Gönderen Konu: “Yasal” organize suç şebekesi: Taşeronluk  (Okunma sayısı 1544 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3218
“Yasal” organize suç şebekesi: Taşeronluk
« : 04 Mart 2012, 20:56:45 »
Minimum maliyet, maksimum kar... - Volkan Yaraşır

 


“Yasal” organize suç şebekesi: Taşeronluk

 

Taşeronluk sistemi, çağdaş barbarlığın yeni biçimlerinden biri olarak öne çıktı. Neoliberal saldırıların ekseninde yer aldı.

Sistem iki ayak üzerine kuruldu: Bir yandan maksimum kar elde etmek için son derece soğukkanlı düzenlemeler yapıldı. Öte yandan sınıfa ontolojik bir saldırı gerçekleştirildi.

Taşeronlaştırma sınıfın kimliğini aşındırdı ve bilincini deforme etti. Örgütsel kapasitesini parçaladı ve eylem potansiyelini zayıflattı.

Taşeronlaştırma, neoliberal karşı devrimci programın vazgeçilmez uygulamalarından biri olarak devreye sokuldu. Ve hızla üretim sürecinin ana yönelimlerinden biri oldu. Etki gücünü giderek arttırdı. “Yeni” kapitalizmin karakterini belirledi.

Fordizmin krizi
Taşeronlaştırma, kapitalizmin gelişim sürecinde farklı düzeylerde (19. yüzyılın ilk yarısında tekstil ve dokumada eve iş verme şeklinde, 20 yüzyılın ilk çeyreğinde ağırlıkta temizlik ve hizmet sektöründe) uygulandı. Kapitalist krizin dışa vurması ve küresel düzeyde neoliberal politikaların hayata geçirilmesi taşeronluğu bir sistem haline getirdi.

1970’lerin başında kapitalist sistem yapısal bir kriz içine girdi. II. paylaşım savaşı sonrasında sistemin yaşadığı genişleme dönemi bu süreçte sona erdi. 1966 yılında OECD ülkelerinde başlayan kriz, 1960’ın sonunda küresel düzeye yayıldı. Kar oranlarındaki azalma ve sıkışma krizin temel nedeniydi. Kapitalist sistem krize karşı, yeniden yapılanma sürecine girdi. Büyük bunalımların genel karakteristiği olan bu durum kendini, somut olarak yeni sermaye birikim modeliyle/rejimiyle dışavurdu.

Sistem ikili amaçla hareket etti: Birincisi, karın maksimizasyonunu sağlayacak düzenlemeler hızla hayata geçirilmeye başlandı. İkincisi yeni kontrol ve tahakküm mekanizmalarıyla emeğin, kronik bir örgütsüzlüğe sürüklenmesi hedeflendi. Bu yönde üretim tekniklerinde ve üretimin sosyal organizasyonunda “radikal” değişikliğe gidildi. Genişleme dönemine damgasını vuran fordist model terkedildi.

Zaten 1960’ların ortası fordizmin krizini ortaya çıkarmıştı. İşçi sınıfının mücadelesi metropollerde muazzam bir gelişme dinamiği gösterdi. Bu yıllar için yapılan “sosyal uyum ve sosyal birlik” gibi vurgular bütünüyle spekülatiftir. Tam tersine sınıf mücadelesi, birinci sol dalgadan sonraki en önemli yükseliş dönemine girdi. 1968 küresel isyanı bu mücadelenin zirvesi oldu. Özellikle Fransa ve İtalya’da işçi hareketi ayağa kalktı. Fransa’da tarihin en büyük genel grevi yaşandı. Genel grev dalgalarıyla Fransa sarsıldı. İtalya işçi hareketi 1965’ten sonra yükselmeye başladı. 1968’de zirveye ulaştı. İki ülkede devrimci durum yaşandı. İşçi konseyleri kuruldu. Avrupa’nın diğer ülkelerinde de işçi sınıfı hareketliydi. İngiltere’de özellikle maden işçileri, sınıf mücadelesinin katalizörü gibi hareket etti. ABD’de sivil haklar ve siyahi özgürlük mücadelesi yükseldi. Savaş karşıtlığı yayıldı. İşçi sınıfı bu kitle eylemleri içinde etkin olarak yer aldı.

Ayrıca kapitalist sistemin mikro kozmosu olan fabrika, mücadelenin en konsantre odağı haline geldi. Fabrikanın içinde zengin eylem ve direniş biçimleri yaratıldı. Farklı iş yavaşlatma eylemleri, çok yönlü sabotaj biçimleri, fabrika işgalleri, yeni (zincirleme ve satranç grevleri gibi) grev biçimleri sınıfın otonomisinin gücünü ortaya koydu. Sınıfın otonomisinin yarattığı direniş biçimleri, makro ölçekli fabrika sistemine dayanan fordizmin işleyişini bloke etti. Verimlilik hızla düşürüldü. Rasyonalitesi iflas etti. Fordizmin krizinin somut örneklerinden birini 1960-1970 arasında dünya çapında grevlere katılan işçi sayısında görmek mümkündür. Bu dönemde grevlere 425 milyon işçi katıldı. 1945-1963 yılları arasında ise grevlere katılan işçi sayısı 125 milyondu. Bu oran bile dönemin antagonist şiddetini ortaya koymaktadır.

Esnek üretim sistemleri ve taşeronluk
Post-fordizm ya da esnek üretim diye de tanımlanan üretim sistemi finans kapitale muazzam olanaklar sundu.

Esnek üretimle, üretimde verimliliğin maksimum arttırılması ve maliyetlerin minimuma düşürülmesi hedeflendi.

Esneklik kompakt bir içeriğe sahipti. Esnek üretim krizin temel nedenini oluşturan kar oranlarındaki düşüşe karşı, karın maksimizasyonunu hedefleyen çok yönlü üretim tekniklerini ve sosyal organizasyonları kapsadı. En başta kapitalist sistemin üretim yapısında niteliksel bir değişimi ortaya çıkardı. Esnek üretim sistemleri sadece üretimin yeniden örgütlenmesi değildi. Toplam Kalite Yönetimi adında emeğin zapturapt altına alınması ve emeğin rafine biçimde denetlenmesi amaçlandı. İnsan Kaynakları Yönetimi’yle sınıfın kolektif davranma yetenekleri paralize edilmeye çalışıldı. Sınıfın atomize edilmesi amaçlandı. Özellikle toplu pazarlık sistemi işlevsizleştirilmeye çalışıldı.

Teknolojik alanda muazzam gelişmelerin sağladığı olanaklarla, geçmişte fabrika içi işbölümü, küresel düzeyde realize edildi. Dünya fabrikalaştı. Periferi, başta Uzakdoğu dünyanın atölyesi haline dönüştü. Periferi kar marjı düşük emek-yoğun sektörlerin ve “kirli” teknolojilerin merkezlerine dönüştü. Metropoller ise ileri teknoloji merkezleri oldu. Arge, tasarım ve pazarlama üzerinde yoğunlaştı.

Esnek üretim sistemleri, finans kapitale üretimin yeni rasyonlara göre örgütlenmesinden, yeni tüketim kalıpları oluşturulmasına, işletmeler arasında yeni ilişki düzeylerinin inşasına ve üretimin mekansal organizasyonuna kadar zengin olanaklar sundu. Yani esnek üretim sistemleri, sermayeye müthiş mobilizasyon şansı verdi. Parçalanan üretim farklı mekanlarda ya da ulusal “mekanlarda”, hızlı talep çeşitlerine uygun ve son derece ucuza gerçekleştirildi.

Kapitalist ilişkilerin hızla yaygınlaşması ve entegrasyonun derinleşmesiyle bütün dünya Pazar haline getirildi. Metropollere olağanüstü değer transferi yapıldı.

Bu süreç bir yanıyla da emeğin atomizasyonu ve amorfe oluşu biçiminde işledi. Sınıf katmanlaştı ve profili farklılaştı. Ama aynı zamanda tarihin en büyük proleterleşme dalgası başladı.

Esnek üretim sistemleri maliyeti minimize etmenin, karı maksimize etmenin en vahşi koşullarını doğurdu. Esnek üretimin farklı taleplere cevap veren esneklik kabiliyeti, stoksuz üretim, üretim sırasında kalite kontrolünde uzmanlaşma, üretimin parçalanması, işgücünün mekansal desantralizasyonu, yani esnek üretimin temel özellikleri taşeronluğun yaygınlaşmasının zeminlerini yarattı.

Taşeronluk sistemi, esnek üretimin (ücret esnekliği, sayısal esneklik, işlevsel esneklik ve çalışma süresinde esneklik gibi) modellerinin realize olmasını sağlayan temel yöntem olarak kullanıldı. Üretimde “esneklik” kabiliyeti, ağırlıkta taşeronluk sayesinde sağlandı.

Taşeronlaştırmayı şöyle tanımlayabiliriz: Mal ve hizmet üretiminin bölünerek, bir ana firmaya bağlı çalışan bir veya birden fazla alt firma-alt işveren ya da taşeron tarafından gerçekleşmesidir. Ana firma ile alt firma arasındaki ilişki sözleşmenin sınırı çerçevesindedir. Alt işveren hukuki bağımsızlığa sahip olmasına karşın, ekonomik olarak ana firmaya bağlıdır.

Taşeron sistemi sermayeye daha düşük ücret ve örgütsüz işgücü kullanma şansı verir. Örgütlü işgücünden kaçan sermaye taşeronlaştırmayla, emek sürecini dilediği gibi kontrol edebilir ve ücret maliyetlerinde esneklik kazanır.

Taşeronluk sisteminin varlığı, sermayeye üretim kapasitesindeki artış ve azalmaya bağlı olarak, üretimin ihtiyacına göre devreye sokulmasını sağlar. Böylesi bir dalgalanmadan en az etkilenmesine olanak sunar. Taşeronluk, sermaye için bir tampon işlevi görerek, işten çıkarma maliyetlerinden kurtulmasının önünü açar. Bu sermayeye hem sayısal esneklik, hem de çalışma süresinde esneklik kabiliyeti kazandırır.

Esnek üretim teknolojileri, sermayeye teknik taşeronluk olanağı sunmaktadır. Sermaye teknik taşeronlukla nitelikli işgücü maliyetinden ve kullanacağı teknoloji için yapması gereken sabit sermaye yatırımlarından kurtulur. Teknik taşeronluk, sermayeye işlevsel esneklik kazandırmaktadır.

Taşeronluk sistemiyle esnek üretim arasındaki bu organik bağ, sermayenin, maksimum kar, minimum maliyet stratejisinin bir uzantısıdır. Ayrıca işçi sınıfına stratejik saldırısının bir yansımasıdır.

Stratejik saldırının mızrak ucu: Taşeronlaştırma
Taşeronlaştırma maksimum kar için, sınıfın maksimum sömürüsü ve mutlak itaati olarak özetlenebilir.

Taşeronlaştırma sistemi/saldırısı sınıfın organik ilişkilerini parçalamaya yöneliktir. Sermaye taşeronlaştırmayla “kullan at” stratejisini hayata geçiriyor. Sınıfın posasını çıkarıp, onu bir sosyal enkaza dönüştürmeyi amaçlıyor.

Bu yönde sınıfı eklem yerlerinden kırıyor, birliğini parçalıyor, sınıfı sınıfa karşı kullanıyor. Sınıfı yıkıcı bir şekilde bölmeyi hedefliyor.

Sosyal enkaz, sermaye için hiçbir zaman tehlike oluşturmaz. Taşeronlaştırma sınıfın devrimci kimyasını bozarak, ruhunu kadavraya dönüştürüyor.

Bu saldırılara cevap sınıfın ruhunu yeniden silahlandırmaktır. Ruhun silahlandırılması ancak örgütlenmeyle olur. Taşeron işçilerinin formel yöntemlerle örgütlenmesinin mümkün olmadığı birçok pratikte ortaya çıktı. O zaman yapılması gereken kavgayı örgütleyen, ruhu silahlandıran ve mücadeleye güç kazandıran yepyeni enformel örgütlenmeler yaratmaktır. Elimizde bir formül yok. Deneyeceğiz, biriktireceğiz. Biriktireceğiz, yeniden deneyeceğiz. Her taşeron örgütlenmesi; Maltepe Belediyesi işçilerinin, İzmir Belediyesi taşeron işçilerinin, Marmaray işçilerinin, Cerrahpaşa ve Çapa işçilerinin pratikleri bizlere çok şey öğretebilir, bu pratiklerin her biri bir biriktirme eylemidir.

(Sosyalizm Yolunda Kızıl Bayrak, 2 Mart 2012, Sayı 9)
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET