Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Makaleler / KÜRESELLEŞEN KAPİTALİZM, EMPERYALİSTLEŞEN BURJUVAZİ!
« Son İleti Gönderen: veda 04 Nisan 2020, 17:11:24 »
Kapitalizm'in geldiği bu evrede  Milli bir Burjuvaziden bahsetmek olası değildir.
Bu nedenle de her türlü ULUSAL ve ULUSALLIĞIN tüm versiyonları artık solun gündeminde ve ortaya koyacağı siyaset içerisinde yer almamalıdır.

Emperyalizm'in bu evresinde, yani Ulus Devlet Merkezli Emperyalizmden Küresel Emperyalizme geçiş döneminde, burjuvazi artık Milli değil, Emperyalist burjuvazi haline gelmiştir.

Yine bu dönemde Emperyalizm artık bir dış olgu değil, içsel bir olgu konumundadır.
İşte o nedenle de 1900' lü yılların ulus devleti ile, sermayenin tüm dünya çapında dolaşımını sağlayamamaktadır.

Özellikle, ikinci paylaşım savaşı sonrası bu süreç başlamıştır.
Yani sermayenin uluslararasılaşması ile tekellerin ulus devletle bütünleşmesi arasındaki bu gerilim, bu savaşla çözülmüştür.

Artık sermayenin dünya üzerindeki  dolaşımını sağlaması için, eskinin ulus devletlerine gereksinmesi kalmamıştır.
IMF, NAFTA,  gibi çok uluslu tekellerin finans kurumları bu görevleri yerine getirmektedirler.

Bu bağlamda, ekonomik alanda Ulus devletler'in çözülüşü kısaca budur.
Çünkü mali sermayenin çıkarları, tüm ulus devletlerin çıkarlarının üzerindedir.

Lenin dönemindeki Emperyalizm'in en belirgin özelliği olan sermaye ihracı, daha da boyut kazanarak üretken sermayenin ihracı haline dönüşmüştür..
Bu gelişimi de sağlayan sanayi taşımacılığıdır.

Ülke somutuna baktığımızda, Emperyalist Piramidin alt basamakların da yer alan ülke tekelci burjuvazisinin de bu değişimden etkilenmemesi söz konusu değildir.

Bugün Lenin'in Emperyalizm tanımında belirlediği özelliklerin tümüne, ülke burjuvazisi sahiptir.
1)Tekeller, Devletle bütünleşmiştir
2)Banka Sermayesi ile Sanayi Sermayesi iç içe geçmiştir
3)Sermaye İhracı söz konusudur.
Bu ihraç gerek banka aracılığıyla finans olarak, ağırlıkla da üretken sermaye biçimin de sanayi taşımacılığı ile gerçekleşmektedir.

Burada eksik gibi görünen olayın siyasal boyutudur.
Yani Sermaye ihracı sayesinde, ihraç edilen ülkelerde siyasal hegemonya sağlanması.

Bu bir süreçtir ve ülke tekelci burjuvazİsinin böyle bir niyeti kesin vardır.
Ancak Emperyalist piramit içersinde yaşanan hegemonya savaşı, güçsüz olan ülke tekelci burjuvazisinin henüz bu etkinliği sağlamasına olanak tanımamaktadır.

Gerçi Türki Cumhuriyetlerde böyle bir kaç siyasal girişim de bulunmuş, ancak başarılı olamamıştır.
Şimdilerde gözler Orta Doğuya çevrilmiştir.

Her ne kadar bölgede yaşanan Hegemonya Paylaşım savaşında bugüne değin ABD' nin başını çektiği emperyal Blok içersinde yer alsa da, ABD 'nin tüm dünyada, özellikle de bölgede eski gücünü yitirmesi, Sermaye Devletinin yönünü başka Emperyal Bloka, başını Rusya ve Çin’in çektiği bloka çevirmesine neden olabilir.
Son Çin'de düzenlenen G-20 zirvesinin portresi bu tezimize doğruluk kazandırmaktadır.

Ancak ABD de eğer Türkiye'yi kaybederse, bölgede zaten zayıflayan, gerileyen gücünün iyicene zayıflayacağını ve bölgedeki hegamonik gücünü karşı bloka kaptıracağını çok iyi bildiği için Türkiye'ye, taviz üstüne taviz vermektedir.

Bizler, Emperyalizmi defalarca söylediğimiz  gibi ulus devlet merkezli değil, küresel merkezli görüyoruz.
Bu küresel gücün içersinde yer alanların, kendi piramitsel alanlarında bir hegemonya savaşı verdiğini söylüyoruz.

O nedenle artık Emperyalizm ülkeler için bir içsel olgudur, onu dışarıda aramaya gerek yoktur diyoruz.
O nedenle, Anti-Emperyalist mücadele, aynı zamanda Anti-Kapitalist mücadeledir saptamasında bulunuyoruz.
veda
2
Makaleler / KOMÜNİSTLER VE KİTLESELLEŞMEK!
« Son İleti Gönderen: veda 03 Nisan 2020, 18:22:19 »
Denebilir ki,  nasıl oluyorda  Egemen Sınıf yani Burjuvazi, neden olduğu bunca ekonomik ve sosyal sorunlara karşın yığınları yanında tutabiliyor?
O zaman Komünistler bu nesnel haklılık üzerinden neden yığınlara nufuz edemiyorlar?
Neden bir türlü kitleselleşemiyorlar?

Öncelikle Egemenlerin tüm sorunlara karşın yığınları yanlarında tutabilmelerinin nedenlerinden bir tanesi, yaşanan olumsuzluklar karşısında yığınlarda oluşacak bu tepkiyi, sistem solu partiler aracılığıyla, onlara sistem içi "çözümler" sunarak sistem içerisinde tutabilmeleri.

Bir diğeri ise Zihinsel Üretim Araçları ile yığınlar üzerinde kendi düşüncelerini egemen kılabilmeleri.
Marks'ın dahiyane bir saptaması vardır!
Üretim Araçlarına sahip olan sınıf aynı zamanda Zihinsel Üretim Araçlarınada sahiptir.

