Gönderen Konu: Devlet Mülkiyeti - Toplumsal Mülkiyet  (Okunma sayısı 2987 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3218
Devlet Mülkiyeti - Toplumsal Mülkiyet
« : 05 Ağustos 2012, 17:56:57 »
Proletaryanın siyasi erki ele geçirdikten sonra,kendini egemen sınıf konumuna yükseltmesi,üretim araçları üzerindeki mülkiyete son vermesi ve burjuva devlet mekanizmasını parçalayarak yerine işçi devetini yani proleterya diktatörlüğünün kurması da sonuçta bir devlet mülkiyetidir.
Her ne kadar üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet kaldırılsa da,bu mülkiyet yine bir sınıf adına devletin mülkiyetidir.
Yani bu mülkiyet üreticilerin doğrudan ortak mülkiyeti demek değildir.
Ancak, toplumsal mülkiyete giden yolda,devlet mülkiyetinin kaçınılmaz,zorunlu bir adım olduğu bir gerçektir.

Tabiiki bu yol dümdüz varılabilecek dikensiz bir yol değildir.
Toplumsal mülkiyete varabilmek için,devlet mülkiyetinin dayandığı proleter devletin gerçekten işçi sınıfının kendi öz örgütlerine (sovyetlere,işçi konseylerine) dayanması,yönetsel erkin doğrudan işçilerin elinde toplanması ve erkin işleyişinin doğrudan demokrasi çerçevesinde gerçekleşmesi gerekir.

Eğer bunun tersi bir durum yaşanır ve işçiler siyasal ve kamusal alanın dışına itilerek,onların öz ögütlülüklerinin yerine,onlar adına başka kurumlar ikame edilirse,proleter devletin tarihsel görevi olan toplumsal mülkiyeti sağlaması,kesintiye uğrar ve bir süre sonra proleter devlet bu işlevselliğini yitirerek bu sürecin önünde bir engel teşkil etmeye başlar.
Öyle ki bu durum sürdükçe,proleter devlet süreç içersinde yeni egemenlerin ortaya çıkmasına neden olur(Bürokrasi gibi).

Bu süreç içersinde proleter Devlet bu görevini başardığı takdirde,sınıf karşıtlıklarının,sınıfların ve sınıf savaşımının sona erdiği,bu nedenle de,proleter devletin görevini tamamlayarak sönümlendiği,sınıfsız ve devletsiz bir evreye gelinecektir.
Marks bunu Komünist Manifesto da şöyle açıklar:

"Gelişme süreci içinde sınıf farklılıkları yok olduğu ve tüm üretim bütün halkın dev birliğinin elinde yoğunlaştığı zaman, kamu iktidarı siyasal niteliğini yitirecektir. Gerçek anlamıyla siyasal iktidar, bir sınıfın ötekini ezmek için örgütlü gücünden başka bir şey değildir. Burjuvaziyle olan kapışması içinde proletarya, koşulların zorlamasıyla kendini sınıf olarak örgütlemek, devrim yoluyla kendini egemen sınıf durumuna getirmek ve böylelikle eski üretim koşullarını zor yoluyla silip atmak zorunda kalmışsa, bu demektir ki, eski koşullarla birlikte sınıf antogonizmalarının ve genel olarak sınıfların var olmasının koşullarını da silip atmış, böylelikle bir sınıf olarak kendi üstünlüğünü de kaldırmış olacaktır. Sınıflarıyla, sınıf antagonizmalarıyla, eski burjuva toplumunun yerini, tek tek herkesin özgür gelişmesinin, tüm toplumun özgür gelişmesinin koşulu olduğu bir birlik almış olacaktır." (Komünist Manifesto)

Ancak bu tarihsel süreç öncelikle işçi sınıfının kendi coğrafyasında vereceği mücadele ile başlasa da,bu sürecin tamamlanmasını tek bir ülkenin sınırları içersinde değil,dünya çapında gelişecek bir süreç olarak görmek gerekir.
Bir dünya sistemi haline gelmiş kapitalizm dünya üzerinde varlığını sürdürdükçe,proleter devletin tarihsel işlevi tamamlanmaz,bu nedenle de bahsettiğimiz sönümlenme hiç bir zaman gerçekleşmez.

Ne zaman kapitalizm dünya üzerinden kazınarak yok edilir,işte o zaman,proleter devlet sönümlenir.Sınıflı toplumdan,sınıfsız topluma ;devletten devletsizliğe geçiş sona erer.
Sınıfsız ve devletsiz bir toplumsal yaşam başlar.
Marks'ın Komünist Toplum olarak nitelediği TOPLUMSAL DÜZEN budur.
İşte ,bu toplumda proleter devlet sönümlendiği için,mülkiyet de artık devlet mülkiyetinden çıkar, tüm toplumun ortak mülkiyeti haline gelir.
« Son Düzenleme: 14 Kasım 2017, 17:14:28 Gönderen: veda »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimiçi Ekim

  • İleti: 1851
Devlet Mülkiyeti - Toplumsal Mülkiyet
« Yanıtla #1 : 05 Ağustos 2012, 22:30:11 »

Bu bilgiler ışığında , devlet denilen olgunun sınıf mücadelesi sonucunda ortaya çıktığını ,belirleyen olmadığını anlıyoruz.Bu bağlamda da kendisini belirleyen koşullar ortadan kaltığında  devlet denilen olgu da yok olacaktır.

Marksizmin son hedefinin sınıfsız ,devletsiz ,üreticilerin özgür olduğu bir toplum olduğu dikkate alındığında bu hedefe varmak için kapitalizmden komünizme geçişte yine bir devlete gereksinim var fakat bu sönümleneceği daha baştan belirlenmiş olan bir oluşum . Burada üstünde durulacak çok önemli bir nokta  ; bizler bürokratik otoriteyi red ederken devrimci otoriteyi kesinlikle öne çıkarırız.
Tabii burkuvazi bunu kendi lehinde kullanacak ve  ortamı bulanıklaştıracaktır.

Bu konuda Engels' dönmekte yarar var  ; Demek ki, otorite ilkesinden mutlak olarak kötü ve özerklik ilkesinden de mutlak olarak iyi bir şey diye söz etmek saçmadır. Otorite ve özerklik, kapsamları toplum gelişmesinin çeşitli evreleriyle birlikte değişen göreli şeylerdir. Eğer özerkçiler, gelecekteki toplumsal örgütlenmenin, otoriteyi, olsa olsa üretim koşullarının onu kaçınılmaz kılacağı sınırlar içersine hapsedeceğini söylemekle yetinselerdi, birbirimizi anlayabilirdik; ama onlar otoriteyi zorunlu kılan bütün olgulara gözlerini kapamışlar, hırsla sözcüğün kendisine saldırıyorlar.

Anti-otoriterciler niçin siyasal otoriteye, devlete karşı çıkmakla yetinmiyorlar? Siyasal devletin ve onunla birlikte siyasal otoritenin de önümüzdeki toplumsal devrimin sonucu olarak yok olacağı, yani kamu işlevlerinin siyasal niteliklerini yitirecekleri ve toplumun gerçek çıkarlarını gözetmek olan basit yönetsel işlevler haline gelecekleri düşüncesini bütün sosyalistler paylaşmaktadırlar. Ama anti-otoriterciler, otoriter siyasal devletin, bir çırpıda, hatta onu yaratmış bulunan toplumsal koşullar yok olmazdan önce, ortadan kaldırılmasını istiyorlar. Bunlar, toplumsal devrimin ilk işinin otoritenin ortadan kaldırılması olmasını istiyorlar. Bu baylar hiçbir devrim görmüşler midir? Devrim, elbette ki, en otoriter olan şeydir; bu, nüfusun bir bölümünün kendi iradesini, nüfusun öteki bölümüne tüfeklerle, süngülerle ve toplarla –akla gelebilecek bütün otoriter araçlarla– dayattığı bir eylemdir; ve eğer muzaffer olan taraf yok yere yenik düşmek istemiyorsa, bu egemenliğini, silahlarının gericiler üzerinde yarattığı terör ile sürdürmelidir. Paris Komünü, silahlı halkın otoritesini burjuvaziye karşı kullanmamış olsaydı, bir gün olsun dayanabilir miydi? Tersine, Paris Komününü bundan yeterince yararlanmamış olmakla suçlamamız gerekmiyor mu?
Engels, “Otorite Üzerine”, Seçme Yapıtlar, c.2, Sol Yay., Temmuz 1977, s.451-452

Son tahlilde  ,amaçlanan küçük burjuva söylemiyle  özgür -halkçı bir devlet değil  devletin sönümleneceği bir düzendir; yani komünizm. Devlet mekanizmasının olduğu yerde özgürlükten bahsetmek olası mıdır ki bu tür yaftalamayla  kafa bulandırılır.

veda arkadaşın açtığı bu konunun , Asyatik ve Batı tipi uygarlıklarda kapitalizm öncesi dönemdeki mülkiyet  biçimlerinin farklılığı nedenli farklı toplumsal yapılar doğmasına neden oldu noktasından hareket edilerek genişletilmesi gerekir diye düşünüyorum.






 
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimdışı hakan akdeniz

  • İleti: 40
Ynt: Devlet Mülkiyeti - Toplumsal Mülkiyet
« Yanıtla #2 : 14 Eylül 2016, 00:01:49 »
 :) degerli ekim kardesim.  bulanik kafamin icindeki bulanik sorulardan dolayi sanirim mahcup duruma düsmemisimdir.   :)     öneri olarak okumami tavsiye ettiginiz bu link tamda yerine düstü diyebilirim. zevkle okuyorum. konunun devami olarak söyle yazmissiniz : -Bu bilgiler ışığında , devlet denilen olgunun sınıf mücadelesi sonucunda ortaya çıktığını ,belirleyen olmadığını anlıyoruz.Bu bağlamda da kendisini belirleyen koşullar ortadan kaltığında  devlet denilen olgu da yok olacaktır.- devletin sinif mücadelesi sonucunda ortaya ciktigina dair elimizde pek kanit yokmu demek istediniz ? ACABA BÖYLE ANLAYABILIRMIYIM. tabiiki dialektik olarak düsünüldügünde devlet denilen oteritenin sinif mücadelesi olmadan önce olusmasi gerekiyor. ki  bu olgunun belirli bir düzeye ulasmasi gerekiyorki o düzeyde devlet denilen gücün halka karsi dönüsmesi olmali. diger bir ifadeyle 5 kisinin on kisinin bile bir isi örgütlemeye kalktiginda belirli bir isbölümünün zorunlulugunu kimse yadsiyamaz.   eger topluluk adina konusuldugunda bu toplulugun en azindan kendi toplulugunun güvenligi acisindan  en ilkel, bir anlamda olsa bile bir güce ihtiyaci kacinilmaz.  dolayisiyla böyle bir halkin kendi gücünün zamanla  üretici güclerin gelismesi acisindan halka karsi dönüsmeside kacinilmaz oldugunu düsünüyorum.  toparlarsam dediklerimi.  devlet in olusumunu sadece sinif mücadelesiyle acikladigimizda bence burada da ayri sorunlarla basbasa kalinacagini düsünüyorum.  sinif mücadelesi dedigimde kast ettigim siyasal bir ifadeden ziyade  üretim iliskileri icinde ki mevzilerinde bir tarihsel olusum sürecinde evrilmesi gerekir.   devletin sönümlenmesi olayindan ise yukarda anlatiklarimin veya sizin anlatiklarinizn tersini düsünebilirmiyim. örnegin söyle yazmissiniz :- Bu bağlamda da kendisini belirleyen koşullar ortadan kaltığında  devlet denilen olgu da yok olacaktır.- acaba bu kosullar nedir ?  makalede  kosullar üzerine sunu belirtmissiniz : devletsiz ,üreticilerin özgür olduğu bir toplum olduğu dikkate alındığında bu hedefe varmak için kapitalizmden komünizme geçişte yine bir devlete gereksinim var fakat bu sönümleneceği daha baştan belirlenmiş olan bir oluşum . Burada üstünde durulacak çok önemli bir nokta  ; bizler bürokratik otoriteyi red ederken devrimci otoriteyi kesinlikle öne çıkarırız. YANI BURDAN  kosullarin ki bu neyse devletin yok olmasinda engel olan sanirim yine bir devlete gereksinim duyariz. demissiniz. burada . - devrimci otoriteyi kesinlikle öne çıkarırız- devrimci oteriteden ne anlamaliyim?  daha asagidaki alintida ise söyle yazmissiniz komün hakkinda- Ama anti-otoriterciler, otoriter siyasal devletin, bir çırpıda, hatta onu yaratmış bulunan toplumsal koşullar yok olmazdan önce, ortadan kaldırılmasını istiyorlar.- burada - bir çırpıda, hatta onu yaratmış bulunan toplumsal koşullar yok olmazdan önce - burada da makalede ilk basta yazdiginizin benzeri bir durum var.  söyle :z.Bu bağlamda da kendisini belirleyen koşullar ortadan kaltığında  devlet denilen olgu da yok olacaktır.-  ACABA  bu kendini belirleyen kosullardan kasit ne olabilir. . belki sorumun cevabi verdiginiz linklerde olabilir.  onlarada bakacam birazdan. belki bir aceleci davrandim .  :)
« Son Düzenleme: 14 Eylül 2016, 00:12:46 Gönderen: hakan akdeniz »

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3218
Ynt: Devlet Mülkiyeti - Toplumsal Mülkiyet
« Yanıtla #3 : 14 Eylül 2016, 11:05:36 »
Sevgili Hakan bu forum bir bilgi paylaşım ve tartışma platformudur.
Burada bizler biribirimize öğrettiğimiz,aynı zamanda da öğrendiğimiz için,hem öğretmen,hemde öğrenciyiz.

Bu nedenle aklına takılan her soruyu çekinmeden sorabilirsin.
Belkide o sorular bizlerin geçmişte yanlış bildiğimiz bazı konularda bizleri uyarma görevi görecek.

Konuya Gelirsek;
Önce bir Devlet tanımı yapalım!
Devlet bir sınıf egemenliği olarak sınıf karşıtlıklarının bir ürünü olarak çıkmıştır.
Devletin varlık nedeni SINIFLAR ve SINIF KARŞITLIKLARIDIR.

Bu bağlamda Devlet,bir sınıfın karşıtı üzerindeki BASKI VE ZOR aracıdır.
Çünkü o sınıf karşıt sınıf üzerindeki egemenliğini,BASKI ve ZOR yoluyla sağlar.

Oysa biz Komünistlerin sonul amacı SINIFSIZ VE DEVLETSİZ bir toplum yaratmaktır.
Ancak bir çelişki gibi görünsede,karşıt sınıfı dünya üzerinden,ideolojik,politik ve ekonomik olarak ortadan kaldırmamız için,zorunlu olarak ve geçici bir süre bizimde Devlete gereksinmemiz vardır.
Bizim de karşıt sınıf üzerindeki baskı ve zor aracımız Proleter Devlet(Proleter Diktatörlüğüdür)

İşçi Sınıfı,tüm dünyada ekonomik,politik ve ideolojik olarak karşıt sınıfı,yani Burjuvaziyi ortadan kaldırdıktan sonra ,zıttı ortadan kalktığı için kendiside ortadan kalkar.
Sınıflar olmadığı için,baskı ve zor altında tutulacak sınıfta kalmadığı için varlık nedeni sınıflar olan Devlette sönümlenir.
Dostlukla
veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET