Gönderen Konu: PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ  (Okunma sayısı 2162 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3352
PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ
« : 02 Şubat 2013, 11:53:04 »
Facebook ta Marksizm üzerine sürdürülen bir tartışmada Murat Uner arkadaşın Proletarya Diktatörlüğü ile ilgili paylaşımını buraya aktarıyorum.
Günümüze de ışık tutacağını,Devlet sorunsalı konusuna katkı sağlayacağını umuyorum.

Leninizmin İlkeleri

 1924 Nisan Başlarında Sverdlov Üniversitesi'nde Verilen Konferanslar

 Bu sayfaları LENİN Kampanyasına sunuyorum. (J.Stalin)



 PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ

 Bu konuya ilişkin üç temel soruna değineceğim:

 1) proletarya devriminin aleti olarak
 proletarya diktatörlüğü;

 2) proletaryanın burjuvaziye egemenliği olarak proletarya
 diktatörlüğü;

 3) proletarya diktatörlüğünün devlet biçimi olarak sovyet iktidarı.

1. Proletarya devriminin aleti olarak proletarya diktatörlüğü.
 Proletarya Diktatörlüğü sorunu, her şeyden önce, proletarya devriminin başlıca içeriği sorunudur.
Proletarya devrimi, bu devrimin hareketi, kapsamı, başarıları, ancak proletarya diktatörlüğü ile ete kemiğe
 bürünür.
 Proletarya diktatörlüğü, proletarya devriminin aleti, organı, birincisi,
 devrilmiş olan sömürücülerin direncini kırmak, ikincisi, proletarya devrimini sonuna
 kadar götürmek, devrimi sosyalizmin tam zaferine kadar götürmek için yararlanılan en
 önemli dayanak noktasıdır. Devrim, proletarya diktatörlüğü olmadan burjuvaziyi yenebilir,
 burjuva iktidarını devirebilir. Ama devrim, gelişmesinin belirli bir aşamasında temel
 dayanak noktası ödevini gören proletarya diktatörlüğü biçiminde özel bir organ
 yaratmazsa, burjuvazinin direncini kıramaz, zaferini koruyamaz ve sosyalizmin kesin zaferi
 için ileri yürüyemez.
 "Her devrimin temel sorunu, iktidar sorunudur" (Lenin). Bu, iktidarı almakla, iktidarı
 ele geçirmekle yetinmek gerekir demek midir? Hayır, bu demek değildir. İktidarın ele
 geçirilmesi, ancak başlangıçtır. Bir ülkede devrilmiş olan burjuvazi, birçok nedenden ötürü
 onu deviren proletaryadan daha güçlü olan durumunu uzun zaman korur. Bundan dolayı,
 iktidarı korumak, sağlamlaştırmak, yenilmez hale getirmek, her şeyden önce gelir. Bunu
 sağlamak için ne gereklidir? Hiç değilse zaferin "ertesi günü" proletarya diktatörlüğünün
 önüne çıkan üç belli ödevi başarmak gerekir: [sayfa 41]

 a) Devrimin iktidardan devirdiği ve mülksüzleştirdiği büyük toprak sahiplerinin ve
 kapitalistlerin direncini kırmak, onların, sermayenin iktidarını yeniden kurma
 girişimlerini başarısızlığa uğratmak;

 b) Bütün emekçileri proletaryanın çevresine toplayarak kuruluş çalışmasını
 örgütlendirmek, ve bu çalışmaya, sınıfların ortadan kalkmasını hazırlayacak biçimde yön
 vermek;

 c) Dış düşmanlara karşı savaşım için, emperyalizme karşı savaşım için devrimi
 silahlandırmak, devrim ordusunu kurmak.
 Bu ödevleri yerine getirmek için proletarya diktatörlüğü gereklidir.
 "Kapitalizmden komünizme geçiş –der Lenin– bir tarihsel dönemin tümünü kapsar. Bu
 dönem tamamlanana kadar, sömürücülerin, eskiyi yeniden kurma umudunu beslemeleri
 kaçınılmazdır. Bu umut, eski düzeni yeniden kurmak isteyen çabalara da dönüşür. İlk ciddî
 yenilgiden sonra, yenilgiyi hiç beklemeyen ve buna inanmayan, iktidarı elden kaçırmak
 fikrini kabul etmeyen sömürücüler, kaybolan 'cennet'i yeniden fethetmek için, eskiden o
 kadar mutlu bir yaşam süren ve şimdi 'adi halk güruhu' tarafından iflâsa ve yoksulluğa (ya
 da 'aşağılık' işlerde çalışmaya) mahkûm edildikleri için, iki kat enerji ile, şiddetli bir
 tutkuyla, yüz kat artmış bir kinle savaşa atılırlar ve sömürücü kapitalistlerin ardında
 küçük-burjuvazinin büyük kitlesi durur. Bütün ülkelerde, onlarca yıllık tarihsel deneyimin
 gösterdiği gibi, küçük-burjuvazi duraksar ve sallanır, bir gün proletaryanın ardında yürür,
 ertesi gün devrimin zorluklarından korkuya kapılarak işçilerin ilk yenilgisinde ya da yarı yenilgisinde
 paniğe kapılır, aklını kaybeder, sağa sola atılır, ağlamaklı olur, bir kamptan
 ötekine koşar." (Proletarya Devrimi ve Dönek Kautsky, c. XXIII, s. 355, Rusça.)

 Burjuvazinin ise, eski düzeni yeniden kurmaya çalışmak için kendi nedenleri vardır,
 çünkü bu sınıf, devrilmesinden [sayfa 42] sonra, uzun bir zaman proletaryadan daha güçlü
 olarak kalır.
 Lenin der ki:
 "Eğer sömürücüler, bir tek ülkede yenilgiye uğratılırlarsa –bu, elbette tipik bir
 durumdur, çünkü devrimin aynı zamanda birkaç ülkede birden başarıya ulaşması ender bir
 istisnadır–, yenilmiş olmalarına karşın, sömürülenlerden daha güçlü olarak kalırlar."
 (Ibidem, s. 354.)

 Devrilen burjuvazinin gücü nereden gelir?
 Birincisi, "uluslararası sermayenin gücünden, uluslararası bağlantılarının gücü ve
 dayanıklılığından." (Lenin, "Sol" Komünizm, Bir Çocukluk Hastalığı, c. XXV, s. 173,
 Rusça.)[16]

 İkincisi, "Devrimden sonra, uzun süre sömürücülerin zorunlu olarak birçok gerçek ve
 önemli üstünlükleri ellerinde bulundurabilmelerinden: hâlâ paraları vardır (hepsine
 hemen elkoymak olanaksızdır), bir miktar taşınır servet de ellerinde kalır; bu da çok defa
 önemli miktarlara varır. Eskiden kalma ilişkileri, örgüt ve yönetme alışkanlıkları vardır,
 yönetimin bütün sırlarını (âdetleri, yöntemleri, araçları, olanakları) bilirler. Öğrenimde
 üstün durumdadırlar. (Yaşamı ve ideolojisi ile burjuva olan) yüksek teknik personel ile
 yakınlıkları vardır. Askerlik sanatında eskiden kalma çok daha üstün deneyimleri vardır
 (bu çok önemlidir) vb.." (Proletarya Devrimi ve Dönek Kautsky, c. XXIII, s. 354, Rusça).

 Üçüncüsü, "alışkanlık kuvvetinden, küçük üretimin gücünden alır. ... [Çünkü] ne yazık
 ki, küçük üretim hâlâ dünyada yaygın haldedir ve küçük üretim, sürekli olarak her gün, her
 saat, kendiliğinden ve yığın halinde kapitalizmi ve burjuvaziyi doğurmaktadır." ... [Çünkü]
 sınıfları ortadan kaldırmak demek, küçük meta üreticilerini de ortadan kaldırmaktır; oysa
 bunlar kovulamaz, ya da ezilemez: bunlarla birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız.
 Bunlar, ancak [sayfa 43] çok uzun, yavaş ve dikkatli örgütsel çalışma yoluyla değiştirilebilir
 ve yeniden eğitilebilirler (ve öyle yapmak da gerekir)." ("Sol" Komünizm, Bir Çocukluk
 Hastalığı, c. XXV, s. 173 ve 189, Rusça.)[17]

 Bu ödevleri kısa zamanda başarmanın, bütün bunları birkaç yılda gerçekleştirmenin
 kesinlikle olanaksız olduğu tanıt gerektirmeyecek kadar açıktır. Bu nedenle, proletarya
 diktatörlüğünü, kapitalizmden komünizme geçişi, kısa bir "üstün devrimci" emirnameler
 ve kararnameler dönemi değil , iç savaşlar ve dış çatışmalar ile, sebatlı örgüt ve ekonomik
 kuruluş çalışmaları ile, ilerlemelerle ve geri çekilmelerle, zaferlerle ve yenilgilerle dolu,
 koca bir tarihsel dönem olarak kabul etmek gerekir. Bu tarihsel donem, yalnızca
 emperyalizme karşı eksiksiz zaferin ekonomik ve kültürel önkoşullarını yaratmak değil,
 aynı zamanda, proletaryaya ilkönce kendini eğitmek, çelikleşerek, ülkeyi yönetecek
 nitelikte bir güç haline gelmek olanağını kazandırmak için, küçük-burjuva tabakalarını
 sosyalist üretimin örgütlenmesini güvenlik altına alan bir yönde yeniden eğitebilmek ve
 bunlara yeni biçim verebilmek için de zorunludur.
 Marx, işçilere şunları söylüyordu:
"Yalnızca varolan ilkeleri değiştirmek için değil, ama aynı zamanda kendi kendinizi
 değiştirmek, siyasal iktidarı sürdürecek yeteneğe sahip olabilmek için, onbeş, yirmi, elli yıl
 süren iç savaşlar ve uluslararası savaşlardan geçeceksiniz." (Kari Marx, Köln Komünistleri
 Yargılaması Üzerine Açıklamalar.)

 Marx'ın düşüncesini devam ettiren ve daha da geliştiren Lenin şöyle yazar:
"Gerçekten pek büyük olan bu görevler yanında, proletarya diktatörlüğü altında,
 milyonlarca köylüyü, küçük patronu, yüzbinlerce memur ve müstahdemi, burjuva [sayfa
 44] aydını eğitmek, bunların hepsini proletarya devletine ve proleter yönetimine bağlı
 kılmak, onların burjuva alışkanlık ve geleneklerinin üstesinden gelmek gibi muazzam
 görevler" olacaktır. Bundan başka, "proleterleri de, küçük-burjuva önyargılarını,
 birdenbire, mucize kabilinden, Meryem Ananın işaretiyle, bir sloganla, bir karar ya da
 yasayla terketmeyen ve bu önyargılarını ancak küçük-burjuva yığınların etkilerine karşı
 uzun ve çetin bir yığın savaşı sonucu terkedebilen proleterlerin kendilerini de proletarya
 diktatörlüğü temeli üzerinde, uzun vadeli bir savaşım pahasına yeniden eğitmek gerekir."
 ("Sol" Komünizm, Bir Çocukluk Hastalığı, c. XXV, s. 248 ve 247, Rusça.)[18]
[/color]
« Son Düzenleme: 02 Şubat 2013, 13:02:49 Gönderen: veda »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3352
Ynt: PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ
« Yanıtla #1 : 02 Şubat 2013, 12:17:10 »
2. Proletaryanın burjuvaziye egemenliği olarak proletarya diktatörlüğü.

