Gönderen Konu: Tembellik hakkım, çaktırmadan alırım  (Okunma sayısı 2734 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı hayriözşen

  • İleti: 219
    • Profili Görüntüle
Tembellik hakkım, çaktırmadan alırım
« : 13 Ocak 2013, 15:40:39 »





Heyhat! Bir kere taktım kafama bir türlü alamadığımız tembellik hakkını, ille de onunla ilgili yazdım. Belki tembellik hakkının sınıfsal bir analizi değil, ama ofis insanı için en az onun kadar hayati bir kaç öneri. Kapitalist çalışma anlayışı nasıl delinir kılavuzu... ya da nam-ı diğer iş yerinde nasıl normal çalışarak çok çalışıyormuşuz gibi görünme rehberi...

EN SON SİZ ÇIKIN

İş yerinde ne kadar çalışırsanız çalışın kimse sizin çabanızı görmez. Önce bunu kabul edin, stratejinizi ona göre belirleyin. Önemli olan ne kadar çok çalıştığınızı sözlü olarak deklare etmek; “Çalışıyorum, en çok ben çalışıyorum, çalışıyorum da çalışıyorum” diye ortalarda dolanmak da değildir. Zira bu kez de son derece itici bulunur, bol kem göze maruz kalırsınız. Çok çalışmasanız bile çalışıyormuş algısını insanların beyninde sinsice oluşturabilmek için ilk yapmanız gereken şey mesai bitiminde ofisten öyle koşa koşa çıkmamaktır, bunu unutmayın! Bir on dakika geç çıkın. Geç çıkın ki; ofis ahalisi, ofisi terk-i diyar eylerken sizi hala orada görsün. İlla biri o tuzağa düşüp “Sen çıkmıyor musun?” diye soracak ve siz de “Yetiştirmem gereken bir kaç şey var, çıkıcam az sonra” diye cevap vereceksiniz. Ve her şey işte böyle başlayacak.

Eğer iş yerinin servisi varsa o servise en son binen, hatta koşarak yetişen ve hatta nezaket gösterip “Kusura bakmayın arkadaşlar, son anda bir mail geldi de “ diyen siz olun. Olun ki; ününüz dalga dalga tüm odalara, tüm katlara yayılsın.

ÖRGÜTLENİN

Eğer ofisinizde herkes çok çalışıyorsa, önünüzdeki yol uzun ve meşakkatlidir, baştan söyleyelim. Bu durumda yapacağınız tek şeyse ofis ahalisini çalışmamaya teşvik etmektir! Bunun için ise ciddi bir örgütlenme stratejisine ihtiyacınız var. Bu stratejiyi ofiste sevmediğiniz bir kişinin çok çalışarak sizin haklarınızın tırpanlanmasına yol açtığı tezi üzerine kurabileceğiniz gibi tüm çalışanlarla kaynaşmayı da bir yöntem olarak benimseyebilirsiniz. Ama eğer sabrınıza güveniyorsanız ikinci şıkkı tercih edin deriz biz.

BEYHUDE BAKTI GEÇTİ

İş saatleri içinde bir saat çalıştınız diyelim, sonraki yarım saat sizindir, “insani hak” yani . Gazete mi okursunuz, sörf mü yaparsınız, Facebook ya da  Twitter alemlerine mi dalarsınız artık orasına biz karışmayız. Ama bütün bunları yaparken işinizle ilgili bir doküman; bir excel, ne bileyim bir Word sayfası, yarım kalmış bir mail mutlaka açık olsun. Olsun ki ani yönetici/şef baskınlarında içinde gezindiğiniz sayfadan bu sayfalara kolaylıkla geçip, mevzuyu ucuz atlatabilesiniz. Kör gözüm parmağına da yapmayın ama bu geçişleri, yöneticiniz onun geldiğini hissedip bir sayfayı kapattığınızı anladığında, tabi yöneticinizin halet-i ruhiyesine de bağlı olarak, başınız gerçekten belaya girebilir. Sonra vay ben bilmiyordum, yok duymamıştım olmasın.

            Ayrıca bilgisayara şifre koymak da ofis ortamında hayat kurtarır. Yerinizden kalkarken o şifreyi devreye alın ki; kalem alma bahanesiyle masanıza gelen hain emelli bir arkadaşın gözü bilgisayarınıza beyhude kaysın!

BİRİ SİZİ GÖZETLİYOR

“Bütün bunları siz düşünüyorsunuz da bizim yönetim düşünemiyor mu?” diye haklı bir soru sorabilirsiniz. Cevap tahmin ettiğiniz gibi; evet. Muhtemelen düşünüyor. Düşündüğü için de bilgisayarlarınız bilişim/ bilgi işlem bölümü tarafından izleniyor. Ama 8 saat boyunca sadece bilgisayarları çıplak gözle izleyip “eureka eureka” diye bağıracak bir çalışan istihdam etmek son derece anlamsız olduğundan, şirketiniz muhtemelen ofisteki her bilgisayarın kaydını tutuyor. Ve siz çok göze batmaya başladıysanız ancak, bilişim/ bilgi işlem bölümünden sizin bilgisayar hareketlerinizi istiyor. İşte düğüm tam da burada çözülüyor; göze batıp batmadığınızı siz anlayamazsınız,  ancak biri size bunu anlatır. Dememiz o ki; teknik ekiple aranızı iyi tutun, en azından bir terslik olduğunu, bu aralar biraz dikkatli olmanız gerektiğini söyleyecek kadar. Mesai çıkışı bira içmeye gerek yok, ama öğle arasında “teknik arkadaşlarla” içilen bir kahveyi de bu iş için çok görmeyin.

HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK

            Bu arada izin meselesi mühimdir. İzne her fırsatta ayrılın, ama mümkünse izin kağıdı doldurmayın, yani unutun doldurmayı. İnsanlık halidir, olur böyle şeyler. Böylelikle hem yıllık izninizden olmaz hem de işten atılırken / ayrılırken bu “kullanmadığınız” iznin parasını alabilirsiniz. İşe gitmediğiniz günler için doktor raporu almak da iyi çözümlerden biridir. Yani tıp dünyasıyla aranızı iyi tutun, zira her şeyin başı sağlık!

GÜNLÜK DEĞİL BÜYÜK DÜŞÜN

“Benim doktor arkadaşlarım yok” diyenlerdenseniz de üzülmeyin. İş yerine giriş çıkışlarda kart okutuyorsanız eğer, işe gitmediğiniz günler kartı arkadaşınıza vermek ve yerinize basmasını sağlamak gibi bir opsiyonunuz her zaman var. Ofisteki yokluğunuz elbet fark edilecek. Dolayısıyla, aman diyelim, yöneticinize/şefinize gelemeyeceğinizi türlü bahanelerle bildirmeyi unutmayın. Zira bu sadece performans değerlendirmenizi etkileyecek aylık ya da altı aylık gecikme/gelmeme raporlarında sizi kurtarmak için bir önlem. Unutmayın mottomuz; günlük değil büyük düşün!

 Eğer kart okutmuyor, parmak izi taramasıyla kapıyı açıyorsanız, parmağınız şiştiği ya da bir çeşit deri hastalığına yakanlandığınız için kapının parmağınızı tanımadığını gerekli mercilere iletebilirsiniz. Yeni bir araştırmanın sonucu bu, sistem şiş parmakları tanımayabiliyor, valla. Bilimsel bir gerçek yani. Neyse çok sıkıştığınız bir dönemde bu, sizi bir süre idare edecektir. Ama bu bilimsel dayanağı olan bahaneyi idareli kullanın, deriz biz. Yoksa başınızı duvarlara çook vurursunuz.

TAKDİR-İ İLAHİ

Şayet işe giriş çıkışlarda retina taramasından geçiyorsanız derhal ayrılın o işten! Daha da o işe gitmeyin. Nokta.

 İş yerinizde teknolojik bir kontrol sistemi yoksa zaten iş, tamamen sizin ikna yeteneğinize kalmış demektir. Sadece uydurduğunuz bahaneleri unutmayın, zira yöneticiniz/şefiniz tarafından “Bu, iki ay içinde ölen üçüncü dayın ama. Nasıl oluyor?” şeklinde bir cümle, şüpheli ve hayli sinir bozucu bir ses tonuyla size karşı kurulabilir. Gerçi onun da cevabı var; takdir-i ilahi.


http://www.birgun.net/lifes_index.php?news_code=1357466268&year=2013&month=01&day=06
« Son Düzenleme: 13 Ocak 2013, 15:45:34 Gönderen: hayriözşen »