Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
İşçi Sınıfı / NEDEN İŞÇİ SINIFI
« Son İleti Gönderen: veda Bugün, 14:20:37 »
Geçmişte Devrimci Durum tanımını Yönetenlerin eskisi gibi yönetememesi, yönetilenlerinde ESKİSİ gibi yönetilmek istememesi olarak yapardık.

Bugün yönetenler eskisi gibi yönetemiyorlar ama yönetilenler tam tersine eski günlerini, kazandıkları ekonomik ve sosyal hakların ellerinden alınmadığı gasp edilmediği, ufakta olsa burjuva demokrasisinin kırıntılarının var olduğu, kendini hissettirdiği dönemi arıyorlar.

Oysa artık o dönemlere geri dönüş söz konusu değil!
Kapitalizm'in tarihsel sınırlarına gelip dayandığı bu evrede insanlık eskiyi onlara aratacak çok daha kötü günler görecek.

Sadece İşçi Sınıfı değil, toplumun çok büyük bir kesimi bu gidişattan etkilenecek ve etki,tepki diyalektiği gereği bu tepkisini bir biçimde ortaya koyacak.
Bugün Fransa da insanların her türlü baskı ve zora karşı direnmeleri bu söylediğimizin kanıtı olsa gerek.

Tabi bu nesnellik şimdiden Elveda Proletaryacıların, Sınıf Kaçkınlarının eline de koz vermiş oluyor.
Nabi Yağcı demiyormuydu; Marks Sınıf Mücadelesinde iki sınıftan bahsederken yanılıyordu, artık işçi sınıfı geleceği temsil edemez, gelecek yeni gelişen ve gün geçtikçe büyüyen ORTA SINIFLARIN elindedir diye.

Oysa işçi sınıfının özne olmadığı, içersinde yer almadığı hiç bir toplumsal hareketin sonuca ulaşma şansı yoktur.
Sonuç derken kast ettiğimiz sınıfsız, sömürüsüz, Nazım'ın şiirinde belirttiği gibi "Gündüzlerinde Sömürülmeyen, Gecelerinde Aç Yatılmayan, bir başka dünyaya ulaşmaktır.

Sınıfsızlıktan ve Sömürünün olmadığından bahsederken bunu sağlayacak olan, bu politik öznelliğe sahip, kendi karşıtını yok ederek kendini de ortadan kaldıracak, toplumda İŞÇİ SINIFINDAN  başka bir SINIF yok.

Bizzat içersinde olduğumuz ve bir fiil yaşadığımız Gezi Direnişinin  bile , işçi sınıfının içinde yer almadığı, üretimden gelen gücünü ortaya koymadığı bir hareket olduğu için sönümlenmesi kaçınılmaz olmuştur.

Burada işçi sınıfı derken sadece sınıfın ekonomik örgütleri olan SENDİKALARDAN değil, genel anlamda sınıf bilinçli işçilerden ve onun siyasal örgütü düşünen eli PARTİSİNDEN de bahsediyoruz.

Üstelik içersinde bulunduğumuz nesnellik, Kapitalizm'in geldiği bu evre ve işçi sınıfının bugüne değin elde ettiği ekonomik ve sosyal hakların her geçen gün bir bir ellerinden alınması, Marks'ın bir zamanlar "Zincirlerinden Başka Kaybedecek Şeyleri Olmayanlar" olarak çizdiği İşçi Sınıfı portresine, sınıfı daha da yakınlaştırmıştır.

Son söz olarak şunu söyleyebiliriz;
TOPLUMSAL KALKIŞMANIN ÖNCÜSÜ İŞÇİ SINIFIDIR, İŞÇİ SINIFININ ÖNCÜSÜDE ONUN DÜŞÜNEN ELİ PARTİSİDİR.
veda
2
İşçi Sınıfı / SINIF TAVRI VE SINIF ÖRGÜTLENMESİ!
« Son İleti Gönderen: veda Bugün, 12:16:13 »
TKH li arkadaşların organize ettiği, Sınıf Tavrı-Beyaz Yakalılar adlı Kadıköyde ki  etkinliğe, sağolsun arkadaşlar bizi de davet etmişler.
Öncelikle bu etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen tüm arkadaşların emeklerine sağlık.

Etkinlik, Video sunumu ve sonrası yapılan, Beyaz Yakalılar üzerinden Sınıf Tavrı yapılanması ilgili, sorumlu arkadaş tarafından söyleşi biçiminde açıklamalar
içeriyordu.

Video sunumu, bir öğrenci, bir işçi ve bir beyaz yakalının İstanbulda ki yaşamından kesitlerden ibaretti.
Aslında her üç kesimin farklı yaşantıları olsa da, onları biribirine bağlayan, çıkarlarını ortaklaştıran, içerisinde yaşadıkları Kapitalist Sistem'in ekonomik ve
sosyal açıdan, bir büyük şehirde yaşamanın zorluklarını, onlara dayatmasaydı.

Vedeo sunumu sonrası, Sınıf Tavrı yapılanmasından sorumlu arkadaş, katlımcılara Sınıf Tavrı'nın ne olduğunu, nasıl bir işlev yüklendiğini soru, cevap biçiminde,
özellikle de ALO İŞÇİ DAYANIŞMA HATTI nın nasıl bir fonksiyonu olacağının üzerinde durarak anlattı.

Daha önce de yazdığımız gibi SINIF TAVRI yapılanması, bir avuç tuzu kuru yerine "yolumuz işçi sınıfının yoludur" diyerek sınıf içersine gidecek, iş yerlerinde sınıfla
temas sağlayacak yeni sınıf araçlarından birisi olarak tanımlanıyor.

Umarız arkadaşlar bu çabalarında başarılı olurlar.
Sınıf Tavrı'nın asıl başarısını 1 Mayıs 2019 da meydanlarda hep beraber görme umudu taşıyoruz.

Sınıf Tavrındaki arkadaşlara naçizane bir önerimiz olacak.
Bugüne değin sınıf örgütlenmelerinde ve 1 MAYISLARDA sınıfın talepleri dile getirilirken üzerinde durulmayan İŞ GÜNÜ SAATLARİNİN KISALTILMASI talebinin öne çıkarılması
özellikle Kapitalizm'in artık ekonomik ve siyasal olarak kendini yeniden üretmekte zorlandığı bu evrede bizce çok önemli.

Umarız Sınıf Tavrında ki arkadaşlar bu önerimiz üzerinde ciddi olarak dururlar.
Bu konu da daha önce yazdığımız bir yazının linkini okunması amacıyla aşağıya veriyoruz.
http://www.solplatform.biz/index.php?topic=5320.msg11602;topicseen#msg11602
veda
3
Makaleler / ULUSAL BİRLİK NEDİR ?
« Son İleti Gönderen: Ekim 08 Aralık 2018, 22:11:31 »
Kobanê direniyor. İki milyon nüfuslu Musul’u bir günde ele geçiren DAİŞ, Kobanê’yi düşüremedi hâlâ. Ama başka şeyler düşmeye başlıyor. Örneğin Rojava devrimi aynı heyecanla tartışılmıyor, halkların ortak özyönetimi yerine, »ulusal birlik« vurgusu öne çıkıyor artık. Sahiden, neden? Nedir bu, halkların ortaklığını geri plana iten »ulusal birlik«?

Soruyu bir soyutlama yaparak irdeleyelim: Diyelim ki Türkiye’de Türklerden başka bir milliyet yaşamıyor. Hatta tüm Türklerin Sünni mezhebine mensup olduklarını ve herkesin heteroseksüel olduğunu, yani etnik, dinsel ve cinsel eğilim açısından tamamen homojen bir toplumu varsayalım. Şimdi, böylesi bir Türkiye’de ortak bir »ulustan«, bir »ulusal birliğin« olanaklı olabileceğinden bahsedebilir miyiz?

Hayır! Peki neden? Çok basit: kapitalist toplum olduğundan! Kapitalist toplumda birleşik toplumsal-siyasî bütün olarak tanımlanabilecek bir »ulus« yoktur, ama aynı milliyetten farklı çıkarları olan sınıflar vardır. Varsaydığımız homojen toplum içindeki mülkiyet sahibi sınıflar ile sömürülen sınıfların çıkarları ortak değildir. Ekonomik ilişkilerde burjuvazi sömürü ve sermaye birikimini, sömürülenler ise emeğin çıkarlarını temsil ederler. Hukuk ilişkilerinde özel mülkiyet kapitalist toplumun temelini oluşturur, ama emeğin çıkarları insanın mülkiyetin egemenliğinden kurtuluşunu gerekli kılar. Dış politikada savaş, militarizm ve yayılmacılık burjuvazinin çıkarınadır, ama barışa, karşılıklı güven ve işbirliğine, dayanışmaya dayanan komşuluk ilişkileri sömürülenlerin çıkarınadır. Kapitalist toplumda egemen kültür, egemenlerin kültürüdür; yaşamın her alanı özel sermaye birikiminin emrine sokulmuştur. Her ne kadar demokrasi, seçimler ve özgürlükler gibi formel biçimler tüm toplumsal sınıfların ortak çıkarlarıymış gibi görünseler de, tam da bu formel biçimlerin arkasında, içerikte ve gerçek siyasette en bariz çıkar farklılıkları ve uyumsuzlukları gizlidir.

Böylesi bir Türkiye’de, ortak ve birleşik bir »ulusal iradeden«, »ulusal çıkarlardan« ve »ulusal birlikten« bahsedilemez. Böylesi bir Türkiye’de devlet, aynı reel Türkiye gibi, burjuvazinin sınıf egemenliğinin bir aracı, »ulusal ordu« da bu aracın koruyucusudur. Bu Türkiye’de »ulusal birlik« savunusu, sömürülen Türklerin çıkarlarına terstir – Türklerin ezici çoğunluğu milliyetçi olsa da, bu gerçek değişmez. Bu, dünyanın her tarafında geçerli olan bir gerçektir.

Emeğin çıkarlarını savunan komünistler ve sosyalistler için bu nedenle etnik ve dinsel aidiyetlerin, cinsel yönelimlerin hiç bir önemi yoktur. Onlar için önemli olan insanın kurtuluşu, »insanı sömürülen, hor görülen, esirleştirilmiş bir varlık hâline getiren tüm koşulların alaşağı edilmesidir.« Rojava devrimi insanın kurtuluşunun olanaklı olduğunu gösteren bir deneydir. Kobanê, kazanımların öz savunmayla korunabileceğini kanıtlamıştır. »Ulusal çıkarların« nelere yol açacağını ise, »ulus devletlerin« kanlı tarihi ibretle göstermektedir: Ya yoksul halkların ortaklığı, ya da »ulusal birlik« - kapitalizm koşullarında ikisi birlikte olanaklı değildir!

Murat ÇAKIR 8 Kasım 2014

http://www.avrupa-postasi.com/ulusal-birlik-nedir-makale,927.html

4
Dış Haberler / SARI YELEKLERİN KIZILLAŞMASI GEREKİYOR!
« Son İleti Gönderen: veda 08 Aralık 2018, 15:22:12 »
Fransada ki  Sarı Yelek Hareketi, sınırların dışına çıkarak, daha düşük yoğunlukta olsa da, Belçika'ya, Hollanda'ya sıçradı!
Önümüzdeki günler işçi sınıfının örgütlü gücü sendikaların da katılımıyla daha ileri boyutlara ulaşacak.

Ne yazık ki bizde hala bir kesim sol bu harekete, hareketin içersinde yer alan çoğu işsiz, bilinçsiz, sadece ekonomik sıkıntı ve toplumun en alt tabakasına itilmişlik karşısında tepki veren kesimler olması nedeniyle mesafeli olarak bakıyor.

Oysa onların anlamadıkları insanların pratik faaliyetler içersinde bilinçlerinde değişimler olacağıdır.
Bugün bu  kalkışmada harekette yer alan bir kesim zaman zaman geri bilinçlenme nedeniyle homofobik sloganlar atsa da, eylem içersinde, polise karşı kurulan barikatlarda kadınlarla yan yana mücadele ettiğinde o geri bilinç yerini farklı bir bilince bırakacaktır.

O nedenle Lenin İşçiler En Gerici Sendikalarda çalışmalıdır derken ortaya koyduğu gerekçe aynı temele dayanmaktadır.
Aynı şekilde yığınların kitlelerin geri bilinçlerine yönelik propogandasının etkisini kırmanın yolu Komünistlerin orada olmasına bağlıdır.

Kapitalizm'in içerisine düştüğü, içerisinden çıkılmaz olan bu yapısal kriz nedeniyle bundan böyle bu tür kalkışmalar farklı yoğunlukta hep karşımıza çıkacak.

Bugünkü görünen durum, bu kalkışmalara önderlik edecek, bu kalkışmalardan devrimci vazife çıkartacak sınıf bilinçli işçilerin ve onların düşünen eli Komünist Partisi'nin olmaması nedeniyle sönümlenmeye mahkum.

İşte burada Komünistlere çok önemli bir görev ve sorumluluk düşüyor.
Bu içinden çıkılmaz, yapısal krizlerden DEVRİMCİ VAZİFE çıkartacak, yığınlara artık miadını doldurmuş, çürümüş,asalaklaşmış dünya yerine bambaşka bir dünyanın var olduğunu ve bu dünyayı yaratacak olanın da onlar olduğunu göstermeleri gerekecek.

Bunun içinde hem yerellerde hemde evrenselde SARI YELEKLERİN KIZILLAŞMASI GEREKİYOR!
veda
5
İşçi Sınıfı ekonomik demokratik mücadele temelinde önüne belli hedefler koyar.
Bu hedefler aynı zamanda politik mücadelenin de önünü açıcı hedeflerdir.

Artık tarihsel sınırına gelmiş dayanmış olan Kapitalizmin içine düştüğü ve süreklilik kazanan krizlerinin en temel nedeni kar oranlarının düşme yasasıdır.

Bu yasa Kapitalizmin en zayıf olduğu noktadır!
Düşmanı en zayıf noktadan vurmak, savaşın kazanılmasının ön koşuludur.

Artı Değerin, Toplam Sermayeye( Sabit Sermaye+Değişken Sermaye) oranı olan Kar Oranları, sistemin yapısından kaynaklı rekabet nedeniyle, emeğin üretkenliğini arttırmak için makinalaşmayı zorunlu kılması ve böylece Toplam Sermaye içersinde Sabit Sermayenin(Makinalar,araç,gereçler) artması, formülasyon gereği Kar Oranlarını düşürmektedir.

Bunun için Sermaye Sahibi Toplam Sermayeyi eski haline getirebilmek için Toplam Sermaye içersindeki Değişken Sermayeyi (Emek Gücü) azaltma yoluna giderek, Toplam Sermayedeki artışı dengelemek ve böylece Kar Oranlarındaki düşmeyi engellemek ister. 

Özetlersek, Sermaye Sahibi bugün kar oranlarını eski seviyelere çekebilmek için ücretleri düşürmekte, çalışma sürelerini uzatmaktadır.
Bunun için de işçi sınıfının eskiden kazandığı sosyal haklar bir bir gasp edilmektedir.
Kapitalizm bunalıma girdikçe işçi sınıfına daha fazla saldırmaktadır.

İşçi Sınıfı bugün için ücretlerin düşürülmesine karşı bir mücadele içindedir.
Ancak bu mücadele tek başına yeterli değildir.

Bir diğer mücadele de, burjuvazinin düşen kar oranlarını yükseltebilmek için işçiyi daha fazla çalıştırmasına, daha fazla artı değer elde etmesine karşı mücadeledir.

İş saatlerini uzatarak işçinin daha fazla çalıştırılması, emek üretkenliğininde ki artışın da etkisiyle, işçinin eskiye göre aynı zaman süresinde daha fazla değer üretmesine, kendi için çalıştığı sürenin dışında kalan Sermaye Sahibi için çalıştığı sürenin daha da artmasına neden olacaktır

Dahada somutlarsak, iş saatlerinin kısaltılması için verilecek mücadele, hem artı emek zamanını hemde bu zamana tekabül eden ve artı değeri düşürecek aynı zamanda bu durum  Kapitalizm'in en zayıf noktası olan kar oranlarındaki düşüşü tetikleyecektir.

Yaklaşan 1 MAYISTA İşçi Sınıfının dile getireceği taleplerden biriside İŞ GÜNÜ SAATLERİNİN kısaltılması olmalıdır.
Bilindiği üzeri ilk 1 MAYIS , 8 saatlik iş günü talebiyle ortaya çıkmıştır.

O günden bu yana Emek Üretkenliği fersah fersah artmasına karşın, buna bağlı olarak kısaltılması gereken iş günü saatleri daha da arttırılmıştır.
veda
6
Makaleler / YAŞAM, ÜRETİM VE KOMÜNİST TOPLUM!
« Son İleti Gönderen: veda 06 Aralık 2018, 11:10:16 »
YAŞAMIN TEMELİ ÜRETİMDİR
Hayatın kendisi yani yaşam,mad di temeller üzerine kurulmuştur.
Gelişimin dinamiği İHTİYAÇTIR.
İnsanlar yaşayabilmek için yemek, içmek, giyinmek ve barınmak zorundadır .

Bu arada kendi geçim araçlarını üretirken, kendi maddi yaşamlarını da üretirler.
Bunun için de doğayla karşılıklı ilişkiye girerler.
Bu ilişkinin aracı EMEKTİR.
Emek aracılığıyla,kendi gereksinmelerini karşılamak için ÜRETİM yaparlar.

Başlangıçta üretimin maddi koşulları ile doğrudan üreticiler arasında yarılma yaşanmadan önce, yani ilkel komünal toplumda insanlar kendileri için üretirlerken, gereksinmelerin artması ve başkaları için de üretmek zorunda kalmaları, kendi aralarında iş bölümünü ortaya çıkarmış ve bunun sonucu olarak da üretimin maddi koşulları ile doğrudan üreticiler arasındaki bağ koparak insanın emeği, yine insanın karşısına yabancılaşmış emek olarak çıkmıştır.
İş bölümü aslında bir sınıf üretme ilişkisidir ve bu gelişme sonucu SINIFLAR ve onun varlık nedeni olan DEVLET ortaya çıkmıştır.

Sermaye emeği,üretim araçlarının özel mülkiyetini kullanarak tahakküm altına alır ve onu yabancılaşmış emek, ücretli emek haline getirir.
Sermaye kendi varlığını ÜCRETLİ EMEK üzerinden olumlar.

ÜCRETLİ EMEK üzerinden elde ettiği artı değeri, pazarda realize ederek kendini büyütür, genişletir.
O halde Komünistlerin SERMAYEYİ ortadan kaldırmak için yapmaları gereken aynı zamanda ÜCRETLİ EMEĞİ DE ortadan kaldırmaktır.
Bu bağlamda baktığımızda, kendi sınıf karşıtını kaldırarak kendini de yok etme politik öznelliğine sahip tek sınıf İŞÇİ SINIFIDIR.

Okuyucu tüm bunları neden yazdığımızı haklı olarak bize sorabilir.
Günümüzde işçi sınıfına elveda diyen SINIF KAÇKINLARINA verilmiş bir yanıttır yazdıklarımız.

Çünkü onlar, işçi sınıfının artık üretim dışına itildiğini, sermayenin artık üretimden ve ücretli emek üzerinden kendini var etmediğini, varlık nedenlerinin sanal, spekülatif para hareketleri olduğunu savlarlar.
Asıl işin vahim yönü, bu spekülatif hareketleri üretimdeki hareketliliğin önüne koyarak akılları sıra  hem sınıfları hem de sınıf mücadelesini yok sayarlar.

Bunların bir kısmı da üretim teknolojisindeki gelişmeler sonucu artık canlı emeğin yerini makinaların ve robotların aldığını öne sürecek kadar işi ileriye götürerek, sermayenin bu yolla kendiliğinden ortadan kalkacağını vaaz ederler.

Sömürünün kaynağı canlı emektir.
Çünkü artı değeri yaratan ve sermayeyi var eden canlı emektir.

Teorik olarak robotların üretimde yer aldığı, canlı emeğin olmadığı bir toplumda sermaye de olmaz, Kapitalizm de olmaz.
Ancak bunların anlamadığı, Kapitalizm'in bu teknolojik gelişmeleri, kendi icazeti altında gerçekleştirdiğidir.
Kendini var eden, kendi varlık koşulunun bir nedeni olan canlı emeği üretim sürecinden yok etmek Kapitalizm'in işine gelmez.

Üstelik onun canlı emeğe, üretim sürecinin dışında pazarda da gereksinmesi vardır.
Kölesi tarafından beslenebilmesi için, kölesini beslemek zorundadır.

Robotlu üretim teknolojisi, geleceğin toplumunun teknolojisidir.
Komünist Toplumda insanlar ancak bu yolla toplumdan İHTİYAÇLARI KADAR alabilir , ancak bu yolla çalışmak zorunluluk olmaktan çıkabilir.

İnsan ancak o zaman zorunluluk sınırını aşarak gerçekten özgürleşir ve tarih öncesine son vererek, kendi tarihini, geçmişten devr olan koşullar olmadan KENDİ ÖZGÜRCE yazabilir.
veda
7
Dış Haberler / YENİDEN FRANSA!
« Son İleti Gönderen: veda 04 Aralık 2018, 08:46:05 »
"Sefalet Eken, Öfke Biçer" Fransada ki kalkışmada Sarı Yelekliler'den bir eylemcinin giydiği yeleğinin arkasında ki yazı!
Aslında bu olanların kısa bir ÖZETİ!
Aynı zamanda da bu hareketin KENDİLİĞİNDENLİĞİNİN bir göstergesi!

Önemli olan bu ÖFKEYİ doğru yönlendirebilmek ve de bu ÖFKEYİ doğru yönlendirecek SINIF ARAÇLARINI hareketin içersine katarak, sınıf bilinçli işçilerin harekette önderliği elde etmesini sağlamak!
Yoksa bu ÖFKE, Faşizm'in ayak seslerinin, adımlarının da habercisi olabilir!

Komünistler'e düşen bu harekete işçi sınıfının aktif olarak katılımını sağlamak, sınıf bilinçli işçilerin önderliğinde yığınları siyasal mücadelenin, iktidar mücadelesinin içersine sokabilmek.

Tabi ki arabayı taşıyacak, arabanın önüne koşulmuş bir ata, toplumsal hareketliliğin öncüsü işçi sınıfına ve işçi sınıfının düşünen eli, öncüsü PARTİSİNE GEREKSİNME VAR.

Kapitalizm tüm dünyada artık sınırlarına gelip dayandığı için ve içerİsinde bulunduğu yapısal krizden çıkışı olası olmadığı için, bunun sonucu olarak buna birde yönetememe krizi eklenince daha saldırganlaşacak, bu saldırganlık etki,tepki diyalektiği temelinde pek çok ülkede benzer kalkışmalara yol açacaktır.

Bundan böyle geçmişte birazda Sosyalist Sistem'in karşısında yer almasıyla, işçi ve emekçilere vermek zorunda kaldığı ekonomik ve sosyal hakları artık vermesi, yine aynı gerekçeyle göstermelikte olsa ortaya koyduğu kendi "Demokrasisini" uygulaması bize olası görünmüyor.

Tabi bunda bir etkende yine baştan beri söylediğimiz Kapitalizm'in sınırlarına gelip dayanması, içine düştüğü yapısal kriz sonucunda, ekonomik ve siyasal olarak kendini yeniden üretmekte zorlanmasıdır.

O halde yapılması gereken, artık boş demokrasi hayalleriyle Burjuvaziyi ve onun Demokrasisini ayağa kaldırmak yerine, işçi sınıfının kendi sınıf egemenliği olan  proleter demokrasiyi hayata geçirmek için siyasi iktidarın eldesi hedef gösterilmeli, örgütlü bir şekilde, bu kendini yeniden üretememe  ve buna bağlı olarak yönetememe krizinden DEVRİMCİ BİR VAZİFE çıkartılmalıdır.
veda
8
Kapitalizm, doğası gereği ortak akıldan yoksun olduğu için bünyesinde kıyasıya bir rekabet vardır.
Firmalar eldeki pazarı yitirmemek ,bu pazarı rakiplerine kaptırmamak için,emeğin üretkenliğini arttırmak adına sabit sermayeyi arttırma yoluna giderler.

Ancak ;sabit sermayenin artışı,emeğin üretkenliğinin artışından daha fazladır.
Bu nedenle de sabit sermayenin artışı,artı değerin artış oranından daha yüksektir.
Bu durumda kar oranlarında düşme kaçınılmazdır.

Kar oranları , Artı Değer'in Toplam sermayeye oranıdır.
Toplam sermaye;  Sabit Sermaye + Değişken Sermaye'den oluşur.
Kar Oranları = Artı Değer/Toplam Sermaye(Sabit Sermaye + Değişken Sermaye)

Kar Oranlarının artması için artı değerin artmasının yanında formülasyon gereği Toplam Sermayenin de azalması gerekir.
Oysa Sermaye Sahibi, rekabet koşullarında öne çıkabilmek, diğer rakiplerinin önüne geçebilmek için Değişken Sermayeyi (Makinalara+Araç,Gereçe ödenen sermaye) arttırmak zorundadır.
Bu da Toplam Sermayeyi arttıracak, Kar Oranlarını düşürecektir.

Sermaye Sahibi Toplam Sermayenin artmaması için bu sefer de Toplam Sermayenin diğer bileşeni olan Değişken Sermayeyi (Emek Gücüne ödenen sermaye) azaltmak zorundadır.

Bu durumda ortaya Kapitalist açısından bir başka içinden çıkılmaz, açmaz durum yaratır.
Artı Değer, yani Emek Gücünün yarattığı değer üretim sürecinde gerçekleşse de, Sermayeye eklemlenmesi ve Realize olması ancak pazarda olası olur.
 
Ücretleri ve sosyal hakları kısılan çalışanlar ,aslında pazarda artı değeri realize eden unsurlardır.
Pazarda alım gücünün bu bağlamda düşmesi,eksik tüketime neden olur.

Oysa; sistem, varlığını sürdürebilmesi için sürekli üretmek zorundadır.
Eksik tüketimi gidermenin yolu da alım gücünü arttırmaktır.

Alım gücünün artması demek çalışanların ücretlerinin artması demektir.
Bu durum ise yeniden toplam sermayenin artmasını ve dolayısıyla kar oranlarında düşmeyi sağlayacaktır.

Yani tam bir çıkmaz söz konusudur!
Kapitalist, bu durumda  çalışanların ücretlerini arttırmak yerine, onları borçlandırarak piyasada hareket sağlayarak,ekonomiyi canlandırmak ister.
Kredi Kartlarının,bireysel kredilerin,tüketici kredilerinin ortaya çıkış nedeni budur.

Ancak çalışanlar alacak ile borçlarını dengeleyemedikleri için (ücretlerindeki düşüş nedeniyle) bu borç gittikçe artar ve bir müddet sonra ödeyemez hale gelirler.

Krediyi veren bankalar,yasa gereği tüketicinin mallarına el koyar.
Ancak el koyduklarını değerinde satamadıkları için el koydukları mallar atıl olarak ellerinde kalır.

İşte Kapitalizm'in içinden çıkamaz dediğimiz, yapısından kaynaklanıyor dediğimiz ve onu sınırlarına yaklaştırıyor dediğimiz KRİZ budur.
Bu içinden çıkılmaz nesnellik yepyeni bir dünya, savaşsız,sömürüsüz bir dünya, gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan bir dünyayı önümüze getirse de, bu nesnelliğe müdahil olacak, bu nesnellikten devrimci vazife çıkartacak ÖZNELLİĞİ ortaya koymadan, bu söylediğimizin gerçekleşmesi olası değildir.
veda


9
İşçi Sınıfı / SINIF ÖRGÜTLENMELERİ!
« Son İleti Gönderen: veda 02 Aralık 2018, 23:10:10 »
Sınıf Hareketinin bir avuç sendika ağasının elinde yerlerde sürünmesi ve sonuçta bugün geldiği düzey, ne yazık ki sınıfla, siyaset arasındaki olması gereken bağın tamamen koptuğunu bizlere göstermektedir.

Eğer işçi sınıfının bu denli ağır ve zor  kullanılarak ekonomik ve sosyal hakları gasp ediliyorsa ve işçi sınıfı buna karşın elindeki tek yaptırım gücü olan, üretimden gelen gücünü kullanamıyorsa, demek ki ülkedeki sınıf siyasetinde ve bu siyaseti ortaya koyanlarda sorun var demektir.

Ancak içinden geçtiğimiz ağır ekonomik kriz ve buna bağlı olarak bu krizin faturasının işçilere,emekçilere kesilmesi, parça parça da olsa sınıf hareketinde kendiliğinden bir tepkiye bir kıpırdanmaya neden olmuştur.

Artık şurası bir gerçektir ki Sınıf Hareketinin içersinde yer almadığı her hangi bir hareket, bir kıvılcım olarak çaksa da, tüm toplumsal kesimi saracak bir ateşe dönüşmesi olası değildir.

Bu tür hareketlerin varacağı son durak, bu hareketlerin sonuçta kaçınılmaz olarak SÖNÜMLENMESİDİR.
Gezi Direnişi bu saptamanın en somut örneğidir.
Neyse ki sol kesim geç te olsa bunun farkına vararak bu yolda adımlar atmaya başlamışlardır.

Birleşik Emek Hareketiyle bu yolda bir adım atıldı ve sanırım belli bir mesafe alındı.
TKH SINIF TAVRI adı altında , sınıf örgütlenmesinde önemli adımlar atarak yollarının  İşçi Sınıfının Yolu olduğunu bizlere gösterdi.
Politika Gazetesinde de, EMEK KONSEYLERİ adı altında yeni bir örgütlenmeye gidildiği ve bu çalışmaya ilaveten bir İŞÇİ GAZETESİNİN çıkarılacağı haberi yer aldı.

Tüm bunlar biribirinden bağımsız olsa da, son derece olumlu gelişmeler.
Tek olumsuzluk, biribirinden bağımsız olmaları.

Oysa birleşik bir sınıf hareketinin ortaya konması için bu çabaların tek bir çatı altında birlikte yürümesi gerekir.
Ancak o zaman bu gidişata müdahil olabilecek, gerektiğinde üretimden gelen gücünü ortaya koyabilecek GÜÇTE bir SINIF HAREKETİ ortaya çıkabilir.
Burada yine karşımıza KOMÜNİSTLERİN BİRLİĞİ sorunu çıkıyor.
veda

10
Dış Haberler / FRANSADA NELER OLUYOR!
« Son İleti Gönderen: veda 29 Kasım 2018, 12:18:12 »
Fransada Macron'un, ülkenin içersinde bulunduğu ekonomik krizin faturasını emekçilere kesmesi sonucu yığınlarda ortaya çıkan öfke ve hoşnutsuzluk,sonuçta kendisini sokakta gösterdi.

Sarı Yelekliler adı altında reflektör giysili, toplumun hemen her kesiminden binlerce insan sokaklara dökülerek, bu krizin faturasını ödemeyeceklerini ortaya koydular.

Kendiliğinden ortaya çıkan bu hareket tabi ki, öndersiz ve öncüsüz olduğu için her tür manüpülasyona açık bir hareket.
Zaten gelen bilgiler bu hareket içersinde Faşist Le Pen taraftarlarının da katılımının yoğun olduğunu gösteriyor.

Faşizm iktidar olurken, en fazla güç aldığı ve kullandığı kesim, mevcut ekonomik sıkıntılardan etkilenen işsizler, sınıf bilinçsiz işçiler ve ayak takımı olarakta nitelenen toplumun en alt kesimi.

Bunun böyle olma nedeni, krizlerden devrimci vazife çıkartacak, toplumsal hareketin öncülüğünü yapacak bir işçi sınıfının ve onun düşünen eli Komünist Partisi'nin olmaması.

Toplumsal Hareket boşluk tanımıyacağı için, sizin boş bıraktığınız, oluşturduğunuz boşluğu, birileri gelir doldurur.
Fransada ki Komünist Parti'nin ne kadar KOMÜNİST olduğu, bugüne değin yaptıklarıyla ortada!

Yine gelen bilgilere göre Sendikalar ve sol güçler bu harekete mesafeli yaklaşmakta, fazla bir katılım sağlamamakta!
Oysa bahsettiğimiz kesimler ne denli bu harekete uzak kalırsa, bu hareket o denli manüplasyona açık ve Le Pen taraftarı faşist güçlerin etkisi altına girer.

Lenin Komünistler'in en gerici sendikalarda bile çalışması gerektiğini söyler!
Gerekçesi ise, bu gerici yönetimlerin işçilerin geri bilinçlerine yönelik propogandalar ile bilinçlerini bulandırmalarına karşı mücadele etmenin gerekli olduğudur.

O nedenle gerek sendikalar, gerekse Komünistler bu harekete aktif katılmalı, Faşist Güçlerin yığınların geri bilinçlerine yönelik propogandasını etkisiz hale getirmeli, onların gerçek yüzlerini teşhir etmeleri gerekir.

Aynı zaman da bu krizin tüm dünyada yaşanan, Kapitalizm'in yapısal bir krizi olduğunu, Kapitalizm altında çok daha kötü günlerin insanları beklediğini ve gerçek çözümün, insanların artık bu sonu gelmiş, sonu geldikçede çırpınan ve gittikçe saldırganlaşan bu sisteme son vermek olduğunu anlatmalıdırlar.

Önümüzdeki günler, kapitalizm altında yaşayan dünyanın bir çok bölgesinde bu tür kalkışmaları gündeme taşıyacaktır.
Hep söylediğimiz, bu krizlerden DEVRİMCİ bir vazife çıkartacak ÖNCÜNÜN yaratılmasıdır! 
Sayfa: [1] 2 3 ... 10