Gönderen Konu: 1 Mayıs 2012 / " Yoldaş İşçiler! 1 Mayıs Geliyor"  (Okunma sayısı 6780 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Solplatform

  • Site Sorumlusu
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 321
1 Mayıs  2012



Ne zaman ki 1 Mayıs Alanı’na  tek tip orak –çekiçli kızıl bayraklarla girilir  işte o zaman yer yerinden oynayacaktır;işte o zaman “ BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ BİRLEŞİN”  gerçek anlamını bulacaktır.

Özgürlükler ve birlik olma yolunda  bu çok özel gün adına miting düzenleme komitesi tarafından belirlenecek slogan ve pankartlarla alana girildiğindeki görsellik aynı zamanda sınıfın gücünü bir nebze de olsa burjuvaziye göstermiş olacak ve  “ KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP BERABER YA HİÇ BİRİMİZ”  söyleminin altını doldurmuş ve hayata geçirmiş olacağız.

Bilimsellikten uzaklaştıkça aforizmalarla ortaya çıkıp kariyerizm de arkaya alındı mı ortaya çıkan tablo ortada…Genel anlamda yitirilecek zaman yoktur;  sermayenin “zaman nakittir” söylemine karşı “ZAMAN EMEKTİR”  söylemi reelde yansımasını bulmalı.

Hayatın içinde asla uzlaşmayacak iki olgu var ; EMEK ve SERMAYE. Emekçiler olarak  1 Mayıs’larda  , SERMAYE’ ye karşı sesimizi yükseltirken  , biz varız ve de buradayız diyerek üretimden gelen gücümüzü bir bütün  olarak  göstermektir doğru olan. Umutla........

Yakın gündemle ilgili olarak şimdi Lenin’i  tekrar okuyalım:

&
[/SIZE]
1 Mayıs- V. I. Lenin   
 

 Yoldaş işçiler! 1 Mayıs geliyor, bütün ülkelerin işçilerinin sınıf-bilinçli bir hayata uyanışlarını, insanın insan üzerindeki her türlü zulüm ve baskısına karşı mücadelelerindeki dayanışmalarını, emekçi milyonların açlık, yoksulluk ve aşağılanmadan kurtulmak için yürüttükleri mücadelelerini kutladıkları gün. Bu büyük mücadelede iki dünya karşı karşıya duruyor: sermayenin dünyasına karşı emeğin dünyası; sömürünün ve köleliğin dünyasına karşı kardeşliğin ve özgürlüğün dünyası

Bir yanda bir avuç kan emici zengin... Fabrikalara, iş aletlerine ve makinalarına el koydular; milyonlarca dönüm araziyi ve yığınla parayı kendi özel mülkiyetleri haline getirdiler. Hükümeti ve orduyu kendilerine uşak yaptı, biriktirdikleri servetin sadık bekçi köpeği haline getirdiler.

Diğer yanda, maldan mülkten yoksun milyonlar... İşe kabul edilmek için kalantorlara yalvarmaya zorlanıyorlar. Emekleriyle bütün zenginliği yaratırlar; ama bütün hayatları boyunca bir dilim ekmek için mücadele etmek, çalışmak için sadaka ister gibi dilenmek, bellerini büken işlerde sağlıklarını ve dirençlerini tüketmek zorundadırlar ve köylerdeki harap evlerinde ya da büyük şehirlerdeki bodrum katlarda ya da çatı katlarında açlıktan ölürler.

Ama şimdi maldan mülkten yoksun bu emekçiler kalantorlara ve sömürücülere karşı savaş ilan ettiler. Bütün ülkelerin işçileri emeği ücretli kölelikten, yoksulluktan ve yoksunluktan kurtarmak için savaşıyorlar. Ortak emekle yaratılan zenginliklerden bir avuç zenginin değil bütün çalışanların faydalandığı bir toplumsal sistem için savaşıyorlar. Toprağı, fabrikaları, atölyeleri ve makineleri bütün emekçilerin ortak mülkiyeti haline getirmek istiyorlar. Toplumun zenginler ve yoksullar diye ikiye ayrılmasına son vermek istiyorlar. Emeğin meyvelerinin yine emekçilerin olmasını ve çalışma yoluyla sağlanan bütün gelişmelerin, insanlığın bütün kazanımlarının çalışan insanları baskı altında tutmanın bir aracı olarak değil, onların yararına kullanılmasını istiyorlar.

Emeğin sermayeye karşı büyük mücadelesi bütün ülkelerin işçileri için büyük fedakarlıklara mal oldu. Daha iyi bir yaşam ve gerçek özgürlük hakları için nehirler dolusu kan döktüler. İşçilerin davası için savaşanlar hükümetlerin tarifsiz zulümlerine maruz kaldılar. Fakat bütün bu zulme rağmen dünya işçilerinin dayanışması büyüyor ve güç kazanıyor. İşçiler sosyalist partilerde giderek daha sıkı bir şekilde birleşiyorlar; bu partilerin destekçileri milyonları buluyor ve kapitalist sömürücü sınıf karşısında nihai zafere doğru sürekli, adım adım ilerliyor.

Rus proletaryası da yeni bir hayata gözlerini açtı. O da bu büyük mücadeleye katıldı. İşçilerimizin köle gibi boyun eğmeye zorlandığı, eli kolu bağlı durumundan hiçbir kurtuluş, acı hayatında iğne ucu kadar ışık görmediği günler geçti. Sosyalizm ona kurtuluş yolunu gösterdi ve yüz binlerce savaşçı bir kılavuz olarak gördükleri kızıl bayrak altında toplandı. Grevler işçilere birlikten gelen güçlerini gösterdi, mücadeleyi öğretti, örgütlü emeğin sermaye için ne kadar dehşet verici olabileceğini gösterdi. İşçiler, kapitalistlerin ve hükümetin ancak işçilerin emeği sayesinde yaşayıp semirebildiğini gördüler. İşçiler birleşik mücadelenin ruhuyla, özgürlüğe ve sosyalizme duydukları özlemle ateşlendiler. İşçiler Çarlık otokrasisisin ne kadar karanlık ve şeytani bir güç olduğunun farkına vardılar. İşçilerin, mücadeleleri için özgürlüğe ihtiyaçları var ama Çarlık hükümeti onların elini ayağını bağlıyor. İşçilerin meclisin özgürlüğüne, örgütlenme özgürlüğüne, gazete ve kitapların özgür bırakılmasına ihtiyacı var. Ama Çarlık hükümeti örgürlük yolundaki her çabayı kamçıyla, hapisle, süngüyle bastırıyor. “Kahrolsun otokrasi!” çığlığı Rusya’yı boydan boya dolaşıyor, büyük işçi mitinglerinde, sokaklarda giderek daha sık yankılanıyor. Geçen yaz Güney Rusya’da on binlerce işçi, polis zulmünden kurtuluş ve daha iyi bir yaşam yolunda mücadele etmek için ayağa kalktı. Burjuvazi ve hükümet, büyük kentlerin bütün sanayi hayatını bir vuruşta felç eden işçilerin dehşetengiz ordusu karşısında titredi. İşçilerin davası için mücadele eden düzinelerce savaşçı, Çarlığın iç düşmanın üzerine yolladığı birliklerin kurşunları altında düştü.

Fakat yalnızca bu iç düşmanın emeğiyle yaşayan egemen sınıfların ve hükümetin, onu yenilgiye uğratabilecek bir gücü yok. Dünya üzerinde hiçbir kuvvet, gittikçe daha fazla sınıf bilinciyle kuşanarak, daha sıkı birleşerek ve örgütlenerek büyüyen milyonlarca işçiyi alt edemez. İşçilerin göğüslediği her yenilgi saflara yeni savaşçılar taşıyor, daha geniş kitleleri yeni hayata uyandırıyor ve onları yeni mücadelelere hazırlıyor.

Şu anda Rusya’da öyle şeyler yaşanıyor ki işçi kitlelerinin bu uyanışı daha da hızlı ve yaygın olmalı ve biz proletarya saflarını birleştirmek ve onu daha kararlı mücadelelere hazırlamak için alabildiğine çabalamalıyız. Savaş proletaryanın en geri kesimlerinin bile politik konular ve sorunlarla ilgilenmesini sağlıyor. Savaş, otokratik düzenin düpedüz çürmüşlüğünü, polisin ve Rusya’yı yöneten saray çetesinin haydutluğunu her zamankinden açık ve net bir biçimde gösteriyor. Halkımız kendi ülkesinde açlık ve yokluktan ölüyor; ama üzerinde başka ulusların yaşadığı binlerce mil uzaktaki yabancı topraklar uğruna yürütülen yıkıcı ve anlamsız bir savaşa sürülmüş durumdalar. Halkımız politik tutsaklık altında zulüm görüyor; oysa diğer halkları köleleştirmek için yürütülen bir savaşa sürülmüş durumdalar. Halkımız ülkedeki politik düzenin değişmesini talep ediyor; ama dikkatini dünyanın öteki ucunda patlayan silahların ateşine vermesi isteniyor. Ama Çarlık hükümeti, ulusun zenginliklerini ve Pasifik kıyılarında ölüme gönderilen genç insanların hayatını çarçur ettiği bu oyunda haddini aştı. Her savaş halkın üzerinde etki yapar ve kültürlü ve özgür Japonya’ya karşı yürütülen savaş Rusya üzerinde korkunç bir etki bıraktı. Bu etki, polis despotizmi yapısının uyanan proletaryanın darbeleriyle sarsıldığı bir zamanda geldi. Savaş hükümetin bütün zayıf noktalarını gösteriyor. Savaş bütün maskeleri indiriyor. Savaş bütün çürümüşlüğü gözler önüne seriyor. Savaş Çarlık otokrasisinin mantıksızlığını tüm insanlar için açık seçik hale getiriyor ve eski Rusya’nın, insanların oy hakkından mahrum edildiği, yok sayıldığı, sindirildiği Rusya’nın, polis hükümetine hala serflik bağlarıyla bağlı Rusya’nın can çekişmesini herkese gösteriyor.

Eski Rusya ölüyor. Onun yerini alacak yeni bir Rusya geliyor. Çarlık otokrasisini koruyan karanlık güçlerin sonu geliyor. Ancak yalnızca sınıf bilinçli ve örgütlü proletarya onlara öldürücü darbeyi indirebilir. Yalnızca sınıf bilinçli ve örgütlü proletarya, halkın sahte değil, gerçek özgürlüğünü kazanabilir. Yalnızca sınıf bilinçli ve örgütlü proletarya, halkı haklarını gaspetmek ve burjuvazinin elinde bir araçtan ibaret kılmak için aldatmaya yönelik olarak atılan adımları engelleyebilir.

Yoldaş işçiler! Öyleyse vakti gelen son kavga için iki kat enerjiyle hazırlanalım! Sosyal-Demokrat proleteryanın saflarını daha da sıklaştıralım! Proletaryanın sözü daha uzak meydanlarda yankılansın! İşçilerin talepleri için mücadele her zamankinden daha büyük bir cesaretle sürdürülsün. 1 Mayıs kutlaması davamıza binlerce yeni savaşçı kazansın ve bütün insanların kurtuluşu için, sermayenin boyunduruğu altında çalışan bütün herkesin özgürlüğü için yürütülen büyük mücadeledeki güçlerimizi daha da büyütsün!

Yaşasın sekiz saatlik işgünü!
Yaşasın uluslararası devrimci Sosyal-Demokrasi!
Kahrolsun haydut ve soyguncu Çarlık otokrasisi!

Nisan 1904

V. I.   Lenin


[/B]

Çevrimdışı Solplatform

  • Site Sorumlusu
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 321
1 Mayıs 2012 / " Yoldaş İşçiler! 1 Mayıs Geliyor"
« Yanıtla #1 : 23 Nisan 2012, 23:15:08 »




1 Mayıs' da

Yaşım yirmi
 Lenin sağ
 Kızıl Meydan'da
 Yüzellibin insan
 Otuzbeşyıl geçti aradan
 Yaşım yine yirmi
 Lenin yine sağ
 Kızılmeydanlar'da
 Bir milyon insan

Nazım Hikmet Ran

http://www.youtube.com/watch?v=PiSwZL0y4Ww&feature=related

Günlerin bugün getirdiği, baskı zulüm ve kandır
 Ancak bu böyle gitmez, sömürü devam etmez
 Yepyeni bir hayat gelir, bizde ve her yerde
 1 Mayıs, 1 Mayıs işçinin, emekçinin bayramı

 Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı
 Yepyeni bir güneş doğar, dağların doruklarından
 Mutlu bir hayat filizlenir, kavganın ufuklarından
 Yurdumun mutlu günleri, mutlak gelen gündedir
 1 Mayıs, 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı

 Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı
 Ulusların gürleyen sesi, yeri göğü sarsıyor
 Halkların nasırlı yumruğu, balyoz gibi patlıyor
 Devrimin şanlı dalgası, dünyamızı kaplıyor
 Gün gelir, gün gelir zorbalar kalmaz gider
 Devrimin şanlı yolunda kül gibi savrulur gider


http://www.youtube.com/watch?v=4XzE5lwhtdY



TÜRKİYE İŞÇİ SINIFINA SELÂM
 Türkiye işçi sınıfına selâm!
 Selâm yaratana!
 Tohumların tohumuna, serpilip gelişene selâm!
 Bütün yemişler dallarınızdadır.
 Beklenen günler, güzel günlerimiz ellerinizdedir,
 haklı günler, büyük günler,
 gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan,
 ekmek, gül ve hürriyet günleri.

Türkiye işçi sınıfına selâm!
 Meydanlarda hasretimizi haykıranlara,
 toprağa, kitaba, işe hasretimizi,
 hasretimizi, ayyıldızı esir bayrağımıza.

Düşmanı yenecek işçi sınıfımıza selâm!
 Paranın padişahlığını,
 karanlığını yobazın
 ve yabancının roketini yenecek işçi sınıfına selâm!

Türkiye işçi sınıfına selâm!
 Selâm yaratana!

Nazım Hikmet
 12 Ağustos 1962


Osmanlı döneminden kalma 1 Mayıs afişi

1 Mayıs için Türkçe’de ilk şiiri bir kadın şair yazmıştı: Yaşar Nezihe.



İşte 1880-1971 yılları arasında yaşayan Yaşar Nezihe (Bükülmez)’in yazdığı şiir:

1 MAYIS

ey işçi…
 bugün hür yaşamak hakkı seninken
 patronlar o hakkı senin almışlar elinden.

sa’yınla edersin de “tufeyli”leri zengin
 kalbinde niçin yok ona karşı yine bir kin?

rahat yaşıyor, işçi onun emrine münkâd;
 lakin seni fakr etmede günden güne berbâd.

zenginlere pay verme, yazıktır emeğinden.
 azm et de esaret bağı kopsun bileğinden.

sen boynunu kaldır ki onun boynu bükülsün.
 bir parça da evlatlarının çehresi gülsün.

ey işçi…
 mayıs birde bu birleşme gününde
 bişüphe bugün kalmadı bir mani önünde…

baştanbaşa işte koca dünya hareketsiz;
 yıllarca bu birlikte devam eyleyiniz siz.

patron da fakir işçilerin kadrini bilsin
 ta’zim ile, hürmetle sana başlar eğilsin.

dün sen çalışırken bu cihan böyle değildi.
 bak fabrikalar uykuya dalmış gibi şimdi.

herkes yaya kaldı, ne tren var, ne tramvay
 sen bunları hep kendin için şan-ü şeref say…

birgün bırakınca işi halk şaşkına döndü.
 ses kalmadı, her velvele bir mum gibi söndü.

sayende saadetlere mazhar beşeriyet;
 sen olmasan etmezdi teali medeniyet.

boynundan esaret bağını parçala, kes, at!
 kuvvetedir hak, hakkını haksızlara anlat.





  1 Mayıs'ın kökenleri nelerdir? Rosa Luxemburg

İşçilerin burjuvaziye ve egemen sınıfa karşı mücadelesi sürdükçe, bütün talepleri karşılanana dek, 1 Mayıs bu taleplerin her yıl dile getirildiği gün olacaktır. Ve daha güzel günler geldiğinde, dünya işçi sınıfı kurtuluşunu kazandığında, insanlık muhtemelen, zorlu mücadelelerin ve ödenen bedellerin anısına 1 Mayıs’ı yine kutlayacaktır .



Sekiz saatlik işgününü kazanmanın bir aracı olarak bir işçi bayramı kutlamasının kullanılması fikri ilk olarak Avustralya’da doğdu. İşçiler 1856’da, sekiz saatlik işgünü talepli bir gösteri olarak, mitingler ve kutlamalar eşliğinde bir günlük genel grev yapmaya karar verdiler. Bu kutlamanın tarihi de 21 Nisan olacaktı. İlk başta, Avustralyalı işçiler bunu sadece 1856 yılı için düşündüler.



Fakat bu ilk kutlama Avustralya’nın işçi kitlelerini ateşleyip yeni bir heyecana iterek, üzerlerinde o kadar güçlü bir etki yaratmıştı ki, bu kutlamanın her yıl yapılmasına karar verildi.



Sahiden, işçilere kendi başlarına karar verdikleri kitlesel bir iş bırakmanın verdiği özgücüne güven ve cesaretten fazlasını ne verebilirdi ki? Fabrikaların ve atölyelerin ebedi kölelerine kendi birliklerini bir araya getirmenin verdiği cesaretten daha fazlasını ne verebilirdi ki?



Böylece, bir işçi kutlaması fikri hızla kabul edildi ve Avustralya’dan yola çıkıp bütün bir işçi sınıfı dünyasını fethedene kadar diğer ülkelere yayılmaya başladı.



Avustralyalı işçileri ilk örnek alan Amerikalılar oldu. 1886’da 1 Mayıs’ın genel grev günü olmasına karar verdiler. O gün 200 bin Amerikalı işçi iş bırakarak 8 saatlik iş günü talebini yükseltti.



Sonrasında, polis baskısı ve yasal baskılar işçilerin tekrar bu ölçekte bir gösteri yapmasını yıllar boyunca engelledi. Ne var ki, işçiler 1888’de kararlarını yenilediler ve bir dahaki gösterinin 1 Mayıs 1890’da yapılmasına karar verdiler.



 Bu esnada, Avrupa’daki işçi hareketi güçlenmiş ve canlanmıştı. Bu hareketin en güçlü ifadesi, 1889’daki Uluslararası İşçi Kongresi’nde açığa çıktı. 400 delegenin katıldığı bu Kongre’de, sekiz saatlik işgününün birincil talep olmasına karar verildi.



Bunun üzerine Fransız sendikaları delegesi, Bordeauxlu işçi Lavigne, bu talebin bütün ülkelerde bir genel grevle dile getirilmesini önerdi. Amerikan işçileri delegesi ise yoldaşlarının 1 Mayıs 1890’da greve gitme çağrısını hatırlattı ve Kongre bu tarihi işçilerin uluslararası bir kutlama günü olmasına karar verdi.



Bu kez de, aynı otuz yıl önce Avustralya’da olduğu gibi, işçiler aslında bir günlük bir gösteri düşünmüşlerdi. Kongre bütün ülkelerin işçilerinin 8 saatlik iş günü için 1 Mayıs 1890’da birlikte gösteriler düzenlemelerine karar vermişti. Hiç kimse bu kutlamanın sonraki yıllarda da tekrarlanmasından söz etmemişti.



Doğal olarak, hiç kimse bu düşüncenin aniden başarı kazanıp, işçi sınıfları tarafından böylesine hızlıca kabul göreceğini önceden kesitremezdi. Ne var ki, 1 Mayıs gösterilerinin her yıl tekrarlanan ve süreğen bir kuramsallığa sahip olması gerektiğinin herkes tarafından anlaşıması ve hissedilmesi için 1 Mayıs’ı yalnızca bir kez kutlamak yeterli olmuştu .



1 Mayıs’ta, sekiz saatlik işgününün uygulanması talep edildi. Ama bir kez bu hedefe ulaşıldıktan sonra, 1 Mayıs’tan vazgeçilmedi. İşçilerin burjuvaziye ve egemen sınıfa karşı mücadelesi sürdükçe, bütün talepleri karşılanana dek, 1 Mayıs bu taleplerin her yıl dile getirildiği gün olacaktır. Ve daha güzel günler geldiğinde, dünya işçi sınıfı kurtuluşunu kazandığında, insanlık muhtemelen, zorlu mücadelelerin ve ödenen bedellerin anısına 1 Mayıs’ı yine kutlayacaktır.

Rosa Luxemburg’un 1894’te kaleme aldığı bu metin ilk olarak Lehçe olarak Sprawa Robotnicza’da yayınlandı.