Gönderen Konu: DEVRİMCİ DEMOKRASİ GÜÇLERİ GÖREV BAŞINA  (Okunma sayısı 2823 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

DEVRİMCİ DEMOKRASİ GÜÇLERİ GÖREV BAŞINA
« : 21 Aralık 2013, 12:09:15 »
SYKP Merkez Yürütme Kurulu sürece ilişkin bir açıklama yaparak Devrimci demokrasi güçlerine çağrıda bulundu. Açıklamanın tam metni şöyle:

Siyaset yeniden kurulurken

DEVRİMCİ DEMOKRASİ GÜÇLERİ GÖREV BAŞINA

Türkiye sermayesi son on beş yıldır yeni bir rejim inşa ediyor. İçeride ve dışarıda sermaye birikiminin önündeki her türlü engeli kaldırmak için egemenlik ilişkilerini yeniden düzenliyor. Elbette bu düzenleme başta ABD olmak üzere emperyalist batı bloğunun yönelimleri çerçevesinde gerçekleşiyor.

Oligarşi içerisindeki mutlak iktidarını inşa etmek isteyen finans kapital, Kemal Derviş ve İMF politikalarıyla ekonomik alt yapısını kurduğu dönüşümün siyasi boyutunu AKP hükümetiyle tamamladı. Ordu ve bürokrasi tam anlamıyla mali sermayenin egemenliği altına sokuldu.

Sermaye bugüne kadar Kemalist ideolojiyi arkasına alarak sürdürdüğü egemenliğini, AKP’yle beraber Ilımlı İslam’a dayanarak mutlaklaştıracağı bir dönüşüm hamlesi gerçekleştirdi. Üstelik bu hamle sadece içerideki egemenlik ilişkilerini düzenlemekle kalmıyor, aynı zamanda Türk sermayesinin emperyalist planlamalar doğrultusunda, bölge pazarında daha etkin olabilmesinin önünü açıyordu. Ilımlı İslami paradigmaya arkasını dayamış bir Türkiye’nin Müslüman coğrafyanın belirleyici gücü olması hayalleri kuruluyordu.

Hesap etmedikleri ‘halkın kendini savunma refleksi” bölgede de, ülkede de kapitalist-emperyalist planları bozdu. Afganistan’dan Mısır’a, Suriye’den Türkiye’ye ezilenler ve emekçiler devrimci bir önderlikten yoksun olsalar da binlerce yıllık deneyimleriyle üzerlerine gelmekte olan felaketi gördü ve direndi. Şimdilik kalıcı ve özgürleştirici bir başarı elde edilememiş olsa da egemenlerin oyunlarını bozdu.

Yeni Oyun Kuruluyor

Küresel ve yerel güçler siyasal pozisyonlarını yeniliyorlar. Mısır’da Sisi darbesiyle, İran’da –kalıcılığı tartışılır olsa da- yıllar sonra gerçekleşen nükleer uzlaşmayla, Suriye’de önü açılan Cenevre görüşmeleriyle emperyalist güçler bölgedeki konumlanışlarını ve yerli işbirlikçilerinin pozisyonlarını, bileşenlerini yeniden düzenliyorlar. Bu değişim sürecinden Türkiye’nin kısmetine düşen ise Cemaat-AKP çatışması oldu.

Cemaat- AKP çatışmasını ve bu çatışmayı zulada avuçlarını ovuşturarak sessizce bekleyen CHP’nin durumunu bu büyük tabloyu görmeden değerlendirmek eksiklik olacaktır. Yaşanan çatışma sadece iki güç odağının iktidar kavgasından değil, sermayenin yeni rejimine vermek istediği şekilden kaynaklanmaktadır.

Sermaye her daim birikiminin hiçbir engele takılmadan akmasını ve büyümesini ister. Nasıl ki daha önce Kemalist ideolojinin kurucusu ve garantörü olan Ordu, tekçi, batıcı statükosu bu akışı sekteye uğratmaya başladığında iktidar bloğundan tasfiye edilmişse, şimdi de siyasal iktidara yeni dönemin ihtiyaçlarına göre bir şekil verilmek isteniyor. Ordu tasfiye edilirken (daha doğrusu sermayenin mutlak hâkimiyeti altına alınırken) muhafazakâr tabanının siyasal desteğini arkasına alan egemenler, AKP terbiye (ya da tasfiye) edilirken de seküler tabanı ve muhafazakâr bloğun bir kesimin arkasına alacak bir oyun kurmaya çalışıyor.

AKP’nin seçimlerde ve referandumda arkasına aldığı halk desteğinin neden olduğu güç sarhoşluğunun de etkisiyle yer yer sermayenin yönelim ve teamüllerinin dışına çıkan tutumları artık çuvala sığmaz hal aldı.
Türkiye siyasal tarihinin gördüğü en büyük halk isyanlarından biri olan Gezi İsyanıysa adeta siyaset sahnesindeki değişim borusu görevini gördü.

Şimdi siyasette kartlar yeniden karılıyor. Sermaye kendi çıkarlarını daha iyi temsil edecek ve koruyacak yeni bir siyasal iktidar bileşiminin peşinde. Henüz AKP’nin alternatifini hazır hale getirebilmiş olmasa da AKP’nin mevcut haliyle yola devam etmemekte kararlı gözüküyor. Cemaat salvoları, CHP tırtıklamaları ve asıl olarak hala sönmemiş olan halk isyanı ve Kürt Özgürlük Hareketinin mücadelesiyle epey kan kaybetmiş durumdaki AKP, terbiyeye ya da tasfiyeye zorlanıyor.
Devrimci Demokrasi güçlerinin görevi

Bütün bu olup bitenler karşısında “yesinler birbirini” tavrı takınmak politikanın dışına düşmek anlamına gelecektir. Devrimci demokrasi güçleri siyasi iktidardaki bu çatlağın içerisine tüm gücüyle girmeli ve sermayenin bütün kanatlarından bağımsız bir seçeneği alternatif hale getirmeli.

Önümüzdeki günlerde daha da şiddetleneceği ve kirleneceği aşikâr olan burjuva siyasetinin iktidar ve paylaşım kavgası, bütün bu kir-pasın dışında eşitlikçi ve özgürlükçü bir seçeneği büyütmemizi zorunlu kılıyor. Üstelik bunu yapabilmek için her zamankinden fazla imkân ve potansiyelimiz var.

Öncelikle arkamızda zulüm ve talan düzenine isyan etmiş, günlerce sokakları, parkları devlete dar etmeyi becermiş bir Gezi İsyanı var. Gezi isyanından çok daha önce başlamış ve bin bir badireyi atlatarak bugünlere kadar başarıyla gelmiş Kürt Halk hareketi var. Türkiye işçi sınıfının, kadın kurtuluş mücadelesinin, devrimci gençlik hareketinin, yok sayılan Alevilerin, LGBTİ hareketinin deneyimleri ve birikimleri var.

Yapmamız gereken gücümüze güvenmek ve bağımsız bir seçeneği büyütebileceğimize inanmaktır.
Bu süreçte şu ya da bu sebeple sermayenin kanatlarından herhangi birinin yedeğine düşmek güçlenme potansiyeli taşıyan devrimci demokrasi mücadelesine karşı yapılacak en büyük sorumsuzluk olacaktır.
Bu ülkede gerçek bir demokratik dönüşümü sağlayabilecek güçlerin önemli bir kesimi HDK/HDP zemininde buluşmuş durumda. Şu ana kadar çeşitli gerekçelerle bu buluşmanın dışında kalan güçler yaşanan gelişmelerin ışığında durumlarını bir kez daha gözden geçirmeliler. Bu gözden geçirme elbette tek taraflı değil, iki taraflı olmalıdır. HDK/HDP güçleri de dışında kalan diğer devrimci demokrasi güçleriyle buluşabilmenin imkânlarını sorgulamalı ve yaratmayı başarmalıdır. Hatta bu konuda ilk adım HDK/HDP’den gelmeli ve dışındaki güçlere Türkiye siyasetinin yeniden şekillendirildiği şu günlerde birleşik ve güçlü bir alternatif yaratmayı bir kez daha teklif etmelidir.

Şimdi yeni bir durumla karşı karşıyayız. Ortaya çıkan ve çıkmaya devam edeceği belli olan gelişmeler değil bir yıl - altı ay, bir ay önceki planlamalarımızı dahi yeniden gözden geçirmemizi zorunlu kılıyor. Türkiye ve Kürdistan’ın devrimci demokrasi güçleri bu imkânı değerlendirmeyi başarmalı ve bölgede yeni bir dönüşümün önünü açmalıdır.

Bölge ve Türkiye, Latin Amerika’daki gibi halkçı, demokratik seçeneklerin alternatif hale gelmesine hiç de uzak değil. Yeter ki cüret edelim, yeter ki cüretimizin gerektirdiği sorumluluk ve uyanıklıkla davranmayı başaralım.

