Gönderen Konu: YABANCILAŞMA  (Okunma sayısı 1438 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3187
YABANCILAŞMA
« : 22 Aralık 2012, 12:43:22 »
Biz komünistler ruhunu şeytana satmış, mistizmin dumanlı keşişlerinden biri olmaktansa,bilimin sakallı ve gözlüklü,"ruhsuz" bireylerinden biri olmayı tercih ederiz……!

Bu araları tıpkı Amerikayı yeniden keşfetmek gibi,Hegeli yeniden keşfetmekte moda oldu!
Hegel üzerinden Marks'ın diyalektiğine ve tarihsel materyalizme yönelik,onu mekanik ve sınıf indirgemeci bulan eleştiriler
özellikle Marks'ı aştığını savlayanlarca,düşüncelerine temel yapılıyor.
Hegelde ki MUTLAK FİKİR'İN yarattığı mistizmin etkisiyle madde yadsınarak ruha yöneliniyor.

Marks, Hegel ile arasındaki temel farkı  kendi söylemiyle aşağıdaki şekilde açıklamıştır.

“Benim diyalektik yöntemim, hegelci yöntemden yalnızca farklı değil, onun tam karşıtıdır da. Hegel için insan beyninin yaşam-süreci, yani düşünme süreci —Hegel bunu "Fikir" ("Idea") adı altında bağımsız bir özneye dönüştürür— gerçek dünyanın yaratıcısı ve mimarı olup, gerçek dünya, yalnızca "Fikir"in dışsal ve görüngüsel (Phenomenal) biçimidir. Benim için ise tersine, fikir, maddi dünyanın insan aklında yansımasından ve düşünce biçimlerine dönüşmesinden başka bir şey değildir.”(Kapital Cilt 1-Almanca İkinci Baskıya Son Söz)

Hegele göre insan,  zihinsel yaratıcı gücünü  pratiğe dökerek,onu yaşama geçirerek,onu nesneleştirerek,maddi yaşamı değiştirir ve dönüştürür.
Yani insandaki zihinsel güç,kendi faaliyeti üzerinden maddi yaşamı yaratır.
Maddi Yaşam aslında,insanda var olan zihinsel güç içersinde yer alan fikirlerin hareketlerinin bir ürünüdür.
Oysa Marks ta bu durum tam tersinedir.
O nedenle Marks Hegelin Diyalektiğini,baş aşağı durumdan,ayakları üzerine oturtmuştur.

Marksa göre toplumsal varlık,bilinci belirler.
Maddi yaşamda ki değişimler zihne akarak bilinci belirler.
Maddi yaşamdaki değişimlerin bir ürünü olan ve zihne akarak bilinci oluşturan bu düşünceler,insanların pratik,devrimci, eleştirel faaliyetleri içersinde,maddi bir güce dönüşerek maddi yaşamı değişitirir ve dönüştürür.
Değişen maddi yaşam ,aynı biçimde içerdiği değişimlerle birlikte yeniden zihne akar ve bilinci bu değişimler yönünde yeniden belirler.

Hegel tarihin varacağı yeri olanaksız olarak,zihne ulaşmak olarak görür.
Marks ise,tarihin varacağı yerin komünist toplum olduğunu söyler
Vede Marksa göre bu amaç,ulaşılır bir amaçtır.
Her ikiside,bu varışın toplumsal değişimlerle olacağını söylerken,Hegel bu değişimlerin temeline tin i koyar.
Oysa Marksta bu değişimlerin temelin de maddi yaşam koşulları vardır.

Bir olguyu ortadan kaldırmanın yolu,onu ortaya çıkarak maddi koşulların yok edilmesi ile olasıdır.
Yabancılaşma da onu ortaya çıkaran maddi koşullar yok edilerek ortadan kaldırılır.

Nedir Yabancılaşmanın ortaya çıkmasına neden olan koşullar?
Başlangıçta var olan doğrudan üreticilerle,üretimin maddi birliğinin,artan gereksinmeler nihayetinde,insanların başkaları içinde üretmek zorunda kalmaları ve faaliyetin doğanın gereği olarak bölünmesi sonucu bozulması,insanın kendi eylemini kontrol etmesi yerine,eyleminin kendine karşı,kendini kontrol etmesi olan Yabancılaşmayı ortaya çıkarmıştır.

İnsanın kendine,ürettiği ürüne,içinde bulunduğu doğaya ve çevredeki insanlara karşı yabancılaşmasına neden olan mülkiyetin özelleşmesi sonucu,sınıfların ortaya çıkması,maddi üretim ile doğrudan üreticiler arasındaki birliğin bozulmasıdır.
Zaten emek tahakküm altına alınarak, ücretli emek,yabancılaşmış emek haline getirilir.
Bu tahakkümün nedeni de,bu tahakkümü sağlıyanların üretim araçlarının özel mülkiyetine sahip olmalarıdır.

Ancak toplumsal yapıdaki değişimlerle,zihindeki değişimler aynı anda olmaz!
Yabancılaşmaya neden olan insana aykırı faaliyetlerin bilinçte yarattığı hasarın ortadan kaldırılması,bu faaliyetlere son verilse bile uzun bir dönem devam eder.

Tarihi yaratan insandır.
Tarih tek tek insan öznelerinin etkinliği sonucu ortaya çıkan bir nesnelliktir.Bu bağlam da tarihe öznesiz bir süreç gözüyle de bakabiliriz.
Çünkü tarih tek tek insan öznelerini aşarak,onlarıda kapsayan bir nesnellik taşır.
Bu nesnellik insan öznelerinin etkinklikleriyle ortaya çıkar.
Marks bunu şöyle belirtir;
İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar,ama kendi keyiflerine göre,kendi seçtikleri koşllarda içinde yapmazlar,doğrudan veri olan ve geçmişten devir olunan koşullar içersinde yaparlar.
Marksa göre,kapitalizm de dahil tüm şimdiye değin gelen süreç,tarih- öncesi olarak tanımlanır.

“Burjuva üretim ilişkileri toplumsal üretim sürecinin en son uzlaşmaz karşıtlıktaki biçimidir — bireysel bir karşıtlık anlamında değil, bireylerin toplumsal varlık koşullarından doğan bir karşıtlık anlamında; bununla birlikte burjuva toplumunun bağrında gelişen üretici güçler, aynı zamanda, bu karşıtlığı çözüme bağlayacak olan maddi koşulları yaratırlar. Demek ki, bu toplumsal oluşum ile, insan toplumunun tarih-öncesi sona ermiş olur” (K. Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı)

Yine Marksa göre,insanlar ancak gerçek tarihlerini,doğrudan üreticilerle,üretimin maddi koşullarının birliğinin sağlandığı,yabancılaşmanın ve onun ortaya çıkardığı tüm sapkın faaliyetlerin sona erdiği, komünist toplum sonrası yapacaktır.
İşte o zaman insan,insanlaşarak,tarih öncesini bitirecek,kendi tarihini,kendi koyduğu,kendi belirlediği koşullarda ve kendi keyfiliği içersinde yazmaya başlayacaktır.
veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET