Gönderen Konu: İbrahim Kaypakkaya 1949-1973  (Okunma sayısı 10318 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Solplatform

  • Site Sorumlusu
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 313
İbrahim Kaypakkaya 1949-1973
« : 16 Mayıs 2012, 14:21:30 »
"Türkiye'nin geleceği çelikten yoğruluyor; belki biz olmayacağız ama bu çelik aldığı suyu unutmayacak."


1949 yılında Çorum'da doğdu. Babası yoksul bir emekçiydi. Okulundan arta kalan zamanlarda ailesine yardım ediyordu. Ama koyun gütmeye giderken bile yanına kitap kalem alıyordu. İlkokulu bitirince Ankara Hasanoğlan Öğretmen Okulu'na yatılı öğrenci olarak başladı. Devrimci düşüncelerle de ilk kez burada tanıştı. Hasanoğlan'dan pekiyi ile mezun olunca İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'na kaydoldu. Köyüyle ilişkisini hiç kesmiyor, her gidişinde dergi, gazete, kitap götürüyordu. O artık Çapa'daki devrimci çevrenin en önde gelenlerindendi. İlk bildirisini gericilerin saldırısına uğrayan Çetin Altan için kaleme alacaktı. Konferans, açık oturum, forum, tartışma, seminer ne varsa hepsini izliyordu. Fikir Kulüpleri Federasyonu'na bağlı olarak kurulan Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Fikir Kulübü kurulunca İbrahim başkanlığa seçildi. Bunun üzerin bir ay okuldan uzaklaştırma cezası aldı.

Forum, Ant, Türk Solu, Aydınlık gibi dergilere yazıyordu. Öğrenci hakları için verilen bir kavganın ardından bir grup arkadaşıyla birlikte okuldan atıldı.Önce bir otelde çalıştı, ardından matematik dersleri vererek geçimini sağlamaya başladı.

Eylemlerde hep en önde yürüyordu.

1960'ların sonunda "Demokratik Devrimciler" adı verilen ve TİP içinde muhalefet eden grubun içindeydi. Bu grubun gençlik içindeki örgütlenmesi Dev-Genç'ti. Dev-Genç içinde de bir süre sonra ayrılık çıktı ve İbrahim "Aydınlıkçı" grup içinde yer aldı. 12 Mart döneminde ise Aydınlıkçılardan, eylem anlayışı, Cumhuriyet dönemine yaptığı eleştiriler ve Kürt sorunu nedeniyle koptu. Askeri yönetim koşullarında TKP/ML olarak adlandırılan örgütün kurulmasına önayak oldu.

Malatya, Tunceli, Antep'te örgütlenme çalışmaları yürüttü. Köy göz gezdi, köylülere Çin, Vietnam ve Ekim devrimlerini anlattı.

Onun çalışma yaptığı köylerin yakınında Sinan Cemgil ve iki arkadaşı girdikleri çatışmada öldürülmüşlerdi. İhbarcının Kâhyalı köyü muhtarı Mustafa Mordeniz'in olduğunu ortaya çıkarttı. Ardından muhtar öldürüldü.

Muzaffer Oruçoğlu ve Ali Haydar Yıldız ile birlikte Tunceli yöresine geçti. 23 Ocak 1973 gecesi kaldıkları köy kuşatıldı. Ali Haydar vuruldu.  Kaypakkaya da vurulmuştu. Köylerden aldığı yardımla bir süre yaralı olarak yaşadı. Vurulduğunun beşinci günü ise köyün öğretmeninin ihbarı sonucu tutuklandı. Buzlu derelerin içinde yaya sürüklendi. Ayakları donmuştu. Askeri hastanede ayakları kesildi. Sorgu ve cezaevi dönemi dört ay sürdü.

Delik deşik bedeni babasına 1973 yılının Mayıs ayında Diyarbakır Cezaevi'nde teslim edildi.

« Son Düzenleme: 08 Mayıs 2013, 22:26:50 Gönderen: Solplatform5 »

Çevrimdışı Vurgun

  • İleti: 840
Aydın ve sanatçılardan Kaypakkaya açıklaması
« Yanıtla #1 : 16 Mayıs 2012, 22:01:29 »
Grup Munzur ve Pınar Aydınlar’a Munzur Doğa ve Kültür Festivali’nde İbrahim Kaypakkaya ve Ali Haydar Yıldız ile ilgili söyledikleri ağıtlar nedeniyle açılan dava, sanatçılar tarafından yapılan basın toplantısında “Kaypakkaya’yı savunmaya devam edeceğiz” sözleriyle protesto edildi

HABER MERKEZİ (16.05.2012)- TMMOB Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nde bir araya gelen Pınar Aydınlar ve Grup Munzur haklarında açılan davaların iddianamelerinin açıklanması sonrası bir basın toplantısı düzenledi.

Basın toplantısına Grup Munzur adına Cemil Güngören, sanatçı Pınar Aydınlar, Hozat Belediye Başkanı Cevdet Konak, Mazgirt Belediye Başkanı Tekin Türkel, avukatlar Meral Hanbayat, Ümit Sisligün, Senar Öztürk, sanatçılar Tolga Sağ ve Yasemin Göksu katıldı.

Basın toplantısında ilk olarak avukat Meral Hanbayat söz aldı. Sanatçıların Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nde söyledikleri ağıtlar nedeniyle iddianamede ‘suçlamalar’ getirildiğini ifade ederek ülkenin her tarafında söylenmesinin serbest bırakıldığı bir ülkede Dersim’de söylenen ağıtlardan dolayı davalar açıldığını açıkladı.

kaypakkaya_basin_toplantisi_1Söyledikleri ağıtlar ve türkülerden dava açıldı

Avukat Meral Hanbayat basın açıklamasını okurken, sömürü ve zulüm düzeninin sahiplerinin İbrahim Kaypakkaya’yı ve onun adını türkülerle, konuşmalarla ve sloganlarla ifade edenlerin ‘suçlu’ ilan edildiklerini ifade etti. 12 Eylül askeri faşist cuntasının ‘yargılandığı’ söylemleriyle ‘ileri demokrasi’ nutukları atıldığını açıklayan Hanbayat, şu ifadeleri kullandı:

“İbrahim Kaypakkaya, Ali Haydar Yıldız ve Kızıldere’de infaz edilenler için 40 yıl önce halk ozanları tarafından yazılıp söylenen; ‘İbrahim’e ağıt’ , ‘Kırmızıgül’ , ‘Vartinik’ ve ‘Kızıldere’ adlı türküleri 10. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin Hozat İlçesi programında seslendirmeleri nedeniyle, Pınar Aydınlar ile Grup Munzur üyelerinden Özlem Gerçek ve Ercan Duman hakkında niyet okuma yöntemiyle Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeni bir dava açıldı.

Davanın iddianamesinde en çok dikkat çeken ve insanı hayrete düşüren bölüm ise; ‘…dava konusu eylemin gerçekleştiği yerin (Tunceli) bütün terör örgütlerinin faaliyetlerinin yoğun bir şekilde bulunduğu yer olması, dinleyici kitle arasında genç yaştakilerin çok olması, terör örgütünün simge isimlerinden övgüyle söz etmenin konserdekilere örgüte katılma iradesini güçlendireceği göz önüne alındığında sanıkların eyleminin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin koruduğu fikir özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi söz konusu değildir…’ifadesinin yer aldığı kısımdır. İddianamenin bu kısmında da görüleceği üzere, Dersim ilindeki gençliğin tamamı potansiyel ‘terörist’ olarak değerlendirilmiş ve yıllardır birçok sanatçı tarafından dillendirilmiş olan ve bu ülkenin Kültür Bakanlığı’ndan onay alınarak satışa sunulmuş olan kaset ve CD’lerde yer alan ve ulusal birçok kanalda klipleri dönen ve adları yukarıda belirtilen türküler bir anda gençleri suç işlemeye, ‘terörist’ olmaya yönlendiren türküler olarak değerlendiriliyor ve bu türküleri daha önce de birçok etkinlikte söyleyen, kaset ve CD’lerinde yer veren Pınar Aydınlar ile Grup Munzur üyelerinden Özlem Gerçek ve Ercan Duman da gençleri suç işlemeye azmettiren kişiler oluyor.”

kaypakkaya_basin_toplantisi_2Açılan davanın 39 yıl önce İbrahim Kaypakkaya’yı işkencede katleden, Kızıldere’de Mahirleri ve Ali Haydar Yıldız’ı Dersim’de katledenlerin yargısız infaz geleneğinin halen sürdüğünün göstergesi olduğu ifade edilerek halkın devrimci mücadele tarihinin ‘suç’ olarak kabul edilemeyeceği açıklandı.

‘Kenetlenmiş dişlerle özgürlük türküsü söylenemez’

Basın açıklaması şu ifadelerle sona erdi: “Emperyalizme karşı olmak, insanca yaşamı savunmak ve istemek, bütün uluslar ve inançlar için eşit haklar talep etmek, işçinin hakkına sahip çıkmak ‘suç’ değildir! Halkının eşit ve özgür bir dünyada yaşaması için mücadele edenler ‘terörist ve suçlu’ değildir, bu mücadelede yaşamını yitirmiş devrimcilerin isimlerini konuşmalarla veya türkülerle anmak suç olamaz.

Suçlu: Düşünce ve ifade özgürlüğünü suç sayandır! Bir bölge insanının tamamını potansiyel suçlu olarak nitelendirendir! Hakkını arayan Kürt halkının üzerine ateş açan, panzer süren, Roboski’de katledendir! Cezaevlerinde insanları diri diri yakandır, türlü türlü işkencelerle öldürendir! Ülkeyi emperyalistlere peşkeş çekendir! Ülkesine füze kalkanı kurdurtandır! İşçiye, köylüye, emekçiye, ezilene zulmedendir! Zam yapandır! Sendikayı yasaklayandır! İşçi ölümlerine neden olandır! Anadili yasaklayandır! Cemevlerini cümbüş evi olarak ilan edendir! Halka küfür edendir! Eğitim ve sağlık hakkını gasp edendir! Öğrencileri zehirleyendir!

Bizler; ilerici, devrimci, demokratik kurumlar ve bireyler olarak, aydınlar, yazarlar, sanatçılar olarak, bu ülkenin aydınlık geleceği olan ezilen milyonlar olarak, halkının her anlamda bağımsızlığı, eşitliği ve özgürlüğü için mücadele edenlerin suçlu olmadığını bir kez daha haykırıyoruz.

Bu vesileyle, düşüncesini ifade ettiği için gerici yasalarla kuşatılan ve çeşitli saldırılara maruz kalan aydınlarımızla, yazarlarımızla, sanatçılarımızla ve kurumlarımızla dayanışmayı daha fazla yükselteceğimizi ve insanın insan olmaktan kaynaklı en temel hakkından biri olan Düşünce ve İfade Özgürlüğü Hürriyeti hakkımızın ve demokratik haklarımızın gasp edilmesine izin vermeyeceğimizi, bunları koruma kararlılığımızı bir kez daha kamuoyu ile paylaşıyoruz.

Meksikalı şair Alfonso Reyes’in söylediği gibi: ‘Kenetlenmiş dişlerle özgürlük türküsü söylenemez’ “

‘Kaypakkaya’yı gittiğimiz her yerde savunmaya devam edeceğiz’

Yapılan açıklama sonrası Grup Munzur adına Cemil Güngören söz alarak açılan davaya şaşırmadıklarını ifade ederken, ülkede sanatçılar üzerinde buna benzer baskıların sıkça yaşandığını belirtti. Kaypakkaya’nın ülkemiz devrim tarihinde önemli bir yeri ifade eden Güngören sözlerini: ‘”Kaypakkaya’yı çıktığımız her yerde savunmaya devam edeceğiz” sözleriyle bitirdi.

Ardından söz alan Pınar Aydınlar bir açıklama yaparak söyledikleri ağıtlardan dolayı haklarında açılan davanın esasında, Kaypakkaya’nın fikirlerinden korkunun halen devam ettiğinin göstergesi olduğunu belirtti. Aydınlar Kültür Bakanlığı’nın onayından geçmiş bir ağıdı söylediği için hakkında dava açıldığını ifade ederek ülkede ‘ileri demokrasi’ söylemleriyle yaşananların çelişkili olduğunu açıkladı.

‘Bir ülkenin türkülerini yapanlar yasalarını yapanlardan daha güçlüdür’

Pınar Aydınların avukatlığını yapan Senar Öztürk de bir konuşma yaparak iddianamede yer alan ifadelerle gerçekler arasında çelişkiler yaşandığını belirterek hukuk içinde hukuksuzluğun yaşandığı bir süreçten geçildiğini açıkladı. Ülkenin her yerinde halkın dilinden düşmeyen ağıtların Dersim’de söylenmesinin ‘suç’ olarak görülmesinin kabul edilemez olduğunu açıkladı. Öztürk sözlerini: “Bizler dik durmaya ve tüm etnik kökenlerin ve kültürlerin kendini özgürce ifade edebildiği bir ortam yaratılması için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bir ülkenin türkülerini yapanlar yasalarını yapanlardan daha güçlüdür.” ifadeleriyle bitirdi.

Hozat Belediye Başkanı Cevdet Konak yaptığı konuşmada, Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin kültürünü alan ve ona göre yaşayan bir kuşaktan geldiklerini anlatarak, Hozat’ta 40 yıldır bu önderlerin kültürünün yeşerdiği bir ortam oluştuğunu ifade etti. Esas suçlanması gerekenlerin Dersim’de soykırım yapanlar olduğunu açıklayan Konak, “Biz bu türküleri söylemeye devam edeceğiz. Onların korktuğu ezilenlerin mücadelesini veren devrimci değerlerin korkusudur.”ifadeleriyle konuşmasını bitirdi.

Mazgirt Belediye Başkanı Tekin Türkel de söz alarak, Malatya’da görülen davada Kaypakkaya’yı andıkları için tutuklanan DHF üyelerine onlarca yıl hapis cezası verildiğini ifade ederek, esasında bu yargılamalarla on binlerce işçinin ve köylünün yargılandığını açıkladı.

‘Bir çiçeği koparabilirsiniz ama baharı yok edemezsiniz’

İnsanları katleden sisteme de seslenen Türkel: “Bırakınız ağıtlarımızı, türkülerimizi özgürce söyleyelim. Katlediyorsunuz sonra ağıtlarımızı söylememize engel oluyorsunuz. Mücadelemiz demokratik halk iktidarı kuruluncaya kadar sürecektir” diyerek Che Guevara’nın bir sözünü hatırlattı: ‘Bir çiçeği koparabilirsiniz. Ama baharı yok edemezsiniz.”

Sanatçılardan Yasemin Çiftçi söz alarak 12 Eylül sonrası demokratikleşiyoruz söylemlerinin doğru olmadığını, esasında bugün yaşananların temellerinin 12 Eylüllerde atıldığını açıkladı. İddianamede yer alan, söylenen ağıtların düşünce özgürlüğü kapsamında ele alınmaması ifadelerinin kabul edilemez olduğunu açıklayan Çiftçi, “Bizler bu türküleri okumaya devam edeceğiz” dedi.

Yapılan basın açıklamasına Erdal Erzincan, Tolga Sağ, Mehmet Ekici, Erdoğan Emir, Mercan Erzincan, Aydın Öztürk ile birlikte pek çok sanatçı ve çeşitli devrimci demokratik kitle örgütleri katılarak destek verdi.

Halkın Günlüğü
Serhildan jiyane
HER YER TAKSIM HER YER DIRENIS

Çevrimdışı Solplatform

  • Site Sorumlusu
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 313
Ynt: İbrahim Kaypakkaya 1949-1973
« Yanıtla #2 : 17 Mayıs 2013, 12:26:47 »


‘....ben, burada bana göstermiş
olduğunuz üç köylüyü tanımıyorum ve bu kişilerle hiçbir yerde karşılaşmış
değilim; bu üç köylünün bana, baskından sonra yardım ettikleri iddianız da
yalan ve uydurmadır. Ben, müsademe sırasında yaralanmış olduğum için
ekmek dahi yiyemiyordum. Huzura getirilmiş olan bu üç köylü, benimle
hiçbir ilişkileri olmadıkları halde, fiilsiz, sebepsiz ve haksız olarak buraya
getirilmiş ve kendilerine baskı ve işkence ile gözdağı verilmek istenmiştir.
Bu, faşizmin bir zulüm örneğidir ve faşistlerden halka zulmetmenin hesabı
er geç sorulacaktır.'





'.....  . Ben buraya kadar anlattıklarımı samimiyetle inandığım Marksist-Leninist düşünce uğruna yaptım. Ve sonuçtan asla pişman değilim. Ben bu uğurda her türlü neticeyi göze alarak ve can bedeli bir mücadeleyi öngörerek çalıştım ve neticede yakalandım. Asla pişman değilim. Birgün sizin elinizden kurtulursam gene aynı şekilde çalışacağım.'
« Son Düzenleme: 18 Mayıs 2016, 17:03:35 Gönderen: Solplatform »

Çevrimdışı Vurgun

  • İleti: 840
Ynt: İbrahim Kaypakkaya 1949-1973
« Yanıtla #3 : 17 Mayıs 2013, 19:17:52 »
              Kardeşi Kaypakkaya’yı anlattı





ANKARA (DİHA) - Türkiye devrim hareketinin önderlerinden ve "Ser verip sır vermeyen yiğit" olarak bilinen İbrahim Kaypakkaya, katledilişinin 40'ıncı yılında her yıl olduğu gibi mezarı başında anılacak. İbrahim Kaypakkaya'nın karanlık bir süreci aydınlatmak için yeni bir yol açtığını söyleyen kardeşi Ali Ekber Kaypakkaya, ağabeyinin Kürtlerin bir ulus ve kendi kaderini tayin hakkı olduğunu söyleyen ilk kişilerden biri olduğunu ifade etti.

Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist (TKP-ML) ve Türkiye İşçi Köylü Ordusu'nun (TİKKO) kurucusu İbrahim Kaypakkaya, katledilişinin 40'ıncı yılında kitlesel törenlerle anılacak.

Malatya, Dersim ve Antep bölgelerinde örgütsel faaliyetlerde bulunan Kaypakkaya, 29 Ocak 1973'te kaldığı köyde bir öğretmenin ihbarı üzerine yakalandı. Yaralı olmasına rağmen yürütülen ve Diyarbakır cezaevine getirilen Kaypakkaya, günlerce işkenceye maruz kaldı. İşkencelerle geçen sorgularda hiçbir biçimde kendisi ve örgütü hakkında ifade vermeyen Kaypakkaya, 16 Mayıs 1973'te yeniden sorguya götürüldükten iki gün sonra Diyarbakır'a gelen babasına intihar ettiği söylenerek, parçalanmış cenazesi teslim edildi.

Lenin'in "Ulusların kendi kaderini tayin hakkı" tezini kendi fikrince oturtarak düzenlediği "Kürtler de bir ulustur ve kendi kaderlerini belirleme hakları vardır" yönündeki görüşü ifade eden Kaypakkaya, her yıl mezarı başında anılıyor. Bu yıl katledilişinin 40'ncı yılında aralarında BDP, BDSP, DHF, EHP, EMEP, ESP, Partizan, 78'liler Girişimi Kaypakkaya'yı Çorum'da bulunan mezarı başında anacak. Kardeşi Ali Ekber Kaypakkaya İbrahim Kaypakkaya'ı DİHA'ya anlattı.

Kaypakkaya'yı hatırladığı kadarıyla anlatan kardeşi Ali Ekber Kaypakkaya, "Bana söylenenlere göre ağabeyim kitap okumayı, araştırmayı seven bir insanmış. Ayrıca roman da yazmaya çalışıyormuş. Ahmet Telli ağabeyimin arkadaşıymış. Bir gün İbrahim, Ahmet Telli'ye Nazım Hikmet'ten şiirler okumuş. Bunun üzerine Ahmet Telli ise İbrahim'e bir şiir yazıyor. İbrahim dost canlısı birisiydi. Arkadaşlarıyla arası her zaman iyi olan bir kişiydi. Benim İbrahim ağabeyimle fazla anım yok aslında. Hatırladığım kadarıyla İbrahim eve geldiğinde evdekilerle halaya tutuşurdu. Yanlış hatırlamıyorsam İbrahim ağabeyim Hakkı ağabeyimi de yanına alarak tarlalara götürüp silah ateş ettiğini hatırlıyorum" dedi.

 

'İbrahim eve geldiği zaman polisler evin etrafında geziniyordu'

Ağabeyini uzun süre göremediklerini belirten kardeş Kaypakkaya, "Biz 1970'lerde Ankara'ya taşındık. Daha sonra zaten askeri muhtıra oldu. Bu muhtıradan sonra İbrahim aranır olmuştu. O sıralarda biz Ankara'da iken, bir gün İbrahim ağabeyimin eve geldiğini anımsıyorum. İbrahim eve geldiği zaman annem de içli köfte yapardı. Ben o gece geldiğini duymamıştım. Sabah geldiğini duymuştum. İbrahim ağabeyim eve geldiği zaman iki sivil polis bizim evin etrafında geziniyordu. Polisler daha sonra çeşme başında toplanan kadınlara İbrahim ağabeyimi soruyorlar. Fakat o kadınlar İbrahim ağabeyimin evde olduğunu bilmelerine rağmen evde olduğunu söylemiyorlar. İbrahim ağabeyim de evin içinde pencereden gelen polisleri izliyordu. Hani polisler eve gelseydi İbrahim'in ne yapacağını bilmiyordum, ama o polisleri izliyordu" diye kaydetti.

 

'Ablama Avusturya İşçi Marşı'nı ezberlettirmişti'

"İbrahim daha sonra İstanbul'a gidiyor. Daha çok ağabeyim ve ablamla birlikteydi. Hatta ağabeyim ve ablama Avusturya İşçi Marşı'nı ezberletmişti. Hatta bir gün okula gelen bir müfettiş Feride ablama şarkı söylemesini istemiş. Ablam da okulda bu marşı okumuştur" diyen Kaypakkaya, şöyle devam etti: "Ben İbrahim ile fazla vakit geçiremedim. Bu anlattıklarım dışında pek bir şey hatırlamıyorum. Bütün aileler gibi benim annem de babam da İbrahim'in zarar görmesini istemiyordu. Hatta İbrahim İstanbul'da okurken okuldan atılmıştı. Babam o sıralar İstanbul'a İbrahim'i görmeye gitti. Babam İbrahim'e okul müdürünün elini öpmesini ve okula dönmesini istemişti. Fakat İbrahim belinden çıkardığı silahı babamın önüne koyarak, 'Al silahı beni vur fakat bunu benden isteme' demiş."

 

'Ailemiz 12 Eylül darbesiyle darmadağın oldu'

İbrahim Kaypakkaya'nın kardeşi olduğu için büyük bir onur duyduğunu ifade eden Kaypakkaya, "İbrahim'in yaptıklarından, düşüncelerinden hep onur duydum. İbrahim Kaypakkaya'nın kardeşi olduğum için kimi zaman bana ön yargı ile yaklaşılırken, kimi zaman da bana sevgi ve hayranlıkla baktılar. En büyük zorluğu darbe döneminde yaşadım. 12 Eylül darbesini yaşadığım dönemlerde birçok insan tarafından tecrit edildim. Benden zarar gelecek diye birçok insan benden uzak durdu. Savunduğum düşüncelerden dolayı birçok kişi çocuklarını benden uzak tutuyordu. 1984'te ilk gözaltım oldu. 22 gün dağda sorgulandıktan sonra Mamak Askeri Cezaevi'nde bir ay yattım, sonra serbest bırakıldım. Bütün bunları yaşamamın nedeni İbrahim Kaypakkaya'nın kardeşi olmamdı. Yeni Demokrasi Dergisi Ankara Temsilciği yaparken gözaltına alındım ve Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde 6 ay kaldım. Bunun nedeni de İbrahim'in kardeşi ve onun düşüncelerini savunduğum içindi. Ailemin diğer fertleri yurtdışına çıkmak zorunda kaldılar. Ablam ve ağabeyim mülteci oldular. Yine ablam ve eniştem hapse girdiler. Annem o dönemde kalp krizi geçirdi. Annemin kalp krizi geçirmesinin sebebi ise bir taksicinin öldürülmesi ve taksiyi de bizim evin önüne bırakmalarıydı. Sonradan bu cinayeti MHP'lilerin yaptığı ortaya çıktı. Fakat taksinin bizim evin önünde bulunmasından dolayı annem ve ablam sorgulandı. Sorgudan sonra hamile olan annem kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi. Ailemiz özellikle 12 Eylül askeri darbesinden sonra darmadağın oldu" dedi.

 

'İbrahim yeni bir yol açtı'

Kardeş Kaypakkaya, İbrahim'in karanlık bir süreci aydınlatmak için yeni bir yol açtığını dile getirerek, "Kemalist bir hava eserken İbrahim yeni bir yol açtı. İbrahim Kürtlerin bir ulus olduğunu söylemişti ve Kürtlerin kendi kaderlerinin tayin hakkı olduğunu ilk söyleyenlerdendi. Fakat İbrahim sadece Kürt ulusal sorununa değil diğer bütün etnik sorunlara ilişkin de fikirleri vardı. İbrahim Türkiye'de bulunan diğer etnik halkların üzerinde devam eden asimilasyonu teşhir etmiştir. İbrahim'in söylemleri karanlık bir dönemi aydınlatması açısından önemlidir. İbrahim'i sadece eylemliği ve direnişçi kişiliğinden değerlendirmek eksik kalır. O gittiği her yerde analiz çalışmalar yapardı. Sınıfsal çalışmalar yapardı. Çalışmalarını bu şekilde yapıyordu. Türkiye tarihine ilişkin ise Marksist tezleri tekrarlamaktan çok o günden bugünü görebilen tezlerinin olması çok önemlidir" vurgusu yaptı.

 

İbrahim Kaypakkaya kimdir?

İbrahim Kaypakkaya, 1949 yılında Çorum'un Sungurlu ilçesinin Karakaya köyünde doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra Hasanoğlan Öğretmen Okulu'na girdi. Öğretmen Okulu'nun ardından İstanbul'daki Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'na başladı. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü öğrencisi olan Kaypakkaya, sol düşüncelerle burada tanıştı. Mart 1968'de Çapa Fikir Kulübü'nün kurucuları arasında yer aldı. Çapa Fikir Kulübü'nün başkanı olan Kaypakkaya, 6. Filo'ya karşı bildiri yayınladığı gerekçesiyle Kasım 1968'de okuldan atıldı. FKF ve TİP içinde ortaya çıkan ayrışmada Milli Demokratik Devrim (MDD) tezini savunan kesimde yer aldı. İşçi-Köylü gazetesinin İstanbul'daki bürosunda çalışan Kaypakkaya, Aydınlık ve Türk Solu dergilerine yazılar yazdı. Aydınlık içinde meydana gelen ayrışmada Doğu Perinçek'in başını çektiği PDA kanadında yer aldı. 1972 yılına kadar PDA (TİİKP) saflarında çalıştı ve DABK üyesi olarak görev yaptı. Bu tarihte PDA ile yolları ayrıldı. Doğu Perinçek ve çevresinin saptırımcı (revizyonist) ve fırsatçı (oportünist) olduklarını söyleyen Kaypakkaya, ayrılık sonrasında TKP/ML TİKKO'yu kurdu. 24 Ocak 1973'de Dersim'in Çemişgezek ilçesi Vartinik köyü Mirik mezrasında askerler tarafından bulunduğu köyün etrafı sarılmış, çatışma sırasında TİKKO'nun ilk komutanlarından Ali Haydar Yıldız yaşamını yitirirken, Kaypakkaya yaralı olarak çatışma alanından uzaklaştı. 5 gün sonra saklandığı köydeki bir öğretmenin ihbarıyla yakalandı. Kaypakkaya, Diyarbakır'da süren 4 aylık sorgulama ve işkence sürecinden sonra, mahkemeye çıkartılmasına az bir zaman kala, 18 Mayıs 1973'te katledildi. Ölüm sebebi ise kayıtlara "intihar" olarak geçti.
Serhildan jiyane
HER YER TAKSIM HER YER DIRENIS

Çevrimdışı Murat Uner

  • İleti: 70
Ser verip sır vermeyen bir yiğit: İbrahim Kaypakkaya
« Yanıtla #4 : 18 Mayıs 2013, 01:53:21 »
Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) kurucusu ve önderi İbrahim Kaypakkaya 18 Mayıs 1973  günü 3,5 aylık insanlık dışı işkenceler sonucu ifade ve bilgi vermeyi reddettiği için Diyarbakır’da katledildi. Dönemin gençlik liderlerinden ama onun da ötesinde genç yaşına rağmen ideolojik ve politik olarak emsallerine göre derin çalışmalara imza atan İbrahim Kaypakkaya 24 yaşında katledilirken kelime anlamıyla gerçekten hunharca muamelelere maruz kaldı. Ayak parmakları tek tek kesilerek, açık yaralarına tuz basılarak yıldırılmaya çalışılan İbrahim Kaypakkaya, bütün bu uygulamalara rağmen teslim olmadı. Bu nedenle “ser verip sır vermeyen bir yiğit” olarak nitelendirildi.

Yayınlarımızda ve  partimizin diğer kademelerinde bugüne dek adından çok fazla söz edilmeyen İbrahim Kaypakkaya ile ilgili ÖZELEŞTİRİ borcumuz mevcut. Kuşkusuz ki bu tek taraflı bir eylem değil. Dönem itibarıyla SBKP ile ÇKP arasında gelişen farklı görüşlerin etkisinde şekillenen olumsuz süreç, Türkiye devrimci hareketini de etkilemiştir.

Bugün geriye dönüp bakıldığında SBKP’nin revizyonist yöneticilerine tepki olarak gelişen bu ayrılığın hiç bir mantığının olmadığı iddia edilemez. Ancak bu gerçeğe rağmen ÇKP’nin eleştirilerinin Dünya Komünist Hareketinin bileşenleri içinde çözülmesi daha yerinde olurdu. Gerçi İbrahim Kaypakkaya ÇKP’nin eleştirilerin ötesinde ABD’nin politikalarına çanak tutmasını eleştirerek bir süre sonra gidişatın olumsuzluğunu değerlendirerek ÇKP’nin bu politikalarına mesafe koymuştur. Biz tüm hata ve  eksikliklerine rağmen dünyada ilk sosyalist devrim deneyi olan ve dünya işçi sınıfının en büyük kazanımı olan Sovyetler Birliği ve  onun öncü partisi, Lenin’in partisi SBKP’yi amasız koşulsuz desteklemeyi doğru görürken, ÇKP politikalarının etkisinde kalanlar SBKP ve SSCB’yi açıktan eleştirme yolunu seçmişlerdir. Bugün için değerlendirildiğinde bu ayrılık ve sert tartışmalara karşın, TİKKO kaynaklı siyasi oluşumların değerlendirmeleri ve yaklaşımları ile günümüzde devrimci hareketin yeniden yükseltilmesinde ortak paydalarımızın oldukça fazla olduğunu tespit edebiliyoruz. Dolayısıyla bir yandan eleştiri ve özeleştiri mekanizmasını işleterek geçmişi değerlendirmek ama günümüzde ortak paydalarımızda eylem birliğini geliştirmek önümüzde güncel bir görev olarak duruyor.

İbrahim Kaypakkaya, Kemalizm ve Kürt ulusal sorununun çözümü konusunda döneminde çok net söylemlere sahiptir. Mustafa Suphi’nin TKP’sine sahip çıkmaktadır ve  savunmaktadır. Kemalist Cumhuriyetin, Büyük Ekim Devrimi’nin gerçekleşmesi ve düşman tarafından boğulamaması sonucu İngiliz emperyalistlerinin bir kabulu olarak kurulmasına göz yumulduğunu söylemektedir. Kürt sorununun çözümü için ise, bunun ancak Kürt halkının kendi kaderini kendisinin belirlemesinin kabulu çerçevesinde mümkün olacağını ikircimsiz savunagelmiştir. Bu çok önemli ideolojik ve politik duruştur. Kaypakkaya aynı zamanda Komünist Parti’nin gerekliliğine inanan ve işçi sınıfının belirleyici rolüne her zaman vurgu yapan bir politik yön geliştirmiştir.

15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişi’nde pratik görevler üstlenmiş ve önemli işlevleri yerine getirmiştir. İşçi sınıfının öncülüğünde işçi -köylü ittifakına ülkemiz koşullarında özel bir önem atfeder. Bu sebepten ötürü de kırsal kesimlerde  örgütlenmeye  görüşlerinde ve  pratiğinde büyük önem verir.

Kaypakkaya ilk örgütlü mücadelesini TİP içerisinde başlar, TİP pasifizminin etkisi ve Mao’nun Halk Savaşı Teorisi’nin etkisinde TİP’den ayrılır, Mihri Belli’nin MDD teorisini “Kemalist” bir teori olarak eleştirir ve mesafe koyarak,  önce Doğu Perinçek ile TİİKP kuruluşunda yer alır ama kısa bir süre sonra Perinçek’i revizyonist ve oportünist olarak eleştirerek TİKKO’nun kuruluşuna ve yapılanmasına yönelir. Daha o dönemde Kemalizmin sol içindeki etkisini gören ve Kürt ulusal sorununun çözümünde Leninci yaklaşımı benimsemiştir. Bu olgu o dönemde genç devrimciler arasında çok da genelgeçer olmayan ama doğru  bir yaklaşımdır.

İbrahim Kaypakkaya’yı katledilişinin yıl dönümünde anmanın en doğru yolu, TİKKO ve TKP/ML geleneğinden gelen hareketler ile güç ve eylem birliğini geliştirmektir. Farklılıklarımızı tartışmak, düzeyli bir kültür çerçevesinde SSCB ve ÇHC deneyimini değerlendirmek ayrı bir konudur, ortak paydalarımızı öne alarak, Marksizm-Leninizmi ve Stalin yoldaşın devrimci rolünü dikkate alarak bugün önümüzde duran somut görevleri değerlendirmek ayrı bir konudur. Bu süreçler kolay süreçler değildir, ancak sanıldığı kadar zor ve karmaşık da değildir. Önemli olan niyet ve amaçlardır. Bu konularda da hemfikir olduğumuz konusunda kuşkumuz yok. Anti-emperyalist demokratik halk devrimi hepimizin ortak hedefidir.


Türkiye Komünist Partisi Merkez Organı ATILIM'dan alınmıştır
YETER Kİ KARARMASIN SOL MEMENİN ALTINDAKİ CEVAHİR

Çevrimdışı Vurgun

  • İleti: 840
Ynt: İbrahim Kaypakkaya 1949-1973
« Yanıtla #5 : 18 Mayıs 2013, 16:09:31 »
Sarıgazi'de Kaypakkaya anması

İstanbul: Komünist önder İbrahim Kaypakkaya 17 Mayıs günü katledilişinin 40. yılında, “İbrahim Kaypakkaya nerede direniş ve mücadele varsa orada yaşıyor” şiarıyla Sarıgazi’de yapılan eylemle anıldı.

Partizan ve DHF’nin ortak örgütlediği anma Vatan İlköğretim Okulu önünde başladı. “Katledilişinin 40. yılında komünist önder İbrahim Kaypakkaya ölümsüzdür” yazılı pankart açılan eylemde sık sık, “Önderimiz İbrahim, İbrahim Kaypakkaya”, “Gerillalar ölmez yaşasın halk savaşı”, “İbrahim Kaypakkaya ölümsüzdür”, “Devrim şehitleri ölümsüzdür”, “Yaşasın devrimci dayanışma” sloganları atıldı. Eyleme ESP, Mücadele Birliği, BDP,DEV-LİS, AKA-DER’de katılarak destek verdi.

Marşlar ve sloganlar eşliğinde Demokrasi Caddesi’nin başına yüründü. Burada anma programı saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşunun ardından Partizan ve DHF adına ortak basın açıklaması okundu. Basın açıklamasında İbrahim Kaypakkaya’nın Amed zindanlarındaki direnişi hatırlatılarak o günlerden bugüne direnişin ve mücadelenin simgesi olarak bir direnme geleneği yarattığına vurgu yapıldı. Kaypakkaya’yı ananlara, adına türkü söyleyenlere, ismini telafuz edenlere dahi cezalar yağdırıldığı hatırlatılan açıklamada, Kaypakkaya’nın egemenlerce, ‘ihtilalcı komünizmin Türkiye temsili’ olarak görülmesinden kaynaklı olduğu söylendi.

Kaypakkaya’nın düşüncelerinin günümüzde güncelliğini koruduğuna vurgu yapılan açıklamada Reyhanlı katliamınada değinilerek; “11 Mayıs günü Reyhanlı’da yüzden fazla kişinin yaşamını yitirdiği katliamın ardından devletin sözcüsü AKP, emperyalistlerin Suriye planlarına paralel yürüttüğü politikalarında kan gölüne batmıştır. Roboski katliamında da görüldüğü üzere halkın kanını dökmeye ve de bunun üzerinden politika yapmaya devam eden AKP, bu kez de katliamın sorumlusu olduğu gerçeğini gizleyememiştir.

Kaypakkaya’yı andığımız bugün de, bir kez daha haykırıyoruz ki; Kaypakkaya emperyalizme ve onun uşaklığına soyunanlara karşı mücadelenin adı olmaya ve onu anmaya devam eden bizlerin de bu mücadelenin yürütücüsü olmaya devam edecek ve Reyhanlı katliamının hesabını soracağız” denildi. Açıklama egemenlerin Kaypakkaya’yı anıp, sahiplenenlere yönelik pervasızca saldırılarına karşın, “Biz de buradan bir kez daha haykırıyoruz ki; aradan 40 yıl değil 80 yıl da geçse onu anmaya, onun mücadelesini yürütmeye devam edeceğiz” denilerek sonlandırıldı.

Açıklamanın ardından anma atılan sloganlarla sonlandırıldı.

Kaynak: Özgür Gelecek



Serhildan jiyane
HER YER TAKSIM HER YER DIRENIS

Çevrimdışı Vurgun

  • İleti: 840
Ynt: İbrahim Kaypakkaya 1949-1973
« Yanıtla #6 : 18 Mayıs 2013, 16:10:58 »
Dersim Gazetesi

ERGİN DOĞRU: Mayıs’ta yanar yüreğim
Bahar kıpırtıları var yüreğimde. Sığmıyor baharın sıcaklığı yüreğimin sıcaklığına. Ağır bir sıkıntı hali baharın canlanışına inat. Doğa canlanırken, çiçekler aldanırken sahte güneşlere, bir umut var devrimin sıcağına. Bedenim sarılmış umuda, kucak açarken baharın gelişine, bir yanım sorguluyor baharın yalancı umutlarını. Yaman bir çelişki, somurtan doğa yeniden gülerken canlılara, tuz buz oluyor hayallerin camdan baharları. Neden demeden dönüp anlaşılmıyor yalan umutlar, sahte baharlar. Oysa yaşam baharda dirilir, baharda can olur canana. Tüm tabiat atarken sırtındaki kara bulutları, yeniden umut filizleri canlanırken, kara toprağın bağrında. Toprağa düşen al karanfiller, kefensizler düşer usuma. Diyarı Kürt Kızılbaş-Alevi Dersim kırılır önce umudun filizlendiği Mayıs’ta. Karalar düşer Düzgün Baba’ya, kana boyanır Munzur’un akı. Cellatlar ferman yazar baharın güneşine inat… Cemal cemale düşer ak sevdalarımız kara toprağa, insanlık utanırken cellatların vicdansızlığına, utanmazlığına. Haki’yi yaşamalı hakikati ararken. Puşt zulalarında kovalanırken devrimin yiğitleri, sancılandı devrimin bebeleri. Kim bilirdi bir Türk örecek Kürt’ün sevdasını, sevgi ağlarıyla saracak mazlum Kürt’ün özgürlük sevdalarını. Her güzelliğin sonu vardır mazlumun hayallerinde, tarih tekerrür edip Bekolar, Hınzır Paşalar perde alırken hainler tiyatrosunda, yüreği Dicle sevdası, Munzur, hırçın Karadeniz’in çocuğu devrildi Tolhildan’ın göbeğinde. Haki Karer düşerken devrim sevdamıza al kanlar içinde, kayboldu güneşin yarısı umudunun sevdasında. Devran dönmeden, hesap sorulmadan, Dersim’in kanı kurumadan ak yürekli vicdanlarda, Deniz olduk, yürüdük devrim sevdasına. Yürekler Deniz gibi kabarırken, Yusuf’la yürüyen Hüseyn’i sevdalara düştük. Darağacında üç fidana astık, dara çeker gibi zalimleri. En uzun koşusu koşulurken, aşk olsun diye haykırdık aynı yüreklerden, “aşk olsun çocuk aşk olsun” siz koştunuz en güzel baharı… Aşkın çocukları koşarken devrim maratonunu Vartinik’te kanadı devrimin yüreği. Yıldız olup göğe değdi Ali Haydar, ser verip sır vermeyen destan oldu İbo, zindan karanlıklarında. Uzun yürüyüşlere serpti devrimin tohumlarını, aydınlatırken Amed’in karanlıklarını. Zulmün işkence hanelerinde abideleşen İbo direniş oldu zulme inat. Kaypaklara inat kaya oldu İbrahim, yüreklere sevda gibi işlenerek. Gelenek örüldü Amed’de zulme inat, direniş bayrağında. Aşkın, devrimin, güneşin çocukları aldı bayrağı zulmün kalesinde. Ninova’da Dehak’a inat ateşi yakan Kawa’nın torunları unutmadı, çağdaş Kawa Mazlum Doğan’ı, düşürmedi ser verip sır vermeyen İbo direnişini. Oturup yeniden yazdılar Amed karanlığında, direnişin aydınlığını tarihe. Spartaküs’ten Hallacı Mansur’a, Pir Sultan’dan Seyit Rıza’ya toprağın kokusu ile kahramanlaştılar. Marks’tan Engels’e Lenin’den Mao’ya bilge insan oldular, cahiliye çocuklarına inat. Haykırdılar “An Azadî An Azadî” sloganlarını, meşale olup yandılar Dörtler sevdasında. Agitçe direndiler dağların zirvelerinde, Kızılyıldız Ali gibi koştular hakikatin peşinde. İkrar verdiler güneşe, yolu sürdüler bilgenin ardında. Hiç utandırmadılar ardıllarını, ışıklı bir yol açtılar ateşin çocuklarına, yüreklerde kahraman sevdalara bilinç yazdırdılar adlarını. Üşüyorum Mayıs’ın sıcaklığında, sahte düşlerin varlığında. Kızıl karanfiller açıyor sahte düşler inat, bilge güneş ısıtıyor benliğimi. Mayıs kahramanları büyütüyor, umudun yeniden filizlenen özgürlük sevdasını. Şimdi devrimin sıcaklığında unutmadan Mayıs kahramanlarını, yürürken güneşe bitimsiz bir aşkla, sevdamız can buluyor yaşamın gerçeğinde.
Serhildan jiyane
HER YER TAKSIM HER YER DIRENIS

Çevrimdışı Solplatform

  • Site Sorumlusu
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 313
Ynt: İbrahim Kaypakkaya 1949-1973
« Yanıtla #7 : 18 Mayıs 2014, 00:14:56 »


"ankara'ya kesildi yolum
orada çevrildi hep sağım solum
ne yapsalar yıkılacak bu zulüm
işte geldik oğul bizim illere
anadolu'ya"
Baba Ali Kaypakkaya




Çevrimdışı Solplatform

  • Site Sorumlusu
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 313
Ynt: İbrahim Kaypakkaya 1949-1973
« Yanıtla #8 : 18 Mayıs 2015, 20:48:26 »


Esasen biz komünist devrimciler, prensip olarak siyasi kanaatlerimizi ve görüşlerimizi hiç bir yerde gizlemeyiz. Ancak örgütsel faaliyetlerimizi, örgüt içinde bizimle birlikte çalışan arkadaşlarımızı ve örgüt içerisinde olmayıp da bize yardımcı olan şahıs ve grupları açıklamayız. Kişisel sorumluluğum açısından gerekeni zaten söylemiş bulunuyorum. Ben buraya kadar anlattıklarımı samimiyetle inandığım Marksist-Leninist düşünce uğruna yaptım. Ve sonuçtan asla pişman değilim. Ben bu uğurda her türlü neticeyi göze alarak ve can bedeli bir mücadeleyi öngörerek çalıştım ve neticede yakalandım. Asla pişman değilim. Bir gün sizin elinizden kurtulursam gene aynı şekilde çalışacağım ...

İbrahim Kaypakkaya






« Son Düzenleme: 18 Mayıs 2015, 20:50:02 Gönderen: Solplatform »

Çevrimdışı Solplatform

  • Site Sorumlusu
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 313
Ynt: İbrahim Kaypakkaya 1949-1973
« Yanıtla #9 : 18 Mayıs 2016, 16:55:31 »
"Az olsak bile kararlı olalım!"



"Halkların kardeşliği sloganı baştan beri burjuva - liberal bir hiledir ! Önce tam hak eşitliği , ancak ondan sonra halkların kardeşliği ."

Çevrimdışı Solplatform5

  • Sorumlu
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 206
Ynt: İbrahim Kaypakkaya 1949-1973
« Yanıtla #10 : 18 Mayıs 2017, 13:14:29 »

"Milli baskı, ezen, sömüren ve hâkim milletlerin hâkim sınıflarının, ezilen bağımlı ve uyruk milletlere uyguladığı baskıdır. Türkiye’de milli baskı, hâkim Türk milletinin hâkim sınıflarının, sadece Kürt halkına değil, bütün Kürt milletine, sadece Kürt milletine de değil, bütün azınlık uyruk milliyetlere uyguladığı baskıdır.

Halk ve millet aynı şeyler değildirler. Halk kavramı, bugün genel olarak işçi sınıfını, yoksul ve orta hâlli köylüleri, yarı-proleterleri ve şehir küçük-burjuvazisini kapsar. . Oysa millet, hâkim sınıflar da dâhil, bütün sınıf ve tabakaları içine alır.
‘Millet [veya ulus]; dil, toprak, iktisadi yaşantı birliğinin ve ortak kültür biçiminde beliren ruhi şekillenme birliğinin hüküm sürdüğü, tarihi olarak meydana gelmiş istikrarlı bir topluluktur’ (Stalin). Aynı dili konuşan, aynı toprak üzerinde oturan, iktisadi yaşantı birliği ve ruhi şekillenme birliği içinde olan bütün sınıf ve tabakalar, milletin kapsamına dâhildirler. Bunların içinde devrimden menfaati olan, devrim safında yer alan sınıf ve tabakalar olduğu gibi, devrime düşman olan ve devrimle karşı-devrim arasında bocalayan sınıf ve tabakalar da vardır. (…)"

Çevrimdışı Solplatform5

  • Sorumlu
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 206
Ynt: İbrahim Kaypakkaya 1949-1973
« Yanıtla #11 : 18 Mayıs 2018, 16:00:15 »

İşçi sınıfı objektif olarak en devrimci sınıftır. Fakat onun devrimciliğinin esası ,proleter devrimci düşünceyi sınıf mücadelesine rehber edinebilmesinde ve edinmesindedir. Bu ise, bilimsel sosyalist düşünceyi benimseyen aydınların ,bu düşünceyi işçi sınıfına götürmesiyle mümkündür.Bu görevin ihmaline yol açacak ,kendiliğinden-gelmeliğin önünde her boyun eğiş ,işçi sınıfının davasını ,en hafif tabiriyle geriye itmek olur.Objektif olarak burjuvaziye teslimiyettir. Bu gerçeği iyice bilelim.( Proleter Devrimci Aydınlık,Mayıs 1970 S: 33)