Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Makaleler / KORİDORDA KALANLAR ! EVET "RAHAT" BATIYOR BİZE !
« Son İleti Gönderen: Ekim 20 Ekim 2019, 22:51:26 »

Haydarpaşa Dayanışması ... Küçümseme değil ...Bu orta sınıf aidiyetli tuzu kurular, sisteme başkaldıran bizlere her zaman lanetle baktılar ,onlara göre rahat mı batıyordu bize ?Evet "rahat" batıyor bize ! Çevrenizdeki tüm değerlerin, doğanın,hepimizin geçmişinde yeri olan yapıların vb. yok edilmesine gerçekten engel olmak istenilseydi sistemi sorgulamakla işe başlayacaktınız tuzu kurular !

Öyle " Haydarpaşa müşterektir,rantçılar hariç ", "Şirketlerin değil halkın yararına projeler üretin . ", "Haydarpaşa bir bütündür,hukuksuz ihaleye feda edilemez ." gibi pankartlarla kendi hukukunu dahi tanımayanlara seslenilmez !

Sistemin yani KAPİTALİZMin sayesinde var olanlardan halk yararına üretim vs. beklemek , ayağı yere basmayanların ,gerçek anlamda sorgulamayanların boş-beleş tepinmelerinden başka bir sonuç getirmez !

Bu tuzu kurular, o küçücük dünyalarında bir ev belki bir yazlık arasında gidip gelirken , kışın da kurabiye,resim vs. bilmemne kurslarına yazılarak yani şeylerin anatomisinden bi'haber çakma ressam olma hayalindekiler hadi gidip mitinge katılalım bugünümüz de böyle geçsin bağlamında sokağa çıkıp sonra da mabatlarının üstüne oturup sağa-sola ahkam kesen tiplerdir.

Böyledir KAPİTALİZM talan eder,yağmalar; KAPİTALİZM , birilerinin dediği gibi Marksistlerin sadece felaket tellallığını yaptığı bir iktisadi doktrin değildir ve şu da bilinsin ki kapitalizmin mal ve hizmet üretme içgüdüsü insanların ihtiyaçlarını karşılamak için değil salt kar uğrunadır .

Velhasılı,koridorda sürünen orta sınıf : Yağmacılık,talan,savaş,hırs,şiddet,egoizm vb . tüm olumsuz davranış ve yapıların tamamı sınıflı toplumların ortaya çıkışıyla birlikte oluşmuştur. Bir yandan bu orta sınıf ,diğer yandan feministler katıldığınız anlamsız mitinglerle sadece düzene hizmet etmektesiniz ! Çünkü, egemenler sistem konusunda da yeterli bilgi ve donanıma sahip olduklarından, o taşımakta olduğunuz pankartlardaki anlamsızlığa kahkahalarla gülüyorlar !

SINIFını bilmeyen  ve bunu anlamamakta ısrar eden ORTA SINIF KORİDORDA kaldınız !

Tüm felaketlerin anası olan kapitalizm ,salt tüketimi arttırmak ve çirkinliklerini örtbas etmek adına göstermelik özel günler ( çevre günü vb.) yaratmış ve bu günlerde de oluşturulan sivil toplum örgütleri vasıtasıyla var ettikleri düzeni aklama çabasına girmiştir.. BUNU da BİLİN ! Bilin ki ;gidip bu saçma sapan düzen oluşumlarında yer almak yerine iki satır okuyun da kafanız güzelleşsin ! Ama nerdeeee ! Siz kim okumak kim ! Okumak derken popüler kültür yayınlarını kastetmediğim anlaşılmıştır umarım .

Sakın ola ki bu tuzu kuruları örgütlemeye vs. kalkmayın ,yarardan çok zarar getirirler; şirin gözükmek adına onların kutsallarına sarılıp başımıza bela etmeyin bunları !

Orta sınıf tembellerini burada bırakıp kendimize dönelim :



Arkaik ve irrasyonel olan,kendi içinde çelişkiler barındıran kapitalist sistem tüm dünyada çöküş sinyallerini veriyor ,kaos gittikçe büyüyor ; bu durumdan devrimci bir vazife çıkarmak gerekirken dağınık - yılgın kadrolar halinde herkes kendi karasularında kulaç atıyor !

İkiliyi bıraktık, sistem üçlü resesyonlara yelken açmış can çekişiyor ; geçmişe bakıldığında ,kapitalizmin, savaşlarla birlikte devrimlerin oluşmasına da zemin hazırladığı görülmekle birlikte karşı-devrim süreçlerinin de hız kazandığı yadsınamaz bir gerçekliktir.

İçine girmiş olduğu krizi ; iktisadi,militarist ve politik anlamdaki yaptırımlarını eldesindeki ülkelere dayatarak sömürü zincirini büyütmekten başka ereği olmayan kapitalist sistem, üretimini insanların faydalarına sunmak için değil sadece kar olgusunu maksimize etmek nedenli yaparken açlık pençesinin altında ölümle cebelleşen canlar yaratıyor.

Kapitalizm nedenli oluşan problemler ,aslında bilmem kaç bilinmeyenli denklemler değildir ; teorem ve hipotezi elimizde olan dolayısıyla ispatı ve çözümü de son derece kolay olan bu problemi , ancak ve ancak Marksizm ışığında , devrimci bilinç ve örgütlenmeyle doğru sonuca ulaştırmak mümkün ...

Küreselleşmiş bir kapitalizm dünyadaki tüm emekçilere aynı acıları yaşatır , aynı sömürü altında inletir de hegemonyalarını daha güçlü hale getirmek erekli ortaya sürdükleri " vatan savunması" ile sınıfı birbirine kırdırırlar ,sınırladıkları yaşam alanlarını zehrederler !

İlaveten ; KAPİTALİZM işçileri güvensiz, kaygılı, gergin, umutsuz hissettirmek, esnek mesailerle yormak, tanımsız görevlerle belirsizliğe mahkum etmek, üstelik buna itiraz etmelerinin önünü de rekabet, kariyerizm, işsizlik tehdidi, sendikalaşma hakkının kısıtlanması, dayanışmanın kınanması gibi yollarla tıkamak konusunda oldukça başarılı olduğundan son tahlilde ruh ve beden sağlığımız tehlike altında !

Hamaset ,kahramanlık edebiyatlarıyla diğer ülkeleri suçlamayı değil , enternasyonal anlamda sınıfın tek düşmanının emperyalist kapitalizm olduğu bilinciyle ortak düşmana karşı birleşmek sermayenin emek üzerindeki ceberrutluğuna son vermekle , asalakların kökünü kazımakla gerçek değerlerimize kavuşmakla taçlanacak , gün gelip de bu örgü tamamlandığında Enternasyonalizmin yarattığı kasırga sesleriyle burjuva düzen yerle bir edilecektir.

2
Kapitalizmin içerisinde bulunduğu ağır ve içinden çıkılmaz ekonomik kriz tüm dünyada, farklı bölgelerde yığınların tepkisiyle karşılaşıyor.
Mısır, Sudan, Şili ve Fransa da devam eden Sarı Yelekliler Hareketi bu tepkiye birer örnek.
Gün geçtikçede bu tepkiler daha da artacak ve tüm dünyayı saracak.

Artık sonuna gelmiş dayanmış Kapitalizm'in, tüm dünyayı bir Savaş Sarmalı içerisine sokmasından başka yapacağı bir şey kalmadı.
Çırpındıkça batıyor, battıkça daha kuvvetli ezilenlere, sömürülenlere, mülksüzlere, halklara saldırıyor.
İşçi Sınıfının, çalışanların, geçmişte uzun mücadeleler sonucu elde ettiği ekonomik ve sosyal haklar bu saldırıların hedefi halinde.

Bir taraftan kendi içerisinde, sistemin doğasından kaynaklı çatışma, diğer taraftan bir türlü çıkamadığı yapısal kriz sonucu kendini ekonomik ve siyasal olarak üretememesi tıpkı sonu gelmiş bir organizmanın tepkisine koşut onu daha da saldırganlaştırıyor.

Tabi ki Etki Tepki Diyalektiği bunun karşısına her gün ivmesini arttıran yığınların öfkesini ve isyanını çıkartıyor.
Ancak bu tepkiler, bu tepkiler sonucu oluşan kıvılcımlar, birer saman alevi gibi bir süre sonra sönümleniyor!

Yaşanan bu NESNELLİK, insanlığın önüne bir başka dünyayı, sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız bir dünyayı KOMÜNİST DÜNYAYI koyuyor.
Ne yazık ki tek başına NESNELLİK bu sorunu çözmüyor.
Bu NESNELLİĞE koşut, bu NESNELLİĞE müdahil olacak, bize Komünist Dünyanın kapısını aralıyacak olan  bir ÖZNELLİĞİN, varlığını şart koşuyor.

Bugünün koşullarında bu ÖZNELLİK hem yerelde, hemde Evrenselde, eş zamanlı bir Örgütlenmeyi dayatıyor.
Lenin, 8 kişiyle 3 Enternasyonalin nüvesi olan Zimmerwald Solunu örgütlerken, bir taraftanda Yerelde ki örgütlenmeyi hayata geçiriyordu.
Artık Enternasyonal Örgütlenme, BARBARLIK KAPISINI kapatacak SOSYALİZM KAPISINI açacak anahtar konumunda.

Ne yazık ki bizdeki Komünist Partiler'in programlarında Enternasyonal Örgütlenme bir ya da iki cümle ile geçiştiriliyor.
Üstelik te yanlış Enternasyonalizm tanımıyla!

Enternasyonalizm, ne tek başına Halkların Kardeşliğine nede yılda bir kez toplanan, her soydan, her boydan Komünist Partilerin bir araya geldiği İzmirde toplanan Uluslararası Komünist Partileri Toplantısı gibi   topantılara indirgenebilir.
Tabi bu arada Toplantıyı düzenleyen "Komünist Partilere" sormak gerekir; Ne işi var bu toplantıda, işçilerin  vahşi bir sömürü altında inim inim inlediği Çinde, İKTİDARI ELİNDE TUTAN Çin Komünist Partisi'nin  yada Putin'in önünde saray soytarılarını bile kıskandıracak tavır sergileyen Rusya Komünist Partisi'nin.

Lenin'in başında bulunduğu Üçüncü Enternasyonal, Enternasyonali tüm dünyada Kapitalizm'i ortadan kaldıracak olan tüm ülkelerin işçilerinin ortak etkinliğini düzenleyecek bir eylemlilik olarak tanımlar.

"III. Enternasyonal’in 1920 yılındaki kongresinde kabul edilen tüzüğün birinci maddesinde şöyle yazar;
Yeni Uluslararası İşçi Birliği, değişik ülkelerin proleterlerinin, kapitalizmi yıkma, proletarya diktatörlüğünü ve sınıfların tümden ortadan kaldırılmasına ve komünist toplumun ilk evresi olan sosyalizmin gerçekleştirilmesine yönelecek bir uluslararası Sovyetler Cumhuriyetini kurma hedefiyle girişecekleri ortak eylemleri örgütlemek için kurulmuştur.(Komünist "Enternasyonal Tüzüğü”, III. Enternasyonal Belgeleri, Belge Yay., Ekim 1979, s.25.)

Enternasyonal kabaca Dünya Komünist Partisidir.
Bu parti'nin yerel programların üzerinde ama onlarıda kapsayan, uluslararası finans oligarşinin tüm dünyada ki stratejik hamlelerine karşı strateji oluşturacak bir PROGRAMA sahiptir.
veda

3
Dış Haberler / SORUN NE KÜRT SORUNU NE DE SURİYE SORUNUDUR!
« Son İleti Gönderen: veda 19 Ekim 2019, 17:43:12 »
Kurtuluş Kılçer "Suriye sorunu mu, Kürt sorunu mu?" başlıklı bir yazı paylaşmış.
https://gazetemanifesto.com/2019/suriye-sorunu-mu-kurt-sorunu-mu-304435/

Yazının başlığında sorulan soruya Kurtuluş Kılçer, bu sorun Kürt Sorunu değildir, sorun Suriye Sorunudur diyerek yanıt vermiş.
Doğrudur sorun Kürt Sorunu değildir ama Suriye Sorunuda değildir.

Suriye de olanlar sorunun sadece bir parçasıdır.
Soruna, soruna neden olan diğer aktörleri dahil etmeden salt ABD karşıtlığı temelinde bakarsanız, konuyu salt ABD nin Suriye'yi işgali çerçevesinde değerlendirseniz yanlışa düşersiniz.

Biz, bir zamanlar ABD işgali nedeniyle, aynı yanlış Emperyalizm anlayışı çerçevesinde Saddam'a Anti Emperyalist paye verenleride gördük.
Demek ki bu yanlış Saddam ölse de Esadla devam ediyor.

Tabi ki bu yanlışın temelinde yanlış Emperyalizm anlayışı yatmaktadır.
Emperyalizm'i bir dış düşman olarak görür, Emperyalizm'in artık ülkeler için bir iç olgu olduğunu görmezseniz, aynı yanlışı tekrarlar durursunuz.

Bugün sorun, Ortadoğuda süregelen başını ABD ve Rusya, Çin'in çektiği Emperyal Bloklar arası Hegamonya Paylaşım Savaşıdır.


Kurtuluş Kılçer kendisine şu soruyu sormalıdır;
Rusya ve Çin'in Ortadoğuda yaşananlarla ne ilgisi vardır?
Rusya neden İran ve Suriye'nin arkasındadır?
Ortadoğuyu bu Emperyal Bloklar için cazip kılan nedir?

Bu soruları sormazsanız, doğal olarak konuyu salt Suriye ve ABD Emperyalizm'nin işgali olarak görür, Esad'a ve onun ardında olan Rusya ve İran'a Anti Emperyalist misyon biçmek zorunda kalırsınız.

Sermaye'nin Çıkarlarını Vatan Etiketi ile satmak isteyen Ülke Burjuvazisinin, Emperyal Emelleri uğruna oynadığı oyunu görmezden gelirsiniz.
VEDA
4
Dış Haberler / ORTADOĞUDA ORTALIK TOZ DUMAN!
« Son İleti Gönderen: veda 18 Ekim 2019, 13:35:12 »
Tarih SINIFLARIN MÜCADELESİDİR demiş Marks.
Marksistlerde tarihsel olaylara ya da olgulara SINIF PENCERESİNDEN bakmak zorundalar.
Ortadoğuda yaşananlar da bu çerçeveden ele alınmalı ve yorumlanmalı.
Oysa hala Tarihi Milletlerin Mücadelesi olarak gören anlayışlar var.

Sorun Suriye sorunu değildir.
Suriye bu sorunun sadece bir parçasıdır.
Sorun, başını ABD ve Rusya'nın çektiği tüm dünyada ağırlıkla da Ortadoğuda kendini gösteren Emperyal Bloklar arası Hegamonya Paylaşım Savaşıdır.

Suriyeyi ele alırken ya da Suriye hakkında değerlendirme yaparken, Suriyenin içerisinde bulunduğu Üretim Biçim ve İlişkilerinden bu bağlamda Sınıfsal İktidarı elinde tutanlardan bağımsız bir değerlendirme yapamayız.

Sol kesimde hala Emperyalizm olgusu konusunda kafa karışıklığı devam ediyor.
Emperyalizm'i ABD karşıtılığı olarak gören anlayışlar sürüyor.

Dünkü bir panelde paneli veren arkadaş, belki gözden kaçtı ama, Hafız Esad'ı Anti-Emperyalist olarak niteliyerek, bir büyük yanlışa düştü.
Bu mantıkla tüm Anti ABD ci güçleri Anti Emperyalist olarak tanımlamamız olası.
Bu mantığa göre, Esad, Saddam, Kaddafi, Hamas, Hizbullah, hatta İran Anti Emperyalist.

Oysa Emperyalizm, Kapitalizm'in tekelci aşaması, çürüyen, gericileşen, asalaklaşan Kapitalizm.
Kısaca Emperyalizm'in ÖZÜ KAPİTALİZM.
Bir olgunun özüne karşı olmadan kendisine karşı olamazsınız.
Böyle baktığımızda Anti Emperyalist olmanın OLMAZSA OLMAZI ANTİ-KAPİTALİST OLMAKTIR.
Yukarda saydıklarımızdan hangisi Kapitalizme karşı diye bir soru rahatlıkla sorabiliriz.

Tekrar Ortadoğuya dönersek, başta da söylediğimiz gibi konuya büyük resim üzerinden bakmalıyız.
Ve Ortadoğuda olanın adını koymalıyız.
EMPERYAL BLOKLAR ARASI HEGAMONYA PAYLAŞIM SAVAŞI!

Şu an için bu savaş Suriye topraklarında sürüyor ama bunun devamı gelecek.
ABD nin strateji belgelerinde sırada İran'ın olduğu yer alıyor.
Zaman zaman Emperyal Blokların birlikte hareket etmesi kimseyi yanıltmamalı.
Bunlar taktiksel hamleler, bazen starançta ŞAH MAT diyebilmek için Veziri vermek zorunda kalabilirsiniz.

Kürt Hareketinin, Suriye ile anlaşması sonucu, Suriyenin önce İdlib sonrası ise Kobaniye girmesi ve ardındaki Rusya Desteği, Türkiyeyi tam bir açmaza sokmuştur.
Eskiden iki Emperyal Blok arasındaki çelişki üzerine siyasetini oturtan Erdoğan Hükümeti, Suriyeye karşı girişilen Operasyona her iki Emperyal Blok temsilcisininde karşı olması nedeniyle tam bir açmazdadır.

Trumph'ın son mektubu bunu açıkca teyit etmektedir.
Son derece onur kırıcı bu mektuba ilaveten birde ikinci bir mektup varmış.
Oda SDG güçlerinin başındaki Mazlum Kobane'nin Trumph'a  yazdığı mektup.
Trumph bu mektubuda Erdoğan'a göndermiş.
Tabi birde Mazlum Kobane'nin mektupta belirtildiği gibi her türlü tavizi vermeye hazır olduğu.
Mektup açıklanmadığı için bu Tavizler nelerdir, ne kadarı doğrudur bilemeyiz.

Şimdi Trumph'ın Erdoğana yazdığı hakaretvari mektup ve bunun sonucu varılan bir ATEŞKES anlaşması var.
Ancak bu mektup sonucu SGD nin de bu ATEŞKES ANLAŞMASINI kabul ettiği görülüyor.
Anlaşmanın basına yansıyan bölümünde özellikle 9, 10 ve 11  maddeler dikkat çekiyor. 

"9. Her iki taraf Türkiye’nin, YPG ağır silahlarının toplanması ve YPG tahkimatları ile tüm muharip mevzilerinin kullanılmaz hale getirilmesi dahil, milli güvenlik kaygılarının giderilmesini teminen bir güvenli bölge kurulmasının devam eden önemi ve işlevselliğinde mutabık kalır.

10. Güvenli bölge, evvelemirde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolünde olacak ve her iki taraf, güvenli bölgenin her veçhesiyle uygulanmasında eşgüdümü artıracaktır.

11. Türk tarafı Barış Pınarı Harekatı’na, güvenli bölgeden YPG’nin 120 saat içinde geri çekilmelerini teminen ara verecektir. Barış Pınarı Harekatı, bu geri çekilmenin tamamlanmasını müteakip durdurulacaktır.


Bu maddelere bakıldığında Türkiye, hedeflerinin bir kısmına ulaşmış gibi görünse de, Menbiç'i kaybetmesi ardından hedefinde olan Kobani'ye Suriye'nin bayrağının çekilmesi pekta kazançlı çıktığı anlamına gelmemekte.

Üstelik bu maddeler kendi içerisinde belirsizlik taşıyor.
Ağır Silahların toplanması, tahkimatların ve mevzilerin kullanılmaz hale getirilmesi kimin kontrolünde olacak?

Bir yorum, ABD ve Rusya'nın bu planı birlikte yaptıkları, karşılıklı anlaşmaya vararak ABD nin çekilerek Menbiçi Rusya'ya bırakması karşılığında, bundan böyle stratejik hedeflerinde önemli rol oynayacak Kürtlere bölgede Özerklik temin ederek onları statü sağlayacağı yönünde.

Şu an için ortalık toz, duman.
Daha sağlıklı yorumlar için tozun ve dumanın ortadan kalkması gerekiyor.
veda
 
5
Araştırma, çalışma grupları / BİR KEZ DAHA KOMÜNİSTLERİN BİRLİĞİ!
« Son İleti Gönderen: veda 17 Ekim 2019, 23:09:18 »
Dün olduğu gibi bugünde Marksist Hareket içersinde, Marksizmden sapmalar varlıklarını sürdürmektedirler.
Reel Sosyalizm'in çöküşü sonrası bu sapmaların sayısında belirgin nitelikte artmalar yaşanmıştır.

Geçmişin anarşizan görüşleri, post modern sosa bulanarak, yaşanmışlığın ortaya koyduğu nesnel olumsuzluğun sağladığı "haklılığın" gölgesinde, yığınlara empoze edilerek, Marksizm konusunda yığınlarda bilinç bulanıklığı yaratılmıştır.
Öyle ki Marks'ın değer teorisinin geçersizliği buna bağlı olarakta farklı dinamiklerin, işçi sınıfı yerine ikamesi gündeme getirilerek, Marksizm'in artık günü açıklamakta yetersizliği bile savlanmaya başlanmıştır.

Oysa değer teorisi olmadan KAPİTALİZMİN olmayacağı bir gerçektir.
Kapitalizm ve onu var eden Sermayenin varlığı, Emeğin sömürüsüne dayanır.
Sömürünün kaynağı CANLI EMEKTİR!
Sermaye ancak, Emeğin sömürüsü üzerinden kendini var eder olumlar.

Bu süreci belirleyen ise SINIFLARIN mücadelesidir.
Kapitalizmin işleyiş yasaları ancak Sınıf Mücadelesi alanında kendini var eder.
Tabiki bu mücadelede bir taraf EMEK ise diğer tarafta onu, üretim araçlarının özel mülkiyetine sahipliği ile tahakkümü altına alan, onu metalaştıran, onu ücretli emek haline getiren SERMAYEDİR.

Demek ki Sermayeyi var eden Ücretli Emekse, onun yok edilme mücadelesi aynı zamanda kendini onunla olumlayan Sermayeninde yok edilmesini sağlar.
Komünistlerin sonul amacıda Ücretli Emeği ortadan kaldırmaktır.
Kendine Ücretli Emeğin kaldırılmasını hedeflemeyen, salt onun iyileştirilmesini hedef alan her hareket REFORMİZM içersinde yer alır.

Emeğin yıkıcı rolünü yadsıyanların bu teorik sapmasının pratiğe yansıması kaçınılmazdır.
Pratikte ise izlenen yol, mücadele alanlarından birisi olan ve mutlaklaştırılmaması gereken LEGAL alanın, araç olmaktan çıkarılarak amaç haline getirilmesi sonucu, siyaseti Burjuvazinin belirlediği alanda yürütenlerin düştüğü LEGALİZM batağıdır.

Diğer taraftan ise Sosyalizmi dar Ulusal sınırlar içersinde algılayan, kökeni İkinci enternasyonale onun Sosyal Yurtsever-Sosyal Şoven düşüncelerine dayanan, Emperyalizm Ulus Devletleri ortadan kaldırıyor gerekçesiyle Burjuvazinin Ulus Devletine sahip çıkan, Burjuvazinin Ulus Devletinin salladığı beşikte sallanan, günümüzün Kautskyleri, Bernstainleri ortaya çıkarak, Milliyetçi sosa bulanmış bir Sosyalizm anlayışıyla, bir başka taraftan bilinçleri bulandırmaya devam etmişlerdir.

İkinci Enternasyonal ve onun şürekası ile Komünistlerin kopuşu, birinci paylaşım savaşı sürecinde,İkinci Enternasyonal döneklerinin bu savaşı bir erk savaşına dönüştürmeleri gerekirken, Sosyal Yurtsever politikaları sonucu kendi ülke Burjuvalarının yanında bu savaşta yer almalarına denk düşer.
Bugünün bazılarınca sloganlaştırılan Emekçi Yurtseverliğinin isim babalarıda bu İkinci Enternasyonalciler ve onların önderi konumunda olan Kautskydir.

İşçi Sınıfına ters, işçi sınıfının bilincini bulandırıcı, Burjuvazinin arpalığından aşırılan bu zehrin tek panzehiri vardır, o da ENTERNASYONALİZMDİR.
İşte Lenin o nedenle bu İkinci Enternasyonal döneklerine karşı 3 cü Enternasyonali ve onun nüvesi olan Zimmerwald Solunu örgütlemiştir.

Gelinen nokta öyle bir hal almıştırki, bugün teori içindeki yanlışlıkların ayıklanmasının gerektiği, çetin bir pratik haline gelmiştir.
Doğru teori olmadan, doğru pratiğin olamıyacağı genel bir doğrudur.
Teorinin sınanacağı, doğruluğunun test edileceği tek alanda yaşamın şaşmaz pratiğidir.

Bu olumsuzluklar maddi yaşamda, Sınıfla siyaset arasında olması gereken bağlarıda ortadan kaldırmış.
Sınıfla, siyaset arasındaki bağları kurması gereken Sınıf hareketinin politik öncüsünün yokluğu, Sınıf hareketinin yazgısını bir avuç sendika bürokratının ellerine bırakmıştır.

Ne yazık ki yaşamın pratiğinin işleyiş hızı, işçi sınıfının ve emekçilerin eylemliliğinin çok önünde seyretmektedir.
Eğer Sınıfın öncüsü, Sınıf hareketinin eylemliliği içersinde ortaya çıkacak ve var olacaksa, bu eylemliliği yükseltmek tüm Komünistlerin görevi olmalıdır.

Politik Bir Sınıf Hareketinin yaratılması, tüm Komünistlerin önünde ivedi olarak gerçekleştirmesi gereken bir GÖREV olarak durmaktadır.
Bunun ilk adımıda KOMÜNİSTLERİN BİRLİĞİDİR!

veda
6
"Gelişmelerinin belli bir aşamasında, toplumun maddi üretici güçleri, o zamana kadar içinde hareket ettikleri mevcut üretim ilişkilerine ya da, bunların hukuki ifadesinden başka bir şey olmayan, mülkiyet ilişkilerine ters düşerler. Üretici güçlerin gelişmesinin biçimleri olan bu ilişkiler, onların engelleri haline gelirler. O zaman bir toplumsal devrim çağı başlar. (Karl Marks-Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı)

Belki de Marks'ın, Toplumsal Gelişimi özlü, herkesin kolaylıkla anlaya bileceği bir biçimde aktardığı en önemli paragraflardan biri yukarda ki Marks'tan yaptığımız alıntıdır.
Ama hala beyni dumura uğramış, anlama ve algılama özürlüler, bu paragrafı anlamamakta direniyorlar.

Paragrafı daha somut hale getirmek için cümle cümle inceliyelim.
Gelişimin belirli bir aşamasında, gelişimin dinamiği olan Üretici Güçler, bir süre sonra  statik konuma düşen Üretim İlişkileri tarafından engellenirler.
Kısaca Üretici Güçlerle, Üretim İlişkileri arasında, gelişim için olması gereken ZORUNLU UYGUNLUK YASASI bozulur.

Bu bozulmanın temeli, bu ilişkinin hukuki ifadesinden başka bir şey olmayan MÜLKİYET İLİŞKİLERİNE dayanır..
Kapitalizm'in temel çelişkisi Üretimin artan  Toplumsal Karekteri ile Üretim Araçlarının Özel Mülkiyeti arasındaki çelişkidir.

İşte POLİTİK ya da SİYASAL DEVRİM, Üretici Güçlerin önünü tıkayan, gelişimini engelleyen, Üretim İlişkileri ile Üretici Güçler arasındaki ilişkinin hukuki ifadesi olan Mülkiyet İlişkilerini yeniden düzenleyerek, gelişimi engellenen Üretici Güçlerinin gelişiminin önündeki engelleri kaldırarak, tıkanan Toplumsal Devrim sürecinin önünü açan bir MOMENT anı, bir SIÇRAMA TAHTASIDIR.

Pragrafın devamında ise Marks şöyle der;

"İçerebildiği bütün üretici güçler gelişmeden önce, bir toplumsal oluşum asla yok olmaz; yeni ve daha yüksek üretim ilişkileri, bu ilişkilerin maddi varlık koşulları, eski toplumun bağrında çiçek açmadan, asla gelip yerlerini almazlar."

Yeni Toplumsal Formasyonun Üretim İlişkileri ve bu ilişkilerin maddi varlık koşulları eski Toplumsal Formasyonun bağrında gelişir ve giderek yeni bir Toplumsal Formasyonu zorunlu kılar.

Uzun bir tarihsel döneme denk gelen bir süreç olan Toplumsal Devrim eski Toplumsal Formasyonun yerini yeninin almasıyla sona erer.
Toplumsal Devrime NESNEL bir formasyon atfedersek, Toplumsal Devrime içkin olan Politik ya da Siyasal Devrim bu nesnelliğin ÖZNESİDİR!
VEDA
7
Araştırma, çalışma grupları / MARKSİZM VE EKONOMİ POLİTİK!
« Son İleti Gönderen: veda 16 Ekim 2019, 17:18:28 »
Marksizm Ekonomi Politik değildir.
Marksizm Ekonomi Politiğin eleştirisinide içersinde barındırır.
Kapital, Ekonomi Politiğin anlatımı değil, Kapitalizm üzerinden onun eleştirisidir.

Toplumsal Yaşamın bilinci belirlediği gerçeğini ele alarak, Marksistleri tek başına bu gerçeği dile getirmekle niteliyerek, onları mekanik materyalistlerle bir tutan anlayış, aslında bunu söylerken, bir taraftanda Marksizm konusunda ne denli CAHİL olduklarınıda bizlere göstermektedir.

Marks  toplumsal varlığın bilinci belirlemedeki belirleyici yönüne vurgu yaparken, toplumsal varlık tarafından belirlenen bilincinde, yeni toplumsal ilişkilere yön verdiğini, toplumsal varlık üzerinde etkisi olduğunu ortaya koyar.

Marksa göre maddi üretimle, düşünsel üretim biribirinden bağımsız değildir.
Bu ilişki Sosyal Varlık ve Sosyal bilinç ilişkisidir.

Bu ilişkinin somuttaki yansıması Alt Yapı, Üst Yapı biçimindedir.
Her ikisi arasında, biribirini etkileyen karşılıklı, diyalektik bir etkileşim vardır.

Tek başına Alt Yapının herşeyi belirlediğini söylemek, kendi tarihini kendisi yapan insanın devrimci pratik eleştirel faaliyetini küçümsemek demektir.
Marks 18 Brumairde bu gerçeği dile getirir.

"İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama kendi keyiflerine göre, kendi seçtikleri koşullar içinde yapmazlar, doğrudan veri olan ve geçmişten kalan koşullar içinde yaparlar."(Karl Marx , Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i)

Maddi yaşamı üreten insan, düşünsel olanıda birlikte üretir.
Marksizmi ekonomik indirgemeci bulanlara  göre Marksizm de Alt Yapı tüm herşeyi belirleyendir.
Oysa Marks'ın Tarih, Toplum ve İnsan anlayışı bunun doğru olmadığını söyler.

İnsanlar kendi tarihlerini yaparken, kendi keyiflerince yapmazlar ama içinde bulundukları koşullarında ellerini kollarını bağlamasına müsade etmezler.
Mevcut koşullarda, devrimci pratik eleştirel faaliyet içersinde oluşturdukları düşüncelerle, mevcut koşulları değiştirmeye çalışırlar.

veda
8
Makaleler / SATRANÇ OYUNU...
« Son İleti Gönderen: oencel 15 Ekim 2019, 18:35:10 »
Satranç Oyunu…

İnsanlık tarihiyle oyunlar tarihi de at başı gider, hayvandan insana geçiş evresinden sonra oyunlarda da nitel sıçramalar olur. İnsanlar ritüellerini oyunlaştırırken oyunlarını ritüelleştirir. Günümüzdeki Festivallerin bir çoğu insanoğlunun geçmişteki dini acı veren ağır ritüellerinin günümüze bayram havası içinde taşınıp keyif alınan oyunlar şekline dönüşmüştür. Batı Hristiyan toplumlarında en kutsal Weinachten  ritüelinin  “İsa MİTİ” üzeninden bir çeşit oyuna dönüştürürler.
Tabi insanlık tarihinde savaş oyunları her zaman sözcüğün anlamına uygun geçmişten günümüze uygulanarak geliştirilerek gelmiştir. Hala ülkeler yeni yeni savaş oyunları geliştirmeye devam ediyorlar.
Bu açıdan günümeze kadar gelen en gelişmiş savaş oyununun masadaki sembolize edilmiş şekli SATRANÇ oyunudur. Oyunda diziliş, hamleler, şahtan Piyona (piyade) herşey vardır. Kalenin ele geçirilişinden vezirin düşürülmesine, Attan File takviyeye ve telef olacak öne sürülecek piyonlara kadar…
Bir de en basit çocukların oyunlarından beş taş vardır beş taşı yere atıp köprü olmuş elin altından tek tek havaya atılan taş yere düşürmeden geçirmek yeterlidir. İnsanlık tarihi evrimsel gelişimi basitten karmaşığa doğru ve hep daha ileriye doğru bir gelişim grafiği gösterir. Savaş oyunlarında da bu böyledir.
Siz hamlelerinizi “ Beş Taş” modunda yaparsanız karşınızdakiler Satranç ustasıysa ve 25-otuz hamle sonrasını görerek hamle yapıyorsa sizi çoban matıyla yenmesine şaşmamanız lazım.
Sadede gelirsek Ortadoğu bir satranç tahtası olarak düşündüğümüzde Suriye, Rusya,  İran, karşıda ise ABD (AB’yide birlikte düşün) SDG (PYD, YPG  düne kadar ABD denetimindeydi) Ortada ise iki tarafada salınan iki tarafı da idare edip bir birine karşı kullanacağını sanan Türkiye. Geçmişini yatırdığımızda ise IŞİD ÖSO, NUSRA ve ara geçişlerde onlarca cihatçı guruplar… Temelde ABD eksenli EŞ BAŞKANLI batı gurubunun desteğinde başlatılan  Arap Baharı bağlantılı tezgahın Suriye üzerindeki hamlelerin Ortadoğu satranç tahtası üzerinde çizilecek çıkar bölgelerine dayalı haritanın oluşturulması üzerine kurulu bir strateji oyunu izliyoruz şu anda. Ve karşımızdaki güçler Ortadoğu mazlum halklarının kanı üzerinden kirli bölgesel savaşlarını vekaletleri üzerinden yürütüyorlar. Oyun stratejileri ise Satranç kıvamında. Diğer yandan baştaki dizilimde ABD, AB ve gerici Arap ülkeleriyle birlikte ve en önde “ EŞ BAŞKANLIK” sıfatıyla yer alan Şam’da Emevi camiinde Namaz kılma ritüeli hesabı yapan KARANLIĞIN “beş taş” oyun mantığı kolaycılığıyla atladığı Ortadoğu bataklığında üst üste yaptığı yanlış hamlelerle ( Müslüman kardeşler tutkusu, müslümanların lideri, yeni Osmanlıcılık hayalleri de eklenince yanlışta inat son ana kadar devam ediyor) karşısındaki dünya şampiyonluklarına imza atmış satranç ustalarının hamleleri karşısında; şaşkın, kırgın, sitemkar apışıp kalan, oyunu kaybetmiş bir beş taş oyuncusu çocuk mızıkçılığı görüntüsü…
Suriye’de Barış Pınarı Harekatı adıyla başlatılan savaş oyununun da geldiği nokta bu! Bir yandan Suriye toprak bütünlüğünü savunacaksın, öte yandan girdiğin yerlere kendi devlet yapılanmalarının ayaklarını oluşturacak, kaymakam atamasından fakülteye kadar… diğer yandan sınır koridoru, güvenli bölge adı altında bir ülkenin toprak parçasını o ülkenin TERÖRİST dediği cihatçı gurupları silahlandırıp, donatıp sokulan toprakların  belli bir bölgedeki parçalarla birleştirmek amacıyla FETİH anlayışını camilerden, minarelerden “FETİH” süresi okutarak gireceksin buna “ İşgal” demeyerek “Savaş” demeyerek teröristlerle mücadele kapsamında, “Adana mutabakatına dayanarak operasyon yapıyorum” dersen sana kimse inanmaz. Adana Mutabakatı iki ülkenin karşılıklı olarak kendi topraklarında hasmana terörist gurupları desteklemeyeceğine, barındırmayacağına dayanan iki ülkenin bu temelde bir birlerini bilgilendireceğini güvence altına alan içerikte bir anlaşma. Kaldı ki düne kadar bunu dile getiren ve Suriye ile görüşerek birlikte bu soruna çözüm arayın önerilerine kulağını tıkayan anlayışa bu gün kim inanır.
Şu anda Suriye’de ard arda yeni hamleler yapılırken, Kürt güçleri SDG (çoğunluğu YPG ve PYD’li Kürt güçlerinden olan) ve onu silahlandırıp “sahadaki ordum” diyen ABD, Rusya ile el altından anlaşarak sahayı boşaltarak; Türkiye Suriye ve Kürt güçlerini çatıştırma projesini  Trump’un son twitinde dediği gibi:” bırakın Türklerle Suriyeliler bir biriyle savaşsın. Bir başka twitinde de Türkler Kürtlerle 200 yıldır savaşıyor, kendi toprakları için savaşıyorlar şimdide savaşsınlar…” mealinde bize abuk sabuk gibi gelse de Suriye’deki yeni hamlelerinin izlerini taşıyor.
Türkiye KARANLIĞIN fetih hesaplarıyla hala yeni rejimi için 15 Temmuzla inandıramadığı topluma yeni kahramanlık destanı ve “kazanılan yeni toprak parçalarıyla” yeni şeri rejimin yeni Osmanlıcılık tarihini kendince yazmaya çalışıyor.
Dar, sığ, ülke, bölge ve dünya gerçeklerinden kopuk hayallerini gerçekleştirmeye çalışırsan daha çoook hayal kırıklıkları yaşarsın.
Şimdi bir yandan “SAVAŞ” değil savaş iki devlet arasında olur deyip öte yandan “BARIŞ sözcüğünü kullandığın çelişki gibi ( BARIŞTA iki devlet arasında olduğuna göre) çelişkiler yumağında girilen bataklıkta gün geçtikçe daha çok batmaya devam edersiniz.
Son hamlelerde Suriye SDG yani PYD, YPG ile anlaşmış görünüyor, bu anlaşmanın altındaki asıl imza ise RUSYA’nın.
Rusya Barış Pınarı Hareketi öncesi Adana mutabakatı gereği Suriye ile görüşerek sorunu çözebileceğini Suriye ile görüşmelere başlamasını, muhatabın Suriye olduğunu tüm süreçlerde söylemesine rağmen bunlara kulağını kapatarak hareket ettiğin zaman karşındaki yeni bir hamle yaparak seni şaşırtması gayet normal.
Bu savaş-barış oyunlarında başarılı olmanın yolu içerde ve dışarda dengeleri iyi hesap etmen ve ona göre hamlelerini yapman lazım. İçerde toplumsal vicdanı rahatsız etmeyen, ruhsal birliği sağlayan ve toplumun tüm kesitlerini asgari müştereklerde ortaklaştırarak kucaklayan, iktisadi olarak belli bir güç birikimini tıpki askeri olarak hazırlığını yaptığın gibi olası yaptırımlara karşı önlemlerini almış ve uluslar arası alanda etkili bir dış politika ve önceden detayıyla hazırlanmış, geçmişten örnekler sunan, detaylar içeren, uluslararası hukuka atıflar yapan kapsamlı dosyalarla  etkili girişimlerle tüm büyük elçiliklerini harekete geçirecek donanıma sahip inandırıcı yönetimlerin başarı şansı yüksek olur.
Türkiye’de durum tam tersi, toplumsal bölünmüşlük hat safada, bunu hala bu durumda bile KARANLIĞIN iktidarı besliyor. Büyük elçilikler liyakat sahibi olanlara değil KARANLIĞA yakın olanlara devredilmiş durumda. Ekonomi tarihinin en kırılgan durumunda, ordu 15 Temmuz Fetö darbe girişiminin (tezgahı) yaralarını saramamış, ordu bütünlüğü bozulmuş siyasi iradenin müdahaleleri ile güven yitimi ve çeşitli cihatçılarla Suriye hükümetinin terörist dediği muhaliflerden oluşmuş derme çatma ÖSO ( Şimdi Suriye Milli Ordusu SMO diyorlar) ile yan yana getirerek  birde Suriye Milli ordusu adını takarsan (ülkemizde halkın en az yarısı bunları dinci cihatçı teröristler olarak görüyor) TSK cihatçılarla aynı çizgiye getirirsen, Siyasette ise tek adama devredilip adına “Türk usulü Başkanlık diyerek” zorlama bir referandumla ve yine halkın en az yarısının itiraz ettiği bir siyasal yönetimle başarılı olma şansını daha işin başında yitirdiğini gösterir.
Münbiç önlerinde bunları düşünüyorlar mı bilemem. Bilinen bir şey var o da Ayı ile yatağa girenler sonuçlarına katlanır. Bu Kürt örgütler için ne kadar geçerliyse devletler için de geçerlidir.
Kürt örgütleri Suriye ile anlaşarak akılcı bir iş yaptılar, sorunlarını birlikte yaşadıkları topraklarda oranın yöneticileri ile çözme yoluna girdiler. En azından ABD terki sonrası bir ders alındığını gösteriyor. KARANLIĞIN iktidarınım ise hala bir ders çıkardığını göremiyorum. Hala dış politikayı nara atarak çözeceğini sanan bir anlayış var karşımızda, hala askeri hareketinin önceden duyurarak kameralar eşliğinde yapan bir akıl tutulması var ve sanıyorlarki önlerinde her zaman direnmeden kaçan güçler olacak.
Rusya liderinin hiç bağırdığını hiç “Eyy…” dediğini gördünüz mü?
Hele kritik durumlarda politikanın silahlarla yürütüldüğü durumlarda sesi yükseltme yerine etkili hamleleri yükseltme gerekmez mi, içerde daha kucaklayıcı, daha dikkatli dil, tüm siyasi yapılarla istişare… Bunları gören var mı içerde? Yoksa en ufak bir eleştiriyi dahi “HAİNLİKLE” suçlayan cezai yaptırımları devreye sokan raptu zaptla içerde ulusal birlik sağlanabilir mi?
“Barış, savaş, işgal” sözcükleri kullananlar nerdeyse aforoz ediliyor.
KARANLIĞIN en koyu olduğu zamanlar aydınlığa en yakın olan şafaklardır aynı zamanda. Ülkemizde KARANLIĞI aşabilirsek aydınlığımızın bölgeyede yansıyacağına inanıyorum, keza komşumuzun da karanlıktan kurtuluşu da bize aydınlığı yansıtacaktır.
Bu harekatın en önemli dersleri: Birincisi, büyük emperyal güçlerle girilecek ilişkilerde her zaman kaybeden küçükler olur,
İkincisi her ülkenin içinde sorunlar olur, bu sorunları dış güçlere yaslanarak çözemeyeceği gerçeği ve çözüm kendi topraklarında ortak yaşadığın insanlarla olur,
Üçüncüsü ise, Kendi halkına Ortaçağ  KARANLIĞI taşıyanların, kendi davaları adı altında geçmiş özlemlerini kendi halkına çeşitli manipülasyonlarla dayatarak komşu ülkeden toprak, fetih, zafer hayalleriyle hiç bir yere varamayacaklarını öğretmesi lazım.
Öğrenme niyetleri olmasa da yaşam ülke, bölge ve dünya gerçekleri çok acılar yaşatması pahasına öğretecektir.
Bu açıdan bu gün daha belirgin hal alan bu durum geçen haftaki yazımda da dediğim gibi KARANLIĞIN maceraları uğruna ülkeyi daha vahim sonuçları olabilecek bir bataklığa saplamış ve Rusya’nın Suriye Kürt kartı uzlaşısı, ABD’nin Yaptırımlar kartı el altı bölgede Rusya anlaşması  ile Suriye batağında tek başına kalan uluslar arası arenada tüm dünyada yalnızlaşan ve yeni hamlelerle bataklığın daha derinliğine çekilmeden Suriye meşru hükümetiyle anlaşarak ve birlikte davrandığı cihatçılarla ÖSO ya da SMO ile yollarını ayırarak ülkeyi bu bataklıktan çekme şansı hala vardır. Meclis dışı
Solun duruma müdahale edecek ne bir hazırlığı, ne iddiası ne de devrim hayali var, korkmuş, sinmiş durumuyla bırakın işçi ve emekçilere öncülük iddiasını bu tavrıyla umutsuzluğu besleyerek KARANLIĞA farkında olmadan destek sunmaktadır.
15102019
Ramazan Öncel


9
Serbest Kürsü / BÖLÜNE BÖLÜNE NEREYE KADAR!
« Son İleti Gönderen: veda 14 Ekim 2019, 11:37:26 »
Hep Sol da birlikten bahsediyoruz ama bu bahsettiklerimiz hep sözde kalıyor.
Biz birlik dedikçe daha fazla bölünüyoruz.

Gerçi bölünme safların daha belirgin hale gelmesi için elzemdir ancak bu bölünme aralarında ideolojik anlamda çok büyük farklılıklar taşımayan siyasi oluşumların arasında da ne yazık ki var.

Şimdi bu bölünme Sınıf Örgütleri, Sendikalar arasında da hızla sürmekte.
Sınıf Örgütleri, Sendikaları derken kastimiz, kendini sol, sosyalist olarak tanımlayan, yolumuz işçi sınfının devrimci yoludur diyen yapıların etkinliği altında olanlardan bahsediyoruz.

Geçen gün öğrendim ve çok şaşırdım.
İnşaat Sektöründe, İnşaat İşçilerini örgütleyen bilinen 4 sendika varmış.
Bunların 3 tanesi, Dev Yapı İş, İnşaat İşçileri Sendikası, İnşaat ve Yapı İşçileri Sendikası.
Hepside kendini solum, sosyalistim diyen siyasal oluşumların denetiminde.

Aynı şey Emekliler örgütlenmesindede görülüyor.
Aynı şey Emek Örgütlerinde de( Umut Sen, Sınıf Tavrı, Emeğin Gücü, Patronların Ensesindeyiz) var.

Nerde kaldı İşçi Sınıfının Sendikal Birliği ve nasıl SAĞLANACAK bu mantıkla ve bu gidişle İşçi Sınıfının Birliği!
Dükkancılık sınıf içerisinde de, sınıfın örgütlenmesinde de aynen devam ediyor.
Her dükkan kendi bayisini açmış gibi!

Anlaşılan bunların amacı kendilerine bağlı bu yapılanmalar içerisinden kendi siyasi oluşumlarına kadro devşirmek.
Tabi ki işçi sınıfının partisini oluşturacak, sınıfın en bilinçli, en kararlı unsurları buralardan çıkacak ama bu durum, bu denli bölünmenin nedeni olmamalı.
VEDA
10
Serbest Kürsü / Ynt: Sanal Bezirganlar
« Son İleti Gönderen: veda 13 Ekim 2019, 17:36:26 »
Solpaylaşım sitesinin sahibi Nasyonal Sosyalist, Perinçek Artığı Melnur İleri Haberde Metin Çulhaoğlu'nun "Solda Devlet Düşkünlüğü" yazısını ele almış.
Yarası olan gocunur misali, yarası gocunmuş olacak ki Sn Çulhaoğlu'nun Devletle ilgili son derece doğru saptamaları nedeniyle, Sn Çulhaoğlu'na sitemde  bulunmuş.

Bu Marksizm cahilinin önce oturup Devlet nedir? Nasıl Ortaya Çıkmıştır?, Varlık nedeni nelere bağlıdır? ve en önemliside Bir Sınıf Egemenliği Aracımıdır? sorularına yanıt araması gerekir.

Bu bağlamda baktığımızda Kapitalizm koşullarında, onun sınıf egemenliği altında yaşayan işçi ve emekçilerin Devleti sevmesi normal karşılanabilir mi?
İşçi ve Emekçilerin çıkarlarını savunan, bu soygun ve talan düzenine karşı çıkan SOL un, bu soygun ve talan düzeninin sahiplerinin egemenlik aracı olan Devleti sevmesi olanaklı mı?

Geçenlerde aradığı yeri buldu derken Ufuk Uras'a gönderme yapan Nasyonal Sosyalist Melnur'a biz şimdi soruyoruz!
Sen  ne zaman tam olarak, utangaçca değil, Perinçek'in yanında yer alarak, yerini bulacaksın?

Yazısının son bölümünde de ML yi içselleştirmiş aydınlara kendi aklınca örnekler vermiş;
"Ne var ki, belki gereksiz bir saptama olacak ama biz yine de Metin Çulhaoğlu'nun Yalçın Küçük, Aydemir Güler ve Kemal Okuyan'la birlikte ML'i içselleştirebilen en önemli sosyalist aydınlardan biri olduğunun altını bir kez daha çizelim".

Hadi hepsini anladıkta kendi gibi Nasyonal Sosyalizme yelken açmış, Faili Meçhullerin ardındaki, derin devletin has adamı Veli Küçük'e her fırsatta selam gönderen Yalçın Küçük'ün ML bağıntısını anlamak sanırım ML yi inkar anlamına gelecek.

veda
Sayfa: [1] 2 3 ... 10