Gönderen Konu: Devrim Açısından Köy Enstitüleri  (Okunma sayısı 3620 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Devrimci

  • İleti: 20
Devrim Açısından Köy Enstitüleri
« : 14 Nisan 2012, 11:37:45 »


herkesin okuması gereken bir kitap. köy enstitüleri ve yarattığı devrimci kuşağın, daha sonraki 68 ve 78 mücadelesine akıttığı değerleri, ayrıca fakir baykurt, mahmut makal, bedri rahmi eyüboğlu gibi nice devrimci aydın'ı daha yakından anlama olanağı bulabileceksiniz diye düşünüyorum.

arka kapak yazısı, ben yazdım imla hatası olabilir:

Türkiye'de cumhuriyet döneminin en büyük hareketlerinden biri hiç şüphesiz "köy enstitüleri" denemesidir. CHP döneminde kurulup yine CHP döneminde "fiilen" yıkılan köy enstitüleri başından beri tutucu çevrelerin şiddetli saldırılarına uğrarken, özellikle 1960'tan sonra bu denemenin devrim açısından yerinin ve niteliğinin ne olduğu sol çevrelerde de geniş şekilde tartışılmağa başlanmıştır. bu konuda lehte ve aleyhte birçok yazı ve eleştiri çıkmıştır. Ancak, "köy enstitüleri" ve bu enstitülerin kurucusu olan İsmail Hakkı Tonguç üzerine en belgesel bilgileri verebilecek ve meselenin doğru konulmasına yardım edecek kişi, hiç şüphesiz İsmail Hakkı Tonguç'un özel arşivini değerlendirmek olanağına da sahip bulunan oğlu Engin Tonguç'tur. Engin Tonguç, 1928 yılında Ankara 'da doğmuş çocukluğu ve gençliği köy enstitülerinin kurulduğu dönemde geçmiştir. Ankara ve Hamburg üniversitelerinde tıp ve uzmanlık eğitimi gören Engin Tonguç, 1960-64 yıllları arasında Atatürk İlköğretmen Okulunda (eski Hasanoğlan Köy Enstitüsü) öğretmenlik ve okul hekimliği yaparak enstitüleri yıkanların deyimi ile "düzeltilmiş" (!) bir köy enstitüsünü yakından tanımak olanağını bulumuştur. 1961-64 yılları arasında köy enstitülülerin yayınlamaya başladıkları İmece Dergisi'nin üç yöneticisinden biri idi. Yazar bu kitabında köy enstitülerinin kuruluş ve yıkılış ortamını Tonguç'un CHP ve İnönü ile ilişkilerinin içyüzünü, köy enstitüleri üzerine oynanan oyunları belgelerle açıkladıktan sonra Tonguç'a ve enstitülere sağ'dan ve sol'dan gelen eleştirileri kendi görüşlerine göre cevaplandırmaktadır. Eser, cumhuriyet tarihinin bu en büyük eğitim denemesi üzerine sağlıklı yargılara varmak isteyenler için başvurulacak başlıca kaynaklardan biri olacaktır.
"Kuşkusuz, eleştirinin silahı, silahların eleştirisinin yerini alamaz; bir maddi güç, ancak başka bir maddi güçle yenilebilir; ama teori de, yığınları sarar sarmaz, somut bir güç durumuna gelir... Radikal olmak, şeylerin kökünden kavramaktır" Karl Marx

Çevrimdışı Devrimci

  • İleti: 20
Devrim Açısından Köy Enstitüleri
« Yanıtla #1 : 14 Nisan 2012, 11:41:30 »
konuyla ilgili bir yazı:

    "Vurun Kahpeye!"
     Seçim Sonuçlarından Vareste
     İmamların Yükselişi


    12 Mart 2009
     MLKP üyesi militanı linçten imam kurtardı
     Bursa'nın Kestel ilçesinde, kimlik sorduktan sonra üst araması yapan Polis Memuru İsmail Özbek'i tabanca ile öldüren MLKP üyesi Ender Bulhaz Aktürk'ün adliyeye çıkartıldığı Kestel'de gergin gece yaşandı. Öfkeli kalabalık tutuklandıktan sonra adliyenin bahçesinde bekletilen zırhlı araca konulan zanlıyı linç etmek istedi.
     Havanın kararmasıyla adliye önünde toplananların sayısı 1000'e yaklaştı. Polis zırhlı araçtan çıkarttığı zanlıyı tekrar adliyeye soktu. Bu sırada adliye önünde toplanan öfkeli kalabalığı sakinleştirmesi için Kestel Merkez Camii İmamı Mustafa Gönül çağrıldı. Şehit için dua ettiren Cami İmamı Gönül, kalabalığı sakinleştirmek için, "Bu hain, kalleş, kaypak, karaktersiz, orospu çocuğunu burada bağırmakla büyütmeyelim. Şehitimiz için üç ihlas bir fatiha okuyalım. Onu ilahi adalete teslim edelim" dedi. Kalabalıkta bulunan bazı kişilerin, "Hocam. Güzel abim, ama sen de saldırdın" demesi dikkat çekti.

     
    28 Mart 2009
     Muhsin Yazıcıoğlu'yla birlikte 6 kişiyi taşıyan helikopterin enkazını, camide anons yapıp, 17 kişilik ekip hazırlayan Döngel köylüleri buldu. Keş Dağı'nın Kanlıçukur mevkiinde bulunan enkazdakilerin üzerlerinde 2 santim kalınlığında buz tabakası olduğunu söyleyen köylüler de donma tehlikesi geçirdi.





     Halide Edip Adıvar'ın ünlü romanı "Vurun Kahpeye", herkesin bildiği gibi, bir Anadolu kasabasında yurtsever bir kadın öğretmenin, kasabanın imamı (hoca efendi) ile olan çatışmasını anlatır. Çatışma, imamın kasaba eşrafıyla birleşerek halkı galeyana getirip öğretmeni linç ettirişiyle sonuçlanır.
     Şerif Mardin, bu olayı, "mahalle baskısı" kavramıyla birlikte geliştirdiği bir "cumhuriyet öğretmeni" ile "mahalle imamı" arasındaki bir çatışma olarak, eski ile yeninin, Osmanlı toplumsal yapısı ile Cumhuriyet'in toplumsal yapısının çatışması olarak tanımlar:

    "Mahalle Osmanlı İmparatorluğu'nda gerçek bir birimdir. Hukuki bir hüviyete sahip olan bir kuruluş olmanın dışında, çok daha ayrımcılı bir şekilde, mahalle insan yaşayışının bir alanını ortaya çıkarıyor. Bu alan yalnız çok kompleks bir alan. Çünkü bu alanda yalnız mahalle yok, mahallenin içindeki cami var, caminin imamı var, imamın okuduğu kitaplar var, tekke var, tarikat var, külliyeler var, esnaf var, vs. Mahalle budur...
     Cumhuriyet'te bu strüktür ne oldu? Bu strüktür şöyle bir gelişme gösterdi. Bu strüktüre bir rakip geldi. Öyle bir rakip ki, bu yapının karşısında, öğretmen, okul, öğrenci, öğrencinin kitabı, ondan sonra ve Cumhuriyet'in öğretmenle birlikte getirmiş olduğu bütün bir inşa var ve bu inşa aslında mahalle strüktürüne rakip bir inşa.
     Şimdi uzun vadede bu inşanın, bu iki inşanın birbirleriyle rekabetinde, bir tanesinin kaybettiğini görüyoruz. Bunu önceden söylemek mümkün değil. Kim kaybetti, öğretmen kaybetti. Çok kaybetti mi, hayır çok kaybetmedi." (Şerif Mardin)


     Cumhuriyet'in ilk öğretmenleri, aynı zamanda Cumhuriyet'in ilk aydın kuşağını kapsar. Görevi, feodal kurumların ve ideolojinin etkisi altındaki halkı aydınlatmak, eğitmek, kısacası laik Cumhuriyet'i inşa etmektir. Bu görevle yetiştirilmiş olan öğretmenlerin gelişim sürecinde doruk noktası Köy Enstitüleri'nin kurulmasıdır. 17 Nisan 1940'da kurulan Köy Enstitüleri'yle birlikte artık öğretmen, sadece kent ve kasabaların değil, aynı zamanda köylerin de aydınlatılması görevini üstlenecektir.
     Tüm feodal kurumların ve ideologlarının (din adamları, imamlar) "allahsız gominist" diye saldırdığı Köy Enstitüleri, sonuçta "allahsız gominist" yetiştirdiği için 1954 yılında Demokrat Parti tarafından kapatılmıştır. Ancak varolduğu 14 yıl boyunca pek çok öğretmen yetiştiren Köy Enstitüleri, "Cumhuriyet öğretmeni"nin sola yönelişinin, Marksizme yönelişinin başlangıcı olmuştur.
     1950-1970 döneminde, toplam nüfusun %70-80'ninin yaşadığı köyler, Köy Enstitüsü mezunu "solcu" öğretmenlerin, hiç bir siyasal ve ekonomik desteğe sahip olmaksızın feodalizme karşı, feodal ideoloji ve kurumlara karşı uzun mücadelesine sahne oldu.
     O güne kadar feodal üretim ilişkileri içinde bulunan ve feodal ideolojilerle yönetilen köy, "solcu" ("gominist") öğretmenle birlikte yeni bir evreye yöneldi. Feodal ilişkilerin somut varlığını ifade eden toprak ağası (ya da zengin köylü), muhtar ve imam, "ancient régime"in ("eski rejim") koruyucusu ve sürdürücüsü olarak "solcu" öğretmene karşı savaş açtılar. Anadolu kasabalarında eşraf, tefeci-tüccar kesimi ile imam ve hocalar, köyde süregiden çatışmanın kasabadaki öncü güçleri olarak, kasabaya gelen öğretmene dünyayı "zindan" etmek için el birliği yaptılar.
     Köy Enstitülü öğretmen, siyasal iktidara rağmen bu çatışmayı yalnız ve tek başına sürdürdü. Bir yandan kendi çevresini eğitirken, diğer yandan köylü ve kasabalının aydınlatılması için çabalarını sürdürdü. Çoğu durumda tecrit edildi, yalıtıldı, yalnızlaştırıldı. Eşraf, tefeci-tüccar ve imam (hoca) üçlüsü karşısında, kimi zaman köyden kovuldu, kimi zaman öğretmenlikten atıldı.
     Köy Enstitüsü öğretmenleri ve aynı süreçte diğer öğretmen yetiştiren kurumlardan mezun olan öğretmenler, yukardan aşağıya doğru geliştirilen, ama temelinde feodal sınıflar ile işbirlikçi-tekelci burjuvazinin ittifakına dayanan kapitalizmin gelişim sürecinde, sol düşüncesine rağmen, nesnel olarak köyün ve kasabaların pazara açılmasının, pazar için üretimin gelişmesinin bir aracı haline geldi. Ancak sol düşüncelere sahip bu öğretmenler, Cumhuriyet'in ilk kuşağı olarak, özellikle kendi aile ilişkileri içinde ve yakın çevresinde yetişen ikinci kuşağın Marksizme yönelmesinde belirleyici unsur oldu.
     16-19 Aralık 1969'ta gerçekleşen "TÖS boykotu", bu öğretmen kuşağının yetiştirdiği yeni kuşakla birlikte "ancient régime"e karşı yürüttüğü mücadelenin doruk noktası oldu.
     Gelişen ve yükselen devrimci mücadeleyi durdurmak için oluşturulan 12 Mart askeri rejimi, 1965 sonrasında güçlenen işbirlikçi-tekelci burjuvazinin feodal kesimlerle yenilenmiş ittifakını kurarken, birinci ve ikinci öğretmen kuşağı tümüyle "solcu" ilan edildi. Elrom olayında somut ve bütünsel anlamıyla devletin ülke çapında rehin aldığı ilerici ve devrimci insanların çoğunluğunu bu öğretmenler oluşturdu. Artık öğretmen-imam çatışması yeni bir evreye giriyordu.
     1970'lerin öğretmeni, devrimci öğretmendi, gelişen devrimci mücadelenin bir parçası haline geldi. 1950-70 dönemindeki öğretmen merkezli anti-feodal mücadele, tümüyle devrimci mücadelenin parçası oldu. Böylece köy ve kasabalardaki öğretmen-imam çatışmasında, öğretmen, devrimci mücadele yoluyla ülkenin pek çok yerinde mutlak bir zafer kazandı. Zafer kazanılamayan yerler ise, MHP'li faşistlerin egemen olduğu köy ve kasabalar oldu.
     Öğretmen, artık "hoca" olmuştu, köy ve kasabalarda sünni imamlar, cami hocaları ve alevi dedeleri önemsizleştirilmişti. Bir avuç devrimci, Köy Enstitülü öğretmenlerin öncüsüz, sınıfsız ya da burjuvaziye karşı burjuva devrimi yaparcasına bir Jakoben devrimcilikle sürdürdüğü uzun ve inatçı mücadelesinin bir ürünü olarak köy ve kasabaların denetimini ele geçirdi.
     1975-1980 dönemi, ülke tarihinde feodalizme ve yukardan aşağıya doğru geliştirilen kapitalizme karşı bütünsel bir devrimci mücadele dönemi oldu. Bu yönüyle, bir taraftan öğretmenin imamla olan anti-feodal ideolojik ve toplumsal savaşı, diğer yandan yurtsever, anti-emperyalist ulusal savaşı, anti-emperyalist ve anti-oligarşik bir zemine oturdu. Artık öğretmenin, yalın bir biçimde feodal ideolojilere karşı Cumhuriyet'in aydınlatmacı faaliyetini yürüten ve nesnel olarak kapitalizmin gelişmesine hizmet eden mücadelesi, kesinkes her iki kesime karşı bir mücadeleye dönüşmüştü.
     Her zaman olduğu gibi, gelişen devrimci mücadele birleşik bir karşı-devrim dalgası yaratmıştır. Köy imamı, tefeci-tüccar kesimi, toprak ağaları, toprak burjuvazisi köy ve kasabalarda bu karşı-devrimci bloku oluştururken, MHP ve MSP bu ittifakın siyasal partileri olarak ortaya çıktılar, ama gelişen devrimci mücadele karşısında etkisiz kaldılar.
     Karşı-devrimci ittifakın en büyük gücü olan ordu harekete geçirildi ve 12 Eylül askeri darbesi yapıldı.
     12 Eylül askeri darbesi, feodal kalıntılar ile emperyalizm-işbirlikçi tekelci burjuvazi ikilisinin yeni bir "uzlaşması"nı, "ittifakı"nı yaratarak, tüm zamanların hesabını görmeye koyuldu.
     Ve "Cumhuriyet'in öğretmeni", birinci, ikinci ve üçüncü kuşağıyla birlikte tutuklandı, işkence gördü, 1402 sayılı yasaya uygun olarak görevden alındı ve öğretmen olmaktan çıkartıldı. Böylece Şerif Mardin'in tanımlamasıyla öğretmen-imam çatışmasında, öğretmenler, öğretmen olma işlevinden soyutlanarak yenilgiye uğratıldı.
     12 Eylül dönemi, imamların yeniden eski işlevlerine ve egemenliklerine kavuşmalarının başlangıcı oldu.
     12 Eylül sadece "Cumhuriyet öğretmeni"ni tasfiye etmekle kalmadı, aynı zamanda eğitim sistemini zorunlu din dersiyle birlikte değiştirdi ve yeni kuşağın tümüyle bilgisiz, amaçsız bir kuşak olarak yetiştirilmesini sağladı. Böylece yeni öğretmen kuşağı, köklerinden kopartıldı, yeni, kendi şahsına münhasır, öğretme yeteneğine sahip olmayan bir öğretmenler kuşağı haline dönüştürüldü. Bu yeni öğretmen kuşağının en temel özelliği, daha çocukluktan itibaren, din adamlarının, imam ve hocaların egemenliğini kabul ederek yetişmiş olmalarıdır.
     Şerif Mardin'in sözüyle, "öğretmen imam karşısında yenilmiştir", ama bu yenilgi gerçek öğretmenin gerçek bir savaştaki yenilgisiyle değil, devletin bu öğretmenleri tasfiyesi ve imamlara tabi yeni bir öğretmen kuşağını üretmesiyle sağlanmıştır.
     1995 genel seçimlerinden Erbakan'ın Refah Partisi'nin %21,3 oyla birinci parti olarak çıkması, imamların ilk büyük zaferi oldu. Araya giren 28 Şubat süreci, belli ölçülerde bu zaferin ertelenmesini getirmişse de, 2002 Kasım seçimlerinde AKP'nin %34,3 oyla birinci olmasıyla birlikte, görece uzun bir zafer döneminin başlangıcı oldu.
     AKP iktidarıyla birlikte, öğretmen-imam çatışması, köy ve kasabalarda imamların kesin zaferiyle sonuçlanan yeni bir evreye girdi.
     Bu evre, burjuva anlamda "aydınlanma" döneminin "solcu öğretmen" ve devrimci mücadeleyle sürdürüldüğü evresinin sona erdiği bir evredir.
     Bu evre, eğitim görmüş, eğitim gördüğü anlamda "aydınlanma" düşüncesine sahip olması gereken yeni kuşağın tümüyle imama tabi olduğu, imam nikahının bu yeni kuşak tarafından meşrulaştırıldığı ve neredeyse "medeni nikah"tan daha önemli kabul edildiği bir evredir.
     İmamlar, hacılar, hocalar, bu evrede, 1950-80 döneminde yitirdikleri egemenliklerini yeniden kazandılar, toplumun "kanaat önderleri" haline geldiler, köy ve kasabalarda tefeci-tüccar sermayesinin desteğinde yönetici ve yönlendirici güç oldular. Tarikatlar ve tarikatların kasabalardaki öğrenci yurtları aracılığıyla bu egemenlik ve yöneticilik işlevi genişletildi, AKP iktidarının olanaklarıyla güçlendirildi.
     İşte son dönemde pek çok olayda, kimi zaman "uzlaştırıcı", kimi zaman "harekete geçirici", kimi zaman "çatışmacı" güç olarak ortaya çıkan imamlar, böyle bir tarihsel zeminde ortaya çıkmışlardır.
     Genel olarak sol, özel olarak devrimci sol, her ne kadar laiklik/şeriatçılık çatışmasını "yapay" bir çatışma olarak algılama ve algılatma yönelimi içinde olsa da, ortaya çıkan "imam egemenliği"nin doğrudan sonuçlarını yaşamak durumunda kalmıştır. Son olaylar, daha önceki linç girişimlerinden ve faşist-milliyetçi saldırılardan farklı olarak imamların öne geçtiği, toplumsal olaylarda imamların bir güç haline geldiğinin somut olgularıdırlar.
     29 Mart seçimleri, bir yere kadar imamların bu yükselişine karşı bir tutum ortaya çıkarmışsa da, henüz imamların bu egemenliğine ve zaferine karşı bilinçli bir karşı duruşun ortaya çıktığını göstermemiştir. İmam nikahıyla evlenmiş "solcu" ailelerin sayısal çokluğu da, imamların henüz toplumsal meşruiyetlerini yitirmediklerinin bir göstergesidir.
     Yeni süreç, bir kez daha laiklik/şeriatçılık eksenindeki çatışmaların sürdüğü bir süreç olurken, aynı zamanda imamların toplumsal ve siyasal olaylarda belirleyici olduğu bir süreç olacaktır.

kaynak: http://www.kurtuluscephesi.com/kurcep1/kc108_6.html
"Kuşkusuz, eleştirinin silahı, silahların eleştirisinin yerini alamaz; bir maddi güç, ancak başka bir maddi güçle yenilebilir; ama teori de, yığınları sarar sarmaz, somut bir güç durumuna gelir... Radikal olmak, şeylerin kökünden kavramaktır" Karl Marx