Gönderen Konu: Özgürlükler  (Okunma sayısı 21980 defa)

0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı AleksandrKirsanov

  • İleti: 133
Kadın, pergel gibi!
« Yanıtla #15 : 13 Aralık 2011, 13:09:26 »
Cumartesi günkü yazıda "kadına caminin yolunun açık olduğu"nu, ancak İslam tarihinde teşekkül eden "örfte kadına cami-merkezli ibadetlerin (cuma, bayram, cenaze, teravih namazı) farz kılınmadığını" yazdım.

Bunun gibi kadının iktisadî hayata, ticarete, iş dünyasına, üretime, sivil ve sosyal faaliyetlere katılmasını engelleyen hükümler yok, özel bir teşvik de yok. "Duruma ve yerine göre" kadın ticaret yapabilir, çeşitli resmî-sivil görevler alabilir. Ben hiçbir yazımda kadınlar zinhar iş hayatına girmesin, sosyal etkinliklerden uzak tutulsun demedim. Öyle zaruri durumlar var ki, kadın erkek gibi çalışmak, evin geçimini temin etmek zorunda kalabilir, bu kadınlara öncelikle iş temin etmek görevdir, hatta pozitif ayrımcılık bu muhtaç kadınlar için elzemdir. İslam tarihinde kadın elbette çok sorun yaşamıştır, ama ana karakteristiğiyle örf, kadını en azından muasırı din havzalarındaki kadınlardan daha iyi korumuştur.

Belirtmek gerekir ki örf, sosyolojik manada belli toplumlara özgü "âdet" veya belli kavimlere özgü "yerel/yöresel töre" değildir. "Örf"e atıfta bulunuyorum diye "gelenekçi veya muhafazakâr" olmam, bana bu yakıştırmaları yapanlar "fıkıh sosyolojisi"nden habersiz kimselerdir. Örf, Allah'ın muradının Şer'î hükümleri tatbik eden ümmetin amelî hayatında tahakkuk eden pratiklerdir. Sünnet'in pratik tatbikatından, alimlerin icmaından, temeli meşru içtihada dayalı bölgesel yaygın teamül ve tatbikattan alır. "Örf" doğru, olması gereken ve İslam'ın ruhuna uygun (ma'ruf) olduğundan Hukuk'ta kaynaktır. Bunun ne "gelenekçilik ve muhafazakârlık"la, ne "âdet ve töreler"le ilgisi var. Âdet ve töreye dayalı gelenek tashihe muhtaçtır, bazı unsurları zalimanedir; ama örfe dayalı gelenek gereklidir, tarihte beşerî hayatın sürekliliğini sağlar.

Kadına ilişkin örfün; İslam'ın öngördüğü âlem tasavvuru, âlem tasavvurunun merkezindeki dünya düzeni, dünya düzeninin merkezindeki ümmet ideali, ümmet idealinin merkezindeki daru'l-İslam, daru'l-İslam'ın medeniyet havzaları hükmündeki şehir hayatı ve şehir hayatının merkezindeki ev ve aile düzeniyle doğrudan ve zaruri ilişkisi var. Bu geniş perspektiften bakılmadığında, İslam tarihinde örf zemininde kadının konumunu, "ataerkil tahakkümcü" kültürün; dinî nasların erkekler tarafından yorumlanmış ayrımcı-cinsiyetçi meşruiyet fetvalarının ürünü görür ve bunun sonucunda Batı modernizmi, feminizmi ve küresel piyasa ideolojisi olan liberalizmin dayattığı 'kadınlarla ilgili program ve projelere birer can simidi' gibi sarılırsınız.

Benim demeye çalıştığım şudur:

1) Kadının iktisadî ve ticarî hayata katılması aslî değil, arızîdir. Bu yüzden hep "duruma ve yerine göre" ihtirazi kaydını koyuyorum. Evin geçimini üstlenecek erkek yoksa, kadın iş hayatına girmeli, kamu veya özel sektör onu tercihen işe almalı. Ancak kadının asli yeri evidir. "Ev, kadına farz olmayan ibadetlerin camide eda edilmesinden daha hayırlıdır." Erkek ailenin geçimini temin ederken kadın evin iç düzenini yürütür, bir anne olarak çocuklarının hayırlı-faydalı (salih) birer evlat olarak yetişmesini sağlar, ailenin huzur ve mutluluğunda (sekine ve sükûnet) rol oynar.

2) Kapitalist piyasa ekonomisi ise kadını iki ayağıyla "evin dışına" çıkarıp sömürü nesnesi haline getiriyor. Tüpten çıkan macun gibi bir daha geri dönmüyor; bu ise ailenin ve toplumsal hayatın çözülmesine yol açıyor. Kadın evden çıkınca, tümüyle özgürleşmiyor; çoğu yine erkek olan patronların, âmirlerin, müdürlerin denetimi altına giriyor.

3) İslam tasavvurunda kadın pergel gibidir; sağ ayağı -sabit kadem- evindedir, sol ayağıyla her yere gider, haricî her meşru ve hayırlı maddî, iktisadî, sosyal, sivil faaliyete, hadisteki güzel deyimle "Müslümanların hayırlı meclislerine katılır." Ama önce evi ve ailesi! "Ev" kadın için hayatî faaliyetlerin merkezi "ana karargâh"tır (33/Ahzab, 33). Toplumsal hayatın da ana merkezi, her biri mescid hükmünde olan "ev"dir. Ev kıbleye yönlendirilmeli, mekân kullanımı ve hayat tarzı buna göre kurulmalıdır. (10/Yunus, 87)

Not: Etyen Mahçupyan'la tartışmayı isterim, ama dünkü yazısında üslubu 22 ayardan 18'e düşürmüş. Biraz bekleyelim.



Alın size bir özgürlük daha. Kadının başını dinsel bir özgürlük olarak kapamasını isteyen bu şahısların, yine dini bir özgürlük olarak savundukları kadının erkeğe tabi olmasıdır. Peki bu durumda, dinin kişisel bir sorun olduğu lafını geveleyip duranlar ne yapacaklardır. Din yalnızca devlet açısından kişisel bir sorundur. Marksistler açısından ise tam teri toplumsal olana etki eden dolayısıyla toplumsal bir sorundur. Lenin'în Prolaterya Partisinin Dİn Konusundaki Tutumu adlı broşüründe yer alan şu kısım aydınlatıcı olacaktır.

''Marksizm maddeciliktir. Böyle olduğu için de, konusunda en azından 18. yüzyıl Ansiklopedistlerinin maddeciliği ya da Feuerbach'ın maddeciliği oranında kesin bir karşıtlığı vardır. Bu hiç kuşku götürmez. Ne var ki Marks ve Engels'in diyalaktik maddeciliği, ansiklopedistlerin ve Feuerbach'ın maddeciliğini aşar, çünkü maddeci felsefeyi tarih alanında, toplum bilimleri alanında da uygular. Dinle savaşmalıyız- bu, her türlü maddeciliğin ve doğal olarak Marksizmin ABC'sidir. Ancak Marksizm, ABC'de donmuş kalmış maddecilik değildir. Marksizm daha ileri giderek şöyle der: Dinle nasıl savaşacağımızı bilmeliyiz, bunu yapabilmek için de inancın ve dinin kökenini kitlelere maddeci bir biçimde açıklamalıyız. Dinle savaş, soyut ideolojik öğütler çerçevesinde kalamaz, bu tür sınırlı öğütlere indirgenmemelidir. Dinle savaş, dinin toplumsal kökenini ortadan kaldırmayı amaçlayan sınıf hareketinin somut uygulamasıyla bağlanmalıdır. Din etkisini neden en çok geri kalmış şehir proletaryası, yarı-proletarya ve köylü kitlesi üzerinde göstermektedir? Burjuva ilerici aydınları, radikaller ve burjuva maddecileri bu soruya "cahil oldukları için" diye cevap verirler. O zaman da "kahrolsun din, yaşasın dinsizlik! Ateist görüşleri yaymak başlıca görevimizdir"- diye haykırmaya başlarlar. Marksistler ise, bunun doğru olmadığını, aldatıcı bir görüş olduğunu, dar görüşlü burjuvaların fikri olduğunu söylerler. Bu görüş dinin kökenini yeterince açıklamaz, açıklar da, maddeci biçimde değil, ülkücü biçimde açıklar. Modern kapitalist ülkelerde bu kökler genellikle toplumsaldır. Bugün dinin en derine uzanan kolu, emekçi kitlelerin toplumsal ezikliği ve hergün her saat emekçilere en dayanılmaz acıları, savaş, deprem vb. doğal afetlerden çok daha beter kahırları çektiren kapitalizmin karanlık güçleri karşısındaki çaresizliğidir.''

Daha öncede belirttiğim ve marksizmi yanlış okumak eleştirisi aldığım ancak nerenin yanlış olduğu noktasında hiçbirşey içermeyen nokta şuydu; bugün kendine marksist diyenler, özgürlük tanımını öyle soyut bir biçimde ele almaktadırlar ki, liberal özgürlük martavallarını sosyalist diye yutturmaya çalışmaktadırlar, dinin özgürlüğü de bunlardan biridir. Türkiye toplumunda din konusu nedense ele alınmaya çekinilen bir konu. Lenin aynı yazıda geçen, Marksistlerin dine karşı savaşlarının neden ılımlı göründüğünü, ''bilimsel metod''la açıklamaktadır, yani aslında bir ılımlılık söz konusu değildir ve din karşıtı mücadele en büyük silahla yani bilimle verilmektedir. Bu durum marksistleri ılımlı gösteriyorsa bu sadece br sonuçtur amaç değil. Ama bugünün marksist olduğunu iddia eden zerzevatlarının, ılımlılığı ve dindarları ürkütmemeyi hedef haline getirip, daha da öte liberal soytarılığı kanıksayıp ve liberalleşerek, dinin emir ve yasaklarına özgürlük isteme derekesine kadar inmiş olmaları, marksizmin kimlere kaldığını ve Marksizm-Leninizme karşı savaş açanlarında nereden cesaret bulduğunu göstermektedir.


Buyrun size bir tartışma konusu, kişinin dinini ''özgürce'' yaşama özgürlüğü nerede başlayıp nerede biter.
Marksın, yanılmıyorsam ''Hegel'in hukuk felsefesine giriş'' belirttiği gibi dinin eleştirisinin geride kaldığı toplumlarda bu konu can alıcı bir nokta olmayabilir, ancak özellikle Türkiye gibi ülkelerde bu durum can alıcı bir noktada durmaktadır çünkü, din, sınıf mücadelesinin önündeki en büyük engellerden biri olarak durmaktadır.
Bu engel nasıl aşılacaktır, buyrun tartışalım.
« Son Düzenleme: 13 Aralık 2011, 13:17:59 Gönderen: AleksandrKirsanov »

Çevrimdışı YürekAtışı

  • İleti: 257
Özgürlükler
« Yanıtla #16 : 13 Aralık 2011, 21:28:46 »
Marksist materyalizm mekanik değildir, dünyayı ve evreni algılama yöntemi olarak dinamik ilişkilerin yasasını araştırır ve gelişme yönünü diyalektik metodla kavrar. Marx'tan önce materyalizm aslında idealizmin bir yanını içinde taşıyordu, idealizmde materyalizmin, materyalizmin durağanlıkla özdeştiği ve her şeyin temelde aynı olduğunu öne süren materyalist görüş bu sebeple idealizmden bir parçayı içinde taşıyordu.  akış ve gelişme yasalarının keşfi idealizme ve hegelde zirveye ulaştıysada hegelin felsefesinin temelindeki idealist tin marx tarafından sökülüp alınmış ve felsefenin bilimle buluşması bu noktada kesinleşmiştir.

Burjuvazi; pozitivist ve materyalist felsefeye sahiptir temelde, fakat materyalist tarafı mekanik materyalizm olduğundan gelecek görgüsünden yoksundur ve fazlasıyla hastalıklıdır. Burjuvazi önünü göremez ve bu sebeple eninde sonunda barbarlığı ve vandallığı felsefi anlamda da özünde taşır. Bir burjuva açısından DİN yoktur, Tanrı yoktur, ama bu onun açısından belirleyici değildir. O pazarlarının ve diğer çıkarlarının gereği bütün din kitaplarını ve cüppelerini bulundurur. Pazarın ihtiyacı neyse ona göre hareket eder, işçi sınıfını bastırmak ya da uyuşturmak için bu silahı rahatlıkla kullanır.

Dine karşı mücadelede Lenin'i esas almak yetmez, özgün koşullara göre uyarlamalar yapmak gerekir, dine karşı açık bir mücadele olmadığında bunun oportunizmle eş tutulduğunu unutmamak lazımdır. Din hastalıklı ve organize olmuş bir tanrı barındırdığından bütün egemenler dinin nimetlerinden faydalanmaya çalışacaktır. Bir grevden ya da sokak gösterisinden başörtülü bir kadını uzaklaştırmak büyük gerizekalılık olacaktır, geri değerler taşıması bir işçinin işçi olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. Sınıf mücadelesi içerisinde işçi sınıfının üyeleri genel olarak toplumu ilerlettikçe ilerleyecek ve bütün sorunlar milli, dini her şey bu aşamalarda çözülecektir.
İNSAN...

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1840
Diyanet TV geliyor!
« Yanıtla #17 : 06 Ocak 2012, 19:27:12 »


Sınıfsal çelişkilerin giderek artma eğiliminde olduğu sistemde  başvurulacak  yegane yöntem  , dinsel argümanların  topluma enjekte edilmesidir.

Emperyalist kapitalist sistemin barbarlığını sürdürmesi ;köle olarak kabullendikleri nüfusun  , analitik düşünceden yoksun sorgulayamaz hale gelmesini sağlayıp ; yoksulluğunu,ezilmişliğini  kader bağlamında kabullenmesi ve böylece birey olmasını önleyerek  boyun eğdirilecek bir kitle yaratmasına bağlıdır.

Aşağıdaki haber ,yazılı ve görsel  dayatmalarla topyekun saldırı altındaki toplumun  nereye götürüldüğünün çok açık bir özeti midir? Nedir ?

E.


&
[/SIZE][/FONT]

Diyanet TV geliyor!

28.12.11 08:59

Gelecek yıl yayına başlayacağı duyurulan ’Diyanet Televizyonu’nda başta dizi filmler olmak üzere, cuma vaazları, hac-ezan-mevlit-gibi konularda belgeseller, çizgi filmler, tarihî şahsiyetlerin hayatları ve Peygamber Efendimiz’in (sas) hayatını anlatacak sinema filmi olacak.

İçeriği henüz netleşmeyen kanalın kimliği üzerindeki çalışmalar devam ediyor. Yayınlar TRT tarafından tahsis edilen bir kanal üzerinden izleyiciye ulaşacak. Yayın çıkışı TRT üzerinden olmakla birlikte, yayının programlanması, yayına hazırlanması Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılacak. Bu arada televizyonda çalıştırılmak için 100 personel alımına yönelik girişimler de başlatıldı.’Çocuklara en etkili nasıl ulaşabiliriz?’sorusu üzerinde durduklarını aktaran Salman, "Mesela doğruluğu, dürüst olmayı, arkadaşları ile birlikte güzel geçinmeyi, komşuları ile iyi geçinmeyi tamamen bir çizgi film ortamında, dizi film ortamında, insanları sıkmadan zevkle izleyebilecekleri bir ortamda sunmak istiyoruz. Hem verdiğimiz mesajın doğru olmasına hem de bugünkü insanların ihtiyaçlarına cevap vermesine dikkat edeceğiz." diye konuştu.

Sıkça eleştirilen dizilerin hatırlatılması üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı Dinî Yayınlar Genel Müdürü Yüksel Salman, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu alanda kendisi ile yarışacağını söyledi. Salman, "Biz doğru işler yaptığımız sürece, doğruyu gösterdiğimiz sürece insanlar daima doğrunun, iyi işlerin ve kalitenin yanındadır diye düşünüyoruz. Piyasada pek çok yapım var. Bunlar değişik açılardan değerlendirilebilir ama biz kendi kulvarımızda en doğrusu neyse, en kalitelisi neyse, kendimizle yarışmak ve doğrunun adresi olmak istiyoruz." dedi.

Kaynak:ZAMAN[/B]
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1840



Joseph Goebbels'in ılımlı Türk versiyonları iş başında; sessiz sedasız  özellikle kadın ve çocukları etkileri altına almaya başladılar demiyelim , sanki Üsküdar geçilmek üzere bir durumla karşı karşıyayız.

Nedir bu yapılanlar , faşist dinci devlet yapılanmasının gerekleri  değil midir? İlköğretim ve Lise  Müdürlükleri'ne gönderilen "Umre Gezisi " yazı konusunun eleştiri noktası  "  Diyanet'in salt hanefi grubuna bu hizmeti vermesi düşünülemez, tüm mezhep ve inanışlardan alınan vergi  vs. ile neden sadece bir grup için organizasyon yapılıyor"   bu mu olmalıydı?


Herkesin vergileri ile oluşturulan devlet bütçesinin sadece Müslüman vatandaşların faydalanabileceği hizmetlerin tasarlanmasına harcanıyor olması, Milli Eğitim Bakanlığı gibi temel bir kurumun da bu ayrımcılığı kendi iletişim ağını kullanarak Türkiye'deki tüm çocuklara ulaştırma cüreti gösteriyor olması, hükümetin insanların tepkisinden duyduğu korkunun ne kadar azaldığını gösteriyor.   (A. Murat EREN imzasıyla Bianet)

Aile imamları denilen ucube bir kurum yaratılarak , hukuki yargılamanın  önünü tıkama çabaları içindeki güce, o pek sevimli Kadın Bilmemne Örgütlerinin karşı çıkış noktası aşağıdaki haberde görülüyor. Ne oldu feministler nefesiniz mi yetmiyor da nefesi kuvvetli olan şarlatanlara bıraktınız ortalığı .Sakın ola ki yanlış anlaşılmaya,feministler başta olmak üzere hiçbir STK 'dan kimsenin umar beklediği yok, hatırlatalım  sevimli reformistlere.

"Özgürlükler Cenneti " (hangi zamanda ,kim ve ne için özgürlük ? soru hakkımız ayrık olmak üzere) yaratma konusunda Hasan Sabbah'ın cennetini de geçtiler .

İnsanların din sarmalında yok olup gitmesine yol açan bu uygulamalar , FARKINDA MIYIZ ?  HİÇ TEPKİ ALMADAN ,DUR DURAK BİLMEDEN ,  kul olma zihniyetini  olanca hızıyla hayata geçiriyor...

Bildiğimiz sebep-sonuç ilişkileri bağlamında , konunun başından bu yana sergilenenleri , tekrara düşmemek adına,anlatmaya gerek yok ; geç de olsa kendimizi de  sorgulamalıyız diye düşünüyorum.....NE YAPMADIK BİZ....
E.


&
[/FONT][/SIZE]


İlköğretim öğrencilerine özel umre turu

Diyanet, 20 Ocak’ta başlayacak yarıyıl tatili için ilköğretim ve lise öğrencilerine özel umre programı hazırladı. 5 gün Mekke, 5 gün Medine’de konaklayacak şekilde tasarlanan program, 5 Ocak’ta 81 ilin milli eğitim müdürlüklerine gönderildi.

ntvmsnbc ve Ajanslar

İSTANBUL-ANKARA - Diyanet İşleri Başkanlığı, yarıyıl tatilinde ilköğretim ve lise öğrencileri için 10 günlük özel umre programı hazırladı. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Dr. Ekrem Keleş imzasıyla 81 ilin milli eğitim müdürlüklerine gönderilen 5 Ocak tarihli yazıda, ülke genelinde öğrencilerin bilgi, görgü ve deneyimlerinin artırılması ve pekiştirilmesine katkıda bulunmak, kutsal topraklarda bulunan ve İslam tarihi açısından önem arz eden mekanların ziyaret edilmesini sağlamak amacıyla öğretmenleri nezaretinde öğrenciler için özel umre turu planlandığı belirtildi.

Yazıda, “Yarıyıl tatili dönemindeki program 5 gün Mekke, 5 gün Medine’de konaklayacak şekilde 10 günlük olarak tasarlanmıştır. Bu itibarla, okul müdürlüklerine söz konusu program ivedi duyurularak katılmak isteyen öğretmen, öğrenci ve velilerin isimlerinin en geç 9 Ocak tarihine kadar Başkanlığımıza bildirilmesi gerekmektedir” denildi.

Ücret 795 Euro

Öğrenciler için 2 kişilik oda 795 Euro, 3 kişilik oda 760 Euro, öğretmenler için 2 kişilik oda 875 Euro, 3 kişilik oda 850 Euro olarak belirlenen umre ücretlerinin 13 Ocak’a kadar ilgili banka hesaplarına yatırılması, başvuruların il ve ilçe müftülüklerine yapılabileceği belirtildi.

http://www.ntvmsnbc.com

&
[/FONT][/SIZE]

Kadına yönelik şiddete imamlar bakacak!

İl Genel Meclisi çok tartışılacak bir karara imza attı. Kadın Hakları ve Eşitlik Komisyonu, eşler arasında yaşanan şiddet olaylarında, olayın hukuk boyutuna taşınmadan din adamlarının halletmesini istedi. CHP’li üyelerin de destek verdiği karar oybirliği ile kabul edildi.

Malatya İl Genel Meclisi (İGM), kadına yönelik şiddeti imamlara havale etti. CHP’li üyelerin de desteklediği karara göre, kadının şiddet görmesi halinde yargıya değil, din adamlarına gidilecek. İGM Başkanı AKP’li Naci Şavata başkanlığında yapılan toplantıda oybirliği ile alınan kararda bir de rapor benimsendi.


“DİN ADAMLARI ARABULUCU OLACAK”

İGM’nin Kadın Hakları ve Eşitlik Komisyonu tarafından hazırlanan raporda, “Eşler arasında yaşanan şiddet olaylarında, yaşanılanların mahkemeye taşınmadan evvel bölgenin ileri gelenleri ve toplum üzerinde etkisinin olduğuna şüphe duymadığımız din adamlarının arabuluculuk yapmasına imkan tanınacak düzenleme yapılmalı” ifadelerine yer verildi.

Raporda şunlar kaydedildi: “Bütün bu çalışmalara rağmen şiddet ortamından kurtulamayan kadınlar için hayatlarını kimseye muhtaç olmadan kazanabilmeleri adına eğitim durumları ve yeteneklerine göre çeşitli işlere yerleştirilebilecek çalışmalar yapılmalıdır. Böylece devletin şefkat eli korunmaya muhtaç olan bu kadınlara ulaştığı için toplumda doğabilecek diğer olumsuzlukların da önüne geçilmiş olunacaktır.’’

KADIN ÖRGÜTLERİ TEPKİLİ

Kadın örgütleri ise şiddet olaylarında, din adamlarının veya başka kişilerin arabulucu olmasını istemiyor. Daha önce yaşanan olayları örnek gösteren dernekler, geçmişte aile içi şiddette, “arabulucu barıştırmalarının” sağlıklı olmadığını ve bu barıştırmaların birçoğunun cinayetle noktalandığını hatırlatıyor.

Malatya Demokratik Kadın Platformu’ndan Songül Canpolat, karara tepki göstererek, “Biz kim olursa olsun arabulucuk olmasına en başından beri karşıyız. Burada düşünülen kadın değil. Daha önce yaşanan tecrübeler var. Cinayet ve şiddet devam ediyor. Bu çözüm değil. Bunun yerine şiddete devam eden unsurlar kaldırılmalı” dedi.

Aile imamlığının bazı bölgelerde uygulandığını belirten Canpolat, “Bunun altında örgütlenme çalışması var. Yani AKP hükümeti örgütlenmek için her yola başvuruyor. Aslında çok şaşırılacak bir durum değil, ama çok tehlikeli bir durum” diye konuştu.

ARABULUCULUK KATLİAMLA SONUÇLANMIŞTI

Malatya’da 2005 yılında yaşanan bir “arabuluculuk” katliamla sonuçlanmıştı. Kuluncak ilçesinin İlisuluk köyünde 25 Kasım 2005 günü yaşanan olayda, imam nikahlı eşinden şiddet gören Fatma Akça isimli kadın, babasının evine dönmüş, ancak eşi Cabbar Seven tarafından babasının evinde silahla rehin alınmıştı.

46 saat süren pazarlık sonucu teslim olan Cabbar Seven, dönemin Kuluncak Kaymakamı İbrahim Cenet’in de aralarında bulunduğu çok sayıda “arabulucu” tarafından imam nikahlı eşi Fatma Akça ile Jandarma Karakolu’ndaki nikah töreniyle resmen evlendirilmişti. Cebber Seven, nikah masasında eşini çok sevdiğini belirterek, “Her şey eşim için” demişti. Ancak nikahtan bir yıl sonra, 25 Aralık 2006 günü Cabbar Seven, eşi Fatma Seven ve 4 çocuğunu evde iple boğarak öldürmüştü.

http://www.malatyayenigun.com/yasam/kadina-yonelik-siddete-imamlar-bakacak-h18195.html[/B]
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimdışı Vurgun

  • İleti: 837
Özgürlükler
« Yanıtla #19 : 10 Ocak 2012, 21:47:22 »
Suudi Arabistan’da seriat ,yolda kocasiyla yürüyen  bir kadinin gözlerinin  tahrik edici oldugunu  önesüren polis sayesinde yüzününde örtülmesini emretmis artik tahrik edici gözler sokakta kapanmak zorundaymis .Din adamlarinin tavri her zaman erklerden  yana olacaktir.Kildi tüydü bahanelerle tahrik oldum deyip kadina uygulanan siddettin dozu artirilacaktir. Simdilik örtünmelidir emri veren seriat yarin "oyun gözlerini!" emrini verecektir.
Eh ne diyelim seriatin kestigi parmak acimazmis:D
Serhildan jiyane
HER YER TAKSIM HER YER DIRENIS

Çevrimdışı YürekAtışı

  • İleti: 257
Özgürlükler
« Yanıtla #20 : 10 Ocak 2012, 22:23:57 »
Benim kesilen parmaklarım kim keserse kessin acıyor, kadının kocasının itiraz etmesi üzerine islam polisi kocasının kolunu kırmış! o kol acımıştır bence...
İNSAN...

Çevrimdışı AleksandrKirsanov

  • İleti: 133
Özgürlükler
« Yanıtla #21 : 10 Ocak 2012, 22:37:26 »
Burada izninizle bir noktaya değinmek istiyorum;
Nisa suresi 34. Ayette şöyle diyor;
Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah'ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da "gayb"ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün.Eğer itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, çok büyüktür.

Bu sure önemlidir çünkü kadınları baskılayan çoğu şeriat kanunu bu sureye dayanır. (Yanılmıyorsam Nisa da kadın anlamına gelir.)
Görüldüğü gibi erkeklerin kadınlardan üstün olmaları iki temel dayandırılıyor; birisi tanrının bunun böyle olmasını istediği ve kadın ve erkeği böyle yarattığı; ikincisi, ancak bununla yetinilmiyor ve erkeğin ailenin geçimini sağlayan yani kadının karnını douyran oldukları için bir ayrım yapma gereği duyuyor.

Bunun nedeni bana göre toplumun ekonomik ve sosyal yapısında gizli.
İslam öncesi Arap yarımadasında, tamamen olmasa da kısmen kadınların mülk edinme ve ticaret yapma hakkına sahip olduğunu, bizzat Muhammedin ilk karısı Haticeden anlayabiliriz.
Ancak bu durum daha sonradan tümüyle ortadan kalkacaktır.
Nisa suresi ise bu ortadan kalkmanın netleştiği bir döneme, yani İslamın egemenliğini kabul ettirdiği bir dönemde inmiştir.(bütün diğer sureler ve ayetlerde bu şekilde incelenirse, mesela kısa bir mesafeye yapıalcak sefer öncesinde deve sırtına binmeden gidilen mesafelerdeki ganimet paylaşımı ile ilgili inen ayet gibi, birçok şey daha iyi anlaşılır. İslam özellikle Mekkelilerden zayıf oldukları ve Medineye kaçtıkları sırada, Medine sözleşmesi gibi, döneme göre ileri birtakım yasalar koyabilmiş ancak bu sadece bir taktik olarka kalmıştır)

Bir nevi ekonomik temelin yasalarla desteklenmesi sağlanmıştır.
Yani bu baskının islamcı olanının temelinde de sınıfsal bir temel mevcuttur.
Bu da sorunun çözümünün, dönemsel olarak çeşitili mücadele biçimlerine bürünebilmekle birlikte, Lenin'in belirttiği üzere sosyalist proleter devrim mücadelesi olması gerektiğini gösterir.

Çevrimdışı Vurgun

  • İleti: 837
Özgürlükler
« Yanıtla #22 : 12 Ocak 2012, 23:08:45 »
Evet özellikle Nisa ve Nur sureleri kadinlarla ilgilidir onlarin nasil biat etmesi anlatilir buna ragmen türbanlilar kendilerinin seriat yayildikca özgür olabileceklerini düsünmekteler.Nisa suresine bakildiginda kadinina  eger esit davranmiyorsan 2,3 tane daha al halen esitsizlik sözkonusu ise  cariyenle  birlikte ol deniyor.Dinler incelendiginde görülürki  din;   halkin geri mantigina sunulan büyük bir avuntudan baska bir sey degildir ve dine ragbet artmissa eger ve  ezilen kesim  yoksulluktan bunalarak  dine yöneliyorsa eger bu ezilen kesimin care aradigini gösterir bu noktada da ülkeyi yönetenler halkin aklini bulandirmak onlarin bir saniye dogru düsünmelerine firsat vermemek icin cabalar cünkü isci sinifi bos kaldigi an düsünmeye baslayacaktir bu da ezen sinifin icin tehlike canlarinin calmasi demektir.Burda en iyi silahlardan biri dindirve ezilen sinifin sinifin arasina nifak tohumlari ekilir.Oysaki dedigimiz gibi kafa yorulmaya baslandiginda  isverenlere biat etmenin din kitaplariyla basladigi görülür.Hakkina razi gelinmesi vs gibi ögütlerle isci sinifini geriletilir hak aramak mahser diye uyduruma yerlere havale edilir.Ikinci sinif olarak görülen kadina karsi da kinlendirilir öyle ya rivayete göre kadindir seytanla isbirligi yapan ve cennetten atilmalarina sebeb olan   o halde tüm peygamberler düsmandir (tüm peygamberlerde erkektir )kadina sonucta iki tanede kendi ciziktirir kitabina uydurarak neredeyse gölgesi oldugu icin cezalandirilacak duruma gelen kadinlarin ise halen seriat diye basbas bagirmalarin ise anlasilir degildir.Bazen hemcinslerim olsalarda müstahak demek geliyor .Simdilik parmaklarini kaptirip seriatin parmagi acimaz diyenler yarin konusamaz durumda olacaklar cünkü konusacak kelleleri olmayacak.Bence bu  noktada yapilmasi gereken sey öncü kesimin özellikle de dini teskilatlara kadar inmesi ve oradan örgütlenmelerin yogunlasmasi gerekir diye düsünüyorum..
Serhildan jiyane
HER YER TAKSIM HER YER DIRENIS

Çevrimdışı Okur

  • İleti: 43
Cemaat'in Sesi 25 yaşında
« Yanıtla #23 : 28 Ocak 2012, 17:42:40 »
1986’da kurulan Zaman gazetesi geçtiğimiz gün 25. yılını büyük bir törenle kutladı. AKP iktidarına karşı darbe planlamakla suçlanan Sinan Aygün’ün geçtiğimiz dönem başkanlığını yaptığı Ankara Ticaret Odası salonunda yapılan törene Başbakan, bakanlar, bürokratlar ve pek çok muteber katıldı.


Tayyip Erdoğan Evindeymiş Gibi
 
Fethullah Gülen Cemaati’nin yayını olarak bilinen gazetenin kutlamasında bir konuşma yapan Recep Tayyip Erdoğan, Zaman’ı yüceltmek için yer yer edebi kavramlara başvurdu. Erdoğan, Gülen Cemaati’nin kontrolünde olduğu bilinen Ergenekon davası ve gazeteci tutuklamalarına dair Cemaat’i memnun edecek bir üslup kullandı. Zaman’ın “80 müdahalesinin ağır havası içinde ateşte açan bir çiçek” diye tanımlayan Erdoğan Fethullah Gülen’e saygıda itibar etmeyi de unutmadı ve “Bu topraklar böyle zor zamanlarda çok büyük yiğitler yetiştirdi. Bu topraklar çok büyük mütefekkirler, sanatçılar ve gönül insanları yetiştirdi. Topla, tüfekle, silahla, yumrukla değil kalemiyle, fikriyle, birikimiyle, hikmetiyle mücadele veren, zulme de zalime de özellikle karşı çıkan ama hoşgörüden, kardeşlikten asla taviz vermeyen kahramanlarımız oldu.” diye konuştu.
 Yakın dönemde gazetecilerle yaptığı toplantılarda atılacak manşetlere karar veren Erdoğan, konuşmasında son 10 yıldaki iktidar mücadelesine vurgu yaparak, “Adeta manşetlerle savaştık. Manşetlerin ok olup üzerimize yağdığı süreçlerden geçtik.” dedi. Erdoğan ayrıca  muhalefete yönelik sık sık kullandığı ‘Koyun bile güdemezler’ deyimini göz ardı ederek  ‘Muhtar bile olamaz diye manşetlerin atıldığı günlerden bugünlere ulaştık. Gazetecilere haber yazdırdılar, o kupürleri dosyaya koyup partimiz aleyhine kapatma davası açtılar. Allah şahittir ki asla ve asla intikam peşinde olmadık, olmayacağız.” sözleriyle mağdur edebiyatındaki kararlılığını ortaya koydu.  

 ‘Avrupa’da Darbe Olmadığı İçin Gazeteci Tutuklanmıyor’

 Erdoğan tutuklu gazetecilere ise ağır suçlamalar yöneltti. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün, Türkiye’nin basın özgürlüğünde 179 ülke arasında 148. sıraya düştüğünü açıkladığı gün konuşan Erdoğan, “Adam polise saldırı düzenliyor, polisimizi şehit ediyor, cebinden gazeteci kimliği çıktı diye gazeteciler hapse atılıyor kampanyası yapılıyor” dedi ve darbecilere destek olmakla suçlananların gazeteci diye savunulduğunu söyledi. Erdoğan ayrıca yargılananlar arasında tecavüzcülerin bulunduğunu söyleyerek davalardaki aktif pozisyonunu ve davaların siyasi niteliğini tekrar göz önüne serdi. Başbakan, Türkiye’de gazeteci tutuklamalarının çok olmasını da AKP’ye karşı darbe hazırlığı yapılmasına bağladı ve Batı dünyasının Türkiye'yi anlamadığını, çünkü orada darbeyi teşvik eden gazeteciler olmadığını söyleyerek ‘zeka kokan’ bir sistematik kurdu.
 Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı da gecede yaptığı konuşmada, 'Yeni Türkiye' ve değişim sürecinde Zaman'ın yerine getirdiği misyonu anlattı. Dumanlı, "Bugün memnuniyetle görüyoruz ki Türkiye'de demokrasi, millet iradesi güç kazanıyor, hâkimiyet-i milliye anlam kazanıyor. Yasama, yürütme ve yargı hiçbir baskı olmadan, hiçbir etki altında kalmadan korkusuzca görevlerini yerine getiriyor. Kim ne derse desin biz vazifemizi hakkaniyet ve adalet şuuruyla yapmaya gayret ettik. Hakkımızda -cı, -cu diye yakışıksız ithamlarda bulunan kimi meslektaşlarımız, yaklaşımlarımızdaki kuşatıcılığı, kardeşliği, birleştiriciliği anlamadı ya da anlayamadı. Yalan haberlerin üzerine korkusuzca giden, darbe ve muhtıralara karşı net bir tavır alarak yoluna devam eden bir gazetenin tabii ki sevmeyenleri de olur. Onu da anlayışla karşılıyoruz. Lakin bu program vesilesiyle arz etmek isterim ki hiçbir hadiseye öbür âlemde hesap verme çerçevesini unutarak bakmıyoruz." dedi.

 CHP: ‘Zaman Vicdandır’

Kutlamaya pek çok davetli katıldı ama bunlar içerisinde en dikkat çekici olanı CHP heyetiydi. Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin yaptığı demeçle Gülen Cemaati’ne çok açık bir mesaj verdi. Tekin, “Bir Zaman okuru olarak bu sürecin zorlu geçirdiğini düşünüyorum. Zaman için çaba sarf edenleri, emek verenleri kutluyorum. Nice yüzyıllara diliyorum. Zaman Gazetesi'ni tek kelimede anlatmak gerekirse bence o kelime; 'vicdandır.' dedi.
 ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone ise Zaman’ın uluslar arası ilişkilerini “Türk diplomasisi için yurt dışında Türkiye'nin sesini duyurarak çok önemli işler başarıyor.” sözleriyle işaret etti ve ABD adına gazetenin varlığından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Zaman: Nereden Nereye?

 Zaman’ın 25. Yıl kutlamasında Egemen Bağış’ın söyledikleri aslında gazetenin siyasi anlamını da net şekilde tarif ediyor. Bağış, “Zaman Gazetesi'nin 25 yıllık yolculuğunu anlamlı kılan en önemli husus, Türkiye'nin son 25 yıldaki yolculuğu ile paralellik arz etmesidir.” diyor. Çok haklı. 12 Eylül 1980’de gerçekleştirilen askeri darbenin ‘yürü ya kulum’ dediği kesimlerin başında gelen İslamcıların arasında Fethullah Gülen Cemaati ayrıcalıklı bir konum elde etmişti. Ülkenin bir bütün dini ve milli referanslara göre baskılandığı koşullar sağın her tonunun toplumsal örgütlenme kanalları sonuna kadar açılmış, ülkenin liberalizasyonuna paralel olarak bu grupların ticaret hayatındaki etkisi de artmaya başlamıştı. Bu birikintinin içinde, 1986’da kurulan Zaman Gazetesi 25. yaşında 1 milyon tirajlı (Bayii satışı 50 bin civarında) bir gazeteye dönüşmesinin ötesinde egemen siyasetin temel dinamiklerinden de birisi haline geldi. AKP’yi iktidara taşıyan Gülen Cemaati’nin fikirleri doğrultusunda, hemen tüm siyasi tartışmalarda iktidara destek veren gazete, Sünni ve Türk dışındaki kesimlere, kadın-erkek eşitliğine karşı katı tutumunu açıkça savunmasıyla da biliniyor. En son geçtiğimiz aylarda Maraş'ta yapılacak katliamı anma mitinginde PKK, DHKP-C gibi örgütlerin provakasyon yapacağını iddia eden haberler yapan Zaman, 2008'de yaptığı haberde ise Maraş Katliamı'nın bir Sovyetler Birliği provokasyonu olduğunu iddia etmişti.
 Zaman bugün muhaliflere karşı cadı avına dönüştürülen polis-yargı operasyonlarında da iddianame diliyle kurduğu haberlerle kamuoyu oluşturuyor ve davalara yön veriyor.

BirGün


Hey gidinin Kemalistleri, bir alkış da benden  size derken ,bundan böyle yüzyılları sizsiz geçirelim diliyorum .Siz ne yüzsüz arlanmaz,şarlatanlarsınız; farklı yapıda olmadığınızı biliyorduk ama bu da belgesi oldu.Dininiz,imanınız ve de herzamanki riyakarlığınız ve sahteciliğinizin gereğini yaptınız.Alkış size alkış...

Çevrimdışı Vurgun

  • İleti: 837
Diyanet İşleri Başkanlığı, şüphesiz ki; bu ülkenin en stratejik kurumlarından birisidir. Diyanet İşleri Başkanlığı, en başta, bu ülkede dini konularda görüş verebilecek en yetkin kurum durumundadır. Ülkemiz her ne kadar laik bir demokrasi ile yönetiliyor ise de, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın verdiği/vereceği görüşler, bizim dini hayatımızı olduğu kadar toplumsal, ekonomik ve hatta siyasal hayatımızı bile yakından ilgilendirmekte, dahası etkilemektedir. Neticede bu ülke, nüfusunun kahir ekseriyeti Müslümanlardan oluşan, üstelik de Müslüman halkın %70’lerin üzerinde “Dindar” olduğu bir ülkedir. Bazı siyasilerimizin, “Bu meselenin çözümünü ulemaya bırakalım” şeklindeki söylemleri, işte tam da bu gerçeğin ifadesidir. Kimdir ulema? Bu kavramdan kasıt, pratikte direk Diyanet İşleri Başkanlığı ve bu kurumun ilgili birimidir bence. Yani Din İşleri Yüksek Kurulu’dur.

“Biz dindar nesiller yetiştirmek istiyoruz” diyen siyasetçilerimiz de biliyorlar ki; din, bu ülkede yaşayan insanların, hemen hemen hayatlarının bütün yanlarına yön veren ve onların hareketlerini doğrudan etkileyen bir kurumdur. O bakımdan din adına söz söyleyen, özellikle de bu söz söyleme yetkisini kanunlardan alan kişiler, öyle ulu orta konuşamazlar/konuşamamalıdırlar. Çünkü söyledikleri sözler ve yazdıkları yazılar, insanların hayatını doğrudan etkilemektedir bu kişilerin.

Bu kısa girişten sonra şimdi asıl konumuza dönebiliriz sanırım. 28.10.2007 tarihli Akşam Gazetesi’nde Volkan Yanardağ imzalı bir haberde şöyle deniliyordu;

“Diyanet İşleri Başkanlığı’nın en üst karar alma organı olan Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Doçent İsmail Karagöz, evlat edinme ile ilgili büyük tartışma yaratacak değerlendirmelere imza attı. Karagöz’ün Diyanet Vakfı yayınlarından çıkan kitabı bir öz evlattan ayrılmayan evlat edinilmiş çocukları ve ailelerini de şoke etti. Tabii veya suni döllenme ile çocuk sahibi olamayan çiftlerin çocuk özlemini, kimsesiz bir çocuk alarak giderebileceklerini ifade eden Karagöz, evlat edinilen çocuğun nüfusa kaydedilmesinin ve anne-babasının mirasçısı olmasının dinen caiz olmadığını savundu… Karagöz, ‘Sorumluluk ve Sorunları Açısından Aile ve Gençlik’ başlıklı kitabında, buluğ çağına ermiş evlatlığın kız ise babasıyla erkekse annesiyle tek başına kalmasının uygun olmayacağını savundu...”(1).

Gazetede bu haberi okuyunca gerçekten de şaşırmıştım! Zira böyle bir fetvâ, ilk bakışta İslam öncesi cahiliye devri Araplarında var olan sübyancılığı, oğlancılığı ve ensesti teşvik eder bir mahiyet arz ediyordu. Çünkü böyle bir fetvâdan haberdar olan kötü niyetli bir adam, evlatlık edindiği küçük kızla, aynı durumdaki bir kadın da evlat edindiği küçük yaştaki oğlanla cinsel ilişki kurmakta hiç bir sakınca görmeyecekti. Hatta bu düşüncedeki bir adam veya kadın, evlat edinirken, ileride bu türlü niyetlerini gerçekleştirebilmek için çocuk yuvalarında sağlıklı, güzel, gürbüz ve güçlü, kuvvetli çocukları seçmeye çalışacaktı! Medya organlarında sık sık aile içi ensest ilişkilere ilişkin haberlerin yayınlandığı bir ülkede, böyle bir fetvâ başka hiçbir amaca hizmet etmezdi…

Gazetede haberi okuyunca, acaba doğru mudur diye meraklandım ve derhal o tarihlerde Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi ve Türkiye Diyanet Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi de olan Doç Dr. İsmail Karagöz’ün yukarıda haber konusu edilen kitabına bakma gereği duydum. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları arasında ve “İslam’ın Esasları Dizisi”nden çıkan kitapta konu ile ilgili olarak şunlar yazıyordu:

“Tabii veya sûni yöntemle çocuk sahibi olmayan çiftler çocuk özlemini kimsesiz bir çocuk alarak giderebilirler. Ancak çocuğun nüfusa kaydedilmesi, neticede onun mirasçısı olması dinen caiz değildir. Ayrıca eğer nesep veya evlilik sebebiyle ‘mahremlik’ söz konusu değilse buluğa erince erkek çocuğu kadına, kız çocuğu da erkeğe karşı ‘namahrem’ olur. Yani aralarında evlilik caiz olur. Kadının erkek çocuğu ile erkeğin de kız çocuğu ile tek başına bir yerde kalmaları dinen caiz olmaz.”(2).

Demek oluyordu ki; Akşam’ın haberi doğru bir haberdi ve İsmail Karagöz, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı’ndaki unvanlarını ve Vakfın maddi imkânlarını kullanarak böyle bir kitap yayınlamış ve böyle bir fetvâ vermişti. Üstelik de bu büyük ve ulvî hizmeti! karşılığında Vakıf’tan muhtemelen yüklüce bir telif ücreti almıştı. Çünkü bildiğim kadarıyla hocalar, yazmış oldukları en küçük yazı ve yaptıkları en küçük konuşma için bile para alıyorlardı!

Halka gelince “Allah rızası için” diyerek yardım ve bağış topluyorlardı ama sıra kendilerine gelince parasız adım bile atmıyorlardı! Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri başta olmak üzere, Diyanetçe tertip edilen sosyal ve kültürel etkinlikler, hocalar için bulunmaz fırsatlar sunuyordu. Bu etkinliklerde görev alabilmek ve bu etkinlikler kapsamında özellikle yüksek harcırahlarla yurtdışına gidebilmek için adeta birbirleriyle yarışıyorlardı. Diyanet İşleri Başkanlığı’nca yayınlanan Diyanet Aylık Dergi, Diyanet Çocuk Dergisi, Diyanet İlmi Dergi gibi süreli yayınlar, bu adamların yazdıklarından para kazandıkları alanlardı. Nerede satılmayacak birbirinin kopyası kitapları varsa, bunları getirip Diyanet’e yayınlatıyorlar, ya da Diyanet’in imkânlarıyla ve Diyanet’teki forslarını kullanarak sattırıyorlardı. Bu adamlar, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan takvim yapraklarına yazmış oldukları küçük yazılar için bile para alıyorlardı. Hem de birbirleriyle rekabet edercesine yapıyorlardı bütün bu işleri…

Şimdi okuyucularımdan, özellikle de Diyanet çalışanlarından muhtemelen şöyle bir itiraz gelecektir: “Bir kişinin vermiş olduğu dini görüş fetvâ değildir. Bir diyanet çalışanının görüşü, Diyanet’in kurumsal kimliğini bağlamaz”. Demek ki o zaman öncelikle “Fetvâ” kavramını açıklamakta fayda var. Diyanet İşleri Başkanlığı “Fetvâ” kavramını şöyle tarif etmiş: “Sözlükte ‘bir olayın hükmünü açıklayan veya hükmünü koyan, güçlükleri çözen kuvvetli cevap’ anlamına gelen fetvâ, ıstılahta fıkhî bir meselenin dinî-hukukî hükmünü açıklama, fakih bir kimsenin, sorulan fıkhî bir meseleye yazılı veya sözlü olarak verdiği cevap, ortaya koyduğu hüküm demektir.”(3).

Demek ki; yetkin olduğu takdirde tek bir kişinin vermiş olduğu görüşler de gerektiğinde “Fetvâ” olabilmektedir. Eğer öyle olmasaydı Diyanet çevrelerince de çok muteber kabul edilen Halil Gönenç ve Prof. Dr. Hayrettin Karaman gibi saygın din âlimleri, tek başlarına yazmış oldukları kitaplara “Günümüz Meselelerine Fetvâlar” ve “İslam’ın Işığında Günün Meseleleri” isimlerini koymazlardı. Peki, İsmail Karagöz, Halil Gönenç ve Hayrettin Karaman seviyesinde bir din âlimi midir? Vallahi bilmem! Benim bildiğim, adı geçenin Tefsir Doçenti olduğu ve yazmış olduğu kitabın, birçoğu DİB Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi de olan TDV Yayın Kurulu’nun incelemesinden sonra yayınlandığıdır. Yani yazmış olduğu kitap, birçoğu sahasında uzman olan profesörler heyetinin tetkikinden geçtikten sonra yayınlanmıştır. Ayrıca, kitabın yayınlandığı sırada adı geçen, DİB Din İşleri Yüksek Kurulu üyesidir. Bana göre; bu yönüyle onun görüşleri, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ortak (kurumsal) görüşü hükmündedir.

Peki, İsmail Karagöz, bu fetvâyı tamamen kafasına göre mi vermiştir? Elbette hayır. O, bu fetvâsını verirken Kur’an’a bağlı kaldığını söylüyor ve Ahzâb Sûresi’nin 4. ve 5. âyetlerine dayandığını ifade ediyor. Daha doğrusu, Ahzâb Sûresi’nin söz konusu âyetlerini kendisine göre yorumluyor ve böyle bir anlam çıkarıyor. Ayrıca tarafıma göndermiş olduğu e-postada “…Ben o kitapta ayet ve hadislere, ehl-i sünnet görüşüne aykırı bir kelime yazmadım” diyor.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır söz konusu âyetlerin anlamını şöyle vermiş; “...Evlâtlıklarınızı da oğullarınız kılmamıştır. O sizin ağzınızda lâfınızdır. Allah ise, doğru söylüyor ve doğru yola hidayet ediyor. Onları (evlâtlıkları) babaları adına çağırınız. Allah yanında o daha doğrudur. Eğer babalarını bilmiyorsanız, dinde kardeşleriniz ve yârânınız (mevâliniz, dostlarınız)dırlar. Bununla beraber, hata ettiklerinizde üzerinize bir günah yoktur ve lâkin kalplerinizin kasıt göstererek yaptıklarınızda vardır. Hem Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.”(4).

Bir başka kaynakta ise Ahzâb Sûresi’nin 4. ve 5. âyetlerinin meâli şöyle verilmiştir; “...ve evlâtlıklarınızı da öz oğullarınız olarak tanımadı. Bunlar sizin ağızlarınıza geliveren sözlerden ibarettir. Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola O eriştirir. Onları (evlât edindiklerinizi) babalarına nispet ederek çağırın. Allah yanında en doğrusu budur. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu takdirde onları din kardeşleriniz ve görüp gözettiğiniz kimseler olarak kabul edin. Yanılarak yaptıklarınızda size vebal yok; fakat kalplerinizin bile bile yöneldiğinde günah vardır. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.”(5).

İşte size Doç. Dr. İsmail Karagöz’ün ve (eğer varsa) onun gibi düşünenlerin, evlatlıklarla evlat edinenlerin evlenmelerine cevaz verirken dayandıkları Kur’an âyetleri. Görüldüğü gibi bu ayetlerde evlatlıklarla evlenilebileceğine dair hiçbir hüküm yoktur. Gelin görün ki; bu insanlar, Ahzâb Sûresi’nin 4. âyetinde geçen “evlatlıklarınızı oğullarınız kılmamıştır” ya da “evlatlıklarınızı öz oğullarınız olarak tanımadı” anlamındaki cümlecik ile aynı surenin 5. âyetinde geçen “Onları (evlâtlıkları) babaları adına çağırınız” ya da “Onları (evlât edindiklerinizi) babalarına nispet ederek çağırın” şeklinde tercüme edilen cümleden böyle bir anlam çıkarmışlardır. Onlara göre; öz evlatlarla anne ve babaları, usul ve fürû yönünden, gelin ve damatlar da sıhrî hısımlık sebebiyle kayın valide ve kayınpederleriyle evlenemeyeceklerine göre; aynı durumda olmayan evlatlıkların hem kendileriyle, hem de onların usul ve fürû ile evlenilmesinde dini açıdan hiç bir sakınca bulunmamaktadır...

Müfessir (Tefsir âlimi) Doç. Dr. İsmail Karagöz, yukarıdaki âyetlerden hareketle kitabında;

“Evlâtlıkların öz çocuklar gibi olmadığının anlamı, onların mirasçı yapılamayacağı ve nikâhlarının helâl olduğudur. Nitekim Peygamberimiz (a.s.), Zeyd b. Hârise’yi kölelikten azat etmiş ve onu kendisine evlât edinmişti. Daha sonra Zeyd’i halasının kızı Zeynep ile evlendirdi. Ancak Zeyd ile Zeynep geçinemediler. Zeyd, Peygamberimize gelip Zeyneb’i boşamak istediğini söyledi. Peygamberimiz, evliliklerinin devam etmeyeceği, boşanmalarının uygun olacağı kanaatini taşımakla birlikte Zeyd’e eşini boşamamasını ve evliliklerini sürdürmesini tavsiye etti. Fakat, Zeyd, evliliklerini devam ettiremedi ve Zeynep’i boşadı. Peygamberimiz (a.s.), Allah’ın emri ile evlâtlığı olan Zeyd’in boşadığı halasının kızı Zeynep ile evlendi.”(6). dedikten sonra “Bu husus, Kur’an’da şöyle anlatılmaktadır” diyor ve arkasından Ahzâb Sûresi’nin 37. âyetinin anlamını şöyle veriyor:

“Hani (ey Peygamberim) sen, Allah’ın kendisine nimet verdiği ve senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye (Zeyd’e), ‘Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah’a karşı gelmekten sakın’ diyordun. İçinde, Allah’ın açıklayacağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Kendisinden korkmana Allah daha layıktır. Zeyd, eşini boşayınca onu seninle evlendirdik ki eşlerini boşadıklarında evlâtlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda müminlere bir zorluk olmasın. Allah’ın emri yerine getirilir”(7).

Bir başka kaynakta ise Ahzâb Sûresi’nin 37. âyetinin anlamı şöyle verilmektedir: “(Resûlüm!) Hani Allah'ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah'tan kork! diyordun. Allah'ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah'tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir”(8).

Demek oluyor ki; İsmail Karagöz ve (eğer varsa) onun fikir öncülleri ve fikir ortakları, Ahzâb Sûresi’nin 37. âyetinde de zikredildiği üzere; Hz. Peygamber’in, evlatlığı Zeyd’in boşadığı eşi Zeynep ile evlenmesinden hareketle, evlatlıklarla evlat edinenlerin de evlenebilecekleri sonucuna varmış bulunmaktadırlar. Bunun anlamı şudur; evlatlıklarla evlat edinenler birbirleriyle evlenebildikleri gibi, her iki taraf birbirlerinin usul ve füru ile de rahatlıkla evlenebilirler. Böyle olunca evlatlık ve evlat edinen tarafın eşleri de birbirleriyle, ayrıca bunların usul ve füru ile rahatlıkla evlenebilirler. Bu durumda ortaya çıkacak muhtemel manzara şudur:

Evlatlık olan bir erkek, bir zamanlar anne dediği bir kadına (kendisini evlat edinen kadına veya kendisini evlat edinen erkeğin karısı olan kadına) karım diyecek, aynı durumdaki bir kadın ise bir zamanlar baba diye hitap ettiği bir erkeğe (kendisini evlat edinen erkeğe veya kendisini evlat edinen kadının kocası olan erkeğe) kocam demek durumunda kalacaktır. Bu karmaşa, çarpıklık ve çelişkiler, şüphesiz evlatlık ve evlat edinenin usul ve füruları açısından da yaşanacaktır.

Evlatlık ve evlat edinen açısından olmak üzere; erkekseniz, bir zamanlar bacı, abla, anneanne, babaanne, hala, teyze, yeğen, gelin ve torun nazarıyla baktığınız kadınlar birden karınız, yok eğer kadınsanız, bir zamanlar kardeş, ağabey, amca, dayı ve dede gözüyle görmüş olduğunuz erkekler birden kocanız oluverecektir! Bu konuda DİB. Din İşleri Yüksek Kurulu ve TDV. Mütevelli Heyeti Üyesi de olan Müfessir ve ulemâ İsmail Karagöz ve benzerleri tarafından yapılan yorumlar ve verilen fetvâlar, aynen bu anlama gelmektedir.

Bu anlamdaki bir evlat edinmenin, evlat edinen açısından, taze, güzel, yakışıklı ve güçlü kuvvetli eş bulmak veya her türlü hizmetlerini gördürmek için ucuz iş gücü elde etmek, evlatlık açısından ise zengin eş, sığınacak bir sığınak bulmak ve mirasa konmak dışında başka bir amaca hizmet edemeyeceği açıktır. Bu durumdaki bir evlat edinmenin, insanî olmaktan çok, maddi menfaatler ve dünyevî zevkleri tatmine yönelik olduğu aşikârdır…

Bir yandan “bir kere de olsa aynı anneyi emmek zorunda kaldıkları için birbirine sütkardeşi olanların evlenmeleri caiz değildir” diyeceksiniz, bir taraftan da uzun seneler evlat-baba veya evlat-anne ilişkisi yaşayan evlatlıkla evlat edinenlerin evlenmelerinin caiz olduğunu söyleyeceksiniz. Oysa dayandığınız delil sakat bir delildir. Çünkü en başta Hz. Peygamber evlatlığı ile değil, evlatlığının eşi ile evlenmiştir. Bu durum, bizzat evlatlıkla evlenmeye delil olur mu bilmem. Öte yandan değil evlatlıkla evlenme, evlatlığın eşiyle evlenmek bile cahiliye devri Araplarınca hoş görülmeyen ve haram kabul edilen bir durumdu. Bu konuyu isterseniz bizzat Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan öğrenelim. Şöyle diyor DİB:

“Câhiliye döneminde evlatlık, öz evlat gibi muamele görüyor ve öz evladın bütün haklarına sahip bulunuyordu. Geleneğe göre evlatlığın boşadığı hanımla evlenmek babalığa yasaktı. İslâmiyet bu geleneği kaldırdı ve evlatlığı sadece din kardeşi olarak kabul etti. Evlatlığın boşadığı kadını nikâhlamayı manevî babalara helal kıldı. Hz. Peygamber, hem Zeyneb'in ve hem de akrabasının isteği üzerine onu nikâhladı…”(9).

Zaten müfessirler de Ahzap Suresi’nin yukarıda bahsetmiş olduğumuz ayetlerinin, Arapların, Hz. Peygamber’in Evlatlığı Zeyd’in dul eşi Zeyneple evlenmek isteğini hoş karşılamamaları üzerine indiğini söylerler. Şimdi Müslüman olmayan ve tarafsız gözle bakma becerisi olan bir adama önce cahiliye devrindeki evlatlık anlayışını, arkasından da İsmail Karagöz gibi sözüm ona ehlisünnet âlimlerinin evlatlık anlayışını aktarın ve kıyaslamasını isteyin. Muhtemelen cahiliye devrinin evlatlık anlayışının çok daha insani olduğunu söyleyecektir size. Dolayısıyla, İslam’ı bu kadar örselemeye ve çağdışı göstermeye hiç kimsenin hakkı ve salahiyeti yoktur. Elbette Diyanet’in ve Diyanet çalışanlarının da…

Öte yandan, Zeynep’in ağabeyi de olan Abdullah b. Cahş, hem Hz. Peygamber’in halasının oğlu ve akranı, hem en yakın arkadaşı, hem de en büyük siyasi destekçilerinden birisidir. Esasen Abdullah ve ailesi, Zeynep’i, baştan beri Hz. Peygamberle evlendirmek istiyorlardı. Yani Hz. Peygamberle Cahş kızı Zeynep’in evlenmeleri konusunda aynı zamanda siyasal ve sosyal bir manevra vardır. Üstelik Diyanet’in cahiliye devri için anlattıklarında da evlatlıkla evlenilebileceğine dair herhangi bir bilgi yoktur. Doç. Dr. İsmail Karagöz, nasıl böyle bir neticeye vardı doğrusu bilmiyorum.

Bizim gibi adamların kanaatlerinin, dini açıdan hiçbir öneminin olmadığını elbette kabul ediyoruz. Ancak merak edenler için söylemiş olalım. Bize göre; 1400 sene önce yaşanmış böyle bir olayın genel bir fetva ve uygulama haline getirilmemesi, kişiye ve olaya özel bir uygulama şeklinde algılanmasında fayda vardır. Şahsen; insan neslinin tükenmekle karşı karşıya kalması gibi zorunlu sebepler olmadıkça böyle bir uygulamaya cevaz verilemez/verilmemelidir diye düşünüyorum. Hele hele insanlığın ulaştığı bugünkü medeniyet seviyesinde bu tür işler, olacak şey değildir. Sanki bütün Kur’an ayetlerinin hükmünü yerine getirdik de evlatlıklarla evlenme hükmü kaldı (ki; en azından yazımızda geçen ayetlerde böyle bir hüküm bulunmuyor. Başka ayetlerde var mı doğrusu onu da araştırmadım). İsmail Karagöz ve benzerleri mi? Hiç sormayın. Onlar işte bu türlü şeyleri yazarak ve konuşarak para kazanıyorlar ey halkım.

Üstelik onlar, Hz. Peygamber’in ölümünden sadece iki sene sonra Mü’minlerin Emiri (Halife) olan Hz. Ömer’in, uygulanmasında zorluk olan, ya da mevcut problemleri çözmekte yetersiz kalan bazı Kur’an ayetlerinin uygulanmasını geçici süre ile de olsa rafa kaldırdığını ve bunların yerine bizzat kendisinin hüküm koyduğunu bile bile yapıyorlar bütün bunları…
__________________
1- 28.10.2007 tarihli Akşam Gazetesi’nde yayınlanan “Bu da laf mı” başlıklı ve Volkan Yanardağ İmzalı haber,
2- Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ, Sorumluluk ve Sorunları Açısından Aile ve Gençlik, s.46, TDV. Yayınları, 4. Baskı, Ankara, 2007.
3- bkz. http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy...y.aspx?ID=1987,
4- Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’an Dili, c.6, s. 65, Çelik-Şura Yayınları, İstanbul,1993.
5-Prof. Dr. Ali Özek ve arkadaşları, Kur’ân-ı Kerîm ve Açıklamalı Meâli, s. 417, TDV. Yayınları, Ankara, 1993.
6-İsmail Karagöz, age, 47.
7- age, s. 48.
8- Prof. Dr. Ali Özek ve arkadaşları, age, s. 422.
9- DİB Web Kütüphanesi, “Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı” başlıklı yazı, s, 12, http://www.diyanet.gov.tr/yayin/basi...ayfa=12&yid=28.



Burjuva basin.
Serhildan jiyane
HER YER TAKSIM HER YER DIRENIS

Çevrimdışı Vurgun

  • İleti: 837
AKP'li başkan: Örtüsüz kadın.. ya satılık ya kiralık
« Yanıtla #25 : 28 Nisan 2012, 22:54:02 »
AKP  Ünye İlçe Tanıtım ve Medya Başkanı Facebook’taki sayfasına, başı açık kadınlar için “Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. Perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralıktır” yazdı.

Ordu’nun Ünye ilçesinde, AKP Ünye İlçe Tanıtım ve Medya Başkanı Süleyman Demirci sosyal paylaşım sitesi Facebook’taki sayfasına, başı açık kadınlar için “Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. Perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralıktır” yazdı. İlçede yayımlanan “Ünye Güncel” gazetesinde de yer alan habere yurttaşlar büyük tepki gösterdi.

AKP Ordu Milletvekili Mustafa Hamarat’ın da bulunduğu bir toplantıya katılan yurttaşlar toplantı sırasında tepkilerini dile getirdi. Yurttaşlar, Demirci’nin yazdıklarını “ahlaksızlık” olarak niteledi. Hamarat’ın yaşananlar karşısında sessiz kalması karşısında ise yurttaşlar, Hamarat’a “Gerekeni yapmalısınız, aksi takdirde sizin de bu düşünceye sahip çıktığınızı düşüneceğiz” dedi.

Ayrıca AKP Ünye İlçe Başkanı Ahmet Çamyar ve Başkan Yardımcısı Adem Çalık’ın yaşanan olayla ilgili bilgisi olduğu fakat buna rağmen Demirci’yi sadece sözlü olarak uyarmakla yetindikleri öğrenildi.

Demirci’nin de yapılan uyarı üzerine Facebook’a yazdığı yazıyı sildiği fakat olayla ilgili hiçbir disiplin cezası almadığı belirtildi.
Cumhuriyet
Serhildan jiyane
HER YER TAKSIM HER YER DIRENIS

Çevrimdışı Vurgun

  • İleti: 837
''Ölen eşle 6 saat içinde cinsel ilişki'' yasası!
« Yanıtla #26 : 28 Nisan 2012, 22:54:53 »
Mısır Ulusal Kadınlar Konseyi, ''Ölen eşle cinsel ilişki'' yasasının reddedilmesi için çağrısı yaptı
El Arabiya’nın bildirdiğine göre, Konsey Başkanı Dr. Mervat el Talavi, Mısır Halk Meclisi Başkanı Dr. Saad el Katatni’ye bir mesaj göndererek, Mısırlı kadınların, özellikle Hüsnü Mübarek’in geçen yıl Şubat ayında iktidarı bırakmasının ardından yaşadığı sıkıntıları iletti.

Talavi’nin mesajının detayları El Ahram gazetesi yazarı Amro Abdul Samea’nın köşesinde yer aldı. Makaleye göre Talavi, 14 yaşına gelen kız çocuklarının evlendirilebilmesine izin veren bir yasa ile erkeklere, eşleriyle ölümünden sonraki altı saat içinde cinsel ilişkiye girebilme hakkı veren yasa tasarısının kabul edilmemesini istedi.

Abdul Samea, makalesinde, “Talavi, mesajında gelecekle ilgili kalkınma planlarında yer alacak, kadınların dışlanması ve konumlarının zayıflatılmasına neden olacak yasaların ülkedeki insani kalkınmaya olumsuz etki yapacağını çünkü kadınların ülke nüfusunun yarısını oluşturduğunu söyledi” diye konuştu.

TEPKİLER ARTIYOR

Bir erkeğin, ölmüş eşiyle ilişkiye girmesi, Faslı bir din adamının Mayıs 2011’de konuyla ilgili açıklamaları üzerine gündeme gelmişti.

Zemzemi Abdul Bari, nikahın ölümden sonra da geçerli olduğunu belirterek, kadınların da aynı hakka sahip olduğunu ifade etmişti. Zemzemi’nin bu sözleri Mısır’da bir yıl sonra meclisin gündemine girdi.

Ülkenin tanınmış gazetecilerinden, televizyon sunucusu Cabir el Karmuti, ON TV’deki programında Abdul Samea’nın makalesine atıfla, “Veda Seksi” yasası olarak bilinen taslağı eleştirdi.

Karmuti, “Bu çok ciddi bir durum. Anayasayı hazırlayacak bir panelin böyle bir yasayı görüşmesi nasıl mümkün olabilir? Abdul Samea, Talavi’nin Katatni’ye gönderdiği mesajı gözleriyle görmüş mü? Bu inanılmaz bir şey. Bir eşe böyle bir hak vermek kabul edilemez. İnsanlar gerçekten böyle mi düşünüyor?” diyerek yasaya tepki gösterdi.

MÜBAREK YASALARI DEĞİŞİYOR

Hürriyet'in aktardığına göre Mısır'da Mübarek döneminde kadın haklarını korumak için çıkarılan yasalar parlamentonun çoğunluğunu oluşturan İslamcıların gündeminde önemli yer tutuyor.

İslamcıların kaldırılmasını talep ettiği yasalar arasında, kadınların kocalarından izin almaksızın boşanabilmelerine hak tanıyan yasa öne çıkıyor.

Parlamentodaki İslamcılar bu yasaların "aileleri yok etmeyi hedeflediğini" iddia ederek kaldırılmalarını istiyor.

Burjuva Basin
Serhildan jiyane
HER YER TAKSIM HER YER DIRENIS

Çevrimdışı Vurgun

  • İleti: 837
Bursa Emniyet Müdürü: Her çalının dibi yatak odası gibi
« Yanıtla #27 : 28 Nisan 2012, 22:55:33 »
Bursa Emniyet Müdürü Ali Osman Kahya parklarda 'sevişenlerden'rahatsız olduğunu belirterek, 'ama iki taraf gönüllü olunca yapacak bir şey yok. Yasalar buna izin vermiyor' dedi.


BURSA - Bursa Emniyet Müdürü Ali Osman Kahya, huzur toplantısında park, bahçeler ve ormanlık alanlarda fuhuşun engellenmesini isteyen muhtarlara, "Ben de gezmeye çıkınca, bu tür görüntülere tanık oluyorum. Ağaçların altında çift var. Bunlar benim kanıma dokunuyor, ama iki taraf gönüllü olunca yapacak bir şey yok. Yasalar buna izin vermiyor. Biz kolluk görevlisi olarak onları uyarıyoruz" dedi.

Bursa Emniyet Müdürü Ali Osman Kahya, bugün Merkez Yıldırım İlçesi’nde 67 muhtar ile ’Huzur toplantısı’ düzenledi. Sorunları not alan Emniyet Müdürü Ali Osman Kahya, muhtarların park, bahçe ve ormanlık alanlarda sevişilmesine karşı olan tepkilerini yanıtladı. Tarafların isteği olunca yasal olarak müdahale etmelerinin mümkün olmadığını belirten Emniyet Müdürü Kahya, "Dolaşmak için ben de evimden dışarı çıkınca, Kültürpark’ın her ağacın altında bir çift var, her çalının dibi yatak odası gibi. Her şey meydanda. Bunlar benimde kanıma dokunuyor. Ama iki taraf gönüllü olunca yapacak bir şey yok. Yasalar buna izin vermiyor. Biz kolluk kuveti olarak sadece uyarıyoruz" diye konuştu.

SOKAKTA POLİS SAYISI ARTIYOR
Emniyet Müdürü Ali Osman Kahya, huzur ve güvenin daha da artması için polis merkez sayılarının azaltarak burada görev yapan personelin sokaklara çıkacağını söyledi. Kahya, ’Herkes mahallesinde bir polis merkezi olmasını istiyor. Ancak biz öyle düşünmüyoruz. Her polis merkezinde 70 personel görevli, biz bu personeli sokakta değerlendireceğiz. Böylece asayişi daha iyi sağlamış olacağız" dedi.

EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ'NDEN AÇIKLAMA
Bursa Emniyet Müdürü Ali Osman Kahya’nin bugün Merkez Yıldırım İlçesi’nde 67 muhtar ile düzenlediği huzur toplantısında yaptığı konuşmayla ilgili Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü yazılı açıklama yaptı.

Açıklamada, mahalle muhtarları tarafından dile getirilen konular arasında bazı parklarda uygunsuz davranışlarda bulunan çiftlerin mahalle sakinlerine rahatsızlık verdiğinin iletilmesi üzerine Bursa Emniyet Müdürü Ali Osman Kahya tarafından bazı park ve bahçelerde sevgililerin sarmaş dolaş oturması konusuyla ilgili görüş bildirdiği hatırlatıldı. Açıklama şöyle denildi:
"Konu ile ilgili olarak bazı internet haber sayfalarında görülen haber başlığı ve içeriğinde ifade edildiği üzere ’Fuhuş’ ile ilgili bir açıklama yapılmamıştır. Konuşmaların hiçbir yerinde ’Fuhuş’ kelimesi kullanılmamıştır.

Türk Ceza Kanunumuzun Genel Ahlaka Karşı Suçlar bölümü altında düzenlenen Hayasızca Hareketler, Müstehcenlik ve Fuhuş ile ilgili maddeler çerçevesinde gereken işlemler ilgili birimlerimiz vasıtasıyla yerine getirilmektedir."



Burjuva basindan alintidir.
Serhildan jiyane
HER YER TAKSIM HER YER DIRENIS

Çevrimdışı Vurgun

  • İleti: 837
Özgürlükler
« Yanıtla #28 : 28 Nisan 2012, 22:56:04 »
Bizler abartarak anlatmaya bayiliriz hele hele bunu bir polis yapiyorsa durum gercekten vahimdir.Daha vahim olani ise Türkiye gibi bir ülkede sokakda fuhus yapiliyor olmasina insanlari inandirmaya calisan bu zatin evinden cikip gezmege gittigi yerin parklar olmasi.Eh zihniyet dibi kör karanlik bir kuyu olunca sapiklasir ,sapkin olur ,rontgenci olur ,gider kizlarin etek boyunu ölcer mini diye bacaklarini kirar,ramazanda sigara icen kadini döver kisacasi toplumun huzurunu kacirmak icin bela olurlar.


Sevgiyi yok edemeyenler huzursuzluk icinde kivraniyor.Istiyorlar ki sevgiye dair hic bir sey kalmasin.Insanin dogasidir sever, gider böcegi sever , cicegi sever tutar insani sever . Ama bu yakisik almaz seriat istiyen örümcek zihinlerin gözlerinde.Onlar herseyi gizli kapakli yaptiklari icin isterler ki hersey kendi karanlik dünyasi gibi kör karanliklarda yasansin.Tabi yasanan sevgiyse eger.
Sabrediniz seriatin eli kulagindadir.O zaman istediginiz gibi daha fazla yikip dökeceksiniz.Sevginin adina fuhus diyenler kendi mutsuzlugunuzla ölürken aslinda tam da egemen erk agziyla saldirdiklarini ortaya döküyorlar.
Keske sizler de gercekte karanlik kuytu köselerde ne yaptiginizi halk gibi gözönünde yasanizda nemenem sey oldugunuz ortaya ciksa.
Ama AKP nin kolluklu köpekleri seriatin tamtam seslerini calmaya devam ediyor...
Serhildan jiyane
HER YER TAKSIM HER YER DIRENIS

Çevrimdışı Vurgun

  • İleti: 837
Özgürlükler
« Yanıtla #29 : 28 Nisan 2012, 22:56:41 »
Birbiriyle baglatilini olan Seriat sapkinlik ve sapiklik demisken ; Misirda din adamlari bir yasa önermisler ve bu yasa kabul edilirse eger karisi ölen adam karisiyla cinsel iliskide bulunabilirmis.Caizmis, yanliz terk sarti öldükden (''Ölen eşle cinsel ilişki'' yasası) 6-7 saat icinde olmasiymis.8. saatte yasa ihlan edilmis olur heralde.
Yine Diyanet İşleri Başkanlığı’nın en üst karar alma organı olan Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Doçent İsmail Karagöz bir fetva vermis ve bu fetvaya göre bir adam evlatligiyla iliskide bulunabilirmis.
Buyurun iste yetistirecekleri dindar gencligi neler bekliyor.Üstelik daha kollar yeni sivandi .
Dindar ama sapik ve sapkin genclik ne yapar acaba .Parklarda elele tutusmak fuhus oldugu icin daha masimane olarakdan evlerinde ölüleriyle cinsel iliskiye girerler.Eh ne de olsa kendi yatakodalari kimse karisamaz hem gayet normal fuhus da degil.
Misirda cikartilmaya calislan yasadan emin olunuz ki ülkedeki din adamlari da feyz alacaklardik .Onlarin ne eksigi var .Türkiyede onlar kadar seriat istemiyor mu?
Iyi oluyor oh olsun AKP ye yalakalik yardaklik yapan oy verenlere yetmezcilere canak yalayicilarina .
Tüm bu yasa önerileri ve fetvalar da halkin kanina dokunmayacak mi ey sapkinlar ?
Halki yönetenler ve dini kullanan kurumlar ,yöneticiler sapikca fetvalar verirken ,sapikca yasalar türetirken ve ögüt verirken iyi oluyor ama parklarda elele tutusan masum insanlar fuhus yapmis oluyor.Sizler bastan kokmussunuz zaten tüm bu igrencliginizi pisliginizi icinizde barindirken toplumuda buna yöneltirken ve yöndirirken Hayasızca Hareketler, Müstehcenlik ve Fuhusdan bahsetmek mide bulandirici.
Bastan kokmussunuz birkere bu kokuyu kökten temizleyip atacak sey sosyalizmle birlikte kadinin da bir insan oldugunu kabul ettirmektir.Ve devrim sizin kökünüzü temizleyecektir.
Siz rezil kepazeler o zamana kadar ne kadar igrenclikleriniz varsa ortaya dökünüz.Dökünüz ki devrim sayenizde cabuklassin.
Serhildan jiyane
HER YER TAKSIM HER YER DIRENIS