Gönderen Konu: SOSYALİST YENİDEN KURULUŞ (SYK)  (Okunma sayısı 2141 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ihtiyatkuvvet

  • İleti: 13
SOSYALİST YENİDEN KURULUŞ (SYK)
« : 15 Aralık 2012, 17:19:38 »
Toplumsal Özgürlük Parti Girişimi, Sosyalist Parti, Sosyalist Gelecek Parti Hareketi ve Sosyalist Birlik Hareketi olarak birleşik bir komünist parti oluşturmak üzere bir süredir faaliyetimizi Sosyalist Yeniden Kuruluş (SYK) ismiyle sürdürüyoruz. Üzerinde hareket ettiğimiz zemine ilişkin ortak deklerasyonnumuz şöyle:

Sosyalist hareketin ve işçi hareketinin eş-zamanlı krizine yanıt vererek, sosyalist harekette yeni dizilişlere yol açacak, çoğulcu, kitlesel ve enternasyonalist bir işçi-emekçi partisinin inşası hedefiyle bir ortaklaşma sürecini başlatmak için yola çıkıyoruz.

Bu yeni süreçte, başarısızlıkla sonuçlanan geçmiş birlik deneylerinin ortak bir değerlendirmeye tabi tutulmasının, çıkarılan derslerin sosyalist kamuoyu ile paylaşılmasının ve öngörülen ortaklaşma sürecinin geçmişin hatalarını tekrarlamayacak şekilde tasarlanmasının, inandırıcı bir yeni başlangıç için vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz..

Marksist sosyalizm geleneğine bağlı olarak, işçi sınıfının egemen sınıf olarak örgütlenmesini kesintisiz bir devrimci süreç olarak kabul eden bir bakış açısıyla çözülen reel sosyalizmin sosyalist düşünüşte yarattığı zaafları aşma hedefiyle bir araya geliyoruz. 21. yüzyılda sosyalizmi kitleler nezdinde yeniden inandırıcı bir seçenek haline getirmenin ve maddi bir güce dönüştürmenin vazgeçilmez bir boyutu olarak, geçmiş sosyalizm pratiklerinden, geleceği ipotek altına alacak fütürist hatalara düşmeksizin, ortak dersler çıkarılmasını ve bu derslerin programa, tüzüğe, örgütlenme modellerine, siyaset tarzına yansıtılmasını ve içerilmesini, yeniden kuruluş veya yapılanma iddiası bakımından önemli görüyoruz. Bu bahislerde ve programatik bir ortaklaşma için elzem gördüğümüz diğer konularda, etkinliğimizin ulaşabildiği her yerde her hangi bir yerel-merkez hiyerarşisi gütmeksizin, yöntemi ve kapsamına katılanların ortaklaşa karar verecekleri bir tartışma ve bu tartışmayla at başı giden bir birlikte eyleme süreci başlatıyoruz.

Türkiye sosyalist hareketinin toplumsal ve politik mücadelede ciddi bir güç ve emek israfına yol açan parçalı yapısının, ülke çapında etkili siyaset yapmayı ve gündem belirlemeyi sağlayacak bir ölçeğe ulaşmasını ve yığınak yapmasını önlediği apaçık bir gerçek. Ancak bizler, varlık gerekçelerini bizzat bu parçalı varoluştan, gelenek takipçiliğinden ve kendi özgün geçmişlerinden türeten sosyalist grupların ve çevrelerin yan yana getirilmesinin bu gidişi tersine çevirmek için bir çare olmayacağını, yaşadığımız bütün önceki deneylerden biliyoruz. Toplumsal mücadele alanlarında ortaya çıkan yeni çelişkileri ve gerilimleri siyasete taşıma pratiklerinde ortaklaşmadıkça, bu alanlardan yeni enerjiler ve taze güçler sosyalist mücadelenin içine taşınmadıkça, güçsüzlükler üzerinden güç oluşturma anlayışıyla sosyalist grup ve çevrelerin birbirine eklendiği bir durumun, toplumsal gündemle ilgisiz, içine kapanık siyaset tarzını yeniden üretmekten öteye bir sonuç vermediğinin bilincindeyiz.

Sosyalist hareketin kendi krizini aşmasının büyük ölçüde işçi hareketindeki krizin aşılmasına sunacağı çözümlerle ve devrim perspektifiyle hareket etmekle bağlantılı olduğunu da, kapitalizmin egemenliğiyle her düzeyde, her türden karşı karşıya gelişin bir sınıf mücadelesi halinde geliştiği kapitalist küreselleşme koşullarında aradığımız yanıtın, eski “altın çağ”a öykünerek bulunmayacağını da biliyoruz. Sosyalist hareketin küllerinden yeniden doğuşunun politik bir işçi hareketinin doğuşuna katkıda bulunduğumuz nispette mümkün olacağı öngörüsüyle hareket ediyoruz. İçinden geçtiğimiz çağda, sınıf mücadelesi yönünden ortaya çıkan koşulların önümüze koyduğu görevler üzerinden yürütülen bir örgütlenme ve mücadele anlayışıyla, antikapitalist toplumsal dinamikleri (Kadın, Ekoloji, Savaş Karşıtlığı vb) göz ardı etmeyen bir perspektifle, kendimizi işçi hareketinin iktisadi ve siyasi alan ikiliğini aşan bir dip dalgası üzerinde yeniden kurmak üzere imkân ve güçlerimizi ortaklaştırmaya koyuluyoruz.

Başlattığımız bu yeni sürecin temel yaklaşımlarından birisini de, Kürt Özgürlük Hareketiyle stratejik bir ittifak anlayışı ekseninde, ezilenlerin mücadele birliğinin bir ifadesi olarak, emek ve demokrasi cephesinin inşası oluşturmaktadır. Bu anlayışla, yeni bir sürece adım atan bu girişim, Kürt halkının haklı taleplerini desteklerken, bu talepler uğruna verdiği mücadelesiyle de tam bir dayanışma içindedir.

Bu adımı atarken Türkiye sosyalist hareketinin çok parçalı ve engebeli topografyasında yalnız başımıza olmadığımızın farkındayız.  1980’ler sonrasında toplumsal zeminlerinden büyük ölçüde uzaklaşmış olan sosyalist güçler, 2000’ler başından bu yana Türkiye’yi bir uçtan öbür uca yaran iki sermaye kampı arasındaki güncel politik kutuplaşmanın basıncı altında ve çeşitli türden savrulmalara yol açacak şekilde yeniden kümeleniyorlar.

Bir uçta demokratikleşmede gerçek bir ilerlemenin, sınıfsal güç dengelerinden ve bir bütün olarak sermaye hâkimiyetinin sınırlanmasından geçtiğini ıskalayan; demokrasi uğruna mücadeleye tam, kısıtsız ve doğrudan bir halk egemenliği perspektifiyle yaklaşmayan, sadece ve yalnız “askeri vesayet”le yatıp kalkan “demokrasi” odaklı kümelenme var. Bu kümedekiler, bir “yeniden kuruluş” hedefiyle ve işçi hareketinin tarihsel iddialarıyla programatik olarak ilişkilendirilmemiş vesayetsiz bir “demokrasi”ye, mevcut muhafazakâr-liberal hegemonya içinde konumlanarak ve AKP hükümetiyle alış-veriş içinde ulaşılabileceği yanılsamasıyla hareket ediyor ve başka türden bir otoriter rejimin şekillenmekte olduğunu gözden kaçırıyorlar.

Öteki uçta ise, çağımızda emperyalizmin bir iç olgu olduğu gerçeğini göz ardı ederek, emperyalizmi dışsal bir olgu gibi gören, tutarlı bir anti-kapitalizme yaslanmayan bir anti-emperyalizm söylemiyle, kendi ülkesinin ve burjuvazinin bölgesel bir hegemonya peşindeki yayılmacı yönelişlerine karşı bir tavır geliştiremeyen başka bir kümelenme duruyor. Bu kümelenme, Kürt sorununa ve hareketine de bu türden bir anti-emperyalizmin gözlüğüyle baktığı içindir ki, ulusalcı bir pozisyonda duruyor. Kapitalizme karşı bir devrim hedefiyle programatik ilişkisi belirsiz bu kümelenme, çeşitli ulusalcı güçlerin kabulleri ve hassasiyetleriyle örtüşen böyle bir “anti-emperyalizm” anlayışıyla, toplumsal mücadelelere ve işçi hareketine bir “yeniden kuruluş” anlayışından çok geriye dönük “eski altın günleri” ihya etme refleksiyle yaklaşıyor.

Bu kümelerle rekabet etmek için değil aramızdaki köklü farklılıkların bilinciyle, sosyalizmi gerçek temelleri üzerinde yeniden seçenek kılmak için yeniden kuruluş perspektifli bir süreç başlatıyoruz. Başlangıç kabulleri açısından ortak bir tartışma ve yöneliş için yeterli bir düzeyin henüz oluşmadığını bilsek bile, sosyalist hareketteki bu tabloyu nihai ve geri dönüşsüz bir ayrışma saymıyoruz. Bu kümelerde yer alanlarla ideolojik mücadele sürdürmeyi ve sınıf mücadelesinin gerekleri doğrultusunda enternasyonalist bir yaklaşımla, sosyalizmi geçmiş reel sosyalist pratiklerden çıkarılan dersler ışığında yeniden seçenek kılacak bir politik pratiğe davet etmeyi de bir görev olarak telakki ediyoruz.

Bu anlayışla, hem bu iki küme içindeki gelişmeleri dikkatle izliyor hem de “gruplar-arası zemin”de duran, bizimkine benzer arayışlara sahip, var olan kutupsallığın ötesine doğru hareketlenen çevre, grup, inisiyatif ve sosyalist bireyleri şimdiden, başlattığımız yürüyüşün müstakbel ortakları olarak görüyor ve onları sosyalist bir yeniden kuruluş ve derleniş sürecini birlikte örüp ilerletmeye davet ediyoruz.