Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Serbest Kürsü / AHKAM KESMEK NE OLA Kİ!
« Son İleti Gönderen: veda 22 Ekim 2018, 21:09:10 »
TİP'in Kuruluş Etkinliğinde konuşan Metin Çulhaoğlu TİP Programı dışında, programı dolaylı ilgilendiren farklı bir çerçeve çizdi.

Konuşmasının sonunda Sosyalizm'in yeddieminleri olarak tanımladığı, steril ortamlarda ahkam kesenler olarak nitelediği insanlara kulak verilmemesini söylerken, konuyu biraz abarttığı kanısındayız.

Bu steril ortamlarda ahkam kesen Sosyalizm'in yeddi eminlerinin dile getirdiği ve belli kesimlere yönelttiği ULUSALCILIK,LİBERALİZM ve KUYRUKÇULUK nitelemeleri, ne yazık ki bugün siyasal alana HAKİM olan ve etkisini siyasal oluşumlar üzerinde hissettiren birer VAKIADIR!

İçersinde yer aldığı tarihsel kesitte İLERLETİCİ bir işlev görse de, Emperyalizm Çağında çürümüş, gericileşmiş ve asalaklaşmış bir sınıf olan Burjuvazinin Cumhuriyetini bugünlere taşıyarak, ona ilerici bir misyon biçmek ve kazanımlarından bahsetmek, bize göre ULUSALCILIKTIR!

Demokrasiyi sınıfsal bağlamından kopartarak, KİMİN İÇİN DEMOKRASİ sorusunu sormadan, HERKESE DEMOKRASİ gibi sınıf temelinden yoksun bir Demokrasi anlayışını dile getirmek bize göre LİBERALİZMDİR!

İşçi Sınıfının BAĞIMSIZ SINIF SİYASETİNDEN vazgeçmek, Ulusal Hareketin çıkarlarını, SINIF Hareketinin çıkarlarının önüne koymak ve böylece örgütsel ve ideolojik bağımsızlıktan taviz vermek bize göre KUYRUKÇULUKTUR!

Bize göre de Sosyalizm Mücadelesini sağlıklı biçimde sürdürebilmenin olmazsa olmazları bu üç siyasi akıma karşı ideolojik mücadele verilmesi ile olasıdır.

Herkese mavi boncuk dağıtacağım diyerek bu tehlikeleri görmezden gelmek Sosyalist Mücadelenin niyetten bağımsızda olsa önüne taş koymaktır.

Hep söylediğimiz, SİYASET ALANI, bu üç siyasi akımın etkisinden ve sıkışıklığından kurtarılmalıdır.
Bu yol temizlenmeden, Sosyalizm Mücadelesi doğru bir rotada İLERLİYEMEZ!   

Eğer bu gerçekleri dile getirmek, bu tehlikelere karşı uyarıda bulunmak AHKAM KESMEKSE, evet biz AHKAM KESİYORUZ!

veda
2
Serbest Kürsü / TİP KURULUŞ ETKİNLİĞİ VE TİP PROGRAMI!
« Son İleti Gönderen: veda 22 Ekim 2018, 00:44:28 »
Bugün Türkiye İşçi Partisi'nin kuruluş etkinliği için Bostancı Kültür Merkezindeydik.
Öncelikle bu etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen herkesin emeğine sağlık diyoruz.

Bu zor günlerde bu tür etkinlikler, geleceğe daha bir umutla bakmamıza yardımcı oluyor.
Etkinlikte katılım ve özellikle çoşku had safhadaydı.

Çoşku derken bir parantez Erkan Baş'a açmak gerek.
İlk defa böyle çoşkulu, inancını ve umudunu kullandığı her kelimede ki vurgularıyla dile getiren, gerçekten yüreğimizi ısıtan,umutlarımızı yeniden yeşerten bir konuşmaydı!
Bu nedenle Erkan Baş'a ayrıca teşekkür ederiz!

Salonda gençlerin çoğunlukta olması da "Gençlik Gelecek, Gelecek Sosyalizm" şiarının ne denli önemli olduğunu bizlere gösterdi!

Yeni Program ve Tüzüklerini  kitapçık halinde bastırdıkları gibi, internet üzerindeki web sitelerinden de yayınlamışlar!
Ne yazık ki yukardaki olumlu düşüncelerimizi Yeni Program için söyliyemiyeceğiz!

Daha önce bizlere sundukları, tartışılmasını istedikleri, görüşlerimizi bildirdiğimiz Taslak Programın, Yeni Programdan farkının olmadığı görülmektedir.
Anlaşılan sunduğumuz Taslak Programa yönelik düşünce ve eleştiriler dikkate alınmamış.

Daha önce Taslak Programa yönelik, Yeni Programda da yer alan ve bize göre çok vahim hatalar içeren iki önemli noktayla ilgili eleştirilerimiz aynen devam etmektedir.

Bu noktalar; Türkiye Devriminin kareketerinin HALKÇI bir nitelik kazanması, diğeri ise Siyasal Devrim öncesi Devrimci Cumhuriyet tanımlaması.

Bu konularla ilgili aşağıdaki linkte düşüncelerimizi daha önce  açıklamıştık.
http://www.solplatform.biz/index.php?topic=5251.msg11514#msg11514

Çok kısaca yinelersek bir DEVRİMİN karekterini belirleyen SINIFLARDIR.
Sınıf gerçeğini utangaçca görmezden gelen, yerine HALK gibi flu bir kavramı ikame edenler ELVEDA PROLETARYACILARDIR!

Devrimci Cumhuriyet'den kasit Siyasal Devrim sonrası ise kullanılmasında bir mahzur yok.
Ancak programda Devrimci Cumhuriyet, Siyasal Devrim öncesi öngörülüyor.

İktidarı Sermaye Sınıfından, Burjuvaziden almadan, İşçi Sınıfı kendi sınıf egemenliğini kurmadan, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti kaldırmadan hiç bir Cumhuriyet içerisinde bulunduğumuz çağda DEVRİMCİ olamaz.

Çağımız Lenin'in dediği gibi PROLETER DEVRİMLER ÇAĞIDIR! 

Programda ayrıca Dünyanın hemen her bölgesinde özellikle de Ortadoğuda süren ve bizi üçüncü bir paylaşım savaşının arefesine taşıyacak olan Emperyal Bloklar arası hegamonya paylaşım savaşından ve bu savaşıma taraf olanlardan hiç bahsedilmemiş.

Ayrıca yine programda yer alan ve bize göre sorunlu olan aşağıdaki paragraf var!

"Sosyalizmin ön koşulu, siyasal iktidarın, işçi sınıfı tarafından, partisi öncülüğünde ve farklı halk kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirilen bir devrimle ele geçirilmesidir. Bu siyasal devrimi, üretim araçlarının özel mülkiyetine son verilmesini ve üretim ilişkilerinden başlayarak tüm toplumsal ilişkilerin değiştirilmesini sağlayacak olan toplumsal devrim süreci izleyecektir. Sosyalizm, kapitalist toplum ile sınıfsız toplum arasındaki, siyasal devrimle başlayıp toplumsal devrim süreciyle devam eden geçiş ve mücadele evresidir. Kapitalist devlet mekanizmasını parçalayarak ve ücretli emek sömürüsünü sürdürmek isteyen karşı-devrimci güçleri bastırarak sosyalist demokrasiyi kuracak olan işçi sınıfının bu evredeki temel görevi, kendi ülkesinde sosyalizmin kuruluşunu ilerletmek ve sınıfların tümüyle ortadan
kaldırılmasını sağlayacak olan dünya devrimi için mücadele etmektir."(TİP PROGRAMINDAN)


Bu paragrafta yer alan düşünce Toplumsal Devrim sürecini, Politik Devrim sonrası başlatan, bize göre yanlış, Marksizm'e aykırı bir düşüncedir.
Marks çok açık bir biçimde son derece net olarak,Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkıda; "Gelişmelerinin belli bir aşamasında, toplumun maddi üretici güçleri, o zamana kadar içinde hareket ettikleri mevcut üretim ilişkilerine ya da, bunların hukuki ifadesinden başka bir şey olmayan, mülkiyet ilişkilerine ters düşerler.
Üretici güçlerin gelişmesinin biçimleri olan bu ilişkiler, onların engelleri haline gelirler. O zaman bir toplumsal devrim çağı başlar."
diyerek Toplumsal Devrimin ne zaman ve hangi koşullar sonucu başlıyacağına işaret eder.

Bu paragrafta çok net ki Toplumsal Devrim Süreci, Kapitalizm altında, üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki zorunlu uygunluk yasasının bozulması ile başlar.

Siyasal Devrim,Toplumsal Devrime içkin, zorunlu uygunluk yasasının bozulmasına yol açan mülkiyet ilişkilerinin yeniden, üretici güçlerin gelişimine uygun olarak düzenlenmesini sağlayarak Toplumsal Devrimin gelişiminin önünü açar.
Siyasal Devrim, Toplumsal Devrim Süreci içersinde bir moment anı, bir sıçrama tahtası, mülkiyet ilişkilerini yeniden düzenleyecek, iktidarın SINIFSAL EL DEĞİŞTİRİŞİDİR.

Son olarak bu arkadaşlara bundan sonraki yollarında başarılar dileriz.
Umarız TİP, işçi sınıfı ve emekçiler için bir UMUT kaynağı yaratır.

Her ne kadar Programda yanlış bulduğumuz noktalar olsa da içerisinde yer aldığımız bu zor koşullar da bu arkadaşların başarılı olabilmeleri için onlara zaman tanımalı ve her tür kolaylığı göstermeliyiz.
veda
3
Baştan beri söylediğimiz, İKTİDAR olmakla, HÜKÜMET olmak biribirinden farklı kavramlardır.
İKTİDAR olmanın HÜKÜMET olmaktan farkı SINIFSAL olması, SINIFSAL EL DEĞİŞTİRİŞİN ancak İKTİDAR olmakla gerçekleşeceğidir.

Sermaye egemenliğinde HÜKÜMETLER, iç ve dış ekonomik ve sosyal koşullara bağımlı olarak değişebilir ancak İKTİDAR sınıfsal el değiştirip işçi sınıfının eline geçmedikçe Sermayenin Egemenliği altında devam eder.
Bu farkı göz önünde bulundurarak asıl konumuza geçebiliriz!

Özellikle ağır ekonomik koşulların yığınların üzerinde yarattığı öfke ve hoşnutsuzluk ileri boyutlara vardığında sol, yığınlarda bir umut olarak HÜKÜMET olma, alternatifi olarak ortaya çıkar.

Ancak yığınlarda öfke ve honutsuzluğa yol açan bu koşulların varlık nedeni mevcut sistem olduğundan ve bu koşulların ortadan kaldırılması sistemin değişimine bağlı olduğundan, İKTİDARIN değişimine yol açmayan solun yada solun da içersinde yer aldığı bir HÜKÜMETİN, Sermaye egemenliği altında sorunları çözmede başarısı söz konusu olamayacağından, haliyle yığınlar  sola karşı duyduğu umudu ve inancı yitirecektir.

O zaman yığınlar farklı dinamiklere yönelecek, umutlarını  farklı kesimlere yöneltecektir.
Faşizm önceli, genelde hep solun HÜKÜMET olduğu dönemlere denk gelmiştir.

Bu anlattıklarımızdan şu sonucu çıkartmamız gerekir.
İçinde yaşadığımız dönemde sol ya da solun içersinde yer aldığı bir HÜKÜMET aslında FAŞİZME davetiye çıkartmaktan başka bir işe yaramaz.

Kapitalizm'in tarihsel sınırlarına gelip dayandığı, artık kendini ekonomik ve siyasal olarak üretmekte zorlandığı bu nedenle de artık Burjuva Demokrasisinin bir hayalden öte bir şey olmadığı bu koşullarda sol bir HÜKÜMETİN yapabileceği hiç bir şey yoktur.

Bugün hedef olarak AKP yi(Saray Rejimini) yıkmayı hedef alanların, bir İKTİDAR değişimini sağlamadan başarılı olma şansı yoktur.
İktidar değişimide, ancak DEVRİMLE, iktidarın SINIFSAL el değiştirişi ile, işçi sınıfının siyasi iktidarı sermaye sınıfının, burjuvazinin elinden alması ile  olasıdır.

SOLUN ÖNÜNDEKİ TEK ALTERNATİF HÜKÜMET OLMAK DEĞİL İKTİDAR OLMAKTIR!
O nedenle yol haritasını bu çerçevede çizmesi gerekir.

veda 
4
Uzun Metrajlı Siyasi Filmler / OPERATİON FİNALE
« Son İleti Gönderen: Ekim 21 Ekim 2018, 00:22:35 »

http://www.hdfilmcehennemi2.org/operation-finale-izle.html?d=1

1960'lı yıllarda Arjantin'de geçen hikayede, grubun liderliğini üstlenen Peter Malkin, Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann'ı bulmak için sınırları zorluyor, tarihin kanayan yarası için adaleti sağlamaya çalışırken bir yandan da kendi acılarına rağmen objektif kalmaya çalışıyor. Malkin'in kız kardeşi ile kardeşinin çocuklarını öldüren Eichmann, Yahudilerin Avrupa'daki toplama kamplarına gönderilmesinden de sorumluydu. 2. Paylaşım Savaşı'nın ardından Avusturya'ya kaçan Eichmann, oradan da Arjantin'e geçmişti...

Yapım: 2018/ Metro Goldwyn Mayer (MGM)
Yönetmen: Chris Weitz
Oyuncular: Oscar Isaac, Ben Kingsley, Mélanie Laurent, Lior Raz, Nick Kroll, Michael Aronov, Ohad Knoller, Greg Hill, Torben Liebrecht, Michael Benjamin Hernandez, Joe Alwyn, Greta Scacchi
5
Serbest Kürsü / Ynt: Sanal Bezirganlar
« Son İleti Gönderen: veda 20 Ekim 2018, 13:11:16 »
NEOFAŞİST Doğu Perinçek artıklarına ve özellikle de gizli Perinçek hayranı Solpaylaşım sitesi sahibi MELNUR'A  DUYURULUR!!!

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek Yeni Akit Gazetesi’nden Mehmet Koçak ile görüşmesinde nasıl hidayete erdiğini anlattı. Vatan Partisi İstanbul İl Başkanlığında yapılan görüşmede Doğu Perinçek’in söylediklerinden öne çıkanlar şunlar:


 
“Ben Ateist değil müslümanım”

Doğu Bey’e merak ettiğim soruyu sordum ve samimi bir cevap aldım.

“Ben inançlar üzerinden siyaset yapılmasını ve o yüce değerlerin istismarına ısrarla karşıyım. Ancak, merakınızı gidermek için ifade edeyim ki ben ateist değil Müslümanım.

Bayram namazlarını kaçırmam, Cuma namazlarına vakit nispetinde gitmeye çalışıyorum” diyerek başladığı konuşmasında şu görüşlerini sıralıyor:

“Hz Peygamberimiz müstesna bir insandır. Zulme karşı birleştirici olan ümmet anlayışıyla kabileleri İslam’ın temel prensiplerinde birleştirmeyi başaran büyük bir devrimcidir.

“Ümmet anlayışı birleştiricidir”

Ümmetin birleştirici ruhundan uygarlıkla bütünleşen medeniyetler doğmuştur.

İslamiyet ile Türkler, ticaret ve medeniyet ile ahlaki değerleri yüceltmişlerdir. Ümmet anlayışı ile de çeşitli etnik kökenden gelen toplulukları bir arada tutmuşlardır.

Bugün İslam dünyasındaki dağınıklık ancak ümmet anlayışıyla aşılabilir.”

“Şu anda Türkiye, terör örgütü PKK, FET֒nün yanında ABD emperyalizmi ile göğüs göğüse bir mücadelenin içindedir.

Şimdi siyasi ihtirasların peşinde koşmak yanlıştır. Birçok konuda itirazlarımız olsa da Cumhurbaşkanına ve hükümete emperyalizme karşı yürütülen mücadelede destek vermek milli bir görevdir.

Terör ve emperyalist güç odaklarına karşı sadece hükümetin üstesinden gelmesini beklemek yanlış olur.

Topyekûn milletçe bu mücadeleye omuz verme adına biz de parti olarak gücümüz nispetinde üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmek için Cumhurbaşkanı ve hükümeti destekliyoruz.”

Mehmet Koçak’ın yazısının linki: https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/mehmet-kocak/dogu-perincek-ateist-degil-muslumanim-26187.html

 
6
Amele pazarlarından saray koridorlarına Ara Güler: Fotoğrafçının ölümü........ÖZGÜR ŞEN!

İnsan hayatı bir bütün. Yaşamın bir evresini diğerinden, insanın yaptıklarını söylediklerinden, ürettiklerini duruşundan bağımsız ele almak mümkün değil. Ne olursa olsun insan tek bir hayat yaşıyor.

İnsan ölünce de o biricik hayatı bir bütün olarak değerlendirilmeli. Şayet olmayan meleklerin omuzlarda günahlarla sevapları toplamasını beklemeyeceksek insanın her bir adımı doğru bağlamda dikkate alınmalı. İnsan hayatı üç yanlışın bir doğruyu götürdüğü bir sınav değil elbette. Ama geçmişteki doğruların sonraki yanlışları silmesi de beklenmemeli. Geçmişteki hiçbir doğru, insana büyük yanlışlar yapma kredisi açmamalı.

Ara Güler öldü. Ölümüne kadar hiç durmadan fotoğraf çekti. Güler'in fotoğrafları, kameranın arkasındaki göz kadar, kameranın kime baktığının da önemli olduğunun ispatıydı. Her sanat ürünü gibi fotoğraf da aklın, becerinin ve birikimin ortak ürünüydü. Fotoğrafçının eli ve gözündeki maharet, ne seçtiği konuyu önemsizleştirebilirdi, ne de konuyu nasıl ele aldığını.

Güler, kamerasını boğazda ekmek peşinde koşan balıkçılara veya pazarda iş bekleyen emekçilere çevirdiğinde güzel fotoğraflar yakaladı. İnsan yapısı bir şehri fotoğraflayıp insanın o şehre dair duygularının peşinde koşarken iyi bir fotoğrafçıydı.

Bu kareler Türkiye'nin ortak hafızasında, bu ülkenin genel bir arşivi varsa o arşivde silinemez yerini aldı. Kendisini hep bir muhabir olarak gören Güler'in o fotoğraflarına bizimdir demenin hiçbir sakıncası yok.

Ara Güler, çalışkan bir muhabir olarak İstanbul'un meydanlarını yüzlerce kez fotoğrafladı belki. Bunların arasında en kötüleri Taksim'de Belediyenin yaptığı iftar sırasında çektikleriydi ve bu bir rastlantı değildi. İftardan da iyi kare çıkardı elbette. Ama o meydanın Gezi'nin direnişçilerine, 1 Mayıs'ta emekçilere ev sahipliği yaptığını unutmamak şartıyla... O iftarın direnişçilerin duruşuna, emekçilerin sınıfsal kimliğine bir saldırı olduğunu unutmamak kaydıyla, böylesi bir bilinçle o iftar fotoğraflanabilirdi. Oysa Ara Güler o iftarda huzuru aradı, bulduğu ve çektiği ise mutlak bir çirkinlikti.

Güler çok sayıda iyi portre çekti. Portreler iyiydi, çünkü Güler'in fotoğraf işçiliği kadar, kameranın baktığı insanlar da değerliydi. Hoş yüzler, sımsıcak gülümsemeler, derin bakışlar girdi karelere. İyilikten, doğrudan yana insanlar kameraya bakınca, ortaya bir güzellik çıkıyordu.

O kamera bir sarayda milyonlarca aileyi karanlığa, yoksulluğa ve mutsuzluğa mahkum eden bir siyasetçinin ailesinde saadeti görüntülemeye çalıştığında ortaya çıkansa fotoğrafçılığın iyi örnekleri değil mutlak olarak kötü karelerdi.

Ara Güler'in daha önce iyi fotoğraflar çekmesinin bir önemi yoktu. Geçmişteki iyi kareler, gelecekteki karelerin güzelliğini garanti altına almıyordu. Sanat da hayat da bu açıdan acımasızdı ve sarayda çekilen fotoğraflar çirkin olmaya mahkumdu. Çünkü halkı ezen saraylıların gülümsemesinden bir güzellik çıkamazdı. O gülümseme sempatik değil mahkum eden bir tarzda fotoğraflanabilirdi ancak. Ama Güler bunu yapmayı hiç düşünmedi.

Üstelik, bu çirkinlik fotoğrafçıya da zorunlu olarak içine çekecekti. Güler de o çirkinliğin bir parçasıydı, çünkü kareleri yaratan oydu. Ürün nasıl fotoğrafçıyı yüceltebiliyorsa aynı şekilde dipsiz karanlık bir kuyuya doğru çekebilirdi.

Ara Güler, o karanlık kuyunun derinliklerinde, kötü ve çirkin fotoğraflar çekerken öldü. İyi bir fotoğrafçı olarak bu hayata veda edebilir, öyle de uğurlanabilirdi. Kendisi, iyi bir fotoğraf muhabirine yakışmayacak bir tavırla çirkinlikten yana tercihini kullandı.

Amele pazarlarından hanedan fotoğrafçılığına giden yolu Ara Güler kendisi yürüdü. Bugün bu yürüyüşü, Güler'in bu tercihini yok saymak imkansız artık. Güler'in iyi fotoğraflarından müteşekkil arşivse ortak hafızada durmaya devam edecek.

Ara Güler bir zamanlar doğru fotoğraflar çekti. Sonra AKP'ye destek verdi. Son yıllardaki karelerinin gösterdiği gibi kötü bir fotoğrafçı olarak öldü. Aslında iyi fotoğrafçı Güler çoktan ölmüştü. Şimdi AKP'nin gericiliğine, karanlığına, zengin seviciliğindeki çirkinliğe yaraşır bir şekilde büyük bir gürültü ve karmaşa içinde uğurlanıyor.

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/ozgur-sen/amele-pazarlarindan-saray-koridorlarina-ara-guler-fotografcinin-olumu-249318
7
Serbest Kürsü / Ynt: POLİTİKA GAZETESİNE YENİ YAYIN DÖNEMİNDE BAŞARILAR!
« Son İleti Gönderen: veda 16 Ekim 2018, 22:55:57 »
Bugün mevcut siyaset ne yazık ki Ulusalcı ve Liberal düşünceler arasına sıkşmış durumda!
Bu sıkışıklıktan kurtulmak için mutlaka Kemalizme ve Liberalizme karşı ideolojik mücadele verilmek zorunda.
Umarım anlaşılmıştır!
veda
8
Serbest Kürsü / Ynt: POLİTİKA GAZETESİNE YENİ YAYIN DÖNEMİNDE BAŞARILAR!
« Son İleti Gönderen: bolsevikk 16 Ekim 2018, 21:17:31 »
Kemalizmle ideolojik mucadele ile kastedilen seyi biraz daha acar misiniz? Gazete boyle bir yszi mi yazmis, kemalizmle mucadele edilmesi gerektigini mi soyluyor?

Bana acikcasi ilginc geldi. 1incisi bence kemalizm mucadele basliklarindan biri olmamali. Yani kemalizme gelene kadar mucadele edilecek o kadar cok sey var ki memlekette. Mesela sizin dediginiz gibi liberalizm. Mesela yobazlik. Mesela damatcilik.

2incisi kemalizmin mucadele edilecek hali kalmadi gercekten. Burda iste meydanlara dokulen garip halkin masumane ve yobazliga karsi hakli tepkisinden baska bir sey yok.

Kastedilen perincek ise onun tartisilacak bir yani yok. Tkp son donemde cumhuriyet hk olumlayan cikislar yapiyor. Kastedilen o mu acaba .
9
Serbest Kürsü / POLİTİKA GAZETESİNE YENİ YAYIN DÖNEMİNDE BAŞARILAR!
« Son İleti Gönderen: veda 15 Ekim 2018, 12:43:03 »
Politika Yayın Kollektifinin paylaşımından anladığımız, Politika Gazetesi kendisine yeni bir sayfa açıyor.
Kendilerine bu çalışmalarında BAŞARILAR DİLERİZ!

Geçmişe yönelik değerlendirmelerinde ve ortaya koydukları ilkelere bir kaç dostane itirazımız olacak.
Umarız arkadaşlar bu itirazlarımızı dikkate değer görüp, üzerinde düşünürler.

Eğer Reel Sosyalizm'e yönelik bir değerlendirme yapacaksak, bu değerlendirmemizi kolaya kaçmadan  biribirini etkileyen nesnel ve öznel nedenleri göz önüne alarak, bu nedenlerden günümüze yönelik politik sonuçlar çıkartarak yapmalıyız.

Reel Sosyalizm'in çöküşünü 1956 da ki  XX Kongreye bağlamak,işin en kolay yönüdür ama bize geçmişi anlamakta ve bugünü oluşturmakta hiç bir yarar sağlamaz.

O kırılma nasıl olmuş, o kırılmanın özneleri o parti içersinde o önemli yönetici konumlara nasıl gelmişler, bu öznelerin ortaya çıkmasına neden olan nesnellik nedir, bunlar araştırılmadan basitçe işi XX Kongreye bağlamak, tam bir kolaycılıktır.

O zaman birileri çıkar ve sorar; hadi SBKP nin başına revizyonistler geldi ve çözülüş burada başladı, peki o dönemde Sovyetlere Revizyonist,Sosyal Emperyalist diyenlerin çöküşleri nasıl aynı ana denk geldi ve oralarda da çöküş başladı(Çin ve Arnavutluk)?

Özellikle de biz komünistler olarak bunun farkındaydık ama Komünist Saflarda bozulmalar yaşanmasın diye buna sessiz kaldık demekse büyük bir hatadır.

"Kol Kırılır Yen İçersinde Kalır" mantığı SAKAT bir mantıktır.
Kolu tedavi etmezsen ve kolda ki bozulmaları görmene karşın buna sesini çıkarmaz ve müdahil olmazsan, sonuçta KOL kangren olur ve kesilmek zorunda kalınır.

Bir diğer itiraz noktamız ise bir eksiklikten kaynaklanmaktadır.
Umarız bu eksiklik bir UNUTMADAN kaynaklı olmuştur.

Bu eksiklik bize  göre Kemalizm'e karşı ideolojik mücadeleden bahsederken, asıl büyük tehlike olan ve bir virüs gibi her yanı saran, LİBERAL TEHLİKEDEN ve Liberalizme karşı ideolojik mücadeleden bahsedilmemiş olmasıdır.

Tekrar bu arkadaşlarımıza yayın yaşamlarında başarılar dileriz.

veda
10
Makaleler / Ynt: KRİZDE DEVRİMCİ MÜCADELE OTOMATİK YÜKSELMEZ
« Son İleti Gönderen: bolsevikk 15 Ekim 2018, 03:11:25 »
Tabii ki sol siyaset ekonomik krize mudahil olamazsa sartlar emekciler icin daha da zorlasabilir. Ve buyuk ihtimalle zorlasacak. Baska turlusu mumkun degil. Ben turkiyede sinif siyasetin ekonomik krizin bu kadar gerisinde oldugu baska bir donem daha bilmiyorum. En begenmedigimiz donemlerde bile isci sinifi daha hareketliydi.

Su anki krizin faturasi emekcilere kesiliyor. Market pazar alisverisleri artik daha pahali. Herseye zam geldi. Milli ekonomiyi ayakta tutalim diye issizlik fonuna da cokuyorlar. Kim bilir daha bilmedigimiz neler yapiyorlar. Konkordato diye birsey moda oldu simdi.

Ve memlekette yaprak kimildamiyor...

Aydin grubunda da yaprak kimildamiyor. Simdi bu yazida mustafa kemal coskun demiski sol siyaset kitlelerle bulusmanin yolunu bulmali. Bunu zaten herkes biliyor. Kime sorsan ayni seyi soyluyor kitlelerle bulusmaliyiz, orgutlenmeliyiz.

Sol siyasetin uzerinde olu topragi oldugu dogru. Ama artik birsey diyeceksek su kitlelerle bulusmaliyiz lafini gecelim. Hani birsey yazilacaksa kitlelerle nasil bulusulur, bu donemde en fazla ne yapilabilir, hangi araclar kullanilabilir bunlar yazilmali.
Sayfa: [1] 2 3 ... 10