Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Serbest Kürsü / MARKSİZM KİMLERİN ELİNE KALMIŞ!!!
« Son İleti Gönderen: veda Bugün, 17:43:36 »
Bugün Kadıköy'e indiğimde bir afiş dikkatimi çekti.
Afişin başlığı "Marksizm Toplantıları"

Aslında bu tür toplantılar daha sık olsa diye de içimden geçirdim.
Afişin altında ki web adresi www.marksizm.biz.

Eve gelince heyecanla bu adrese girdim ve toplantıyı DSİP'in düzenlediğini öğrenince biraz moralim bozuldu.
Bu arada bilmeyenler için bu DSİP ,2010 ANAYASA REFERANDUMUNDA AKP nin İLERİ DEMOKRASİSİNE evet diyen ve Referandum sonrası balkon konuşmasında Erdoğan'ın destek
lerinden dolayı teşekkür ettiği partilerden birisi.

Sonrası, daha önceki toplantılarına katılanlarıda unutmamışlar ve isimlerini yazmışlar.
Tabi o listeyi okuyunca ŞOK oldum.
MARKSİZM KİMLERİN ELİNE KALMIŞ!!!

Ne kadar Marksizm'den çoktan İSTİFA etmiş LİBERAL varsa, bu listede.
Ve bunlar utanmadan çoktan İSTİFA ettikleri Marksizm adına toplantı düzenliyor ve Marksizm'i anlatıyorlar.
Listeye hep beraber bakalım;

"AHMET İNSEL AHMET ÜMİT AKIN BİRDAL ALEV ERKİLET ALEX CALLINICOS ALPER GÖRMÜŞ ARUS YUMUL AVİ HALİGUA AYDIN ENGİN AYHAN BİLGEN AYŞE BATUMLU AYŞE HÜR BARIŞ PİRHASAN
BASSEM CHİT BEJAN MATUR BEHÇET ÇELİK BESİM DELLALOĞLU BİLGE CONTEPE BOYSAN YAKARBÜLENT SOMAY CANAN ŞAHİN CHRIS HARMAN CHRISTINE BUCHHOLZ ÇAĞLA OFLAS DINOS AYOMAMATIS
DOĞAN ERBAŞ DOĞAN TARKAN EREN KESKİN ERDAL DOĞAN ERTUĞRUL KÜRKÇÜ EYLEM ÇAĞDAŞ FEHİM TAŞTEKİN FERDA KESKİN FERHAT KENTEL FETHİYE ÇETİN FİLİZ KOÇALİ GETHIN ROBERTS
GHAYATH  NAISSE GÜLTAN KIŞANAK HAKAN TAHMAZ HAYKO BAĞDAT HİLAL ATICI IŞIN ELİÇİN JOHN MOLYNEUX KEMAL NEBİOĞLU KEMAL ÖRDEK KEREM KABADAYI KORHAN GÜMÜŞ KUTLUKHAN KUTLU
KÜÇÜK İSKENDER LALE MANSUR LEVENT PİŞKİN LEVENT ŞENSEVER MARTA CASTİLLO MEHMET ALİ ALABORA MELDA KESKİN MELTEM ORAL METE ÇUBUKÇU METE TUNÇAY METİN YEĞİN MİKE GONZALES
MURAT BELGE MURAT ÇELİKKAN MURAT KANATLI MURAT ÖZVERİ MURATHAN MUNGAN NABİ YAĞCI NECMİYE ALPAY NİL MUTLUER NURAN YÜCE NURAY MERT OHANNES KILIÇDAĞI ORAL ÇALIŞLAR ORHAN
KEMAL CENGİZ ORHAN PAMUK ÖMER LAÇİNER ÖMER MADRA ÖZCAN ALPER ÖZDEN DÖNMEZ ÖZGÜR SEVGİ GÖRAL PAKRAT ESTUKYAN PANOS GARGANAS RAGIP DURAN RIDVAN AKAR RİTA ENDER ROBER
KOPTAŞ RONİ MARGULİES SEBAHAT TUNCEL SAMİ EVREN SARUHAN OLUÇ SELİM DERİNGİL SEVGİ GÖĞÇE SEVİL EROL SEYFİ ÖNGİDER SİNAN ÖZBEK SOTIRIS KONTOGIANNIS ŞENOL KARAKAŞ TALAD
AHMET TANER AKÇAM TAYFUN MATER TERRY EAGLETON TOLGA TÜZÜN UFUK URAS ÜMİT KIVANÇ ÜMİT ŞAHİN VEYSİ SARİSÖZEN VOLKAN AKYILDIRIM YASSİN AL-HAJ SALEH YELDA YILDIZ
RAMAZANOĞLU YILDIZ ÖNEN YORGO PİTTAS YÜCEL SAYMAN ZEYNEP TOZDUMAN…"

Sağolsunlar bizim Nabi Yağcıyı da unutmamışlar!

veda
2
Serbest Kürsü / SONUÇTA MAZBATA VERİLDİ!
« Son İleti Gönderen: veda 17 Nisan 2019, 21:11:42 »
Ekrem İmamoğlu sonunda mazbatasını aldı ve çok uzun zamandır gündemin yerel seçimlerle olan meşguliyeti bizim için çok daha önemli olan 1 Mayıs arefesinde bir nebzede olsa sona erdi!

Çok ilginçtir bugüne değin solum diyen, sosyalistim, komünistim diyenler bile kraldan daha fazla kralcılık göstererek, bugünü düğün, bayram ilan etti.
Hatta seçimlerde bu seçimlerin bir çözüm getirmeyeceğini söyleyen Komünist Partiler'in üyeleri bile, partilerinin hilafına, bu düğün, bayramda, sosyal medyada yerlerini aldı.

Oysa bugün Turgut Özal'ın Ölüm Yıldönümünde, mezarını ziyarette bulunanlar arasında İmamoğlu'nun bulunması bile, medyada yer almasına karşın, bu arkadaşları rahatsız etmedi!

Bu ülkede İkinci Cumhuriyetin kurucusu, ardındaki kişi, her tür vurgunun,talanın ve soygunun önünü açan, benim memurum işini bilir diyen Turgut Özaldı!
İstanbul'un başına gelen İmamoğlu da bu Turgut Özal'ın memurlarından biri!

Oda amirinin sözüne uyarak, başkanlığı döneminde İŞİNİ BİLECEK!
İşte böyle biri geldi İSTANBULUN başına!

Aslında bu seçimlerin tek faydası, düzen siyasetinin tüm pisliklerinin ayyuka çıkması, ortaya serilmesiydi.
Siyaset Burjuvazinin belirlediği, sınırlarını çizdiği alanda devam ettiği sürece, düzen muhalifiyiz diyen partilerin bile kendisini bu siyasetin büyüsüne kaptırdığını, oy hesabı yaptığını izliyoruz.

Eğer YSK seçimleri iptal etmazse İstanbulda olacak bitecek aşağı yukarı belli!
Vurgunun ve rantın merkezi İstanbulda, vurgun ve rant yine devam edecek.

Bu kapıyı kapamanın yolu yerel yönetimlerle değil, işçi ve emekçi iktidarı ile ancak olasıdır.
O nedenle Komünistler bir an evvel bu rüyadan uyanmalı ve yaklaşan 1 Mayıs için, çok geç olmasına karşın, bir an evvel bugünü yığınsal anmak için çalışmalara başlamalıdır.
veda
3
Makaleler / İŞ SAATLERİNİN KISALTILMASI TALEBİ!
« Son İleti Gönderen: veda 16 Nisan 2019, 20:38:39 »
1 Mayısa çok az kaldı!
İşçi Sınıfı ve emek örgütleri ve sol siyasal oluşumlar alanlarda binlerce emekçiyle buluşacak!

1 Mayıs 1886 işçilerin kölece çalışma düzenine karşı başkaldırısıydı.
İşçilerin bu başkaldırıda öne sürdüğü en temel talep 8 saatlik iş gününün yasalaşmasıydı.
Çok uzun mücadeleler sonucu işçi sınıfı bu hakkını pek çok bedel ödeyerek çok sonraları kazandı.

Bugüne geldiğimizde,o günden bu yana çok zaman geçmesine karşın, iş saatlerinde bir değişme yok.
Bilimsel ve Teknolojik gelişim EMEK ÜRETKENLİĞİNİ o günden bu yana kıyas kabul etmeyecek ölçüde arttırdı.

Ama bugün EMEK ÜRETKENLİĞİ bu denli artmışken, işçilerin çalışma saatleri hala 8 saat(Gerçi 8 saat de işçi ve emekçilerin elinden alınarak, haftalık 45 saat uygulaması getirildi)

EMEK ÜRETKENLİĞİNİN artması demek, çalışma saatleri sabit olduğunda GEREKLİ EMEK ZAMANININ kısalması, ARTI EMEK zamanının ve bu zamanda üretilen ARTI DEĞERİN, yani sömürünün asıl kaynağının artması demektir.
Demek ki o günden bu yana sömürü daha acımasız olmuş, katmerleşmiştir.

Tüm bu anlattıklarımızın ışığında İŞ SAATLERİNİN KISALTILMASI talebi, işçilerin ve emekçilerin ücretlerinin arttırılması talebinin önüne geçmiştir.
Bu yılki 1 Mayıs'ta EMEK ÖRGÜTLERİ, bu talebi meydanlarda dile getirmeli, işçiler ve emekçiler  bu taleplerini hep beraber HAYKIRMALIDIR.

Talebimiz 6 saatlik ÇALIŞMA SAATİ olmalıdır.
Eğer o iş yeri 24 saat çalışmak zorundaysa, vardiyalar 6 şar saatten 4 VARDİYA olmalıdır.

İş gününün kısatılması mücadelesi, gerçek özgürlük ve toplumsal kurtuluş  mücadelesinin temel önkoşuludur.

"Gerçekte özgürlük alemi ancak, emeğin zorunluluk ve günlük kaygılarla belirlendiği alanın bittiği yerde fiilen başlamış olur; demek ki bu alem, eşyanın doğası gereği, fiili maddi üretim alanının ötesinde bulunur. Tıpkı vahşi insanın, gereksinmelerini karşılamak, yaşamını sürdürmek ve yeniden-üretmek için doğayla boğuşmak zorunda olması gibi, uygar insan da aynı zorunluluk içersindedir ve bunu da bütün toplumsal biçimlenişler içersinde, akla gelen her türden üretim tarzları altında yapmak durumundadır. İnsanın gelişmesiyle birlikte, duyduğu gereksinmeler artacağı için bu fiziksel gereksinmeler alanı da genişler, ama aynı zamanda da, bu gereksinmeleri
karşılayan üretici güçler de artar. Bu alanda özgürlük ancak doğanın kör güçlerinin önüne katılmak yerine, doğayla olan karşılıklı ilişkilerini rasyonel bir biçimde düzenleyen ve doğayı ortak bir denetim altına sokan toplumsal insan, ortaklaşa üreticiler tarafından gerçekleştirilebilir; ve bu, en az enerji harcamasıyla ve insan doğasına en uygun ve en layık koşullar altında başarılır. Ama gene de bu, bir zorunluluk alemi olmakta devam eder. Gerçek özgürlük alemi, kendi başına bir amaç olarak insan enerjisinin gelişmesi, bunun ötesinde başlar; ama bu da ancak temelindeki bu zorunluluklar alemi ile serpilip gelişebilir. İşgününün kısaltılması onun temel önkoşuludur."(Karl Marks)
4
Makaleler / YA SOSYALİZM YA BARBARLIK SEÇENEĞİNİN ÖN GÜNÜNDE ZOR YILLAR!!
« Son İleti Gönderen: veda 16 Nisan 2019, 17:48:48 »
Bugün birilerince ülke siyasetinde öyle bir hava yaratılmak isteniyor ki, sanki AKP kendinden menkul, bağımsız bir çizgi izleyerek ülkeyi bu duruma getirmiş.

Oysa bugün içersinde bulunulan ekonomik ve siyasal olumsuzlukların nedeni, tüm dünyada sermayenin artık kendini ekonomik ve siyasal olarak üretememesinden bağımsız değildir.

Yönetenler tüm dünyada eskisi gibi yönetemedikleri için daha baskıcı, daha totaliter egemenlik biçimlerine başvurmaktadırlar.
Bu durumun yığınlar üzerinde yarattığı öfke ve hoşnutsuzluk ne yazık ki bu nesnelliğe müdahil olacak güçte Devrimci bir Öznenin olmaması nedeniyle zaman zaman küçük kıvılcımlar olarak çaksada, hiç bir zaman yüreklerdeki bir başka dünya özlemini tutuşturacak, ezilenleri, mülksüzleri harekete geçirecek bir ateşe yol açmamaktadır.

Tabi bunda sistem solu partilerin yığınlardaki bu öfke ve hoşnutsuzluğu sistem sınırları içerisinde eritme politikalarının da etkisi büyüktür.
Bizde CHP, Yunanistanda SYRIZA, İspanya da PODEMOS buna örnektir.

Gelinen bu aşamaya baktığımızda, artık tarihsel sınırlarına gelmiş dayanmış, çürümüş, sona yaklaşmış bir sistemin eskinin o "refah" dönemine dönebilmesi olası değildir.

Üstelik o "refah" döneminin bir nedeni de karşılarında her tür olumsuzluğuna karşın Dünya Sosyalist Sisteminin ortaya koyduğu, ekonomik ve soyal gelişmelerin yığınlar üzerinde yarattığı olumlu etkinin sistem üzerindeki zorunlu dayatması sonucu, istemeden de olsa ekonomik ve sosyal haklar konusunda adım atmak zorunda kalmalarıdır.

Artık bu soygun ve talan düzeni için DENİZ bitmiştir.
Bundan böyle bırakalım bir şeyler vermeyi,  yığınların verdikleri mücadeleler sonucu kazandıkları ekonomik ve sosyal hakları bile onların ellerinden alabilmek için her yolu denemektedirler.


Marks'ın Komünist Manifestoda ki saptamasının ne denli doğru olduğu bugün görülmektedir;
Gerçekten de "Kölesi Tarafından Beslenmesi Gerekirken, Kölesini Bile Besliyemez Duruma Gelmiştir Sistemin Efendileri"

Bundan sonrası YA SOSYALİZM YA BARBARLIKTIR!
SOSYALİZM diyebilmek, tüm dünyada ezilen, sömürülen, mülksüzlerin, yaşanan bu nesnelliğe örgütlü müdahalesi ile ancak olasıdır.

2019 yılı işçiler, emekçiler için çok zor bir yıl olacaktır.
Gittikçe sona yaklaşan sistem, daha saldırgan, daha da baskıcı olacak, etki tepki diyalektiği sonucu yığınların bu baskı ve zor politikalarına karşı duydukları öfke ve hoşnutsuzluk, içerisinde bulundukları ağır ekonomik koşullar nedeniyle daha da artacaktır.

Komünistlere düşen, işçi ve emekçileri örgütleyerek bu zor yıllara hazırlamak, onların bu öfke ve hoşnutsuzluklarını düzen sınırı içerisinde tutmak isteyen sistem soluna karşı onları uyarmak ve gerçek kurtuluşun kendi ellerinde olduğunu göstererek onları işçi sınıfının önderliğinde siyasi erk mücadelesine yöneltmek olmalıdır.

Yine tekrarlıyalım, sorun tek başına AKP değildir, AKP bugünün kaotik dünyasında, Sermayenin bu evreye uygun tercihidir sadece, tıpkı ABD de tercih edilen  Trumph gibi!

Sistem ayakta kaldığı sürece, her evreye uygun siyasi partiler, siyasi figürler çıkar ortaya.
Bu nedenle hep söylediğimiz, sistem içersinde siyaset yaparak gidebileceğimiz son nokta, olsa olsa  SİSTEM SOLCULUĞUDUR.
O nedenle diyoruz, Siyaseti Burjuvazinin belirlediği, izin verdiği alanın dışına çıkartmadan, sistemden kopmadan ancak SİSTEM SOLCUSU olunur.
veda
5
Proletarya siyasi erki ele geçirdikten sonra kendini egemen sınıf konumuna yükseltse, üretim araçları üzerinde ki mülkiyete son verse ve burjuva devlet mekanizmasını parçalayarak yerine işçi devletini yani proletarya diktatörlüğünü kursa bile mülkiyet henüz toplumsal mülkiyet değildir.

Her ne kadar üretim araçları üzerinde ki özel mülkiyet kaldırılsa da, bu mülkiyet yine bir sınıf adına Devletin mülkiyetidir.
Yani bu mülkiyet üreticilerin doğrudan ortak mülkiyeti demek değildir.

Ancak toplumsal mülkiyete giden yol da, Devlet mülkiyetinin kaçınılmaz, zorunlu bir adım olduğu bir gerçektir.
Tabiki bu yol düm düz varılabilecek dikensiz bir yol değildir.

Toplumsal mülkiyete varabilmek için, devlet mülkiyetinin dayandığı Proleter Devlet'in gerçekten işçi sınıfının kendi öz örgütlerine (sovyetlere) dayanması, yönetsel erkin doğrudan işçilerin elinde toplanması ve erkin işleyişinin Doğrudan Demokrasi çerçevesinde gerçekleşmesi gerekir.

Eğer bunun tersi bir durum yaşanır ve işçiler siyasal ve kamusal alanın dışına itilerek, onların öz ögütlülüklerinin yerine, onlar adına başka kurumlar ikame edilirse, Proleter Devletin tarihsel görevi olan toplumsal mülkiyeti sağlaması kesintiye uğrar ve bir süre sonra Proleter Devlet bu işlevselliğini yitirerek bu sürecin önün de bir engel teşkil etmeye başlar.
Öyleki bu durum sürdükçe, Proleter Devlet süreç içersinde yeni egemenlerin ortaya çıkmasına neden olur(Bürokrasi gibi).

Bu süreç içersinde Proleter Devlet bu görevini başardığı takdir de, sınıf karşıtlıklarının, sınıfların ve sınıf savaşımının sona erdiği, bu nedenle de proleter devletin görevini tamamlayarak sönümlendiği, sınıfsız ve devletsiz bir evreye gelinecektir.

Marks bunu Komünist Manifesto da şöyle açıklar;

"Gelişme süreci içinde sınıf farklılıkları yok olduğu ve tüm üretim bütün halkın dev birliğinin elinde yoğunlaştığı zaman, kamu iktidarı siyasal niteliğini yitirecektir
Gerçek anlamıyla siyasal iktidar, bir sınıfın ötekini ezmek için örgütlü gücünden başka bir şey değildir. Burjuvaziyle olan kapışması içinde proletarya, koşulların zorlamasıyla kendini sınıf olarak örgütlemek, devrim yoluyla kendini egemen sınıf durumuna getirmek ve böylelikle eski üretim koşullarını zor yoluyla silip atmak zorunda kalmışsa, bu demektir ki, eski koşullarla birlikte sınıf antogonizmalarının ve genel olarak sınıfların var olmasının koşullarını da silip atmış, böylelikle bir sınıf olarak kendi üstünlüğünü de kaldırmış olacaktır. Sınıflarıyla, sınıf antagonizmalarıyla, eski burjuva toplumunun yerini, tek tek herkesin özgür gelişmesinin, tüm toplumun özgür gelişmesinin koşulu olduğu bir birlik almış olacaktır." (Komünist Manifesto)


Ancak bu tarihsel süreç öncelikle işçi sınıfının kendi çoğrafyasın da vereceği mücadele ile başlasa da, bu sürecin tamamlanmasını tek bir ülkenin sınırları içersin de değil, dünya çapın da gelişecek bir süreç olarak görmek gerekir.

Bir dünya sistemi haline gelmiş kapitalizm dünya üzerin de varlığını sürdürdükçe, Proleter Devletin tarihsel işlevi tamamlanmaz, bu nedenle de bahsettiğimiz sönümlenme hiç bir zaman gerçekleşmez.

Ne zaman kapitalizm dünya üzerinden kazınarak yok edilir, işte o zaman Proleter Devlet sönümlenir.
Sınıflı Toplumdan, Sınıfsız Topluma Devletten Devletsizliğe geçiş sona erer.
Sınıfsız ve Devletsiz bir toplumsal yaşam başlar.

Marks'ın Komünist Toplum olarak nitelediği, Engels ve Lenin'nin Komünist Toplumun alt evresi olarak isimlendirdiği bir evredir bu.
İşte bu evrede Proleter Devlet bir baskı,bir zor aygıtı ölçeğinde sönümlendiği için, mülkiyet de artık devlet mülkiyetinden çıkar tüm toplumun ortak mülkiyeti haline gelir.

Bu evrede toplumsal işbölümü işlevsel olarak varlığını idame ettirse de, üretici güçlerin gittikçe ve büyük bir hızla gelişmesi sonucu, süreç içersinde ortadan kalkacaktır.

Alman İdeolojisin de Marks Toplumsal iş bölümü ile ilgili şunları söyler.

"Son olarak, işbölümünün bize ilk örneğini sunduğu şey şudur: İnsanlar doğal toplum içinde bulundukları sürece, yani, kendine özgü çıkarlar ile ortak çıkar arasında yarılma olduğu sürece, dolayısıyla, faaliyet gönüllü olarak değil de doğanın gereği olarak bölündüğü sürece, insanın kendi eylemi, insan tarafından kontrol edilecek yerde onu köleleştiren, insana karşı duran yabancı bir güce dönüşür. Gerçekten de, işbölümü ortaya çıkar çıkmaz, herkesin kendisine özgü, yalnızca kendine ait bir faaliyet alanı olur. Bu faaliyet alanı ona zorla dayatılır ve kimse bu alanın dışına kaçamaz. Kişi avcıdır, balıkçıdır, çobandır ya da eleştirmendir, eğer geçim araçlarını yitirmek istemiyorsa, işini sürdürmek zorundadır. Oysa komünist toplumda, yani kimsenin sınırlanmış bir faaliyet alanının içine hapsolmadığı, herkesin arzu ettiği bir dalda işin üstesinden gelebileceği toplumda, toplum genel üretimi düzenler. Böylece, bugün başka bir şey, yarın başka bir şey yapmak, hiçbir zaman avcı, balıkçı, çoban ya da eleştirmen olmak durumunda kalmadan, akla estikçe, sabahleyin avlanmak, öğleden sonra balık tutmak, akşam sığır yetiştiriciliği yapmak, yemekten sonra da eleştiri yazmak mümkün olur."

Komünist Toplumun üst evresi ile alt evresini Marks ayrı toplumsal formasyonlar olarak görmez.
Her iki evre arasında ki en temel fark, üretici güçlerin gelişmişlik düzeyine bağlı olarak paylaşım ilkesin de kendisini gösterir.
Birinde, üretici güçlerin gelişmişlik seviyesine bağlı olarak herkese emeğine göre olan paylaşım, diğerinde herkese ihtiyacına göreye dönüşmüştür.

Her ikisi tek bir toplumsal formasyondur, elmanın, henüz tam olgunlaşmamış ve tam olgunlaşmış iki halini simgelerler.
Elmanın tam olarak olgunlaşması, dünyanın tüm insanlık için ihtiyacı kadar aldığı bir açık büfe haline gelmesidir.
6
Teşekkür butonu olmadığı için, teşekkürümü buradan iletiyorum.
Size tam anlamıyla katılıyorum.
Zaten verdiğim araba ve at örneğide bunu vurguluyor.
Araba dolu olsada, arabayı hareket ettirecek bir AT yoksa, arabanın doluluğu bir işe yaramaz.
7
Bunların içerisinde en önemli olanın, 5. madde, yani bir sınıf partisinin kuruluşu olduğunu düşünüyorum. Zira işçi sınıfının örgütlü ve öncü gücü olmadan verilecek bir mücadele, ister istemez kendiliğindenciliğe savrulma sonucunu doğuracaktır. Halbuki işçi sınıfının gücü, bir öncü partinin liderliğinde kurulacak örgütlülük temelinde mümkün olabilir ancak. Ayrıca işçi sınıfına, sınıf mücadelesinde bilinç kazandıracak ve onu kendi yüksek farkındalık düzeyine çekecek olanda yine aynı öncü sınıf partisinin kendisidir. Örgütsüz bir sınıf hareketinin başarılı olabildiği tarihte vaki değildir.

İnsanlar parti denildiğinde salt 5 yılda bir sandıkta oy atılmaktan ibaret bir organ anlıyorlar. O açıdan bakılırsa Türkiye'de TKP, ÖDP türü bir çok irili, ufaklı parti var. Hatta bunlara son dönemde yeni kurulan başka partilerde eklenebilir. Fakat hiç birisi yukarıda ifade ettiğim bu misyonu üstlenebilecek konumda değiller ne yazık ki. Sınıf partisinden ziyade, bir tür halk partisi niteliği taşıyorlar. Bu da sınıf ekseninde mücadele veren bir öncü parti sorunu eksikliğini, Türkiye'de ki sol hareketin önündeki öncelikli problem haline getiriyor.
8
Araştırma, çalışma grupları / NE YAPMALI SORUSUNA YANIT NİTELİĞİNDE MANİFESTO!
« Son İleti Gönderen: veda 14 Nisan 2019, 19:59:21 »
NE YAPMALI SORUSUNA YANIT NİTELİĞİNDE MANİFESTO!

1) Siyaseti, bugün ülkede siyasi sıkışıklığa neden olan Liberal ve Ulusalcı akımların dışına taşıyarak, bu sıkışıklıktan kurtulmak;
Ülke Siyaseti bu iki akım tarafından tam bir kuşatılmışlık içerisinde.
Biribirilerine karşıtmış gibi görünselerde ortaya koyduklarıyla, Burjuvazinin Değirmenine su taşıyorlar.

Birisi, Birinci Cumhuriyetin kuyruğunu tutmuş, onun kazanımlarından bahsederek, ona övgüler düzerken, diğeri İkinci Cumhuriyetin peşinde koşuyor.

Aslında kuyruğundan tuttukları ve peşinde koştukları her iki Cumhuriyette, Emperyalizm Çağında çürümüş, gericileşmiş ve asalaklaşmış sınıfın, Burjuvazinin Cumhuriyeti.

2) Siyaseti, Burjuvazinin çizdiği ve belirlediği alanın dışına taşımak;

Ne yazık ki bugün kendisine solum, sosyalistim yada komünistim diyen siyasal yapılar, Burjuvazinin belirlediği, sınırlarını çizdiği siyaset alanına kendilerini kaptırmış vaziyetteler.
Kimilerine sandık, parlemento çözüm yolu olarak görünüyor.
Araçlar bu mücadelede AMAÇLAŞTIRILIYOR!

3) Kendi güçsüzlüğünü örtebilmek için, ideolojik bağımsızlığından taviz vererek, KUYRUKÇU konumuna düşmemek;

Var olmak adına, ayakta kalabilmek adına, bir türlü kitleselleşmemenin yarattığı baskıyla, çaresizlik içerisinde, kendisinden daha kitlesel yapıların peşine takılırken ister istemez ideolojik ve hatta zaman zaman örgütsek bağımsızlıktan tavizler vermek.

4) İşçi Sınıfını Politikleştirmek, onu kendinde sınıftan, kendi için sınıf konumuna yükseltmek için Sınıfla, Siyaset arasındaki bağın kurulmasını sağlamak;

Sınıfla, Siyaset arasında ki bağı sağlamak için iş yerlerinde, sendikalar dışında onları da sınıf sendikacılığı yapmaya zorlayacak, yatay örgütlenmiş, Doğrudan Demokratik işleyişe sahip farklı sınıf araçlarını oluştururken, aynı zamanda sınıfın diğer muhalif toplumsal kesimlerle bir araya geldiği mahallelerde mahalle meclislerinde örgütlenmek.

5)işçi Sınıfının düşünen eli, onun erk mücadelesi verecek savaşım aracı KOMÜNİST PARTİ

Ve tabi en önemlisi arabayı çekecek ATI, arabanın doğru yerine, yani önüne koşmak için bu görevi görecek işçi sınıfının partisini, Komünist Partiyi inşa edecek, Komünistler'in Birliğini sağlamak.

6)Son olarak ta, Bir Dünya Sistemi olan ve tarihsel sınırlarına gelmiş dayanmış olan Kapitalizm'i ideolojik, ekonomik ve siyasal olarak tüm dünyada tarihin çöplüğüne gönderecek olan tüm ülkelerin işçilerinin birliğini gerçekleştirecek ENTERNASYONALİNİN örgütlemesini sağlamak.

Özellikle bir dünya sistemi olan Kapitalizm içerisinden çıkılmaz bir yapısal kriz içerisinde debelenirken, kendini ekonomik ve siyasal olarak üretemezken, buNESNELLİĞE  uygun, bu nesnelliğe müdahil olarak Kapitalizmi tarihin çöplüğüne gönderecek ÖZNELLİĞİN, yani tüm ülkelerin ortak etkinliğini düzenleyecek Enternasyonal Örgütlenmenin hayata geçmesi için çaba göstermek.
veda   
9
Serbest Kürsü / Ynt: İRADE GASPI VE SÖZDE "DEMOKRASİ" GÜÇLERİ!
« Son İleti Gönderen: veda 14 Nisan 2019, 13:03:34 »
Sn Salih58;
" Bu açıdan HDP, doğu illerinde istediği sonuçları alamasada, büyükşehirlerde gözardı edilemeyecek bir aktör olduğunu ortaya koydu. Bu da kendisini ötekileştiren ve düşmanlaştıran kesimlere karşı elini güçlendirdi."

Tabi sormak gerek HDP elini güçlendirdi derken bunun ne tür sonuçları olacak?
Bundan böyle HDP'yi ötekileştiren,düşmanlaştıranların HDP ye bakışları mı değişecek!

Son Genel Seçimlerde de ondan öncesi de HDP ülke çapında gözardı edilmeyecek bir aktör olduğunu aldığı oylarla ve kazandığı milletvekillikleriyle gösterdi!
Onu ötekileştirenler, onu düşmanlaştıranların HDP ye bakış açıları mı değişti!

"HDP ye karşı hatalı beklentiler" baştan beri söylenen bu!
HDP bir sınıf partisi, Sosyalist bir Parti değildir!

Bizde aksini savunmuyoruz, bize göre HDP dümeninde Liberallerin yer aldığı, içerisinde kendisine "sosyalistim", "komünistim" diyen yapıların da bulunduğu, ana eksen siyaset olarak siyasetini, kürt hareketinin siyaseti doğrultusunda belirlediği bir siyasal oluşum.

Zaten bizim HDP ye yönelttiklerimiz daha çok  HDP içerisinde kendini sosyalist yada komünist olarak niteleyen yapılara yönelik.
Bizim karşı çıktığımız, ideolojik bağımsızlıklarından taviz vererek, ulusal hareketin çıkarlarını, sınıf hareketinin çıkarlarının önüne koyan KUYRUKÇU yapılar.

Örnek verelim; Birileri çıkmış, biz seçimlerde kayyum atanan yerlerde HDP ye oy vereceğiz, büyük şehirlerde ve HDP nin aday göstermediği yerlerde ise HDP nin işaret ettiği adaylara oy vereceğiz diyor.

Bunu diyen de, TKP benim diyen, 1920 TKP sinin devamı olduğunu söyleyen parti!
Bize göre bunun adı KUYRUKÇULUKTUR!
BİZE GÖRE BU, BAĞIMSIZ SINIF POLİTİKASINDAN TAVİZ VEREREK, İDEOLOJİK BAĞIMSIZLIĞI YİTİRMEKTİR.

Bakın seçimler sona erdi, ancak sizin dediğinizin aksine HDP nin elinin güçlenmesi bir yana ortaya koyduğu siyasal irade de GASP edildi!
Ve HDP ye bakışta bir değişiklik olmadı.
Demokrasi Güçleri olarak içerisinde yer verdiği Millet İttifakından bu konuda tek bir SES çıkmadı!

Doğuda ve Güneydoğuda bir sürü faili meçhulün ardındaki kişinin başında olduğu bir partiyi desteklediğinde, bunun vebalinden kaçabilecekmi?
O partiye desteklerken, faili meçhule kurban giden kürt yurtseverlerinin mezarda kemikleri sızlamayacak mı?

Ya o Deniz Gezmişlerin geleneğinden gelen HDP içerisindeki sol yapılar, Mansur Yavaş'ın Denizler için Terörist dediğini bile bile, Ankarada bu adama oy verirken Denizler'in kemiklerini sızlatmadınızmı?

veda
10
Serbest Kürsü / Ynt: İRADE GASPI VE SÖZDE "DEMOKRASİ" GÜÇLERİ!
« Son İleti Gönderen: Salih58 14 Nisan 2019, 12:01:02 »


Soralım şimdi HDP'ye Demokrasi Güçlerinin içerisinde yer verdiğiniz ve desteklediğiniz Millet İttifakı, sizlerin ortaya koyduğu SİYASİ İRADENİN GASPI karşısında, hangi "DEMOKRATİK" TEPKİLERİ ortaya koydu!!!
veda


Sayın veda,

Bence HDP zaten Millet ittifakının bu şekilde kaypak bir tutum takınacağının başından beri farkındaydı. Bu sebeple maruz kaldığı haksızlıklar noktasında Millet ittifakının bir tepki ortaya koymayacağını, kayıtsız kalacağını biliyordu. Zaten Millet ittifakı içerisindeki ülkücü faşist bileşenler düşünüldüğünde, aksi bir beklenti içerisinde olmak saflık olurdu. HDP'nin çeşitli büyükşehirlerde Millet ittifakını destekleyerek asıl yapmak istediği şey, özellikle kritik önem taşıyan bu büyük şehirlerde seçim sonuçlarına etki edebilecek, AKP'ye seçim kaybettirebilecek güçte olduğunu göstermekti. 2018 seçimlerinde HDP'nin İstanbul'da aldığı oy oranı yüzde 12 idi. Son belediye seçimlerinde iki ittifak arasındaki farkın sadece yüzde 0.40 olduğu, dolayısıyla her oyun önem taşıdığı düşünülürse, HDP'nin bu yüzde 12'lik oy desteğinin yaptığı etkinin boyutlarıda daha iyi anlaşılabilir. Bu açıdan HDP, doğu illerinde istediği sonuçları alamasada, büyükşehirlerde gözardı edilemeyecek bir aktör olduğunu ortaya koydu. Bu da kendisini ötekileştiren ve düşmanlaştıran kesimlere karşı elini güçlendirdi.

Bence bu konuda asıl içerisine düşülen yanlış, HDP'ye yönelik hatalı beklentilerden kaynaklanıyor. Son yerel seçimlerde Sosyalistlerin Millet ittifakını desteklememeleri, düzen partilerinin kuyruğuna takılmamaları doğru ve ilkeli bir tutum olabilir. Çünkü; Sosyalistler meselelere sınıfsal ve devrimci bir perspektifden bakarlar. Fakat HDP bir sınıf partisi veya devrimci bir parti değildir. Kürtlerin çıkarlarını, Türkiye'de ki demokratik kazanımların genişletilmesinde gören bir partidir. İçerisinde kimi sol bileşenlerin bulunması bu gerçeği değiştirmiyor. Dolayısıyla ondan bir sınıf partisinin gösterebileceği tutumu göstermesini beklemek pekte anlamlı değil. Ayrıca Cumhur ittifakının son 3-4 yıldır HDP'ye yönelik ötekileştirici politikaları sebebiyle, HDP'liler, iki ittifak arasında ''yoktur birbirlerinden farkı'' gibi bir kayıtsızlık içerisinde ister istemez kalamıyor, içgüdüsel olarak muhalefeti destekleme eğilimi gösteriyorlar.  Bu sebeple Millet ittifakının HDP söz konusu olduğunda takındığı duyarsız tutum, HDP'nin son yerel seçimlerdeki tutumu aleyhinde bir anlam ifade etmiyor. Zira zaten HDP'liler, Millet ittifakından bu şekilde bir beklenti içerisinde bulunmuyor.
Sayfa: [1] 2 3 ... 10