Alman İdeolojisinde bunu şu şekilde belirtir;
"Egemen sınıfın düşünceleri, bütün çağlarda, egemen düşüncelerdir, başka bir deyişle, toplumun egemen maddi gücü olan sınıf, aynı zamanda egemen zihinsel güçtür.
Maddi üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, aynı zamanda, zihinsel üretimin araçlarını da emrinde bulundurur, bunlar o kadar birbirinin içine girmiş durumdadırlar ki, kendilerine zihinsel üretim araçları verilmeyenlerin düşünceleri de aynı zamanda bu egemen sınıfa bağımlıdır. Egemen düşünceler, egemen maddi ilişkilerin fikirsel ifadesinden başka bir şey değildir."(Karl Marks- Alman İdeolojisi)


Yukarıda ki paragrafın kısa özeti;

1)Üretim Araçlarını elinde bulunduran sınıf aynı zamanda ZİHİNSEL ÜRETİM ARAÇLARINI DA elinde bulundurur.
2)İşte Üretim Araçlarına ve dolayısıyla da, Zihinsel Üretim Araçlarına sahip sınıf, bu aracı kullanarak tüm toplumun düşüncelerini belirler.


İşte burada Devletin önemi ve onu kimin elinde tuttuğu önem taşıyor!
Onun elinde tutan sınıf yani iktidarda olan sınıf,  kendi egemenlik aygıtı olan devlet ve onun ideolojik aygıtları aracılığıyla yığınları etki altında tutabiliyor.

Marks “Üretim Araçlarını elinde tutan sınıf aynı zamanda zihinsel üretim araçlarınıda elinde tutar ve bunlar aracılığıyla kendi düşüncelerini,toplumda  egemen kılar” derken bu gerçeği dile getiriyor.

Bu bağlamda Komünistler’in işi,  sistemin yarattığı olumsuzlukların yığınlar üzerindeki olumsuz etkisini, yığınlara anlatmak bağlamında kolay gibi görünse de, iktidardaki sınıfın devlet ve elinde tuttuğu zihinsel üretim araçları aracılığıyla, yığınların bilincinde yaratığı bu tahribatı, oluşan bu geri bilinci kırması geçekten çok zordur.

Egemenler sistemin ürettiği ekonomik ve sosyal sıkıntılara karşı yığınlarda oluşan öfke ve hoşnutsuzluğu, sistem partileri aracılığıyla sistem içerisinde tutarlarken, diğer taraftan, ideolojik aygıtları aracılığıyla yığınların geri bilincine yönelerek, yığınlarda oluşan bu öfke ve hoşnutsuzluğun, vatan, millet, bayrak ve din motifleriyle üzerinin örtülmesini sağlıyorlar.
Bu şekilde bu soygun ve talan düzeninin üzerini örtebiliyorlar.

Komünistlerin yapması gereken, vatan, millet, bayrak, din motifleriyle süslenmiş, Ülke Çıkarı, Yurt Çıkarı gibi, yığınlara empoze edilmiş, onların bilincini bulandıran bu geri bilinç argümanlarını kırmaktır.
Yaşanan olumsuz nesnellik, Komünistlere bu konuda, kullanabilecekleri önemli veriler sunmaktır.

Gittikçe sona yaklaşan, çürüyen sistem, içerisinde yer alan siyaset alanınını da çürütmektedir.
Bu çürümenin aşılması için, önce ortaya konacak siyasetin Burjuvazinin izin verdiği, sınırlarını belirlediği siyaset  alanının dışına çıkartılması gerekir.
Bunu sağlamak için de, Komünistlerin bir diğer görevi, yığınların bu çürümenin farkına varmasını ve sistem içi siyaseti ellerinin tersiyle bir kenara itmesini sağlamaktır.
veda


3
Makaleler / KORONA HIZLANDIRICISI...
« Son İleti Gönderen: oencel 03 Nisan 2020, 09:50:40 »

Korona Hızlandırıcısı..

Dünya nüfusunun üretim, tüketim ve  sermayenin kar zincirinde pek verimli, karlı bir müşteri olarak görülmediğinden işi kılıfına uyduracak önemli bir bahane yaratılmalı ki halkın itiraz edecek bahanesi kalmasın, hatta can derdine düşürülerek, hayatta kalma dışında hiçbir şeyi sorgulamasın.
Çökmüş bir sistemin bu süreçte kendini yenileyerek yeniden ayağa kalkması için önünü tıkayan, yük olan sorunlardan kurtularak yeniden yapılandırarak yoluna devam etsin
Bunun için de süreci hızlandıracak CERN* vari ve kaybettiği tanrı parçacığını (piyasa ekonomisi) bulacak bir atom altı parçacık hızlandırıcısına ihtiyaç duydu. Bu atom altı parçacık mikroskopla dahi zor görülen Kovid-19 virüsü olarak çıktı karşımıza.
Yani bilim için evrenin yaratılması anlamında kayıp halka babında Higgs* bozonu neyse  korona virüsü de parçacık hızlandırıcısı misyonu yüklenerek, kapitalizme yeniden can verecek, ne olduğu, nasıl olacağı, bilinmeyen ve sonuçları kestirilmeyen bir süreci içinde barındırıyor  dersek çok mu abartılı olur
Daha önceki yazımda da belirttim bu virüs öldüreceği insanları seçiyor, seçimini de sermaye için artık iyi bir müşteri olmayan, hatta tam tersine sermaye için yük görülen, yaşlı, kronik hasta, kanserli yani masraflı kesimleri Darwin’in teziyle “doğal seleksiyon” (doğada güçsüzün ayıklanarak güçlünün türünü sürdürme) sürecini 21. Yüzyılda insanoğlu üzerinde uygulamaya koydu. Artık bu komplo teorisi olmaktan çıkmış bir nesnelliğin göstergesidir.
Bakmayın siz Batı kapitalizminin önlem paketlerine, yardımlarına..
Çıkıp doğrudan: “şu kesim bize yük, onları temizleyeceğiz” diyecek halleri yok (gerçi bunu da diyen oldu, ‘Bizim yaşlılarımız devlete yük olmak istemezler’ diyen Texas valisini unuttum) yoğunluktan dolayı çok ağır hastaların ölüme terk genelgelerini saymazsak, bu günkü Almanya, Fransa, ABD, vb ülkelerin paketleri işçi emekçi kesimin ağzına çalınan bir parmak balın yanında asıl olarak çökmüş sermaye düzenini yeniden ayağa kaldırmak için ortaya saçılan trilyonluk operasyon olarak algılayın.
Tarih bize göstermiştir kullanılan her silahın kullananı da vurma riski vardır, bu riski göze almadan o silahı kullanamazsınız.
Bu gün piyasaya sürülen silahın da böyle bir riski var. Önemli olan o riski görerek kullanana karşı daha etkili bir silaha dönüştürmek. Karşımızda örgütlenmiş bir virüsle sermaye tehlikeli bir oyuna girişmiş durumda. Bu 1929 büyük bunalımından sonra kapitalist emperyalist sistemin hayat memat derecesinde önem arzeden, içinde büyük alt üst oluşları barındıran derinlikte bir oyunun sahneye konulduğunu, bunu iyi yönetemez ise kendini de vuracağını görüyor.
Özellikle son dönemlerde Kovid-19 güzellemeleri yapan soldan sağa yazar kesimi:”zengin fakir dinlemeyen virüs, sosyalist virüs, bu virüs kapitalist sistemi yıkacak, insanlığın yapamadığını Koronavirüsü yapıyor” türü kolaycı yaklaşımlar, sınıf bakış açısından uzak, kapitalist sistemi küçümseyen, kolayca yıkılacağını düşünen yaklaşımların gerçeklikten kopuk sayıklamalardır.
Örgütlü cehaletin devleti ele geçirerek örgütlü kötülüğe dönüştürdüğü belirgin olan ülkelerde bunun daha da zor olacağı açıktır. Görece biçimsel eşitliğin olduğu batı burjuva demokrasilerinde (keza demokrasi de sanki eşitliği, özgürlüğü temsil ediyormuş gibi özünde burjuvazinin diktatörlüğü olduğu saklanır) “devlet” sanki sınıflardan bağımsız tüm bireylere eşit mesafede bir yapı olarak sunulur ve toplumun önemli bir kesimi bu sunumu yer. O açıdan buralarda karanlığın asıl tonunu görmek yani koyuluğunu görmek zorlaşır. Batı demokrasileri bu açıdan bizim gibi ülkelerde de bu yedirmeye uygun, toz pembe özgür yaşam, eşitlik, barış hikayeleri ile sunarak mest olurlar. Bırakalım emek-sermaye çelişkisini, bırakalım işçinin emeğine el koyarak artı değer yaratmasını, sadece akdenizdeki mülteci dramına baksalar, sınırlarda yükselen jiletli tel örgülere baksalar, ışıltılı cilasının gerisindeki kanı, irini, göz yaşını, doğanın, insanlığın katliamını da görecekler.
Sadede gelirsek, bu virüsün ortaya çıkışıyla birlikte bu kadar hızlı yayılmasını çıplak gözle gözlemlemek, boyalı, cilalı, yazılı, işitsel ve görsel medya araçlarından izleyerek, ya da sanal alemlerde salınarak elde ettiğimiz bilgilere güvenerek değerlendirirsek yine yanılırız.Özellikle, görsel, yazınsal ve işitsel yayınlar sermayenin tekelinde yayın yapan, topluma duymak istediklerini değil, kendilerinin duyurmak istedikleri haberleri maniple ederek  veren, merkezinde sermayenin çıkarları olan bir medya var dünyada. Bu salgının nasıl çıktığını, kaynağını, ne kadarını bize duyurup ne kadarını duyurmadıklarını, Korona virüs salgının ortaya çıkışıyla ilgili güvenebileceğimiz bir kaynak var mı? Sorusunu yanıtladığımız zaman önemli oranda diğer sorularında yanıtını bulacağız. Görünen, her zaman göründüğü gibi değildir. Tam tersine medya tekelinin gösterdiğini görüyorsunuz. Haber kaynaklarına bakın, ABD, Fransız, İngiliz, Alman vb. Yani dinlediğiniz sol eksenli TV’ler bile buralardan haber geçerler. Bizdeki AA (Anadolu Ajansı) da bu uluslar arası tekelci medyalardan aldığı haberleri dağıtır. Bunun dışında kalan bir iki ülke vardır sadece ve o ülkelerde de korona velvelesi yoktur. Gayet sakin normal sağlık süreçlerindeki her hangi günlerdeki gibi sürmektedir yaşam. (Küba’ya bakmanız bir fikir verir)
“ Hangi Virüs Daha Tehlikelidir” yazımda da vurguladım, virüs tehlikeli değildir, asıl tehlike insanlığın başına bela olmuş kan emici kapitalist emperyalist sistemi ve onun sermaye sınıfıdır. Gölgesini satamadığı ağacı keser, virüs onun için “KAR” musluğunu açan çok yönlü güçlü bir araçtır.
Uzun süredir krizle boğuşan, büyümesi durma noktasına gelmiş bir soygun sisteminden bahsetiyoruz. Keynesçi  Fordist, Taylorist, Kelle avcısı Thecherist liberal ekonomi modellerini deneyerek, krizlerini öteleyerek bu günlere gelen kapitalizmde deniz bitmişti zaten. Deneyecek elinde hiçbir aracı kalmamış, kendi içlerinde hırlaşarak çıkış yolu arıyor, yeni yeni düşmanlar ilan ederek halkları oyalıyorlardı. Terör olgusu soğuk savaş öncesi “Yeşil Kuşak” sonrası ise “ılımlı ılımsız” islam başlıklarında tepe tepe kullanarak, halkları bir birine din, etnisite temelinde kırdırma savaşlarını körükleyerek, hormonlu baharlardan bu günlere geldiler. Ama tünelin ucunda bir türlü aradıkları ışığı göremediler. Batı emperyalistleri ABD’nin Rusya, Çin gibi atak yapan ülkeleri şeytanlaştırmasında da (Düşüşteki ABD’nin nafile çabaları) anlaşamadıkları bir tıkanıklık döneminde Koronavirüsü salgını baş gösterdi, ilginci böyle bir salgın Almanya tarafından sekiz yıl önce çıkacağı bölge de dahil (Vuhan) rapor edilerek kayda geçirilmiş.
Komplo teorisi yanı bu nedenle zaten boşa düşmüş durumda.
Daha çok liberal sol yada solumsu kesimler: bu salgınla hayatı durdurarak, üretim, dağıtım ve Pazar zincirlerindeki kopmalar kırılmalar kime zarar veriyor? Sorusunu yönelterek Buzdağının görünen yüzüne bakanların yanıtı: Kapitalist emperyalist ülkeler.
Çıplak gözle gerçekten böyle görünüyor. Suyun altında neler saklanıyor sizce? Sadece ABD’de yüz binlerden bahsediliyor ölecekler için, dünya genelinde milyonlardan. Tabi bu günden yarına birkaç ayda olacağı değil, ucu açık süreçte, örgütlü virüsle sürekli belli bir yaş gurubu, ağır hastalıklı kesimi yani üretimden düşmüş, gerektiği kadar da tüketemeyen, pazarın işine yaramayan bir kesimi peyder pey sürekli bir ayıklamaya tutacağı. Ayıklamayı hızlandırıcı misyonuyla birlikte krizden çıkış yolunuda kolaylaştırıcı ve çaresinin muğlak bırakılması, Kovid türü virüslerin kesin bir aşısının olmaması, virüslerin hızlı mutasyona uğramaları bu tezi destekliyor.
Diğer yandan kapitalist emperyalist sistem çıkışsızlığını, geliştirdiği teknolojiye ve bunun ortaya çıkardığı yeni iş gücü ve üretim gücüne uygun üretim ilişkilerinin düzelenmesine bir kazaya uğramadan dönüşümünü  sağlamasına karşı, toplumların hoşnutsuzluğunu, isyanlarını dizginleyecek, onları can derdine düşürerek kendi pis yüzünü saklayacak hatta bu süreçte “ devlet baba” rolüne soyunarak asgari yaşam süreci için dağıtacağı maddi yardımlarla “Şirin Baba” rolünde bile gözükeceğini, kaldı ki bunun işaretlerini sadece batı dünyasında değil bizde bile görebilirsiniz. Açın sanal dünyayı sol yelpazede kelli felli yazarların örnekleri bile bu güzelleme üzerine: “Almanya bilmen kaç bin Euro, ABD bilmem kaç bin dolar, bizdeki de IBAN veriyor” türü değerlendirmeleri hepiniz okumuşsunuzdur.
Yanıltıcı olan ise bizdeki ZİFİRİ KARANLIKLA yeryüzündeki tüm karanlıkların babası emperyalist KARANLIĞI karşılaştırarak buzdağının görünen yüzü üzerinde değerlendirme yapmak tam da böyle bir şeydir.
Kısaca Kanada güzellemesi yaparken Kanada’nın KAZ dağlarındaki yıkımını unutmaktır. Bunu kirletilen denizlere, kurutulan ırmaklara, yok edilen Amazonlara, yakılıp yıkılan Ortadoğu’da Suriye’ye saldıran ABD min başını çektiği askeri koalisyondaki güçleri saymanız bu kanı, irini gözyaşını insanlık üzerindeki en büyük namussuzluğu görmeniz için yeterlidir. Kaldı ki bu her yerleri irine, pisliğe bulaşmış AB ve ABD irisi ülkeler, milyarlık trilyonluk paketlerin anasını sermayeyi kurtarmak için bu dönemde seferber ederken onun binde birini en altakilere verir sus payı olarak.Yeni ve daha insani bir düzene evrilme beklentisini de besliyor yukarda yüzeye bakarak yapılan değerlendirmeler. Kapitalizmin bu virüs salgınından ders çıkarıp, daha kamucu daha paylaşımcı bir sosyal devlete geçebileceğini söyleyenler de var. Ama ham hayal, karşılarında duygusal bir birey yok bir soygun sistemi var. Altın için ormanı, suyu, havayı zehirlemede sakınca görmeyenden, kar hırsı için dünyanın ak ciğerlerini yakıp yok edenlerden, atmosfere saldıklarıyla yeryüzünü nefessiz bırakanlardan, yağı, eti, derisi için karada denizde canlı türü bırakmayan bir sistemden mantıklı bir davranış beklemek bırakın ham hayalı AHMAKLITIR.
Korona günlerinde kapitalist emperyalist sistem farkında mısınız bilmem denemeler de yapıyor: ironik bir şekilde hayatı istersem durdururum mesajını da veriyor, hemde işçi sınıfının bu önemli argümanını kullanarak. Ne zaman biz işçi sınıfı olarak sermayenin azgın sömrüsüne karşı bir silah olarak üretimden gelen gücümüzü kullanarak  hayatı durdurarak kavgaya soyunacağız sorusuna verilecek yanıt: merkezine EMEĞİ koyan, yeryüzündeki tüm canlıların ortakçı yaşamını, EŞİTLİKÇİ bir paylaşım anlayışıyla ve doğal denge ve devinime müdahale etmeden tüm canlıların yaşam alanlarına saygılı olacak, BARIŞÇI, özgürlükçü toplumsal sistemi evrensel anlamda yaşama geçirebilirsek olanaklıdır. O zaman Ne Korona hızlandırıcısından korkmaya gerek kalır, ne de soygun sisteminin adı okunur.
Peki bunu nasıl başaracağız?
En zor soru budur?
Bumerang misali sahibini vuracak bir silaha dönüştürecek bir umudu da taşıyor içinde, bu salgınlı çürümüş kaotik dönem.
 Bu umudu ete kemiğe büründürecek örgütlü bir güce dönüştürmeyi başarabilmek asıl mesele..
* CERN…
Teknoloji ve fizik konusunda defalarca kez adı duyulan CERN; Conseil Européen pour la Recherche Nucléaire açılımının kısaltmasının baş harflerinden adını almaktadır. Türkçe anlamıyla Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'ne denk gelen CERN tüm dünya tarafından bilinen dünyanın en büyük parçacık fiziği laboratuvarıdır.  CERN'in esas temelleri 1949 yılında atılmış, kurulması ise 1954 yılına kadar sürmüştür. Aralarında ortak üye olarak Türkiye'nin de yer almış olduğu CERN'in 21 üye ülkesi vardır.daha fazla bilgi için: https://m.wmaraci.com/nedir/cern
*Higgs bozonu. Peter Higgs, Gerald Guralnik, Richard Hagen, Tom Kibble, François Englert ve Robert Brout tarafından Standart Model'deki fermiyonlara kütle kazandırmak için varlığı öne sürülmüş spini 0 olan parçacık. H veya h olarak kısaltılır. Vikipedi
03042020
Ramazan Öncel.

4
Serbest Kürsü / Ynt: Sanal Bezirganlar
« Son İleti Gönderen: veda 02 Nisan 2020, 12:03:34 »
"Oysa devletin sınıfsallığı da tarafsızlık ve özerkliğiyle birlikte vardır. Modern/kapitalist devlet böyle bir devlettir ve ''AKP devleti'' denildiğinde ''MHP ve CHP devleti mi vardır?'' mantıksızlığıyla yorum yapılmamalıdır. Komik duruma düşüyoruz."( Nasyonal Sosyalist Dostumuz Melnur)

Nasyonal Sosyalist dostumuz kafayı DEVLET tanımına takmış, bizim bu konu üzerinden dile getirdiğimiz tanımları ezbercilikle niteliyor.
Siz AKP yi hedefe oturtup, AKP nin ardındaki asıl gücü, yani sınıfsal iktidarı elinde tutan gücü görmezden geldikçe, her AKP Devleti dediğinizde, bizde bıkmadan, usanmadan DEVLETİN BİR SINIF EGEMENLİĞİ ARACI OLDUĞUNU, BİR SINIFIN KARŞITINI BASKI ALTINDA TUTMAK İÇİN BİR ARAÇ olduğunu tekrarlıyacağız.

"Oysa devletin sınıfsallığı da tarafsızlık ve özerkliğiyle birlikte vardır." demiş Nasyonal Sosyalist Arkadaş!
Şimdi soralım; Bir olgu hem SINIFSAL olacak, hem de TARAFSIZ olacak?
Bu nasıl olacak?


Devam edelim sormaya; KİME KARŞI TARAFSIZ OLACAK???
Madem ki klasik tanıma göre DEVLET, Sınıf Karşıtlıklarının bir ürünü, o halde bu TARAFSIZLIK kime karşı, yoksa KARŞIT SINIFA MI BU TARAFSIZLIK???

Tabi ki Devlet içerisinde Sermaye Sınıfının kendi iç çatışmalarından kaynaklı eğilimler olabilir.
Ama bu DEVLETİN sahibinin kim olduğu gerçeğini değiştirmez.

Özerklik konusuna gelince; Nasyonal Dostumuz Özerkliğin başına GÖRECELİ sıfatını koymayı unutmuş!
Aslında bir aldatmacadan başka bir şey olmayan bu ÖZERKLİK, toplum içerisinde ortaya çıkacak SINIFSAL ÇATIŞMALARINI engellemek, SINIF İŞBİRLİĞİNİ, SINIF UZLAŞMACILIĞINI dayatmak için uydurulmuş bir kavramdır.

Değerli Dostumuz hızla bir batağa doğru kayıyor.
Neyse ki o batakta kendisini KADİM DOSTU Perinçek bekliyor.
Vuslat yakındır!
veda
5
Güncel Haberler / Ynt: Tarih Yargıçsa İşçi Sınıfı İnfaz Memurudur!
« Son İleti Gönderen: PatronsuzDunya 01 Nisan 2020, 22:56:37 »
"İnsanlığın tarihsel krizi, devrimci önderliğin krizine indirgenmiştir." - Troçki

İşte bugün olan da tam olarak budur yoldaşlar. Çözüm yolu ise dünya çapında devrimci bir partinin inşasından geçmektedir. Enternasyonal'in yeniden inşasından geçmektedir.

Yazımızı beğendiğiniz için teşekkürler
6
Serbest Kürsü / KÖZ GAZETESİNE GÖRE DEVRİMCİ SİYASET NEYMİŞ!
« Son İleti Gönderen: veda 01 Nisan 2020, 16:30:03 »
KÖZ Gazetesi "Krona Yayılırken Devrimci ve Reformist Siyaset" başlıklı bir yazı yayınlamış.
https://www.kozgazetesi.org/korona-yayilirken-devrimci-ve-reformist-siyaset/?fbclid=IwAR35VC15DsPAhL6J03JbgpCDYa94aba7Ta5ib_1doBb-Ej55c64UJ5aK1n8

Oldukça uzun, içerisinde doğruları ve yanlışları barındıran, bu arada da kendi dışında hemen her siyasi oluşumu REFORMİSTLİKLE niteleyen bir yazı.
Eğer Reformizm'in karşıtı Devrimci Marksizm ise, kendilerinin bugüne değin pratik yaşamda, hangi Devrimci atılımlarda bulunduklarını sormakta bizim hakkımız!

"İlk bakışta Türkiye’deki sol akımların büyük bir çeşitlilik arz ettiğini söylemek mümkün. Bir yanda kendi kadrolarını Rojava’ya gönderen akımlar var, öte yanda DİSK genel kurulunda Canan Kaftancıoğlu ile fotoğraf çektirmek için yarışanlar mevcut. Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak adına oradaki BAAS rejimine destek verenler olduğu kadar Türkiye’deki en önemli sorunun Kürt sorunu olduğunu savunanlar da var. Söze endüstri 4.0 ile başlayanlar olduğu kadar temel görevin fabrikalarda kök salmak olduğunu savunanlar da mevcut. Kimileri türban yasağını kimileriyse halkımızın dini değerleriyle barışmanın şart olduğunu savunuyor. Muhtelif konularda yan
yana gelmesi mümkün olmayan tüm bu akımlar ilk kez açıkça ya da mahcup bir biçimde İmamoğlu’nu desteklerken yan yana gelmişlerdi. Şimdi de Korona salgını karşısında aynı paydada, tasfiyeci reformizmin paydasında buluşuyorlar."(KÖZ Gazetesi)


Ülkede Solun dağınıklığı üzerinden kendilerince Sol üzerinde bir durum değerlendirmesi yaparken ki, kısmen doğru, tüm bunları bir torbaya koyarak, İmamoğlu'nun Desteklenmesi konusunda ortak paydada buluştuklarını savlamak son derece yanlıştır.
Yerel Seçimlerde İmamoğlunun Desteklenmesini savunmanın aslında Sermayenin bir kesimi ile diğer kesimi arasında bir tercih, daha somut Sermaye Gurupları arasında bir tercih olacağını ve bu tercihin işçiler, emekçiler, için bir yarar sağlamayacağını israrla dile getiren siyasi oluşumlara karşı yapılmış büyük bir haksızlıktır.

"Krizin yükünün kapitalistlere yıkılması gerektiğinde hemfikir olmayan yok gibi.  Meşreplerine göre farklı ifadeler kullansalar da tüm akımlar işyerlerinin işçi denetimine geçmesini, çalışma saatlerinin kısaltılmasını, tüm çalışanlara karantina boyunca ücretli izin verilmesini, ağır bir vergi politikasının uygulanmasını, savaşa yahut mega yatırımlara ayrılan bütçenin halk sağlığına ayrılmasını talep ediyorlar." (Köz Gazetesi)

Ardından "Başka bir deyişle Marksizm burjuva toplumunda işçi sınıfının uğradığı haksızlıkları telafi etmeye çalışan bir doktrin değildir. Marksizm sınıf mücadelesinin eylem kılavuzudur.  Marksistler tüm sorunlara sınıf mücadelesi penceresinden, hakim sınıf diktatörlüklerine karşı proletaryanın iktidar mücadelesi penceresinden bakarlar." (Köz Gazatesi) diyerek bunları Reformizmle niteliyorlar.
Doğrudur, Marksizm Burjuva Toplumunda ortaya çıkan olumsuzlukları onaran, sistem içi çözümlerle uğraşan bir siyasi doktrin değildir.

Bugün sol içerisinde böyle düşünen yapılar vardır ki, zaten biz onları SİSTEM SOLU olarak tanımlıyoruz.
Ama burada solun bu talepleri dile getirmesi, sistem içi çözümler peşinde koştuğu anlamına gelmez.

Bu arkadaşların üzerinden atladıkları, bilmedikleri, Komünistlerin siyasi arenada herkesi at oynattığı bir alanda söyleyeceklerinin ve ortaya koyacaklarının olması.
Komünistlerde bu taleplerin Kapitalizm koşullarında gerçekleşemiyeceğini biliyorlar.
Egemen Güçlerin kendi iktidarlarında bu talepleri yerine getirmeyeceklerini Komünistlerde biliyor.
Burada amaç, anlatılmak istenen Burjuvazinin gerçek yüzünün yığınlar önünde teşhiridir.

İşte diyor Komünistler bizim bu taleplerimiz bunlar ama siyasi iktidarı elinde tutanlar bunları gerçekleştiremez, tüm bunların gerçekleşeceği yepyeni bir Sisteme gerek vardır....Bunun adıda KOMÜNİZMDİR!

Gelelim bu arkadaşların ne yapılması gerektiği konusunda ortaya koyduklarına;
"Karantinayı burjuva devletini parçalayacak şekilde uygulamak mümkündür. Karantina burjuva diktatörlüğünün memurları tarafından değil, fabrikalarında, mahallerinde örgütlenmiş silahlı emekçiler tarafından uygulanabilir.  Mahallede yasama, yürütme ve yargıyı birleştiren emekçiler yetki alanlarına giriş çıkışı denetleyebildikleri gibi, stokçuların istifçilerin mallarına başka herhangi bir devletten daha çabuk ve masrafsız biçimde el koyabilir. Ücretli izin vermeyen, çalışma saatlerini düşürmeyen, hijyen kurallarına uymayan kapitalistleri mülksüzleştirebilir. Evsizlerin sorunu çözmek için burjuvaların konutlarına el koyabilir. Demek ki karantina konusunda dahi burjuva ve devrimci yaklaşımlar birbirlerinden ayırt edilir. Tarafsız uzmanların peşinden gidenler, burjuva devlet aygıtına dokunmayan reformistlerin
limanına demir atmaktadırlar." (Köz Gazetesi)


İyi de buna karşı çıkacak, bunların ancak İşçi Sınıfının siyasi iktidarında olabileceğini yok sayan bir sol siyasi oluşum olabilir mi?
Yukarda eleştirdiklerinin pek çoğuda aynı şeyleri düşünüyor.
Peki o halde ne yapalım, önümüzde akıp giden bu yaşam içerisinde olan bitene sessiz kalıp, işçi sınıfının siyasi iktidarı ele geçirmesini mi bekleyelim.

Benim arkadaşlara önerim, Marks'ın POLİTİK KAYITSIZLIK başlıklı makalesini okumaları.
http://www.solplatform.biz/index.php?topic=172.msg327#msg327
veda


7
Klasik Felsefenin temel sorunu, varlık ile  bilinç arasındaki ilişkinin diyalektik bütünlüğünü yok saymasıdır..
Engels "Feurebuch Ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu" adlı yapıtında buna değinir ve bu sorunu şöyle ifade eder.

"Her felsefenin özellikle modern felsefenin büyük temel sorunu,düşüncenin varlık ile ilişkisi sorunudur... Esas belirleyici olan nedir? Tin mi yoksa Doğa mı? Bu soru Kilise karşısında şu keskin biçimi aldı: Dünyayı tanrı mı yarattı yoksa Dünya ezelden beri mi var?..Bizi çevreleyen dünya hakkındaki düşüncelerimizin,bu dünyanın kendisiyle ilişkisi ne? Düşüncemiz,gerçek dünyayı kavramak için yeterlimidir?"

Bu sorulara verilecek yanıtlar İDEALİZMLE, MATERYALİZM arasındaki farkları ortaya koyar.
İdealizm, bilicin varlığı belirlediğini söyleyerek, dış dünyayı bilincin bir yansıması olarak görerek onun maddiliğini yok sayar.
Materyalistler ise, varlık ile bilinç arasında diyalektik bir ilişki olduğunu, bu ilişkide varlığın bilinci belirlediğini söyleyerek bizim dışımızda, bize bağlanmadan var olan ama düşüncelerimizi, bilincimizi etkileyen maddi dünyanın varlığını kabul ederler.


Materyalistler bu bağlamda tarihsel gelişimi, maddi dünyadaki değişim ve dönüşümlerin sonucu olarak görerek, bu değişimlerin temelinde üretim ilişkileri ve üretici güçler arasındaki diyalektik bütünlüğün yer aldığını ifade ederler.
Çünkü insan yemek, içmek ve barınmak için üretmek, kısaca kendi geçim araçlarını üretmek zorundadır

Eğer gelişimin temeli insan gereksinmeleri ise, insan bu gereksinmelerini karşılamak için doğayla, emek aracılığıyla ilişkiye girer, onu bu temelde değiştirir ve dönüştürür.
İşte emek aracılığıyla girilen bu ilişkilerin ve bu ilişkiler bütünlüğündeki karşılıklı  etkileşimlerin tümüne MADDİ YAŞAM denir.

İnsanın doğayla, emek aracılığıyla girdiği bu ilişki sürecinde, üretici güçler üretim ilişkileri içersinde örgütlenirler.
Tüm bu işleyiş süreci SINIF MÜCADELELERİ çerçevesinde yürür.
Kapitalizmin işleyiş yasaları da ancak SINIF MÜCADELESİ çerçevesinde var olabilir.

Kapitalizm emeği üretim araçlarının özel mülkiyetine sahip olduğu için, onu ücretli emek(yabancılaşmış emek) haline girerek metalaştırır, egemenliği altına alır.
Üretim Araçlarına sahip olan Burjuvazi emeği ücretlendirerek emek gücünü satın alarak, emek gücü ve makinalar aracılığıyla mal üretir.
İşçiler ise kiraladıkları emek güçlerinin değeri kadar mal üretecek zamanın çok daha fazlasını çalışırlar.

İşçilerin aldıkları ücrete eşdeğer mal üretme için harcadıkları zamana GEREKLİ EMEK ZAMANI, bu zamanın dışındaki çalışma süresine de ARTIK EMEK ZAMANI denir.
Artık Emek Zamanında İşçiler, kendileri için değil Patronlar için üretirler.

Sermayenin yeniden üretilmesinin ve birikiminin kaynağı, bu ARTIK EMEK ZAMANINDA üretilen değerdir yani ARTI DEĞER.
Üretilen bu artı değer pazarda realize olarak, sonrası yeniden SERMAYEYE eklenir.

Sömürünün kaynağı ARTI DEĞER olduğu için, Sermaye ancak emek üzerinden kendini olumlar ve var olur.
Bu nedenle de Burjuvazinin, sistemini sürdürebilmesi ve kendi varlığını daim kılabilmesi için İŞÇİ SINIFINA gereksinmesi vardır.
Oysa işçi sınıfının böyle bir zorunluluğu yoktur.
O nedenle de hem karşıtını ve dolayısıyla da kendini yok etme gibi bir misyonu sahiptir.

veda
8
Serbest Kürsü / Ynt: Sanal Bezirganlar
« Son İleti Gönderen: veda 31 Mart 2020, 14:40:08 »
"Foruma iki ayrı isimle katılmayı samimi bulmuyorum. Hiç kimsenin yazıp çizmesinin engellenmemesine çalışıldığı bir ortamda bir kişinin iki ya da daha fazla isimlerle foruma katılması bana çok da samimi gelmiyor.Bu yüzden KARINCA ismi engellenmiştir. KARINCA arkadaşımızın VEDA olduğunu biliyoruz. ( Kendisi söylemişti.) Arkadaşımız foruma girip düşüncelerini açıklamak istiyorsa VEDA olarak foruma girebilir. Bu konuda bir kısıtlamamız zaten yok ve olamaz."(Melnur)

Rahat ol Melnur forumuna girip, yazmak gibi bir derdim yok.
Sadece eski bir yazıma ulaşmak için foruma girdim.
Yazmak istesem çoktan senin Nasyonal Sosyalist düşüncelerine karşı yazılar yazardım.

Üstelik sen, önceleri de benim KARINCA olarak foruma girdiğimi biliyorsun, neden o zaman beni yasaklamadın?
Veda olarak senin forumunda yer aldığımı anımsamıyorum.
Veda olarak senin forumunda yer alsam bile şifremi kaybettiğim ya da anımsamadığım için  olmadığı için, KARINCA olarak girmiş olabilirim.
Sakin ol dostum, KORKMANA GEREK YOK!
VEDA
9
Güncel Haberler / Ynt: Tarih Yargıçsa İşçi Sınıfı İnfaz Memurudur!
« Son İleti Gönderen: veda 30 Mart 2020, 14:23:18 »
Değerli Dostum;
Yazdıklarım salt bir durum saptamasaydı.
Kapitalizm Yargılanıyor yargılayan Tarih, Yargıdan çıkan sonucu infaz edecek olanda İŞÇİ SINIFI.
Kapitalizm'in alternatifi bir toplumsal formasyon olarak  KOMÜNİZM.
Ancak biz bunu mutlaklaştırmıyoruz.
Eğer bu gidişata müdahil olacak DEVRİMCİ BİR ÖZNE çıkmazsa, varılacak son BARBARLIK.
YA  SOSYALİZM YA BARBARLIK şiarının anlamı bu!
Sıraladığın nedenlere bir nebze olsun yanıt olması anlamında aşağıdaki linkte bazı ip uçları bulabilirsin
http://www.solplatform.biz/index.php?topic=5929.msg12306;topicseen#msg12306.
Birde mümkünse senin sorduğun sorulara yanıtların nelerdir?
Sonuçta hepimiz bir bilgilenme ve öğrenme sürecindeyiz.
veda
10
Makaleler / YOLUMUZUN ÖNÜNDEKİ ENGELLERİ AŞMAK İÇİN NE YAPILMALI!
« Son İleti Gönderen: veda 30 Mart 2020, 12:00:17 »
Denebilir ki,  nasıl oluyorda  Egemen Sınıf yani Burjuvazi, neden olduğu bunca ekonomik ve sosyal sorunlara karşın yığınları yanında tutabiliyor?
O zaman Komünistler bu nesnel haklılık üzerinden neden yığınlara nüfuz edemiyorlar?
Neden bir türlü kitleselleşemiyorlar?

Öncelikle Egemenlerin tüm sorunlara karşın yığınları yanlarında tutabilmelerinin nedenlerinden bir tanesi, yaşanan olumsuzluklar karşısında yığınlarda oluşacak bu tepkiyi, sistem solu partiler aracılığıyla, onlara sistem içi "çözümler" sunarak sistem içerisinde tutabilmeleri.

Bir diğeri ise Zihinsel Üretim Araçları ile yığınlar üzerinde kendi düşüncelerini egemen kılabilmeleri.
Marks'ın dahiyane bir saptaması vardır!
Üretim Araçlarına sahip olan sınıf aynı zamanda Zihinsel Üretim Araçlarınada sahiptir.

Alman İdeolojisinde bunu şu şekilde belirtir;
"Egemen sınıfın düşünceleri, bütün çağlarda, egemen düşüncelerdir, başka bir deyişle, toplumun egemen maddi gücü olan sınıf, aynı zamanda egemen zihinsel güçtür.
Maddi üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, aynı zamanda, zihinsel üretimin araçlarını da emrinde bulundurur, bunlar o kadar birbirinin içine girmiş durumdadırlar ki, kendilerine zihinsel üretim araçları verilmeyenlerin düşünceleri de aynı zamanda bu egemen sınıfa bağımlıdır. Egemen düşünceler, egemen maddi ilişkilerin fikirsel ifadesinden başka bir şey değildir."(Karl Marks- Alman İdeolojisi)


Yukarıdaki paragrafın kısa özeti;

1)Üretim Araçlarını elinde bulunduran sınıf aynı zamanda ZİHİNSEL ÜRETİM ARAÇLARINI DA elinde bulundurur.
2)İşte Üretim Araçlarına ve dolayısıyla da, Zihinsel Üretim Araçlarına sahip sınıf, bu aracı kullanarak tüm toplumun düşüncelerini belirler.


İşte burada Devletin önemi ve onu kimin elinde tuttuğu önem taşıyor!
Onun elinde tutan sınıf yani iktidarda olan sınıf,  kendi egemenlik aygıtı olan devlet ve onun ideolojik aygıtları aracılığıyla yığınları etki altında tutabiliyor.

Marks “Üretim Araçlarını elinde tutan sınıf aynı zamanda zihinsel üretim araçlarını da elinde tutar ve bunlar aracılığıyla kendi düşüncelerini,toplumda  egemen kılar” derken bu gerçeği dile getiriyor.

Bu bağlamda Komünistler’in işi,  sistemin yarattığı olumsuzlukların yığınlar üzerindeki olumsuz etkisini, yığınlara anlatmak bağlamında kolay gibi görünse de, iktidardaki sınıfın devlet ve elinde tuttuğu zihinsel üretim araçları aracılığıyla, yığınların bilincinde yaratığı bu tahribatı, oluşan bu geri bilinci kırması geçekten çok zordur.

Egemenler sistemin ürettiği ekonomik ve sosyal sıkıntılara karşı yığınlarda oluşan öfke ve hoşnutsuzluğu, sistem partileri aracılığıyla sistem içerisinde tutarlarken, diğer taraftan, ideolojik aygıtları aracılığıyla yığınların geri bilincine yönelerek, yığınlarda oluşan bu öfke ve hoşnutsuzluğun, vatan, millet, bayrak ve din motifleriyle üzerinin örtülmesini sağlıyorlar.
Bu şekilde bu soygun ve talan düzeninin üzerini örtebiliyorlar.

Komünistlerin yapması gereken, vatan, millet, bayrak, din motifleriyle süslenmiş, Ülke Çıkarı, Yurt Çıkarı gibi, yığınlara empoze edilmiş, onların bilincini bulandıran bu geri bilinç argümanlarını kırmaktır.
Yaşanan olumsuz nesnellik, Komünistlere bu konuda, kullanabilecekleri önemli veriler sunmaktır.

Gittikçe sona yaklaşan, çürüyen sistem, içerisinde yer alan siyaset alanınını da çürütmektedir.
Bu çürümenin aşılması için, önce ortaya konacak siyasetin Burjuvazinin izin verdiği, sınırlarını belirlediği siyaset  alanının dışına çıkartılması gerekir.
Bunu sağlamak için de, Komünistlerin bir diğer görevi, yığınların bu çürümenin farkına varmasını ve sistem içi siyaseti ellerinin tersiyle bir kenara itmesini sağlamaktır.
veda


Sayfa: [1] 2 3 ... 10