Yukarda söylediklerimizden, proletarya diktatörlüğünün, hükümetteki adamları değiştirme, eski
 iktisadî ve siyasal düzeni olduğu gibi bırakan basit bir "kabine" değişikliği vb. olmadığı
 anlaşılır. Diktatörlükten yangından korkar gibi korkan ve bu korkuyla diktatörlük
 kavramının yerine "iktidarın ele geçirilmesi"ni koyan menşevikler ve bütün ülkelerin
 oportünistleri, "iktidarın fethi"ni, genellikle bir "kabine" değişikliğine, Scheidemann ve
 Noske, Mac Donald ve Henderson gibi adamlardan meydana gelmiş bir bakanlar
 kurulunun iktidarda boy göstermesi haline indirgerler. Bu kabine değişmelerinin ve buna
 benzer başka değişikliklerin, gerçek iktidarın, gerçek bir proletarya tarafından
 elegeçirilmesi ile ortak hiç bir yanı yoktur. Mac Donald'lar, Scheidemann'lar iktidara
 geçince, eski burjuva düzen muhafaza edildiğine göre, onların sözde hükümetleri,
 burjuvazinin emrinde, emperyalizmin yaralarını gizleyen bir perdeden, ezilen ve
 sömürülen kitlelerin devrimci eylemine karşı burjuvazinin elinde bir aletten başka bir şey
 değildir. Kitleleri paravansız ezmek ve sömürmek rahat ve elverişli [sayfa 45] olmadığı ve
 zor olduğu zaman, sermaye, böyle hükümetlere gereksinme duyar. Elbette ki, böyle
 hükümetlerin ortaya çıkışı (kapitalistler için) "Şipka Geçidinde"[19] her şeyin yolunda
 gitmediğini gösterir; bununla birlikte, bu çeşit hükümetlerin, sermayenin kılık değiştirmiş
 hükümetleri olarak kalmaları kaçınılmazdır. Yer ile gök birbirinden ne kadar uzaksa, bir
 Mac Donald, bir Scheidemann hükümeti, proletarya iktidarından o kadar uzaktır.
 Proletarya diktatörlüğü bir hükümet değişikliği değildir, merkezde ve illerde yeni iktidar
 organları olan yeni bir devlettir; proletaryanın devleti, eski devletin, burjuva devletin
 yıkıntılarından fışkırır.
 Proletarya diktatörlüğü, burjuva düzenin temelinden fışkırmaz, burjuvazinin
 devrilmesinden sonra bu sınıfın kaldırılması, büyük toprak sahiplerinin ve kapitalistlerin
 mülksüzleştirilmesi, başlıca üretim araçlarının toplumsallaştırılması süreci sırasında,
 zorlu proletarya devrimi süreci sırasında ortaya çıkar. Proletarya diktatörlüğü, burjuvaziye
 karşı zor kullanmaya dayanan devrimci bir iktidardır.
 Devlet, egemen sınıfların elinde, sınıf düşmanlarının direncini ezmek için bir
 makinedir. Proletarya diktatörlüğü, bu bakımdan herhangi bir sınıfın diktatörlüğünden
 farklı değildir. Ama burada köklü bir fark vardır. Bugüne kadar yaşamış olan bütün sınıf
 devletleri, sömürücü azınlığın sömürülen çoğunluk üzerinde diktatörlüğü idi; oysa
 proletarya diktatörlüğü, sömürülen çoğunluğun sömürücü azınlık üzerindeki
 diktatörlüğüdür. Kısaca:
"Proletarya diktatörlüğü, proletaryanın burjuvazi üzerinde egemenliğidir; bu egemenlik
 yasayla sınırlanmamıştır ve zora dayanır ve sömürülen emekçi kitlelerin sevgi ve desteğini
 kazanmış bir egemenliktir." (Lenin, Devlet ve Devrim.) [sayfa 46]

 Bundan iki temel sonuç çıkarabiliriz:
 Birinci sonuç. Proletarya diktatörlüğü "tam" demokrasi, zengin olsun, yoksul olsun
 herkes için demokrasi olamaz; proletarya diktatörlüğü, yeni bir biçimde –proleterler ve
 genel olarak yoksullar için[20]– demokratik, yeni bir biçimde –burjuvaziye karşı[20]–
 diktatörce bir devlet olmalıdır..." (Devlet ve Devrim, c. XXI, s. 393, Rusça.)
Kautsky ve
 yandaşlarının evrensel eşitlik, "saf" demokrasi, "mükemmel" demokrasi vb. konusundaki
 düşünceleri, sömürülenler ile sömürenler arasında eşitlik olmayacağı kuşku götürmez
 gerçeğinin burjuvaca gizlenmesinden başka bir şey değildir. "Saf" demokrasi teorisi,
 emperyalist haydutlar tarafından uslandırılıp semirtilmiş olan işçi aristokrasisinin
 teorisidir. Bu teori, kapitalizmin yaralarını gizlemek, emperyalizmi daha az iğrenç
 göstermek ve sömürülen kitlelere karşı savaşımında emperyalizme manevî güç sağlamak
 için ortaya çıkarılmıştır. Kapitalist düzende, sömürülenler için gerçek "özgürlükler"
 olamaz, özgürlüklerden yararlanmak için zorunlu olan yapıların, basımevlerinin, kâğıt
 depolarının, ayrıcalıklı sömürücülerin elinde bulunması, tek başına bu, "özgürlükler"in
 yokluğunu tanıtlamaya yeter. En demokratik düzende bile, hükümetleri iktidara geçiren,
 halk değil, Rothschild'ler, Steinner'ler, Rockefeller'ler, Morgan'lar olduğuna göre, kapitalist
 düzende, sömürülen kitleler, ülkenin yönetimine katılmaz ve katılamaz. Kapitalist düzende
 demokrasi, sömürülen çoğunluğun haklarının sınırlandırılmasına dayanan ve bu
 çoğunluğa karşı yönelmiş sömürücü azınlığın kapitalist demokrasisidir. Sömürülenler için
 gerçek özgürlükler, proleterlerin ve köylülerin ülkenin yönetimine gerçekten katılması,
 ancak proletarya diktatörlüğünde olanaklıdır. Proletarya diktatörlüğünde demokrasi,
 sömürücü azınlığın haklarının sınırlandırılmasına dayanan ve bu azınlığa karşı yönelmiş
 bir proleter demokrasisi, [sayfa 47] çoğunluğun demokrasisidir.
 İkinci sonuç. Proletarya diktatörlüğü, burjuva toplumun, burjuva demokrasisinin barış
 içinde gelişmesinin sonucu olamaz: proletarya diktatörlüğü, ancak, burjuva devlet
 makinesinin, burjuva ordunun, burjuva bürokratik aygıtın, burjuva polisin ezilmesinin
 sonucu olarak doğabilir.
 Marx ve Engels, Komünist Parti Manifestosu'nun "Önsöz"ünde, "işçi sınıfının, mevcut
 devlet mekanizmasını salt elinde tutmakla onu kendi amaçları için kullanamayacağını"[21]
 söylerler. Proletarya devrimi, "şimdiye değin olduğu gibi, artık bürokratik ve askeri
 makineyi başka ellere geçirtmeye değil, ama onu yıkmaya dayanacağını belirtiyorum. Kıta
 üzerindeki gerçekten halkçı her devrimin ilk koşuludur bu."
[22] diye yazıyordu Marx,
 1871'de Kugelmann'a mektubunda.
 Marx'ın Avrupa kıtasını kapsayan bu sözleri, bütün ülkelerin oportünistlerine ve
 menşeviklerine, hiç değilse Kıta Avrupası dışında kalan bazı ülkelerde (İngiltere'de,
 Amerika'da) burjuva demokrasisinin barış içinde bir gelişmeyle proleter demokrasisine
 dönüşebileceği olanağını Marx'ın kabul ettiğini bağıra bağıra ilân etme bahanesini verdi.
 Gerçekten Marx, böyle bir olanağı kabul ediyordu ve tekelci kapitalizmin, emperyalizmin
 henüz varolmadığı ve gelişmelerinin özel koşulları yüzünden İngiltere'de ve Amerika'da
 militarizmin ve bürokrasinin henüz gelişmiş olmadığı 1870-1880 yıllarında bu ülkeler için,
 böyle bir görüşe varmasının haklı nedenleri vardı. Gelişmiş emperyalizmden önce durum
 böyle idi. Ama 30-40 yıl geçtikten sonra, İngiltere'nin ve Amerika'nın durumları köklü
 olarak değiştikten sonra, emperyalizm geliştikten ve istisnasız bütün ülkeleri
 kucakladıktan sonra, militarizmin ve bürokrasinin İngiltere ve Amerika'da ortaya
 çıkmasından ve bu ülkelerin kendilerine [sayfa 48] özgü, barış içinde gelişme koşulları
 ortadan kalktıktan sonra, bu iki ülkenin istisna olarak nitelenmesinden de vazgeçmek
 gerekti.
 "Bugün –diyor Lenin–, 1917'de birinci büyük emperyalist savaş döneminde Marx'ın bu
 sınırlandırması sözkonusu olamaz. İngiltere'de, Amerika'da –bütün dünyada– anglosakson
 "özgürlüğünün" (militarizmin ve bürokrasinin yokluğu anlamında) bu son iki
 temsilcisi de bütün Avrupa'yı kapsayan askerî ve bürokratik kurumların pis ve kanlı
 bataklığına düşmüşlerdir; o kurumlar ki, her şeyi kendilerine bağımlı kılarlar, her şeyi
 ağırlıklarıyla ezerler. Şimdi İngiltere'de olsun, Amerika'da olsun, her gerçek halk
 devriminin yerine getirmesi gereken önkoşul (1914'ten 1917'ye kadar Avrupa'dakilerden
 geri kalmayan bir emperyalist yetkinliğe ulaştıran) "hazır" "devlet aygıtı"nı parçalayıp
 yoketmektir." (Devlet ve Devrim, c. XXI, s. 395, Rusça.)

 Başka bir deyişle, zora dayanan, proletarya devriminin önkoşulu olarak proletaryanın
 burjuva devlet aygıtının tahribi yasası, dünyanın emperyalist ülkelerindeki devrimci
 hareketin kaçınılmaz bir yasasıdır.
 Uzak bir gelecekte, proletarya, başlıca kapitalist ülkelerde muzaffer olursa, ve bugünkü
 kapitalist kuşatmanın yerini sosyalist bir kuşatma alırsa, belirli kapitalist ülkeler için
 sosyalizme barış içinde varmak elbette olanaklıdır. "Elverişsiz" uluslararası durum
 karşısında, kapitalistler, "gönüllü olarak", proletaryaya ciddî ödünler vermeyi daha akıllıca
 bir hareket sayabilirler. Ama bu varsayım, ancak uzak bir gelecekte olanaklı olabilir. Yakın
 gelecek için bu varsayımın hiç bir, kesinlikle hiç bir dayanağı yoktur.
 Bunun için Lenin diyor ki: "Burjuva devlet aygıtı zorla tahrip edilip yerine yenisi
 kurulmadan proletarya devrimi olanaksızdır." (Proletarya Devrimi ve Dönek Kautsky, c.
 XXIII, s. 342, Rusça.)
[/color]
« Son Düzenleme: 02 Şubat 2013, 13:05:31 Gönderen: veda »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3352
Ynt: PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ
« Yanıtla #2 : 02 Şubat 2013, 12:42:23 »
3. Proletarya diktatörlüğünün devlet biçimi olarak [sayfa 49] sovyet iktidarı.

 Proletarya iktatörlüğünün başarısı, burjuvazinin baskı altına alınması, burjuva devlet aygıtının
 yıkılması, burjuva demokrasisinin yerini proleter demokrasisinin alması demektir. Bu
 biliniyor. Ama bu muazzam iş, hangi örgütle başarılacaktır? Burjuva parlamentarizmi
 temeli üzerinde gelişmiş olan proletaryanın eski örgüt biçimlerinin bu işe yetmeyeceği
 kuşkusuzdur. O halde, proletaryanın, burjuva devlet aygıtının mezar kazıcılığını
 yapabilecek, yalnız bu aygıtı tahribe değil, yalnız burjuva demokrasisinin yerine proleter
 demokrasiyi koymaya değil, ama proleter devlet iktidarının temeli olmaya da yetenekli
 yeni örgüt biçimleri nelerdir?
 Proletaryanın bu yeni biçimleri nelerdir?
 Eski örgüt biçimlerine oranla, Sovyetlerin daha güçlü olması nedendir?
 Çünkü Sovyetler, proletaryanın en geniş kitle örgütleridir. Çünkü sovyetler ve yalnız
 Sovyetler, istisnasız bütün işçileri kucaklayan örgütlerdir.
 Çünkü sovyetler, bütün ezilen ve sömürülenleri, işçileri ve köylüleri, askerleri ve
 denizcileri kucaklayan biricik kitle örgütleridir. Ve bu nedenle, kitlelerin savaşımının
 siyasal sevk ve yönetimi en kolay biçimde bu kitlelerin öncüsü tarafından, proletarya
 tarafından, bu örgüt içinde eksiksiz gerçekleştirilebilir.
 Çünkü sovyetler, kitlelerin devrimci savaşımının, siyasal faaliyetinin, kitleleri,
 ayaklandırmanın en güçlü organları, malî sermayenin ve siyasal uzantılarının sonsuz erkini
 kıracak en güçlü organlardır.
 Çünkü sovyetler, kitleleri doğrudan doğruya örgütlendirirler, yani en demokratik
 örgütlerdir; ve bu yüzden de kitleler arasında en çok otoritesi olan, yeni devletin
 örgütlerine ve yönetimine kitlelerin katılmasını kolaylaştıran ve eski sistemi yıkmak için
 yeni proleter sistemini kurmak için savaşım halinde olan kitlelerin devrimci enerjisinin,
 [sayfa 50] inisiyatifinin, yaratıcı yeteneklerinin gelişmesini en büyük ölçüde kolaylaştıran
 örgütlerdir.
 Sovyetler iktidarı, yerel Sovyetlerin bir tek genel devlet örgütü içinde, ezilen ve
 sömürülen kitlelerin öncüsü ve egemen sınıf olan proletaryanın devlet örgütü içinde bir
 sovyetler cumhuriyeti olarak birleşmesidir.
 Sovyetler iktidarının özü, kapitalistler ve büyük toprak sahipleri tarafından ezilmiş olan
 sınıfların en geniş ve devrimci kitle örgütlerinin şimdi "bütün devlet iktidarının, bütün
 devlet aygıtının sürekli ve biricik[23] temeli" olmasıdır. Sovyetler iktidarının özü, "en
 demokratik burjuva cumhuriyetlerde bile, yasa karşısında eşit haklara sahip olmakla
 birlikte, siyasal yaşama katılma ve demokratik hak ve özgürlüklerden yararlanmadan,
 binlerce yol ve kurnazlıkla uzak tutulmuş bulunsa, yığınların, şimdi devletin demokratik
 yönetimine, durmadan[23] ve zorunlu olarak, ve üstelik kesin[23] bir biçimde,
 katılmalarıdır.". (Lenin, "Proletarya Diktatörlüğü ve Burjuva Demokrasisi Üzerine Rapor
 ve Tezler. Komünist Enternasyonalin Birinci Kongresine", c. XXIV, s. 13, Rusça.)[24]

 Bundan ötürü, sovyet iktidarı, eski burjuva ve demokratik parlamenter biçiminden
 temelde farklı olan yeni biçimde bir devlet örgütü, emekçi kitlelerin sömürülmesi ve
 ezilmesi amacına değil, bu kitlelerin her çeşit zulümden ve sömürüden kurtarılması
 amacına, proletarya diktatörlüğü amacına uyarlanmış bir yeni tip devlettir.
 Lenin, sovyet iktidarının "Burjuva demokratik parlamentarizm çağını kapadığını,
 dünya tarihinin yeni bir bölümünü, –proletarya diktatörlüğü çağını– başlattığını"

 söylerken haklıydı.
 Sovyet iktidarının ayırdedici özellikleri nelerdir? [sayfa 51]
 Sovyetler iktidarı, düşünülebilen bütün devlet örgütleri içinde, kitlesel niteliği en
 belirgin olanı, en demokratik olanıdır; çünkü Sovyetler iktidarı, sömürülen işçilerin ve
 köylülerin sömürenlere karşı savaşım için aralarında ittifak ve işbirliği kurdukları arena
 olduğu ve faaliyetini bu ittifaka ve işbirliğine dayandırdığı için, bu iktidar, nüfusun
 çoğunluğunun azınlık üzerinde egemenliğini ifade eden iktidardır, çoğunluğun devletidir,
 çoğunluk diktatörlüğünün ifadesidir.
 Sovyet iktidarı, sınıflı toplumun bütün devlet örgütlerinin en enternasyonalist olanıdır;
 çünkü her türlü ulusal baskıyı yokederek ve ayrı ayrı ulusların emekçilerinin işbirliğine
 dayanarak bu kitlelerin bir tek devlet içinde toplanmalarını kolaylaştırır.
 Sovyet iktidarı, bünyesinin tümü bakımından, ezilen ve sömürülen kitlelerin, bu
 kitlelerin öncüsü, Sovyetlerin en tutarlı ve en bilinçli çekirdeği olan proletarya tarafından
 yönetilmesi ödevini kolaylaştırır.
 "Bütün devrimlerin ve bütün ezilen sınıflar hareketlerinin deneyimi, dünya sosyalist
 hareketinin deneyimi –diyor Lenin–, bize, yalnızca proletaryanın, emekçi ve sömürülen
 nüfusun geri ve dağınık katmanlarını biraraya getirecek ve ardından sürükleyecek
 durumda olduğunu öğretir." (Ibidem, s. 14.)
[25] Sovyet iktidarının bünyesi ise, bu
 deneyimden edinilen derslerin uygulanmasını kolaylaştırır.
 Çünkü, yasama ve yürütme güçlerini bir tek devlet örgütünde birleştiren ve seçim
 bölgeleri yerine üretim bölgelerini –fabrikalar ve yapımevleri gibi– koyan sovyet iktidarı,
 işçileri ve emekçi kitleleri, devlet yönetim aygıtına genellikle doğrudan doğruya bağlar,
 onlara ülkeyi yönetmeyi öğretir.
 Çünkü Sovyetler iktidarı, orduyu, burjuva buyruğundan [sayfa 52] kurtarabilen ve
 burjuva düzeninde halka karşı baskı aracıyken, halkı kendi ulusal burjuvazisinden ve
 yabancı burjuvaziden kurtarma aracı haline getirebilen tek iktidardır.
Çünkü, "bürokratik ve hukuksal burjuva aygıtı bir vuruşta parçalamaya ve kesin olarak
 yoketmeye, yalnızca sovyetik devlet örgütü gerçekten yeteneklidir." (Ibidem.)[26]

 Çünkü, ancak sovyet devlet biçimi, çalışan ve sömürülen kitlelerin devlet yönetimine
 sürekli olarak ve kayıtsız koşulsuz katılmalarını sağlayarak, devletin yavaş yavaş yok
 olmasını hazırlayabilir; ve devletin yok olması, gelecek devletsiz komünist toplumun temel
 öğelerinden biridir.
 Demek ki, Sovyetler cumhuriyeti, proletaryanın iktisadî kurtuluşunu ve sosyalizmin
 tam zaferini olanaklı kılan, uzun zaman aranmış ve sonunda bulunmuş siyasal biçimdir.
 Paris Komünü, bu biçimin embriyonu idi. Sovyet iktidarı, onun gelişmesi ve doruğuna
 ulaşmasıdır.
 İşte bunun için Lenin:
 "İşçi, asker ve köylü vekilleri Sovyetleri cumhuriyeti, yalnızca demokratik kurumların
 daha yüksek bir biçimi değildir. ... Aynı zamanda, sosyalizme en ağrısız geçişi sağlayabilen
 biricik[27] biçimdir." der. ("Kurucu Meclis Üzerine Tezler", c. XXII, s. 131,Rusça)

« Son Düzenleme: 02 Şubat 2013, 13:07:50 Gönderen: veda »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET