Gönderen Konu: ENTERNASYONALİST KOMÜNİST HAREKET İKİNCİ KONFERANS KARARLARI II  (Okunma sayısı 1878 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Hareketimiz 28-29 Ocak 2012 tarihinde yaptığı II. Konferansta aşağıdaki kararları onaylamıştır.

A – DEVLET-DEVRİM

1 – Devlet toplumun sınıflara bölünmüşlüğünün itirafı; iktidarı ele geçirerek kendini egemen sınıf olarak örgütleyen sınıfın egemenliğinin aracıdır. Sınıflarla birlikte ortaya çıkan tarihsel ve geçici bir kategoridir. Devlet iktidarının kaynağı yasa değil, sınıf egemenliğidir. Hiçbir devlet demokratik ve özerk olamaz.

2 – Devlet, bir devlet aygıtı var olmadan var olamaz. Devlet aygıtı devletin zor ve ideolojik aygıtlarının toplamıdır. Egemen sınıf hegemonyasını bu aygıtlara dayanarak sürdürür.

3 – Burjuva devlet burjuvazinin işçi sınıfı üzerindeki diktatörlüğüdür; fiziki ve ideolojik bir toplamıdır.

4 – Her sınıf iktidarının hedefi, devlet iktidarının ele geçirilmesidir. Ancak işçi sınıfı burjuva devlet aygıtını ele geçirmekle yetinemez; “köleliğinin aracını, özgürlüğünün aracı” olarak kullanamaz.

5 – İşçi sınıfının nihai amacı sınıfsız toplumun, komünizmin kurulmasıdır. İşçi sınıfı bu amaca burjuva devlet aygıtını parçalayarak, kendini egemen sınıf olarak örgütleyerek, proletarya diktatörlüğünü kurarak ulaşabilir.

6 – İşçi sınıfı, devleti; a) Burjuva diktatörlüğüne son vermek, kendini egemen sınıf olarak örgütlemek, b) Burjuvazinin yeniden iktidar olma koşullarını ortadan kaldırmak, c) Toplumun bir bütün olarak dönüşümünü gerçekleştirmek ve sınıfsız toplumu kurmak için kullanır. ”Mülk sahibi bütün sınıfların ortadan kalkmasıyla birlikte silahlı bir devlet zorunluluğu da ortadan kalkar”. Devletin siyasal işlevi son bulur, sönümlenir.

7- Proletarya diktatörlüğü; işçi sınıfının örgütlülüğünün niteliğini, strateji ve taktiğinin içeriğini, yol ve yöntemlerini belirleyen devrim teorisinin merkezi kavramıdır. Proletaryanın devrim teorisinde devrim, sadece erki toplumun yıkılması, proletarya diktatörlüğünün kurulmasının değil, aynı zamanda sınıfsız topluma gidişin de belirleyici yöntemidir. Bu nedenle sürekli devrim, proletaryanın kapitalizmden komünizme geçişte bütün bir tarihsel süreci kapsayan mücadelesinin temel sloganıdır.

8-  Konferansımız; devletin demokratikleştirilmesi ve kapitalist gelişmenin derecelendirilmesine dayanan her türlü aşamalı devrim teorisine karşı sosyalist devrimi ve proletarya diktatörlüğünü savunur.

 

B -  PARTİ

1 – Burjuvazinin karşısında tek devrimci sınıf olan işçi sınıfı, ancak bağımsız bir siyasi parti biçiminde örgütlenerek, burjuvazi karşısında devrimci bir sınıf olarak hareket etme olanağına kavuşur. Bu nedenledir ki parti, devrimin ve komünizmin zaferinin ilk ve zorunlu koşuludur.

2 – Parti; komünizm amacını benimseyen, bu amacın gereklerini yerine getirmek için mücadele eden komünistlerin yukarıdan aşağıya-aşağıdan yukarıya örgütlenmeyi esas alan katılımcı, demokratik, merkezî, disiplinli örgütüdür.

3 – Proletaryanın tarihsel görevi, kapitalizmi yeryüzünden silmek ve sınıfsız toplumu kurmaktır.  Partinin işlevi de;  proletaryayı bu göreve hazırlamak, kendi eyleminin koşulları ve niteliğinin bilincine varmasını sağlamak, onu bilinçle ve örgütle donatarak birleştirmek, nihai amacı siyasal iktidarın ele geçirilmesi, komünist toplumun kurulması olan bu mücadeleye ideolojik, politik ve örgütsel önderlik etmektir.

4 – Parti, işçi hareketiyle komünizm idealinin birliğini temsil eder. Bu birlik olmadan parti, sınıfın öncü örgütü olmaya hak kazanamayacağı gibi, kendi eyleminin sürekliliğini de sağlayamaz.

5 – İşçi sınıfı saflarında ideolojik savrulmanın ve örgütsel dağınıklığın hâkim olduğu bugünkü koşullarda komünistlerin asıl görevi, bu savrulma ve dağınıklığa son verecek olan, işçi sınıfının en diri, en devrimci güçlerini merkezî, disiplinli devrimci bir parti olarak örgütlemektir.

Kapitalizmin dünya krizinin derinleştiği, emperyalist savaş tehdidinin büyüdüğü, devrimci olanakların arttığı günümüzde, komünistlerin dikkatinin ana noktasını oluşturan bu görev, daha da yakıcı ve ertelenemezdir.

 

C - KOMÜNİSTLERİN BİRLİĞİ

Hareketimiz, önüne koyduğu Komünist parti kurma görevini tüm Komünistlerin katılımına açık bir faaliyet olarak ele alır. Bu faaliyetin her aşamasında Komünistlerin birliğinin sağlanması hedefini gözetir.

 

D -YAYIN ORGANI YAYIN FAALİYETLERİNE İLİŞKİN KARARLAR;

1-  Proletaryanın komünist partisinin inşasını hedefleyen hareketimiz, ideolojik, siyasi ve örgütsel faaliyetini merkezî yayın organı ile yönlendirir.

2-  Bu nedenle yayın organı; her türden çeşitli görüşlerin geniş bir yelpazesinin yer aldığı bir tartışma platformu değil,  düşünce ve eylem birliğine dayanan devrimci bir siyasetin ideolojik, politik ve örgütsel faaliyetinin aracıdır.

3- Yayın organı;

a) Marksist-Leninist teorinin -ona çeşitli yollarla musallat olan ayrık otlarından temizleyerek- arılığını korumak, bu teorinin yol göstericiliğinde bugünü kavrayarak geleceğe yürümek,

b) Partinin üzerine yükseleceği, ideolojik siyasi ve örgütsel temelleri yaratmak, mücadelenin her aşamasına uygun devrimci taktiği oluşturmak ve işlemek,

c) Düzenin siyasal teşhirini, yaşanan tüm süreçlerin ve güncel olayların sıcağı sıcağına devrimci yorumunu gerçekleştirerek ve izlenmesi gereken devrimci politikaları açıklığa kavuşturmak, devrimci siyasetin kılavuzu olmak,

d) İşçi sınıfı, gençlik ve toplumun tüm ezilen kesimleri arasından yeni kadrolar kazanmak,  bu kadroların ideolojik, siyasal ve örgütsel eğitimini üstlenmekle görevlidir.

4- Yayın Organı’nın  yayımlayacağı tüm yazı ve broşürlerin içeriğini, bu görevler ve bağlı olduğu ilkeler belirler.

5-  Yayın organı; Devrimci bir örgüt yaşamının temel ilkesi olan “tartışma, eleştiri ve eylem birliği İlkesi”nden hareketle; teorik, politik, örgütsel ve taktik konularda açık yürekli, cesur,  özgür ve yaratıcı tartışmaları özendirir, düzenler ve bu tartışmaları yoldaşça bir anlayış içinde ortak aklı, ortak eylemi üretecek biçimde bir sonuca bağlar.

6-   Yayın organına yazılarıyla katkıda bulunmak, eleştiri ve önerilerde bulunmak, dağıtmak, okumak ve okutmak, maddi olarak desteklemek, muhabirliğini üstlenmek, hareketimizin her biriminin, her üyenin hakkı ve ödevidir. Yazı kurulu üyelerden gelen eleştiri ve önerilere cevap vermekle yükümlüdür.

7-  Yazı kurulu, tüm yayınlarında yer alacak yazıların belirlenmesinde, gerekli redaksiyonun yapılmasında, yazarlardan değişiklik ve düzeltme istemekle yetkilidir.

 

E -  PROLETARYA ENTERNASYONALİZMİ

1 – Emeğin kurtuluşu; yerel, ulusal değil, dünya çapında toplumsal bir sorundur. Proletarya bu mücadeleyi kapitalist örgütlenmenin temeli olan ulus devlet biçimi altında yürütür. Emeğin sermaye ile olan ilişkisi ve burjuvazinin proletarya üzerindeki egemenliği, biçimi ne olursa olsun bütün kapitalist devletlerde aynıdır. Dolayısıyla proletaryanın toplumsal kurtuluşunun hedefi, amacı ve dayandığı ilkeler hemen her yerde bir ve aynıdır. Bu durum proletaryanın örgütlülüğünün ve birliğinin zorunluluğunun da temelidir.  Proletarya bu mücadelede kesin zaferi ancak uluslararası burjuvaziye karşı uluslararası alanda kazanabilir.

2 – Bugün işçi sınıfı ulusal çapta olduğu kadar uluslararası alanda da devrimci sınıf örgütlenmelerinden büyük ölçüde yoksundur.  Bu durumu dikkate alan hareketimiz;

a)      Kapitalizmin ulus devlet örgütlenmesine, ulusal ve kültürel farklılıklara dayalı her türlü ulusal komünizm anlayışına,

b)      Geçmişte sınıfın devrimci partilerinin oluşumunda önemli bir rol üstlenmiş olsa da, Komünistler Birliği gibi bir dünya partisine bağlı seksiyonlar biçiminde  örgütlenmelerin sınıf mücadelesinin bugünkü koşullarına uygun düşmediğine,

c)      Sınıf mücadelesinin içinden geçtiği koşulların her ülkedeki farklılığını hesaba katan; hedef, amaç ve ilkeler birliği üzerinde devrimci enternasyonal örgütlenmesinin zorunluluğuna; bunun ancak, sınıf mücadelesinin gelişim sürecine bağlı olarak komünist partilerin etkinleşmesi ve bir araya gelmesiyle gerçekleşebileceğine, komünist partilerin bu hedefe göre konumlanmaları gerektiğine,

d)      İşçi sınıfının enternasyonalist görevinin, burjuva egemenliği yıkarak kendini egemen sınıf olarak örgütlemek ve dünyanın geri kalan kısmında, bu aynı mücadelenin zaferi için savaşmak olduğuna dikkat çeker.

 

F -  ULUSLARARASI DAYANIŞMA

Emperyalist güçlerin dünyayı yeniden kana bulamaya hazırlandığı, kapitalist saldırganlığın, ırkçılığın ve şovenizmin gemi azıya aldığı, kitlelerin içinde bulundukları durumun çekilmez hale geldiği bugünkü koşullarda hareketimiz;

1 – Hedefleri ve amaçları net olmasa da, anti-kapitalizm bayrağı altında mücadele eden çeşitli toplumsal kesimlerle,

2 -  Emperyalist işgal, ilhak ve bağımlılığa karşı mücadele eden halklarla,

3 – ABD emperyalizmine karşı birlikte mücadele azmiyle birleşen Latin Amerika halklarıyla,

4 – İşbirlikçi diktatörlere ve emperyalist işgallere karşı mücadele eden Afrika ve Ortadoğu halklarının haklı mücadeleleriyle, tam bir dayanışma içinde olduğunu açıklar.

 

G -  DEMOKRATİK HAK VE ÖZGÜRLÜKLER

Siyasi özgürlükler ( örgütlenme, dernek kurma, basın, toplantı ve gösteri özgürlüğü vb.) işçi ve emekçilerin, ezilenlerin sermaye egemenliğine karşı mücadele silahlarıdır.

Burjuvazi; yığınların mücadele ederek elde ettikleri, siyasi eğitimleri, birleşme  ve örgütlenmelerinin araçları olan bu silahları, onun elinden koparıp almak için tarih boyunca ya baskı ve yasaklamalara başvurmuş, ya da bu silahları kendi hegemonyasının bir aracına dönüştürerek etkisizleştirmeye çalışmıştır. Çoğu zaman da bu iki yöntemi birlikte kullanmıştır.

Hareketimiz;

a)  Son dönemde toplumsal mücadelenin hemen her alanında ortaya çıkan sivil toplum örgütlerini (STÖ) uluslararası burjuvazinin, yığınların mücadelesini etkisizleştirerek hegemonya altına alma girişimi olarak görür ve buna karşı mücadele eder, yığınları uyarır.

b)  Buna karşın toplumun değişik kesimlerinin işsizliğe, yoksulluğa, ayrımcılığa, eşitsizlik ve adaletsizliklere karşı kendi çıkarlarını korumak ve geliştirmek için kurdukları, kendi olanaklarıyla yaşattıkları demokratik örgütlenmeleri destekler, bunların yaygınlaşması ve işlevlerinin gelişmesi için savaşır.

c)  Toplumun değişik kesimlerinin kendi öz örgütleri eliyle yürüttükleri mücadeleleri, bunların tekil ve yalıtık eylemler olmaktan çıkartılarak merkezileştirilmesini, proletaryanın devrimci hegemonyasının zorunlu bir koşulu olarak görür.

d) Kitlelerin mücadelesini temel almayan ve ona dayanmayan soyut bir devrim anlayışına olduğu kadar, yalnızca bu mücadelelerle yetinen reformist anlayışlara karşı, siyasal mücadeleye bağlı bir demokratik mücadele anlayışını temel alır.

 

H -  EKONOMİK POLİTİK MÜCADELENİN BİRLİĞİ ve SENDİKALAR

1 – Emeğin değerini en alt sınıra indirmek ve emek sürecini buna uygun olarak düzenlemek, sermayenin genel eğilimidir. Çeşitli adlar altında işçi birlikleri ve sendikalar, sermayenin bu genel eğilimine karşı işçilerin günlük çıkarlarını savunma ve geliştirme gereksiniminden doğmuşlardır. Sermaye Egemenliği var olduğu sürece de, bu işlevleriyle var olacaklardır.

2 – İşçi sınıfının kurtuluşu; ücret sisteminin iyileştirilmesini değil, tümüyle ortadan kaldırılmasını öngörür. Ücret sisteminin iyileştirilmesi, en iyi koşullarda bile, işçi sınıfını bilinçsiz, ezilmiş ve bir ömür boyu kölelik zincirini boynunda taşıyan bir sınıf olmaktan kurtaramaz.

3 – İşçiler, sermayenin toplumsal gücü karşısında birleştikleri ve örgütlendikleri ölçüde toplumsal bir güç olurlar. Sendikalar işçileri birleşik bir güç haline getirmenin araçlarıdır. Sermaye karşısında işçileri birleştirip örgütleyerek daha büyük çaplı mücadeleye hazırlarlar. Bu anlamda işçi sınıfının mücadele ocaklarıdır.

4 – Sermaye egemenliği koşullarında işçi sınıfının ekonomik ve siyasal örgütlenmeleri, proletarya ile burjuvazi arasındaki sınıf mücadelesi ortamında biçimlenir. Bu mücadelede işçi sınıfı geri düştükçe onun örgütleri de şu ya da bu biçimde burjuva hegemonyanın etki alanına girer. Sendikalar, burjuva hegemonya etkisine en açık sınıf örgütleridir.

5 – Sendikal alanda işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki kavga, sendikaların var olup olmamasından çok, işlevleriyle ilgilidir. Bu kavgada burjuvazinin çıkarı, sendikaları ücretlerin iyileştirilmesi mücadelesiyle sınırlayıp, düzenin payandaları haline getirmektir. İşçi sınıfının çıkarı ise ücretlerin iyileştirilmesi mücadelesini, ücret sisteminin ortadan kaldırılması mücadelesiyle birleştirmektir. Burjuva sendikacılığı ile sınıf sendikacılığı arasındaki temel ayrım çizgisi budur.

6 – Ekonomik mücadeleyi siyasal mücadeleyle birleştiremeyen bir sendikal anlayışın, sınıfın günlük ekonomik çıkarlarını da koruyamayacağı tarihsel deneyim tarafından da doğrulanmıştır. Bugün hemen bütün dünyada sendikal hareketin durumu temelde budur. Sendikalar siyasal mücadeleden koptukları oranda, düzenin payandaları haline gelerek kendi varlıklarını da tartışmalı hale sokmuşlardır. Bu, burjuvazinin başarısıdır.

7 – İşçi sınıfının taşeronlaşma ve esnek çalışmayla birliğinin daha da parçalandığı, rekabet içinde atomize edildiği, ücretlerin en alt sınıra çekildiği, işsizliğin çalışanlar üzerinde bir tehdit aracı olarak kullanıldığı bugünkü koşullarda sendikaların, işçi sınıfının mücadele ocakları olarak önemi kat be kat artmıştır. Sendikaların tümüyle denetim altına alındığı ülkeler ile henüz buna ulaşılamayan ülkelerde sendikal mücadelenin durumu, sendikal mücadelenin önemini gözler önüne sermektedir.

8 – Bu koşullarda komünistlerin görevi, işçi sınıfının ekonomik eylemiyle siyasal eylemini birlikte yürütmek, işçilerin ekonomik mücadelesini desteklemek ve bu mücadelenin siyasal mücadeleyle uyum içinde yürütülmesini sağlamaktır.

9 – Hareketimiz, sermayenin açık ekonomik ve siyasi saldırıları karşısında, işçi sınıfında sendikalaşma ve sendikal mücadele eğiliminin gittikçe güçlendiğinden, buna karşın, var olan sendikalara karşı haklı bir güvensizlik içinde olunduğundan hareketle;

a)      Burjuva partilerin bir uzantısı olan, onların sınıf içinde ajanlığını üstlenen burjuva sendikacılığı karşısında işçilerin “sınıf sendikacılığı” temelinde birliğini,

b)      Bu birliğin, ekonomik mücadeleyle siyasi mücadelenin ayrılmazlığı üzerinde kurulması gerektiğini,

c)      Hazırlıkların sağlıklı yürütülmediği, “ direniş için direniş” mantığına dayalı sendikalaşma girişimlerinin, sınıfın birliğine hizmet etmekten çok, sınıf saflarında bir dağınıklığa yol açtığını; bu birliğe ancak işçi sınıfı içinde inatçı, sabırlı ve sistemli bir ideolojik, politik ve örgütsel çalışmayla varılabileceğini karar altına alır.

 

İ -  ULUSAL SORUN

1-  Hareketimiz, ulusların ve dillerin ayrımsız özgürlüğü ve eşitliğini, ulusların kendi kaderlerini kendilerinin tayin hakkını ikircimsiz olarak savunur.

2 – İşçi sınıfının devrimci birliğini, ulusal kurtuluş ile toplumsal kurtuluşu birbirine bağlayan ana halka olarak görür ve bu birliğinin kurulması için;

a)      Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını (UKTH) hangi gerekçeyle olursa olsun reddeden, ulusal inkâr ve imha politikalarına ve

b)      Milliyetçi, şoven yaklaşımlara karşı kararlılıkla mücadele eder.

3 – Konferansımız Kürt özgürlük hareketi önderliğinde yürütülen Kürt halkının devrimci mücadelesini desteklemeyi, devrimci kurtuluş mücadelesinin ve proletarya enternasyonalizminin bir gereği olarak görür.

4 – Kürt özgürlük hareketinin demokratik özerklik talebini, halkların birlikte yaşama ve geleceği birlikte kurma iradesi olarak görür ve destekler.

5 – Kürt özgürlük hareketiyle Türkiye sosyalist, komünist gruplarını ve çeşitli toplumsal mücadeleleri birleştirmeyi amaçlayan Halkların Demokratik Kongresi’ni, halkların ve emekçilerin merkezî ortak eyleminin bir aracı olarak görür ve destekler. Bununla birlikte, hangi gerekçeyle gerekçelendirilirse gerekçelendirilsin, Kongre bileşenlerine dayalı bir “Kongre partisi” girişimini, bugünkü koşullarda birleştirici değil, ayrıştırıcı bir girişim olarak görür.

6 – Burjuvazinin çözümsüzlük içinde Kürt halkına dayattığı imha politikasına karşı bütün emekçileri, Kürt halkının haklı mücadelesini desteklemeye ve milliyetçi, şoven tertiplere karşı uyanık olmaya çağırır.

 

J -  SAVAŞA İLİŞKİN KARAR TASLAKLARI

Tarih boyunca egemenlik savaşları; fetih, yağma ve sömürge savaşları biçiminde hep var olagelmiştir. Savaşlar emperyalist egemenlikle birlikte yerel, ulusal, bölgesel savaşlar olmaktan çıkarak dünya çapında savaşlara dönüşmüştür. Kapitalizm bir dünya sistemi olarak var oldukça bu üretim tarzının iç çelişkilerinin dışa vuruş biçimi olarak savaşlar da var olacaktır.

Hareketimiz; savaşa karşı mücadelenin kapitalizme karşı işçi sınıfının yürüttüğü sınıf mücadelesinden bağımsız olarak ele alınamayacağından hareketle

1-     İşçi sınıfının burjuvaziye karşı yürüttüğü sınıf savaşını… tarihin devindirici gücü,

2-     Muzaffer sosyalizmin kapitalist saldırganlığa karşı kendini savunma hakkını, sınıf savaşının bir gereği olarak görür.

3-     Emperyalist işgal, ilhak ve bağımlılığa karşı halkların yürüttükleri savaşları haklı savaşlar olarak niteler ve destekler.

4-     Kapitalist egemenliğin devamı ve dünyanın emperyalist devletler  arasında pazar ve egemenlik alanı olarak paylaşılmasını öngören emperyalist savaşlara karşı, halkların özgürlüğü ve işçi sınıfının kurtuluşu işçin savaşır. Her ne koşulda olursa olsun  emperyalist savaşta “anayurt savunmasını” reddeder. İşçi, emekçi ve ezilenleri silahlarını birbirine karşı değil, kanlarını daha fazla emmek için onlardan hayatlarını isteyen uluslararası burjuvaziye karşı doğrultmaya,

5-     Emperyalist güçlerin  dünyayı yeniden paylaşmak için savaş hazırlıklarını olanca hızıyla sürdürdükleri günümüzde, işçi ve emekçileri; doğal yaşamı, insan yaşamını tehdit eden nükleer silahlanmaya, nükleer savaşa, silah tekellerinin kasalarını doldurmak üzere dünyanın çeşitli yerlerinde tutuşturulan savaş ocaklarına, halklar ve inançlar arasında körüklenen düşmanlıklara karsı aktif tavır almaya, işgal ve ilhaklarla karşı karşıya olan Afrika ve Ortadoğu halklarıyla dayanışmaya çağırır.

 

K - GENÇLİK HAREKETİ ÜZERİNE KARARLAR:

- Gençlik; devrimci mücadelenin ateşleyici dinamiğidir!

- Gençlik olmadan bir kitle hareketi düşünülemez.

- Gençlik sadece geleceği değil bugünü de temsil eder.

- Gençlik sosyalizm idealinin bugünü yakalayabilmesini ve tarihle birlikte ileriye taşınmasını sağlayan ana unsurlardan biridir.

- Mücadelenin  sonucunu belirleyecek olan asıl güç; gençlik, özellikle işçi gençliktir.

- Gençlik; örgüt içinde “memur” algısıyla çalışan bireyler değil, aksine örgütün bugünü yakalamasını ve sokaklara inmesini sağlayan itici güçlerdir.

- Gençlik; kapitalist sisteme karşı mücadelesinin yanında, aynı zamanda sosyalizm idealini dogmalara hapsetmiş ve ideolojimizin günü yorumlamasını engelleyen, kendini “sosyalist” ilan eden bakışlara da karşıdır.

-Gençlik; birbirine rakip hale getirilmiş, birlikte hareket etmesi engellenmiş, parçalara bölünmüş bir biçimde yönetilmektedir; bu politikaların tamamına karşı cevap, örgütlenerek ve birlikte savaşılarak verilecektir.

-Gençlik; sadece örgütlü odağın dışında değil, aynı zamanda örgütü geri düşüren örgüt içi düşüncelere de karşı mücadele yürütür.

Gençlik Hareketimizin Görevleri

- Sınıf hareketi ve ezilen diğer unsurlar ile bağ yakalayan ve bu perspektifi kendi özgün dinamikleriyle birlikte harekete geçiren bir gençlik hareketinin yaratılması, önümüzde duran bir başlık ve dahası zorunluluktur.

-Gençlik mücadelesi, gündelik hak arama mücadeleleriyle sınırlandırılmamalıdır; bu tarz bir yaklaşım, sorunun temeline dair bir körlüğü getirmektedir. Öğrenci gençlik özelinde var olan anlık eğitim hakları vs. üzerinden yürütülen mücadeleler, bir sürekliliğe kavuşturulmalı ve öğrenci gençlik açısından bu araçlar, sonrası olmayan birer amaçlar dizisine dönüşmemelidir.

 -Akademik alanı yok sayan sınıf indirgemeci mantık da çok kere alanın özgünlüğüne de bağlı olarak iflas bayrağını çekmiştir; gençlik hareketimiz bu tavrın dışında, yani alanın özgünlüğüne göre davranan ve sınıfla bütünlüklü bir bakış geliştirme zorunluluğundadır.

-Bütün bunların yanında hareketimiz, gençlik mücadelesini öğrenci gençlik mücadelesine indirgememeli, coğrafyamız üstündeki yoğun genç kitlenin köle standartlarıyla -değil üniversite,  orta eğitim düzeyini bile tamamlayamamış- kayıt dışı çalışan gençleri de göz ardı etmeyerek yürütmelidir. Hareketimiz, bu kitlelerle temas kurmayı hayati bir mesele olarak algılar.

-Üniversiteler özelinde ve dışında faaliyet yürüten gençlik sendikası, farklı gençlik dernekleri vb. yapılarla, ayrıca enternasyonal yapılanmalar ile iletişim sağlanması, içinde faaliyet yürütülebilecek bu gibi yapıların değerlendirilmesi ve yenilerinin yaratılması da ilgimizin dışında kalamayacak kadar önemli konulardır.

     Lise, mesleki/teknik lise ve Üniversite öğrencilerinin durumu

-Lise döneminde eğitim, üniversite sınavlarına odaklanarak daha çok dershanelere kaydırılmaktadır. Bu durum yüksek ücretler üzerinden bir fırsat eşitsizliği ve güncel bilimin dışında kalan bir eğitim biçimini ortaya çıkarmaktadır, bu olguya karşı parasız ve bilimsel eğitim hakkının savunulması liselerde önemli mücadele başlıklarından biridir.

 - Hareketimiz, bütün bu gelişmelerle birlikte gençlik hareketinin içerisinde bütünün bir parçası olarak teknik/ meslek lise öğrencilerinin üzerine daha çok kafa yormalı, ve sınıfın zaten içerisinde olan bu kesime çağrı yapmalıdır. Hareketimiz, bu mücadeleyi yürüten yapılarla eylem birliği yapmaktan kaçınmaz ve mücadele olanaklarını geliştirmek için uğraş verir.

 -Meslek ve teknik lise öğrencilerinin staj vb. usuller ile adeta bir köle gibi çok ağır koşullar altında bedava çalıştırılmalarına karşı durmalı ve çalışma saatlerinin düşürülmesi için mücadele vermelidir. Stajlarda başlatılan sigortaların emekliliğe yansımaması da liselilerin bir başka sorunudur hareketimiz bütün bileşenleriyle bu durumu teşhir etmeye yönelecektir.

 -Coğrafyamızda mevcut 4 yıllık ve üstü fakültelerden mezun öğrenci sayısı, 2 yıllık yüksek okullardan mezun olmuş öğrenci sayısını bir hayli aşmış durumdadır. Günümüzde sermayenin   çok fazla gereksinim duymadığı fen vb. fakülte mezunları çoğunlukla işsiz kalmaktadır. Bu olguya dair mücadele biçimleri, geleceğin işsizlerini yetiştiren bu fakültelerde, eğitim esnasında hep birlikte geliştirilmesi gereken görevler haline dönüşmektedir. Hareketimiz, bu olgunun kendisine dair mücadele olanaklarını yorumlamalı ve mücadele başlıkları haline çevirmelidir.

- Hareketimiz, gençler üzerinde yoğun psikolojik baskılara yol açan üniversitelere/ liselere giriş sınavların kaldırılmasına dair mücadeleleri destekler ve bu mücadelelerin içerisinde yer alır.

 Eşit, parasız, anadilde eğitim hakkı

 - Coğrafyamız üzerinde Türkler dışında başka ulusların da var olduğunu kabul eden bir  hareket olarak, oluşumumuz bu uluslardan biri olan ve anadilde eğitim hakkını talep eden Kürt halkının bu talebini kayıtsız ve şartsız destekler.

 - Aynı zamanda yok sayılan ve yok edilmeye çalışılan Kürt halkıyla birlikte diğer halkların da bu yöndeki taleplerini benimser, eğitim alanında bu halkların kültürlerin yaşatılmasına dair kurulacak kurumları da destekler.   

- Hareketimiz, devletin resmi din kriterleriyle dayattığı liselerdeki zorunlu din eğitimine karşı çıkar ve topraklarımız üzerinde, çeşitli mezhepler ve dinlere mensup insanların bu yöndeki taleplerini dikkate alır.

Kapitalist eğitimi savunmasak da bu sistemde bile eğitim almak bir haktır.

- Hareketimiz, “nitelikli” eğitimin zengin küçük bir azınlığa yol veren yapısına karşı “parasız eğitimi” savunmalıdır.

 - Eğitimleri aşamasında birer köle zihniyetine edilgen bir biçimde sahip olması sağlanan, isyan etme kültürü yok edilmiş, dinî tarikatların ve sermaye yandaşı kuruluşların girişimcilik sertifikalarıyla büyülenmiş gençliğin aklı, burjuva eğitimin türlü efsunlarından koparılmalı, bugünden kurucu unsur olarak insanlığın kurtuluşunun yollarını döşeyen birer gönüllü emekçi olmaları yönünde uğraş verilmelidir.

 

L-  EKOLOJİ

Zenginliğin iki kaynağı olan doğanın ve insanın tahribi, sermaye birikiminin temel eğilimidir. Tahribatın boyutları, sermaye birikimi arttıkça artmaktadır. Doğa ve onun bir parçası olan insan, geçen yüzyılın son çeyreğinden bu yana sermaye birikiminin bu eğilimine karşı isyandadır. Sermayenin doğayı tahribi, bütün insanlığı etkilese de, kapitalistler bu etkiyi ceplerini doldurmaya devam ederek karşılamaktadır. Tahribatın yıkıcı sonuçlarıyla karşı karşıya olanlar; hem daha fazla sömürüyle her bakımdan yoksullaşan ve hem de tahrip edilmiş doğada yaşamaktan başka seçeneği olmayan işçiler, emekçiler, yoksul ve küçük köylülerdir.

 Liberallerin; kapitalizmin doğanın ve insanın kapitalizm tarafından tahribini, daha insancıl bir kapitalizmle durdurma girişimleri, burjuva manipülasyondur. Daha insancıl bir kapitalizm, daha fazla sömürü ve daha etkili bir tahribattır.

Hareketimiz, sermaye egemenliğini;

a)      Kâr uğruna doğanın çeşitli biçimler altında tahribinin,   

b)      Rant uğruna tarihsel arazilerin ve doğal örtünün yok edilmesinin ve

c)      Verimi arttırmak adına var olan genetik çeşitliliği yok ederek, toprağın ve insanın zehirlenmesinin sorumlusu olarak görür.

Buradan hareketle ekolojik mücadeleyi;

a)      Burjuva egemenliğe karşı yürütülen sınıf mücadelesinin bir alanı olarak ele alır ve

b)  İşçi sınıfıyla köylülüğün kapitalizme karşı devrimci bağlaşıklığının temeli olarak görür.                                       

 

M - DİN’LE İLGİLİ KARARLAR

1 – Din, kökleri doğal ve toplumsal süreçlerde gizli olan, gerçekliğin çarpıtılmış ve tersine çevrilmiş bilincidir.

2 – Tarihin başlangıç döneminde insan, doğal güçlerin egemenliği altındaydı. Din, insanın başa çıkamadığı bu doğal güçlerin düşsel bir yansımasıydı. Tarih içinde toplumsal güçlerin insan karşısına yabancı ve açıklanamaz bir güç olarak çıkması, dinin toplumsal temelini oluşturdu. Bilim ve tekniğin gelişmesinin bir sonucu olarak insanın giderek doğal güçlere eğmen olması, dinin doğal köklerini etkisizleştirirken, sınıfların ve devletin ortaya çıkmasıyla dinin toplumsal kökleri gittikçe gelişerek daha da güçlendi. Başlangıçta doğanın gizemini yansıtan figürler –tanrılar- yerleşmiş güçlerin ezici güçleri meşrulaştırıp kutsallaştıran güçlerin simgeleri haline geldi. Çok sayıda tanrının doğal ve toplumsal özellikleri, insanın soyut yansıması olan, her şeye kadir tek Tanrı’da birleşti. Böylece tek tanrılı evrensel dinler ortaya çıktı.

3 – Feodal dönemde din ve kilise, kapitalist gelişmenin önündeki en büyük engellerden biriydi. Her şeyden önce din kurumları -kilise- en büyük toprak sahibi olarak düzenin baş savunucuydu.

Diğer yandan burjuvazi, sanayinin gelişmesi için bilime -en başta da doğal bilimlere- gereksinim duyduğu oranda, bilimi dinin etkisinden kurtarmak zorundaydı. Dinin belirleyici etkilerine bağlı olarak feodalizme karşı her başkaldırı, zorunlu olarak dinsel bir kılığa büründü. Önce bilim, dine –kiliseye- başkaldırdı. Ardından burjuvazi yoksul köylü kitlelerine dayanarak başkaldırıya katıldı. Burjuvazinin dine karşı yürüttüğü mücadele, farklı ülkelerde farklı biçimlere büründü. En radikal hesaplaşma 1789 Fransız Devrimi’nde gerçekleşti.

4- Burjuvazinin, dinin etki alanını daraltmak için verdiği mücadelenin kendi egemenliğine karşı mücadeleye dönüştüğünü fark etmesi uzun sürmedi. Kapitalizmin gelişmesinin önüne bir engel olarak dikilen dini, kapitalizmin yıkılmasının engeli olarak yeniden örgütledi. “Laiklik” adı altında insanı, kendi dışındaki dinin (softaların, papazların) tanrısından kurtarırken, onu kendi iç tanrısının esiri haline getirdi. Softaların ve papazların yeni görevi de insanın bu yeni tanrısının büyütülüp yüceleştirilmesi oldu.

5 – Kapitalizm; yarattığı, tarih içindeki en büyük ve en etkili yabancılaşma ile dinin toplumsal köklerini güçlendirdi ve böylece kendi yıkıcı kuvvetlerinde kendi egemenliğinin aracını yarattı.

6 – Din, kapitalizmin beklenmedik darbeleri karşısında acılara boğulan, korkuya, umutsuzluğa kapılan yığınların çaresizliğinin son sığınağıdır. Din; kalpsiz bir dünyanın sahte kalbi, vicdansız bir dünyanın yalancı vicdanı ve acı çeken insanın iç çekişi ve acılarının geçici yatıştırıcısıdır; adalet ve güzel bir yaşam özlemini ölüm sonrasına erteleyen ve bu dünyada güzel bir yaşam için verilen örgütlü mücadeleyi güçten düşüren ideolojik bir silahtır. Özetle din, hâkim sınıfların elinde halk yığınlarını manevi araçlarla dizginlemenin başlıca ve en etkili araçlarından biridir.

7 – Komünistler, materyalisttirler; bu dünyanın acılarına karşı bu dünyanın araçlarıyla savaşırlar.

Dinin, egemenlik aracı olarak kullanılmasına karşı mücadeleyi –diğer bütün alanlardaki mücadelelerinde (kadın sorunu, ekoloji vb.) olduğu gibi- kendi başına bağımsız bir sorun olarak değil, sınıflar mücadelesine bağlı olarak ele alırlar. Yani dinin bir iktidar ve sömürü aracı olarak kullanılmasına karşı mücadeleyi soyut bir din karşıtlığından çıkartarak dinin doğal ve toplumsal köklerine karşı mücadele -yani emekçiyi çaresizlik içinde ve ellerini gökyüzüne açmak zorunda bırakan sömürü ve tahakkümü ortadan kaldırma mücadelesi-  olarak ele alırlar. Dinin etkilerine karşı salt teorik mücadeleyle yetinmezler; “yalın bilgi” ne denli etkili olursa olsun “toplumsal güçleri, toplumun egemenliği altına almaya” yetmez. Bunun için her şeyden önce toplumsal bir eylem –devrim gerekir. Ve  eylem yerine  getirildiği  –yani toplum, tüm üretim araçlarına el koyduğu, bunları planlı biçimde kullandığı ve böylece kendini ve tüm üyelerini, şimdilik kendileri tarafından üretilmiş, ama karşılarına ezici bir yabancı güç olarak dikilen bu üretim araçlarının onları egemenliği altında tutan bu kölelikten kurtardığı zaman; yani insan yalnızca önerir olmakla yetinmeyip ama aynı zamanda düzenleyici de olduğu zaman- işte ancak o zaman dinde yaşayan son yabancılaştırıcı güç ortadan kalkacak ve böylece yansıtılacak hiçbir şey bulunmaması yalın nedeniyle, dinsel yansının kendisi de ortadan kalkacaktır.

8 – Komünistler; dinin devrimci eyleme ket vurmasına karışı mücadele ederken şu iki yanlış tutuma: a) Sorunu salt soyut bir ilericilik-gericilik sorunu olarak görüp dine karşı açık savaş açan tutum ile

b) “Halkla kaynaşma” ya da “halkı ürkütmeme” adına dinle uzlaşma yolları arama tutumunun aynı sonuca, dinin etki alanının güçlenmesine yol açacağından hareketle; bu iki eğilime karşı mücadeleyi dinin doğal ve toplumsal köklerine ve onun bir tahakküm ve sömürü aracı olarak kullanılmasına karşı mücadeleden ayırmazlar.

9 – Kapitalizmin gericilik döneminin çocuğu olan Türk burjuvazisi, dine karşı mücadele etmek bir yana, İslamiyet’in Sünni fraksiyonunu “devlet dini” olarak örgütleyip –onu da devletin kontrolüne sokarak- Osmanlı’nın yolunu izlemiş; dini, sınıflar mücadelesinin üstünü örtmek, işçi ve emekçileri inançları temelinde bölmek, ulusal kurtuluş mücadelelerini bastırmak ve bu coğrafyadaki farklı inançları baskı altında tutmak için ideolojik ve toplumsal bir silah olarak kullanmıştır. Bugün de adına “laiklik” dediği bu aracı aynı amaçlar uğruna en yoğun biçimde kullanmaktadır.

Hareketimiz;

a)      Burjuvazinin,  toplumdaki sınıfsal ayrışmayı dinsel temeller üzerinde bir ayrışmaya dönüştürme, işçi ve emekçileri dinsel ve mezhepsel inançlarına göre bölüp parçalama ve sınıflar mücadelesinin üstünü dinsel bir örtüyle örtme çabalarına,

b)      Halka din hizmeti sunma adı altında; halkın sömürüye, baskıya ve ayrımcılığa karşı başkaldırısını dizginleme girişimlerine,

c)      Sınıf mücadelesinde yer alan ve yer alması gereken işçi ve emekçiler arasında dini inanç ve mezhep ayrımcılığına,

d)      İnancın, Kürt ulusal kimliğinin ve özgürlük mücadelesinin karşısına çıkarılmasına karşı mücadele eder.

e)      Dinî inancı, birlikte sınıf mücadelesine katılmanın önünde bir engel olarak görmez.

f)       Devletin; dini örgütlemekten, din eğitiminden tamamen elini çekmesini,

g)      Devlet ve toplum karşısında bireyin inanç, ibadet veya inanmama özgürlüğünü, dine karşı propaganda hakkını da içerecek biçimde

savunur.