Gönderen Konu: Ufuk Uras: Ben mürted değilim, yanlış kitabı okumuşum!  (Okunma sayısı 2929 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Asi Ruh

  • İleti: 84


Beş vakit namazında Üsküdarlı bir gençti… Mahalle baskısı sonucunda Marx’ın Kapital’ini okudu, Cihangir’e sürgün edildi… Ama olmadı, hayatın anlamını yine bulamadı. Özgürlüğü ve manayı yine Nasuhi Tekkesi’nde arayacak.

Ufuk Uras’ın yaşamının özeti işte böyle… Uydurmadık, Zaman’a verdiği röportajdan aldık. Tamam, bazıları çıkarım, ama desteksiz konuşmuyoruz.

Ufuk Uras'ın trajik yaşam öyküsüne, “mana”yı arayışına, mahalle baskısına ve ailesinden devraldığı mirasa ilişkin anlattıklarında, Nasuhi Tekkesi’ne, beş vakit namaza ve de, ola ki, “Peygamber’in hayatı” derslerine hazırlık kurslarında muallimliğe yöneliş var. Hatta bu bir yakarış: “Beni mahallenin delisi gibi yalnız bıraktılar, baskı ve sürgün gördüm; kucaklayın beni şakirtlerim! Bütün suçum yanlış kitabı okumak!”

Ufuk Uras mücadelesini anlatıyor
Ufuk Bey çektiği sıkıntıları ve mücadelesini anlatıyor Bünyamin Köseli’ye: “Teoman Koman'ından tutun da Mehmet Ağar'ına, Ergenekoncusuna kadar hepsiyle ilgili suç duyurusunda bulunup siyasî mücadele verdik. Şimdi bütün bunlar üzerimize kaldı. Bu durum bir yalnızlaşmayı da beraberinde getiriyor. Herkesin önceliği derin devlet olsaydı durum çok daha farklı olurdu. (…) Dört yıllık milletvekilliği dönemde eksik kaldığını düşündüğüm, söylemediğim bir şey kalmadı.”

Çok doğru; bugün bir koruma nezaretinde (vesayetinde mi demeli?) yaşamaya mahkum olan Ufuk Bey, hatırladığımız kadarıya bu dört yıllık amansız mücadelesinin sonunda meclis kürsüsüne kafasına kravat takarak çıkmıştı. Ya da kravatı mikrofona takmıştı… Veya kravat takmamıştı…

Her neyse, daha ne yapsaydı?

Ufuk Uras orta yolu buluyor
Bünyamin Köseli soruyor: “Tarihçi Halil Berktay'ın 1 Mayıs 1977'de yaşanan üzücü olayla ile ilgili ‘Ateş açıldığı palavra. Birbiriyle çatışan solcular kendi rezaletinden mağduriyet yarattı’ şeklindeki iddiasını nasıl değerlendiriyorsunuz?”

Ufuk Bey, “bu kadarına ben bile dayanamam artık” diyerek, çok sevdiği Taraf’ından istifa eden Yağcı ağabeyinin ve Ümit Kıvanç’ın gönlünü kırmak istemez elbette; “Burada orta yolu bulmalıyız” diye yanıtlıyor. “Hem sol içi rekabeti eleştirmek hem de kontrgerillanın bu durumdan faydalandığını bilmek gerekiyor.”

Ama bu pek orta yol olmadı sanki… Kontrgerilla ve birbiriyle rekabet eden sol? Birlikte mi katlettiler yani?

Uras işareti veriyor; olur mu öyle şey!

Köseli soruyor: ”Siz de meydanda mıydınız o gün?” Cevap: “Ben o dönemde lisedeydim. Okula gelen sol dergilerde, ‘Şu örgütü alana sokmayacağız, bu örgütü sokmayacağız.’ şeklinde yazılar vardı. Orada bir maraz çıkacağı belliydi.”

Eh işte, olur mu öyle şey! Orada solcuların bir maraz çıkartacağı zaten belliydi!Al sana orta yol.

Sıkıcı gündemlerden “mana”ya…
Sol içi gündemlerden sıkılıyor tabi Zaman okuru… Elbette Ergenekoncu solcular cinayetler işledi, bunu tartışıp durmayın artık! Biraz da mürted olduğu yönünde şayialar olan bu şahsın geçmişine bakalım artık. Tövbe etsin!

Bu bahse Peygamber’in –parantezin içinde “sas” yazıyor; Zaman editörleri mi ekledi, Uras mı söyledi orasını bilemeyiz- hayatından hoş bir hikayeyle giriyor Ufuk Bey: “Vedat Türkali'den dinledim. Peygamber'in (sas) üzerinde bir tarak, bir iğne, bir de su içtiği tası var. Suyu eliyle içiyor, tası bir kenara koyuyor, tarağı başkasına veriyor, saçlarını elleriyle tarıyor. Üzerinde sadece bir iğne kalıyor. Yukarıda o iğnenin hesabını soruyorlar...”

Girizgah güzel de, hadi bakalım bize biraz kendinden bahset…

“Evimiz, Doğancılar Parkı'nın hemen yanındaki Nasuhi Tekkesi ile yan yanaydı. Büyük dedem Ömer Nasuhi, bu tekkede imamlık yapmış. Dedemle babam beni camiye götürürdü. Hem annem babam hem de dedelerim mütedeyyin insanlardı.”

Kendisine “dedeniz kimdi, nasıl biriydi” sorusu sorulmuyor. “Nasıl bir ailede büyüdünüz” diye soruluyor, Ufuk Bey dedesini ve de tekkesini anlatıyor.

Ama şu “ailem mütedeyyin insanlardı” sözü “bu adam düpedüz mürted” kuşkusunu güçlendiriyor. Kırmak gerek…

Kapital’in arasına kim bilir ne koydu?
Bünyamin Köseli deneyimli gazeteci, burada bırakmaz. Bırakmıyor, “böyle bir ailede büyüyüp nasıl solcu oldunuz” diye soruyor. Şakirtçesi, “neden mürted oldunuz?”

Ve Ufuk Uras, tıpkı “mücadelesi”nde çektiği aman vermez sıkıntılar gibi, ilk gençliğinde yaşadığı trajediyi de anlatıyor Zaman okurlarına: “Kadıköy Maarif Lisesi'ni yatılı olarak kazanmıştım. Burada arkadaşlarım namaz kıldığımı öğrenince ciddi bir mahalle baskısıyla karşılaştım, alay konusu oldum. Bu durum bende ciddi bir travma oluşturdu.”

Göz pınarlarında bir damla yaş toplanır gibi oldu, ama mürtedliğin hesabını vermek de o kadar hafife alınmamalı. Bünyamin Bey üsteliyor: “Sizin dine karşı mesafe almanızın başlangıç noktası burası mı?”

Bu kadarcık mı yani? İki liseli bebe alay etti diye namazı mı bıraktın? Kolay mı öyle dinden çıkmak?

“Ben çevremin kurbanı oldum” yollu bir yanıt veriyor Ufuk Bey. “Haliyle bulunduğunuz ortam sizi etkiliyor, şekillendiriyor. Aslında babam ilahiyat okumamı istiyordu ama ben Marks'ın Kapital'ini okumak için iktisat okumayı tercih ettim.”

Yani baba sözü dinleyeceğine, çevresinin baskısına boyun eğmiş. Kur’an hatmedeceğine, gitmiş kitabı kim bilir neyin arasına koymuş!

Burada da kalmamış. Üsküdar gibi “muhafazakar aydınlar”ın çoğunlukta olduğu bir semti terk edip, "sol eğilimli kişilerin yaşadığı Cihangir”e taşınmış. Baba ocağına, dede tekkesine sırt çevirmiş. Ama hepsi çevresinin, Cihangir mahallesinin baskısından: “Ben, parti genel başkanı olduktan sonra çok sevdiğim Üsküdar'ı bırakıp Cihangir'e taşınmak zorunda kaldım.”

Belki de eski ÖDP’nin tüzüğünde yazıyordu: Genel Başkan Cihangir’de oturur.

Ufuk Uras “varlığını sorguluyor”
Geçmişi geçelim bir kalem. Tamam mahalle baskısı, gençlik vesaire… Bundan sonra ne olacak Ufuk Bey? Bundan sonra da mürtedliğe devam mı? Bak ortam değişti…

Acar muhabir Bünyamin Köseli işte tam da bu noktalara parmak basıyor: “Siz kendi varoluşsal sorularınıza nasıl cevaplar buluyorsunuz?”

Cevap: “Ben bütün dinlere baktığımda kâmil ve ahlaklı insan olmanın önemli olduğunu görüyorum. Tabii bu şu an geldiğim nokta. Mesela lisedeyken ciddi bir arayış içerisindeydik. Bize sunulan yanıtlar yeterli gelmiyordu.”

Bünyamin Köseli’nin nabzı biraz hızlanıyor… Neyi arıyordun Ufuk Bey? Hangi yanıtlar yeterli gelmiyordu? Kur’an’ı mı sorgulamaya kalkacaksın, sümme haşa!

Yutkunuyor, soruyor: “Dinsel açıdan verilen yanıtlar mı yeterli gelmiyordu?”

Cevap: “Tabii, tabii... Hayatı anlamlandırmak için bir arayış içerisindeydik. Sosyalist olmak tek başına yeterli gelmiyor çünkü bu çok politize edilmiş bir kavram. Hayatın geri kalanını nasıl anlamlandıracaksınız? Bugün, 21. yüzyılda dinler arası, kültürler arası etkileşim çok önemli. Diğer arayışları yok sayma, onların üzerinde otorite kurma çağı geride kaldı artık.”

Ufuk Bey’in varoluşsal sorgulamasında “Ben mahallenin delisi olmayacağım artık, yalnız kalmayacağım; baskı gördüm, açın kollarınızı şakirtlerim” yakarışını duyuyoruz.

Müsterih olun Ufuk Bey; Üsküdar Doğancılar’da ev bulmak mümkün. Nasuhi Tekkesi Cami’nde ilköğretim çocuklarına Peygamberin Hayatı dersleri için yaz kursu açarsınız, kurtulursunuz baskıdan.

(soL-postal)