Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Makaleler / SOSYALİST SOL, SİSTEM SOLU AYIRIMI!
« Son İleti Gönderen: veda 12 Nisan 2021, 22:09:42 »
Bugün birilerince ülke siyasetinde öyle bir hava yaratılmak isteniyor ki, sanki AKP kendinden menkul, bağımsız bir çizgi izleyerek ülkeyi bu duruma getirmiş.
Oysa bugün içersinde bulunulan ekonomik ve siyasal olumsuzlukların nedeni, tüm dünyada sermayenin artık kendini ekonomik ve siyasal olarak üretememesinden bağımsız değildir.

Son Pandemi süreci, Kapitalizmin virüs karşısında, Kapitalizmin en geliştiği ülkelerde bile çaresizliğini ortaya koyarken, Kapitalizmin insanı temel almayan KAR odaklı bir sistem olduğunu gösterirken, hala bu yaşanan olumsuzlukları, Sistemin bugün geldiği aşamadan bağımsız ele almak bize göre hedef şaşırtmaktan öte bir anlam ifade etmez.

Bu gelinen evrede bizlerin mücadele çizgisi, Kapitalizmi tüm kurum ve kuruluşlarıyla direkt karşımıza almak olmalıdır.
Kapitalizmi ehlileştirmeyi savunan, Sosyal Devlet olgusunu yineleyerek Kapitalizm altında reformlar peşinde koşanlara karşıda mücadele etmeliyiz.
Artık Kapitalizmin son geldiği dayandığı, kendisini ekonomik ve siyasal olarak üretemediği bu evrede Sistemle tüm bağını kopartmamış bir Sol tanımı doğru bir tanım olmaz.
Bu nedenle, Sistem Solundan Solu ayırmak için SOSYALİST  SOL tanımını kullanmak en doğru yaklaşım olur.

Sosyalist Sol derken kastettiğimiz, Sistemi tüm kurumlarıyla direkt olarak karşısına alan SOLDUR.
Sosyalist Sol, Sistemi Reforme etmek isteyenlerle aralarına, silinmeyecek çok kalın bir çizgi çeken SOLDUR.
Sosyalist Sol Siyasetini, Egemenlerin sınırlarını belirlediği çizginin dışına çıkartarak, kendi Siyasal Alanını, İşçi Sınıfının Bağımsız Sınıf Siyaseti doğrultusunda belirleyen SOLDUR.
Sosyalist Sol, Siyaset yapıyorum diye, Egemenler insiyatifinde her an değiştirilen Ülke Gündeminin peşinde sürüklenmeyen SOLDUR.


Ancak bu şekilde SOL gerçek SOL olur.
Bugün SOL içerisinde yaşanılan Likidasyonu önlemenin başkaca bir yolu yoktur.

Yönetenler tüm dünyada eskisi gibi yönetemedikleri için daha baskıcı, daha totaliter egemenlik biçimlerine başvurmaktadırlar.
Bu durumun yığınlar üzerinde yarattığı öfke ve hoşnutsuzluk ne yazık ki bu nesnelliğe müdahil olacak güçte Devrimci bir Öznenin olmaması nedeniyle zaman zaman küçük kıvılcımlar olarak çaksa da, hiç bir zaman her yeri saracak bir ateşe yol açmamaktadır.

Tabi bunda sistem solu partilerin yığınlardaki bu öfke ve hoşnutsuzluğu sistem sınırları içerisinde eritme politikalarının da etkisi büyüktür.
Bizde CHP, Yunanistanda SYRIZA, İspanya da PODEMOS buna örnektir.
Biz bunları SİSTEM SOLU partiler olarak niteliyoruz.
Sistemin bekasını, sürdürebilirliğini sağlayan SİSTEMİN EMNİYET SÜBAPLARI.

Gelinen bu aşamaya baktığımızda, artık tarihsel sınırlarına gelmiş dayanmış, çürümüş, sona yaklaşmış bir sistemin eskinin o "refah" dönemine dönebilmesi olası değildir.
Üstelik o "refah" döneminin bir nedeni de karşılarında her tür olumsuzluğuna karşın Dünya Sosyalist Sisteminin ortaya koyduğu, ekonomik ve sosyal gelişmelerin yığınlar üzerinde yarattığı etkinin Sistem üzerindeki dayatmasıdır.

Artık bu soygun ve talan düzeni için DENİZ bitmiştir.
Bundan böyle bırakalım bir şeyler vermeyi,  yığınların verdikleri mücadeleler sonucu kazandıkları ekonomik ve sosyal hakları bile onların ellerinden alabilmek için her türlü baskı ve zoru uygulamaktadırlar.
İnsanlığın önünde kopkoyu bir KARANLIK Dönem vardır.
Bundan sonrası YA SOSYALİZM YA BARBARLIKTIR!

Aslında yaşadığımız günler, özellikle de Pandemi süreci, Kapitalizmin asıl gerçek yüzünü insanlara göstermiştir.
Öğrenmenin en iyi yolu, insanların kendi deneyimleriyle, kendi yaşadıkları ile öğrenmeleridir.
İşte bu gerçek Komünistlerin işini daha da kolaylaştırmıştır.

Komünistlerin yapması gereken bilinçlerde oluşan bu  kıvılcımları bir araya getirerek onları Sisteme karşı mücadeleye yöneltmek olmalıdır.
Tabi ki İşçi Sınıfının öncülüğünde, onun olmazsa olmaz düşünen eli Partisinin önderliğinde, onları ÖRGÜTLEYEREK, onlara gerçek kurtuluşun kendi ellerinde olduğunu göstererek.
2
Önce bir tanım yaparak, alt yapı ile üst yapının biz Marksistlerce tanımına bir göz atalım.
Alt yapı, o toplumun maddi üretim koşullarını oluşturan üretim biçim ve ilişkilerinin ifadesidir.
Üst yapı ise bu üretim biçim ve ilişkilerine uygun, bu üretim biçim ve ilişkilerinin sürmesini sağlayan, en başta devlet olmak üzeri ona bağlı, ona göre düzenlenmiş HUKUK vs gibi kurumları içerir.

Sınıfların ortaya çıkışının nesnelliği altında üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, toplumdaki diğer sınıflar üzerinde tahakküm kurmak için Devlet denen ve öz olarak bir sınıfın diğerleri üzerindeki tahakkümünü sağlayan, baskı ve zor aygıtına gereksinim duyar.

Bir üst yapı kurumu olan Devlet, içinde bulunduğu maddi üretim koşullarının, üretim biçim ve ilişkilerinin geldiği evreye uygun olarak yapılanır.
Örneğin, sermayenin ulusal sınırların dışına çıktığı, uluslararası nitelik kazandığı bir dönemde, sermayenin  kendini yeniden ürettiği bu birikim evresinde Devlet te, bu alt yapıdaki değişime uygun yeniden yapılandırılır.
Bizdeki ki birinci ve ikinci Cumhuriyet olgularının mantığının temelinde bu vardır.

Marksistlere göre Toplumsal Bilinç,Toplumsal Varlık tarafından belirlenir.
Ancak bu belirleme diyalektik bir bütünlük içerisinde kendisini gösterir.
Toplumsal Yaşamın bilinci belirlediği gerçeğini ele alarak,Marksistleri tek başına bu gerçeği dile getirmekle niteliyerek, onları mekanik materyalistlerle bir tutan algı,Marksizm’i anlamama algısıdır.
Marks  toplumsal varlığın bilinci belirlemedeki belirleyici yönüne vurgu yaparken, toplumsal varlık tarafından belirlenen bilincinde,yeni toplumsal ilişkilere yön verdiğini,toplumsal varlık üzerinde etkisi olduğunu ortaya koyar.

Marks'a göre maddi üretimle, düşünsel üretim birbirinden bağımsız değildir.
Bu ilişki Toplumsal Varlık ve Toplumsal bilinç ilişkisidir.
Bu ilişkinin somuttaki yansıması,Alt Yapı,Üst Yapı biçimindedir.
Her ikisi arasında,birbirini etkileyen karşılıklı bir etkileşim vardır.
Tek başına Alt Yapının her şeyi belirlediğini söylemek,kendi tarihini kendisi yapan insanın devrimci pratik eleştirel faaliyetini küçümsemek demektir.

Ancak insan kendi tarihini yaparken,kendi keyfine göre değil,geçmişten devr aldığı ve halen verili koşullarda yapar.
Demek ki geçmişten devr aldığı ve içinde bulunduğu verili koşullar, insanın tarih yazımında etkindir.

Maddi yaşamı üreten insan, düşünsel olanı da birlikte üretir.
İnsanlar kendi tarihlerini yaparken,kendi keyiflerince yapmazlar,ama içinde bulundukları koşullara da kaderci bir yaklaşımla teslim olmazlar.
Mevcut koşullar da, devrimci pratik eleştirel faaliyet içersinde oluşturdukları düşüncelerle,mevcut koşulları değiştirmeye çalışırlar.

Marksizm’i mekanik algılayanların hatası, olaylarda ve olgulardaki,bilgi ve eylem arasındaki diyalektik bağı görmemeleridir.
Bizi asıl üzen ise kendini Marksist olarak görenlerin bu Anti Marksist safsatalara seslerinin çıkmamasıdır.
veda
3
Çoğunlukla ülke genelinde sol siyasetin  Liberallerle, Ulusalcılar arasındaki sıkıştığı konusunda defalarca yazdık.
Bu sıkışıklığın bir tarafında olan Liberallerle ilgili pek çok yazı paylaştık.
Bugün birazda sayfanın diğer yüzünde yer alan ve sıkışıklığın diğer tarafını temsil eden Ulusalcılarla ilgili bir şeyler yazalım dedik.
İlk olarak yazıya, Ulusalcı Siyasetin hangi temele dayandığı noktasından başlamakta yarar var.

Önce Marks Komünist Manifestoda ne söylemiş ona bakalım;

“Komünistler ayrıca, vatanı, milliyeti kaldırmayı istemekle suçlandı. İşçilerin vatanı yoktur. Sahip olmadıkları bir şeyi onlardan almak mümkün değildir. Proletarya öncelikle siyasal egemenliği ele geçirmek, kendisini ulus olarak kurmak zorunda olduğu sürece, hiçbir şekilde burjuva anlamıyla olmamakla birlikte, henüz kendisi de ulusaldır."(Karl Marks- Friedric Engels-Komünist Manifesto)

Bu alıntıda bize göre  dikkat edilmesi gereken iki önemli nokta  var.
Birincisi “İşçilerin vatanı yoktur. Sahip olmadıkları bir şeyi onlardan almak mümkün değildir.”
Yorumlarsak; İşçi Sınıfının VATANININ  olabilmesi için, öncelikle ona SAHİP olması gerekir.
İşçi Sınıfı’nın bir VATANA sahip olabilmesi içinde, o topraklar üzerinde İKTİDAR olması gerekir.


Diğer nokta ise;“Proletarya öncelikle siyasal egemenliği ele geçirmek, kendisini ULUS olarak kurmak zorunda olduğu sürece, hiçbir şekilde Burjuva anlamıyla olmamakla birlikte, henüz kendisi de ULUSALDIR." Birinci noktayla beraber ele aldığımızda İşçi Sınıfının bir Vatanı olabilmesi için Siyasal Egemenliği ele geçirmesi, kendini Ulus konumuna Egemen konuma yükseltmesi gerekir.
Ama asıl önemli nokta; cümlede de belirtildiği gibi bu ULUS oluşun, kendini ULUS konumuna yükseltişin, BURJUVA ANLAMINDA olmadığıdır.

İşçi Sınıfının mücadelesi, üzerinde yaşadığı topraklarda başladığı için BİÇİM OLARAK ULUSAL ama bu mücadele bununla sınırlı kalmayıp Ulus sınırlarının da ötesinde tüm Dünya üzerinde devam ettiği için ve, İnsanlığın kurtuluşu ancak evrensel planda gerçekleşeceğinden İÇERİK olarak ta ENTERNASYONALİSTTİR!

Marks Gotha Programının Eleştirisinde bunu açık ifade eder.

" Besbelli ki, işçi sınıfı, savaşım verebilmek için, sınıf olarak kendi ülkesinde örgütlenmelidir ve her ülke, ayrı ayrı bu sınıf savaşımının doğrudan alanıdır. İşte işçi sınıfının savaşımı, bu anlamda ulusal nitelik taşır, içeriği bakımından değil, ama Komünist Manifesto'nun da dediği gibi, "biçimi bakımından" ulusal. "(Karl Marks- Gotha Programının Eleştirisi)

Biçim ve İçerik arasındaki diyalektik ilişkide belirleyici olanın ve tabi kılınması gerekilenin İÇERİK olduğunu Marksizmin abc sini az buçuk okuyan her Marksist bilir.
Hal böyleyken hala işçi sınıfının mücadelesinde ısrarla biçimi ön plana alarak, içeriği arka planlara atmak ve İşçi Sınıfının mücadelesini ULUSAL bir mücadele olarak görmek, Marksizmi anlamamaktır.

Tekrar en baştaki Komünist Manifesto’dan alıntıya dönersek, bugün Ulusalcı çevrelerce dile getirilen Ülke Çıkarı, Yurt Çıkarını irdelersek; diyalelektiği kavrayamayan bu bayların parçalı aklının Yurt Çıkarları, Ülke Çıkarları diyerek, aslında Burjuvazinin Çıkarlarından söz ettiğini görürüz.
Ülke Çıkarı, Yurt Çıkarı İktidar ve Sınıf ilişkiselliğinden bağımsız değildir.

Nasıl ki üretim araçlarının mülkiyetine sahip olan Sınıf aynı zaman da toplumda egemen konuma ULUS konumuna geliyorsa ve zihinsel üretim araçlarını da elinde tutuyor bu yolla da toplumdaki zihinsel gelişimi de belirliyorsa, aynı şekilde Ülke Çıkarlarını da kendi Sınıfsal Çıkarları doğrultusunda belirler.
Kısaca, İktidarda hangi Sınıf varsa, o İktidarın üzerinde yükseldiği Yurdun da, Ülkenin de Çıkarları, İktidardaki Sınıfın Çıkarlarıdır.

Komünistler, ancak İşçi Sınıfı İktidarı alıp kendini EGEMEN konuma, ULUS konumuna yükselttiğinde,ÜLKE ÇIKARLARINDAN, YURT ÇIKARLARINDAN bahsedebilir, onları savunabilir.
Ancak o zaman YURT SAVUNMASI, ÜLKE SAVUNMASI, Komünistler için meşruiyet kazanır.

Bunun dışındaki her koşulda Komünistlerin yapması gereken bu koşulları İktidar mücadelesine yönlendirmek ve İktidar mücadelesini temel almaktır.

Yurtseverliği bize miras bırakan İkinci Enternasyonal döneklerinin yaptığı gibi, ANA YURT SAVUNMASI adı altında İşçi Sınıfını Ülke Çıkarı, Yurt Çıkarı diyerek Burjuvazinin kuyruğuna takan SOSYAL YURTSEVERLERE Lenin, paylaşım savaşından Devrimci Vazife çıkararak, bu savaşı bir iç savaşa çevirerek, Siyasi İktidarı Burjuvazinin elinden alarak gerekli yanıtı vermiştir.

Ne yazık ki İkinci Enternasyonalin ülkemizdeki farklı versiyonları, popülizm adına oportünizme savrularak, gün geçtikçe artan marjinalliklerini önleme adına, yığınları peşlerinde sürükleme yerine, Ülke Çıkarı, Yurt Çıkarı adı altında yığınların peşine takılmayı tercih ederek, Burjuvazinin geçmişten bu yana,ezilenlerin bilinçlerini karartmak için kullandığı YURTSEVERLİK MASKESİNİ yüzlerine takarak, Anti-Emperyalist mücadelelerini bu temele oturtarak bir kez daha bizlere SOSYAL YURTSEVERLİĞİN ÇİRKİN YÜZÜNÜ göstermektedirler.
veda
4
Serbest Kürsü / MURAT ÇAKIR'IN ÇİN YANILGISI ÜZERİNE!
« Son İleti Gönderen: veda 08 Nisan 2021, 14:51:29 »
Dünyada süren Emperyal Bloklar arası Hegamonya Paylaşım savaşını görmez, yaşananı ABD nin yandaşlarının tek taraflı saldırısı olarak görürseniz, sizler için ABD nin karşısında olan ülkeler, içerisinde
bulundukları üretim biçim ve ilişkilerinden bağımsız Anti Emperyalisttir.
Bu bağlamda baktığınızda ABD nin birincil hedefleri olan Çin ve Rusya'yı bu ölçekte görmeniz kaçınılmazdır.

Oysa bugün dünyada hüküm süren kavga Emperyal Bloklar arası Hegamonya paylaşım kavgasıdır.
Çin ve Rusya da bu hegamonya kavgasında Emperyal Blokların bir tarafında yer almaktadır.

Hala Çin'i Çin Halk Cumhuriyeti olarak görmekle, bugünkü Rusya'yı Sovyetler Birliği olarak görmek arasında hiç bir fark yoktur.
Keza, kapısını Çinli milyarderlere açan, iki karşıt sınıfı bir arada içerisinde barındıran iktidarda ki partiyi Komünist Parti olarak görmekte bu  yanlışın diğer tarafıdır.


Ne yazık ki yazılarını beğeni ile okuduğumuz Murat Çakır bu konuda bizi hayal kırıklığına uğratmıştır.
Politika Gazetesinin 62 sayısında Çin ile ilgili bir yazı paylaşmış Sn Çakır.
Her ne kadar diğerleri gibi açık olarak Çin'i Sosyalizm yolunda ilerleyen bir ülke olarak nitelemese de, varacağı yer orasıdır.

İşim gereği yaklaşık on yıldır Çin'e belli zamanlarda gittim.
Kendi gözlerimle nasıl vahşi bir sömürünün yaşandığını gördüm.

Şanghai gibi, Quanzhou gibi neredeyse uzay kenti görüntüsü veren sanayinin yoğun olduğu yerlerde, sınıf çelişkileri en yoğun, en keskin ve görünür biçimde yaşanmaktadır.
Bir tarafta çoğu ülkede göremeyeceğiniz Mersedes marka son model arabalar, diğer tarafta sokakta dilenen bir sürü insan.

Çinde işçi sınıfını kırsaldan gelenler oluşturur.
Fabrikaların hemen yanında İşçi Yatakhaneleri vardır.
Vardiyası biten işçi Yatakhaneye gider, vardiyası gelen işçi yatakhaneden çıkar fabrikada işinin başına gelir.

Çalışanların hiç bir Sosyal Yaşamı yoktur.
Büyük Şehirlerdeki Diskotekleri, Barları, o son model Mersedeslere binenler doldurur.
İşçiler ancak yazları belli bir süre memleketlerine, köylerine, yakınlarını görmeye giderler.

Murat Çakır diyor ya, Çinde Ekonomik bir mucize gerçekleşmiştir diye.
Vede bu mucizenin sahibi Ç"KP" yi gösteriyor.
Ama ne pahasına bu mucize gerçekleşmiştir, onu sormak gerek Murat Çakır'a
Ve de en önemlisi bu mucizenin kaymağından kimler nemalanmaktadır.

Sözde iktidar işçi sınıfını aldatmacası altında, her türlü sesi, soluğu kesilen, en ufak bir hak alma eylemine izin verilmeyen, sosyal haklardan yoksun bir işçi sınıfı yerine, büyük şehirlerde, son model Mersedesler
altlarında, diskotekleri, barları dolduran Ç"KP" yöneticilerinin çocukları ve Çin'in yeni Kapitalistleri bu zenginliğin sahibidir.
veda


5
Makaleler / DİKKAT ÇEKİCİ GELİŞMELER ÜZERİNE !
« Son İleti Gönderen: veda 05 Nisan 2021, 12:31:24 »
ABD Başkanı Biden'in önce Çin'e karşı sonrada Rusya'ya karşı aldığı tavır.
Özellikle Putin hakkında söyledikleri, artık vekalet savaşının sona geldiğini, başı çeken tarafların direkt olarak karşı karşıya geleceğini bizlere göstermektedir.

Sadece ABD değil, İngiltere de Nükleer Savaş Başlığını arttırma kararı aldı.
Bu kararı alırken de Rusya'yı, Avrupa için bir tehdit unsuru olarak gördüğünü söyledi.

ABD ile Rusya arasında iplerin bu denli gerilmesi aslında Erdoğan'ın elini ABD'ye AB'ye karşı güçlendiriyor.
Yakında ABD ve AB ile yapılacak görüşmelerde, Erdoğan bu kozu kullanmaya kararlı.

Geçenlerde Meclis Başkanı'nın, Cumhurbaşkanı gerekirse Montrö Anlaşmasını bile iptal edebilir demesi, aslında Meclis Başkanının kafasından çıkan bir söz değil.
Erdoğan gerekirse Boğazlarla ilgili bu anlaşmayı iptal ederim diyerek, elinde önemli bir koz olduğunu ABD'ye gösteriyor.

Boğazlar ABD'nin bölgede Hegamonya tesisi için çok önemli bir durak.
ABD de biliyor ki, Türkiye olmadan bu durağı geçmesi Rusyaya karşı bir zafer kazanması olası değil.

Tabi bunlar Erdoğan'ın elindeki kozlar.
Diğer taraftan ABD ve AB'nin de elinde bu görüşmelerde kullanacağı kozlar var.

En önemli koz Türkiyenin içerisinde bulunduğu ağır ekonomik kriz.
Merkez Bankasının eksi rezerv vermesi, Dövizin yükselmesinin bu güçlere bağlı olması, Halen ABD de süren Halk Bankası davası.

Anlaşılan bu görüşmeler çok sert geçecek.
Emperyal Güçler arasındaki çatışma, Dünyada olup biten üzerindeki belirleyiciliğini koruyor.

Bizler sadece olan biteni dışarıdan izliyoruz.
Tıpkı Futbol Yorumcuları gibi!
Bizim dışımızda cereyan eden bu maçta, sadece yorum yapabiliyoruz.
veda

6
Makaleler / TAM BİR KAOSUN HAKİM OLDUĞU DÜNYADA SULAR DURULMUYOR!
« Son İleti Gönderen: veda 03 Nisan 2021, 14:18:26 »
Dünyada sular durulmuyor!
Dünyanın farklı bölgelerin de süre gelen Emperyalist Bloklar arası Hegemonya savaşı tüm hızıyla sürüyor.
Kapitalizm ortadan kalkmadıkça, suların durulmayacağı gibi bir gerçekle karşı karşıyayız.

Kimileri bu savaşı bugüne kadar  VEKALET SAVAŞLARI  olarak görüyorlardı.
Aslında haksız da değillerdi, ancak artık bu savaş vekalet savaşı olmaktan çıktı!
Bugüne değin,  bu blokların başındakiler bire bir karşı karşıya gelmemişlerdi.
Gerek ABD gerekse Rusya ve Çin bugüne değin bu savaşı hep yanlarında saf tutan, kendi blokları içersindeki bölge ülkeleri aracılığıyla sürdürdüler.

Ancak dünyada ki gelişmeler,  görünenin fazla uzun ömürlü olmayacağını bizlere gösterdi.
Artık bu savaşın asıl aktörleri birebir karşı karşıya gelmeye başladılar.

Öyle bir Kaos hakim ki;  hegamon güç olmak sadece Emperyalist Bloklar arasındaki güç savaşı ile sınırlı değil.
Emperyalist Sistem tek merkezli olmaktan çıktı.
Bugün Dünyaya Hükümdar olmak isteyen birden fazla EŞKİYA var.
Aynı zaman da aynı blok içersinde yer alan güçler arasında da bölgede Hegamon olma çatışması yaşanıyor.
Dağıtılan kartlar bozuluyor ve yeniden karılarak dağıtılıyor.

Çok yakın bir gelecekte her iki bloğun başındakiler artık bu vekalet savaşı ile amaçlarına ulaşamayacaklarını görerek, direkt karşı karşıya gelecekler.
İşte o zaman,  bu paylaşım savaşı farklı bir çehreye bürünerek, sıcak savaşın, hemde çok yüksek yoğunluklu bir savaşın önünü açacak.

Kapitalizm’in tüm dünyada artık tarihsel sınırlarına gelip dayandığı, içinden çıkılmaz bir yapısal kriz içersinde debelendiği ve kendini yeniden üretmekte zorlandığı için daha da saldırganlaştığı bu evrede zaten ortak akıldan doğası gereği yoksun olması, onun  iyicene aklını yitirmesine yol açacak.
Bundan böyle ondan her türlü çılgınlığı beklemek şaşırtıcı olmamalı.

Geçmişte Kautsky’nin ultra emperyalizm teorisinin dayandığı temel de  Kapitalizm’in ekonomik alanda tek bir dünya pazarına doğru evrilmesinin siyasi alanda da karşılık bulacağı bunun sonucun da  ortak bir akıl oluşacağı, bundan böyle artık savaşların yaşanmayacağı düşünceseydi.
Kautsky’nin unuttuğu ya da görmezden geldiği, sistemin doğasında var olan ve onun ortak akıl oluşturmasının önünde engel olarak duran sistem içi rekabet ve buna dayalı çatışmaydı.

Oysa yaşananlar, önümüzde akıp giden yaşam, o yaşamın şaşmaz pratiği, Kautsky’nin bu tezlerini yadsıdı, onların yaşamda karşılıklarının olmadığını, sonrası yaşanan ikinci paylaşım savaşı ve bugün yaşanan şimdilik bölgesel savaşlarla varlığını devam ettiren üçüncü paylaşım savaşı bizlere gösterdi.

Lenin’in de belirttiği gibi, Emperyalizm var oldukça , Emperyalistler arası paylaşım savaşları hep gündemimizde olacaktır, özellikle de artık tarihsel sınırının sonuna geldiğinin farkına vardığı, bu yapısal krizden çıkışının olmadığını gördüğü  bu evrede.
VEDA
7
İz Bırakanlar / Ynt: DEVRİMCİ DAYANIŞMANIN ve DİRENİŞİN ONURU KIZILDERE
« Son İleti Gönderen: Ekim 29 Mart 2021, 23:02:52 »
( 68 Kuşağı'nın ilk kıvılcımı sayılabilecek fotoğrafta, en başta Deniz Gezmiş gülerek yürürken, arkasında Mahir Çayan, elini kaldırmış slogan atıyor, yanında Taylan Özgür var.2 Haziran 1968)-Muhammet Yüksel Arşivi'nden

“Biz eskileriz, biz biliriz’ safsatadan başka bir şey değildir.Bu ilişkiler sosyalist ilişkiler değildir. Bunlar devrimci olmayan anormal ilişkilerdir; feodal ilişkilerdir.” 

“Sosyalistler arası ilişkiler, askeri kışla ilişkileri değildir. Her geçen yıl kıdemin arttığını zanneden ve başkalarından itaat bekleyen kişinin kafası sosyalist değil, olsa olsa dar asker kafasıdır.”
8
Serbest Kürsü / KOMÜNİST TOPLUMUN İLK EVRESİNDE, BURJUVASIZ BURJUVA "DEVLET"
« Son İleti Gönderen: veda 27 Mart 2021, 16:11:16 »
Daha öncede yazdığımız gibi Reel Sosyalizmin çöküşü sonrası Burjuvazi, ideolojik kalemşörleri aracılığıyla Sosyalizme, Ekim Devrimine karşı saldırıya geçti.
Bunun için de öncelikle hedeflenen korkulu rüyaları olan  Marksizm'i, ona pratikte can veren, onun devrimci ruhu olan Leninizm'den kopartmaktı.
Burjuvazi bu saldırısında, niyetlerinden bağımsız bir takım Marksolog ları da kullandı! 

Yusuf Zamir'de bunlardan biri! 
Yusuf Zamir'in Lenin takıntısı aslında DEVLET konusunda
Bu yazı da asıl olarak bu konuda Yusuf Zamir'e yanıt vermeye çalışacağız.

Biz Marksistlere göre Devlet özet olarak;
1)Devlet sınıf karşıtlıklarının bir ürünüdür
2)Devlet bir sınıf egemenliği aracı olarak, bir sınıfın diğerleri üzerindeki, baskı ve zor aracıdır.
Yani Devlet'in olabilmesi için sınıfların ve sınıf karşıtlıklarının olması gerekir.


Bu tanımları şimdilik bir kenara koyalım.
Çünkü bu tanımlar ilerde bize gerekli olacak.

Yusuf Zamir Lenin'i, Devletli Sosyalizmi savunmakla eleştiriyor.
Oysa Lenin Sosyalizmde yani Komünist Toplumun ilk evresinde Devlete vurgu yaparken, bu Devletin özsel anlamda bir Devlet olmadığını, klasik anlamda, bir zor ve baskı aygıtı olma anlamında Devletin sönümlendiğini, burada ki Devletin salt paylaşım ilkesinden doğan, Burjuva Eşitlik İlkesine dayanan Burjuva Hakkın gerektirdiği, bu hakkı düzenleyecek bir kuruma gerek duyulduğu için Burjuvasız Burjuva Devlet olduğunu dile getirir.


"Artık kapitalistler, sınıflar olmadığından ve bunun sonucunda hiçbir sınıf bastırılamayacağından, bu ölçekte devlet sönümlenir.
Ama gerçek eşitsizliği kutsayan ‘burjuva hakkın’ güvence altına alınması hâlâ sürdüğünden, devlet henüz tamamıyla sönümlenmemiştir. Devletin tamamıyla sönümlenmesi için tam komünizm gerekir.” (Lenin, Toplu Eserler, c. 25, s. 472)


"Komünizm, ilk evresinde, ya da ilk aşamasında, henüz ekonomik olarak bütünüyle olgun ve tamamıyla kapitalizmin geleneklerinden ve izlerinden kurtulmuş olamaz. Böylece, komünizmin, ilk evresinde, ‘burjuva hak dar ufkunu’ koruması ilginç olgusu. Elbette, hakkın standartlarına uyulmasını zorla sağlayabilecek bir aygıt olmadan hakkın hiçbir anlamı olmadığından, tüketim maddelerinin dağıtımı bakımından burjuva hak, kaçınılmaz olarak burjuva devletin varlığını öngörür."
Bundan, komünizm altında, bir süre için, yalnızca burjuva hakkın değil, burjuva devletin de, burjuvazisi olmadan, kaldığı çıkar. (Lenin, Toplu Eserler, c. 25, s. 475-6)


Marks'da  Komünist Toplumun ilk evresi benzer şeyler söyler.
Lenin'den farkı, Marks'ın Burjuva Hakkı düzenleyecek bir kurumdan, "Devlet" den bahsetmemesidir..

"Besbelli ki, burada uygulanan ilke, eşit değerler değişimi olduğu ölçüde, meta değişimini düzenleyen ilkenin aynıdır. İçerik ve biçim değişmiştir, çünkü değişmiş koşullar altında hiç kimse emeğinden başka bir şey veremez ve öte yandan da bireylerin mülkiyetine bireysel tüketim araçlarından başka hiçbir şey geçemez. Ama birey olarak ele alınan üreticiler arasında bunların dağıtımı konusunda egemen ilke, eşdeğer metaların değişimine hükmeden ilkeden farksızdır: bir biçimdeki belli bir miktar emek, başka bir biçimdeki eşit miktar emekle değişilmektedir.
Demek ki, meta değişiminde eşdeğer değişimi, tek tek durumlarda değil, yalnızca ortalama olarak var olduğu halde, burada, ilke ile pratik çekişme içerisinde olmamasına karşın, eşit hak, hâl⠖ilke olarak– burjuva haktır.
... Bu eşit hak, eşit olmayan bir emek için eşit olmayan bir haktır. Hiçbir sınıf farkı tanımaz, çünkü herkes bir diğeri gibi yalnızca bir işçidir; ama eşit olmayan bireysel yetenekleri ve böylece de üretken kapasiteyi doğal bir ayrıcalık olarak zımnen kabul eder. Demek ki bu, özünde, her hak gibi eşitsizliğe dayanan bir haktır....
Ama bu gibi kusurlar, uzun ve sancılı bir doğumdan sonra kapitalist toplumdan çıkıp geldiği şekli ile komünist toplumun birinci evresinde kaçınılmaz şeylerdir."(Karl Marks Gotha Programının Eleştirisi).


Tekrar baştaki Devlet tanımlarına geri dönelim şimdi!
Lenin burada,sınıflar ve kapitalistler olmadığına göre, bu ölçekte Devlet sönümlenir diyor.
Yani!
1)Sınıf Egemenliği Biçimi olarak
2)Sınıf Karşıtlıklarının olmaması anlamında
3)Baskı altında tutulacak sınıf kalmaması anlamında
DEVLET SÖNÜMLENMİŞTİR.

Evet bir devlet var ama bu devlet, sınıf egemenliği anlamında bir devlet değil.
Bu Devlette sınıf karşıtlıkları yok!
Bu Devlette baskı altında tutulacak sınıf yok.
Bu devlet sadece, burjuva eşitlik ilkesi sonucu ortaya çıkan burjuva hakkı düzenleyen bir kurum olarak var.
Burada ki Devlet tanımında vurgu BURJUVA HAKKADIR, SINIFLARA DEĞİL.

veda
9
Araştırma, çalışma grupları / BÜROKRASİ NEDİR, NE DEĞİLDİR!
« Son İleti Gönderen: veda 24 Mart 2021, 20:58:35 »
Egemenler arası iktidar mücadelesinden örnek verirken, önce Egemenleri tanımlamak gerek.
Egemen tanımı, Toplumdaki Sınıflardan bağımsız bir tanım değildir.
Bu nedenle de Egemenler arası İktidar mücadelesine Komünistler bu perspektiften, Sınıf perspektifinden bakarlar.

Tabi ki Sermaye Gurupları arasında her zaman bir çatışma vardır.
Ancak Sınıf hareketi yükseldiğinde ve Sınıfsal iktidarı tehdit eder duruma geldiğinde bunlar domuz topu gibi bir araya gelirler.

Sınıf Kavramı, toplumdaki yer alan kesimlerin Üretim Araçlarının Mülkiyeti karşısındaki durumuna göre tanımlanır.
Her ne kadar bu saptama Sınıf  Tanımı için temel teşkil etse de, Lenin Sınıfı tanımlarken bu temel tanım dışında aşağıda ki alıntıda görüleceği gibi bu tanımı biraz esnetir.

“Tarihi olarak belirlenmiş bir üretim sistemi içindeki yerlerine ve bu üretim araçları ile olan ilişkilerine (bu ilişkiler daha çok yasalarla saptanmış ve korunmuştur), toplum içindeki iş örgütlenmesinde oynadıkları rollere ve dolayısıyla sosyal zenginlikten paylarını almakta başvurdukları yollara ve elde ettikleri payın büyüklüğüne göre, birbirinden ayrılan geniş insan guruplarına sınıf denir.
Sınıflar öyle insan gruplarıdır ki, bir grup, belirli bir sosyal ekonomi düzeni içinde aldığı farklı yer sebebiyle diğer grubun emeğine sahip çıkabilir.” V.İ. Lenin, “Büyük İnisiyatif”, Proletarya Kültürü içinde, Yar Yayınları, Haziran 1979, s.40


Bürokrasi kendi başına, kendinden menkul bir Sınıf değildir.
Bu bağlamda Bürokrat Burjuvazi tanımı doğru bir tanım değildir.
 Bürokrasi, İktidardaki Sınıfın Siyasal Üst Yapıda, Devlet içerisinde ki uygulamalarına aracılık yapar.
Yani Burjuvazinin Devlet Erkinde ki uygulamalarının yürütücülüğünü yapar.

Koşullara göre, Kapitalizm'in içerisinde bulunduğu evreye göre Bürokrasi bazen Burjuvazinin yerine geçebilir.
Ama bu geçiş, GEÇİCİ bir geçiştir.
Tıpkı 1923 de ki gibi, Burjuvazinin fiili olarak olmadığı durumlarda , Kapitalizmin gelişimini sağlamak için, Burjuva Sınıfın yerine geçici olarak geçerek, bu amacı gerçekleştirmek için çaba gösterir.
Bu amaç gerçekleşince de, geçici olarak bulunduğu yeri asıl sahibine bırakır.

Ya da, özellikle Devlet Kapitalizminin etkin olduğu durumlarda.
Ancak Kapitalizm, artık Devlet Kapitalizmini taşıyamadığı durumlarda Bürokrasi vekaleten yürüttüğü erki asıl sahibine geri verir.
Sovyetler de de aynen böyle olmuş, uzun süre Devlet Kapitalizmi altında Bürokrasi Erki elinde tutmuş, çöküş sonrası ise Erki Burjuvaziye teslim etmiştir.

Çinde yaşanan da bu durumdan farklı değildir, tek farkı hala iktidarda Ç"KP" olduğudur.
Bakmayın Ç"KP" dediğimize, aslında çoktan Komünist kimliğini yitirmiş, partinin kapısını Çinde ki dolar milyarderlerine ardına kadar aşmış, Sınıf Uzlaşmacılığını, "Komünist" Parti adı altında gerçekleştirmiş PARTİ.
10
Serbest Kürsü / Piyasalar Cuma akşamı kapanınca...
« Son İleti Gönderen: silgikafa 24 Mart 2021, 01:33:01 »
Piyasalar kapanınca...

Kripto/Sanal Para piyasalarını saymazsak borsa, döviz, altın, petrol, tahvil, bono, repo vs... gibi varlık piyasaları pazartesi - cuma günleri arası mesai saatleri içinde açıktır. Bu piyasalarda çok sayıda anında alınıp satılabilen yatırım enstrümanları mevcuttur. Örneğin Borsa İstanbul (BİST) da anında alınıp satılabilen yaklaşık 500 adet şirketin hissesi vardır. Yani 500 adet birbirinden farklı fiyatta getirisi olan yada olmayan senetler. Hatta bazı gayrimenkul firmalarının inşaat projelerinin 40 / 50 tl aralığında hisse senetleri eğer biriktirildiğinde bir daire parası ederse karşılığında daireyi alabileceğiniz hükmünde. Bir çok farklı tarım ürünlerinin alınıp satıldığı piyasalardan fosil yakıtların değerli madenlerin bir uçtan diğer uca aklınıza gelen hemen herşeyin anında alınıp satıldığı piyasalar... İşte bu piyasalar Türkiye'de pazartesi mesaisi ile başlar cuma mesaisi ile biter.

Bu piyasalarda nakit paranızla, kredi kullanımıyla hatta ödünç alarak bile al-sat yapabilir para kazanabilir yahut kaybedebilirsiniz. Kendince destek-direnç grafikleri, geçmiş analiz grafikleri, bazı matematiksel hatta geometrik etütleri mevcuttur. Anlık, kısa vade, orta vade, uzun vade para girişleri para çıkışları al sat rakamları kimin elinde ne kadar olduğu bellidir ve bunlar bu piyasalarda önemlidir.

Örn. Metro turizm bir çok skandal ile trafik kazası ile gündeme gelmiştir. Ancak bunlar metro turizmin sevilmemesinin asıl ve tek sebebi değildir.  Sahibi Galip Öztürk'tür. BİST piyasalarında işlem yapan bir çok kişi Galip Öztürk'ü tanır ve sevmez. Çünkü kendisi BİST te bir işlem belirler yüklü bir para ile hisse değerini speküle edip arttırır sonra aniden aldığı senetleri satar parasını alır ve çıkar. Onunla beraber yükselişe girenler bir günde paralarını kaybeder. Yani sevilmeyen metro turizm gerçekte skandalları ve kazaları için değil piyasalarca sevilmediği için antipatik bulunur.

Borsa gibi yukarıda saydığım diğer tüm piyasalarda yapılan işlemler doğrudan para kazancı yada kaybı ile sonuçlanır. Bu sebeple çok ciddi çok acımasız çok profesyonel ve çok disiplinlidir. Kimse kimseyi tanımaz ve kimse kimseyi bilmez. Herkes kendi parasının derdindedir. Tabi bir de bu piyasalarda işlem yapan büyük fonlar vardır. Emeklilik fonları, Hisse senedi fonları, Altın fonları, Varlık fonları vs... bu fonları tahmin edileceği üzere genelde bankalar ve profesyonelleri yönetir. En ciddisi de bunlar olsa gerek...

23 Mart 2021 günü önlem mahiyeti ile sınırlandırılan işlemlere rağmen GARAN (Garanti Bankası) hissesi 10 milyar TL günlük al sat hacmi yapmıştır. Akbank hissesi 2 milyar TL... Bu senetler BİST piyasasında ki 500 hisseden sadece bir - iki tanesidir ve borsa dışı diğer enstrümanları (kıymetli madenlerden, fosil madenlere, tarım ürünlerinden kriptolara...) tek tek saymıyoruz bile...  hele hele tek tek bütün ülkeleri hiç karıştırmayalım.

Bu piyasaların devasalığına dair bir şey daha söyleyeyim. Hiç paranız olmasa dahi tüm bu enstrümanlar ile başkalarından ödünç alarak dahi işlem yapabilirsiniz. Yani nakit paranızın olmasına da gerek yok. Güncel hayattan bir örnek vererek açıklayayım paraya ihtiyacınız var ve arkadaşınızda da 10 dolar var. 10 doları arkadaşınızdan alıp TL ye çevirip harcayacaksınız çünkü Türkiye de temel ihtiyaçlarınızı TL cinsinden alabiliyorsunuz. 10 doları ödünç aldınız ve TL'ye çevirdiniz karşılığı 700 tl yaptı. Borcunuzu da 5 gün sonra vereceksiniz. Ama biliyorsunuz ki 10 dolar 5 gün sonra 900 tl olacak. Bunu bile bile ödünç alır mısınız? Peki arkadaşınıza 10 doları bozdur bana TL cinsinden ödünç ver bende sana 5 gün sonra ödünç aldığım parayı TL cinsinden vereyim sen yine dolara çevirirsin deseniz ve arkadaşınız da doların yükseleceğini bilse size bu parayı TL cinsinden verir mi? vermeyecektir. En azından piyasalar da size bu para bu şekilde verilmeyecektir. Peki ya süreçlerin tam tersini düşünseniz yani 5 gün sonra doların 700 tl den 900 tl ye çıkacağını değil de 500 tl 'ye düşeceğini tahmin etseniz. Ve arkadaşınıza da parasını dolar cinsinden alıp yine dolar cinsinden vereceğinizi bu 5 günlük süre de ödünç süresi kadar kiralama ücreti vereceğinizi söyleseniz... O zaman kabul eder değil mi? Ama bu işte bir risk var ya tahminler tutmazsa...

Tahminlerin tutmasına dair eğitimler, sempozyumlar, kalite prosesleri, sürekli eğitimler, sürekli iyileştirmeler, bu iyileştirmelerin piyasalara güncellenmesi, profesörler, kurum lisansları, çalışanlar, çalışanların her birine 3 er 5 er lisanslar, holdingler, yüksek yüksek gökdelenler...

İşte Dünya piyasası deyip deyip durduğumuz bu olsa gerek!

Bir de bu piyasanın aktörleri var. Son derece acımasız ve disiplinli, gözü kara ama bir o kadarda tedbirli, acayip cesurlar lakin çokta ürkekler.

Bunu da bir örnek ile anlatayım; 15 temmuz darbe kalkışması sonrası yabancı bir arkadaşım alelacele çeşmede ki milyarlık yazlığını sattı. Açıkçası benim kafam piyasaya göre çalışmadığı için hiç anlam veremedim. Yani bir darbe kalkışması ile çeşmede ki bir yazlığın ne ilgisi olabilir.
a. Darbe kalkışması ile ortalık karışabilir emlak fiyatları çakılabilir tedbiri.
b. Ortalık karışırsa yabancıların mallarına el konabilir ürkekliği.
c. Elde ki BİR, sıfırdan iyidir disiplini ve cesareti...
işte bu da Türk piyasalarının hakimi yabancıların aksiyonuna bir örnek...

Bir Cuma akşamı darbe kalkışması oldu.
Bir Cuma akşamı erken seçim kararı alındı.
Bir Cuma akşamı İstanbul sözleşmesi yırtıldı.
Bir Cuma akşamı MB başkanı görevinden alındı.
Bir Cuma akşamı yani piyasalar kapanınca...

sevgi ve selamlar...
Silgikafa

Sayfa: [1] 2 3 ... 10