Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Araştırma, çalışma grupları / YURTSEVERLİK VE BU BAĞLAMDA YURT SAVUNMASI!
« Son İleti Gönderen: veda 18 Haziran 2022, 09:31:16 »
Başlamadan, bir noktayı belirtelim!
Yurtseverliği eleştirirken, bunu Siyasal bağlamda ele alıyoruz.
Lenin'de Yurtseverliği siyasal temelde ele almıştır.
"Birbirine KARŞIT iki görevi birleştirmek, Fransız Sosyalistlerinin en büyük hatasıydı"(Lenin- Komün Üzerine Dersler) 

Yoksa duygusal anlamda, bir insanın her ne kadar kendisi karar vermese de doğduğu toprakları, büyüdüğü mahalleyi, kenti, sevmesi kadar doğal bir şey olamaz.
Yaşamı buralarda geçtiği için, bir sürü anı biriktirmiştir.
Bu birikmişler, buralarda edindiği dostluklar, arkadaşlıklar, uzakta kaldığında bunlara duydukları hasret, duygusal olarak onu bu topraklara bağlar.
Tıpkı Nazım'ı bağladığı gibi.

Ama aynı Nazım, "En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi..!" diyebilmiştir.
Tekrar konuya dönersek;
Defalarca Yurtseverlik üzerine yazdık.
Bu sefer, konuyu, Yurt Savunması bağlamında ele alacağız.

Konuya Lenin'in  Kautsky'i eleştirdiği bir alıntı ile başlayalım.
"Herkes kendi yurdunu savunma hak ve görevine sahiptir; gerçek enternasyonalizm, bu hakkı, benimki ile savaş içinde bulunan uluslar da içinde, bütün uluslar sosyalistlerine tanımaya dayanır...” -Kautsky
(2 ekim 1914 günlü Neue Zeit’a, ve aynı yazarın öbür yazılarına bakınız).
Bu pek şaşırtıcı düşünce sosyalizmin öylesine kaba bir karikatürüdür ki; ona verilecek en iyi yanıt, bir yanın­da Guilllaume II ile Nikola II’nin, ve öte yanında da Plehanov ile Kautsky’nin portreleri bulunan bir madalya ıs­marlamak olurdu. Gerçek enternasyonalizm, görüyor musunuz, “yurt savunması” adına, Fransız işçilerinin Al­man işçilerine, Alman işçilerinin de Fransız işçilerine ateş etmeleri olgusunu doğrulamaya dayanıyor!”(Lenin-Proletarya devrimi ve dönek Kautsky sf.143)


Ne demiş Kautsky; Herkes kendi yurdunu savunma hak ve görevine sahiptir diyerek, bunu Gerçek Enternasyonalizme bağdaştırmış.
Tabi ki  Kautsky bunu boşa söylememiş.
Bunun ardından İşçileri, Yurt Savunması için 1. Paylaşım Savaşında kendi Burjuva Hükümetlerini desteklemeye çağırmış.

Burada önemli olan o Yurda, o koşullarda KİMLERİN SAHİP OLDUĞU
Bir kere Kendi Yurdum diyebilmek için o Yurdun SAHİBİ olmak, onun için de Komünist Manifesto ya göre o Yurt üzerinde İKTİDAR OLMAK gerekiyor.
Kautsky, Herkes kendi yurdunu savunma hak ve görevine sahiptir derken ortada bir İşçi İktidarı yok.
Demek ki o Yurt üzerinde Burjuvazi İKTİDAR ve o Yurdun Sahibi Burjuvazi.
Sormak gerek Kautsky'e; Burjuvazinin sahibi olduğu bir Yurt Savunması, nasıl Gerçek Enternasyonalizmle bağdaşır?


Ulusalcıların Yurt Savunması ile ilgili ne düşündüklerini anlamak için, Çanakkale Savaşı yıl dönümlerinde ne dediklerine bakmak gerek.
Bizde de bazı Kautsky versiyonları, Çanakkale Savaşını bir Yurt Savunması olarak görerek ona övgüler düzdüler, hatta daha da ileri giderek Osmanlıyı MAZLUM Ulus olarak niteliyerek bu savaşa  Anti Emperyalist bir kimlik yüklediler.
Evet yanlış duymadınız egemenliği altındaki topraklarda yaşayan halkları acımasızca sömüren Osmanlı, bunların dilinde MAZLUM  bir Ulus oluverdi, ona Anti Emperyalist bir kimlik verildi.
Üstelik Yurtseverlerimizin YURT SAVUNMASI olarak gördükleri Çanakkale Savaşı'nın asıl KOMUTANI, ALMAN GENERAL LİMON VAN SANDERS'Dİ!!!

Gerçek Bir Yurt Savunmasına örnek mi istiyorsunuz!
1945 yılına, Sovyetlerin, İkinci Paylaşım Savaşı sırasında, Ülkesini  Faşist Almanya'ya karşı SAVUNMASINA bakın!
İşte o YURT SAVUNMASIYDI!
Çünkü o topraklarda o Yurt, İŞÇİ SINIFININ DI, ÇÜNKÜ İşçi Sınıfı İKTİDAR DI!

Devam edelim!
Deniyor ki Türkiye'nin NATO üyeliği Ülke Çıkarına aykırıdır!
Yarın Türkiye, NATO'nun hedefi haline gelebilir!
Ülke Çıkarı derken, bu konuyu daha önce dile getirdiğimiz için girmiyoruz!

Peki soralım o zaman, yarın NATO Türkiye'ye müdahale etse, etmez demeyin!
Irak Örneği var.
Saddamın başında olduğu Dönemde, Saddamın en büyük destekçisi ABD di.
İran Savaşında, Irak'ın en büyük destekçisi yine ABD di.

Sonra Irak Sermayesinin büyüme ve yayılma arzusu, Saddamı Kuveyti işgale yöneltti.
Bunun üzerine ABD, benden habersiz burada kuş uçmaz diyerek, türlü gerekçelerle Irak'ı işgal etti.

O dönem ne yazık ki bir kısım sol, Saddam dan Anti-Emperyalizm çıkardı!
Binlerce Kürdü zehirli gazlarla telef eden Saddam bir anda bir kısım solun göz bebeği oldu!
Niye çünkü ABD ye direndi diye!
Üstelik direnmedi de, teslim oldu.

Türkiye de ki Sermaye de bakarsın ABD nin bölgedeki çıkarlarına aykırı hareketlerde bulunur ve NATO, Türkiyeye müdahale eder.
İşte bizim solcularımız bu müdahale karşısın da NE YAPACAKLAR?
Kautsky'nin dediği gibi, Gerçek Enternasyonalizm adı altında, herkesin Yurdunu savunmak hakkıdır diyerek, kendi Burjuvazisini mi savunacak?
Evet Yurtsever baylar, bayanlar, YANITLARINIZI BEKLİYORUZ!

veda



2
İz Bırakanlar / İYİ Kİ DOĞDUN CHE GUEVERA!
« Son İleti Gönderen: veda 14 Haziran 2022, 21:23:05 »
İYİ Kİ DOĞDUN ERNESTO CHE GUEVERA.

Che'nin en belirgin özelliği Enternasyonalist olmasıdır.
Arjantin'de doğan Guevera sırasıyla,Guatemala,Küba,sonrası Kongo ve nihayetinde de hunharca katledildiğinde Bolivya da ki kurtuluş hareketlerinde fiilen yer almış bir Devrimcidir.

Nerede bir kurtuluş hareketi,bir özgürlük hareketi olsa,ondan izleri bu hareketlerde bulmak olasıdır.
Küba da ki devrim sonrası orada fazla kalmamış ve Küba devrimini tüm kıtaya yaymak için harekete geçmiştir.
Onun için kurtuluş tek bir ülkede değil tüm dünyada gerçekleşecek devrimlerle olasıdır.

Onun bu yanı kendine Devrimciyim diyen herkese örnek olmalıdır.



VEDA
3
Araştırma, çalışma grupları / MARKSİZM BİLİM MİDİR?
« Son İleti Gönderen: veda 09 Haziran 2022, 12:44:12 »
MARKSİZM, ÖZÜNDE MATERYALİSTTİR
MATERYALİZM,ÖZÜNDE DİYALEKTİKTİR
DİYALEKTİK ÖZÜNDE, ELEŞTİREL VE DEVRİMCİDİR


MARKS ,ünlü 11. Tez'de "Filezoflar dünyayı anlamayı öğütler,oysa asıl olan değiştirmektir" derken pratiğin önemine vurgu yapmış,teori ile pratiğin birliğini ortaya koymuştur.

Dünyayı anlamamızı sağlayan teorinin, tek başına dünyayı değiştirme gücü yoktur.
Teori,ancak yığınlar tarafından benimsendiği zaman maddi bir güce dönüşür.
Maddi bir olgu da,ancak maddi bir güç tarafından değiştirilebilir.
Bunun içinde teorinin sokağa inmesi orada yığınlarla buluşması gerekir.
Kısaca Teori ancak Pratik Yaşamda kendi gerçekliğini ortaya koyar.

Ne yazık ki ,İkinci Enternasyonalciler Marksizm’i bir BİLİM olarak niteleyerek,niyetlerinden bağımsız da olsa  burjuvazinin, “ dünyayı anlamak neyinize yetmiyor, işte üniversiteler,işte bilim kürsüleri alın bilimi  kullanarak dünyayı anlamaya çalışın ama asla değiştirmenize izin vermeyiz” söylemiyle Marksizm’i sokaktan kopartarak onu akademik bir bilim dalı gibi göstererek,üniversite kürsülerine kapatmasına aracı olmuşlardır.

Marksizm’i ,bilim olarak görmek,  Marksizm'in İkinci Enternasyonal,pozitivist yorumudur!
Ne yazık ki, Engels de bu yanlışa  düşmüştür.

“Bu iki büyük bulguyu: tarihin materyalist anlayışı ile kapitalist üretimin gizeminin artı-değer aracıyla açıklanmasını, Marks'a borçluyuz. Onun sayesindedir ki sosyalizm, şimdi bütün ayrıntıları üzerinde uzun uzun çalışılması gereken bir bilim durumuna geldi”. (F.Engels, Anti-Dühring)

Yukarıdaki alıntıda doğru olan,  tarihin materyalist anlayışı da ,değer teorisi de birer bilimsel buluştur.
Sosyalizm bir bilim değildir ama sosyalizm bilime dayandığı için BİLİMSELDİR.

Bir olgunun bilimsel verilere dayanması onu BİLİM yapmaz,onun BİLİMSEL olduğunu bizlere gösterir.
Bilim farklıdır,bilimsel olmak,bilime dayalı olmak farklıdır!
Proletaryanın ,  savaşımı için bilim aramasına gerek yoktur.

Marks “Bilim Arayıcıları” için şöyle der Felsefenin Sefaletinde :

“Ama tarih ilerledikçe ve onunla birlikte proletarya savaşımının çizgileri daha da belirginleştikçe, bunların kafalarının içinde bilim aramalarına artık gerek kalmaz; gözlerinin önünde olup biteni saptamaları ve bunun sözcüsü durumuna gelmeleri yeterlidir. Bilim aradıkları ve sistemler kurmakla kaldıkları sürece, savaşımın başlangıcında kaldıkları sürece sefaletin içinde sefaletten başka bir şey bulamazlar, sefaletin içinde eski toplumu alaşağı edecek devrimci, yıkıcı yönü göremezler."(Karl-Marks-Felsefenin Sefaleti)

Yine Marks ,“Komünistlerin vardığı teorik sonuçlar, hiçbir biçimde, şu ya da bu sözde evrensel reformcu tarafından icat ya da keşfedilmiş fikir ya da ilkelere dayanmaz.
Komünistlerin vardığı teorik sonuçlar, yalnızca, mevcut sınıf mücadelesinden, gözlerimizin önünde cereyan etmekte olan tarihsel hareketten kaynaklanan fiili ilişkilerin genel ifadeleridir." (K. Marks, F. Engels, "Komünist Manifesto"
diyerek  Marksizm’in Bilim olmadığını bizlere gösterir.

Metin Çulhaoğlu,”Bin Yılın Eşiğinde Marksizm” kitabında,Marksizm ile Bilim arasındaki farklılıkları ortaya koyar

"Marksist kuram,doğrulanmış ve bir sistem içersine sokulmuş bilgi birikimi ile varsayımlara dayanan,henüz denenmemiş,denenmeyi bekleyen bilgileri içersinde barındırır.
Oysa bilimde denenmemiş,varsayımlara dayalı,öngürülerle ortaya konan bir bilgi yoktur.

Bilimin kendi ilkeleri vardır.
Bu ilkeler çerçevesinde,algılanabilen gerçeklik,mutlaktır.
Marksizm'de ise algılanmayanın da aynı bütünlük içersinde görmek olasıdır.

Bilime göre insan etkinliği,algılanabilen gerçeklik alanı ile sınırlıdır.
Marksizm ise insan etkinliğine böyle bir sınır koymaz.İnsan etkinliği Marksizmde,toplumsal gerçekliğin yeni ve bilinmeyen alanlarını ortaya çıkarmanın bir aracıdır.

Bilimde öngörü olmaz,bilim ampirik verilere göre hareket eder.Halbuki Marksizm de öngörü vardır."(Bin Yılın Eşiğinde Marksizm-Metin Çulhaoğlu)


Biz, Marksizm bilimsel değildir demiyoruz.
Marksizm'in bilimi içerdiğini söylüyoruz.

Bizim dediğimiz ,Marksizm'in bilim olmadığıdır.
Biz, Marksizmi bilimin dar kalıpları içersine sıkıştırmıyoruz.
Onu pozitivist yorumlayarak,mekanik bir anlayışa indirgemiyoruz.

Biz onu bilimin de üzerinde,bilimi de devrimcileştiren insanlığın kurtuluş öğretisi olarak görüyoruz.
Onu ,dar akademik kalıplara kapatmayarak,onun asıl işlevinin sokakla buluşması olduğunu,ancak bu şekilde dünyanın değiştirilebileceğini söylüyoruz.

VEDA
4
Serbest Kürsü / Ynt: Sanal Bezirganlar
« Son İleti Gönderen: veda 07 Haziran 2022, 14:22:50 »
"AKP iktidarına desteğiyle bilinen Vatan Partisi’nin Genel Başkanı Doğu Perinçek, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli hakkında, “Yunus Emre’nin ve Hacı Bektaşi Veli’nin Türkçesi ile söylersem yoldaş”
Merak ediyorum!
Solpaylaşım Sitesinin sahibi Melnur sitesinde, Perinçek'in bu söyledikleriyle ilgili bir yorum yapacak mı?
Perinçek'i önceden olduğu gibi SOLCU, SOSYALİST görecek mi?
veda
5
Makaleler / AHLAKSIZ KAPİTALİZM ve SANDIK
« Son İleti Gönderen: Ekim 30 Mayıs 2022, 23:21:10 »

Protesto gösterilerinin,sokak eylemlerinin “teröristlik” ile damgalandığı, baskı unsurlarının giderek arttığı bu günlerde ;  halka siyaset yapmanın,"demokrasi" ve "özgürlüklere" kavuşmanın tek ve gerçek yolunun sadece seçimlere katılmak olduğu empoze edilmekte ve adeta başka seçeneğiniz yok denilmektedir.

Hükümet  olan ve yandaşları ,bunu derken ,sağıyla soluyla da burjuvazi aynı söylemleri gevelemekte. Burjuvazi ne diyor ;etliye-sütlüye karışma ,sadece sandığa git ... Ancak ; örgütlenme, protesto ve gösteri haklarım var dersen karşında beni (Sermayeyi) temsilen devletin kolluk kuvvetlerini bulursun.

Hiç bir düzen partisi birbirinden farklı değildir, sadece dükkanları büyüsün diye birbirlerine rakiptirler ! 
Öyle bir demokrasi ki , iki seçim arasında tüm "özelliklerini" kaybediyor ve yeniden "demokrasi" için savaşım veriliyor; güdük ve çarpık bir "demokrasi ve özgürlükler" algısı yerleştirilen halklar seçimle değil adeta plebisite ile karşı karşıya bırakılmaktadır.

Bu ve benzer nedenlerle egemenler,halkların sandık ve parlamentoya karşı doğrudan siyaset aracı olan sokağa çıkmalarını istemezler;  ezelden beri seçimler ve sandık gibi halim selim kurumlar mevcutmuş gibi bir mistifikasyon yaratmaya ve siyasetin sokağa çıkmasını önlemeye çalışırlar.
Bu konuda ;"demokrasi ve özgürlüklerin  beşiği" diyerek örnek gösterdikleri İngiltere'de yapılan da tam bir mistifikasyondur. O  överek örnek gösterdikleri İngiltere'de az kelle uçurulmamıştır. 17. yy. hemen başında İngiltere parlamentosunu havaya uçurmayı hedefleyen ama ispiyonlanması sonucu  hedefine ulaşmadan idam edilen bir Guy Fawkes düşünün ki, onun yüzü temsili anlamda  bugün dünyanın her yerindeki gösteri ve protestolarda maske  halini almıştır.

Bugün ,bu ülkede hala genel grev ve siyasal grevler yasaktır, hatta dayanışma grevi bile... Sadece ,TİS ile ilgili grev kararı alma hakları vardır. Alır da gerçek anlamda bir grev yapabilir mi ? Tabiki ki hayır; çünkü SARARMIŞ-SOLMUŞ vaziyette SERMAYEnin emirlerini yerine getiren sendikalarla yürümez bu iş.
Öncelikle şunun iyi bilinmesi gerek ;bahsettikleri o demokrasi doğrudan değil sadece temsilidir. Bir avuç temsilci, koca bir toplum adına karar alır ve uygular.Seçtiklerinizi denetleme gibi bir hakkınız yoktur ,ya da göstermelik anlamda var olsa da sınırlıdır.( Bugünkü muhalefetin yaptığı.)

O çok bilinen köklü  burjuva demokrasilerinde bile seçimlere ,sandığa rağbet göstermiyorlar ; çünkü çok uzun deneyimleri onlara göstermiştir ki hiç bir sorun sandığa giderek çözülmemiş ve çözülmeyecektir. Seçimlere katılımın düşüklüğünü, hükümet olan da  göstermelik muhalefet yapanlar da görmekte fakat seçim sistemlerinde kendi lehlerine yapıp onayladıkları seçim taktikleriyle işi her zaman garantiye almayı bilmişler,sermayenin koruma ve kollamacılığına devam etmişlerdir/edeceklerdir.
Ülke özeline gelirsek ; sahte hayallerle umut yaymaya, yem borusu dinletmeye devam eden tüm muhalif  partiler de sokağa düşmanlar. Burjuvazi ile uyum içinde seçimlere gidecekler ve düzenin meşruiyetini tanımaya devam edeceklerdir.

Velev ki hükümet değişti ; ne olacak ?  Devr-i sabık yaratmayacağını söyleyenlerden ne bekleniyor, ne ! KAPİTALİZM AHLAKSIZDIR ve bu ahlaksızlığın devamı için Tusiad,Musiad bilmem ne gibi şer odaklarıyla teşvik-i mesaisi olanlar için SANDIĞA GİDİYORSUNUZ ... Burjuvazilerde ,sandıkla düzen değişmez , sadece düzenin devamı sağlanır.


6
Araştırma, çalışma grupları / YABANCILAŞMA VE KÜLTÜRLEŞME!
« Son İleti Gönderen: veda 27 Mayıs 2022, 13:03:11 »
Kendi keyfimizce yaşayamadığımız, bizi çevreleyen maddi koşulların bilincimizi  belirlediği zaman zaman bu koşullara müdahale ederek değiştirdiğimiz ve değişen koşulların yeniden bilincimizde değişikliklere yol açtığı bir sürecin içerisinde yaşıyoruz.

Bu akış içerisinde bizim öznesi olduğumuz ama bize, insan olan özümüze aykırı, bize karşı çıkan pek çok faaliyet ve giderek kendimize, çevremize, doğaya, emeğimize ve emeğimizin ürününe karşı artan bir YABANCILAŞMA.

Tabi bu yabancılaşmada üretim araçlarının sahibi olduğu için zihinsel üretim araçlarının da sahibi olan sınıfın, diğer sınıfların tavırlarını, davranışlarını ve düşüncelerini belirlemesinin de etkisi büyük.

Ne yazık ki var olan verili koşulların olumsuzluğunun etkisi, ikinci enternasyonalin ekonomist bakışını, Komünist Harekette etken kılmıştır.
Komünist Toplum, bu toplumda insanın özgürleşmesi, üretici güçler, üretim ilişkileri temelinde ele alınarak, Kapitalizmi yenmek, onu evrensel planda ekonomik olarak geçmeye indirgenmiştir.
Marks’ın “En temel üretici güç İNSANDIR “ nitelemesi dikkate alınmamıştır.

İşin Yabancılaşma ve buna bağlı Kültürleşme boyutu üzerinde yeterince durulmamıştır.
Alt Yapı, Üst Yapı ilişkisi, diyalektik değil mekanik yorumlanmış, Alt yapının belirleyiciliği mutlaklaştırılmış, Alt yapı ile Üst yapı arasındaki Diyalektik etkileşim göz ardı edilmiştir.

Bilincin maddi yaşama bağlılığı tek taraflı ele alınmış, bilincin de maddi yaşamı etkilemesi göz önüne alınmadığından, maddi yaşamda olabilecek değişimlerin bilince yansıması, eş zamanlı düşünülerek, bu yönde ayrı bir  mücadeleye gerek duyulmamıştır.

Örneğin geçmişten devr alınan maddi koşulların değiştirilmesi ile, bir anda eskinin maddi koşullarının bilinçte yarattığı tahribatın giderileceği sanılmış, bunun içinayrı bir mücadele verilmesi gereksiz görülmüştür.
Üstelik Komünist Kültürün temeli olan kolektif dayanışma kültürü teşvik edileceğine, üretimde artış sağlansın diye, Maddi Müşevvikler kapsamında, İşçiler Arasında REKABET KÖRÜKLENMİŞTİR.
Böylece İşçiler arasında olması gereken DAYANIŞMA ve KOLEKTİF davranabilme ortadan kaldırılmıştır.

Bence Reel Sosyalizm’in çöküşündeki en önemli etkenlerden biride budur.
Öyle ki Rus işçisi saatine baka, baka, zar, zor sonlandırdığı mesai saati sonrası, kendini meyhanelerde bularak, mutluluğu votka şişelerinde aramıştır.
Onun için o fabrika hiçbir zaman kendinin olmamış, kendini orada hep bir ücretli işçi, bir yabancı olarak hissetmiştir.

Tam anlamıyla üretimin her yönden öznesi olacakken, tıpkı önceki durum gibi üretimin nesnesi konumuna düşmüştür.
Gladkov'un 1925 te yazdığı , Fabrika(Çimento) isimli romanın da, bu gerçeği çok açık dile getirmiştir.

"Gleb, Fabrikanın neden çalışmadığını nasıl bu hale geldiğini sorar. Fabrika komitesinden Loçak yanıtlar:
 İşte, Çumalov yoldaş! Önce gör sonra söyle söyleyeceğini. Fabrikayı kendi kontrolümüze aldık, doğrudur. Ama ne duruma geldiğini de biliyorsun. Patronları kovduk.
Heriflerle birlikte her şey gitti. Bizimkiler dersen kimi kazan kapağını yürütüyor, kimi de bakırları… Fabrikaya sahip çıktık, başımıza gelmeyen kalmadı."(Gladkov-Fabrika)

Şimdi soru biz bu yabancılaşmanın etkisi altında kalmış insanlardan geleceğin sınıfsız ,sınırsız, sömürüsüz ve savaşsız bir dünyayı kurmasını bekleyebilirmiyiz!
Yoksa bizde işin kolayına kaçarak, bazıları gibi bu iş olmuyor diyerek tüm inandıklarımıza ELVEDA MI demeliyiz!

O zaman akıllara,  bu yabancılaşmanın ortadan kaldırılması için onu var eden maddi koşulların yok edilmesinin dışında ne yapılabilir sorusu gelmektedir.
İşte burada devreye KÜLTÜRLEŞME girmektedir.

Yani bugünden, Kapitalizm Koşullarında bu yabancılaşmanın kırılabilmesinin yolu, bilincin de maddi yaşam üzerinde etkisini dikkate alarak, kültürleşmeden, bugünden Komünist Kültürü yaratmaya başlamaktan geçer.

Komünist Kültürün dayandığı temel kolektif dayanışma kültürüdür.
Bir bu kültürün parçalarını Gezi Olayları sürecinde, Gezi Parkın da kurulan çadırlarda ve kurulan yer yüzü sofralarındaki paylaşımlarda gördük.

İş yerlerinde yada mahallelerde oluşturulacak iş yeri komitelerinde, mahalle meclis yada komitelerinde bu kültürü yeşertebiliriz.
Bu kültür ancak devrimci, eleştirel, pratik faaliyet içerisinde ortaya çıkabilir.
VEDA

7
Araştırma, çalışma grupları / ALT EMPERYALİZM!
« Son İleti Gönderen: veda 20 Mayıs 2022, 14:39:42 »
Alt Emperyalizm konusu ülke solu içerisinde tartışılan, önemli bir konudur.
Bu konuyu incelemeden önce, öncelikle Alt Emperyalizm'in kabaca bir tanımını yapmak gerek.

Alt Emperyalizm; Emperyalist Piramidal yapı içerisinde, üst sıralarda yer alan Büyük Emperyalist Güç olma konumunu kaçırmış, ama bu piramidal yapı çerisinde üst sıralara çıkmak isteyen ve içerisinde bulunduğu Sermaye birikiminin zorlamasıyla dışarı açılmak isteyen, Emperyal emeller içerisinde olan Kapitalist Ülkelerdir.
Burada dikkat edilecek nokta, Alt Emperyalist olmanın, Emperyalist Hiyerarşinin  en tepesinde yer alan ülkelerden bağımsız hareket etmek anlamına gelmediğidir.

Örneklemek gerekirse, kimi çevreler bizdeki Burjuvaziyi ABD'nin taşeronu olarak görürler.
Tabi ki ABD ile piramidal yapı içerisinde, rekabet ve sonucu çatışmadan doğan ve dünyadaki gelişmeleri belirleyebilmek için ortaya çıkan Emperyal Blok içerisinde birlikte yer alınabilir.
Ülke Burjuvazisi, birlikte yer aldığı Emperyal Bloktan bağımsız adım atmasa da, içerisinde yer aldığı bölgede kendi dinamikleri ile bölgedeki pastadan pay alma kavgası içerisindedir.

Emperyalizm adlı kitabında Lenin, Emperyalizm dönemini bir önceki dönemden ayıran en önemli özelliğin,  Sermaye İhracı olduğunu söyler.
Günümüzde ise sermaye ihracı salt finans aracılığıyla değil, Sanayi Taşımacılığı ile de gerçekleşmektedir.


Kimi arkadaşlar Türkiyenin Sermayesi mi var ki, Sermaye İhraç Etsin.
Sanayi Taşımacılığı Sermaye İhracı değildir derler.

Sermaye yalnız PARA değildir.
Sermaye iki bileşenli bir olgudur.
Sabit ve Değişken Sermayeden ibarettir.
Sabit Sermaye, Üretim Araçlarını kapsar.
Sanayi Taşımacılığı yapılırken, Üretim Araçları da bu taşımacılığın içindedir.
Bu nedenle Sanayi Taşımacılığı, aynı zamanda Sabit Sermayenin de İHRACI anlamına gelir.

İtirazın biride Türkiye'nin Teknolojik düzeyinin geri olduğudur.
Bir kere artık Üretim mekandan bağımsızlaşmıştır.
Teknolojide artık, ulusal sınırların dışına çıkmıştır.
Bu bağlamda Teknolojinin ileriliği ya da geriliği, Türkiyenin Alt Emperyalist bir Ülke olmasının önünde engel değildir.


Kapitalizm öylesine küreselleşmiştir ki, artık Çin ABD 'den Çelik Şirketi satın alabilmekte ve orada oluşan artı değere el koyabilmektedir.
Daha da somutu; kimin eli, kimin cebinde artık belli değildir.
Artık tek merkezli Emperyalizm tahlilleri tarihe karışmıştır.

Emperyalizm dışarısı olmayan, tek bir merkezi olmayan,  piramidal bir yapı içersinde hüküm sürmektedir.
Bu yapı içersinde ülkeler,  birbirine karşı hegemonya paylaşım savaşımı vermektedirler.
Bunun için de bu yapı içersinde, birbirleriyle birlik oluşturarak farklı güç odakları ortaya çıkarmışlardır.
Rusya ve Çin’in başını çektiği Şanghay Beşlisi, ABD' nin başını çektiği Emperyalist Blok, AB ülkelerinin oluşturduğu Emperyalist Blok,  bu odaklara örnektir.

Dünya, işte bugün bu güç odaklarının bölgesel planda da olsa hegemonya paylaşımı savaşı içersindedir.
Kapitalizmin bu küreselleşmesi, Burjuvaziyi Emperyalistleştirmiş ve Emperyalizm artık ülkeler için bir iç olgu haline gelmiştir.
Emperyalizme karşı mücadele artık “kendi” burjuvazisine karşı da mücadeleyi içermektedir.
Anti - Emperyalist mücadele ile Anti- Kapitalist mücadele artık tek bir mücadeledir.

Bugün Türkiye de, bu Emperyal Piramit içersinde yer alan, özellikle de bölgede hegamon bir güç olmak isteyen, ama dünyadaki bu hegamonya savaşından kopmamak içinde Emperyalist Blokların birinin içersinde yer alan, hem finans yoluyla hem de sanayi taşımacılığı ile sermaye ihraç eder bir durumda olan, Emperyal Piramit'in alt basamaklarından, daha üstlere çıkmak için çabalayan bir ülkedir.
Türkiye ,içersinde bulunduğu bölgede hegamon güç olmak isteyen,sermaye ihracı ile bölge üzerinde emperyal emelleri olan  alt emperyalist bir ülkedir.

veda

8
Araştırma, çalışma grupları / PROLETARYA ENTERNASYONALİZMİ!
« Son İleti Gönderen: veda 18 Mayıs 2022, 12:06:01 »
"Neden Proleterya Enternasyonalizmi?" sorusuna yanıt verebilmemiz için öncelikle "Proleterya Enternasyonalizmi" kavramından ne anladığımızı ortaya koymamız gerekiyor!
Bu konuda referansımız Lenin ve onun öncülüğünde örgütlenmiş III Enternasyonaldir.
Bundan bir asır öncesinde Komünistler, Enternasyonal Örgütlenmenin ne denli önemli olduğunu, İnsanlığın ancak Enternasyonal Örgütlenmeyle kurtulacağını dile getirmişlerdir.
III. Enternasyonal’in 1920 yılındaki kongresinde kabul edilen tüzüğün birinci maddesinde şöyle yazar;

“Yeni Uluslararası İşçi Birliği, değişik ülkelerin proleterlerinin, kapitalizmi yıkma, proletarya diktatörlüğünü ve sınıfların tümden ortadan kaldırılmasına ve komünist toplumun ilk evresi olan sosyalizmin gerçekleştirilmesine yönelecek bir uluslararası Sovyetler Cumhuriyetini kurma hedefiyle girişecekleri ortak eylemleri örgütlemek için kurulmuştur.”(Komünist Enternasyonal Tüzüğü”, III. Enternasyonal Belgeleri,
Belge Yay., Ekim 1979, s.25.)


Komünistlerin temel hedefi, yukarıda belitilen hedeflerdir ve bu hedeflere ulaşabilmek içinde, bu hedeflerin gerçekleşmesine yönelik eylemleri düzenleyecek bir örgüte gereksinmeleri vardır!
Dahada somutlarsak Enternasyonal, Kapitalizmi dünya çapında ortadan kaldırmaya yönelik bir eylemlilik, bir kavga aracıdır.

Üstelik 1920 den bu yana geçen süre sonrası bugünlere geldiğimizde, Kapitalizm artık sona gelmiş dayanmış, kendini ekonomik ve siyasal olarak üretememektedir.
Kısaca onu tarihin çöplüğüne gönderecek Devrimci bir İradeyi beklemektedir.

Sermayenin ulusal Sınırları aşması, Üretimin mekandan bağımsız hale gelmesi, pazarın dünya pazarı ile organik bütünlük sağlaması, ülke işçi sınıflarının "kaderlerini" ortaklaştırmış, bu çürümüş sistemi yıkmak için bir araya gelmelerinin nesnel zeminini oluşturmuştur.

Ne yazık ki bugün bu kavram bazı politik yapılarca halkların kardeşliğine, ülke KP lerinin bir birleri ile dayanışma, bir birlerini kutlama mesajlarına indirgenerek, onun asıl amacı yok edilmiş, içi boşaltılmıştır.
İşte bu nedenle Gerçek Kurtuluşun, Gerçek Özgürlüğün ancak tüm Ülkelerin İşçilerinin ve Ezilen Halklarının ortak mücadelesiyle, Dünyasal planda Kapitalizm'i ortadan kaldırmak olduğunun bilincinde olan, gerek Yerelde, gerekse Evrenselde vereceği mücadeleyi ve buna bağlı örgütlenmeyi bu temelde ele alan, Siyasetini bu temel üzerine inşa eden SOL, bize göre Enternasyonal Soldur.

Çağımız eğer Kapitalizm'den Komünizm'e geçiş çağıysa, Eşitsiz ve Bileşik gelişim gereği tek tek ülkelerde Proleter Devrimler olsa da, Gündüzlerinde Sömürülmeyen, Gecelerinde Aç Yatılmayan, Sınıfsız, Sömürüsüz, Savaşsız bir  Dünyaya, Gerçek Kurtuluşa, Gerçek Özgürlüğe ulaşmamız ancak Dünyasal Planda olasıdır.
Mücadeleyi dar Ulusal sınırlar içerisine hapseden, İşçi sınıfının Gerçek Kurtuluşu ve Özgürlüğü için verilmesi gereken mücadeleyi sözde kabul eder görünse de özde, yani pratikte tam tersi bir yaklaşımı benimseyen SOL, her ne kadar Sistem Karşıtı görünse de, Enternasyonalist bir yapılanmayı programına almadığı sürece, niyetinden bağımsız bizim için Gerçek Sol diye tanımlanamaz.

Reel Sosyalizm pratiği, Marks'ın Kapitalizm'den Komünizm'e Geçiş olarak tanımladığı GEÇİŞ DÖNEMİNDE, Komünist Partiler mücadelelerini ülke sınırları dışına taşımadıkları sürece, geri dönüşün bu süre uzadıkça çok daha kolay olacağını bize göstermiştir.

İki Sosyal Sistemin Barış İçerisinde Bir Arada Yaşayamayacağı,  yaşanan ve bizlere çok pahalıya mal olan pratik içerisinde kanıtlanmıştır.
Lenin ; "Kapitalizm ve sosyalizm,yanyana var oldukları sürece barış içersinde yaşayamazlar.Bunlardan biri nihai olarak zafere erişecektir-son cenaze töreni ya Sovyet Cumhuriyetinin,yada dünya kapitalizminin olacaktır"(Lenin,Toplu Eserler,cilt 31,s.457) demiş.
Ve ne yazık ki bu cenaze töreni Sovyet Cumhuriyetinin OLMUŞTUR.

Kapitalizm'in artık sona geldiği dayandığı bu evrede, Üretimin mekandan bağımsızlaşmasının, sınırların dışına taşmasının sonucu bileşik gelişimin gereği işçi sınıfının ortak düşmana ve ortak sorunlara sahip olması, onları tüm dünyada ortak ve birlikte mücadele verecek bir güç haline getirmiştir.
Yaşanan bu nesnel durum, Üretimin mekandan koparak Dünya çapında toplumsallaşmasının vardığı boyut, pazarın hızla tek bir Dünya pazarı haline dönüşmesi süreci ve Mali Sermayenin, tüm Ulus Devletlerin üzerinde Egemen bir güç haline gelmesi, onun Ülkesel bazda savaşarak yenilemeyecğini bize göstermektedir.

Artık bir Dünya sistemi haline gelmiş olan Emperyalizme karşı mücadele tek tek Ülkelerin ötesinde, tüm Ezilenlerin yerelde ki mücadelelerini savsaklamadan, Dünya çapında birlikte verecekleri mücadelenin nesnel zeminini oluşturmuştur.
Kapitalizmin tarihsel sınırlarına gelip dayanması, bir Dünya Sistemi olan Kapitalizmin ancak dünyasal planda yenilebileceği gerçeği, son yaşadığımız Corona Virüsü karşısında çaresizliğini de hesaba kattığımızda, bizlere Enternasyonal Örgütlenmenin, tamda bu noktada önemini, her zamankinden daha fazla hissettirmektedir.
Bu durum Dünya çapında egemen olan Uluslararası Finans Oligarşinin ortaya koyacağı Stratejiye karşı mücadele edecek Tüm Ülkelerin İşçilerinin Ortak Etkinliğini düzenleyecek, Enternasyonal Örgütlenmeyi, Dünya Komünist Partisini kaçınılmaz kılmaktadır.

Ne yazık ki,yukarıda sıraladığımız nesnelliğe karşılık,işçi sınıfının mücadelesinin olmazsa olmazı olan örgütlülüğünün hem yerelde, özellikle de evrensel olarak aynı oranda güçlü olduğunu söylemek, hayal görmek olur.
Bu öznel olumsuzluğun giderilmesi,Komünistlerin önünde duran en büyük görevdir.

Tabiki işçi sınıfı mücadeleye öncelikle kendi coğrafyasında başlıyacaktır.
Çünkü ele geçirilecek SİYASİ İKTİDAR ulus ölçeklidir.
Bunun içinde,bu mücadeleyi,doğru perspektiflere oturtan,doğru teori ile donanmış bir Komünist Önderliğe,yani onun en büyük gücü olan,onun vazgeçilmez bir parçası olan,sınıf temeline oturtulmuş,yukarıdaki sıraladığımız nesnellikleri,sınıf mücadelesi temelinde ele alan,Leninci partisine gereksinme vardır.

Komünistlerin bir diğer görevi de bir taraftan yerelde kendi partisini oluştururken,diğer taraftan da uluslar arası mali sermayenin,tüm dünya üzerinde uyguladığı,soygun ve sömürü mekanizmasına karşı kendi stratejisini oluşturan,buna uygun bir program ortaya koyan,işçi sınıfının evrensel çıkarları temelinde,Komünist Enternasyonali yaşama geçirmek olmalıdır.

Komünist Enternasyonalin programı,yerel programların bileşimi değildir.
Bu program,yerelliklerin ,kendi aralarındaki karşılıklı nesnel bağımlılığını da içeren,bir dünya sistemi haline gelmiş olan kapitalizmin ve onun siyasi sisteminin koşullarının ve eğilimlerinin irdelenmesi ile oluşturulacak uluslararası bir programdır.

Her iki görevde,birbirini öncellemeyen,bir arada yürütülmesi gereken görevlerdir.
Aksi takdirde İNSANLIĞI , kopkoyu KARANLIK bir BARBARLIK ÇAĞI beklemektedir.
veda


9
Serbest Kürsü / İBRAHİM KAYPAKKAYA!
« Son İleti Gönderen: Solplatform 17 Mayıs 2022, 20:14:25 »


Esasen biz komünist devrimciler, prensip olarak siyasi kanaatlerimizi ve görüşlerimizi hiç bir yerde gizlemeyiz. Ancak örgütsel faaliyetlerimizi, örgüt içinde bizimle birlikte çalışan arkadaşlarımızı ve örgüt içerisinde olmayıp da bize yardımcı olan şahıs ve grupları açıklamayız. Kişisel sorumluluğum açısından gerekeni zaten söylemiş bulunuyorum. Ben buraya kadar anlattıklarımı samimiyetle inandığım Marksist-Leninist düşünce uğruna yaptım. Ve sonuçtan asla pişman değilim. Ben bu uğurda her türlü neticeyi göze alarak ve can bedeli bir mücadeleyi öngörerek çalıştım ve neticede yakalandım. Asla pişman değilim. Bir gün sizin elinizden kurtulursam gene aynı şekilde çalışacağım ...

İbrahim Kaypakkaya
SOLPLATFORM
10
Serbest Kürsü / Ynt: Sanal Bezirganlar
« Son İleti Gönderen: veda 10 Mayıs 2022, 12:56:26 »
"Perincek konusunda da benzer bir yanlışın içindeyiz. 60 sonrasının sol -sosyalist tarihinin her döneminde Perincek vardır. Hayatının önemli bir bölümü siyasi mücadelesinden ötürü hapislerde geçmiştir. Bir mücadele adamıdır ve altını çizeyim SOLCUDUR. Beğenilse de beğenilmese de Doğu Perincek solcudur. Böyle olması onu yanlışsız bir adam, bir siyasetçi haline getirmez. Dahası bir kişinin solcu, sosyalist, ''enternasyonalist komünist'' olması veya kendini öyle nitelemesi onu otomatik-olarak doğru bir çizgide bulunacağı ve önüne çıkan her konuyu doğru yorumlayıp, doğru bir siyasi pozisyon alacağı anlamına da gelmez. Perincek solcudur, soldadır ve bana göre seksen sonrasının siyasi çizgisi de baştan sona yanlıştır."
Yukarıdaki alıntı Solpaylaşım adlı bir İnternet sitesinden alınmıştır.
Yazarı da bu sitenin sahibi, Melnur mahlaslı kişi.
TKP nin ardına gizlenmiş, gerçekte Perinçek sevdalısı bir Nasyonal Sosyalist.
Birisi çıkacak, AKP yi Anti-Emperyalist görecek, MHP ile birlikte olmaktan onur duyarım diyecek, HDP nin kapatılması için, kraldan çok kralcı kesilecek ve Melnur efendi buna SOLCU diyecek.
Sanırım bunların ağzında SOL bu kadar kirlenmemiştir.
Bunların solculuğunun adı NASYONAL SOSYALİZMDİR.
Günümüzün deyimiyle NEO FAŞİZM.
Tıpkı geçmişinde Musolini'nin olduğu gibi.
Ben merak ediyorum TKP nin ardına gizlenen bu Neofaşistin yukarıdaki alıntılarına TKP li arkadaşlar ne diyecek!
VEDA
Sayfa: [1] 2 3 ... 10