Gönderen Konu: SYK Tartışma Metinleri - Ekoloji  (Okunma sayısı 3554 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ihtiyatkuvvet

  • İleti: 13
SYK Tartışma Metinleri - Ekoloji
« : 15 Aralık 2012, 17:31:00 »
Sosyalist Yeniden Kuruluş (SYK) Program tartışmalarına hazırlık için yütülen
Çerçeve Metin Tartışmalarının Ekoloji başlığındaki sunum metnidir.

Ekoloji

1- İnsanlık, ekolojik kriz nedeniyle yok oluş tehlikesi ile karşı karşıya. Kapitalizmin “üretim için üretim” ile “tüketim için tüketim” mantığı doğal varlıkların talanına yol açıyor. Kapitalist ekonomik kriz ekolojik kriz iç içe geçerek bir uygarlık krizine dönüşürken, dünyada ve Türkiye’de ekoloji mücadeleleri, yeni dönem sınıf hareketinin inşasında anlamlı bir toplumsal muhalefet dinamiği olarak şekilleniyor.

2- Ekolojik sorunları, dar anlamda bir teknoloji sorununa indirgeyen, siyasal ve toplumsal iktidarla bağını kurmayan, piyasa mekanizması içinde çözüm üretmeye çalışan akımların krize çözüm üretmek noktasında çaresiz kaldıkları görülüyor. Bugün “çevrecilik” adı altında bir sektör haline gelen bu akımların hükümet ve şirketlerin, bir halka ilişkiler birimi haline geldikleri daha net görülüyor. Bu akımlar “sürdürülebilir kalkınma” söylemi üzerinden ekolojik sorunu kapitalizmin sürdürülebilirliği sorununa indirgiyorlar.

3- Ekolojik krize antikapitalist bir çerçeveden yaklaşan toplumsal ve politik hareketlerin deneyim ve mücadelelerinin sosyalist yeniden kuruluş sürecine taşınması temel hedeflerimizden biridir. Sınıf mücadelesinin yeni görünümlerinden biri olarak belirginleşen ekoloji mücadeleleri ile sosyalist hareketin buluşması, dar bir ittifak zeminine sıkıştırılamaz. Sosyalist yeniden kuruluş, ekolojik sorunlara yaklaşım ile mücadele taktik ve stratejilerini, programatik yönelimlerinin bütün boyutlarında gözettiği bir yapı taşı olarak kabul etmelidir.  Bu, aynı zamanda reel sosyalizm pratiklerinin ekolojik eleştirisidir.

4- Ortadoğu’da, Kafkasya’da ve Orta Asya’da, petrol, maden ve su kaynaklarının kontrol altına alınması için yaratılan savaşlar, nükleer silahlanmanın boyutu bölgemizde de ciddi bir risk oluşturmaya başlamıştır. Sosyalistlerin ekoloji merkezli hareketlerle dayanışması ve mücadele etmesi barış ve demokrasi mücadelesi kadar önemli bir sorumluluktur.

5- Doğaya uyum doğrultusunda, ekolojik dengeyi ve gelecek kuşakların haklarını gözeten, doğayı koruyan, insan merkezli olmayan politikaların oluşması gerekmektedir.  Ekolojik süreç bilgisinin yaygınlaşması ve politikaların merkezine alınması için çalışmak, insan yararına olduğu düşünülen ama insanı ve doğayı olumsuz etkileyen tüm uygulamaları reddetmek gerekmektedir.

6- Kapitalizmin ortaya çıkışından günümüze kadar enerji ihtiyacı çok büyük oranda fosil yakıtlardan (petrol, kömür) karşılandı. Bu enerji kaynaklarının yoğun kullanımı biyosferik dengede onarılmaz hasarlara yol açtı. Küresel çapta büyük bir hızla değişen iklim rejimi, milyonlarca yılda oluşan ekosistemleri ve binlerce yıldır coğrafi koşullar çerçevesinde şekillenen uygarlığı yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır.

Atmosferdeki yüksek düzey karbondioksit aşırı kurak ya da aşırı yağışlı hava koşullarına neden olabilecek istikrarsız iklim değişimlerine yol açarak türlerin yok olmasına neden olmakta ve bu da bu türlere dayalı ekosistemlerin çökmesine ya da ağır şekilde hasar görmesine neden olmaktadır.

İnsanların ve diğer canlıların üzerinde yaşayacakları bir dünyanın var olmaya devam edebilmesi küresel iklim değişikliğinin önlenmesine bağlıdır.

Kuraklık, susuzluk, tarımsal üretimin düşüşü, nehir ve göllerde kurumalar, orman yangınları ve sıcak dalgaları iklim değişikliğinin ülkemizde yaşanan ve giderek şiddetlenen etkileridir.

7- İklim değişikliği etkilerini öncelikle yoksul ülkeler, yoksul kesimler, bitki ve hayvan türleri üzerinde göstermektedir. Fosil yakıt kullanan ekonomiden doğa ile uyumlu ekonomiye geçilmesi için, kömür ve doğalgaza dayalı enerji, petrole dayalı ulaşım ve sanayi politikalarından vazgeçilmesi gerekmektedir.

8- Ekonominin doğa ile uyumlu ilkeler doğrultusunda yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Çok uluslu şirketlerin neden olduğu ekolojik tahribatın envanterinin çıkarılması ve onlara ödetilmesi perspektifine sahip olmak gerekmektedir. “Çevreci”lerin yaptığı gibi sadece parasal olarak ödetme politikası yeterli değildir.

9- Doğayla uyum içerisinde yaşama olanağına sahip insan yerleşimleri olarak, (ilkelliğin korunması anlamında değil, çevre yıkıcı teknoloji ve ürünlerin köylere sokulmaması anlamında) köylerin ve köy yaşamının korunması önemlidir. Dünyada ve Türkiye’de köyler göç yolu ile yok edilmektedir. Köylüler kendi topraklarında işçi haline getirilmekte, önce “endüstri”leşme adı altında ürünleri üzerinden bağımlı hale getirilip daha sonra toprakları borçları karşılığı aldıkları kredilerini ödeyemediklerinde ellerinden alınıp işçileştirilip, aç kaldıklarında da zorunlu göç ettirilmektedirler. Köylülerin, yönetsel olarak kolektif köy meclislerini oluşturmaları, kooperatifler halinde örgütlenip bir arada durmaları, bilinçlenmelerini sağlamak ve bu yok etmeye karşı mücadele vermeleri için çalışmak,  çalışmalarına destek olmak gerekmektedir.

10- Tarımdaki kapitalistleşme süreci birkaç yönde tahribat yaratmaktadır. Öncelikle şirket tarımına geçilmesi, insanlığın binlerce yıllık deneyimleri çerçevesinde şekillenen geleneksel tarım üretimini yok etmektedir. Tarımın tek elde toplanmasına, ürünlerin gen çeşitliliğinin kaybolmasına, tarımla geçinen önemli bir nüfus kitlesinin boşa düşmesine ve büyük kentlerin varoşlarında işsizlik ve yoksullukla boğuşmasına neden olmaktadır. Bu durum insan ile doğa arasındaki madde alışverişini yok ederek toprağın verimsizleşmesine yani insan ile doğa arasındaki metabolik ilişkinin yok olmasına neden olmuştur.

Şirket tarımı, birim zaman ve mekandan daha fazla ürün elde etme saplantısı içerisinde olduğundan, verimliliği sağlamak için gittikçe artan oranda yapay gübre ve genetiğiyle oynanmış tohumlar kullanılmasının yolunu açmıştır. Bu durum toprağın ve yer altı sularının büyük oranda zehirlenmesine, gen zenginliğinin azalmasına, insan sağlığında büyük tahribatlara neden olmaktadır.

Endüstriyel tarım yerine ekolojik tarım ve hayvancılık, tohumculuk ve ormancılık alanlarında, havza bazında geniş toprak parçalarında, küçük ölçekli arazileri birleştiren kooperatif tipi ortaklık yapıları ve üretici sendikalarıyla, üniversiteler, meslek kuruluşları ve kamu kuruluşları arasında eğitim ve uygulama projelerinin geliştirilmesini desteklemek gerekir. Bu amaçla bölgesel düzeyde kurumsal yapıların oluşturulması için çaba gösterilmelidir.

Toprağın korunması ve doğal dengelerin bozulmasını engellemek için kimyasal gübre ve tarımsal ilaçların kullanımın kaldırılmasını, sulamanın çoraklaşmaya yol açmamak üzere yerel koşullara uygun, kontrollü, sınırlı ve uygun tekniklerle yapılmasını, tarımsal alanlar ile doğal bir bütünlüğü olan sayısız canlıya ev sahipliği yapan sulak alanların korumasını sağlayan politikaları savunmak gerekir.

11- Orman varlığının korunmasına özen göstermek, ormancılığın geliştirilmesini teşvik etmek gerekmektedir. Bu amaçla orman sınırlarının daraltılmasına ve orman arazilerine verilen endüstriyel yatırımlara ilişkin tahsislere karşı çıkıp, orman köylülerinin durumlarının iyileştirmesi için çaba göstermek gerekmektedir.

12- Kent yaşamında yaşayanların doğrudan söz sahibi olduğu araçların geliştirilmesini ve sokaklarına, ağaçlarına, yeşil alanlarına beton yığınları diken, otomobil ve petrol şirketlerine hizmet eden, belediye yönetimlerinin karşısında, kentlerde yaşayanların söz ve karar sahibi olmalarını savunmak gerekir.

13- Endüstriyel anlamda üretilen enerji bugün insanların temel ihtiyaçlarına yanıt vermekten çok, tüketim toplumunun sonu gelmeyen, yaratılmış gereksinmelerine (ve üretilen israfa) yanıt veren bir araç olarak kullanılmaktadır. Esas olan daha az enerjiyle daha çok iş yapabilmektir. Sınırlı enerji kaynaklarının adaletsiz paylaşımı ve emperyalist ülkelerin daha çok enerji tüketme hırsları dünyada enerji savaşlarına neden olmakta ve bu nedenle binlerce insan hayatını kaybetmektedir. Yine sınırlı ve belli güç odaklarının kontrolünde olan bu enerji kaynakları ülkeler arası tehdit unsuru olarak da kullanılmaktadır. Bu nedenle, sosyalistler sınırlı kaynaklardan sınırsız kaynaklara, (israfçı) tüketimden tasarrufa, tekellerin ürettiği ve kontrol ettiği enerji yerine bireyler ve kooperatiflerin kontrolünde (=toplumun denetimi altında) olan enerji üretimine geçişi kendine hedef olarak belirlemelidirler.

14- Su sorunu ayrı ayrı parçalardan oluşan bir sorun değildir. Tersine sorun iklim değişimi, besin üretimi, endüstrileşme, kentleşme, ekonomik büyüme ve sömürü, nüfus artışı, ormansızlaşma, enerji üretiminin ve büyük sulama projelerinin büyük barajlar eli ile yapılması, endüstriyel tarım, sürdürülemez ve doğa (ve tarih) karşıtı boyutları olan bir sorundur.

Suyun ekonomik bir kaynak olarak kullanımı ve ticari bir metaya dönüşümü sonucu kıtlaştırılan bir doğal zenginlik olduğuna, su kıtlığı, su krizi gibi kavramların da işaret ettiği kıtlığın suyun kendisinden değil, onu ekonomik bir kazanca dönüştüren şirket küreselleşmesinden, kapitalist ekonomiden, sürdürülemez (yani sürdürüldüğünde çevre ve bağlı olan insan yokedici) endüstrileşmeden, ekonomik büyüme mantığından, toprağı kullanan değil onu sömürgeleştiren endüstriyel tarımdan kaynaklandığını vurgulamak gerekir.

15- Sanayileşmenin, yerel ve bölgesel savaşların, emperyalizmin ekonomik yağmacılığının, afetlerin, asit yağmurlarının ve nükleer kazaların sonucu olarak ve ekolojik dengenin bozulmasının etkisiyle gıda güvenliği önemli bir sorun haline gelmiştir. Gıda güvenliği standartlarına uygun inorganik gübre artıkları, ilaç ve hormon kalıntıları, kalıcı organik kirleticilerin tüm işlenmiş ürünlerde standart arama içerisinde yer almalıdır.

16- Genetiği değiştirilmiş organizmaların gıda üretiminde kullanılmasına karşı çıkılmalıdır. Tüm gıda ürünlerinin bunlardan arındırılmasının güvence altına alınması için mücadele edilmelidir.

17- İnsanların yaşam alanlarını diğer türlerin aleyhine genişletmesine karşı çıkmak gerekmektedir. Kentlerde hayatı paylaştığımız hayvanların da insanlarla birlikte yaşamalarına, sokaklarda özgürce dolaşmalarına destek olunmalıdır.

Tıpkı evsiz insanlar gibi, sokakta yaşayan hayvanların da devlet ve yerel yönetimler kanalı ile yaşamlarını sürdürecek ortamın, koşulların oluşturulması gerekir. Türkiye’de ve dünyanın pek çok yerinde (özellikle A.B.D.’de) bunun yerine sokak hayvanları itlaf edilmektedir. Barınaklarda yüzlerce hayvanı kafeslerin içinde yaşamaya zorlamak insanlık suçudur.

Hayvanların deney konusu olamayacağını savunup, hayvanların kürkleri için yetiştirilmelerine ve avlanmalarına, Petshop’lar kanalı ile ticaret konusu olmalarına, sportif avcılığa ve türlerinin sona ermesine yol açacak bir kıyıma tabi tutulmalarına, esir alınmalarına ve esaret altında yaşatılmalarına, ticari amaçlı çiftleştirilmelerine, kendi rızaları olmadan gösteri konusu olmalarına ve hangi nedenle olursa olsun kötü muamaleye uğramalarına karşı çıkılmalıdır.

Mevcut yasadışı hayvan ticaretini önlemeyi ve türlerin korunmasını içeren uluslararası anlaşmalara uyulmasını ve mevcut evcil hayvan satış yerlerinin kaldırılması için mücadele edilmelidir.

Hayvanlar da insanlar gibi etik ve hukuki bir öznedir, kendileri adına dava açılabilmeli ve hukuki yargılamaya müdahil olabilmelidir. Dünyada bunun yapılabildiği ülkeler vardır ve Türkiye’de de yasalaşması için mücadele etmek bir borçtur.

Hayvanların “insanlık için” deneylerde kullanılmasına karşı çıkılmalı, insanların, bilinçleri ile deneylere katkı sağlayabilecekleri savunulmalıdır. Tıpta ilerleme adına binlerce hayvana işkence ederek öldürmeye gerek yoktur ve bu uygulama suç kapsamına alınmalıdır.