Gönderen Konu: Eski solcular, liberal solcular ve diğerleri ne işe yarar?Tülin Öngen  (Okunma sayısı 2479 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Ekim

  • İleti: 1803
Kısaca, burjuva iktidarını meşrulaştırma ve yeniden üretmeye yararlar. Bu işte harç, tutkal, yama, katalizör, dezenfektör ve katkı maddesi görevi görürler. Sürecin hemen her kademesinde bir takım ihtiyaçları karşılarlar. Özellikle entelektüel bloğun oluşması, ideolojik hegemonyanın kurulması, tarihsel bloğun gerçekleşmesi safhalarında belirleyici bir rol oynarlar: Entelektüel bloğa yansızlık görünümü kazandırıp onu, aşkın bir konuma yerleştirmek, estetize ya da restore edip, popülaritesi ve kredilibitesini artırmak, tümleşikliğini sağlamak gibi. Boşluk doldurmakta, sökük dikmekte, potları düzeltmekte, makyaj tazelemekte üstlerine yoktur.

******

Siyasal gücün yasallığı (legality), meşru olduğu (legitimacy ya da otority) anlamına gelmez. ‘Güçlü, gücünü hak, boyun eğmeyi ise bir ödev haline sokmadıkça hep egemen kalacak güçte değildir" (Rousseau).

Egemen kalabilmek itaatle olanaklıdır. İtaat ise ideoloji aracılığıyla, yani iktidarın doğallığı, haklılığı ve gerekliliği üzerine üretilen dilin (siyasal söylem) toplum  tarafından benimsenmesiyle gerçekleşir.. Yönetilenler, iktidarın ürettiği imge, inanç, düşünce ve sembolleri özümsedikçe itaati bir görev olarak görürler. Hatta onu özgürlük gibi algılayıp, sevmeye bile başlarlar. Bu sevgiyle iktidara sadakatle bağlanırlar.

Koşulsuz onay  (aktif toplumsal mutabakat), iktidara maddi (ekonomik, yasal-politik) varoluş ötesinde duygusal-düşünsel (ideolojik, kültürel, moral) bir varoluş da kazandırır. Bu varoluş iktidar için en ideal durumdur, ne var ki korunması oldukça zordur.

******

İktidar ideolojiye muhtaçtır. Tarih boyunca egemenlerin  din, eğitim ve kültürle ilgili kurumları kontrol etmek ve bu kurumlarda çalışan aydınları kendi saflarına  çekmek için uğraşması boşuna değildir.

Antik çağın tiranları ve feodal  monarklar, ideolojiyi üretmek ve yaymak için din adamlarını, filozofları ve sanatçıları kullanmıştır. Kilise ve ruhban sınıf, devlet iktidarının organik bir parçası olarak, alimler ve sanatçılar ise daha çok mülk sahibi sınıfların himayesi altında, onların destek ve teşvikiyle bu görevi ifa etmişlerdir.

Burjuva toplumunda ise süreç daha karmaşık, ilişkiler daha dolaylıdır. Ekonomik iktidar ile politik iktidarın ya da siyasal-kamusal alan ile sivil-özel alanların birbirinden ayrıştığı (göreli özerkleştiği) kapitalizmde iktidar-aydın ilişki de buna göre  kurumsallaşmıştır.

Toplumsal rızayı (itaat) örgütleme işlevini iki kategori görmektedir: Biri bürokratik kadrolar, öteki ise aydın tabakalarıdır. Askeri-sivil bürokrat/teknokratlar, kamu görevlisi olup, iktidarın resmi sözcüsüdürler. Bunlar, altyapı (ekonomik çıkarlar) ile üst yapı (siyasal çıkarlar) arasındaki organik ilişkiyi aldıkları idari, siyasi, hukuksal kararlarla kurarlar. Buna karşılık  ailevi, kültürel, mesleki, dini ve eğitimsel kurumlar çoğunlukla devlet çatısı altında yer almazlar, dolayısıyla üyeleri de doğrudan devlete bağlı çalışmazlar. Bu yüzden de bağımsız-yansız görünürler

Oysa bu görünüm yanıltıcıdır; çünkü ne sınıflardan ne devletten (siyasal iktidar) bağımsızdırlar.  Ayrı bir sınıf ya da kast da oluşturmazlar.  Farklı sınıfsal  çıkarları temsil eder ve onların dünya görüşlerini üretirler. Gramsci'nin “organik aydın” kavramıyla nitelediği bu kategoriler tarihsel bloğun gayri resmi sözcüleridir (üstyapı memurları)..

Toplumsal formasyonun birliğini (altyapı-üstyapı ilişkisi) entelektüel blok kurar. Akademisyen, din adamı, sanatçı, yazar, gazeteci, hukukçu, ilahiyatçı gibi öznelerden oluşan bu blok, iktidarın dünya görüşünü mevcut toplumsal düşünce, inanç ve değer yargılarıyla eklemleyip, bütünleştirme işini görür. Böylece toplumsal.bilinç iktidarın gerekleri uyarınca şekillenir.

Bu blokta yer alan aydınların sınıfsal kökenleri ya da kendilerini hangi kimlikle tanımladıkları hiç önemli değildir.. “Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz” özdeyişi bunlar için fazlasıyla geçerlidir. Onların da toplumsal-siyasal konumları ile kimliklerini belirleyen şey, sosyal iş bölümündeki işlevleridir. Hangi sınıfa hizmet ediyor veya hangisinin dünya görüşünü savunuyor iseler, onun (organik) aydınıdırlar.

İktidar adına sözcülük gönüllü olarak üstlenilebileceği gibi bu görev bir çıkar  karşılığında da görülebilir. Çıkarın ekonomik veya siyasi rant türünden olması da şart değildir. Sembolik ödüllendirme de olabilir. Örneğin kendini güvende hissetmek, sempatik ve güçlü görünmek, ün ve şöhret sahibi olmak, saygınlık ve prestij elde etmek için de güçlüden yana tavır alınabilir.  Hatta aydının mayasında bulunan avangardlık türü kimi özellikler de  bu konuda kendisini güdüleyebilir. Başka bir mecra kalmadığı gerekçesiyle bu tutkusunu iktidarın yamaçlarında tatmin etmeye kalkan pek çok aydın örneği sayılabilir.

Kamusal işlerde görevlendirme, enstitü ve vakıf projelerinde istihdam olanağı yaratma, bir takım ütopyalarla cezp etme,  resmi payelerle onurlandırma, iktidarın geleneksel-bağımsız aydınları tavlamada, safına çekip, asimile etmede en sık başvurduğu yollardır. Gramsci, aydınların iktidar tarafından soğurulması olayını ‘aydın transformizmi’ (dönüştürümcülük) kavramıyla açıklar.

Aydın transformizminin öteki ayağı ise muhalifleri ve bitarafları bertaraf etmektir. İktidar bunun için çeşitli tasfiye ve etkisizleştirme yöntemlerine başvurur. Baskı, şiddet, cezalandırma, yıldırma, aforoz, yok sayma, itibarsızlaştırma, marjinalleştirme belli başlılarıdır. İktidar bu operasyonları yürütürken eski solcular ile sol liberallerden pek çok yardım alır. Örneğin karşıtlarını ideolojik varoluşsuzluğa mahkum etme işinde onları vurucu tim elemanları olarak kullanır. Düşmanın güçlü yanları kadar zayıf yanlarını da en iyi onların  bildiğine iktidar da güvenir.

*******

Akp’nin en başarılı olduğu sahanın kendi bürokrasisini ve entelektüel bloğunu yaratmak olduğu söylenebilir. Bu konuda Özal dahil seleflerinin çoğunu sollamış bulunmaktadır. Dünya konjonktürü kadar ülke koşullarını da çok iyi değerlendiren bu parti neredeyse solun bütün zayıf halkalarını asimile etmeyi başarmıştır.. Bugün iktidarını sürdürüyor olması, özellikle devleti fethedecek güce gelmesi  onların lojistik desteği sayesindedir.

İdeolojik sınıf mücadelesinde fanatik ve militan unsurlardan çok eleştirel düşünceye sahip kadrolara ihtiyaç vardır. Akp de bu gerçeğin farkındadır. Bu yüzden mesafeli duran, eleştiriyormuş gibi gözüken, kendisiyle olan gönül bağını ustalıkla gizleyen aydınlara özel bir muamele çekmektedir. Buluşmalar, ağırlamalar, görüş alış verişleri, etkinliklere davetler, özel tanıtım projeleri bu tür ‘bağımsız’ aydınları kazanmak içindir. Emekçilerin bilincini çarpıtıp, kendi çıkar ve kimliklerine yabancılaştırma, çalışanları sınıf politikalarından koparıp, sosyalizm mücadelesinden uzaklaştırma, demokrasicilik oyuna katma, bu oyunu bozup, iktidarın denetimini kesintiye uğratacak kendi kadrolarıyla buluşmaktan alıkoyma işini en iyi onların yapacağını bilmektedir.

Dönekler, solun safraları ve sol gösterip sağ vuran aydınlar  Akp’nin velinimetleridir. Türkiye burjuvazisi de onlara çok şey borçludur. Ne diyelim, hayırlı olsun (mu?).

Tülin Öngen
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.