20.12.2013
SOSYALİST YENİDEN KURULUŞ PARTİSİ (SYKP)

MERKEZ YÜRÜTME KURULU

Çevrimdışı düzensiz

  • İleti: 35
Ynt: DEVRİMCİ DEMOKRASİ GÜÇLERİ GÖREV BAŞINA
« Yanıtla #1 : 21 Aralık 2013, 15:11:42 »
 "Hatta bu konuda ilk adım HDK/HDP’den gelmeli ve dışındaki güçlere Türkiye siyasetinin yeniden şekillendirildiği şu günlerde birleşik ve güçlü bir alternatif yaratmayı bir kez daha teklif etmelidir."

HDK yıllardır çağrı yapıyor...kapı  her zaman açık vicdanlara, HDP oluşturuldu.. katılım daveti açık vicdan sahibi sol hareketler, ermeniler, süryaniler, LGTB, yeşiller, yazamadığım bir çok katılım oldu..
tekrtar ediyorum kapı açık..

HDP daha ne yapmalı? kırmızı halımı serecek, gülmü dökecek yollarına, altın yaldızlı davetiye mi gönderecek?

ülkelerini bölüyorlar, sistemle masaya oturdular davayı sattılar, abd-akp işbirlikcisi diyen türkiye nasyonel sosyalistleri...

taş vicdanlı alper taş hdp katılmayı düşünmezmiş...hdp de çok üzüldü alper taş katılmadı diye..

 sol olması şart değil, gözleri kör vicdanı ile gören herkese kapı açık hdk-hdpne eleştirmek kolay.. birazda karşı taraf, ne yapıyor eleştirmeli, aynanın karşısına geçip.. vicdan mı? yoksa defol abd yaşasın t.c mi?
« Son Düzenleme: 21 Aralık 2013, 15:47:23 Gönderen: düzensiz »

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3337
Ynt: DEVRİMCİ DEMOKRASİ GÜÇLERİ GÖREV BAŞINA
« Yanıtla #2 : 21 Aralık 2013, 20:42:26 »
SYKP nin açıklamasını incelediğimde bu kadarına da pes demek zorunda kaldım.
Özellikle de açıklamanın son paragrafını pek çok şeye örnek teşkil etmesi bağlamında ilginç buldum.


"Bölge ve Türkiye, Latin Amerika’daki gibi halkçı, demokratik seçeneklerin alternatif hale gelmesine hiç de uzak değil. Yeter ki cüret edelim, yeter ki cüretimizin gerektirdiği sorumluluk ve uyanıklıkla davranmayı başaralım."

Bu son paragrafı okuyunca, ikinci enternasyonal yeniden hortladı mı dersiniz ,yoksa bu paragrafı REFORMİZM tanımlamada örnek olarak mı kullanırsınız orası size kalmış.

Niye açık açık biz MARKSİZMDEN istifa ettik demiyorsunuz.
Marks, Grundrisse 'de REFORMİZM ile MARKSİZM arasındaki farkı ortaya koyarken Marksistler ücretli emeğin ortadan kaldırılmasını amaçlar oysa reformistlerin böyle bir amacı yoktur onlar ücretli emeğin reformlarla iyileştirilmesini savunur der.

Neymiş bu Güney Amerika'daki HALKÇI ve DEMOKRATİK seçenekler.
Brezilya "işçi" partisi mi kast ediliyor?

Eğer öyleyse bugün PT nin adından başka işçi sınıfı ile bir ilgisinin olmadığı, tersine neoliberal politikaların savunucusu olduğu,Lula hakkındaki yolsuzluk savlarının her yeri kapladığı nasıl görülemiyor.

Yoksa sizler de mi burjuvazinin sol içersindeki Truva atları olan Liberaller gibi Leninist Parti modeline PT yi bir alternatif olarak gördünüz?

İşte sivil toplumculuğun vardığı son nokta budur.
Sınıfı inkar ve sınıfın yerine " devrimci" dinamik olarak STK ları koymak.
Yolunuz açık ama bizlerden uzak olsun.

Nasıl ki PT nin başı Lula kendisine ve partisine yakışan biçimde G8 toplantılarında Blairlerin yanında yer alıyorsa siz de bugünden Sosyalist Enternasyonale başvurun.
CHP nin yerine gerçek bir sosyal demokrat parti olarak kabul edilirsiniz.

Veda




« Son Düzenleme: 21 Aralık 2013, 21:01:04 Gönderen: veda »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET