Gönderen Konu: Kolombiya FARC örgütü  (Okunma sayısı 4402 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı hayriözşen

  • İleti: 214
Kolombiya FARC örgütü
« : 05 Ocak 2013, 00:05:47 »
Asıl adı Pedro Antonio Marin olan Manuel Marulanda 1928 yılında Kolombiya’da doğdu. Silah kullanmadaki ustalığından dolayı “her attığını vuran” anlamına gelen “tirofijo” lakabıyla tanınan Marulanda hakkında daha önce de 17 kez öldü dedikodusu çıkarıldığı için Kolombiya Savunma Bakanı Juan Manuel Santos’un bir dergiye yaptığı “Marulanda öldü” açıklaması çoğu kimse için inandırıcı olmaktan uzaktı. Hatta o kadar ki, Kolombiya hükümeti ve Savunma Bakanlığı bile Santos’un açıklamalarını doğrulayamayacağını duyurmuştu. Fakat daha sonra FARC’ın önde gelen komutanlarından Timoleon Jimenez tarafından okunan ve Telesur’da yayımlanan bildiri ile Marulanda’nın öldüğü kesinlik kazanmış oldu. “FARC’ın kuruluşunun 44’üncü yıldönümünde, hayatlarını yoksulların davasına adamış olan gerilla liderlerini anıyoruz; özellikle de her zaman sağlam bir inanç ve devrimci adanmışlık sergileyen Komutan Marulanda’yı” ifadelerin yanı sıra Marulanda’nın 26 Mart’ta öldüğü doğrulandı.

Marulanda 1964 yılında Kolombiya’da sol eğilimli FARC’ı kurduğunda ABD’nin Latin Amerika kıtasına yönelik Akbaba Operasyonları da had safhayla ulaşmıştı. ABD kıtanın hemen her ülkesinde kendine bağımlı işbirlikçileri iktidara getirerek, Latin Amerika’nın yıllar boyunca “arka bahçe” olarak tanımlanmasını sağlayacak planlarını uyguluyordu. FARC, kurulmasıyla beraber çok kısa zamanda yoksul halktan büyük destek görmeye başladı. Denetimini eline geçirdiği eyaletlerde bir nevi devlet aygıtı kurarak vergi toplamaya başlayan FARC adeta Kolombiya içinde ayrı bir devlet görüntüsü veriyordu. Fakat işin daha ilginç olanı yerel ve yoksul halkın vergi toplanmasından rahatsız olmak yerine tam tersine uygulanan politikalara destek vermesiydi. Aslında nedeni son derece anlaşılabilir. Örneğin FARC’tan önce cinayetlerin ve hırsızlığın kol gezdiği birçok eyalette şimdi bu suçların izine bile rastlanmıyor. Zira FARC gerillalarının rüşvet kabul etme ya da iltimas geçme gibi liberal anlayışları bulunmuyor. FARC yönetimi konulan kurallara uymayanlara karşı kamu yararına çalışma gibi son derece tutarlı bir ceza hukuku da kullanıyor. Örneğin köprü ya da okul inşaatında çalışmak gibi. Yani insanları cezalandırılmak yerine insanları toplum için daha faydalı hale getirilmeye çalışılıyor. Şu anda 17 bine ulaşan gerilla sayısıyla dünyanın en büyük gerilla örgütlerinden birisi olan FARC, Kolombiya topraklarının yaklaşık % 40’ını denetimi altında tutuyor.

 

FARC’ın yeni lideri Alfonso Cano


Kolombiya hükümeti ABD’nin verdiği tüm askeri ve ekonomik desteğe rağmen yıllar süren askeri operasyonlar ile FARC’ı bitiremediği gibi, yaptığı askeri operasyonları saymazsak her geçen gün daha da güçlenmesi izlemekten başka bir şey yapamadı. FARC’ın daha kuruluşundan itibaren ABD için açık tehdit olacağını belli eden bir örgüttü. İktidarı ele geçirmesi durumunda yoksul halkı temsil edeceğini, doğal kaynakları ve ulusal şirketleri devletleştireceğini söylemesi FARC’ın ABD tarafından hedef tahtasının tam ortasına konulmasına yetecek gerekçelerdi. Fakat FARC, ABD’nin tüm dezenformasyon çabalarına karşın halk nezdindeki popülaritesini gün geçtikçe yükseltti. Kolombiya hükümeti FARC’ın halk bu desteğini ortadan kaldırabilmek için yıllar boyunca psikolojik savaş yürüttü. FARC’ı uyuşturucu ve fidye için adam kaçakçılığı için suçlayarak etkinliğini kırmaya çalıştı. Fakat halkın, kimin kendi tarafında olduğunu anlaması Kolombiya ve ABD hükümetinin uyguladığı tüm politikaların etkisiz kalmasına, Kolombiya halkının FARC’ı gün geçtikçe daha fazla benimsemesine neden oldu.

FARC’a verilen destek yalnızca Kolombiya ile de sınırlı değil elbette. Kıtada Kolombiya dışındaki bütün devletler ABD ile ilişkilerini yeniden gözden geçirdikleri için FARC’a doğrudan destek vermeseler de yakınlık duyduklarını saklamıyorlar. Zira FARC ile Bolivarcı yolda yürüyen bütün hükümetlerin hedefleri ne kadar ortak ise ABD ve onun işbirlikçileri için o kadar ters. Venezüella Bolivarcı Cumhuriyeti Devlet Başkanı Hugo Chavez’in bu yüzden sürekli suçlamalarla karşılaşması gayet normal. Örneğin FARC liderlerinden Raul Reyes’in ABD’nin verdiği istihbaratın değerlendirilmesi sonucunda Ekvador sınırları içinde Kolombiya ordusu tarafından öldürülmesinin ardından Venezüella hükümeti FARC gerillalarına destek vermekle suçlanmış, FARC Sekreterliği yaptığı açıklama ile Venezüella ile aralarındaki ilişkiyi değerlendirmişti: “FARC’ın Bolivarcı bir gerilla örgütü olduğu apaçık ortadadır. Sadece Chavez’le değil, ama bizim Amerika’mızın halklarının gündelik düşüncesinde de Bolivarcı ideallerde buluşuyoruz. Biz Bolivar’da, tüm süreçlerinde kendimizi buluyoruz; Monroe Doktrini ya da Ulusal Güvenlik veya Demokratik Özgürlük gibi yabancı doktrinlerde, ABD’lilerin yarattığı kendi jeopolitik sömürü ve tahakküm düşüncelerinde uzlaşamıyoruz. Tabii ki, Başkan Chavez’e ne kadar teşekkür etsek azdır, kendisinin bir barış gönüllüsü olması, insaniyette diretmesi, tutukluların değişimi için uğraşması, FARC ve ELN’nin örgüt olarak savaş hukukuna dâhil isyancılar olduğunun kabul edilmesi yolunda adımlar atması, Venezüella’nın coğrafyasını sunması ve barış görüşmelerini başlatabilecek sahneler yaratmasına derinden müteşekkiriz. Chavez, Kolombiya’da barışın, hem Venezüella hem de kıta barışı olduğunu anlamaktadır.”

İşte ABD yönetimi ne yapsa da FARC’ın etkinliğini bir türlü kıramadı. ABD yıllarca uğraşmasına ve türlü teknik donanıma sahip olmasına karşın başarılı olamayınca Vahşi Batı günlerindeki yöntemi kullanmaya karar verdi. Manuel Marulanda yıllarca ABD’nin en çok arananlar listesinde Usame Bin Ladin ile birlikte en tepede yer aldı. Başına 5 milyon dolar gibi büyük bir ödül konması, ABD açısından Marulanda’nın ne kadar tehlikeli olduğunu yeterince gösteriyor.

Kolombiya hükümeti halen Marulanda’nın ölmüş olabileceğine bir türlü inanmak istemiyor. Marulanda’nın saklandığına inanılan güneydeki ormanlık bölgeye düzenlenen bombardımanda yaralanmış olabileceği olasılığı üzerinde duran Kolombiya hükümeti, tüm kuşkuları ortadan kaldırmak için Marulanda’nın öldüğü tanısını koyacak olan kişiye 2.7 milyon dolar ödül vereceğini açıkladı. Kolombiya Genelkurmay Başkanı Mario Montoya’nın; “Bu cesedin teşhis edilmesi bizim için önemli olacak” demesi Marulanda’nın öldükten sonra bile işbirlikçi güçlere ne büyük korku saldığını gösteriyor. Kolombiya hükümeti Marulanda’nın öldükten sonra Che gibi bir efsane olmasından çekiniyor olabilir.

Zira Marulanda örnek yaşamı ile kendisinden gelenlere de yol göstermeye devam edecek. Birçok insanın rahat koltuklarında emekliliğin tadını çıkarmaya başladığı yaşlarda Marulanda hiç durmaksızın devrim mücadelesini sürdürüyordu. Kolombiya’nın Quindio bölgesinde bir köylü ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelen Marulanda neredeyse 80 yaşına gelmesine ve belki de dünyanın en güçlü gerilla örgütünü kurmasına karşın köşesine çekilmek yerine Kolombiya dağlarında, ormanlarında halk için mücadelesine devam etti. Her devrimci gibi yoldaşlarına da son derece düşkündü. Asıl adı Pedro Antonio Marin olmasına karşın, 1950’lerde Bogota’da polis tarafından öldürülen Manuel Marulanda Vélez’i adlı komünist gerillayı unutturmamak için şimdiki adını aldı.

Kuşkusuz Kolombiya halkı da, Kolombiyalılar için kendi yaşamını hiç düşünmeden feda etmeye hazır olan Marulanda’yı hiçbir zaman unutmayacak. FARC komutanlarından Timoleon Jimenez’in dediği gibi; “Halk için ölmek sonsuzluğa dek yaşamaktır!” Manuel Marulanda bir devrimciye yakışır biçimde görevini yerine getirdi ve bayrağı kendinden sonrakilere teslim etti. Şimdi bu onurlu bayrağı, oybirliği ile seçilen FARC’ın yeni lideri Alfonso Cano taşıyacak. Kolombiya hükümeti FARC’ın yeni lideri için de daha şimdiden çalışmalara başladı. Gerçek adı Guillermo Leon Saenz Vargas olan Cano hakkında cinayet, adam kaçırma, terörizm gibi 142 suçtan dava açıldı ve yeni lider 12 davadan ceza aldı. Kolombiya hükümeti ne kadar uğraşsa da devrim ateşini söndürmeyi başaramayacak.


Kolombiya Silahlı Devrimci Güçleri'nin lideri Alfonso Cano, Kolombiya ordusunun saldırıları sonucunda hayatını kaybetti.

60'lı yılların başında Bogota Üniversitesi Antopoloji Bölümü'nde öğrenim gören Alfonso Cano, daha o yıllardan öğrenci hareketinin liderlerinden birisi oldu. 1964'ten beri örgütün lider kadroları arasında bulunan Alfonso Cano, örgütün 'fikri önderi' olarak görülüyordu.

Cano, FARC'ın efsanevi lideri ve kurucusu Manuel Marulanda'nın 2008'de kalp krizi nedeniyle hayatını kaybetmesi sonucu örgütün liderliği ele almıştı. 'Mono Jojoy' lakaplı askeri önder Jorge Briceno'nun 2010'da, yine örgütün yönetici kadrosundan Raul Reyes ve Ivan Rios'un 2008'de öldürülmesinin ardından Cano, Kolombiya devleti tarafından tek hedef haline getirilmiş


muhalefet
« Son Düzenleme: 05 Ocak 2013, 00:18:22 Gönderen: Solplatform5 »