Gönderen Konu: BDP Yerel Yönetimler Konferansı sonuç bildirgesi açıklandı  (Okunma sayısı 2251 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3187
BDP Yerel Yönetimler Konferansı sonuç bildirgesi açıklandı
ANF11:21 / 04 Haziran 2012
AMED - Diyarbakır’da düzenlenen BDP 2. Yerel Yönetimler Konferansı sonuç bildirgesi açıklandı. Açıklamada, kapitalist modernitenin demokratik moderniteye evrilmesi dışında başka bir alternatifin kalmadığı belirtildi. Sorunlara çözüm getiremeyen hükümetin kadına, emekçi halklara ve inançlara topyekun savaş açtığı ifade edilen bildirgede, hükümetin BDP’li belediyelerin hizmetlerinden rahatsız olduğu kaydedildi. “Sayın Öcalan özgür olmadan hiçbirimiz kendimizi özgür hissetmeyeceğiz” ifadelerinin yer aldığı açıklamada, “Asla teslim olmayacağız” denildi.

Diyarbakır'da BDP tarafından "Öz Yönetim Gücüyle Demokratik Özerkliği Zaferle Taçlandıralım" ve “Topyekûn savaşa karşı topyekûn direniş” şiarıyla düzenlenen 2. Yerel Yönetimler Konferansı dün sona ererken, konferansın sonuçları ise yapılan yazılı açıklama ile kamuoyuna duyuruldu. Yapılan açıklamada, aralarında 190'ı seçilmişin toplam 8 bini aşkın siyasi tutsağın olduğu bir süreçte konferansın yapıldığına dikkat çekilerek, konferansın geleneksel olarak 5’incisi, BDP olarak 2’ncisinin gerçekleştirildiği belirtildi. Açıklamada, 360 delegenin katıldığı konferansın, öldürülen BDP'li İl Genel Meclis Üyesi Yıldırım Ayhan’a atfedildiği ifade edildi.

DEMOKRATİK MODERNİTE

3 gün süren konferans boyunca siyasal süreç tartışmaları ve gündem maddeleri üzerine yürütülen tartışmalarda önemli kararlaşmaların sağlandığı ifade edilen açıklamada, “Dünyada, Ortadoğu’da ve Türkiye'deki siyasal süreç, kültürel, ekonomik, sosyal ve bir bütün olarak yerel yönetimler işleyişimiz değerlendirilmiş, bu değerlendirmeler ışığında; önemli bir tarihsel süreçten geçtiğimizi, Kürt halkının özgürlük ve demokrasi paradigması, başka bir dünyanın mümkün olduğunu görünür kılmıştır” denildi. Açıklamada “Bu paradigmanın yaşama geçirilmesi ile inkâr ve imha politikalarına rağmen, mücadelenin adalet, eşitlik ve özgürlük temelinde başarıya ulaşacağı açıktır. İktidarcı, devletçi zihniyetin çürümesi ile kapitalist modernitenin, demokratik moderniteye evrilmesinin dışında başka bir alternatif kalmamıştır. Nasıl ki insanlık kendisini ekonomik, sosyal ve siyasi olarak var etmişse, aynı şekilde demokratik modernite ekseninde kendini yeniden örgütleyebilir” tespitlerine yer verildi.

'DEMOKRATİK EKOLOJİK VE CİNSİYET ÖZGÜRLÜKÇÜ TOPLUM'

“Kapitalist modernitenin geliştirdiği ulus devlet paradigması halkların sorunlarına çözüm olmak yerine çözümsüzlüğü derinleştirmiş, inkâr ve imhayı çözüm olarak dayatmıştır” denilen açıklamada, “Kapitalist modernite ortaya çıkardığı krizlerle, halklara inançlara, emekçilere, kadınlara gençliğe, çocuklara, doğaya verdiği zararlarla yaşamın bütün alanlarını yaşanılmaz kılmıştır. Katı merkeziyetçi, ulus devlet paradigması halkın demokratik katılımı önünde en büyük engel olmuştur. Ortadoğu’da şekillenen baskıcı ve totaliter rejimler ve onların uygulamaları halkların etnik dinsel ve yaşamsal problemlerine çözüm olmadığı gibi halklara kan, acı, gözyaşı ve asimilasyonu reva görmüştür. Bu da halkların başka alternatiflere yönelmesini elzem kılmıştır. Bunun yerine ulus devleti aşan ve demokratik ulus bilincini geliştirecek olan yerinden yönetim ilkesi, demokratik ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü toplumu yaratma çabası halkların çözüm seçeneği olarak açığa çıkmıştır” ifadelerine yer verildi.

'KADINA, EMEKÇİ HALKLARA VE İNANÇLARA TOPYEKUN SAVAŞ'

Açıklamada, yaşanan sorunlar karşısında çözüm modeli olarak ortaya konulan Demokratik Özerklik modeli ile ilgili de şunlar yer alıyor: “Gerek Türkiye’de gerek Suriye’de, İran’da ve Irak’taki çözümsüz politikalar ve buna karşı Demokratik Özerklik projemiz başta Kürt halkı ve Ortadoğu halklarına umut olmuştur. Suriye Türkiye ve İran başta olmak üzere, küresel egemen güçlerin saldırgan politikalarının da nedeni budur. Askeri operasyonların yanında yapılan siyasi operasyonlarla 8 bini aşkın Kürt siyasetçisi, seçilmişleri, aydın, yazar, gazeteci, avukat ve sivil toplum örgütü temsilcileri tutuklanmıştır. Bu yönelimler bir yandan AKP’nin çözümsüzlük politikasını açığa çıkarırken aynı zamanda bu hükümetin de diğer hükümetler gibi bir savaş hükümeti olduğunu ortaya koymuştur. Ortadoğu ve Türkiye’deki sorunlara çözüm üretemeyen sistem bu başarısızlığını örtebilmek için kadınlara, emekçilere, halklara ve inançlara topyekûn savaş açmıştır. Kürt halkına son olarak yaşatılan Roboski katliamı bunun somut örneğidir. 29 Mart yerel seçim sonrası başlayan ve günümüze kadar devam eden askeri ve siyasi operasyonlarla Kürtlerin özgür iradesini ve siyasal mücadele kararlığını yok edemeyen AKP daha da saldırganlaşmıştır.”

'ÖCALAN ÖZGÜR OLMADAN HİÇBİRİMİZ KENDİMİZİ ÖZGÜR HİSSETMEYECEĞİZ'

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecride de dikkat çekilen açıklamada, “Bu saldırı politikalarının somut göstergesi de çözümün ve barışın muhatabı olan Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit ve izolasyon politikalarıdır. Bu tecrit politikası Kürt sorunun çözümüne hizmet etmediği gibi çözümsüzlüğü derinleştirmekte ve Kürt halkına yönelik yaklaşımın da ifadesi olmaktadır. Bu da Kürt halkı tarafından kabul edilemezdir. Bizler Kürt halkının seçilmişleri olarak tecrit uygulamasının ortadan kaldırılıncaya, İmralı Cezaevi kapatılıncaya ve Sayın Öcalan özgür siyaset yapma koşullarına kavuşuncaya kadar kesintisiz mücadele edeceğimizi halkımız ve dünya kamuoyu ile paylaşıyoruz. Bu anlamda, genel merkezimizce belirlenecek tarih ve planlama çerçevesinde biz seçilmişler olarak demokratik eylemleri geliştireceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz. Dünya bilmeli ki, Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan özgür olmadan hiçbirimiz kendimizi özgür hissetmeyeceğiz. Devletin bütün ekonomik ve siyasal, yargısal olanaklarını arkasına alan saldırgan AKP politikaları, halkımızın onurlu direnişi ve 13 yıllık mevcut yerel yönetim politikalarımızın, deneyim ve başarılarıyla boşa çıkarılmıştır” denildi.

'HİZMETLERİMİZ HÜKÜMETİ RAHATSIZ ETTİ'

14 Temmuz 2011’de ilan edilen Demokratik Özerkliğin yaşam bulacağı kurumların başında gelen yerel yönetimler pratiğinin konferansta bütün boyutları ile ele alındığı ifade edilen açıklamada, “3 günlük konferansta kentsel, sosyal, kadın, gençlik, kültür, eğitim, sağlık, ekolojik politikalarımızda yaptıklarımız ve yapamadıklarımız üzerinden tartışmalar yürütülmüştür. 13 yıllık Yerel Yönetimler deneyimimiz ve 13 yıllık yerel yönetim hizmetlerimiz 80 yıl boyunca coğrafyamızı yöneten tüm hükümetlerin yaptığı hizmetlerin toplamını kat be kat aşan hizmet pratiği olmuştur. Halkımızın teveccühünü kazanan, ekolojik, sosyal, kültürel ve temel ihtiyaç alanları olan altyapı hizmetleri mevcut hükümeti ciddi bir şekilde rahatsız etmiş, paradigmamızın yaşam bulduğunun somut göstergesi olan bu hizmetlerin üretilememesi için aynı zamanda yerel yöneticilerimize yönelik hukuk ve siyaset ahlakına aykırı baskı politikaları ile engelleme ve karalama kampanyaları sürdürmektedir” denildi.

'ASLA TESLİM OLMAYACAĞIZ'

“Cinsiyet Özgürlükçü Demokratik Ekolojik Yerel Yönetimler paradigmamızın daha etkin kılınması için önemli kararlaşmalar yaşanmıştır” denilen açıklamanın devamında şunlar yer aldı: “Yerel yönetimler kadın konferansımızın açığa çıkardığı iradeli kararlaşmalar konferansımıza güç katmıştır. Kadın konferansımızın aldığı kararlar genel mücadelemiz için esas alınacaktır. Demokratik uluslaşma bilincinin oluşmasında, demokratik özerklik inşasının yaşamsal olduğu bir kez daha vurgulanmış, nerede yerel yönetimimiz varsa halk hizmet farkını görmüştür. Bu temelde var olan belediye sayımızın yüzde yüz arttırılması hedeflenmiştir. Bu konferansımızın eksik ve yetmezliklerimizin giderilmesine ve halkımızın öz yönetiminin oluşmasına katkı sunacağı inancıyla topyekûn savaşa karşı topyekûn direnişle cevap verileceği kararlılığı ve inancıyla; AKP hükümetinin veya diğer ismiyle yeni devletin Kürt halkına dayatılan iradesizleştirme, teslim alma, topyekun savaş politikalarına karşın asla teslim olmayacağımızı halkımızın haklı davası kazanılıncaya kadar onurlu direnişimizle mücadelemizi sürdüreceğimizi tüm dünya kamuoyuna duyurmayı tarihi bir görev olarak biliyoruz.”
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET