Gönderen Konu: KOMÜNİZME GÖTÜRECEK ARAÇ SOSYALİZM DEĞİL, SÖNEN DEVLETTİR.  (Okunma sayısı 2176 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Yanlışlarını farketmeyenler   ve  en önemlisi onlarla yüzleşme cesareti gösteremeyenler, yanlışlarından arınmayı sağlayacak enerjiyide kuşanamazlar.

Bildiğin gibi, Ekim devriminin üstünden doksan altı yıl geçti. Bu süre zarfında sınıfsız sömürüsüz bir yaşam inşa etmek iddialarıyla nerdeyse dünyanın yarısına yakınını ele geçirdik. Ve aynı iddialarla onlarca yıl elde tuttuk. İşçi sınıfı ve emekçiler bu süreçte çağlar atladılar. Saysak ansiklopedileri dolduracak ekonomik, sosyal ve kültürel kazanımlar elde ettik.

Sınıfsız, sömürüsüz bir  yaşam talebinin meşruluğu hiç bir zeminde tartışılamaz . En doyumsuz Vampirler bile, sınıfsız, sömürüsüz bir yaşam talebinin meşruluğunu tartışamazlar. Hal böyleyken ilk zaferden Ekim devriminden sonra, bütün ülkelerde ki mülksüzlerin yüzlerini,  Marksizm-Leninizm’e ve “Demokratik Devrim-Sosyalizm” talebine dönmeleri kaçınılmaz ve doğaldı. Nitekim öyle oldu. Bu sayede nerdeyse dünyanın yarısını ele geçirdik. 1980’lere gelindiğinde bütün ülkelerin MÜLKSÜZLERİ (İşçi sınıfı yerine, halk değil, mülksüzler sınıfı demeyi bilinçli bir şekilde tercih ediyoruz. Fakat bunu ayrıca konuşmak lazım.) yüzlerini Marksizm-Leninizme dönüyor; en kuytudaki isyanlar bile kendilerini sosyalizm talebiyle ilişkilendirmeye çalışıyorlardı. 1980 darbesi bu topraklardaki devrimci hareketlere ağır bir yenilgi yaşattığı halde, darbe rejimi bütün mülksüzleri bir silindir gibi ezdiği halde, yaşadığımız topraklardaki mülksüzlerin bile,  Marksizm –Leninizme ve demokratik devrim-sosyalizm talebine ilgileri milim gerilemedi. Tüm bunlar eşyanın doğasının gereğiydi.

Aynı şekilde küresel krizin her gün daha bir derinleştiği, dolayımıyla ağırlaşan faturalara karşı tutuşturulan isyan ateşlerinin harlandığı, devrimci yangınlara dönüştüğü bu günlerde de bütün ülkelerdeki mülksüzlerin yüzlerini Marksizm-Leninizme dönmesi, en kuytudaki isyanların bile kendilerini sosyalizm talebiyle ilişkilendirmeye çalışması gerekir; eşyanın doğası bunu gerektirir. Fakat tam tersi bir süreci yaşıyoruz. En büyük ayaklanmalar bile, en devrimci isyanlar bile yüzlerini Marksizm-Leninizm’e dönmüyorlar. Bu ayaklanmalarda politikleşen mülksüzler, yüzlerini Marksizm-Leninizm’e dönmüyor isyanlarını, taleplerini Demokratik Devrim- Sosyalizm talebiyle ilişkilendirmiyorlar. Gezide, Haziranda ayaklananlar da, Yunanistan'dakiler de, Brezilya'dakiler de, Mısır'dakilerde Marksizm-Leninizm’e ve onun gelecek tasarımına Demokratik Devrim-Sosyalizm taleplerine sırtlarını dönüyorlar. Bu gerçek olmakla birlikte, bizce eşyanın doğasına aykırıdır. Ortada ciddi bir sorun var. Bunu görmezden gelebiliriz. Her şey yolundaymış gibi davranarak, “Yaşasın Marksiz-Leninizm!”, “Yaşasın devrim ve sosyalizm!” , Yaşasın (…) diye biliriz. Fakat biz görmezden gelsekte, gerçeklik orta yerde ve çıplak.

Dünyanın yarısına yakınındaki mülksüzler   yüzlerini Marksist-Leninist devrimci partilere döndükleri için, Marksist-Leninist partilerin gösterdikleri yönde ilerledikleri için, bu sayede politikleştikleri için, örgütlendikleri için, hatta silahlanarak savaştıkları için, dün buralardaki örneğin Vietnam’daki, Çin’deki, Arnavutluk’taki, Romanya’daki ve tüm diger (…) da ki iktidarları sınıfsız, sömürüsüz bir yaşam inşa etme iddialarıyla ele geçirmiştik. Buraları elde tuttuğumuz on yıllar içinde ansiklopedileri dolduracak kazanımlara imza attık; fakat yönetenler ve üretenler biçimindeki toplumsal işbölümünü devrimcileştirmek, işçicileştirmek ve hatta komünistleştirmek iddiaları altında meşrulaştırarak içerdiğimiz için, koruyup kalıcılaştırdığımız için, bu iş bölümünden üreyen, her gün yeniden üreyen tahakküm ve tabiiyet ilişkilerini ve dolayımıyla sömürüyü bir arpa boyu kadar geriletemediğimiz için, dünyanın yarısına yakınını dişle tırnakla, can bedeli bir savaşla kazanmış olanların, mülksüzler ordusunun, Marksizm-Leninizme, Demokratik Devrim-Sosyalizm taleplerine ve hatta bunların simgelerine sırtlarını dönmelerini sağladık.

Bir yandan kapitalizmin küresel krizi, sönmek yerine her  yeni  günle  derinleşmeye devam ediyor.  Krizin derinleşmesinden dolayı ağırlaşan faturaları ödemek istemeyen mülksüzler, dünyanın her yerinde isyan ateşlerini harlıyorlar. Bununla birlikte bu isyanlarda politikleşen mülksüzler,  Marksizm-Leninizm’e ve Sosyalizm Talebine yüzlerini değil sırtlarını dönüyorlar. Mevcut tablo kapitalizm kadar, bütün ülkelerdeki sınıfın önderliklerinin de, Marksist-Leninist devrimcilerinde bir bunalım içinde olduklarının kanıtıdır. Tarihsel yenilginin ürünü olan bu bunalımı dünkü ve bu günkü önderliklerin, Marksist-Leninist  Devrimcilerin öznel hatalarıyla açıklayanlar bizce yanılmaktalar.

Doksanlarda tüm kalelerin içten içe pörsümüş ve çürümüş olduklarının çıplaklaşmasıyla ortaya çıkan tarihsel yenilgi buralardaki partilerin, önderliklerin öznelliklerinin, öznel hatalarının değil, Marksizm-Leninizm adıyla sahiplendikleri yöntemlerinin ürünüdür. Bu farkındalıkla mevcut tabloyu Marsizm-Leninizm'in tarihsel bunalımı biçiminde kavrıyor ve adlandırıyoruz. Tarihsel yenilginin ve mevcut bunalımın sebebi, adına layık devrimci bir sınıf partisinin eksikliği değil, bu devrimci partileri yönbulamazlaştıran Marksizm-Leninizmin yöntemidir; kendisidir. MARKSİZM-LENİNİZM’İN SINIFSIZ BİR YAŞAMIN, KOMÜNİST BİR DÜNYANIN İNŞASINA DÖNÜK TARİFİ, SOSYALİZM TASARIMI VE TALEBİ YANLIŞTIR.  Devrimci demokratik iktidarlar ve sosyalizm, yönetenler ve üretenler biçimindeki toplumsal işbölümünü içerdiği için, işçicileştirmek, devrimcileştirmek ve benzer adlarla meşrulaştırarak koruyup kalıcılaştırdığı için, tüm kazandırdıklarına rağmen, her türlü tahakküm ve tabiiyet ilişkilerini içermekte, korumakta dolayımıyla her gün yeniden üretmektedir.

Marksizm-Leninizm’in en temel yanlışı, sömürü ve zulmün üretenini, alt yapısını yanlış tespit etmiş olmasıdır. Dolayısıyla, bunları yok etmeye dönük tasarımıda yanlıştır.

Dinsel, cinsel, ulusal ve sınıfsal ve türsel ve doğaya dönük her türlü sömürü ve zulmün alt yapısı, üreteni yönetenler ve üretenler biçimindeki toplumsal işbölümüdür. Marksizm-Leninizmin, sömürü ve zulümden arınmış bir yaşamı inşaya dönük önerisi Devrimci Demokratik İktidarlar ve SOSYALİZM, yönetenler ve üretenler biçimindeki toplumsal işbölümünü içermektedir. Marksizm-Leninizm, Sosyalizm tasarımıyla yönetenler ve üretenler biçimindeki toplumsal işbölümünü, işçicileştirerek, devrimcileştirerek, insancıllaştırarak, adilleştirerek işçi sınıfına ve dolayımıyla ezilenlere hizmet ettireceğini sanmış, hayal etmiştir. Yaşamın yeşili, böyle olmadığını burnumuzu sürte sürte öğretti. Toplumun en devrimcileri, en işçileri, en işçicileri, en adanmışları yöneten olsalarda, en devrimci planları yapsalar da, en devrimci yasaları çıkarsalar da, en devrimci politikaları hayata geçirseler de, yönetenler ve üretenler biçimindeki çarkın dişlileri, sürecin içinde hepsini öğütüyor. Toplumun en seçkinleri, en adanmış devrimcileri, yönetenler ve üretenler biçimindeki çark tarafından öğütüle öğütüle sürecin içinde en iyi ihtimalle bürokratlara dönüşüyorlar.

Marksist-Leninist devrimciler bu gerçekle yüzleşip hesaplaşmasalarda, bütün ülkelerdeki mülksüzler bu gerçekle yüzleşip hesaplaştılar. Kapitalizmin faturalarına karşı isyan ateşlerini harlayanların Marksizm-Leninizm’e ve Demokratik Devrim-Sosyalizm taleplerine yüzlerini değil, sırtlarını dönmeleri bundandır.

Devrimci Demokratik iktidarlarla, Sosyalizmle sınıfsız, sömürüsüz bir yaşama erişilemez. Sınıfsız, sömürüsüz bir yaşama erişmeyi sağlayacak olan araç, yani geçiş sürecinin devlet biçimi, komün tipinde bir devlet olacak olan SÖNEN DEVLETLERdir.

Gerçeklerle yüzleşmek birilerine umutsuzluk aşılayıp, yılgınlaştırabilir. Fakat biz komüncüleri umutlandırıyor. Güvenimizi kışkırtıyor. Evet Devrimci Demokratik iktidarlarla-Sosyalizmle sınıfsız, sömürüsüz bir yaşama erişilemez. Bununla birlikte sınıfsız, sömürüsüz yaşamın inşası bir hayal değil. Hem sınıfsız, sömürüsüz bir yaşamın hayal olmadığı ve hemde mülksüzler ordusunun, yığınların sınıfsız sömürüsüz bir yaşama açlığı, bu uğurda mücadeleye hazır oldukları yaşadığımız topraklarda bir kez daha çıplaklaştı; kanıtlandı.

Gezi, Haziran ayaklanması, bir yandan mülksüzler ordusunun, yığınların Marksizm-Leninizme ve Demokratik Devrim-Sosyalizm taleplerine sırtlarını dönmüşlüğünü çıplaklaştırırken, aynı zamanda mülksüzler ordusunun, yığınların komünizm davasına ilgilerini ve doğru düzgün çalışmasada, onu çağrıştıran, sınıfsız sömürüsüz bir yaşamın mümkünlüğünü hissettiren en küçük emareye bile sahiplendiklerini çıplaklaştırdı; kanıtladı. Bu kanıt TAKSİM KOMÜNÜdür. Taksim Komü’nü öncelinden, Paris Komünü’nden çok daha az yaşadı. Hepi topu onbir gün. Gezi Parkının tamamen boşaltılmasına kadar sayarsak on altı gün. Bu on altı gün boyunca on binlerin, yüz binlerin Taksim Komünü'nün yaşadığı Gezi Parkı'nı adeta tavaf edişlerine şahit olduk. On altı gün içinde milyonlarca mülksüz kutsal bir türbeyi ziyaret ediyormuşcasına kendinden geçmişcesine, şuhu içinde Gezi Parkını daha doğrusu Taksim Komünü'nü ziyaret ettiler.

Taksim Komünü'nün temel eksikleri, ciddi yanlışları vardı. Bu eksikli, yanlışlı haline ragmen, sınıfsız, sömürüsüz bir yaşamın mümkünlüğünü görünürleştirdiği için, Taksim Komünü, Gezi Parkı, Mülksüzler nezdinde Kutsal bir mekan muamelesi gördü. Taksim Komünü mülksüzlerin umudunu, mülk sahiplerinin ise korkularını büyüttü. İktidarın Gezi Parkına kalabalık girişleri hala yasaklaması bu korkunun ve mülksüzlerin hala Gezi Parkına girmeye çalışması da umudun ürünü ve kanıtıdır.

YAŞAM KAVGASININ BİTECEĞİ, YER YÜZÜNE EVRENSEL BARIŞIN VE AŞKIN HAKİM OLACAĞI BİR YAŞAM MÜMKÜN. ŞİMDİYE KADAR ONA ERİŞEMEDİK ÇÜNKÜ ONA ERİŞMEK İÇİN KULLANDIĞIMIZ SOSYALİZM ARACI YANLIŞ BİR SEÇİMDİ.  KOMÜNİZME GÖTÜRECEK ARAÇ SOSYALİZM DEĞİL SÖNEN DEVLETTİR.

Taksim Komününden de Öğreneceğiz!

Yanlışlarımızı Eksiklerimizi Görüp Doğrultacağız,

Her Yeni Deneyimde Daha Fazla Öğreneceğiz.

Ve Sonunda Tıkır Tıkır Çalışan Sönen Devletleri İnşa Edeceğiz.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3354
Öncelikle hoşgeldiniz der foruma olan katkınızdan dolayı teşekkür ederiz.
Konuyu tartışmadan önce kullandığımız kavramlar üzerinde ortaklaşmamız gerek.

Yazıdan anladığım siz geçiş dönemini yani devletin PD olduğu dönemi Sosyalizm olarak tanımlıyorsunuz.

"Devrimci Demokratik iktidarlarla, Sosyalizmle sınıfsız, sömürüsüz bir yaşama erişilemez. Sınıfsız, sömürüsüz bir yaşama erişmeyi sağlayacak olan araç, yani geçiş sürecinin devlet biçimi, komün tipinde bir devlet olacak olan SÖNEN DEVLETLERdir."

Bize göre Devletli bir Sosyalizm tanımı doğru bir tanım değildir.
Sosyalizm geçiş dönemi değil sınıfların ve devletin olmadığı Komünist Toplumun alt evresidir.

Geçiş Dönemi ise içersinde kapitalist ve sosyalist unsurları barındıran devletin PD olduğu ve sınıf mücadelesinin tüm şiddetiyle sürdüğü bir dönemdir.

PD nin ise bir dünya sistemi olan kapitalizm ekonomik,siyasal ve ideolojik olarak evrensel planda ortadan kaldırılmadan sönümlenmesi ve giderek ortadan kalkması olası değildir.

Bu konuları aramızda tartışmadan uygulanan yol ve yöntemlerin doğruluğu veya yanlışlığı üzerinden politik sonuçlar üretmek bizi yanlış sonuçlara götürür.

Şimdilik bu kadar diyerek bir nokta koyuyorum.

Dostlukla
Veda

« Son Düzenleme: 15 Aralık 2013, 17:01:52 Gönderen: veda »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3354
Reel Sosyalizmin çöküşü bu çöküş pratiğinin yığınlar üzerinde yarattığı travma tüm bunlar gerçek olsa da bu nesnel gerçeklik bizlerin Marksizm Leninizm'den istifa etmemizi gerektirmez.

Bizlerin görevi yığınlarda yiten ,giden umudu yeniden yeşertmek,yeniden onlara umut olabilmektir .
Onların yüzünü yeniden Marksizm Leninizm'e döndürebilmektir.

Doğrudur sınıfsız ve sömürüsüz bir yaşamdır bizim amacımız.
Bu amaca varmak için öncelikle bu amacın önündeki engelleri ortadan kaldırmamız ve ondan öncesi de bu engelleri önümüze koyanların elinden onlara bu engelleri koyabilme gücü sağlayan iktidarı almamız gerekir.

Geçici de olsa iktidar olmak demek, aynı zamanda geçici de olsa Devlet olmak demektir.
Bizler için bu Devlet dünyadaki tüm devletlerin ortadan kaldırılmasının politik şiddetidir.

Yazıda ,Devletin sönümlenmesinden bahsediyor ve sınıfsız sömürüsüz bir yaşam ancak böyle sağlanır diyor.
Biz de aksini savlamıyoruz.
Zaten biz Marksistler'e göre Devletin varlık nedeni sınıflardır,sınıflarla ortaya çıkan Devlet sınıfların ortadan kaldırılmasıyla sönümlenecek ve ortadan kalkacaktır.

Ancak bunun gerçekleştirilmesinin olmazsa olmaz koşulu , bir dünya sistemi olan Kapitalizmin dünyasal planda ortadan kaldırılmasıdır.

İşte bu olmazsa olmaz koşulu yerine getirmek için İktidar olmaya,Devlet olmaya gereksinmemiz var.

Gezi Olayları sol kesimde abartılı yorumlandı.
Hatta ortalıkta Devrimci İktidar Programları dolaşmaya başladı.

Biz Gezinin önemini yadsımıyoruz ancak bu denli abartılmasını da doğru bulmuyoruz.
Bu yazıda da bu abartının izlerini görmek olası.

Bir kere Gezi olaylarına katılan kitlenin öyle sömürüsüz ve sınıfsız bir toplum gibi talebi yoktu.
Hatta katılanların büyük çoğunluğu sınıfsızlığın ve sömürüsüzlüğün ne olduğunun bile bilincinde değildi.
Zaten bunun bilincinde olsalardı  karşılarında hiç bir güç duramazdı .

Gezi Sonrası geçici bir süre de olsa insanların mahalle forumlarında sorunlarını tartışması doğrudan demokratik bir ortamın yaratılması ilerki günler için bir deneyim anlamında önemliydi.
Ancak bunları komünlerle özdeşleştirmek,hele Paris Komünü ile benzeştirmek son derece hatalı bir yaklaşım oldu.

Sonuç olarak bir emek harcanarak yapılmış bir çalışma ,bu bağlamda yazanın emeğine sağlık diyoruz.
Veda
« Son Düzenleme: 17 Aralık 2013, 11:22:22 Gönderen: veda »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET