Gönderen Konu: Özgürlükler  (Okunma sayısı 24353 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı AleksandrKirsanov

  • İleti: 102
Kadın, pergel gibi!
« Yanıtla #15 : 13 Aralık 2011, 13:09:26 »
Cumartesi günkü yazıda "kadına caminin yolunun açık olduğu"nu, ancak İslam tarihinde teşekkül eden "örfte kadına cami-merkezli ibadetlerin (cuma, bayram, cenaze, teravih namazı) farz kılınmadığını" yazdım.

Bunun gibi kadının iktisadî hayata, ticarete, iş dünyasına, üretime, sivil ve sosyal faaliyetlere katılmasını engelleyen hükümler yok, özel bir teşvik de yok. "Duruma ve yerine göre" kadın ticaret yapabilir, çeşitli resmî-sivil görevler alabilir. Ben hiçbir yazımda kadınlar zinhar iş hayatına girmesin, sosyal etkinliklerden uzak tutulsun demedim. Öyle zaruri durumlar var ki, kadın erkek gibi çalışmak, evin geçimini temin etmek zorunda kalabilir, bu kadınlara öncelikle iş temin etmek görevdir, hatta pozitif ayrımcılık bu muhtaç kadınlar için elzemdir. İslam tarihinde kadın elbette çok sorun yaşamıştır, ama ana karakteristiğiyle örf, kadını en azından muasırı din havzalarındaki kadınlardan daha iyi korumuştur.

Belirtmek gerekir ki örf, sosyolojik manada belli toplumlara özgü "âdet" veya belli kavimlere özgü "yerel/yöresel töre" değildir. "Örf"e atıfta bulunuyorum diye "gelenekçi veya muhafazakâr" olmam, bana bu yakıştırmaları yapanlar "fıkıh sosyolojisi"nden habersiz kimselerdir. Örf, Allah'ın muradının Şer'î hükümleri tatbik eden ümmetin amelî hayatında tahakkuk eden pratiklerdir. Sünnet'in pratik tatbikatından, alimlerin icmaından, temeli meşru içtihada dayalı bölgesel yaygın teamül ve tatbikattan alır. "Örf" doğru, olması gereken ve İslam'ın ruhuna uygun (ma'ruf) olduğundan Hukuk'ta kaynaktır. Bunun ne "gelenekçilik ve muhafazakârlık"la, ne "âdet ve töreler"le ilgisi var. Âdet ve töreye dayalı gelenek tashihe muhtaçtır, bazı unsurları zalimanedir; ama örfe dayalı gelenek gereklidir, tarihte beşerî hayatın sürekliliğini sağlar.

Kadına ilişkin örfün; İslam'ın öngördüğü âlem tasavvuru, âlem tasavvurunun merkezindeki dünya düzeni, dünya düzeninin merkezindeki ümmet ideali, ümmet idealinin merkezindeki daru'l-İslam, daru'l-İslam'ın medeniyet havzaları hükmündeki şehir hayatı ve şehir hayatının merkezindeki ev ve aile düzeniyle doğrudan ve zaruri ilişkisi var. Bu geniş perspektiften bakılmadığında, İslam tarihinde örf zemininde kadının konumunu, "ataerkil tahakkümcü" kültürün; dinî nasların erkekler tarafından yorumlanmış ayrımcı-cinsiyetçi meşruiyet fetvalarının ürünü görür ve bunun sonucunda Batı modernizmi, feminizmi ve küresel piyasa ideolojisi olan liberalizmin dayattığı 'kadınlarla ilgili program ve projelere birer can simidi' gibi sarılırsınız.

Benim demeye çalıştığım şudur:

1) Kadının iktisadî ve ticarî hayata katılması aslî değil, arızîdir. Bu yüzden hep "duruma ve yerine göre" ihtirazi kaydını koyuyorum. Evin geçimini üstlenecek erkek yoksa, kadın iş hayatına girmeli, kamu veya özel sektör onu tercihen işe almalı. Ancak kadının asli yeri evidir. "Ev, kadına farz olmayan ibadetlerin camide eda edilmesinden daha hayırlıdır." Erkek ailenin geçimini temin ederken kadın evin iç düzenini yürütür, bir anne olarak çocuklarının hayırlı-faydalı (salih) birer evlat olarak yetişmesini sağlar, ailenin huzur ve mutluluğunda (sekine ve sükûnet) rol oynar.

2) Kapitalist piyasa ekonomisi ise kadını iki ayağıyla "evin dışına" çıkarıp sömürü nesnesi haline getiriyor. Tüpten çıkan macun gibi bir daha geri dönmüyor; bu ise ailenin ve toplumsal hayatın çözülmesine yol açıyor. Kadın evden çıkınca, tümüyle özgürleşmiyor; çoğu yine erkek olan patronların, âmirlerin, müdürlerin denetimi altına giriyor.

3) İslam tasavvurunda kadın pergel gibidir; sağ ayağı -sabit kadem- evindedir, sol ayağıyla her yere gider, haricî her meşru ve hayırlı maddî, iktisadî, sosyal, sivil faaliyete, hadisteki güzel deyimle "Müslümanların hayırlı meclislerine katılır." Ama önce evi ve ailesi! "Ev" kadın için hayatî faaliyetlerin merkezi "ana karargâh"tır (33/Ahzab, 33). Toplumsal hayatın da ana merkezi, her biri mescid hükmünde olan "ev"dir. Ev kıbleye yönlendirilmeli, mekân kullanımı ve hayat tarzı buna göre kurulmalıdır. (10/Yunus, 87)

Not: Etyen Mahçupyan'la tartışmayı isterim, ama dünkü yazısında üslubu 22 ayardan 18'e düşürmüş. Biraz bekleyelim.



Alın size bir özgürlük daha. Kadının başını dinsel bir özgürlük olarak kapamasını isteyen bu şahısların, yine dini bir özgürlük olarak savundukları kadının erkeğe tabi olmasıdır. Peki bu durumda, dinin kişisel bir sorun olduğu lafını geveleyip duranlar ne yapacaklardır. Din yalnızca devlet açısından kişisel bir sorundur. Marksistler açısından ise tam teri toplumsal olana etki eden dolayısıyla toplumsal bir sorundur. Lenin'în Prolaterya Partisinin Dİn Konusundaki Tutumu adlı broşüründe yer alan şu kısım aydınlatıcı olacaktır.

''Marksizm maddeciliktir. Böyle olduğu için de, konusunda en azından 18. yüzyıl Ansiklopedistlerinin maddeciliği ya da Feuerbach'ın maddeciliği oranında kesin bir karşıtlığı vardır. Bu hiç kuşku götürmez. Ne var ki Marks ve Engels'in diyalaktik maddeciliği, ansiklopedistlerin ve Feuerbach'ın maddeciliğini aşar, çünkü maddeci felsefeyi tarih alanında, toplum bilimleri alanında da uygular. Dinle savaşmalıyız- bu, her türlü maddeciliğin ve doğal olarak Marksizmin ABC'sidir. Ancak Marksizm, ABC'de donmuş kalmış maddecilik değildir. Marksizm daha ileri giderek şöyle der: Dinle nasıl savaşacağımızı bilmeliyiz, bunu yapabilmek için de inancın ve dinin kökenini kitlelere maddeci bir biçimde açıklamalıyız. Dinle savaş, soyut ideolojik öğütler çerçevesinde kalamaz, bu tür sınırlı öğütlere indirgenmemelidir. Dinle savaş, dinin toplumsal kökenini ortadan kaldırmayı amaçlayan sınıf hareketinin somut uygulamasıyla bağlanmalıdır. Din etkisini neden en çok geri kalmış şehir proletaryası, yarı-proletarya ve köylü kitlesi üzerinde göstermektedir? Burjuva ilerici aydınları, radikaller ve burjuva maddecileri bu soruya "cahil oldukları için" diye cevap verirler. O zaman da "kahrolsun din, yaşasın dinsizlik! Ateist görüşleri yaymak başlıca görevimizdir"- diye haykırmaya başlarlar. Marksistler ise, bunun doğru olmadığını, aldatıcı bir görüş olduğunu, dar görüşlü burjuvaların fikri olduğunu söylerler. Bu görüş dinin kökenini yeterince açıklamaz, açıklar da, maddeci biçimde değil, ülkücü biçimde açıklar. Modern kapitalist ülkelerde bu kökler genellikle toplumsaldır. Bugün dinin en derine uzanan kolu, emekçi kitlelerin toplumsal ezikliği ve hergün her saat emekçilere en dayanılmaz acıları, savaş, deprem vb. doğal afetlerden çok daha beter kahırları çektiren kapitalizmin karanlık güçleri karşısındaki çaresizliğidir.''

Daha öncede belirttiğim ve marksizmi yanlış okumak eleştirisi aldığım ancak nerenin yanlış olduğu noktasında hiçbirşey içermeyen nokta şuydu; bugün kendine marksist diyenler, özgürlük tanımını öyle soyut bir biçimde ele almaktadırlar ki, liberal özgürlük martavallarını sosyalist diye yutturmaya çalışmaktadırlar, dinin özgürlüğü de bunlardan biridir. Türkiye toplumunda din konusu nedense ele alınmaya çekinilen bir konu. Lenin aynı yazıda geçen, Marksistlerin dine karşı savaşlarının neden ılımlı göründüğünü, ''bilimsel metod''la açıklamaktadır, yani aslında bir ılımlılık söz konusu değildir ve din karşıtı mücadele en büyük silahla yani bilimle verilmektedir. Bu durum marksistleri ılımlı gösteriyorsa bu sadece br sonuçtur amaç değil. Ama bugünün marksist olduğunu iddia eden zerzevatlarının, ılımlılığı ve dindarları ürkütmemeyi hedef haline getirip, daha da öte liberal soytarılığı kanıksayıp ve liberalleşerek, dinin emir ve yasaklarına özgürlük isteme derekesine kadar inmiş olmaları, marksizmin kimlere kaldığını ve Marksizm-Leninizme karşı savaş açanlarında nereden cesaret bulduğunu göstermektedir.


Buyrun size bir tartışma konusu, kişinin dinini ''özgürce'' yaşama özgürlüğü nerede başlayıp nerede biter.
Marksın, yanılmıyorsam ''Hegel'in hukuk felsefesine giriş'' belirttiği gibi dinin eleştirisinin geride kaldığı toplumlarda bu konu can alıcı bir nokta olmayabilir, ancak özellikle Türkiye gibi ülkelerde bu durum can alıcı bir noktada durmaktadır çünkü, din, sınıf mücadelesinin önündeki en büyük engellerden biri olarak durmaktadır.
Bu engel nasıl aşılacaktır, buyrun tartışalım.
« Son Düzenleme: 13 Aralık 2011, 13:17:59 Gönderen: AleksandrKirsanov »

Çevrimdışı YürekAtışı

  • İleti: 224
Özgürlükler
« Yanıtla #16 : 13 Aralık 2011, 21:28:46 »
Marksist materyalizm mekanik değildir, dünyayı ve evreni algılama yöntemi olarak dinamik ilişkilerin yasasını araştırır ve gelişme yönünü diyalektik metodla kavrar. Marx'tan önce materyalizm aslında idealizmin bir yanını içinde taşıyordu, idealizmde materyalizmin, materyalizmin durağanlıkla özdeştiği ve her şeyin temelde aynı olduğunu öne süren materyalist görüş bu sebeple idealizmden bir parçayı içinde taşıyordu.  akış ve gelişme yasalarının keşfi idealizme ve hegelde zirveye ulaştıysada hegelin felsefesinin temelindeki idealist tin marx tarafından sökülüp alınmış ve felsefenin bilimle buluşması bu noktada kesinleşmiştir.

Burjuvazi; pozitivist ve materyalist felsefeye sahiptir temelde, fakat materyalist tarafı mekanik materyalizm olduğundan gelecek görgüsünden yoksundur ve fazlasıyla hastalıklıdır. Burjuvazi önünü göremez ve bu sebeple eninde sonunda barbarlığı ve vandallığı felsefi anlamda da özünde taşır. Bir burjuva açısından DİN yoktur, Tanrı yoktur, ama bu onun açısından belirleyici değildir. O pazarlarının ve diğer çıkarlarının gereği bütün din kitaplarını ve cüppelerini bulundurur. Pazarın ihtiyacı neyse ona göre hareket eder, işçi sınıfını bastırmak ya da uyuşturmak için bu silahı rahatlıkla kullanır.

Dine karşı mücadelede Lenin'i esas almak yetmez, özgün koşullara göre uyarlamalar yapmak gerekir, dine karşı açık bir mücadele olmadığında bunun oportunizmle eş tutulduğunu unutmamak lazımdır. Din hastalıklı ve organize olmuş bir tanrı barındırdığından bütün egemenler dinin nimetlerinden faydalanmaya çalışacaktır. Bir grevden ya da sokak gösterisinden başörtülü bir kadını uzaklaştırmak büyük gerizekalılık olacaktır, geri değerler taşıması bir işçinin işçi olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. Sınıf mücadelesi içerisinde işçi sınıfının üyeleri genel olarak toplumu ilerlettikçe ilerleyecek ve bütün sorunlar milli, dini her şey bu aşamalarda çözülecektir.
İNSAN...

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1815
Diyanet TV geliyor!
« Yanıtla #17 : 06 Ocak 2012, 19:27:12 »


Sınıfsal çelişkilerin giderek artma eğiliminde olduğu sistemde  başvurulacak  yegane yöntem  , dinsel argümanların  topluma enjekte edilmesidir.

Emperyalist kapitalist sistemin barbarlığını sürdürmesi ;köle olarak kabullendikleri nüfusun  , analitik düşünceden yoksun sorgulayamaz hale gelmesini sağlayıp ; yoksulluğunu,ezilmişliğini  kader bağlamında kabullenmesi ve böylece birey olmasını önleyerek  boyun eğdirilecek bir kitle yaratmasına bağlıdır.

Aşağıdaki haber ,yazılı ve görsel  dayatmalarla topyekun saldırı altındaki toplumun  nereye götürüldüğünün çok açık bir özeti midir? Nedir ?

E.


&
[/SIZE][/FONT]

Diyanet TV geliyor!

28.12.11 08:59

Gelecek yıl yayına başlayacağı duyurulan ’Diyanet Televizyonu’nda başta dizi filmler olmak üzere, cuma vaazları, hac-ezan-mevlit-gibi konularda belgeseller, çizgi filmler, tarihî şahsiyetlerin hayatları ve Peygamber Efendimiz’in (sas) hayatını anlatacak sinema filmi olacak.

İçeriği henüz netleşmeyen kanalın kimliği üzerindeki çalışmalar devam ediyor. Yayınlar TRT tarafından tahsis edilen bir kanal üzerinden izleyiciye ulaşacak. Yayın çıkışı TRT üzerinden olmakla birlikte, yayının programlanması, yayına hazırlanması Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılacak. Bu arada televizyonda çalıştırılmak için 100 personel alımına yönelik girişimler de başlatıldı.’Çocuklara en etkili nasıl ulaşabiliriz?’sorusu üzerinde durduklarını aktaran Salman, "Mesela doğruluğu, dürüst olmayı, arkadaşları ile birlikte güzel geçinmeyi, komşuları ile iyi geçinmeyi tamamen bir çizgi film ortamında, dizi film ortamında, insanları sıkmadan zevkle izleyebilecekleri bir ortamda sunmak istiyoruz. Hem verdiğimiz mesajın doğru olmasına hem de bugünkü insanların ihtiyaçlarına cevap vermesine dikkat edeceğiz." diye konuştu.

Sıkça eleştirilen dizilerin hatırlatılması üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı Dinî Yayınlar Genel Müdürü Yüksel Salman, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu alanda kendisi ile yarışacağını söyledi. Salman, "Biz doğru işler yaptığımız sürece, doğruyu gösterdiğimiz sürece insanlar daima doğrunun, iyi işlerin ve kalitenin yanındadır diye düşünüyoruz. Piyasada pek çok yapım var. Bunlar değişik açılardan değerlendirilebilir ama biz kendi kulvarımızda en doğrusu neyse, en kalitelisi neyse, kendimizle yarışmak ve doğrunun adresi olmak istiyoruz." dedi.

Kaynak:ZAMAN[/B]
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1815



Joseph Goebbels'in ılımlı Türk versiyonları iş başında; sessiz sedasız  özellikle kadın ve çocukları etkileri altına almaya başladılar demiyelim , sanki Üsküdar geçilmek üzere bir durumla karşı karşıyayız.

Nedir bu yapılanlar , faşist dinci devlet yapılanmasının gerekleri  değil midir? İlköğretim ve Lise  Müdürlükleri'ne gönderilen "Umre Gezisi " yazı konusunun eleştiri noktası  "  Diyanet'in salt hanefi grubuna bu hizmeti vermesi düşünülemez, tüm mezhep ve inanışlardan alınan vergi  vs. ile neden sadece bir grup için organizasyon yapılıyor"   bu mu olmalıydı?


Herkesin vergileri ile oluşturulan devlet bütçesinin sadece Müslüman vatandaşların faydalanabileceği hizmetlerin tasarlanmasına harcanıyor olması, Milli Eğitim Bakanlığı gibi temel bir kurumun da bu ayrımcılığı kendi iletişim ağını kullanarak Türkiye'deki tüm çocuklara ulaştırma cüreti gösteriyor olması, hükümetin insanların tepkisinden duyduğu korkunun ne kadar azaldığını gösteriyor.   (A. Murat EREN imzasıyla Bianet)

Aile imamları denilen ucube bir kurum yaratılarak , hukuki yargılamanın  önünü tıkama çabaları içindeki güce, o pek sevimli Kadın Bilmemne Örgütlerinin karşı çıkış noktası aşağıdaki haberde görülüyor. Ne oldu feministler nefesiniz mi yetmiyor da nefesi kuvvetli olan şarlatanlara bıraktınız ortalığı .Sakın ola ki yanlış anlaşılmaya,feministler başta olmak üzere hiçbir STK 'dan kimsenin umar beklediği yok, hatırlatalım  sevimli reformistlere.

"Özgürlükler Cenneti " (hangi zamanda ,kim ve ne için özgürlük ? soru hakkımız ayrık olmak üzere) yaratma konusunda Hasan Sabbah'ın cennetini de geçtiler .

İnsanların din sarmalında yok olup gitmesine yol açan bu uygulamalar , FARKINDA MIYIZ ?  HİÇ TEPKİ ALMADAN ,DUR DURAK BİLMEDEN ,  kul olma zihniyetini  olanca hızıyla hayata geçiriyor...

Bildiğimiz sebep-sonuç ilişkileri bağlamında , konunun başından bu yana sergilenenleri , tekrara düşmemek adına,anlatmaya gerek yok ; geç de olsa kendimizi de  sorgulamalıyız diye düşünüyorum.....NE YAPMADIK BİZ....
E.


&
[/FONT][/SIZE]


İlköğretim öğrencilerine özel umre turu

Diyanet, 20 Ocak’ta başlayacak yarıyıl tatili için ilköğretim ve lise öğrencilerine özel umre programı hazırladı. 5 gün Mekke, 5 gün Medine’de konaklayacak şekilde tasarlanan program, 5 Ocak’ta 81 ilin milli eğitim müdürlüklerine gönderildi.

ntvmsnbc ve Ajanslar

İSTANBUL-ANKARA - Diyanet İşleri Başkanlığı, yarıyıl tatilinde ilköğretim ve lise öğrencileri için 10 günlük özel umre programı hazırladı. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Dr. Ekrem Keleş imzasıyla 81 ilin milli eğitim müdürlüklerine gönderilen 5 Ocak tarihli yazıda, ülke genelinde öğrencilerin bilgi, görgü ve deneyimlerinin artırılması ve pekiştirilmesine katkıda bulunmak, kutsal topraklarda bulunan ve İslam tarihi açısından önem arz eden mekanların ziyaret edilmesini sağlamak amacıyla öğretmenleri nezaretinde öğrenciler için özel umre turu planlandığı belirtildi.

Yazıda, “Yarıyıl tatili dönemindeki program 5 gün Mekke, 5 gün Medine’de konaklayacak şekilde 10 günlük olarak tasarlanmıştır. Bu itibarla, okul müdürlüklerine söz konusu program ivedi duyurularak katılmak isteyen öğretmen, öğrenci ve velilerin isimlerinin en geç 9 Ocak tarihine kadar Başkanlığımıza bildirilmesi gerekmektedir” denildi.

Ücret 795 Euro

Öğrenciler için 2 kişilik oda 795 Euro, 3 kişilik oda 760 Euro, öğretmenler için 2 kişilik oda 875 Euro, 3 kişilik oda 850 Euro olarak belirlenen umre ücretlerinin 13 Ocak’a kadar ilgili banka hesaplarına yatırılması, başvuruların il ve ilçe müftülüklerine yapılabileceği belirtildi.

http://www.ntvmsnbc.com

&
[/FONT][/SIZE]

Kadına yönelik şiddete imamlar bakacak!

İl Genel Meclisi çok tartışılacak bir karara imza attı. Kadın Hakları ve Eşitlik Komisyonu, eşler arasında yaşanan şiddet olaylarında, olayın hukuk boyutuna taşınmadan din adamlarının halletmesini istedi. CHP’li üyelerin de destek verdiği karar oybirliği ile kabul edildi.

Malatya İl Genel Meclisi (İGM), kadına yönelik şiddeti imamlara havale etti. CHP’li üyelerin de desteklediği karara göre, kadının şiddet görmesi halinde yargıya değil, din adamlarına gidilecek. İGM Başkanı AKP’li Naci Şavata başkanlığında yapılan toplantıda oybirliği ile alınan kararda bir de rapor benimsendi.


“DİN ADAMLARI ARABULUCU OLACAK”

İGM’nin Kadın Hakları ve Eşitlik Komisyonu tarafından hazırlanan raporda, “Eşler arasında yaşanan şiddet olaylarında, yaşanılanların mahkemeye taşınmadan evvel bölgenin ileri gelenleri ve toplum üzerinde etkisinin olduğuna şüphe duymadığımız din adamlarının arabuluculuk yapmasına imkan tanınacak düzenleme yapılmalı” ifadelerine yer verildi.

Raporda şunlar kaydedildi: “Bütün bu çalışmalara rağmen şiddet ortamından kurtulamayan kadınlar için hayatlarını kimseye muhtaç olmadan kazanabilmeleri adına eğitim durumları ve yeteneklerine göre çeşitli işlere yerleştirilebilecek çalışmalar yapılmalıdır. Böylece devletin şefkat eli korunmaya muhtaç olan bu kadınlara ulaştığı için toplumda doğabilecek diğer olumsuzlukların da önüne geçilmiş olunacaktır.’’

KADIN ÖRGÜTLERİ TEPKİLİ

Kadın örgütleri ise şiddet olaylarında, din adamlarının veya başka kişilerin arabulucu olmasını istemiyor. Daha önce yaşanan olayları örnek gösteren dernekler, geçmişte aile içi şiddette, “arabulucu barıştırmalarının” sağlıklı olmadığını ve bu barıştırmaların birçoğunun cinayetle noktalandığını hatırlatıyor.

Malatya Demokratik Kadın Platformu’ndan Songül Canpolat, karara tepki göstererek, “Biz kim olursa olsun arabulucuk olmasına en başından beri karşıyız. Burada düşünülen kadın değil. Daha önce yaşanan tecrübeler var. Cinayet ve şiddet devam ediyor. Bu çözüm değil. Bunun yerine şiddete devam eden unsurlar kaldırılmalı” dedi.

Aile imamlığının bazı bölgelerde uygulandığını belirten Canpolat, “Bunun altında örgütlenme çalışması var. Yani AKP hükümeti örgütlenmek için her yola başvuruyor. Aslında çok şaşırılacak bir durum değil, ama çok tehlikeli bir durum” diye konuştu.

ARABULUCULUK KATLİAMLA SONUÇLANMIŞTI

Malatya’da 2005 yılında yaşanan bir “arabuluculuk” katliamla sonuçlanmıştı. Kuluncak ilçesinin İlisuluk köyünde 25 Kasım 2005 günü yaşanan olayda, imam nikahlı eşinden şiddet gören Fatma Akça isimli kadın, babasının evine dönmüş, ancak eşi Cabbar Seven tarafından babasının evinde silahla rehin alınmıştı.

46 saat süren pazarlık sonucu teslim olan Cabbar Seven, dönemin Kuluncak Kaymakamı İbrahim Cenet’in de aralarında bulunduğu çok sayıda “arabulucu” tarafından imam nikahlı eşi Fatma Akça ile Jandarma Karakolu’ndaki nikah töreniyle resmen evlendirilmişti. Cebber Seven, nikah masasında eşini çok sevdiğini belirterek, “Her şey eşim için” demişti. Ancak nikahtan bir yıl sonra, 25 Aralık 2006 günü Cabbar Seven, eşi Fatma Seven ve 4 çocuğunu evde iple boğarak öldürmüştü.

http://www.malatyayenigun.com/yasam/kadina-yonelik-siddete-imamlar-bakacak-h18195.html[/B]
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimdışı YürekAtışı

  • İleti: 224
Özgürlükler
« Yanıtla #19 : 10 Ocak 2012, 22:23:57 »
Benim kesilen parmaklarım kim keserse kessin acıyor, kadının kocasının itiraz etmesi üzerine islam polisi kocasının kolunu kırmış! o kol acımıştır bence...
İNSAN...

Çevrimdışı AleksandrKirsanov

  • İleti: 102
Özgürlükler
« Yanıtla #20 : 10 Ocak 2012, 22:37:26 »
Burada izninizle bir noktaya değinmek istiyorum;
Nisa suresi 34. Ayette şöyle diyor;
Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah'ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da "gayb"ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün.Eğer itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, çok büyüktür.

Bu sure önemlidir çünkü kadınları baskılayan çoğu şeriat kanunu bu sureye dayanır. (Yanılmıyorsam Nisa da kadın anlamına gelir.)
Görüldüğü gibi erkeklerin kadınlardan üstün olmaları iki temel dayandırılıyor; birisi tanrının bunun böyle olmasını istediği ve kadın ve erkeği böyle yarattığı; ikincisi, ancak bununla yetinilmiyor ve erkeğin ailenin geçimini sağlayan yani kadının karnını douyran oldukları için bir ayrım yapma gereği duyuyor.

Bunun nedeni bana göre toplumun ekonomik ve sosyal yapısında gizli.
İslam öncesi Arap yarımadasında, tamamen olmasa da kısmen kadınların mülk edinme ve ticaret yapma hakkına sahip olduğunu, bizzat Muhammedin ilk karısı Haticeden anlayabiliriz.
Ancak bu durum daha sonradan tümüyle ortadan kalkacaktır.
Nisa suresi ise bu ortadan kalkmanın netleştiği bir döneme, yani İslamın egemenliğini kabul ettirdiği bir dönemde inmiştir.(bütün diğer sureler ve ayetlerde bu şekilde incelenirse, mesela kısa bir mesafeye yapıalcak sefer öncesinde deve sırtına binmeden gidilen mesafelerdeki ganimet paylaşımı ile ilgili inen ayet gibi, birçok şey daha iyi anlaşılır. İslam özellikle Mekkelilerden zayıf oldukları ve Medineye kaçtıkları sırada, Medine sözleşmesi gibi, döneme göre ileri birtakım yasalar koyabilmiş ancak bu sadece bir taktik olarka kalmıştır)

Bir nevi ekonomik temelin yasalarla desteklenmesi sağlanmıştır.
Yani bu baskının islamcı olanının temelinde de sınıfsal bir temel mevcuttur.
Bu da sorunun çözümünün, dönemsel olarak çeşitili mücadele biçimlerine bürünebilmekle birlikte, Lenin'in belirttiği üzere sosyalist proleter devrim mücadelesi olması gerektiğini gösterir.

Çevrimdışı Okur

  • İleti: 42
Cemaat'in Sesi 25 yaşında
« Yanıtla #21 : 28 Ocak 2012, 17:42:40 »
1986’da kurulan Zaman gazetesi geçtiğimiz gün 25. yılını büyük bir törenle kutladı. AKP iktidarına karşı darbe planlamakla suçlanan Sinan Aygün’ün geçtiğimiz dönem başkanlığını yaptığı Ankara Ticaret Odası salonunda yapılan törene Başbakan, bakanlar, bürokratlar ve pek çok muteber katıldı.


Tayyip Erdoğan Evindeymiş Gibi
 
Fethullah Gülen Cemaati’nin yayını olarak bilinen gazetenin kutlamasında bir konuşma yapan Recep Tayyip Erdoğan, Zaman’ı yüceltmek için yer yer edebi kavramlara başvurdu. Erdoğan, Gülen Cemaati’nin kontrolünde olduğu bilinen Ergenekon davası ve gazeteci tutuklamalarına dair Cemaat’i memnun edecek bir üslup kullandı. Zaman’ın “80 müdahalesinin ağır havası içinde ateşte açan bir çiçek” diye tanımlayan Erdoğan Fethullah Gülen’e saygıda itibar etmeyi de unutmadı ve “Bu topraklar böyle zor zamanlarda çok büyük yiğitler yetiştirdi. Bu topraklar çok büyük mütefekkirler, sanatçılar ve gönül insanları yetiştirdi. Topla, tüfekle, silahla, yumrukla değil kalemiyle, fikriyle, birikimiyle, hikmetiyle mücadele veren, zulme de zalime de özellikle karşı çıkan ama hoşgörüden, kardeşlikten asla taviz vermeyen kahramanlarımız oldu.” diye konuştu.
 Yakın dönemde gazetecilerle yaptığı toplantılarda atılacak manşetlere karar veren Erdoğan, konuşmasında son 10 yıldaki iktidar mücadelesine vurgu yaparak, “Adeta manşetlerle savaştık. Manşetlerin ok olup üzerimize yağdığı süreçlerden geçtik.” dedi. Erdoğan ayrıca  muhalefete yönelik sık sık kullandığı ‘Koyun bile güdemezler’ deyimini göz ardı ederek  ‘Muhtar bile olamaz diye manşetlerin atıldığı günlerden bugünlere ulaştık. Gazetecilere haber yazdırdılar, o kupürleri dosyaya koyup partimiz aleyhine kapatma davası açtılar. Allah şahittir ki asla ve asla intikam peşinde olmadık, olmayacağız.” sözleriyle mağdur edebiyatındaki kararlılığını ortaya koydu.  

 ‘Avrupa’da Darbe Olmadığı İçin Gazeteci Tutuklanmıyor’

 Erdoğan tutuklu gazetecilere ise ağır suçlamalar yöneltti. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün, Türkiye’nin basın özgürlüğünde 179 ülke arasında 148. sıraya düştüğünü açıkladığı gün konuşan Erdoğan, “Adam polise saldırı düzenliyor, polisimizi şehit ediyor, cebinden gazeteci kimliği çıktı diye gazeteciler hapse atılıyor kampanyası yapılıyor” dedi ve darbecilere destek olmakla suçlananların gazeteci diye savunulduğunu söyledi. Erdoğan ayrıca yargılananlar arasında tecavüzcülerin bulunduğunu söyleyerek davalardaki aktif pozisyonunu ve davaların siyasi niteliğini tekrar göz önüne serdi. Başbakan, Türkiye’de gazeteci tutuklamalarının çok olmasını da AKP’ye karşı darbe hazırlığı yapılmasına bağladı ve Batı dünyasının Türkiye'yi anlamadığını, çünkü orada darbeyi teşvik eden gazeteciler olmadığını söyleyerek ‘zeka kokan’ bir sistematik kurdu.
 Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı da gecede yaptığı konuşmada, 'Yeni Türkiye' ve değişim sürecinde Zaman'ın yerine getirdiği misyonu anlattı. Dumanlı, "Bugün memnuniyetle görüyoruz ki Türkiye'de demokrasi, millet iradesi güç kazanıyor, hâkimiyet-i milliye anlam kazanıyor. Yasama, yürütme ve yargı hiçbir baskı olmadan, hiçbir etki altında kalmadan korkusuzca görevlerini yerine getiriyor. Kim ne derse desin biz vazifemizi hakkaniyet ve adalet şuuruyla yapmaya gayret ettik. Hakkımızda -cı, -cu diye yakışıksız ithamlarda bulunan kimi meslektaşlarımız, yaklaşımlarımızdaki kuşatıcılığı, kardeşliği, birleştiriciliği anlamadı ya da anlayamadı. Yalan haberlerin üzerine korkusuzca giden, darbe ve muhtıralara karşı net bir tavır alarak yoluna devam eden bir gazetenin tabii ki sevmeyenleri de olur. Onu da anlayışla karşılıyoruz. Lakin bu program vesilesiyle arz etmek isterim ki hiçbir hadiseye öbür âlemde hesap verme çerçevesini unutarak bakmıyoruz." dedi.

 CHP: ‘Zaman Vicdandır’

Kutlamaya pek çok davetli katıldı ama bunlar içerisinde en dikkat çekici olanı CHP heyetiydi. Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin yaptığı demeçle Gülen Cemaati’ne çok açık bir mesaj verdi. Tekin, “Bir Zaman okuru olarak bu sürecin zorlu geçirdiğini düşünüyorum. Zaman için çaba sarf edenleri, emek verenleri kutluyorum. Nice yüzyıllara diliyorum. Zaman Gazetesi'ni tek kelimede anlatmak gerekirse bence o kelime; 'vicdandır.' dedi.
 ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone ise Zaman’ın uluslar arası ilişkilerini “Türk diplomasisi için yurt dışında Türkiye'nin sesini duyurarak çok önemli işler başarıyor.” sözleriyle işaret etti ve ABD adına gazetenin varlığından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Zaman: Nereden Nereye?

 Zaman’ın 25. Yıl kutlamasında Egemen Bağış’ın söyledikleri aslında gazetenin siyasi anlamını da net şekilde tarif ediyor. Bağış, “Zaman Gazetesi'nin 25 yıllık yolculuğunu anlamlı kılan en önemli husus, Türkiye'nin son 25 yıldaki yolculuğu ile paralellik arz etmesidir.” diyor. Çok haklı. 12 Eylül 1980’de gerçekleştirilen askeri darbenin ‘yürü ya kulum’ dediği kesimlerin başında gelen İslamcıların arasında Fethullah Gülen Cemaati ayrıcalıklı bir konum elde etmişti. Ülkenin bir bütün dini ve milli referanslara göre baskılandığı koşullar sağın her tonunun toplumsal örgütlenme kanalları sonuna kadar açılmış, ülkenin liberalizasyonuna paralel olarak bu grupların ticaret hayatındaki etkisi de artmaya başlamıştı. Bu birikintinin içinde, 1986’da kurulan Zaman Gazetesi 25. yaşında 1 milyon tirajlı (Bayii satışı 50 bin civarında) bir gazeteye dönüşmesinin ötesinde egemen siyasetin temel dinamiklerinden de birisi haline geldi. AKP’yi iktidara taşıyan Gülen Cemaati’nin fikirleri doğrultusunda, hemen tüm siyasi tartışmalarda iktidara destek veren gazete, Sünni ve Türk dışındaki kesimlere, kadın-erkek eşitliğine karşı katı tutumunu açıkça savunmasıyla da biliniyor. En son geçtiğimiz aylarda Maraş'ta yapılacak katliamı anma mitinginde PKK, DHKP-C gibi örgütlerin provakasyon yapacağını iddia eden haberler yapan Zaman, 2008'de yaptığı haberde ise Maraş Katliamı'nın bir Sovyetler Birliği provokasyonu olduğunu iddia etmişti.
 Zaman bugün muhaliflere karşı cadı avına dönüştürülen polis-yargı operasyonlarında da iddianame diliyle kurduğu haberlerle kamuoyu oluşturuyor ve davalara yön veriyor.

BirGün


Hey gidinin Kemalistleri, bir alkış da benden  size derken ,bundan böyle yüzyılları sizsiz geçirelim diliyorum .Siz ne yüzsüz arlanmaz,şarlatanlarsınız; farklı yapıda olmadığınızı biliyorduk ama bu da belgesi oldu.Dininiz,imanınız ve de herzamanki riyakarlığınız ve sahteciliğinizin gereğini yaptınız.Alkış size alkış...

Çevrimdışı Prometheus

  • İleti: 280
Özgürlükler
« Yanıtla #22 : 11 Mayıs 2012, 13:50:53 »
Pepe, dindar nesil için abdest alıp, namaz kılacak


Diyanet İşleri Başkanlığı ile TRT arasında yapılan anlaşmanın ardından TRT Anadolu, Diyanet'e tahsis edilirken, yedi gün yayın yapacak kanalda çizgi filmle dini bilgiler verilecek.

AKP’nin dindar nesil projesinin önemli adımlarından olan Diyanet TV için devlet televizyonu olan TRT Anadolu, Diyanet İşleri Başkanlığına tahsis edildi. Yedi gün yayın yapacak kanalda, dini bilgiler verecek çizgi filmler yer alacakken, cuma namazları da naklen verilecek.

Haftada 84 saat dini yayın yapılacak
Cumhuriyet gazetesinden Fırat Kozok'un haberine göre, TRT 3 üzerinden yayımlanan Meclis TV yayınlarını haftada 3 gün 5’er saatle sınırlayan TRT , TRT Anadolu’yu Diyanet’e tahsis etti. 17 Temmuz’da yayına başlayacak Diyanet TV, günde 12, haftada 84 saat tamamen dini yayın yapacak.

Naklen Cuma namazı, dini çizgi film
 Geri kalan 12 saatte ise Yerel Televizyonlar Birliği’nin belirleyeceği, ancak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yayınlarına aykırı olmayan programlara yer verilecek. Diyanet TV ’de naklen cuma namazı, gurbette dini yaşam, dini soruları yanıtlama gibi programların yanı sıra çizgi filmlere de yer verilecek. Bu kapsamda oluşturulacak çizgi film karakteri çocuklara abdest almayı, namaz kılmayı öğretecek.

17 Temmuzda yayına başlayacak
 TRT ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında önceki gün imzalanan protokolle çalışmaları başlatılan Diyanet TV 17 Temmuz’dan itibaren yayına başlayacak. Yayın dönemi öncesinde kanalın logosu ve program içeriği bir toplantıyla kamuoyuna açıklanacak. İlk etapta 12 saat yayın yapacak kanal başarılı olursa yayın süresi 24 saate çıkacak.

“Pepe benzeri bir karakter din bilgisi verecek”
 Protokolün imza töreninde kanalın yayın politikasına ilişkin bilgiler veren TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, TRT’nin ünlü çocuk çizgi filmi Pepe benzeri bir karakterin de Diyanet TV için oluşturulacağını belirterek şunları söyledi: “Belki Yusuf veya Yusufçuk gibi bir karakter öne çıkacak bizim TRT Çocuk’taki Pepe, Keloğlan karakteri gibi. Bu markalarla belki yavruların, çocukların dini, milli duygularını geliştirici çalışmalar üreteceğiz. Adı başka bir şey olabilir ama Yusuf, abdest alacak, namaz kılmayı öğrenecek, umreye gidecek, Kuran öğrenecek.”

Kanalda belgesel programlarına da yer vereceklerini anlatan Şahin, bu çerçevede ezan belgeseli, ihtida öyküleri, mihrap, minber, minare, mevlit, hac, camilerin yapılışı belgeselleri yayınlanacağını söyledi.

Şahin’in verdiği bu bilgilerin ardından gözler kanala ilişkin protokole çevrildi, ancak protokol “özel maddeler” içerdiği gerekçesiyle gizli tutuluyor.

soL Portal


Sağlığı da Diyanete emanet ediyorlar!



AKP sağlığı da Diyanete emanet ediyor. Gaziantep’in pilot bölge seçildiği yeni uygulamaya göre, yatalak hastalar, “manevi” destek talep edip, Diyanet görevlilerinden imam isteyebilecek. Başlangıç aşamasındaki uygulamayla birlikte, din görevlilerinin hastanelerdeki yetkilerinin zamanla artmasına bekleniyor.

Hastaların tedavi edilmesi gereken yerler olan hastaneler, artık din görevlileri eşliğinde helallik alınan ve imamların terapi yaptığı yerlere dönüşecek. Gaziantep'in pilot il seçildiği projeye göre, yatalak hastalar talep etmeleri halinde hastaneye din görevlileri girebilecek. Uygulama hastanelerde Diyanetin etkisini arttırmaya dönük ilk adım olurken, zamanla din görevlilerinin yetkilerin genişlemesi bekleniyor.

Hastanede din görevlileri terapi yapacak

Zaman gazetesinin haberine göre, artık Diyanet hastanelere de girecek. Gaziantep'in pilot il seçildiği projeye göre, yatalak hastalar talep etmeleri halinde hastaneye din görevlileri girebilecek ve hastayla terapi yapabilecek.

“Türkiye’nin her yanında müracaat alınacak”
 
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın pilot il olarak seçtiği Gaziantep’te konuya ilişkin açıklamalarda bulunan İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Metin Karakök, Türkiye'nin her yerinden müracaat alabileceklerini söyledi. Karakök, "Yatalak veya alzheimer gibi rahatsızlığı olan hastamız Hıristiyan ise papaz, Musevi ise haham, Müslüman ise Diyanet görevlileri veya gönüllü kuruluşlar aracılığıyla destek vereceğiz. Hastalığı nedeniyle çöken moralleri düzeltilecek. Helallik almalarını sağlayacağız, küsleri barıştıracağız. Dışarıdan gelmek isteyen olursa kapımız herkese açık olacak” dedi.

“Helalleştireceğiz”
 
Hastaların, helalleşmek istediği ve dargın olduğu kişilerle bir araya gelmesi için de çalışma yürüteceklerinin altını çizen Karakök, "İnsan bunları gerçekleştirmek ister ama bir türlü olmayabilir. Biz, sosyal açıdan da bu insanları birleştirip helallik almalarını sağlayacağız, küsleri barıştıracağız." ifadelerini kullandı.

“Dünya bir geçiş noktası asıl olan öbür dünya”

 Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile ortak olarak hayata geçirilecek “Destek Tedavi Merkezi” projesine Gaziantep Müftülüğü de destek verecek.

Gaziantep Müftüsü Prof. Dr. Ali Bakkal, "O durumdaki bir insanın psikolojik olarak en büyük ihtiyaç duyduğu güzel şeyler söyleyecek bir insandır. Bu insana dünyanın bir geçiş noktası olduğunu, asıl hayatın öbür dünyada olduğunu hatırlatacak din görevlisinin olması gerekir. Bu görevli hastayı rahatlatacak ve ölüme hazırlayacaktır. Böyle bir çalışma önemli bir ihtiyacı giderecektir." dedi.

soL Portal

Çevrimdışı YürekAtışı

  • İleti: 224
Özgürlükler
« Yanıtla #23 : 14 Mayıs 2012, 14:39:54 »
Dünya Düzdür, Jiletlenmek İyidir, Kadınlar Cariye Ya da Köledir, Devrimciler Şeytandır, Bütün ötekiler Cehennemliktir, Hepimizin Ruhu Mundar Olmuştur, Özgürlük Budur! Ölürken dua edecekler, çok şükür helallik vereceğiz, arabalarımıza ceset torbaları koyacağız, işyerlerine tabutluk yaptıracağız, hatta muhakkak islami usüllere uygun mezarlıklar ve musalla taşı da isteriz, biz daha çok özgürlük isteriz, sorgusuz sualsiz emperyalist hayvanların emrinde cephelerde geberme ve gebertme özgürlüğü, anamızdan emdiğimiz terimiz kurumadan burnumuzdan gelmeli fabrikalarınızda, kardeşlerimizi boğazlamalıyız, onlarda bizi boğazlamalı, daha çok kardeşleşmeliyiz. Daha Çok Özgürlük İsteriz!
İNSAN...

Çevrimdışı yuksel

  • İleti: 67
Ynt: Özgürlükler
« Yanıtla #24 : 24 Temmuz 2014, 16:18:37 »
Din ile sosyalizm birlikte yürümüyor neden zorluyorlar anlamış değilim saygılı olmamız lazım olduk da ne oldu şımardılar tepemize bindiler fırsatı buldukça daha da binecekler.

Çevrimdışı Bahadir91

  • İleti: 56
Ynt: Özgürlükler
« Yanıtla #25 : 24 Temmuz 2014, 18:41:35 »
Alkolun ve cinselligin bir suc olarak algilanipta hirsizligin, sahtekarligin ve dolandiriciligin mubah ve olagan kabul edildigi ender toplumlardan birisiyiz sanirim.

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1815
Ynt: Özgürlükler
« Yanıtla #26 : 07 Haziran 2016, 14:53:02 »
Liseli kadınlar, öğrencisine “Kıyafetin tahrik edici, orucum bozulur” diyen müdürü teşhir etti

İstanbul Kadıköy Lisesi’nde gerici tutumu ve baskıları ile bilinen Müdür Mustafa Yavuz eteği kısa olduğu gerekçesi ile odasına getirttiği bir öğrencisine “Üzerindeki kıyafete bakamam, tahrik edici, bakarsam orucum bozulur”dedi, müdür yardımcıları ve öğretmenler sustu. Liseli kadınlar “Eğer susarsak, bu sözler, tacizler, tecavüzler devam edecek” diyerek “Tacizci Müdür Mustafa Yavuz’u teşhir ediyoruz” bildirisi dağıttı.



İstanbul Kadıköy Lisesi’ne geçtiğimiz yıl atanan ve özellikle liseli kadınlara yönelik baskıcı tutumuyla öne çıkan müdür Mustafa Yavuz,  eteğinin kısa olduğu gerekçesi ile Müdür Yardımcısı Ramazan Çoban tarafından odasına getirilen bir öğrenciyi  “Üzerindeki kıyafete bakamam, tahrik edici, bakarsam orucum bozulur” ifadesi ile taciz etti.

Öğrenci,  müdürün bu ifadesi üzerine durumu bildirmek ve tutum almasını istemek üzere Müdür Yardımcısı Fatma Oğuz’un yanına gitti ancak Oğuz’dan da “Olur mu öyle şey, bunu başkasına anlatma, o müdür sonuçta biz ne yapabilirz, ben ne yapayım, sen ne yapablirsin” yanıtını aldı.

Öğrencinin olayı ailesine anlatması üzerine Müdür’e “Siz kendi çocuğunuza bakınca tahrik mi oluyorsunuz” diyen aile üyeleri yanıtsız bırakıldı.




“Tacizci müdürü teşhir ediyoruz”

Bugün liseliler (7 Haziran) okul içinde “Tacizci Müdür Mustafa Yavuz’u teşhir ediyoruz”  başlıklı bir bildiri dağıttı.

Bildiride liseliler “Cansel ve birçok arkadaşımız okul idaresi, öğretmen, erkek egemen sistem tarafından susturulduğu için yaşamına son verdi. Ama biz susmayacağız, susarsak neler olacağını çok iyi biliyoruz. Eğer susarsak bu sözler, tacizler, tecavüzler yaşanmaya devam eder. Bu yüzden yapılan tacizlere, tecavüzlere, baskılara karşı susmayıp dayanışmayı büyüteceğiz. Çünkü şimdi ses çıkarma, harekete geçme zamanı. Şimdi dayanışma zamanı” dedi.

İdare bildirileri tek tek sınıflardan geri topladı. Liseli genç Umutçu Kadınlar Facebook sayfalarından “İdarenin tarı olayın üstünü öretmeye çalışmaktır. Şimdi ses çıkarma zamanı. tacizcileri liselerden kovacağız” dedi.

Gerici kuşatma

Öğrencilerin Sendika.Org’a verdikleri bilgiye göre, İstanbul Kadıköy Lisesi’ne geçen yıl atanan Müdür Mustafa Yavuz atandığı günden itibaren odasından kamera kayıtlarını izleyerek tespit ettiği kısa etekli öğrencileri Müdür Yardımcısı Ramazan Çoban’a yakalatıp,cezayla tehdit ediyor, disipline sevk ediyor. Okuldaki solcu öğrencilere sistematik baskı yaparken, dergi dağıtan öğrencileri görüntülemeye çalışıyor. Sakalı çıkan öğrencilerin sorgusuz sualsiz  fotoğrafını çekerek ceza ile tehdit ediyor.

http://sendika10.org/2016/06/liseli-kadinlar-ogrencisine-kiyafetin-tahrik-edici-orucum-bozulur-diyen-muduru-teshir-etti/
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.