Gönderen Konu: HDK Programı ve 1. Genel Kurul Sonuç Bildirgesi  (Okunma sayısı 8555 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3096
HDK Programı ve 1. Genel Kurul Sonuç Bildirgesi
« : 13 Mayıs 2012, 21:43:24 »
HALKLARIN DEMOKRATİK KONGRESİ PROGRAMI



HALKLARIN DEMOKRATİK KONGRESİ PROGRAMI

 

NEDEN BİR ARADAYIZ?

 

1. Bizler, halklarımıza yöneltilmiş tüm baskı ve haksızlıkları ortadan kaldırmak, barış içinde ve insanca yaşayabileceğimiz bir Türkiye’yi kurmak üzere bir araya geldik.

 

... 2. Türkiye'nin baskı ve sömürüye dayalı sistemi, egemenlerin iki ana siyasal akımı tarafından sürekli olarak yeniden üretilmekte, buna karşı mücadele eden tüm toplumsal direniş odakları ise baskı altında tutulmaya çalışılmaktadır. Ancak her dilden ve kültürden Türkiye halkları, mevcut sistemin ömrünü uzatmak için birbiriyle yarışmakta olan bu iki akım arasından birini; egemenlerin dayattığı neoliberal ve anti-demokratik düzen içinde, Türk-İslam sentezci veya ulusalcı anlayışlardan birini tercih etmek zorunda değildir.

 

3. Bugün dünyada hâkim olan kapitalist sistem, toplumsal yaşamı yıkmakta, insanı yalnızlaştırmakta, bireyi kendi emeğine, kimliğine, topluma ve doğaya yabancılaştırmaktadır. Bu durum karşısında ortak mücadele ve dayanışma ruhunu yeniden kurmak, sisteme karşı direnişin en önemli adımıdır.

 

4. Halktan, ezilenden, yok sayılandan, doğadan, emekten, özgürlükten, eşitlikten, barıştan, adaletten ve demokrasiden yana olanların yeni bir toplum, insanca bir yaşam için ortak mücadeleyi örgütlemelerinin zamanıdır.

 

5. Her türden baskı, sömürü ve ayrımcılığa karşı olan birey ve örgütlerin, halkın kendi yönetimini kurmasını sağlamak üzere, birlikte mücadele etmesinin zamanıdır.

 

6. Artık birleşik ve güçlü bir mücadele hem daha gerekli hem de daha mümkündür. Kongremiz bunun temel gücü olmaya adaydır.

 

7. Halkların dinmeyen mücadelesini ve arayışını temel alan bizler, bu genel görüşlerde ortaklaşıyoruz. Farklılıklarımızı zenginliğimiz olarak görüyor ve Kongre oluşum sürecinde bir araya geliyoruz.

 

NE YAPACAĞIZ?

 

8. Kongremiz, tüm demokratik muhalefet güçlerinin mücadele alanlarını, ortak mücadele alanı olarak görür ve buradan güç alır. Kongremiz, tüm ezilenlerin ve sömürülenlerin; işçilerin, emekçilerin, göçmenlerin, kadınların, köylülerin, gençlerin, emeklilerin, engellilerin, LGBT bireylerin, dışlanan ve yok sayılan bütün halkların, tüm inanç topluluklarının, yaşam alanları tahrip edilenlerin buluştuğu ortak bir mücadele zeminidir.

 

9. Kongremiz, Anadolu ve Mezopotamya'nın tarihsel ve toplumsal dokusunun inkârına dayalı, tekçi ve asimilasyoncu ulusal egemenlik anlayışına karşı, Türkiye’de yaşayan tüm halkların kültürlerinin ve kimliklerinin tanınmasını demokrasinin vazgeçilmez unsuru olarak görür. Kongremiz, halkların, başta anadilinde eğitim hakkı olmak üzere eğitim ve kültür politikalarının hazırlanmasına ve uygulanmasına katılımının hayata geçirilmesi için mücadele eder.

 

10. Kongremiz, mevcut anti-demokratik siyasal sisteme/düzene itirazı olanların gücünü açığa çıkarmayı ve bu gücü örgütleyerek, demokratik bir toplum yaratmayı amaçlar. Kongremiz, halkın yerelde karar alma ve uygulama süreçlerine en geniş katılımını sağlamayı amaçlayan ve tüm farklılıkların kendini özgürce ifade edebileceği siyasi ve idari modelleri hedefler.

 

11. Kongremiz, emperyalizmin bölgemiz halkları başta olmak üzere, dünya halkları üzerindeki egemenlik ve baskı politikalarına, onların askerî üslerine, ekonomik, siyasi anlaşmalarına ve kurumlarına karşı mücadele eder. Sömürgeciliğe, işgallere ve benzeri müdahalelere karşı çıkar, ezilen halkların direnişlerinden yana tutum alır. Uluslararası sermaye kurumlarının dayattığı neoliberal sömürü, soygun ve talan politikalarına karşı mücadele eder.

 

12. Kongremiz, bölgemiz halklarıyla mücadele birliğini savunur. Tüm dünya halklarının mücadelelerini kendi mücadelesi sayar ve enternasyonal dayanışmayı yükseltir.

 

13. Kıbrıs'ın kaderi üzerinde söz sahibi olabilecekler sadece Kıbrıslılardır. Kongremiz Kıbrıs halklarının kendi kaderlerini tayin etmelerine engel olabilecek her türlü dış müdahaleye ve işgale son verilmesi, tüm yabancı güçlerin adadaki askeri kuvvetlerini şartsız geriye çekmesi için mücadele eder.

 

DEMOKRASİNİN KAZANILMASI

 

14. Kongremiz, ezilen ve sömürülen halkların, işçi ve emekçilerin, kadınların ve gençlerin bugüne kadar verdikleri ekonomik, sosyal ve siyasal mücadeleleri kendi mücadelesi ve deneyimleri olarak görür. Bu mücadelelerin ürünü olarak toplumda güçlü bir demokratikleşme isteği ve özgürlükler lehine bir beklenti ortaya çıkmıştır. Bu beklentileri karşılamak üzere başlatılan bir girişim olarak Kongremiz, askerî ve bürokratik vesayete; otoriter, katı merkeziyetçi siyasi/idari yapılanmaya ve hukuk adı altında dayatılan anti-demokratik yasalara, uygulayıcı kurumlara ve yerel idarelerin piyasaya terk edilmesine karşı mücadele yürütür.

 

15. Kongremiz merkezi idarenin yerel yönetimler üzerindeki vesayetini, demokrasinin kazanılmasının önünde önemli bir engel olarak görür. Askerî-sivil bürokrasinin egemenliğine karşı, halkın kendi kendini yönetebileceği mekanizmaların geliştirilmesini savunur ve bu uğurda mücadele eder.

 

16. Demokrasiyi temsili bir meclisle sınırlı görmeyen Kongremiz, halkın tartışma, örgütlenme ve karar mekanizmalarına katılımının önündeki tüm engellerin kaldırılmasını, her düzeyde halk denetiminin geliştirilmesini savunur. Kongremiz, İlçe-İl ve Bölge Halk Meclisleri gibi örgütlenmelerle, halkı siyasetin öznesi haline getirmek için mücadele eder. Halkların ihtiyaç duyduğu çeşitli yönetim biçimlerini ve özerklik modellerini geliştirmenin zeminini yaratır.

 

17. Kongremiz, baskı ve şiddeti bir yönetim tarzı olarak benimseyen devletin yetkilerini sınırlayarak, düşünce, basın, ifade, örgütlenme ve eylem hakkı başta olmak üzere, temel hak ve özgürlüklerin hayata geçirilmesini savunur.

 

18. Kongremiz, 12 Eylül darbe anayasasının ortadan kaldırılmasını, tüm kurumlarının dağıtılmasını, fiili uygulamalarına son verilmesini, darbecilerin yargılanarak cezalandırılmasını hedefler.

 

19. TMK, TCK ve Özel Yetkili Mahkemeler kıskacındaki adaletsiz, otoriter ceza sisteminin değiştirilmesi ve cezaevlerinde tecrit uygulamalarının kaldırılması için mücadele eder; yargının bağımsızlığını ve demokratikleştirilmesini savunur.

 

20. Cinsiyetçi olmayan, ulusu ve yurttaşlığı etnik kimliklerden arındıran, tekçi olmayan; tüm kimlik, dil, kültür ve inançların varlığını kabul ederek güvence altına alan, ekolojik, çoğulcu, eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik bir anayasayı, demokrasinin kazanılması için önemli bir mücadele alanı olarak kabul eder. Kongremiz, anayasa yapmayı anti-demokratik yasalarla oluşturulmuş, halk temsiliyetini sınırlayan parlamento bileşimine bırakmaz. Uzun soluklu bir halk mücadelesi ile taleplerini görünür kılarak, anayasayı halkla birlikte inşa etmeyi hedefler. Siyasi partiler ve seçim yasalarının, halk iradesinin sınırsız ve barajsız açığa çıkmasını sağlayacak şekilde demokratikleşmesi için mücadele eder.

 

Kürt sorunu; barış ve demokratik çözüm21. Kongremiz, tüm kimliklerin farklılıklarıyla varlığını korumayı savunur; eşit ve özgür yurttaşlık hukuku içerisinde yaşama hakkına sahip olduklarını, temel bir ilke olarak kabul eder. Kürt halkının temel hak ve özgürlüklerine bu ilkesel tutum çerçevesinde yaklaşan Kongremiz, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana çözümsüzlüğe mahkûm edilen Kürt sorununun, barışçıl demokratik ve eşit haklara dayalı çözümünü savunur, bunun için mücadele eder. Yakılarak yıkılan boşaltılan köylerden zorla göç ettirilen yurttaşlarımızın geri dönüş hakkının sağlanmasını savunur. Kongremiz, Kürt halkının Demokratik Özerklik kararını, Kürt sorununun çözümünde önemli bir girişim olarak değerlendirir. Demokratik Özerkliğin, aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesinde, halkların özgür ve gönüllü birliğinde önemli bir rol oynayacağını savunur.

 

EMEK MÜCADELESİ

 

22. Kongremiz, kapitalizme, emek sömürüsüne, yolsuzluk ve talana; gelir dağılımındaki uçuruma, açlık ve yoksulluğa karşı mücadele eder. Kongremiz, esnek, güvencesiz ve sigortasız, çalışmaya; sağlıksız ve güvensiz ortamlarda çalıştırmaya; sendikasızlaştırmaya, taşeronlaştırmaya, kazanılmış hakların gaspına karşı, işçi sınıfının haklarını savunur ve kazanımlar için mücadele eder. İşsizliğe, işçi kıyımlarına ve iş cinayetlerine karşı insanca yaşam kavgası veren işçi ve emekçilerin, yıkıma sürüklenen küçük esnafın, ürününün karşılığını alamayan üretici köylünün yanında yer alır. Kadın işçi ve emekçilerin üretim sürecindeki eşitsiz konumlarına karşı verdikleri mücadeleyi destekler. Ev içi emeğin değer ürettiğini tanır ve ev emekçisi kadınların sosyal hakları için mücadele eder. Çocuk işçiliğin ortadan kaldırılması için; göçmenler ve mevsimlik tarım işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarının insanca olması için mücadele eder. Tüm kimlik ve inançlardan işçi ve emekçilerin siyasete daha güçlü ve örgütlü müdahalesinin olanaklarını yaratmak ve emeğin örgütlenmesinin önündeki tüm engelleri kaldırmak için çaba gösterir.

 

23. İş Yasası, Sendikalar Yasası ile Toplu Sözleşme ve Grev Yasası ve çalışma yaşamına dair tüm yasaların, işçilerin, kamu emekçilerinin, emeklilerin ve işsizlerin haklarını güvence altına alacak şekilde yeniden düzenlenmesi; örgütlenme özgürlüğü önündeki bütün engellerin kaldırılması; toplu sözleşme ve grev hakkının özgür biçimde kullanılması, lokavtın yasaklanması için mücadele eder.

 

24. Kongremiz, kamu hizmetlerinin ticarileştirilmesine ve piyasalaştırılmasına karşıdır; herkesin eşit, nitelikli, ulaşılabilir, yeterli ve parasız kamu hizmeti alabilmesi için mücadele eder. Herkesçe erişilebilir, parasız, cinsiyetçi olmayan, halk sağlığı ilkelerine dayanan ve anadilinde sağlık hizmetinin gerçekleştirilmesini savunur. Engellilerin toplumsal yaşama katılımlarının önündeki bütün engellerin kaldırılması, çalışma ve sağlık haklarının güvence altına alınması için mücadele eder.

 

25. Çökme noktasına getirilen tarım ve hayvancılık, tekellerin ve tüccarın insafına terk edilmiştir. Kongremiz, tarımsal destekleri yok eden, tarım satış kooperatifleri ve birliklerini güçsüzleştiren yasaların, ürün kotalarının kaldırılmasını ve tekellerin çıkarına endeksli politikalar altında ezilen üretici köylülüğün hak ettiği insanca yaşama kavuşmasını hedefler.

 

26. Bilim ve sanat alanında üretenlerin, emekçilerin haklarını destekler. Bu alanda üretilen ürünlerin herkesçe ulaşılabilir olması için mücadele eder.

 

27. Kongremiz, insanın insana kulluğunun son bulacağı sömürüsüz bir düzeni amaçlar.

 

HALKLAR ve İNANÇLAR

 

28. Bu topraklarda yaşayan tüm halkların toplumsal ve tarihsel dokusuna aykırı olan tekçi, inkârcı, asimilasyoncu egemenlik sistemine karşı, tüm halkların, kimliklerin, dillerin, kültürlerin eşit, özgür ve gönüllü birlikte yaşamını savunan Kongremiz, bunun gerçekleşmesi için mücadele eder. Egemenlerin Ermeni, Rum, Süryani, Kürt, Laz, Çerkes, Arap, Roman, Çingene, Musevi, Pomak, Boşnak, Gürcü, Nusayri, Tatar, Ezidi, Hemşinli, Türkmen, Zaza, Mahallemi, Azeri, Arnavut ve tüm halklara yönelik soykırım, katliam, imha, inkâr, sürgün, aşağılama ve asimilasyon politikalarına karşı durur; geçmişte yaşanan katliamların ve karanlık tarihin aydınlatılması, yüzleşme ve hesaplaşmanın sağlanması için mücadele eder. Anadil hakkını temel bir hak olarak kabul eder.

 

29. Kongremiz, Aleviler, Hıristiyanlar, Museviler, Ezidiler gibi ezilen ve dışlanan tüm inanç ve kültürel grupların üzerindeki baskıların kaldırılması için mücadele eder. Devletin dini biçimlendirme aracı olarak işleyen Diyanetin kaldırılmasını, inanç sembolleri üzerindeki her türlü baskıya son verilmesini, inanç ve ibadetin inananların vicdanına bırakılmasını savunur. Zorunlu din dersinin kaldırılması, Alevilerin eşit yurttaşlık haklarının kabulü, Cemevlerinin ve ayrımcılığa maruz kalan tüm inançların ibadet yerlerinin statüye kavuşturulması, yaşanan tüm kimlik sorunlarının eşit haklar temelinde çözülmesi hedefi ile hareket eden Kongremiz, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, inananların ve inanmayanların, tüm kimliklerin kendilerini özgürce ifade etmesinin olanaklarının yaratılması için mücadele eder. Kongremiz, İslamiyetin sermaye düzeninin payandası yapılmasına karşı çıkan Müslümanların diğer ezilenlerle birlikte ortak mücadele örgütü olduğunu vurgular.

 

KADINLARIN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ VE LGBT BİREYLER 30. Kongremiz, erkek egemen sistemin (patriarkanın), toplumun her alanında kök salmış sistematik bir egemenlik biçimi olduğunu kabul eder. Erkek egemenliğin, diğer tüm egemenlik ve sömürü biçimlerinin (sınıfsal, ulusal, inançsal) karşısında özgül bir ezme ve sömürü biçimi olduğunu kabul eder. Bu anlayışla kadınların toplumsal açıdan maruz kaldığı her türlü ezilme ve sömürülme ilişkisinde kadınlardan yana tutum alır. Kadınların özgürleşme (kurtuluş) mücadelesini tanır ve destekler. Bunun için başta kendi içindeki cinsiyetçilikle mücadele olmak üzere, tüm cinsiyetçi ilişkilere ve dile karşı mücadeleyi görev bilir.

 

31. Kongremiz, kadın emeğinin görünür kılınması ve örgütlenmesinin önündeki tüm engellerin kaldırılması için çalışır. Kadın emeğinin çifte sömürüsüne karşı mücadele eder. Ücretli ya da ev içi karşılıksız emek kıskacındaki kadının örgütlenmesinin önündeki her türlü engelle mücadele eder ve kadın hareketleriyle dayanışır.

 

32. Kongremiz, kadınların özgürlüğü mücadelesinde temel güç olan kadınların örgütlülüğüne inanır, kadınların örgütlenmesinin önündeki her türlü engelin kaldırılması için mücadele eder ve kadın kurtuluş hareketiyle ilişki içindedir.

 

33. Kongremiz, ekonomik, toplumsal, siyasal, hukuki ve sosyal alanda erkek egemen sistem nedeniyle geri plana itilen kadınların yaşadığı eşitsizliğe karşı, fiili ve gerçek bir eşitliğin sağlanması için en etkili yöntem ve araçlarla mücadele eder. Tüm kurul ve çalışma alanlarında kadınların eşit katılım ve temsil hakkını gözetir.

 

34. Kongremiz, kadınların bedenini ve cinselliğini denetleyen ve kadınlar üzerinde erkeklerin tahakküm kurmak için kadınlara karşı sistematik bir şekilde yürüttüğü devlet ve erkek şiddetinin her biçimine karşı mücadele eder. Kadınları aileden bağımsızlaştırarak erkek şiddetinden korumak için ekonomik ve sosyal politikaları benimser.

 

35. Kadınlar üzerinde kurulmuş olan her türlü egemenliğe, ayrımcılık ve baskıya karşı mücadele eder. Kadınlara yönelik erkek şiddetine karşı tutunduğu tavır dolayısıyla, kadına yönelik cinsel şiddetin tanınması ve soruşturulmasında kadının beyanı esastır ilkesini kabul eder.

 

LGBT bireyler 36. Kongremiz heteroseksizmi bir tür ırkçılık olarak görür. Lezbiyen, gey, biseksüel ve transseksüellerin maruz kaldıkları homofobi ve transfobi temelli ayrımcılığa ve şiddete karşı mücadele eder. LGBT bireylerin özgürleşmesinin heteroseksüelleri de özgürleştireceğini savunur. Heteroseksüelliği zorunluluk olarak gösteren ve dayatan nefret söylemine ve nefret suçlarına karşı mücadele eder.

 

EKOLOJİ VE YAŞAM

 

37. Kongremiz, yaşam alanlarına sahip çıkan halkımızın mücadele gücü ve kararlılığından ilham alır. Kapitalizmin doğayı, doğal varlıkları ve yaşamı metalaştırarak sömürmesine karşı, Kongremiz insanı doğanın efendisi değil, bir parçası olarak görür. Doğanın, insanın, hayvanların ve tüm canlıların yaşam haklarının garanti altına alınmasını savunur. Kongremiz, kırda ve kentte, doğa ve yaşam haklarını savunma ve yaşam ortamlarını koruma mücadelesi verenlerin dayanışmasını güçlendirmeyi, bu mücadeleleri ortaklaştırmayı ve taleplerini siyaset zeminine taşımayı görev edinir.

 

38. Kongremiz, suyun ve doğanın ticarileştirilmesine, piyasa temelli enerji politikalarına ve projelerine karşı mücadele eder. İnsan-doğa-enerji ilişkisini kullanım değeri üzerinden tarif eden Kongremiz, insani ihtiyaçlar için gereken ve geçimlik tarımda kullanılan suya parasız, temiz ve yeterli miktarda erişim hakkının güvence altına alınmasını hedefler.

 

39. Kongremiz, su kullanım hakkı anlaşmalarına, karbon ticaretine, yaşamı yok eden başta HES (Hidroelektrik Santralleri) projeleri ile termik, nükleer santral gibi enerji politikalarına ve ekolojik yıkıma yol açan maden işletmeciliğine, endüstriyel atık ve kirlilik sonucunda yaşam alanlarının tahrip edilmesine, küresel iklim değişikliğinin nedenlerine ve sonuçlarına karşı mücadele eder.

 

40. Kentlerin doğasızlaştırılmasına; kenti yağmalayan kentsel dönüşüm projelerine; tarihi, kültürel varlıkların ve kamusal alanların gasp edilmesine; sermayenin tüm yıkıcı kır ve kent politikaları ile çevresel hizmetlerin özelleştirilmesine ve piyasalaştırılmasına karşı mücadele eder, herkes için insanca barınma ve ulaşım hakkını savunur. Kongremiz, doğal, tarihi ve kültürel varlıklara ilişkin korumaları kaldırmayı amaçlayan mevzuat saldırılarının da karşısında durur. Deprem, sel ve toprak kayması gibi doğal felaketlere karşı gerekli tedbirlerin alınması için mücadele eder.

 

GENÇLİK

 

41. Kongremiz, gençliğin siyasete aktif katılımının ve temsiliyetinin bir zeminidir. Gençliği işsizliğe, ucuz işgücü sömürüsüne mahkûm eden kapitalist politikalarla mücadele eden Kongremiz, ayrımcı, cinsiyetçi, milliyetçi, tekçi ve niteliksiz eğitim anlayışını reddeder; herkese yaşam boyu, parasız, eşit, demokratik, bilimsel, anadilinde ve ulaşılabilir eğitim hakkının sağlanması ve çalışma yaşındaki her gence iş olanağı yaratılması için mücadele eder. Rekabetçi ve eşitsizliğe dayanan ve eşitsizliği derinleştiren sınav sistemini reddeder. Üniversitelerin akademik ve bilimsel özgürlüğünü, YÖK'ün kaldırılmasını, üniversitede kendi bileşenleriyle yönetme modelini savunur. Üniversitelerde başörtüsü özgürlüğünü savunur. Zorunlu din ve milli güvenlik derslerinin kaldırılmasını savunur. Liselerde polis-idare baskısına karşı mücadele eder.

 

42. Yaş ve tecrübe hiyerarşisini (gerontokrasi) reddeder.

 

43. Kongremiz, zorunlu askerlik uygulamasının kaldırılması ve vicdani ret hakkının yasalarca güvence altına alınması için mücadele eder.

 

*****

Bizler, seçim sürecinde oluşturduğumuz Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku'nun ortaya çıkardığı başarının yarattığı umut ve heyecanla tüm toplumsal muhalefet kesimlerini, demokratik direniş odaklarını, demokrasi, eşitlik ve barış mücadelesi veren tüm özneleri, ortak bir mücadele hattında buluşturmanın tam zamanı olduğunu düşünüyoruz. Kongre sürecinde farklılığımızı ve çeşitliliğimizi birlikte mücadelemizi güçlendirecek temel politik değerler olarak görüyor, tüm ezilenlerin birliği için attığımız bu ilk adımda herkesi birlikte yol almaya çağırıyoruz.

HALKLARIN DEMOKRATİK KONGRESİ



&
[/SIZE]



ANKARA - Halkların Demokratik Kongresi 1. Genel Kurulu, sonuç bildirgesinin açıklanması ile son buldu. İki günlük genel kurul ardından hazırlanan sonuç bildirgesinde, "HDK 1. Genel Kurulu, hareketimizin bu süreçten, 8 Mart, Newroz, ve 1 Mayıs etkinlik ve mücadelelerinden güçlenerek çıktığını saptamıştır" denildi.

Bir parti kurarak, Yerel Seçimlere, Cumhurbaşkanlığı Seçimine ve Genel Seçime etkin politik müdahale kararı alan Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Türkiye'de demokrasinin kazanılması, Kürt sorununda barışçı ve eşit haklara dayalı demokratik bir çözüme yönelik müzakerelerin başlatılması gerekliliğinin önemini vurguladı. Sonuç bildirgesinde, HDK'nin emekçi halklara yönelik ekonomik ve sosyal saldırıların durdurulması, Türkiye sermayesinin Suriye'ye askeri müdahale planlarının boşa çıkarılması için mücadelenin yükseltilmesi konusunda tam bir mutabakat içinde olduğu belirtilirken, "HDK, bu anlayışıyla toplumsal muhalefetin sesi ve kürsüsü, ezilen ve sömürülenlerin umudu ve geleceği olacağının bilincindedir ve bunun gereklerini yerine getirecektir" denildi.

Halkların Demokratik Kongresi 1. Genel Kurulu Sonuç Bildirgesi şöyle:

"Türkiye'nin bütün bölgelerinden, 64 ilden birey, kurum, örgüt ve partilerden bileşenleri ve birlikte mücadele yürüttüğü emek, barış ve demokrasi güçlerinin de katılımıyla, Dünyanın dört bir yanında ezilen ve sömürülen halkların, sömürüsüz, baskısız ve eşitlikçi bir düzen arayışını sürdürdüğü koşullarda toplanan HDK 1. Genel Kurulu, hareketimizin bu süreçten, 8 Mart, Newroz, ve 1 Mayıs etkinlik ve mücadelelerinden güçlenerek çıktığını saptamıştır.

Kuruluş sürecinin kendine has soru ve sorunlarını aşarak, politik ve örgütlenme alanında önemli mesafeler katerek canlı, dinamik bir sürecin devamında gerçekleşen Genel Kurul, canlı, eğitici, eleştirel, özeleştirel ve öğretici bir tartışma ortamında yapılmış; Genel Kurul, kuruluştan bu yana geçen yaklaşık 7 ayda sürdürülen çalışmaları değerlendirmiş; eksik ve zaafları tespit etmiş, yeni siyasal ve örgütsel kararlar almış, tartışmalardan güç ve moralle çıkmıştır.

HDK 1. Genel Kurulu, sürdürülen tartışmalar sonunda, HDK'nin uluslararası ilişkileri, Ortadoğu politikaları, Filistin halkı ve tutsaklarıyla dayanışma, Kürt sorununda eşit haklara dayalı demokratik çözüm ve barış meselesi, AKP Hükümeti'nin siyasal, ekonomik ve sosyal alanlardaki baskı ve saldırılarına karşı mücadele, yerel seçim, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve genel seçimler, parti kuruluşu, ekolojik yıkıma karşı mücadele, artan nefret suçlarına ve cinayetlerine, kadına yönelik şiddete ve kadın cinayetlerine, ulusal istihdam stratejisine, işçi cinayetlerine, eğitim, kültür ve sanatın gericileştirilmesi, sağlığın piyasalaştırılması yönündeki saldırılara karşı ve “yeni anayasa” çalışmalarına ilişkin tartışmalar yürüterek kararlar aldı.

Türkiye'de, Ortadoğu'da ve dünyadaki gelişmeleri değerlendiren Halkların Demokratik Kongresi (HDK), bir parti kurarak, Yerel Seçimlere, Cumhurbaşkanlığı Seçimine ve Genel Seçime etkin politik müdahale kararı almıştır. Türkiye'de demokrasinin kazanılması, Kürt sorununda barışçı ve eşit haklara dayalı demokratik bir çözüme yönelik müzakerelerin başlatılması gerekliliğinin önemini vurgulayan HDK 1. Genel Kurulu, emekçi halklara yönelik ekonomik ve sosyal saldırıların durdurulması, bölgesel hakimiyet peşinde koşan Türkiye sermayesinin Suriye'ye askeri müdahale planlarının boşa çıkarılması doğrultusundaki mücadelenin de yükseltilmesi konusunda tam bir mutabakat içindedir.

HDK 1. Genel Kurulu, cemaatler ve sermaye sahiplerinin bir koalisyonu olan AKP Hükümeti'nin, sosyal hakların budanmasından, özgürlüklerin ayaklar altına alınmasından; polis şiddetinden, cezaevlerindeki zulümden doğrudan doğruya sorumlu olduğunu saptayarak mızrağın sivri ucunu AKP iktidarına yöneltmenin bugünkü siyasetinin hakim yaklaşımını oluşturduğunu, tüm sömürü ve baskının, mevcut statükonun savunucusu ve sürdürücüsü güçlere karşı mücadeleyi bir kez daha vurguladı. Toplumsal muhalefet güçlerinin de, AKP'nin iç çelişkileriyle oyalanmadan, ancak bu iktidara karşı açık ve dolaysız siyasal ve toplumsal mücadele yürüterek güçlenebileceğine dikkat çekti.

HDK 1. Genel Kurulu, AKP iktidarının ekonomik, sosyal ve siyasal saldırılarına karşı, toplumda tepki ve mücadeleler gelişmekle birlikte, henüz hükümeti ve sermayeyi tehdit edecek ve geri adım attıracak bir hareketin, güçlü ve birleşik bir emek, barış ve demokrasi cephesi düzeyinde ortaya çıkmadığını; demokrasi ve özgürlükler alanındaki talepleri suiistimal etmekte “ustalık dönemi”ne erişen AKP Hükümetinin, hak arayışlarına karşı yer yer darbe koşullarını hatırlatan uygulamalara girişmesine karşın, onun gerçek yüzünü açığa çıkaracak ve bir çekim merkezi olacak şekilde bir siyasal ve toplumsal oluşum sağlanabilmiş olmadığını tespit etti.

Bunu yapabilecek kapsayıcı temel gücün HDK olduğunu belirleyerek bu durumun tarihsel ve güncek sorumluluklarına dikkat çeken HDK 1. Genel Kurulu, bu tespitlerden hareketle, yaptığı çalışmalar ve örgütlenmesiyle, emek, demokrasi, ekoloji, kadın, LGBT bireyler, gençlik, özgürlükler gibi alanlarda bir seçenek, bir mücadele odağı, direnme gücü ve birleşme merkezi haline geldiğini gösterme, yerelleşme, il, ilçe, mahalle meclislerine dayanan bir hareket yaratma becerisini gerçekleştirme kararlılığını özenle ve coşkuyla vurguladı.

Türkiye'nin, emperyalist güçlerin uluslararası politikalarına, neo liberal uygulamalara ve bunlara eklemlenmiş hükümet planlarına mahkum olmadığını vurgulayan HDK 1. Genel Kurulu, ülkemiz halklarının barışı, eşitliği ve özgürlüğü hak ettiğini ve barışın, eşitliğin ve özgürlüğün kazanılması için, işçi sınıfının ve emekçilerin, ezilen ve sömürülen halkların birleşik mücadelesini örgütleyip yükseltmenin tek çıkar yol olduğuna dikkat çekti. Bu amaçla, AKP Hükümeti'nin saldırılarının püskürtülmesi, TMY ve Özel Yetkili mahkemelerle özgürlük ve barış mücadelelerine karşı sürdürülen saldırılara karşı ve bir halk seçeneğinin yaratılması için HDK'nin kapsayıcılığını genişletmesi, mücadelenin yükseltilmesi gerektiğine işaret etti.

HDK, bu anlayışıyla toplumsal muhalefetin sesi ve kürsüsü, ezilen ve sömürülenlerin umudu ve geleceği olacağının bilincindedir ve bunun gereklerini yerine getirecektir."

Genel Kurul'da tüzükte de değişiklikler yapıldı. Buna göre, delegelik sistemi değiştirildi, il ve ilçe meclislerinin yürütmelerinin yalnızca delegelerden değil, delege olan ya da olmayan meclis üyelerinden oluşturulmasına karar verildi. Kongre kurullarında toplanma ve karar yeter sayısı değiştirildi.

Sonuç bildirgesinin okunmasının ardından Genel Kurul, "Yaşasın Halkların Demokratik Kongresi" sloganı ile sona erdi.

ANF NEWS AGEN
[/B]
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3096
HDK Programı ve 1. Genel Kurul Sonuç Bildirgesi
« Yanıtla #1 : 14 Mayıs 2012, 23:28:43 »
HDK,  ezilenleri,kent ve kır yoksullarını,emekçileri,kısaca tüm toplumsal muhalefeti,  ülke çapında bir araya toplamaya çalışan ,ülke halklarının oluşturduğu Halk Meclisleridir.

Bir anlamda,merkezi iktidar dışında saydığımız kesimlerin oluşturduğu ERK ODAKLARI olma yolunda oluşumlardır.

Bu bağlamda Demokratik Özerklik,bu oluşumun pratikte yaşam bulmasında son derece önemli bir taleptir.

Demokrartik Özerklik aynı zamanda bu oluşumların gerçek birer erk odağı olabilmesinin önünüde açacaktır.

Ancak HDK nın son kongrede aldığı Partileşme kararı,bence bu yapılanmanın işlevinin dışında,son derece yanlış bir karardır.

Bu oluşum içersinde farklı siyasi oluşumlar olabilir,ancak bu oluşumların birliğini sağlamak,bunları bir üst çatıda birleştirmek hem yanlış hemde HDK nın  işlevinin ötesinde bir eylemliliktir.

Doğru olan,bu yapılanmanın içersindeki siyasi oluşumların örgütsel bağımsızlıklarını koruyarak,bu yapılanma içersinde yer almalarıdır.

Şimdiden birileri sınıf hareketini,ulusal hareketin peşine takma amacı güttüğü  savıyla HDK lara karşıt tavır içersine girdiler.

İşte tamda bu nedenle HDK içersindeki bileşenlerin örtgütsel bağımsızlıkları  çok önemli.

O birileri sınıf,sınıf diye dursunlar,sınıf hareketinin per perişan hali herkesin gözü önünde.

Onlar kendi dükkanlarında,sınıfçılık oynamaya devam etsinler.

Eğer gerçekten sınıf devrimcisiyiz diyorlarsa,bilmeliler ki sınıf hareketinin gelişimini sağlamanın yolu KÖH ile,örgütsel bağımsızlığını koruyarak bir araya gelmekten,birlikte davranmaktan geçer.


veda
« Son Düzenleme: 15 Mayıs 2012, 07:12:20 Gönderen: veda »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimdışı YürekAtışı

  • İleti: 257
HDK Programı ve 1. Genel Kurul Sonuç Bildirgesi
« Yanıtla #2 : 15 Mayıs 2012, 00:17:34 »
Komünistler Her Zaman Olduğu Gibi "İdeolojik bağımsızlıklarını Korumak" Şartıyla Bu Oluşumların İçerisinde KESİNLİKLE Yer Almalıdır. Sınıf Hareketininde Bir İvmelenme İçerisine Gireceği Günler Yakındır ki, Bu Şartlar Dahilinde O Günlerin Hazırlığı Olarak Değerlendirilecektir...
İNSAN...

Çevrimdışı şibusa

  • İleti: 33
HDK Programı ve 1. Genel Kurul Sonuç Bildirgesi
« Yanıtla #3 : 15 Mayıs 2012, 01:31:57 »
At ile at arabası doğru yerlerde mi sizce ? :confused:

Çevrimdışı YürekAtışı

  • İleti: 257
HDK Programı ve 1. Genel Kurul Sonuç Bildirgesi
« Yanıtla #4 : 15 Mayıs 2012, 02:20:48 »
Şibusa Sen Kötü Bir şey söyledin sanırım :) Şibusa eleştirilerini açık bir dille cesaretle yap, tartışalım, benim gözümde tanrıdan başlayarak varolan ve olmayan hiç bir şey eleştiriden muaf değildir. Atı da Tartışalım, At Arabasını da...
İNSAN...

Çevrimdışı şibusa

  • İleti: 33
HDK Programı ve 1. Genel Kurul Sonuç Bildirgesi
« Yanıtla #5 : 15 Mayıs 2012, 20:07:41 »
Eleştiri yapmadım, sadece soru sordum. Emek eksenli bir politik hatta sosyalist ve ulusal hareketlerin ideolojik,siyasal konumları... Sanırım teşbihe takıldınız, sorumu geri çektim.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3096
HDK Programı ve 1. Genel Kurul Sonuç Bildirgesi
« Yanıtla #6 : 15 Mayıs 2012, 21:12:16 »
Emek Eksenli Politik bir Hat ,çünkü hareketin tabanı,tüm ezilenler,yani,işçiler,yoksul köylüler,kısacası tüm ezilenler.
"Ulusal" ve Sosyalist Hareketlerin ideolojik ve siyasal konumlarına gelince,her bileşenin kendi örgütsel bağımsızlıklarını,kendi programlarını koruyarak, birlikte hareket etmeleri.
Umarım şibusa dostum,soruduğunuz soruya yanıt verebilmişimdir.
Dostlukla

veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimdışı YürekAtışı

  • İleti: 257
HDK Programı ve 1. Genel Kurul Sonuç Bildirgesi
« Yanıtla #7 : 16 Mayıs 2012, 00:13:58 »
Şibusa, HDK Gibi Kuruluşların İçerisinde bulunmak ve hatta bunların içerisinde emek eksenli politikaları hakim kılmak için "lüzumu kadar" mücadele etmek bence komünistlerin görevlerinden olmalıdır. Eleştiri olarak algılamamın temelinde yazdığın teşbihten ibaret metin vardır. Ama tabi ki eleştirilebilir...
İNSAN...

Çevrimdışı sgencer

  • İleti: 27
Ne yapalım?
« Yanıtla #8 : 16 Mayıs 2012, 21:17:44 »
Değerli yürek atışı kardeşim müdahale etmek çok iddialı bir tez. Maalesef kendimizi merkeze koyunca hep müdahale ediyoruz moda deyimle biz çekiç olunca herkes çivi oluyor.
Komünist bir müdahale ancak ortada komünist olursa olur. Ortada komünistlerin birliği yok, Parti yok. Dolayısıyla komünist yok.
Bu süreci takip etmeli öğrenmeli ama mutlaka kendi kozamızı örmeliyiz.
Başka türlü hem kendimizi hem de başkalarını yanıltmış oluruz.
Kongre hareketi tüm iyi niyetine rağmen komünistlerin birliği ile karıştırılamaz. Önemlidir, saygıyı ve eleştiriyi hak etmektedir.
Bize düşende her namuslu insan gibi yerli yerine koymak olmalıdır.

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1836
HDK Programı ve 1. Genel Kurul Sonuç Bildirgesi
« Yanıtla #9 : 17 Mayıs 2012, 12:52:10 »
Halkın İktidarı için Yola Koyuluyoruz!

http://www.youtube.com/watch?v=od3ZKkkB0O4&feature=relmfu

Bize düşen Demokrasinin malzemesinden çaldırmamaktır!

http://www.youtube.com/watch?v=UfFIHCKu1c8
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3096
HDK Programı ve 1. Genel Kurul Sonuç Bildirgesi
« Yanıtla #10 : 17 Mayıs 2012, 13:23:27 »
Alıntı yapılan: sgencer;3341
Değerli yürek atışı kardeşim müdahale etmek çok iddialı bir tez. Maalesef kendimizi merkeze koyunca hep müdahale ediyoruz moda deyimle biz çekiç olunca herkes çivi oluyor.
Komünist bir müdahale ancak ortada komünist olursa olur. Ortada komünistlerin birliği yok, Parti yok. Dolayısıyla komünist yok.
Bu süreci takip etmeli öğrenmeli ama mutlaka kendi kozamızı örmeliyiz.
Başka türlü hem kendimizi hem de başkalarını yanıltmış oluruz.
Kongre hareketi tüm iyi niyetine rağmen komünistlerin birliği ile karıştırılamaz. Önemlidir, saygıyı ve eleştiriyi hak etmektedir.
Bize düşende her namuslu insan gibi yerli yerine koymak olmalıdır.

Sovyetler Komünistlerin Birliği miydi?
Hayır!
Sovyetler içersinde Komünistler yer almış mıydı?
Evet!
HDK Komünistlerin birliği mi?
Hayır!
HDK ,içersinde Komünistler yer almalı mı?
Evet!
HDK baştan da söyledik ,tüm toplumsal muhalefeti içersinde barındıran,merkezi iktidara karşı ,tüm ülke çapında var olmaya çalışan HALK MECLİSLERİDİR,yerel ERK ODAKLARIDIR.

veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimdışı Vurgun

  • İleti: 839
HDK’li gençler, Mayıs şehitlerini andı
« Yanıtla #11 : 17 Mayıs 2012, 23:35:39 »
HDK Ankara Gençlik Meclisi, Mayıs ayında yaşamını yitiren Kürt ve Türk devrim önderlerini Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü'nde düzenledikleri yürüyüş ile andı.
Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü Eğitim Fakültesi önünde bir araya gelen yaklaşık yüz HDK ve TÜM-İGD'li genç, "18 Mayıs şehitleri ölümsüzdür, İbrahim Kaypakkaya, Hakki Karer, Dörtler kavgamızda yaşıyor" pankartı eşliğinde Cebeci kampüsünün önüne kadar yürüdü. Sık sık "Devrim şehitleri ölümsüzdür", "Katil devlet hesap verecek", "Ey şehit xwina te li erdê namine" ve "Şeit namırın" sloganlarını atan gençler, devrimcilerin fotoğraflarını taşıdı.

Yürüyüş ardından, İbrahim Kaypakkaya, Hakki Karer , Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Necmi Önen, Mahmut Zengin, Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan ve Mahir Çayan'ın direniş öyküleri anlatıldı.

Anma etkinliğinde yapılan açıklamada, 'Ser verip sır vermeme' geleneğinin yaratıcısı İbrahim Kaypakkaya'yı katledenlerin, Mahirleri Kızıldere'de, Denizleri darağacında katledenlerle aynı olduğu belirtildi. 18 Mayıs 1977'de Haki Karer'in, yine 18 Mayıs 1982'de yine Diyarbakır zindanında Ferhat Kurtay, Necmi Öner, Eşref Anyık ve Mahmut Zengin'in direniş ateşini yaktığı hatırlatılarak, “Bizler ölümsüzlük yıl dönümlerinde Haki Karer’i, Dörtleri, İbrahim Kaypakkaya’yı, mücadeleye olan kararlılığımızla, inancımızla ve bilincimizle anıyoruz, sahipleniyoruz. Çünkü onları anmak, biliyoruz ki, zulme sessiz kalmamak demektir. Bizler bu zulme sessiz kalmıyoruz; sesimizi daha da yükseltiyoruz ve diyoruz ki; yüzlerce yıl 'ceza' da verseniz, katletseniz de biz, devrimci önderleri anmaktan da savunmaktan da vazgeçmeyeceğiz. Onların devrettiği mücadele bayrağını daha da yukarılara kaldırmakta kararlıyız” denildi.
Serhildan jiyane
HER YER TAKSIM HER YER DIRENIS

Çevrimdışı sgencer

  • İleti: 27
HDK Programı ve 1. Genel Kurul Sonuç Bildirgesi
« Yanıtla #12 : 18 Mayıs 2012, 22:31:25 »
Alıntı yapılan: veda;3345
Sovyetler Komünistlerin Birliği miydi?
Hayır!
Sovyetler içersinde Komünistler yer almış mıydı?
Evet!
HDK Komünistlerin birliği mi?
Hayır!
HDK ,içersinde Komünistler yer almalı mı?
Evet!
HDK baştan da söyledik ,tüm toplumsal muhalefeti içersinde barındıran,merkezi iktidara karşı ,tüm ülke çapında var olmaya çalışan HALK MECLİSLERİDİR,yerel ERK ODAKLARIDIR.

veda


Veda kardeşim söylediklerine bir itirazım yok. Sadece nasıl sorusuna cevap vermemiz gerekiyor içinde mi dışında mı o tâli bir soru. Sonuçta komünistler bir adım atarsa diğerleri iki adım ileriye sıçrar.
Yok komünistler kendilerine olmadıkları payeleri biçip bir yerlerde politika yapmaya kalkarlarsa sadece kepaze değil o hareketinde darbe almasına yol açarlar.

Çevrimdışı YürekAtışı

  • İleti: 257
HDK Programı ve 1. Genel Kurul Sonuç Bildirgesi
« Yanıtla #13 : 18 Mayıs 2012, 23:01:14 »
Alıntı yapılan: sgencer;3341
Değerli yürek atışı kardeşim müdahale etmek çok iddialı bir tez. Maalesef kendimizi merkeze koyunca hep müdahale ediyoruz moda deyimle biz çekiç olunca herkes çivi oluyor.
Komünist bir müdahale ancak ortada komünist olursa olur. Ortada komünistlerin birliği yok, Parti yok. Dolayısıyla komünist yok.
Bu süreci takip etmeli öğrenmeli ama mutlaka kendi kozamızı örmeliyiz.
Başka türlü hem kendimizi hem de başkalarını yanıltmış oluruz.
Kongre hareketi tüm iyi niyetine rağmen komünistlerin birliği ile karıştırılamaz. Önemlidir, saygıyı ve eleştiriyi hak etmektedir.
Bize düşende her namuslu insan gibi yerli yerine koymak olmalıdır.


İçinde olmalı, etkin olmalı, müdahil olmalı. Bir Komünist Müdahil Olamayacağı bir alanı seçmez, HDK içindeki müdahillik, ukalalık yapmak ve egemen olmak için değil tam tersine o oluşumun asli bir parçası olmak için olabilir. Neden kepaze olunsun, olunmuyor, görmedim şu ana kadar öyle bir kepazelik. Komünistlerin birliği değil, komünistlerin etkinleştiği bir insiyatif...
İNSAN...

Çevrimdışı şibusa

  • İleti: 33
HDK Programı ve 1. Genel Kurul Sonuç Bildirgesi
« Yanıtla #14 : 19 Mayıs 2012, 02:41:12 »
Sadece farklı bir görüşü yansıtmak için  asıyorum.




Çatı Partisi ya da solun tablosu

H. Fırat

(9-10 Eylül 2011 tarihinde verilmiş bir konferansın Çatı Partisi konulu kısmıdır.
Burada konunun yalnızca başlangıç bölümlerine yer verilmiştir...)

Reformist solun gündeminde bir kez daha Çatı Partisi projesi var. Tasfiyeci ortak paydada birleşen çok sayıda sol grubun Kürt hareketi eksenli bu projede bir araya gelmesi başlı başına önemli bir olaydır. Ama TKİP olarak biz, bu girişimi kendi konumumuz ve iddiamız üzerinden ayrıca önemsiyoruz. Çatı Partisi girişimini salt kendi sınırları içerisinde değil, fakat devrim iddiası taşıyan devrimci bir parti olarak, bizi ilgilendiren etki ve sonuçları üzerinden de ele alıyoruz.

Çatı Partisi projesi son yıllarda bizzat Abdullah Öcalan tarafından döne döne gündeme getirildi. Örneğin 2007 seçimleri öncesinde çokça tartışılan yine Öcalan kaynaklı “Zeytin Dalı” önerisi de bir Çatı Partisi projesiydi. Ardından bizzat Çatı Partisi projesi olarak bir ara yoğun tartışmalara konu oldu. Bu türden tartışmalar genellikle de seçimlerin hemen öncesinde ve hemen sonrasında alevlenir, buna alıştık artık. Öncesinde seçim bloku kurulur ama bu blokun seçimlerden sonra da devam edeceği, bunun birleşik bir parti ya da bir Çatı Partisi olabileceği söylenir. Eğer seçimlerde bir başarı varsa, seçimlerden sonra bu tartışma bir süre için belli bir güç de kazanır. Ama ardından kendiliğinden sönümlenir, ta ki bir sonraki seçime kadar. Bu kez de öyle mi olur, şu an bilemiyoruz, bekleyip göreceğiz. Ama uzun yılların davranış biçimi böyle. Bu, tartışma ve girişimlerin seçimlere endeksli bu seyri, sözkonusu olanın temelde parlamentarist bir proje olduğunun en dolaysız bir ifadesidir.

Gündemdeki yeni girişim üzerinden henüz birçok şey belirsizliğini koruyor (Bu konferans 9-10 Eylül 2011 tarihlidir-Red). Konuya ilişkin olarak henüz çok az tartışma ve açıklama var. Kamuoyuna yansıyan bazı toplantı haberleri ile birkaç röportaj dışında şu an fazlaca bir şey yok ortada. Henüz ne adı, ne program, ne de misyonu açık bir girişim bu. Yine de girişimin sözcülüğünü üstlenmiş olanların röportajlar üzerinden yaptıkları bazı açıklamalardan hareketle söyleyebileceklerimiz var. Örneğin adı Kongre Partisi, Çatı Partisi, Kongre Girişimi ya da Demokratik Cumhuriyet Kongresi olabilir deniliyor. Bu ad önerileri bile başlı başına önemlidir. Zira bunlar üzerinden girişimin esin kaynağı kadar programatik sınırları da kendini gösteriyor. Abdullah Öcalan damgası ve Demokratik Cumhuriyet Projesi'nin sola uyarlanışı var burada, bu açıkça görülüyor.

Hedef demokratik bir toplum, yani mevcut cumhuriyeti demokratikleştirmek deniliyor. Bu arada hedefler arasında toplumsal hareketi siyasallaştırmak, siyaseti toplumsallaştırmaktan sözediliyor. Bazı sözcüler daha açık, daha sade ve daha pratik koyuyorlar sorunu. Son seçim bloku oluşumu insanlar için bir umuda dönüştü, bu umudu büyütmek gerekir, Çatı Parti bu umudun büyütülmesi projesi anlamına geliyor, diyorlar. Bir muhalefet boşluğu, zayıflığı var, bunun yarattığı bir ihtiyaç var, Çatı Partisi bu ihtiyacı karşılayacaktır deniyor. Yeni katılımlarla büyüdüğü iddia ediliyor, ki doğrudur, son seçim başarısının ardından buna heveslenenlerin çoğalmış olması şaşırtıcı değil. İki kutuplu bir siyasal rejim var, buna karşı üçüncü bir seçenek yaratmak gerek deniliyor ve bu “üçüncü cephe” olarak tanımlanıyor. Bu yılların söylemi, yıllardır birçok grubun dilinde, bilindiği gibi. Bu durumda “üçüncü cephe” Çatı Partisi girişimi üzerinden örülmek isteniyor.

Girişimcilerin girişim hakkında halen kamuoyuna yansıyan başlıca görüşleri bunlar.

Bir de içinde yer almayıp da gözlemci olarak katılanların söyledikleri var. Reformist solun bir kesimi halen bu çalışmaya gözlemci olarak katılıyorlar. Bunlardan ÖDP başkanı, Çatı Partisi önerisinin ufku Kürt sorununun çözümünde oynayacağı rol ile sınırlıdır, dolayısıyla bu, solun birleşik mücadele ihtiyacına yanıt veren bir proje değildir, diyor. Kürt hareketinin Kürt sorununa ilişkin bir çözüm projesi var, bunun için olanaklı olan her türlü güç ve desteği örgütlemeye çalışıyor, Çatı Partisi de bunun sol güçleri örgütleme aracıdır, demek istiyor. Doğru da söylüyor. Doğru söylemesine doğru söylüyor ama eğrisi şurada: Bu çevreler bu türden projeler içinde bizzat kendileri yer aldıklarında, bugünkü projeye destek verenlerle aşağı yukarı aynı ya da benzer argümanları kullanıyorlar, bu tür girişimlere benzer türden anlamlar ve misyonlar atfediyorlar. Ama şu veya bu nedenle dışında durmak yoluna gittiklerinde ise, projenin gerçek sınırları ve işlevi konusunda bazı doğruları söylemek zorunda kalıyorlar.

Bu bir kez olsa, sözkonusu akım ya da çevre yanılgısını gördü, sorun bu dersiniz. Ama yazık ki böyle değil. Örneğin 2008 yılında, Ertuğrul Kürkçü'nün de içinde yer aldığı Sosyalist Emek Hareketi'nin sözcülerinden biri, mealen, Türkiye'nin muhalefet gündemi Kürt sorunu eksenli projeler olamaz, bunu sosyal bir eksene oturtamadığınız sürece, işçi sınıfını harekete geçiremediğiniz sürece, bu türden projelerin bir başarı şansı yoktur, diyebiliyordu. Doğru da söylüyordu. Ama 2008'de bu doğruyu söyleyenler, şimdi bu projenin mimarları arasında yer alıyorlar. Aynı SEH hareketinin lideri, bugünkü projesinin baş sözcülerinden ve en hararetle savunucularından biri. Dışına çıkınca ya da dışında durunca bir türlü, içine girince başka türlü konuşmalara bir örnek bu.

Gündemdeki projenin ana eksenlerinden biri olan EMEP açısından da durum farklı değil. Bu türden projelerin içinde hararetle yer aldığı dönemler olduğu gibi, dışında durduğu ve onları ihtiyacı karşılayamaz saydığı dönemler de oldu. Nitekim 2009'daki yerel seçimler sonrasında bu projeden koptu, blok girişimlerinden uzaklaştı. Parti adına yayınlanan resmi açıklamalarda, bu girişimden, “Çatı Partisi girişiminin amaç, içerik ve biçim olarak halkın ihtiyaç duyduğu birlik örgütlenmesini ifade etmediği” için ayrıldığını söyledi. Ama ne zaman ki 12 Haziran seçimlerinin öncesinde genel başkanı parlamentoya göndermek şansı yeniden doğdu, tutum ve değerlendirmeler de bir anda tümüyle değişti. EMEP yeniden Blok'a döndü, tam da milletvekili aday listelerinin kesinleşmesinden birkaç gün öncesinde! Bu arada Çatı Partisi projesi de yeniden toplumsal muhalefetin dört gözle beklediği bir umut olarak sunulmaya başlandı, bu aynı çevre tarafından. Oysa dün amaca uygun değildir gerekçesi ile terkettikleri o aynı projeydi.

Bütün bunlar reformist sol çevrelerin perişan tablosunu gösteriyor işin aslında. Bu çevreler son 20 senedir, 12 Eylül yenilgisinin yarattığı tasfiyeci yıkımı yeni bir düzeyde tamamlayan '89 çöküşünden beri, hep böyle bir takım projelerle vakit geçiriyorlar, enerji tüketiyorlar. Tümü de döne döne başarısızlığa uğradığı halde bu projelerin bir türlü sonu gelmiyor. Bu türden arayışlar kötü ünlü Kuruçeşme tartışmaları ile başlamıştı, yıl 1989. Şimdi 2011 yılı sonundayız; aradan geçen yirmi küsur yıl içinde gündeme gelen sayısız birlik projesine rağmen bu türden hayat kurtarma projeleri ile alınabilen bir arpa boyu yol yok ortada.

Siyasal mücadelenin bir mantığı var; siyasal mücadele sınıflar mücadelesidir, sınıflar arasında cereyan eder. Siyasal ilişkiler son tahlilde sınıflar arası ilişkilerdir. Etkili bir siyasal mücadele yürütmek, toplumda bir taraf haline gelmek, ciddi bir alternatif mi olmak istiyorsunuz, bunu sınıf eksenli bir toplumsal hareket geliştirerek yapabilirsiniz ancak. Bunun dışında kesinlikle başka bir şansınız, herhangi bir olanağınız yoktur. Ciddi bir sınıf yönelimine girmek, oradan bir güç yaratmak zorundasınız. Sizi siyasal alanda bir güç ve giderek bir alternatif haline getirebilecek tek yol, tek çıkış budur. Kuşkusuz bu kolay değildir; ama bunun dışında bir yol, kolay bir formül, sihirli bir çözüm de yoktur.

Tasfiyeci solun kendi iki on yıllık olumsuz deneyimi kadar kuyruğunda sürüklenmeyi marifet saydığı Kürt hareketinin kendi olumlu deneyimi de bunu gösteriyor. Kürt hareketi bugünün Türkiye’sinde resmi düzen siyaseti karşısında etkili bir siyasal güç odağıdır. Bunu neye borçlu peki? Kürt halk kitlelerini ulusal duygu, özlem ve istemler üzerinden harekete geçirmeye, ulusal hareket sınırlarında ve bu siyasal eksen üzerinde bir toplumsal hareket yaratıp büyütmeye. Kürt ulusal hareketi tam da buna dayanıyor, siyasal sahnede bunun üzerinden bir güç olarak duruyor. İç ve uluslararası siyasette ciddiye alınmasını, hesaba katılmasını tümüyle buna borçlu. Bu arada tüm tasfiyeci solu baştan çıkaran o seçim başarılarını da tümüyle buna borçlu. Bu işin sırrı budur, açıklaması buradadır.

Gücü böyle yaratabilirsiniz ve ancak böyle ciddi bir güç olabilirsiniz. Masabaşı projeleriyle, aynı sınırlı ve yorulmuş güçleri kendi içinde yeniden yeniden harmanlayarak, katıp karıştırarak sonuçta ortaya bir şey çıkaramazsınız. Büyük birlik projelerinin döne döne iflası ve bunlara eşlik eden sonu gelmez hayal kırıklıkları dışında. Bunlar da yalnızca tasfiyeciliği derinleştiren sonuçlar yaratır. Kuruçeşme süreçlerinden çıkan (ve mimarlarından birinin samimi ifadesiyle, “görkemli” birer “iflas”la sonuçlanan) SBP ve ÖDP örnekleri, bunu bütün açıklığı ile ayrıca gösteriyor. Bu tür sözde birleşmelerden, beş benzemezlerden oluşan geçici bir kargaşa ve ardından da kaçınılmaz dağılma çıkar yalnızca. 5-10 grubu sözde birleştirirsiniz, birleşik bir parti yarattık sanırsınız, üç sene sonra bu beş benzemezler topluluğu bölünüp dağılır, ortaya birleştirdiğinizden daha fazla grup çıkar. ÖDP deneyimi tamı tamına budur. Bu oluşuma bir grup olarak katılan bazıları daha sonra kendi aralarında birkaç gruba bölünmüş olarak ayrıldılar. Devrimci Yol'dan Kurtuluş'a kadar bu böyle.

Sosyal mücadelenin dışında, kitlelerin dışında hiçbir ciddi ve kalıcı birlik projesi hayata geçiremezsiniz. Hiçbir güç olamaz, hiçbir umut da yaratamazsınız. Blok umut olmuşmuş! Bir kere ortada gerçek bir güçbirliğinin ifadesi sayılabilecek bir blok yok. Bunu görmek için bazı blok küskünlerinin blok bünyesinde işlerin nasıl yürüdüğüne ilişkin resmi açıklamalarına bakmak bile yeterlidir. Sözkonusu olan, Kürt hareketi ekseni ve bu eksende sürüklenenlerden oluşan bir ilişkiler tablosudur. Bundan dolayı da Kürt hareketinin kendi başarısını alıp bloklaşma başarısı olarak sunmanın bir ciddiyeti ve inandırıcılığı yoktur.

Ulusal bir hareketin yedeğine girerek, onun olanaklarına dayanarak Türkiye toplumuna alternatif yaratamazsınız. Bunun tersi olabilir; sosyal bir eksene dayanarak büyük bir hareket yaratırsınız, bunun etkisi altında ulusal hareket, feminist hareket, çevreci hareket, Alevi hareketi pekala gelişebilir. Sınıf eksenli bir sosyal mücadele tüm bu hareketlerin gelişip serpilmesini kolaylaştırabilir. Ama bunun tersi olmaz. Ulusal bir hareket sosyal mücadelenin harekete geçirici dinamiği olamaz. Olamadığını bize son 25 yılın deneyimleri ayrıca göstermektedir. Ulusal eksene daralmış bu mücadele, kendi iradesi ve tercihinin ötesinde, Türkiye'de sosyal dinamiklerin dizginlenmesinde önemli bir rol oynadı. Oysa '60’lı yılların büyük sosyal uyanışı, ardından '70’li yılların büyük sosyal mücadeleleri, Kürt hareketinin gelişip serpilmesini de alabildiğine kolaylaştırmıştı.

Bu da anlaşılabilir bir durumdur; zira sosyal mücadele ezilen ve sömürülen bütün kesimler üzerinde uyarıcı, harekete geçirici bir etkide bulunur. İşçi sınıfı, emekçiler harekete geçtikleri zaman, tüm öteki ezilen kesim ya da katmanlar da bunun doğrudan ya da dolaysız etkisi altında hareketlenirler. Sınıf eksenli sosyal mücadele bunu alabildiğine kolaylaştırır, buna uygun koşullar oluşturur, alanlar yaratır. '60’lardaki büyük sosyal uyanış üzerinden görüyoruz bunu, ki ekseninde yıllar boyunca kesin olarak işçi sınıfı, ardından yansıra gençlik vardır. '70’li yılların büyük sosyal hareketliği üzerinden görüyoruz bunu, başlangıcında kendini öncelikle gösteren bir kez daha işçi sınıfı hareketi ve yanısıra gençlik hareketidir. Öteki katmanlara yayılması bunun ardından gelmiştir.

Türkiye'nin her iki büyük sosyal hareketliliği döneminde, gerek '60’lı ve gerekse '70’li yıllarda ilk hareketlenen işçi sınıfıdır. Bunun verileri apaçık ortadadır. Türkiye'nin ‘60’lı yıllarında gençliğin kitlesel hareketlenmesi 1968’i bulmuştur. Oysa büyük Saraçhane mitingi 1961 yılı sonundadır. Aynı yıllarda kurulan TİP’in kurucuları sendikacılardır ve bunların bir kısmı sonradan DİSK’in de kuruluşuna önderlik etmişlerdir. Türkiye'yi sarsan Kavel grevi, ki grev hakkının önünü açmıştır, 1963'tedir. Zonguldak kömür işçilerinin iki işçinin hayatına malolan ve sıkıyönetim ilanına yolaçan büyük direnişi 1965’tedir. Sendikal harekette bir ayrışmaya yolaçan ve DİSK’in kuruluşunu hızlandıran ünlü Paşabahçe grevi 1966’dadır. Türkiye işçi sınıfı hareketinde son derece önemli bir gelişme olan DİSK'in kuruluşu 1967'dedir, vb. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir, bu liste uzatılabilir. Oysa öğrenci gençlik hareketliliği için '60’lı yılların ikinci yarısını, daha somut olarak da 1968’leri beklemek gerekti.

Sosyal mücadele, hele de işçi sınıfı eksenli sosyal mücadele, tüm öteki ezilen, sömürülen, baskı gören, ayrımcılığa tabi tutulan kesimleri de harekete geçirir, bunu yinelemiş ve 1960’lar Türkiyesi’ni de bunun için örneklemiş oluyorum. Oysa doğası ve bundan kaynaklanan sınırları nedeniyle, salt ulusal istemlere dayalı bir ulusal hareket böyle bir rol oynayamaz. Dahası, kimi durumlarda da tersine dizginleyici bir rol oynar. Bizdeki son yirmi yıllık deneyimin somut olarak gösterdiği gibi.

Siz devrim hedefini kategorik olarak bir yana bırakmış ve düzen içi çözümü strateji haline getirmiş bir ulusal hareketin yedeğine girerseniz, anayasal barışçı çözüm eksenli projelerin bir parçası olursanız, sol ya da devrimcilik adına geriye kalan neyiniz varsa artık, onu da böylece bitiririp tüketirsiniz. Haklı istemlere dayalı bir ezilen ulus hareketi elbette ki sizin doğal müttefikiniz olabilmelidir. Ama kendi konumunuz, kendi sınıf ekseniniz üzerinden gelişen bir hareket olarak bunu yapmak başkadır, tam da bundan yoksun olduğunuz için gidip ulusal bir hareketin yedeğine girmek, onun olanaklarına sığınmak başka. Bu ikincisi kuyrukçu bir sürüklenme içinde kendi iddiasını bir yana bırakmak, kendi kimliğini yitirmekten başka bir şey değildir. Sınıf kimliğiniz temelinde ve sosyal mücadele üzerinden kendi rolünüzü oynayınız, kendi gücünüzü geliştiriniz, bu temelde elbette Kürt hareketi ile de ittifak arayınız. Ama kendi misyonunuzu bir yana bırakıp Kürt hareketinin projeleri, imkanları, zeminleri üzerinden hareket ettiniz mi, yalnızca kendinizi anlamsızlaştırır ve böylece de tüketirsiniz.

***

Bu girişim bizi politik konum ve iddiamız üzerinden ayrıca ilgilendiriyor, biz burada bir tarafız, bunu sözlerime başlarken de ifade etmiştim. Herşeyden önce bu yeni bir tasfiyeci cereyandır. Bu cereyanın Kürt hareketinden kaynaklanan özel bir gücü ve ağırlığı da var. Türkiye sol hareketinin bugünkü tablosu düşünülünce daha bir önem kazanıyor bu olgu. Devrimci kimliğini ve iddiasını büyük ölçüde yitirmiş, devrime olan inancı zaafa uğramış, devrimci teoriden uzaklaşmış, devrimci stratejiden ve politikadan yoksun, devrimci örgütü fiilen bir yana bırakmış, devrimi gerçek kılabilecek yegane sınıfa sırtını dönmüş bir sol hareket gerçeğimiz var orta yerde. Yeni tasfiyeci cereyanın etki ve sonuçlarına bu gerçeğin ışığında yaklaşmak durumundayız.

Partinin alternatif adlarından birisi de Demokratik Cumhuriyet Partisi, demiştim. Evet proje bu, cumhuriyeti demokratikleştirme projesi! Kurulu düzene reformist bir iç alternatif yani. Bu gerçek, Abdullah Öcalan’ın bu projenin yalnızca manevi esin kaynağı değil fakat dosdoğru ideolojik önderi olduğunun da bir kanıtıdır. Öcalan’ın İmralı sonrası ideolojik platformunun en temel öğesidir, cumhuriyeti demokratikleştirmek. Şimdi Çatı Partisi üzerinden bu, kuyrukçu solun ortak platformu haline geliyor. Demokrasi mücadelesini kurulu düzeni kendi temelleri üzerinde demokratikleştirmek ufku içinde ele almak tipik bir revizyonist düşünce tarzıdır. Bu ‘70’li yılların revizyonist partilerinin ortak platformu idi. Şimdi de devrimden kopmuş ve Kürt hareketi ekseninde kümelenmiş her türden reformist, halkçı, troçkist çevrenin ortak platformudur.

Düne kadar bu “toplumu demokratikleştirme” formülüyle dile getirilirdi. Öcalan’ın İmralı açılımlarından beri artık “cumhuriyeti demokratikleştirmek” olarak formüle ediliyor. Öcalan; Mustafa Kemal önderliğindeki Kurtuluş Savaşı, temel önemde bir kazanım olarak cumhuriyeti yarattı, şimdi ihtiyaç onu demokratikleştirmektir, diyor ve Kürt sorununun çözümünü de bunun içine oturtuyor. "Demokratik cumhuriyet" projesi budur ve bu bir devrimden kopuş projesidir. Bu, bugünkü açık gerici anlamıyla değil ama, tam da II. Enternasyonal geleneğindeki o reformist sol anlamıyla gerçekte bir sosyal-demokrat projedir. Abdullah Öcalan’ın kitaplarında, özellikle de Bir Halkı Savunmak kitabında, bunun ideolojik temelleri genişçe var. Demokrasi mücadelesinin kautskist ele alınışının yeni bir versiyonu olarak. Devletin alanını daraltmak, sivil toplumun alanını genişletmek olarak dile getirilen tam da budur. Bu, kurulu düzen zemininde demokratik hak ve özgürlüklerin çoğaltılması, demokrasinin sınırlarının genişletilmesi düşüncesinin değişik bir formülasyonundan başka bir şey değildir. Bunları zamanında ayrıntılarıyla ele alıp eleştirdik, burada uzatmak gerekli değil.

Tasfiyeciliğe kararlılıkla direnmek, devrimin bayrağını yükseklerde tutmak bizim temel bir özelliğimiz olageldi. Şimdi de bunu Çatı Partisi biçimine bürünen birleşik tasfiyeci cereyan karşısında yapmak durumundayız. Bugün TKİP'nin görevi, bu türden tasfiyeci girişimlerin karşısında devrim odağı olarak öne çıkmak, bu tasfiyeci cereyana ideolojik, politik, pratik cephede direnmek ve kendini bir güç odağı olarak geliştirmektir.

(...)

http://www.tkip.org/merkez-yayin-organi/sayi-278/yazilar/article/227/cati_partisi_ya_da_solun_tablosu_h.html
« Son Düzenleme: 19 Mayıs 2012, 02:59:09 Gönderen: şibusa »