Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Serbest Kürsü / HAYATTA KARŞILIĞI OLMAYAN BİR BOYKOT ÜZERİNE!
« Son İleti Gönderen: veda 21 Haziran 2018, 13:00:38 »
Bazı arkadaşlar sanki ülkede bir Devrimci Durum varmış gibi düşünüyorlar.
Yukardakilerin eskisi gibi yönetememeleri,ya da bir siyasi kriz sanki tek başına bir Devrimci Durumu ortaya çıkarıyor.

Seçime katılma oranının %86 olduğu bu ülkede sormak gerek acaba aşağıdakilerde eskisi gibi yönetilmek istemiyorlarmı?
Devrimci Durumu Lenin 3 koşula bağlar.

1)Yönetenlerin artık istedikleri biçimde ülkeyi yönetememe durumu,yani siyasal kriz
2)Yönetilenlerinde artık eskisi gibi yönetilmek istememesi
3)Yığınlardaki hoşnutsuzluğunun da ,ortaya konan eylemlerle paralel artış göstermesi.

Tek başına Devrimci Durumun olmasıda yetmiyor.
Her Devrimci Durum, Devrimle de sonuçlanmıyor.

Bunun için de bu Devrimci duruma müdahil olacak bir öznellik gerekiyor.
Yani yığınları bu Devrimci Durum halinde,iktidara yöneltecek,iktidarı almak için mücadeleye hazırlayacak işçi sınıfının partisine,yani KOMÜNİST PARTİ öznelliğine!

Bu ülkede henüz ortada bir Devrimci Durum yok,olmayan Devrimci Duruma müdahil olacak bir SINIF HAREKETİ ve İŞÇİ SINIFININ düşünen eli, Komünist Parti de yok,

En olmadık zamanda bile Devrimci Durum oluşabilir.
Komünistlere düşen her an gelebilecek bir Devrimci Duruma yığınları hazırlıklı tutmaktır.
İşte bu HAZIRLIK aşaması için,  DEMOKRASİ MÜCADELESİ önem kazanır.

Demokrasi Mücadelesi,Sosyalizm Mücadelesinin önündeki engelleri aşmada,başta işçi sınıfı olmak üzeri yığınları  her an oluşabilecek bir devrimci durum haline hazırlamak için onları örgütlemede ve bilinçlendirmede önemli bir ARAÇTIR.

Demokrasi Mücadelesi,Sosyalizm Mücadelesinin bir ARACIDIR.
Komünistler Demokrasi mücadelesini AMAÇLAŞTIRMAZ, onu Sosyalizm Mücadelesine giden yolda bir ARAÇ olarak görürler.
Bir Dizi Demokrasi Mücadelesinden geçmeden Sosyalizme varılamaz der Lenin.

Tüm bunların ışığında önümüzdeki seçimlerde ortaya konacak BOYKOTUN hayatta hiçbir karşılığının olmadığı görülmektedir.
Devrimci Durum için ilk belirti olan baştakilerin siyasal olarak yönetememe krizi söz konusudur ancak yönetilenlerin artık eskisi gibi yönetilmek istememesi seçimlere katılım yüzdesine baktığımızda ne yazık ki söz konusu değildir.

Kitlelerin gözünde seçimlerin ve parlementonun %86 katılımla  çözüm adresi olarak görüldüğü bu durumu göz ardı etmeyi en güzel,  bir halk deyişimiz ifade etmektedir.
FARE DAĞA KÜSMÜŞ DAĞIN HABERİ OLMAMIŞ!

BOYKOT bugünkü koşullarda ,  bu arkadaşların kendilerini tatminin  dışında siyasal olarak hiçbir getirisi olmayan, yığınlardan kopuk bir eylem biçimidir.
Arkalarında kitlesel desteği olmayan her hareket ,her eylem siyasal olarak ciddiye alınmaz der LENİN

veda
2
Makaleler / BU İKİLEMDEN KURTULMAK GEREK!
« Son İleti Gönderen: veda 19 Haziran 2018, 21:39:01 »
Daha öncede defalarca yazdık; sol siyaset ulusalcı ve liberal sıkışmışlıktan kurtulmadıkça sağlıklı yol alınması , sağlıklı politikalar üretilmesi olası değildir.
Aslında her iki kesiminde ortak paydası sınıf siyasetini bir kenara  bırakmasıdır.

Ulusalcı kesim bugünkü sınıf hareketinin geriliğini baz alarak farklı toplumsal kesimlerin duyarlılıkları (cumhuriyet,laiklik )üzerinden örgütsel çalışmayı bu temel üzerine oturtarak ve kendilerine işçi sınıfı yerine,küçük burjuvazi ve orta sınıfı hedef kitle olarak görmektedir.

Liberal Kesim ise ulusal hareket başta olmak üzeri farklı toplumsal kesimleri( buna burjuvazinin bir kesimide dahil) devrimci dinamik olarak görerek,  sınıf hareketinin, işçi sınıfının önüne koymaktadır.

Kimilerince altı boş,sınıfsal bağlamından kopartılarak kürt hareketine  endekslenmiş bir  DEMOKRASİ olgusu hedef gösterilerek SOSYALİZM unutturulmaya çalşılıyor.
Hatta bu arkadaşlar "bu ülkeye demokrasi kürtlerle gelecek" diyecek kadar ideolojik bağımsızlıklarını yitirmiş olduklarını, bağımsız sınıf siyasetinden vazgeçtiklerini, kuyrukçu tanımının kendilerine ne denli yakıştığını kanıtlarcasına bizlere gösteriyorlar.
 
Kimilerince de tersine , sosyalizm diye diye bu düzenin değişeceğini sanarak ,bu düzenin değişiminin maddi koşullarını yaratacak, yığınları bu temelde örgütlemenin  önünü açacak demokratik kazanımların mücadelesi yok sayılıyor.

En azından bu demokratik kazanımların bu düzen içersinde elde edilemiyeceğini yığınlara göstermek anlamında da ,yığınların sistem içi çözümleri adres görmemesini sağlamak adına, sisteme ve onun kurumlarına olan  bu mücadele çok önemli.

Birilerinin akılına yeni geldi anlaşılan bu düzenin değişmesinin gerekliliği ki, bugüne kadar AKP ye kırmızı kart gösterenler, artık AKP nin ardındaki sermaye gücünü görmeye başladılar.
Bu düzenin değişiminin ancak iktidarın sınıfsal el değiştirişiyle olası olacağını anladılar.

Diğer kesimin ise düzenin değişimi ile, iktidardaki sınıfla bir derdi,bir alıp veremiyeceği yok.
Onlar bu düzen içersinde son derece mutlu ve mesut!

Demokrasi onlar için sınıflardan bağımsız bir olgu olduğu için, herkese demokrasi diyerek özü diktatörlük olan egemenlik biçiminin bir avuç sömürücü dışında toplumun büyük çoğunluğunun üzerinde bir baskı ve zor olduğunun farkında değiller.
İşte bu ikilemden kurtulmadan, bu ikilemin dışında politika üretmeden sürekli patinaj yapar dururuz.
veda
3
Tarihte Bugün / 15-16 Haziran
« Son İleti Gönderen: veda 15 Haziran 2018, 13:12:26 »
Her 15-16 Haziran anmalarında hamasi nutuklar atarız, işçi sınıfının gücünden ve büyüklüğünden bahsederiz, ama sonrası her şey unutulur, işçi sınıfı yine bir avuç sendika bürokratının elinde per perişandır.

15-16 Haziran Ülkedeki sınıf hareketinin gidişatında bir kırılmadır.

Bu günde konuşulması gereken iki temel nokta vardır.
1)İşçi Sınıfının Partisinin varlığının ne denli önemli olduğu
2)Sınıfı örgütleme,sınıfı yönlendirme anlamında,sınıfa gidilecek araçların neler olması gerektiği.


Geçmiş yıllarda Türkiye,15-16 Haziran öngününde Metal İşçilerinin hem Türk Metal Sendikasına hem de MESS’E karşı bir direnişiyle karşı karşıya kalmıştır.

Ne yazık ki bu direnişte,ardında Metal İşçileri Birliği’nin olması nedeniyle kendiliğinden olmayan ama işçi sınıfının öncü partisinin yokluğu anlamında da kendiliğinden bir direniştir.

İlk defa işçi sınıfı kendi öz örgütüyle, kendi gücünü ortaya koyarak ve kendi geleceği ile ilgili kararını kendi insiyatifiyle alarak bu direnişi sürdürmüştür.

Bu kalkışmalar işçi sınıfının devrimci pratik eleştirel faaliyetleri içersinde çakan kıvılcımlardır.
Önemli olan bu kıvılcımları büyük bir yangına çevirecek İşçi Sınıfının öncü partisinin yaratılmasıdır.

Bu partinin kadroları, yani işçi sınıfının en kararlı ve bilinçli unsurları bu faaliyetler içersinde ortaya çıkacaktır.
Artık sınırlarına gelmiş dayanmış, yapısal,yapısal olması nedeniyle çıkışı olmayan  bir kriz içersinde olan Kapitalizmden bahsediyoruz.

Aynı zaman da bir dünya sistemi de olan Kapitalizm, tıpkı yaralı bir hayvan gibi daha da saldırganlaşmakta, dünyanın hemen her bölgesini kan deryalarına çevirmektedir.

Etnik ve mezhepsel çatışmaları körüklemekte, halklar arasına sokulan kin ve nifak tohumları sayesinde halkları biribirine düşürerek ömrünü biraz daha uzatma çabası içersine girmektedir.

Tüm dünya da işçi sınıfının bedeller ödeyerek kazandığı sosyal ve ekonomik hakları onlardan geri almak için her türlü baskı ve zoru kullanmaktadır.

Fransa da Belçikada olanlar, özellikle de Fransa da, Burjuvazinin her türlü zoru kullanarak işçi sınıfına, onun örgütlü gücüne saldırması ve bir anlamda da kölelik yasası olarakta adlandırılması gereken yeni iş yasasını,kendi meclisini bile hiçe sayarak geçirmek istemesi buna örnektir.

Politikleşmiş bir İşçi Sınıfı olmadan bu soygun ve talan düzeninden kurtulmak olası değildir.
Fransada sınıf bilinçli işçiler günlerdir Fransa sokaklarında bir tarih yazmaktadırlar.

Ne yazık ki Fransadaki sınıf hareketi şu an sendikaların önderliğinde bu direnişi göstermektedir.
Politik Önderlikten YOKSUNLUK, Fransada da kendini göstermektedir.

Elveda Proletarya diyenler, bilumum sınıf kaçkınları da görmektdirler ki, işçi sınıfının her hangi bir yerde kıpırdaması tüm dünyada deprem etkisi yaratmaktadır.

İşçi Sınıfı yerine başka devrimci dinamik aramak, bu dinamikleri işçi sınıfının yerine koymak beyhude çabanın ötesinde bir şey değildir.
4
Makaleler / GÜNDEM SEÇİMLER VE ALINACAK TAVIRLAR!
« Son İleti Gönderen: veda 12 Haziran 2018, 12:00:57 »
Ne diyor iki taktikte Lenin;
“Hepimiz işçi sınıfının kurtuluşunun bizzat işçi sınıfının eseri olacağını biliyoruz, Kitlelerin sınıf bilinci ve örgütlülüğü olmadan, kitleler tüm burjuva¬ziye karşı açık sınıf mücadelesiyle hazırlanmadan ve eğitilme¬den, sosyalist devrimden söz edilemez.”( Lenin –İki Taktik)

İşçi Sınıfının kurtuluşu kendi ellerindedir , İşçi Sınıfının kurtarıcılara ihtiyacı yoktur diyor.
Ancak diyor Lenin bunun için  kitleler  hem sınıf bilinçli hemde örgütlü olmalıdır.

Onların sınıf bilinçli ve  örgütlü olması  işçi sınıfının örgütlü olmasıyla,onun düşünen eli ,Leninci Sınıf Partisi Komünist Partisi ile olasıdır.

Ayrıca Lenin Kitlelerin tüm Burjuvaziye karşı açık sınıf mücadelesi için HAZIRLANMASINDAN ve EĞİTİLMESİNDEN  bahsediyor.
Bu HAZIRLANMA ve EĞİTİLME olmadan kimse Sosyalist Devrimden bahsetmesin diyor.

Şimdi soralım  bu ülkede kendini Sosyalist ya da Komünist olarak tanımlayan partiler içersinde SEÇİMLERİ  bir ÇÖZÜM olarak gören, seçimlerin BU DÜZENİ DEĞİŞTİRECEĞİNE inanan bir parti varmı?

Çözüm Sosyalizm diyorlar!
Tabiki ÇÖZÜM SOSYALİZM!

Aksini söyleyen, bu çözümü sistem içersinde arayan SİSTEM SOLCULARIDIR, KOMÜNİSTLER değil.
İkide bir temcit pilavı gibi bunu dillendiriyor bazı Komünistler!

Yeniden soralım bu Komünist Arkadaşlara,yukarda verdiğimiz Lenin alıntısı çerçevesinde!
Bu düzen değişikliğinden yani Sosyalist Devrimden bahsedebilmek için ,Lenin’in yukarda belirttiği gibi kitleler bu konuda sınıf bilinçli mi,ya da kitleler bu düzen değişimi için hazırlandı mı, eğitildi mi?

Ya da Sosyalizmi ağızlarından düşürmeyen bu baylar, bu HAZIRLIK  ve EĞİTİM  sürecinde ne yaptılar.
Bu görevi başarabildiler mi?

Gelinen noktada verili koşullar,  bırakalım HAZIRLIK ve EĞİTİM sürecini  tam tersine kitlelerde ,hem bilinç anlamında hemde örgütsel olarak bir geriye gidişin olduğunu bize gösteriyor.

Peki nasıl olacak SOSYALİZM!
Çözüm Sosyalizm demekle bu ülkeye SOSYALİZM gelecek mi?
Bunun alt yapısını oluşturmak görevi Komünistlerin değilmi?

Demek ki bu düzenin değişmesi  için Kitleleri örgütlemeli ve onları bilinçlendirmeli,tabiki ondan önce  bu işleri yapacak , işçi sınıfının öncüsü partisi oluşturulmalı.

Şimdi bugünkü verili koşulların bize söylediği işçi sınıfının bilinç ve örgütlenme düzeyinin hem iktidarı alma da hemde onu taşıma da yeterli olmadığı, yığınların bu düzen değişikliği için ne yazık ki kendine KOMÜNİSTİM diyen yapılarca EĞİTİLMEDİĞİ VE HAZIRLANMADIĞI!

O halde Komünistler'in yapması gereken bu düzenin değişmesi için,çözüm olan SOSYALİZM için ,yığınları buna hazırlamak,onları bu konuda bilinçlendirmek ve eğitmektir.
Daha da sonrası  onları bu düzenin değişimi için ÖRGÜTLEMEKTİR.

İşte bunun için Komünistler ,bunları gerçekleştirmek için parlemento da dahil her tür aracı kullanmak zorundadır.
Önemli olan bu araçların, amaç haline getirilmemesidir.

Kendilerine bir taraftan alan açarken diğer taraftan düzenin tüm pisliklerini yığınlara göstermek için bu araçlar kullanılır.

Çünkü hala bu araçlar,parlemento da dahil,yığınların gözünde çözüm adresidir.
Yığınlar gözünde parlemento,katılım yüzdelerine bakıldığında, güvenilirliğini ve çözüm merkezi olma özelliğini taşımaktadır.

Ne zaman ki yığınlar düzene karşı öfkelerini ve tepkilerini parlemento dışında sokakta göstermeye başlarlar, ne zamanki parlemento onlar için çözüm adresi olma özelliğini yitirir,işte o zaman egemenlerin yönetememe krizini aşmak için önlerine koydukları seçim ve parlemento,Komünistlerce BOYKOT EDİLİR.

veda
 
5
Makaleler / Seçim terazisi: Kurtuluş mu, kuruluş mu?
« Son İleti Gönderen: Prometheus 06 Haziran 2018, 22:11:52 »
Türkiye’nin 24 Haziran’a gittiği bir dönemde, seçim bahsinin sadece oy tercihi ve sandık iradesinden ibaret kalamayacağı açık olsa gerek.

Bir yanıyla 16 yıllık Saray iktidarının faşizmi kurumsallaştırma çabasının en keskin uğraklarından birindeyiz, bir yanıyla da 24 Haziran ve ertesindeki günlerin Türkiye halklarının faşizme direnişi açısından özel bir hazırlık süreci mahiyeti taşıması gerektiğinin farkındayız. Böyle olunca, 24 Haziran 24 Haziran’dan, seçim de seçimden ibaret kalamıyor haliyle. Dolayısıyla, 24 Haziran’a dair her tartışma ister istemez 24 Haziran sonrasındaki toplumsal mücadelenin ihtiyaçlarına, fırsatlarına, başlıklarına uzanıyor, uzanmak zorunda da.

Bu durumun daha açık ifadesi ise şu olabilir: Türkiye’de 24 Haziran’da Saray Rejimi’nin karşısına çıkmak ve onu yenilgiye uğratmak isteyen güçler, hazırlıklarını sandıkla sınırlamamalı, toplumun muhalif bir enerji biriktiren tüm alanlarında ve kesimlerinde 24 Haziran’ı aşan bir hazırlığı planlamalıdır.

Diğer kesimleri bir yana, ama Saray karşıtı cephenin sosyalist kesimi söz konusu olduğunda, bu hazırlığın öncelikle “muhalefetin kuruluşu”, Saray Rejimi’nin faşizme yönelen adımlarının durdurulması, geriletilmesi ve nihayetinde Saray’ın yenilmesi için yürütülecek zorlu mücadeleyi temsil edecek kitlesel bir sosyalist muhalefetin inşası anlamına geleceği söylenmeli.

Gerekçesi ise çok basit: Kim ne derse desin, kimler ne masallar anlatırsa anlatsın, Türkiye’de toplumsal bağları olan, geniş halk kesimlerini yönlendirecek ve temsil edecek bir sosyalist muhalefet yoktur.

Sosyalizm yıllar boyu kıskanılacak derecede kıymetli bir birikim oluşturmuş, ancak bu birikimi toplumsallaştıracak, onu halk kitlelerinin temsilciliğini üstlenmenin aracı haline getirecek dinamizmi sergileyememiştir. Sonuçta gelinen nokta, sosyalist hareketin çeşitli parçalarının topluma (hitap kitlesi ne kadarsa o kadarlık bir kesimine) sürekli seslendiği, sürekli konuştuğu, sürekli çağırdığı, ancak (hitap ettiği kitleden de küçük) bir kesimin ötesinde kimseleri harekete geçiremediği bir garipliktir.

Seçimler söz konusu olduğunda ise bu tablonun meyvesi daha da garipleşiyor. Bu düzenin seçimlerle değişmeyeceğini, yani ülkemizin nihai kurtuluşunun seçimlerle gerçekleşmeyeceğini söyleyenler, seçimlere tam da bu “kurtuluş” perspektifini dayatıyor.

Diğer bir deyişle, seçimlere, seçimlerin doğası gereği yapamayacağı bir beklenti atfederek, yani teraziye tartamayacağı bir sıklet yükleyerek, seçim sürecinin siyasal ve toplumsal dinamizminden kaçışın yolu açılmış oluyor.

Eğer bir totoloji değilse, basbayağı laf cambazlığı denebilecek türden bir yaklaşım aslında bu.

O halde şunu söyleyebiliriz: Saray Rejimi’nin ve onun Türkiye’de yarattığı tahribatın tümüyle ortadan kaldırılacağı, ülkenin nihai kurtuluşu anlamına gelecek kopuş, ne 24 Haziran seçimlerinin ne de Türkiye’deki seçim süreçlerinin yapabileceği şeydir.

Türkiye’nin seçimle kurtulmayacağı, kurtulamayacağı açıktır. Türkiye’de kurtuluş perspektifini seçime dayandıran herhangi bir sosyalist öbek de yoktur.

Ancak seçimlerin tek işlevi kurtuluş olamayacağına göre, sosyalistlerin, seçim gibi toplumsal duyarlılığın, politizasyonun, kitlesel beklentilerin yükseldiği uğraklara “kuruluş” perspektifinden yaklaşması mümkündür.

Eğer 24 Haziran bir kurtuluş olmayacaksa, Saray Rejimi’nin ülkemizde bıraktığı izlerin tümüyle silinmesi için daha zorlu bir mücadele gerekiyorsa; ayrıca eşitlik ve özgürlük temelinde yeni bir ülkenin yaratılması, yani sosyalizmin Türkiye’de kurulması perspektifi Saray Rejimi’nin temizlenmesinin de ötesinde yer alıyorsa, sosyalistlerin böylesi bir mücadele döneminin gereklerini karşılayacak hazırlığı planlaması gerekir.

İşte 24 Haziran’ın başlıca işlevi de bu mücadelenin kuruluşuna katkı koyacak bir toplumsal ve siyasal dinamizmin kazanılması, yaratılması, kitleselleştirilmesi olabilir.

Kısacası, 24 Haziran’a zaten taşıyamayacağı misyonlar yükleyip sonra da bilmiş edalarla burun kıvırmaktansa, 24 Haziran’ın yarattığı/yaratacağı fırsatlardan o daha büyük misyonların ve mücadelelerin hazırlığını yapmak için yararlanmak.

Seçimleri kurtuluş mantığıyla değil, kuruluş (sosyalist, kitlesel, devrimci bir muhalefetin kuruluşu) mantığıyla kavramak, incelemek ve görev çıkarmak.

Metin Çulhaoğlu’nun geçtiğimiz hafta yayınlanan bir yazısındaki sözlerini hatırlayalım: “Sosyalizm saflarında olup da devrimin seçimlerle geleceğini söyleyen, 24 Haziran’a da bu bağlamda anlam biçen kimse yoktur. 24 Haziran seçimlerine, Türkiye’nin “normal koşullara” dönmesine vesile olacak bir uğrak olarak değil, rejim karşıtı muhalefete özgüven kazandıracak, bu muhalefeti daha diri ve mücadeleci kılacak muhtemel sonuçları açısından bakmak çok daha yerinde olacaktır.”

Parlamento dışı muhalefet, sokak gücü, halkın siyasete katılımı gibi hedeflerde samimiysek, bunların başarılması da ancak ve sadece böylesi bir “kuruluş” mantığıyla mümkündür.

Hatta ve hatta, Türkiye’de bir tür “ikili iktidar” yaklaşımı geliştirilecekse, bu ikiliğin toplumsal ayakları, bu “kuruluş” süreçlerinin eseri olacaktır.

Can Soyer

http://ilerihaber.org/yazar/secim-terazisi-kurtulus-mu-kurulus-mu-86214.html
6
Serbest Kürsü / YİNE SEÇİMLER!
« Son İleti Gönderen: veda 04 Haziran 2018, 18:01:42 »
Önce bir durum saptaması yapalım!
Tüm dünyada kapitalizm artık tarihsel sınırına gelmiş dayanmıştır.

Bütün ülkeler için bu nesnellik geçerli olsada, bu nesnelliğe karşın buna müdahil olacak öznellik ne yazık ki aynı koşutluğu göstermemektedir.

Kendini ekonomik siyasi olarak yeniden üretmekte zorlanan sermaye, içersinde debelendiği bu çıkışsız yapısal krizden çıkabilmek için daha totaliter daha baskıcı egemenlik biçimlerine başvurmaktadır.

Türkiye'de ki ekonomik ve sosyal gelişmelerde yukarıdaki saptamalarımızdan bağımsız değildir.

Ancak ülkede, işçi sınıfının bilinç ve örgütlenme düzeyi ve bunun sonucunda sınıf hareketinin seviyesi ne yazık ki ortaya konacak eylemleri ileri taşıyacak durumda değildir.

Üstelik yığınlar, Parlementoyu ve onu oluşturacak seçimleri hala yaşadıkları bu ağır ekonomik ve sosyal sorunlar için bir çözüm adresi olarak görmektedir.

Katılımın %80 olduğu bir durum, parlementonun hala yığınların gözünde çözüm yeri olarak göründüğü ve parlementonun yığınların gözünde güvenirliliğini yitirmediğini bizlere göstermektedir.

Boykot zaman zaman  başvurulacak eylem biçimlerinden biridir.
Etkili olması ve sonuç alınabilmesi, arkasındaki iradenin gücüne ve yığınsallığına bağlıdır.
 
Hem sınıf hareketinin bugünkü durumu hem yukarıda belirttiğimiz gibi yığınların çok büyük bir kesiminin  hala seçimleri ve parlementoyu çözüm adresi olarak görmeleri , bu düzen ancak bir işçi sınıfı iktidarı ile değişir diyen biz Komünistler için BOYKOTU bir seçenek olmaktan çıkartmıştır.

Ne yazık ki kendini komünist olarak niteleyen siyasal oluşumlar bugüne değin burjuvazinin belirlediği burjuvazinin izin verdiği politik alanda siyaset yürüttükleri için siyaseti bu sınırların dışına taşıyamadıkları için bu durumdan sorumludurlar.

Arkasında 6.5 milyon oy bulunan bir siyasi iradenin eş Başkan'ını ve milletvekillerini zindanlara tıkanlara karşı , bu irade gaspına karşı, TEPKİSEL olmak anlamında Başkanlık seçimlerinde Sn Demirtaş'ın desteklenmesi yine seçim yasalarındaki baraj sorunu nedeniyle, baraj altında kalması halinde hiç yoktan 50-70 arası milletvekilinin AKP ye kaptırılmasına, böylece Meclis'te çoğunluk sağlayarak kendine halk gözünde meşruluk kazandırmasına karşıda Milletvekili seçimlerinde HDP nin desteklenmesi en doğru tavırdır.

veda
7
Uzun Metrajlı Siyasi Filmler / NÂZIM'IN KÜBA SEYAHATİ
« Son İleti Gönderen: Ekim 03 Haziran 2018, 21:29:49 »
Bıktık be bıktık
İçinizden biri
Can verebilse bile, açlıktan ölen öküzümüze
Burjuvaysa eğer
Gözükmesin gözümüze!



https://www.youtube.com/watch?v=nvZDvIqxBa4
NAZIM'ın KÜBA SEYAHATİ / 1961'de Nâzım Hikmet'in Küba'ya yaptığı yolculuğun belgeseli...

NÂZIM'IN KÜBA SEYAHATİ
Yapım: Nâzım Hikmet Kültür Merkezi (NHKM) - Instituto Cubano de Arte e Industria Cinematográficos (ICAIC)
Yönetmenler: Çağrı Kınıkoğlu, Gloria Rolando
2008, 68 dk.



Eşitliğin, özgürlüğün ve Türkçe'nin büyük şairi Nâzım Hikmet, 1961 yılında Kübalı şair arkadaşı Nicolas Guillen'den bir davet alır. O sırada Dünya Barış Konseyi yöneticisi de olan Nâzım Hikmet, 1959 yılında gerçekleşen Küba Devrimi'nin seyrini ve kazanımlarını yerinde görmek üzere 1961 Mayıs'ında Küba'ya gider.
"Nâzım'ın Küba Seyahati" filmi, bugüne kadar biyografi çalışmalarında çok fazla üzerinde durulmayan bu yolculuğu gün yüzüne çıkarıyor.
Nâzım Hikmet Kültür Merkezi (NHKM) ve Küba Sinema Sanatı ve Endüstrisi Enstitüsü (ICAIC) ortak yapımı olarak gerçekleştirilen film, bir yandan Nâzım'la bu seyahati sırasında tanışmış Küba'nın önemli aydınlarının tanıklıklarıyla ilerlerken, diğer yandan da, bu filme kadar daha önce ortaya çıkmamış olan bir kayıttan, Nâzım'ın kendi sesinden "Havana Röportajı" dizeleriyle, Devrim'in ilk yıllarının coşkusunu ve heyecanını perdeye taşıyor.
Küba ve Devrim'in Nâzım'ı, Nâzım'ın da Kübalı sanatçıları derinden etkilediği içten ve yoldaşça bir kucaklaşmanın hikâyesi.

Film 2008 - 2009 yıllarında 45. Antalya Altın Portakal Film Festivali, 11. Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali, 20. Uluslararası Ankara Film Festivali (Jüri Özel Ödülü), 28. Uluslararası İstanbul Film Festivali, 16. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali'nde ve Türkiye'nin pek çok şehrinde, KKTC, Almanya, Hollanda ve Küba'da gösterildi.

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi
8
Tarihte Bugün / Ynt: NAZIM HİKMETSİZ BİR 3 HAZİRAN DAHA
« Son İleti Gönderen: Solplatform5 03 Haziran 2018, 16:39:32 »



YÜRÜMEK

Yürümek;
yürümeyenleri
arkanda boş sokaklar gibi bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
bir mavzer gözü gibi
karanlığın gözüne bakarak
                              yürümek!..

Yürümek;
dost omuzbaşlarını
omuzlarının yanında duyup,
kelleni orta yere
yüreğini yumruklarının içine koyup
                               yürümek!..

Yürümek;
yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını
                            bilerek
                            yürümek...

Yürümek;
yürekten
gülerekten
          yürümek...


9
Serbest Kürsü / SON BİR AÇIKLAMA!
« Son İleti Gönderen: veda 02 Haziran 2018, 20:53:20 »
Bazı dostlardan , Erkan Baş’ın  HDP 'den aday olmasına karşın seçim çalışmalarını TİP’in seçim büroları aracılığıyla yürütmesi konusunda gelen eleştirilere yönelik, yazdığım yazılar nedeniyle eleştiriler aldım.

Bir kısım dost beni TİP' li olmakla nitelemeye başladı.
Bir komünist olarak bundan gocunmam!

TİP benim için,  devrimci bir sınıf partisi olmasa da bir kitle partisi olarak, bugün nesnel anlamda bir devrimci sınıf partisinin olmadığı bu koşullarda, bu konuda aldığı doğru  ve ilkeli tavır nedeniyle desteklenecek bir partidir.

HDP den kendilerine gelen adaylık teklifinin üzerine balıklama atlamayarak, eğer seçim sonrası meclise girerlerse kendi partilerinin programını ve düşüncelerini savunmak kaydıyla bu teklifi kabul ederek İLKESEL BİR TAVIR ortaya koymuşlardır.

Aynı İLKESELLİĞİ gösteremeyen, örgütsel ve ideolojik bağımsızlıklarını HDP bünyesinde koruyamayan kuyrukçu kesim ise kendilerinin gösteremediği TİP’in ortaya koyduğu bu İLKESEL  yaklaşımdan rahatsızlık  duyarak, TİP’ne ve onun adayları olan Erkan Baş’a ve Barış Atay’a karşı bir kampanya başlatmışlardır.

Diğer taraftan,  gizliden CHP' yi desteklemeyi ortaya net bir tavır koymayarak gizleyen ÖDP de, aynı şekilde farklı bir yoldan bu kampanyaya katılmıştır.

Bir güç olamadıkları için ayakta kalabilmeyi HDP içersinde var olmakta bulan,  bu nedenle de komünist ilke ve değerleri içersinde yer aldığı yapıda ortaya koyamayan ve böylece ideolojik bağımsızlığından ve işçi sınıfının bağımsız sınıf politikasından vazgeçmek zorunda kalan yapılar için aslında Erkan Baş’ın ve TİP ‘in bu İLKELİ TAVRI kendini sosyalist,komünist gören tüm kesimlere bir ÖRNEK oluşturmalıdır.

Sezar'ın hakkını Sezar'a vermek gerek!
Bu bizim TİP'li olduğumuzu ve her konuda TİP' i desteklediğimizi göstermez.

Yine söylüyoruz; nesnel olarak devrimci bir sınıf partisinin, Leninist formda Komünist Parti’nin olmadığı günümüzde, komünistlere düşen bir taraftan komünistlerin İLKELİ BİRLİĞİNİ sağlayarak devrimci bir sınıf partisinin,Komünist Partinin inşaası için gerekli adımları atmak, diğer taraftan da kendini işçi partisi olarak tanımlayan kitle partilerini destekleyerek, yığınlara ulaşmada onların sağlayacağı olanaklardan yararlanmaktır.

Tabii ki ,bu destek sürecinde önemli olan işçi sınıfının bağımsız sınıf politikasından, komünist değer ve ilkelerden taviz vermemektir.
veda
10
Makaleler / HALKA ARZ CAMBAZLIĞI !
« Son İleti Gönderen: Ekim 01 Haziran 2018, 21:06:56 »


IMF ve WB dayatması olarak çıkarılan yasalar yaramadı ekonomilerine ; gittikçe büyüyen açıklar ve borçlanma konularında zirveye oynayan ülkeler arasında yerini alan bu ülkede geçmiş de , gelecek de ,bugün de satılmış olduğundan ciddi şekilde kaynak ihtiyacı hasıl olmuştur.

Sömürü mekanizmasıyla oluşan sermaye yaşamını sürdürmek için sürekli olarak artmak zorundadır.Aksi takdirde ölümü kaçınılmazdır.

Hükümetler eliyle bankaları soyanlar şimdilerde borç yapılanması için banka eşiklerinde kuyruk oluştururken bir yandan da  bu kez , SPK'nın yükümlülük gerektirmeyen kaynak sağlama yoluyla şirket hisselerini halka arz etmeye başladılar.

Halka Arz kısaca ve net olarak ,sermaye açısından kaynak yaratmanın bir yoludur. Devlet, ÖZELLEŞTİRMELER nedenli karşısına çıkacak pürüzleri gidermek amacıyla özelleştireceği kurumların halka arz edilmesini sağlar ,ya da  A.Ş.'ler sermayelerinin yetmediği yerde yeni yatırımlarda bulunma  adına ve finans piyasasına olan borçlarını ödemek amaçlı belli oranda hisselerin satış işlemlerini aracı kurumlar vasıtasıyla  Borsa ve SPK'na başvurulması neticesinde gerçekleştirirler.

Halka arz,uzun dönemli ve çok ucuz kaynak olup işlemde bulunanların vatandaşlara gelir sağlamak amacı gütmediği bilinemeyecek bir olgu değil. Sermayesini ve dolayısıyla karını arttırmak isteyen sermayedarın  bunları vatandaşla paylaşmak gibi bir derdi olması mümkün değildir.

Spekülatörlerdir bunlar .Çünkü, amaçları sadece rant ekonomisinden sonuna dek fayda sağlamak ve bunu da borsalarda spekülasyon yaparak sağlarlar.

Kar marjı düşük olan şirketler bile , halka arz yoluyla büyük miktarlarda kaynak elde ederler.Arz ve talep yani ! Şirketini satmak ama ipleri bırakmak istemeyenler de bu yola başvururlar. Çünkü hatırı sayılır miktarda nakit girdisi sağlayacak ve denetim de kendisinde olacaktır. Mis !

O kadar arsızlardır ki ; özelleştirmelerde işçiyi ve sendikayı göstermelik olarak karşı-karşıya getirmenin yanında işçileri ( sendika, zaten sistem adına dünden razı) yazılı ve görsel basın reklamlarında kullanarak ne kadar da emekten yana olduklarını gösterirler. Hani ya : KAZANCI İŞÇİLERLE PAYLAŞIYORUZ !

ASLINDA , yapılan ;KİT'lerin, ilerde tüm hisseleri eline geçirecek olan bir sermayedara SATILMASIDIR. ÖZELLEŞTİRME, sessiz sedasız yüklü miktarda kaynak sağlanarak yapılmıştır!TÜPRAŞ,TELETAŞ ilk akla gelenler.

Bugünlerde ÜLKER,BOYNER vb.' nin halka arzlarının yanında kurdaki şoklar nedenli bilançosu iyiden iyiye bozulan MİLLİ GURURUMUZ dedikleri ASELSAN hisseleri satışından 3 milyon TL. bekleniyor. Yatırım yapacak ! ... mı?  İster istemez insanın aklına ; elektro-optik, insansız sistemler, kara, deniz ve silah sistemleri, hava savunma ve füze sistemleri, komuta kontrol sistemleri, ulaştırma, güvenlik, trafik, otomasyon ve sağlık teknoloji vb. gibi Aselsan'ın iştigal konuları geliyor ! Gelir bir ağa tüm hisseleri alır ve gideeer ...

Hisse senetlerinin gerçek değerinden yapılmayan satışlar, manipülasyonlar ortaya çıkmasın diye taşeron satıcılar tarafından gerçekleştirilirken patronlar dünyasına taze kan sunan bu sistemde kazanan elbetteki vatandaş olmayacak !

Sayfa: [1] 2 3 ... 10