Gönderen Konu: YURTSEVERLİK  (Okunma sayısı 2013 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3354
YURTSEVERLİK
« : 18 Aralık 2012, 23:43:07 »
Sınıfların ve Devletin ortaya çıkışından bu yana geçen süreçler de, ezilenlerin hiç bir zaman yurtları olmamıştır;kimi zaman köle sahibi tarafından bir toprak parçasından diğer bir toprak parçasına satılmış;kimi zaman feodal bey,senyör tarafından,bulunduğu yerden,başka yerlere sürülmüş;kimi zaman da emeğinden başka satacak bir şeyi olmadığı için,yaşayabilmek adına,ülke ülke dolaşarak emeğini satmıştır.

O nedenledir ki Marks'ın,Komünist Manifesto da "İşçilerin Vatanı yoktur.Onlardan SAHİP OLMADIKLARI Bir Şeyi İstiyemezsiniz"derken kastettiği bu nesnel somut gerçekliktir.
Eğer , onlardan MARKS'IN deyimiyle sahip olmadıkları bir şeyi isteyemezsek,sahip olmadıkları bir şeyi sevmelerini de bekliyemeyiz veya onlara sahip olmadıkları bu şeyi sevmelerini dayatamayız,zorlayamayız.
Marks "yurtseverlik mülkiyet duygusunun en ülküsel biçimidir". (K. Marks, "Lui Bonapart'ın On Sekizinci Brumiyer'i"), der
Demek ki yurtseverlikle,mülkiyet arasında bir ilişki vardır.
O ilişkinin ne olduğuna bakmadan önce,yurt ve mülkiyet kavramlarının Marksistler için ne ifade ettiğini anlamamız gerekir.

Yurt salt bir coğrafi bölge değildir.
Yurt etrafı egemenlerce,kendi sömürü alanlarını belirlemek için çitlerle örülmüş toprak parçasıdır.
Demek ki yurt ezilenlere içkin bir kavram değil,egemenlere ait bir kavramdır
Bir çoğrafi bölgenin yurt olabilmesi için,bu bölgede yaşayan insanların biribiri ile aralarında kendiliğinden ilişkilerin olması gerekir.
Bu faaliyetlerin ne olduğuna ve hangi temel de geliştiğine baktığımız da şunları görürüz.
Öncelikle bu faaliyetler,yani insanların bu coğrafi bölgede biribiri ile girdikleri kendiliğinden ilşkilerin dayandığı temel, mülkiyet ilşkileridir.
Sınıfların var olmasından bu yana bu faaliyetler,kabaca ezen,ezilen şeklinde ve mülkiyet temelin de gelişir.

İnsanın en temel ilişkisi,maddi yaşamla girdiği ilişkidir.
Bu ilişki aynı zaman da insanın bilincini de belirler.
Maddi yaşamda ki olaylar ve olgular,zihne akarak,bilinçte yer alır onu etkiler.
İşte insanlarda ki mülkiyet duygusunun nedeni budur.
Ve maddi yaşam da ki insana aykırı faaliyetler sonucu ortaya çıkmıştır.
İçin de bulunulan toplumda ki tüm insana aykırı faaliyetler gibi özel mülkiyet temelin de gelişen,bir toplumsal ilişki olan yurtseverlikte,zihne akarak,bilinçte yer alır.

Tüm bu veriler ışığında yurtseverliği şu şekilde tanımlayabiliriz.
Yurtseverlik,ezen,ezilen şeklinde mülkiyet temelinde gelişen insana aykırı faaliyetlerin günümüzde ücretli emek-sermaye biçiminde kendini var kıldığı,bir burjuva kavramdır.
Yurtseverlik günümüzde, burjuvazinin yurt olarak tanımlanan coğrafi bölgede kendini egemen kıldığı,o coğrafyada yaşanan maddi ilişkilerin düşünsel ifadesidir.


En başta Markstan yaptığımız alıntıya dönersek;Marks burada mülkiyet duygusunun en ülküsel biçimi yurtseverliktir diyerek,yurtseverliğin,mülkiyet duygusunun bir türevi olduğunu göstermiştir.
Demek ki mülkiyet duygusu,insana aykırı faaliyetlerin sonucu ortaya ortaya çıkan,insana aykırı faaliyetleri ortadan kaldırmayı amaç edinmiş Devrimciler için sahiplenilmemesi,karşı çıkılması gereken bir  kavramdır.
İşçi Sınıfının devrimci mücadelesi,tersine dönmüş dünyada ki,tersine dönmüş ilişkilerin, insana aykırı faaliyetlerin tersini yaratmaya yöneliktir.
Yani tersine dönmüş dünyayı ve bu dünyayı ortaya çıkaran tersine ilişkileri ve insana aykırı faaliyetleri, ortadan kaldırmaktır.
O nedenle İşçi Sınıfının devrimci mücadelesi,insana aykırı faaliyetlerin bir sonucu olarak ortaya çıkan kavramlar temeline oturtulamaz.
Bu mücadele insana aykırı faaliyetin bir sonucu olarak ortaya çıkan mülkiyet temelinede bu mülkiyet temelin de şekillenen yurtseverlik üzerine de kurulamaz.

Burjuvazi işçi sınıfını bu toprak parçasında tutarak onun asli görevini
yerine getirmesini engeller.
İşçi Sınıfının asli görevi ise tüm çitleri yıkarak,çitlerden arındırılmış,sömürüsüz ,sınıfsız ve devletsiz bir dünya yaratmaktır.
Ancak , siyasi iktidar ulus ölçekli olduğu için,Marks'ın da Komünist Manifesto' da belirttiği gibi,işçi sınıfı iktidarı aldığı an kendini egemen konuma, ulus konumuna yükseltmelidir.
Böyle der Marks ancak,bir şeyin altını kalın çizgilerle çekerek! Ancak der Marks ,buradaki "ULUS" kavramı sözcüğün BURJUVA anlamında değildir.
Yani işçi sınıfı,sınırsız,sınıfsız ve devletsiz bir toplum hedefine varabilmek için geçici olarak bu çitlere katlanmak zorunda dır.
Bu çitler onun,nihai görevini geciktiren,ona ayak bağı olan nesnelerdir.
Amaç tüm bu çitleri ortadan yok etmektir.

Zaten Marks da Komünist Manifesto 'da "Tüm Ülkelerin İşçileri Birleşin" derken,hangi değerin işçi sınıfının asıl sarılınması gereken ve asla taviz verilmemesi gereken bir değer olduğunu ortaya koyar.
Bu değer ENTERNASYONALİZM dir.
Komünistler,politika üretirken veya politika yaparken,kendi değerleri üzerinden yaparlar.
Burjuva değerler üzerinden siysaset yapmak,ister taktik,isterse stratejik
amaçlı olsun,sonuçta popülizm adına ortaya konan oportunist yaklaşımlardır.

Marksizm'in ustaları YURTSEVERLİK konusunda çok açıktırlar.
Marks ve Lenin den iki alıntı ne söylemek istediğimizi dahada net ortaya koyacaktır.
 
"Burjuva sınıfı bir "ulusal savunma hükümeti" kurdu ve işçi sınıfı ulusal bağımsızlık için bunun önderliğinde çarpışmak zorunda kaldı. Gerçekte bu, Paris işçileriyle savaşmayı ödev sayan bir "ulusal ihanet" hükümetiydi. Ama, yurtseverlik hayalleriyle körleşen işçiler bunu göremediler. Yurtseverlik ülküsünün kökleri onsekizinci yüzyılın Büyük Devrimindeydi; Komün'ün, sosyalistlerinin kafalarını da etkiledi; sözgelimi, su götürmez bir devrimci ve ateşli bir sosyalizm taraftarı olan Blanqui, gazetesi için şu burjuva narasından daha iyi bir başlık bulamıyordu: "Ülke tehlikededir!"
       Birbirine karşıt ödevleri -yurtseverlikle sosyalizmi- birleştirmek, Fransız sosyalistlerinin en büyük yanlışıydı. 1870 Eylülünde yayınlanan Enternasyonal'in Manifesto'sunda Marks, sahte bir ulusal ülküyle yoldan saptırılmamaları konusunda, Fransız işçilerini uyardı; Büyük Devrimden bu yana derin değişiklikler olmuştu, sınıf düşmanlıkları keskinleşmişti, o zamanlar Avrupa gericiliğine karşı savaş bütün devrimci ulusu birleştirmişti, ama artık işçi sınıfı çıkarını, kendine düşman öteki sınıfların çıkarlarıyla, birleştiremezdi; ulusal utancın sorumluluğunu burjuva sınıfı taşımalıydı; işçi sınıfının ödevi, burjuva sınıfının boyunduruğundan, emeğin sosyalist kurtuluşu için çarpışmaktı."(Paris Komünü Üzerine Dersler-Lenin)


" İşçinin ulusu,ne Fransız,ne İngiliz,nede Almandır;onun ulusu,çalışma,ücret köleliği,kendini satmadır.
Onun hükümeti,ne Fransız,ne İngiliz,ne de Almandır;onun hükümeti Kapital'dir.
Onun doğuştan gelen havası,ne Fransız,ne İngiliz,ne de Almandır;aksine farbrika havasıdır." (KARL-MARKS)


Sosyal Yurtsever Politikalarla,Sosyal Şovenist politikalar,biribirilerini tamamlarlar.
Bunlar biribirinden bağımsız olgular değildir.
Eğer soruna mülkiyet düzleminde,yurtsever politikaları öne koyarak bakarsanız,Sosyal Şovenizme düşmeniz kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Aynı toprak parçası üzerinde bu toprak parçasını kendi mülkiyetinizde görerek,bir başka ulusun kendi iradesini ve onun ulus olma mücadelesini yok sayarsınız.
Bir de bakarsınız ki,vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü kervanına siz de katılmışsınız!

veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3354
Ynt: YURTSEVERLİK
« Yanıtla #1 : 23 Aralık 2012, 16:12:12 »
Daha öncede yazdık,İşçi Sınıfının mücadelesi,üzerinde yaşadığı topraklarda başladığı için BİÇİM OLARAK ULUSAL ama bu mücadele bununla sınırlı kalmayıp,ulus sınırlarının da ötesinde tüm dünya üzerinde devam ettiği için ve işçi sınıfının ,insanlığın kurtuluşu evrensel planda ancak gerçeleşeceğinden İÇERİK olarak ta ENTERNASYONALİSTTİR!

Marks Gotha Programının Eleştirisinde bunu açık ifade eder.

" Besbelli ki, işçi sınıfı, savaşım verebilmek için, sınıf olarak kendi ülkesinde örgütlenmelidir ve her ülke, ayrı ayrı bu sınıf savaşımının doğrudan alanıdır. İşte işçi sınıfının savaşımı, bu anlamda ulusal nitelik taşır, içeriği bakımından değil, ama Komünist Manifesto'nun da dediği gibi, "biçimi bakımından" ulusal. "

Biçim ve İçerik arasındaki diyalektik ilişkide belirleyici olanın ve tabi kılınması gerekilenin İÇERİK olduğunu Marksizmin abc sini az buçuk okuyan her Marksist bilir.

Hal böyleyken hala işçi sınıfının mücadelesinde israrla biçimi ön plana alarak,içeriği arka planlara atmak ve İşçi Sınıfının mücadelesini ULUSAL bir mücadele olarak görmek,Marksizmi bilmemektir.

Biçimi,İçeriğin önüne koyarak,mücadele perpektifini bu temelde yürüten bu baylar Marksizm'in temel taşı olan Diyalektik Materyalizmi de revize ediyorlar.

İşçi Sınıfının biçim olarak ULUSAL olan mücadelesini ön plana çıkartan bu baylar,sanki Kapitalizme karşı mücadeleyle,Emperyalizme karşı mücadale iki farklı zeminde sürüyormuş gibi,bunları biribirinden ayrıyorlar.

Emperyalizmin artık ülkeler için içselleştiğini görmezden geliyorlar.

Marksistlerin referansları bellidir.

Kendine Marksist Leninistim diyenlerin temel alacaklar,Marks,Engels ve Leninin söylemleri ve yazdıklarıdır.

Diyalelektiği kavrayamayan bu bayların parçalı aklı,yurt çıkarları,ülke çıkarları diyerek,aslında burjuvazinin çıkarlarından söz etmektedir.

Ülke çıkarı,iktidar ve sınıf ilişkiselliğinden bağımsız değildir.

Nasılki üretim araçlarının mülkiyetine sahip olan sınıf aynı zaman da toplumda egemen konuma ULUS konumuna geliyorsa ve zihinsel üretim araçlarınıda elinde tutuyor bu yolla da toplumdaki zihinsel gelişimide belirliyorsa,aynı şekilde ülke çıkarları da onun sınıfsal çıkarlarından bağımsız ele alınmamalıdır.

Kısaca,iktidarda hangi sınıf varsa,o iktidarın üzerinde yükseldiği ulusunda,ülkenin de çıkarları ,iktidardaki sınıfın çıkarlarıdır.

Komünistler,ancak işçi sınıfı iktidarı alıp,kendini egemen konuma,ULUS konumuna yükselttiğinde,ULUS ÇIKARLARINDAN,YURT ÇIKARLARINDAN bahsedebilir,onları savunabilir.

Ancak o zaman,VATAN SAVUNMASI,ÜLKE SAVUNMASI,Komünistler için meşruiyet kazanır.

Bunun dışındaki her koşulda Komünistlerin yapması gereken bu koşulları iktidar mücadelesine yönlendirmek ve iktidar mücadelesini temel almaktır.

Yurtseverliği bize miras bırakan,İkinci Enternasyonal döneklerinin yaptığı gibi ANA YURT SAVUNMASI adı altında,işçi sınıfını,ülke çıkarı,yurt çıkarı diyerek,burjuvazinin kuyruğuna takan SOSYAL YURTSEVERLERE,Lenin,paylaşım savaşından devrimci vazife çıkararak,bu savaşı bir iç savaşa çevirerek,siyasi iktidarı burjuvazinin elinden alarak gerekli yanıtı vermiştir.

Ne yazık ki İkinci Enternasyonalin ülkemizdeki farklı versiyonları,popülizm adına,opotunizme savrularak ,gün geçtikçe artan marjinalliklerini önleme adına,yığınları peşlerinde sürükleme yerine,yığınların peşine takılmayı tercih ederek,burjuvazinin ,geçmişten bu yana,ezilenlerin bilinçlerini karartmak için kullandığı YURTSEVERLİK MASKESİNİ yüzlerine takarak,Anti-Emperyalist mücadelelerini bu temele oturtarak bir kez daha bizlere SOSYAL YURTSEVERLİĞİN ÇİRKİN YÜZÜNÜ göstermektedirler.

veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET