Gönderen Konu: SINIFLI TOPLUM ÜRÜNÜ: YABANCILAŞMA  (Okunma sayısı 3240 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Ekim

  • İleti: 1815
SINIFLI TOPLUM ÜRÜNÜ: YABANCILAŞMA
« : 01 Aralık 2013, 16:25:58 »

Marks  ,  yabancılaşmanın büyük ölçüde  ve genel olarak  kapitalizmin -sınıflı toplumun bir ürünü olduğunu söylerken ne kadar da haklıydı.

Kapitalizmde işçiler başkası için ,çoğu zaman karın tokluğuna çalışmak zorunda. Bizi bizden çalan bu  sistemde ,bizlerin emek-zaman ikilisinin sürekli öznesi olmamız diğerlerine kendilerini geliştirecek zamanın yaratılmış olması demektir.

Kapitalizm devam ederken, emeğin yabancılaşması da devam edecektir. Üretiriz ama ürettiğimize sahip olamayız, ücretli köle olmanın sonucudur bu ; satmak zorunda olduğumuz iş gücü metalaşmıştır ve bu nedenle de bu çalışma haz vermez ,bireyin gelişmesine-yeteneklerinin ortaya çıkmasına engel olduğu için de kendimize yabancılaştırır . Bizleri , birbirimizin rakibi haline  getiren kapitalizm diğer insanlara ve topluma da yabancılaşmamızı sağlar ve kurulup-yönetilen robot haline getirir.

Özcesi , emeğin yabancılaşması ; sınıf çatışma ve rekabet yoluyla insanın insana yabancılaşması anlamına gelir.

Unutmayalım ,doğada mülkiyet diye bir şey yoktur. Üretimlerimiz sonunda ortaya çıkan yarattığımıza sahip çıkmak ,onun bizden alınmasına izin vermemek , emek gücümüze ,zihnimize , hatta bedenimize sahip çıkmak anlamına geleceğinden idealist düşünceye de güle -güle demiş olacağız ; yani öteki dünya safsatalarına kanmayı bırakıp  sömürülmemeyi ve de birbirimize, giderek kendimize yabancılaşmaya dur demiş olacağız !

Marks , boşuna yabancılaşmış emeğe odaklanmamıştır. Çünkü ,yabancılaşma insanı kendi kendinin ayakları altına alır ,insan olmaktan çıkarır. Sermayedir ,insanı bu hale getiren ; sermayedir insanı hiçleştiren !

Yabancılaşmış emeği  ,ancak  KOMÜNİZM  ortadan kaldırır. Çünkü  acak o zaman; üretim araçları  toplumsal mülkiyet haline dönüşür ; işbölümü ,para, özel mülkiyet  v.b . yok olur .Devletsiz ve tabii ki sınıfsız bir toplumun oluşması ise erek var gücümüzle Marksist öğretiye yüklenmeli ,özellikle gençlik tüm sapmalardan korunmalı .



Şimdi ; Karl Marks'tan YABANCILAŞMA ile ilgili bazı alıntılara bakalım ve düşünelim :

”Emek-gücünün değeri, yalnız yetişkin işçinin yaşamının devamı için gerekli emek-zamanı ile değil, aynı zamanda ailesinin bakım için gerekli olan emek-zamanıyla da belirleniyordu. Makine, bu ailenin bütün üyelerini emek-pazarına sürerek, yetişkin erkeğin emek-gücünün değerini bütün allesinin üzerine dağıtmıştır. Böylece, erkeğin emek-gücünün değerini düşürmüştür. Dört kişilik bir ailenin emek-gücünün satınalınması, belki de, eskiden yalnız aile reisinin emek-gücünün satınalınmasından daha pahalıya malolabilir, ama buna karşılık şimdi bir günlük emeğin yerini dört günlük emek almış ve, bir kişiye göre dört kişinin artı-emeğinin fazlalığı oranında, fiyatında bir düşme olmuştur. Ailenin yaşayabilmesi için artık bu dört kişi yalnız çalışmış olmayacak, kapitalist için artı-emeği de çoğaltacaklardır. Böylece görüyoruz ki, makine, sermayenin sömürücü gücünün başlıca konusu olan insan malzemesini artırmanın yanısıra, bu sömürünün derecesini de yükseltir.

Makine, ayrıca, daha önce karşılıklı ilişkilerini saptamış olan işçi ile kapitalist arasındaki sözleşmede de baştan sona bir devrim yapar. Meta değişimini temel alan bizim ilk varsayımımız, kapitalist ile işçinin, serbest kişiler ve bağımsız meta sahipleri olarak karşı karşıya geldikleri, ve birisinin parayla üretim aracına, diğerinin ise emek-gücüne sahip olduğu idi. Ama şimdi kapitalist, çocukları ve reşit olmayan gençleri de satınalmaktadır. Daha önce işçi, serbest bir kimse olarak şeklen sahip bulunduğu kendi emek-gücünü satardı, şimdi ise karısını ve çocuğunu satmaktadır. Artık o bir köle tüccarı olmuştur. Çocuk işçi aranırken verilen ilanlar çoğu zaman, eskiden Amerikan dergilerinde çıkan zenci köle aranırken verilen ilanlara biçim olarak pek benzer. Bir İngiliz fabrika denetmeni şöyle diyor: “Bölgemdeki en önemli sanayi kentlerinden birinin yerel gazetesinde şu ilan dikkatimi çekmişti: 12 ile 20 yaşlar arasında gençler aranıyor; 13 yaşından küçük görünmemeleri şarttır. Ücret haftada 4 şilindir. Başvurma vb..”  ”13 yaşından küçük görünmemeleri şarttır” ifadesi, fabrika yasasında yer alan ve 13 yaşından küçük çocukların günde yalnızca 6 saat çalışabilecekleri hükümle ilgilidir. İşçilerin yaşlarını resmen atanmış bir hekimin saptaması da şarttı. İşte bunun için fabrikatör, 13 yaşındaymış gibi görünen çocuklar aramaktadır. Fabrikalarda çalıştırılan 13 yaşından küçük çocukların, sayısında sık sık sıçramalar gösteren azalmalar, son 20 yıllık İngiliz istatistiklerinde de şaşılacak bir şekilde görüldüğü gibi çoğu zaman, fabrika denetmenlerinin kendi tanıklıklarına göre, çocukların yaşlarını, kapitalistin sömürü hırsına ve ana-babalarını kirli ticaret gereksinmelerine uygun biçimde büyük gösteren resmi hekimlerin işidir. Londra’nın mahut Bethnal Green semtinde her pazartesi ve salı günü her iki cinsten 9 yaşında ve daha büyük çocukların, ipek fabrikatörlerine kendilerini kiraladıkları açık bir pazar kurulur. “Genellikle haftalık, 1 şilin 8 penidir (bu para, ana-babaya aittir) ve 2 peni de kendim ve çay içindir. Sözleşme yalnızca haftalıktır. Bu pazarın görüntüsü de, orada konuşulan dil de utanç vericidir.” Kadınların, “çocukları, işevlerinden alıp, önlerine gelene haftalığı 2 şilin 6 peniden kiralamaları” İngiltere’de de görülür.Yasalara karşın, Büyük Britanya’da canlı baca temizleyicisi olarak kullanılmak üzere (bu iş için bir yığın makine olduğu halde) ana-babaları tarafından satılan çocukların sayısı 2.000'i aşar….”
(Kapital, Cilt 1, 3.Bölüm , Makinenin İşçi Üzerindeki Dolaysız Etkileri, a- Sermayenin Ek Emek-gücüne Elkoyması, Kadınlarla Çocukların Çalıştırılmaları)


“Bazı beden ve zihin cılızlıkları, toplumdaki işbölümünden bile, bütün olarak ayrılmaz durumdadır. Ama, manüfaktür, işkollarındaki bu toplumsal bölünmeyi o derece ileri götürmekte, ve aynıca kendisine özgü işbölümü ile bireyin tam candamarına saldırmaktadır ki, sanayi patolojisine ilk malzemeyi veren ve bu hastalığı bulaştıran o olmaktadır. Bir insanı bölümlere ayırmak, eğer haketmişse onu ölüme mahkum etmek, eğer haketmemişse onu katletmektir. … Emeğinin bölümlere ayrılması, bir halkın katledilmesidir. İşbölümüne dayanan elbirliği, bir başka deyişle manüfaktür, kendiliğinden bir oluşum olarak başlar. Bir dereceye kadar tutarlılık ve genişlik kazanır kazanmaz, kapitalist üretimin kabul edilen yöntemli ve sistemli bir biçimi halini alır.” (Kapital, Cilt 1, 5. Bölüm – Manüfaktürün Kapitalist Niteliği)


“Makine, adale gücünü vazgeçilmez bir öğe olmaktan çıkardığı ölçüde, adaleleri zayıf, vücut gelişmesi eksik, ama eklem ve organları kıvrak işçileri çalıştıran bir araç halini alır. Bu nedenle de kadın ve çocuk emeği, makine kullanan kapitalist için aranan ilk şey olmuştur. Emek ve emekçinin yerini alan bu güçlü araç, çok geçmeden, yaş ve cinsiyet farkı gözetmeksizin işçi ailelerinin bütün üyelerini doğrudan doğruya sermayenin egemenliği altına sokarak; ücretli işçi sayısını artırmanın bir aracı olup çıkmıştır. Kapitalist hesabına yapılacak zorunlu iş, yalnız çocukların oyun alanlarına elatmakla kalmamış, aile çevresinde bireylerin kendileri için diledikleri gibi harcayabilecekleri zamana ve emeğe de elatmıştır.” (Kapital, Cilt 1, 3.Bölüm, Makinenin İşçi Üzerindeki Dolaysız Etkileri, a- Sermayenin Ek Emek-gücüne Elkoyması, Kadınlarla Çocukların Çalıştırılmaları)


“Ölesiye çalışma yalnız terzi atelyelerinde değil, başka binlerce yerde her gün olagelmekte; [...] Örnek olarak demirciyi alalım. Ozanların dedikleri doğruysa, demirciden daha canlı, daha keyifli insan bulunmazmış; sabah erkenden kalkar, gün doğmadan kıvılcımlar saçmaya başlar; yemesi, içmesi, uyuması bile başkasına benzemezmiş. Normal çalışsa, gerçekten de, fizik yönünden en iyi durumda olan insanlardan biri sayılırmış. Ama. biz, onun ardına takılıp, kente ya da kasabaya inelim, bu güçlü adam üzerinde işin ezici ağırlığını ve ülkedeki ölüm oranındaki yerini görelim. Marylebone’da demircilerin yıllık ölüm oranı binde 31'dir, ve bu oran ülkede toplam erkek ölüm oranından binde 11 daha yüksektir. İnsan uğraşının neredeyse içgüdüsel bir kolu olan bu meslek, çalışma alanı olarak hiç de kötü bir yanı olmadığı halde, sırf aşırı-çalışma yüzünden, insanı yiyip bitiren bir iş halini alıyor. Her gün şu kadar sayıda çekiç sallayabilir, şu kadar adım atabilir, şu kadar nefes alabilir, şu kadar iş yapabilir, ve diyelim ortalama elli yıl yaşayabilir; ama, şu kadar fazla çekiç sallamaya, nefes almaya, adım atmaya ve yaşamını dörtte-biri kadar fazla harcamaya zorlanır. Bu çabayı gösterir, sonuçta belli zamanda dörtte-biri kadar fazla iş çıkartır, ama 50 yerine de 37 yaşında ölür.” (Kapital, Cilt 1, 3.Bölüm – Sömürüye Yasal Sınırlar Konulmayan İngiliz Sanayi Kolları)


“Dantela yapımı ile uğraşan halk arasında, krallığın diğer yerlerinde ve hatta uygar dünyada görülmemiş bir sefalet ve ıstırap vardır. … Dokuz-on yaşındaki çocuklar, sabahın ikisinde, üçünde ya da dördünde çul yataklarından zorla kaldırılmakta, bir dilim ekmek için gece saat ona, onbire, onikiye kadar çalıştırılmaktadır. Elleri ayakları yorgunluktan bitkin, vücutları kavruk, yüzleri kireç gibi, insanlıkları taş gibi bir uyuşukluğa dönüşmüş; düşünmek bile insana dehşet veriyor. [...] Virginia ile Carolina’lı pamuk yetiştiricilerini yeriyoruz. Oysa, onların zenci pazarlarından, kamçılarından, insan eti bezirganlığından, kapitalistlerin kâr ve kazançları uğruna tüller ve yataklık danteller örmek için sürdürülen insanlığın bu yavaş yavaş kırımı daha mı az lanetliktir?” (Kapital, Cilt 1, 3.Bölüm – Sömürüye Yasal Sınırlar Konulmayan İngiliz Sanayi Kolları)

« Son Düzenleme: 01 Aralık 2013, 16:28:19 Gönderen: Ekim »
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3354
Ynt: SINIFLI TOPLUM ÜRÜNÜ: YABANCILAŞMA
« Yanıtla #1 : 01 Aralık 2013, 16:38:25 »
Biz komünistler ruhunu şeytana satmış, mistizmin dumanlı keşişlerinden biri olmaktansa,bilimin sakallı ve gözlüklü,"ruhsuz" bireylerinden biri olmayı tercih ederiz……!

Bu araları tıpkı Amerikayı yeniden keşfetmek gibi,Hegeli yeniden keşfetmekte moda oldu!
Hegel üzerinden Marks'ın diyalektiğine ve tarihsel materyalizme yönelik,onu mekanik ve sınıf indirgemeci bulan eleştiriler
özellikle Marks'ı aştığını savlayanlarca,düşüncelerine temel yapılıyor.
Hegelde ki MUTLAK FİKİR'İN yarattığı mistizmin etkisiyle madde yadsınarak ruha yöneliniyor.

Marks, Hegel ile arasındaki temel farkı  kendi söylemiyle aşağıdaki şekilde açıklamıştır.

“Benim diyalektik yöntemim, hegelci yöntemden yalnızca farklı değil, onun tam karşıtıdır da. Hegel için insan beyninin yaşam-süreci, yani düşünme süreci —Hegel bunu "Fikir" ("Idea") adı altında bağımsız bir özneye dönüştürür— gerçek dünyanın yaratıcısı ve mimarı olup, gerçek dünya, yalnızca "Fikir"in dışsal ve görüngüsel (Phenomenal) biçimidir. Benim için ise tersine, fikir, maddi dünyanın insan aklında yansımasından ve düşünce biçimlerine dönüşmesinden başka bir şey değildir.”(Kapital Cilt 1-Almanca İkinci Baskıya Son Söz)

Hegele göre insan,  zihinsel yaratıcı gücünü  pratiğe dökerek,onu yaşama geçirerek,onu nesneleştirerek,maddi yaşamı değiştirir ve dönüştürür.
Yani insandaki zihinsel güç,kendi faaliyeti üzerinden maddi yaşamı yaratır.
Maddi Yaşam aslında,insanda var olan zihinsel güç içersinde yer alan fikirlerin hareketlerinin bir ürünüdür.
Oysa Marks ta bu durum tam tersinedir.
O nedenle Marks Hegelin Diyalektiğini,baş aşağı durumdan,ayakları üzerine oturtmuştur.

Marksa göre toplumsal varlık,bilinci belirler.
Maddi yaşamda ki değişimler zihne akarak bilinci belirler.
Maddi yaşamdaki değişimlerin bir ürünü olan ve zihne akarak bilinci oluşturan bu düşünceler,insanların pratik,devrimci, eleştirel faaliyetleri içersinde,maddi bir güce dönüşerek maddi yaşamı değişitirir ve dönüştürür.
Değişen maddi yaşam ,aynı biçimde içerdiği değişimlerle birlikte yeniden zihne akar ve bilinci bu değişimler yönünde yeniden belirler.

Hegel tarihin varacağı yeri olanaksız olarak,zihne ulaşmak olarak görür.
Marks ise,tarihin varacağı yerin komünist toplum olduğunu söyler
Vede Marksa göre bu amaç,ulaşılır bir amaçtır.
Her ikiside,bu varışın toplumsal değişimlerle olacağını söylerken,Hegel bu değişimlerin temeline tin i koyar.
Oysa Marksta bu değişimlerin temelin de maddi yaşam koşulları vardır.

Bir olguyu ortadan kaldırmanın yolu,onu ortaya çıkarak maddi koşulların yok edilmesi ile olasıdır.
Yabancılaşma da onu ortaya çıkaran maddi koşullar yok edilerek ortadan kaldırılır.

Nedir Yabancılaşmanın ortaya çıkmasına neden olan koşullar?
Başlangıçta var olan doğrudan üreticilerle,üretimin maddi birliğinin,artan gereksinmeler nihayetinde,insanların başkaları içinde üretmek zorunda kalmaları ve faaliyetin doğanın gereği olarak bölünmesi sonucu bozulması,insanın kendi eylemini kontrol etmesi yerine,eyleminin kendine karşı,kendini kontrol etmesi olan Yabancılaşmayı ortaya çıkarmıştır.

İnsanın kendine,ürettiği ürüne,içinde bulunduğu doğaya ve çevredeki insanlara karşı yabancılaşmasına neden olan mülkiyetin özelleşmesi sonucu,sınıfların ortaya çıkması,maddi üretim ile doğrudan üreticiler arasındaki birliğin bozulmasıdır.
Zaten emek tahakküm altına alınarak, ücretli emek,yabancılaşmış emek haline getirilir.
Bu tahakkümün nedeni de,bu tahakkümü sağlıyanların üretim araçlarının özel mülkiyetine sahip olmalarıdır.

Ancak toplumsal yapıdaki değişimlerle,zihindeki değişimler aynı anda olmaz!
Yabancılaşmaya neden olan insana aykırı faaliyetlerin bilinçte yarattığı hasarın ortadan kaldırılması,bu faaliyetlere son verilse bile uzun bir dönem devam eder.

Tarihi yaratan insandır.
Tarih tek tek insan öznelerinin etkinliği sonucu ortaya çıkan bir nesnelliktir.Bu bağlam da tarihe öznesiz bir süreç gözüyle de bakabiliriz.
Çünkü tarih tek tek insan öznelerini aşarak,onlarıda kapsayan bir nesnellik taşır.
Bu nesnellik insan öznelerinin etkinklikleriyle ortaya çıkar.
Marks bunu şöyle belirtir;
İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar,ama kendi keyiflerine göre,kendi seçtikleri koşllarda içinde yapmazlar,doğrudan veri olan ve geçmişten devir olunan koşullar içersinde yaparlar.
Marksa göre,kapitalizm de dahil tüm şimdiye değin gelen süreç,tarih- öncesi olarak tanımlanır.

“Burjuva üretim ilişkileri toplumsal üretim sürecinin en son uzlaşmaz karşıtlıktaki biçimidir — bireysel bir karşıtlık anlamında değil, bireylerin toplumsal varlık koşullarından doğan bir karşıtlık anlamında; bununla birlikte burjuva toplumunun bağrında gelişen üretici güçler, aynı zamanda, bu karşıtlığı çözüme bağlayacak olan maddi koşulları yaratırlar. Demek ki, bu toplumsal oluşum ile, insan toplumunun tarih-öncesi sona ermiş olur” (K. Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı)

Yine Marksa göre,insanlar ancak gerçek tarihlerini,doğrudan üreticilerle,üretimin maddi koşullarının birliğinin sağlandığı,yabancılaşmanın ve onun ortaya çıkardığı tüm sapkın faaliyetlerin sona erdiği, komünist toplum sonrası yapacaktır.
İşte o zaman insan,insanlaşarak,tarih öncesini bitirecek,kendi tarihini,kendi koyduğu,kendi belirlediği koşullarda ve kendi keyfiliği içersinde yazmaya başlayacaktır.
veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET