel değildir.
Tabiki bu ittifak ilkeli bir İTTİFAK olmalıdır.

Bu İTTİFAK bir İLTİHAK olmamalıdır.
Erkan Baş ve Barış Atay’ın yaptığıda budur.

En baştan kendilerinin Türkiye İşçi Partili olduklarını ve gerek seçim öncesi gerekse seçim sonrası mecliste kendi programları doğrultusunda çalışacaklarını ama HDP ile de İTTİFAKLARINI sürdüreceklerini belirterek bu koşullarda HDP den gelen adaylık teklifini kabul etmişlerdir.

Katlırsınız,katılmazsınız ama bu arkadaşlar kendilerini KOMÜNİST, mensubu olduğu partilerini de Komünist Parti olarak görmektedirler.
Hal böyle olunca hedefleri ve programı farklı bir partiyi ÖZ PARTİLERİ gibi GÖRMELERİNİ onlardan isteyemeyiz.
veda
 
9
Makaleler / OLTADAKİ BALIK ,"ÜS DEĞİL TESİS"! mi diyor ?
« Son İleti Gönderen: Ekim 10 Ağustos 2018, 23:03:19 »

Bu ABD yönetimi ,hani dünyanın her yanına "demokrasi" götürmekle kendini yükümlü sananların kendi ülkelerinde vergi borcu olanlarla ,çeşitli suçlardan mahkum olanlar seçimlerde oy kullanamazlar! Tercümesi nedir bunun: Emekçilerin en yoksulları, zenciler ve tabii ki göçmenler oy kullanamaz. Bu kesim, oy alamayacağını bilenler tarafından saf dışı bırakılırlar da sanki diğer seçmenler doğrudan seçme haklarını mı kullanırlar ? Hayır ! Eyaletlerin tümünde ,sadece parti üyelerinin katıldıkları, seçici kurul için  delege seçimleri yapılır.Adayın da seçilebilmesi için yarıdan bir fazla delegenin oyu gerektiği bu "DEMOKRASİ"de ,adayların tüm eyaletleri dolaşması vs. ile korkunç bir bütçe gerekmekte. Delege başına milyon dolarlardan bahsedilen bir bütçe bu! Kim karşılayabilir bunu ?

Burada devreye bağışçılar girer; bazıları iflas bayrağını çekmiş de olsalar Lehman Brothers, Goldman Sachs, Citigroup, JP Morgan ve Merrill Lynch ,Microsoft, Google gibi ... İlaveten büyük sermaye gruplarının yönetimindeki vakıflar ...Halkı , yazılı ve görsel medya yolu ile ajite etmek de bu vampirlerin görevleri arasındadır.

Sözüm ona sol tandanslı Demokrat Parti ,büyük toprak sahiplerini temsil ederken şimdilerde aynı Cumhuriyetçiler gibi büyük sermayeyi temsil etmekte. Bizdeki ,düzenin emniyetini sağlayan CHP ve diğer düzen partileri gibi.

İşte bunlar ve benzer nedenlerle , bizler bu ülkede  Demokrat ve Cumhuriyetçi parti dışında bir isim duymayız!


Hal böyle iken ,bu demokrasi havarisi kesilen ülkenin , işbirlikçileriyle Türkiye'de  yediği nanelere bakalım :

İncirlik'teki Hava Üssü'nün yönetimi ve denetimi TSK’da olup;orada Türk Hava Kuvvetleri 10. Ana jet üssü ile birlikte müttefik-müttefik uçakları kaldırıp indirmekteler ! ABD'nin ,Ortadoğu'daki ileri karakolu bu topraklardadır yani ! Üstelik bu üs NATO üssü sayıldığından durumu çok daha özeldir. Emperyalizmin bu topraklardaki en büyük kalesi... Diğer 14 üs  için de , bilgiler her yerde mevcut.

Boyun eğmiyoruz diye yeri göğü inleten egemenler ; öncelikle 1951'de katıldığınız NATO'ya ve ardından tüm üslere HAYIR diyebilecek misiniz?

Hayır yani, o çok ürktüğünüz Sovyetler tehditi de söz konusu olmadığından anti-komünizme sığınmanın anlamı yok . Ha ama siz diyorsunuz ki ,bizler düşmansız kalamayız , ne eder yapar bir düşman yaratırız !

Evet Soğuk Savaş sona ermiştir,Varşova Paktı ve SSCB malum,Duvar yıkılmış...vb. Ama hala inatla NATO !

Gelmiş geçmiş tüm hükümetler ,ABD karşıtı olduklarını söyleseler de  (hatta daha ileriye giderek anti -emperyalist ) emperyalizm iş birlikçisi olduklarından ,dolayısıyla anti-kapitalist olmadıklarından NATO ve benzeri emperyalizmin büyük kalelerinden dışarı çıkamazlar !

Baskıya ve gericiliğe zemin hazırlayan NATO'dan çıkmak demek ortadaki pastadan pay almaktan vazgeçmeyi ,dolayısıyla  bu anlamda şekillendirdikleri, özellikle 3. Dünya ve Ortadoğu politikalarından vazgeçilmesini gerektirir ki , Türkiye'nin emperyalist piramitte bulunduğu basamak buna izin vermez !

1949 Yılında kurulan NATO'ya, Türkiye ,BM'in çağrısı üzerine meclisten onay bile almaya gerek görmeden hemen asker göndermiş , yine her zamanki gibi her konuya burnunu sokmasına cevaz verilen Diyanet de o zaman "Kore Savaşı’na katılmanın cihad olduğu, bu savaşta ölenlerin şehit olacakları” şeklinde vaazda bulununca  İngiltere'den bile önce ,emperyal amaçlara hizmet adına gönderdikleri askerler çok övdükleri şehitlik mertebesine yükselmiştir. Bu sürece, sadece ,hepimizin bildiği gibi Behice Boran'ın başını çektiği hareket karşı çıkmış - Barışseverler Derneği- ve akabinde dernek hemen mahkeme kanalıyla kapattırılarak olay bir anti-komünizm bağlamında ajite edilerek , Kore'de savaşa gitmenin bir insanlık görevi olduğu propagandası yapılmıştır.Devamında ,içinde bulunulan bölgede uygulanacak politikalar gereği 1951 'de Türkiye'nin de  dahil olma  isteği kabul edilmiş olan NATO aslında ve sadece emperyalizmin ağababası ABD'nin İŞGAL ve SAVAŞ kurumudur!

Çeneleri göğüslerinde olanlara kaynak:George S. Harris, “Turk-American Relations since the Truman Doctrine”, Turkish-American Relations Past,Present and Future,  Routledge, London, 2004,sayfa:68, şu andaki egemenler okuyabilirler bu kitabı, ne de olsa WHITE-SEA  düzeyinde dil bilgileri var! İlaveten ,Nelson A. Rockefeller’in, ABD Başkanı Eisenhower’e yazdığı mektuba bakalım :

“Biz askeri paktlarımızı kurmayı ve sağlamlaştırmayı hedef alan tedbirlere devam etmeliyiz. Büyük ölçüde politik ve askeri nüfuz garantileyecek genişlikte bir ekonomik yayılma planını, Asya, Afrika ve diğer az gelişmiş bölgelerde uygulamak zorundayız. Yardımda, birinci gruba bizimle dost olan ve bize uzun süreli askeri paktlarla bağlanmış olan ülkeler girer. Bu ülkelere yapılacak yardımlar ve açılacak krediler öncelikle askeri nitelikte olmalıdır.

Oltaya yakalanmış balığın yeme ihtiyacı yoktur. Bu noktada Dışişleri Bakanlığı ile aynı fikirdeyim. Genişletilmiş iktisadi yardım,örneğin Türkiye’ye, bazı hallerde düşünülenin tersi sonuçlar verebilir. Yani bağımsızlık eğilimini
artırıp, mevcut askeri paktları zayıflatabilir. Bu tip ülkelere, Türkiye gibi, doğrudan doğruya iktisadi yardım da yapılabilir, ama bu bize uygun ve bağlı hükümetleri iktidarda tutacak ve bize düşman muhalifleri zararsız bırakacak biçim vemiktarda olmalıdır”.
(M. Emin Değer, Oltadaki Balık Türkiye, Çınar Yayınları, İstanbul, 1993, s: 17)

Velhasılı, Türkiye'nin , emperyalist kapitalist düzene nasıl da bağlı olduğu , resmen kuşatıldığı yukarıdaki haritaya bakıldığında da çok net görülüyor.

Hani , 'başta Ermeni'yi dövdürmeyecektik...' meseli vardır ya ,aynen onun gibi ; komünistlerin ,sosyalistlerin öncelikle '67-68'li yıllardaki eylemlerinde gençlere ,egemenler adına saldıran yobaz güruh 6. FİLOYU KIBLE KABUL EDİP NAMAZA DURMAYACAKTINIZ ! iŞTE BU VE BENZER NEDENLERLE ,NE NATO'DAN ÇIKABİLİR NE DE ÜSLERİ VS. KAPATABİLİRSİNİZ; AKSİ TAKDİRDE KIBLENİZİ İNKAR ETMİŞ VE DOLAYISIYLA DİNİNİZDEN-İMANINIZDAN ÇIKMIŞ OLURSUNUZ !

Ha şöyle yapabilirsiniz ,aynen " onlar üs değil tesis" diyen Demirel zamanında yapıldığı gibi: Üsleri kapatır ama İNCİRLİK 'i NATO'ya açık tutarsınız !(1975) Mış gibi yani ;seversiniz mışları,mişleri ... Ve ABD'de de bundan çok korkar hizaya gelir! Veee, 1980'de "onların çocukları" sayesinde, üsler tekrar ABD'ye açılır...

Danışıklı dövüş içinde bulunulan  fakat bazen seken durumlarında olduğu, tüm emperyalist kapitalist ülkelerle kayıkçı kavgaları bağlamında satışa devam !

Ne demişti Nazım Usta:

Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası,
           Amerikan donanması, topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.

AYNEN BÖYLE !

10
Serbest Kürsü / SON YAŞANAN FELAKETLERİN ASIL SORUMLULARI KİMLER?
« Son İleti Gönderen: veda 10 Ağustos 2018, 14:44:37 »
ABD ile süren  sözde restleşme ardından CHP içersinde ki kurultay olacak mı,olmayacak mı bilmecesi gündemi oluşturuyor ve her zamanki gibi sol kesim de bu gündem içersinde asıl ilgilenmesi gereken konuların üzerinden atlıyor.

Ülkenin pek çok yeri alt yapı eksikliklerinden dolayı felaketlerle boğuşuyor en sonda yağan aşırı yağmur Orduyu tam bir felaketle yüz yüze getirdi.

Tabi işin kolay tarafı, ya bu felaketleri ,doğal afetler adı altında KADERE bağlayacaksın, ya da nedenini ve o nedenin sahibini sorgulatmadan İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ diyerek, sorumluluktan kurtulacaksın.

Tabi ki İklim Değişikliği ama niye iklimler değişiyor, bu değişikliğin nedenleri neler ve tüm bu nedenlerden kimler sorumlu diye sorguladığımızda karşımıza bu soygun ve talan düzeni KAPİTALİZM çıkıyor.

TMMOB’nin  son yaşanan felaketle ilgili bir açıklamasına göre; “Yıllardır bölgede yaşanan sel olaylarıyla ilgili yaptığımız inceleme ve değerlendirmelerde, üç ortak noktanın öne çıktığını gözlemliyoruz: İlki dere yataklarındaki yapılaşma, ikincisi Karadeniz Sahil Yolu’nun oluşturduğu setin derelerin Karadeniz’e ulaşmasına engel olması, üçüncüsü de HES’ler nedeniyle derelerin akış rejiminin bozulmasıdır. Bu üç temel sorun çözüme kavuşturulmadan, bölge halkının can ve mal güvenliğinin sağlanması mümkün değildir “

Buradan çıkan,bilimsel verilere dayalı sonuç bu yaşananların bir KADER KANDIRMACASI olmadığıdır.
Ya Bilimden yana olacaksınız ya da KADERDEN, HURAFELERDEN yana!

Kapitalizm üretici güçleri geliştirirken bu geliştirmeyi KAR KISKACI içersinde gerçekleştirir.
İnsan odaklı olmadığı için KAR odaklı olduğu içinde insanların üzerinde yaşadığı DOĞAYI, daha fazla KAR edebilmek için  tahrip eder.
Kendisine kar getirmeyen özellikle alt yapısal yatırımlar onun için fuzuli ve gereksiz yatırımlardır.

Aşırı yağışlar karşın mevcut alt yapıyı, felaketlere karşı yapılandırdık mı diye bir soru sorsak verecekleri yanıt tıpkı  Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın verdiği yanıt gibi olur
 “Tabii ki bu altyapılar hiçbir zaman bu kesitlere bu yağışlara göre hesap edilemez”

Sormak gerek Bakan’a neye göre hesaplanır bu ALT YAPILAR.
Karadeniz Sahil Yolu çöküyor ,Köprüler Yıkılıyor, Tren Yolları çöküyor, Yeni Havalimanı PİSTİ çöküyor ve siz kalkmış ALT YAPI HESAPLARINDAN bahsediyorsunuz!

Sizce bu hesaplarda ÇOK VAHİM HATALAR yok mu?
Bu hesabı yapanlar,yani bu yatırımları ihale ettiğiniz mütahitler bu hesapları neye göre yapmışlar?
Acaba bu ihalelerden daha fazla RANT elde edebilmek için sakın bu mütahitler HESAP "HATASI"yapmış olmasınlar.
 
Daha yeni yapılan Karadeniz Sahil  yolunun, aşırı yağmurdan ve selden çökmesi, teknolojinin bugün geldiği seviyede olası mı?
Yoksa “bu milletin bilmem nesine koyacağım deme “açık” sözlülüğünü gösteren bu otoyol projesi ihalesini alan kişinin söylediği sözü pratiğe dökmesi HESABININ bir sonucu mu bu olanlar?

Tekrar başa dönersek, işte solun asıl uğraşması ve sonuna değinde sorgulaması gerek sorunlar bunlar.
Yoksa CHP nin başına şu geçsin,bu geçsin tartışmasının sola getireceği bir yarar yok.

Kendini sol,sosyalist olarak niteleyen yapılar bir an evvel felaketlerin yaşandığı bölgelere giderek,yöre halkının yanında olduklarını sözde değil,özde göstermeli, düzenlenecek çeşitli yardım kampanyalarına öncülük etmeliler.
veda
Sayfa: [1] 2 3 ... 10