SINIFLI TOPLUMLARDA ÇOCUK OLMAK > Çocuklarda Emek Sömürüsü

Sömürü düzeninde emekçi çocuklar ve esnek iş piyasaları

(1/1)

Prometheus:
Okulda ikinci yarı başlamaya az bir zaman kala ders hazırlıkları sürerken, ders okumaları içindeki iki kitap, soL pazar yazısının konusu olacak. Bunlardan ilki Paul Brizon’un Emeğin ve emekçilerin tarihi (Onur yayınlarından 1977 baskısı) adlı ile eski ve klasik bir kitabı, ikincisi de gazeteci-yazar Bénédicte Manier’nin Le travail des enfants dans le monde, Coll. Repéres, 2011 (Dünya’da çocukların çalışması) adlı çalışmasıdır.

Sermaye emekçi çocuklara neden ihtiyaç duyuyor? Brizon bu soruyu A. Smith’in yaşamsal ücret hipotezinden ve kapitalizmin “Tunç” yasasından yola çıkarak cevaplıyor. Biliyorsunuz işçilerin ücreti onların tükettikleri en temel mal ve hizmetlerin fiyatlarına göre belirleniyor. İşçinin yaşaması için gerekli ücret işçinin bir günlük emeğinin küçük bir parçasına eşit düştüğü için sermayenin emek sömürüsünü sağlıyor. Öte yandan sömürünün kalıcı olabilmesi içinde çalışan işçinin karısı ve çocuklarının da işyerine bağlanması gerekiyor. O günün çocukları geleceğin işçileri olabilmesi için küçük yaşta çocuklar, tabii bazen annesiyle beraber, işe alınıyor. Burada bir parantez açmak gerekirse, işçinin çocuklarının da işçi olarak kaldığını Türkiye’deki TUİK Hane halkı tüketim verilerinden yararlanarak gösterilebiliriz. Buna göre Hane halkı reisinin niteliksiz işlerde çalışan bir ailenin eğitim ile ilgili tüketim harcamalarına bakarak gelecekte işçi ailesinin nasıl bir değişim geçireceği ile ilgili ipuçları bulabiliriz. Yani bir işçi ailesinin toplam eğitim harcamalarının ilk önce tüm mesleklerdeki toplam tüketim harcamaları içindeki payına, daha sonra da aile reisinin niteliksiz işlerde çalışan hane halkının üniversite eğitim harcamasının kendi toplam eğitim harcamaları içindeki paylarına bakabiliriz. Bu şekilde hane halkı reisinin işçi olduğu bir ailenin çocuklarının zaman içinde hangi eğitimden daha fazla yararlandıklarını öğrenebilir ve mesleki gelecekleri hakkında bir fikir sahibi olabiliriz. Bologna ile ilgili kitaptaki çalışmada, niteliksiz işlerde çalışan bir işçi ailesinin daha fazla orta öğretim ve niteliği belirlenmemiş (yani dikiş kursları gibi mesleki geliştirmeye dayalı çeşitli kurslar) eğitim programlarından yararlandığını göstermektedir. Bu bir anlamda hane halkı reisinin niteliksiz işlerde çalıştığı bir ailede çocukları da gelecekte tıpkı babaları gibi eğitim alamayacaktır ve bu durum onların da (belki) niteliksiz işlerde çalışmalarına vesile olacaktır. Marx’ın ve Brizon’un dedikleri gibi kapitalizm, niteliksiz işlerde istihdam edilmek üzere atıl emek rezervine ihtiyacı vardır. Aile reisinin nitelik istemeyen işlerde çalıştığı hane halklarının sayısına baktığımızda ortaya aşağıdaki grafik çıkar.

Grafik 1: Hane halkı reisinin niteliksiz işlerde çalıştığı ailelerin toplam hane halkları içindeki payı ile değişim oranları (%): Türkiye (2002-2011)



TUİK, Hane halkı Tüketim harcaması veri tabanı

Buna göre aile reisinin niteliksiz işlerde çalıştığı hane halklarının toplam hane halklarına oranı yaklaşık %9’dur. Üstelik payları 2011 yılında 2003 yılına nazaran 1,4 puan yükselmiştir. Bu kesimin eğitim hizmeti harcamalarının diğer mesleklere bağlı hane halklarına göre çok düşük olduğunu hatırlarsak gelecek içinde bu manzaranın devam edeceğini kolayca tahmin edebiliriz. Şu son 9 yıldan beri (TUİK verileri 2002-2011 yılları arası olduğu son 9 yılın değişim oranlarına bakabiliyoruz) aile reisinin niteliksiz işçi olduğu hane halklarının nüfusu toplam hane halkı nüfusundan daha fazla artmaktadır. Bu bir anlamda diğer mesleklere nazaran niteliksiz işlerde çalışanların zaman içinde sayılarının artacağını da göstermektedir.

Türkiye parantezini kapattıktan sonra yine 19’ncu yüzyıl sonunda çocuk emeği ile günümüzdeki çocuk emeği ve sömürüsüne değinelim ve yukarıdaki örneğimizi konu ile bağlantısını bulmaya çalışalım. 19’ncu yüzyıldaki sermayenin çocuk emeğini tercih etme sebebi, hem çocuğun yetişkinlere nazaran uysal ve itaatkâr olmasıdır, hem de çok az bir ücretle çalışmasıdır. Bu ikisi de sermayedarın tüketim sorunundan bağımsız olarak söylersek, kârlarına yaradığı için işine gelmektedir. Bu arada yoksul Avrupalı aile içinde çocuğun dışarıda çalışması her ne kadar az bir ücret alsa bile önemlidir. İki nedeni vardır: ilki her ne kadar az ücretle de çalışsa bütün bir gün ailenin sırtında yük olmaktan kurtaracaktır, çünkü her gün yemesi, beslenmesi sermayedara ait olmaktadır. İkinci nedeni ise ailelerin, gelecekte çocukların mesleğini daha iyi öğrendiğinde daha çok para kazanabileceği umududur. Oysa o çocuklar çıraklık devresinden sonra yetişkin olduklarında işlerini kaybedebileceklerdir. Çünkü sonuçta çocuğun çıraklık yaptığı yer, meslek okulu değil, verimlilik esasına göre çalışan fabrikadır. Çocuklar üstelik bir meslekte öğrenmezler. Yine Brizon’dan aktarmak gerekirse, Fransa’daki tekstil atölyelerinde bir makinenin başına oturtulan çocuklar sabahtan akşama kadara aynı iş makinesinin sürekli aynı kolunu çevirip dururlar. Çalışma süresi de günde 12 saattir. Üstelik sıkılıp oturdukları yerden aşağı inmesinler diye tabureleri yerden çok yüksektir.

Günümüzde emek verimliliğinden yola çıkarak iş piyasalarında esneklik önerenler, iş güvencesinin olamamasını savunanlar, işini kaybeden ebeveynlerin çocuklarının aileye maddi katkı sağlamak için daha fazla işe koşacaklarını düşünemezler mi? Ki öyle olmaktadır da. Manier özellikle Afrika kıtasında çalışan küçük yaşta çocukların sayısının gittikçe arttığını söylemektedir. Dünya’da beş çocuktan biri çalışmaktadır. Özellikle dünya’da hizmet sektörünün sanayi sektörüne nazaran daha fazla gelişmesi bir de rekabete dayalı iş güvenliğinden yoksun çalışma biçimlerinin artması çocuk emekçilerin sayısını da arttırmıştır. Asya’da çocuk fuhuşu artmıştır. Genellikle batılı turistler ile küresel ekonominin yeni aktörleri olan Çin ve Rus zenginlerin uğrak yerleri olmuştur. Sermayedarın iş çıkışı zevklerine kurban verilen birçok 18 yaşından küçük çocuk vardır. Konuyu yukarıdaki TUİK örneğine bağlarsak eğer, Türkiye’de aile reisinin niteliksiz işlerde çalıştığı hane halkları sayısının artması ve bu kesimin eğitim harcamalarının diğer mesleklere göre düşük olması yine bu kesimin çocuklarının geleceğe güven duymasını sağlayabilir mi?

19’ncu yüzyılın sonuna döndüğümüzde Avrupa’da artan fakirlik ve sefaletin sorumlusunu Tocqueville, Colson, Molinari gibi liberal yazarlar sorumsuz aile reisine bağlarlar. Özellikle Molinari köleliğin lağvedilmesiyle özgür işçinin kendi bedeni üzerinde sorumsuzluğunun hızla arttığını savunmaktadır. Böylece işçi kendisine bakamayıp içki ve batakhanelerden çıkmamaktadır. Bu durum onların işlerini kaybetmesini ve yeniden işsiz kalmalarına neden olur. Oysa Brizon’a göre aile reisinin sefaleti karısı ve çocuklarının sefil ücretlerle çalıştırılması gerçeğinden ayrılamaz. Özellikle şehirden uzak fabrikalarda çalışan kadınların sık sık gece işine kalmaları (saat 7-11 arası) ve iş paydosunda gece yarısı evlerine gidememeleri sonucu fabrikada sabahlamaları, birçok aile reisinin alkole bağlanmasına ve ailenin parçalanmasına neden olmaktadır. Sefaletin sorumlusu liberallerin iddia ettiği gibi kendine iyi bakamayan “tembel” işçiler değil, onları aile boyu (baba, anne, çocuk) sömüren sermayedir. Şu küçük örnekte bile sosyal meselelere “verimlilik” yerine “güvenlik” ile bakmanın ne kadar isabetli olduğunu göstermektedir.

Burak Gürbüz/soL

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git