Gönderen Konu: FAŞİZM BURJUVA DEMOKRASİSİ AÇMAZI  (Okunma sayısı 3777 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3187
FAŞİZM BURJUVA DEMOKRASİSİ AÇMAZI
« : 16 Ocak 2014, 18:34:11 »
Son günlerde Faşizm tespitleri yine sol içersindeki tartışmalarda ön plana çıktı.
Benim, üzerinde durmak ve tartışmak istediğim Türkiye'de ve hatta tüm dünyadaki ülkelerde FAŞİZMİN süreklilik kazandığını ve bundan böyle de artık burjuva diktatörlüğünün diğer biçimlerinden bahsedilmeyeceğini ifade eden düşünceler.

Kapitalizm var olduğu sürece FAŞİZM tehlikesi hep var olacaktır.
Devletin hep bir yerlerinde pusuda bekleyecektir.

Ancak buradaki süreklilikten kasit bu tehlikenin hep var olması değil,tehlike olmaktan çıkıp hüküm sürmesidir.
Gerçekten öyle mi,gerçekten de FAŞİZM,burjuvazinin sürekli kullandığı bir devlet biçimi midir?

Emperyalizm çağına özgü olan faşizm tekelci burjuvazinin koşullara ve konjonktüre bağlı olarak tercih ettiği ve kullandığı bir devlet biçimidir.
Tıpkı burjuva demokrasisi gibi özü de burjuva diktatörlüğüdür.

Emperyalizm çağı siyasi gericilik çağıdır.
Bu siyasi gericilik çağında burjuvazinin egemenlik sınırları toplum ve birey üzerinde çok daha derinleşmiş ve genişlemiştir.

Teknolojinin sağladığı olanaklar sayesinde bu egemenlik artık yaşamın en mahrem olan alanlarına kadar nüfuz etmiştir.
Bu gelişme artık bir takım olguları eskinin kavramları ile ifade etmenin de zorluğunu beraberinde getirmiştir.

Konuya dönersek;  hep bünyede varlığını sürdüren faşizm öyle birden bire ortaya çıkmaz ve birden bire de ortadan kalkmaz.
Faşizm için başlangıç ve bitim tarihi veremezsiniz,çünkü o burjuvazinin yönetim sürecinde yer almış ve diğer egemenlik biçimleri ile iç içe geçmiştir,onlarla arasında keskin hatlarla çizilmiş bir sınır yoktur.
Ne kadar süreceği o ülkedeki ve dış dünyadaki dinamiklere,sınıflar arasındaki güç dengesine ve onu ortaya çıkarak koşulların ortadan kalkma sürecine bağlıdır.

Somut bir örnek verirsek;12Eylül Faşist bir diktatörlüktür.
Sermayenin uluslararası entegrasyonu için,yeni bir birikim evresine geçmek için alt yapıdaki değişimlerin bir aksamaya uğramadan,bir engelle karşılaşmadan sağlanması için burjuvazinin o dönem başvurduğu devlet biçimidir.

Burjuvazi bu değişimi o dönem ülkede gerçekten güçlü olan bir sınıf hareketi,bir toplumsal hareketin varlığı koşulları altında gerçekleştiremezdi.
Ancak bu sınıf hareketi,bu toplumsal hareket bir şekilde bastırılırsa bu değişimler gerçekleşebilirdi,nihayetinde de bunlar bastırılarak  bu değişimler faşizm altında gerçekleştirildi.

Toplumları onlar farkına varmadan yavaş yavaş soymak varken,onları kıskaca alarak ,zor kullanarak,onların tüm demokratik haklarını budayarak ve bunu onlara hissettirerek soymak burjuvazinin en son tercih edeceği bir seçenektir.

Çünkü faşizm ister istemez ,uygulanan şiddet,baskı ve zora karşı yığınlarda  yönetenlere karşı hoşnutsuzluğa ve giderek fiili hareketlere dönüşen tepkilere yol açar.

Toplumun bireysel ve toplumsal bazda tüm haklarının kısıtlanması,baskı altına alınması karşısında alternatif olarak ortaya demokrasi mücadelesi çıkar.
Her ne kadar bizler demokrasi mücadelesi devrimci mücadeleden bağımsız değildir desek  de, pratikte ne kadar demokrasi mücadelesini dillendirirsek o kadar devrimci mücadeleden uzaklaşırız.

Öyle bir an gelir ki , faşizme karşı mücadelede demokrasi mücadelesi devrimci mücadelenin önüne geçer.
Oysa , faşizme karşı demokrasi mücadelesinden bahsedilecekse ve faşizme karşı bir alternatif ortaya konacaksa bu proleter demokrasi olmalıdır.
Ona,  nasıl varılacağının yolu da bellidir.

Çünkü burjuva demokrasisi çürümüş,gericileşmiş,asalaklaşmış bir sınıfın demokrasisi olduğu için o da çürümüştür,gericileşmiştir ve de asalaklaşmıştır.

Yukarıda, artık günü değerlendiren yeni kavramlara ,çağa uygun yeni kavramlara gereksinmemiz var demiştim.
Eskinin kavramlarıyla bugünü açıklamak bizi döndürür tekrar başlangıç noktamıza geri getirir.

Marks 18 Brumaire de şöyle der;

"Bütün ölmüş kuşakların geleneği, yaşayanların beyinlerine bir kâbus gibi çöker.....!

".......İnsanlar, kendilerini ve şeyleri devrimcileştirdikleri, önceden hiç görülmedik yepyeni bir şey yaratmakla uğraştıkları zamanlarda, tam da devrimci kriz dönemlerinde, geçmişin ruhlarını ürpertiyle canlandırıp kendi hizmetlerine alırlar. Geçmişin ruhlarından isimler, savaş sloganları ve elbiseler ödünç alırlar. Tarihin yeni sahnesinde o saygıdeğer kılıklara bürünerek, o ödünç alınmış dille konuşurlar. Aynen Luther'in havari Paul'ün maskesini takması gibi. 1789-1814 devriminin önce Roma Cumhuriyeti, sonra Roma İmparatorluğu kılığına girmesi gibi. 1848 devriminin ise kâh 1789'un, kâh 1793-1795'in devrimci geleneğinin gülünç bir taklidi olmaktan öteye gidememesi gibi. İşte böyle, yeni bir dili öğrenmeye başlayan kişi, onu hep kendi anadiline çevirir durur. Eski dili hatırlamaksızın yeni dille işini gördüğü zaman, yeni dili kullanırken kendi anadilini unuttuğu zaman, işte ancak o zaman yeni dilin ruhunu özümsemiş olur..."

Artık bizim de eskinin dilini unutarak bugünü açıklayacak yeni dilin ruhunu özümsememiz gerekiyor.
Faşizm mi,  burjuva demokrasisi mi gibi aslında birbirinden çok farklı olmayan ,her ikisinin de özünün burjuva diktatörlüğü olduğu iki olguyu birbirine karşıymış gibi gösterip tartışmayı bu sınırlara hapsetmeyelim.

Yine yukarıda değindim, özellikle de teknolojinin gelişiminin sağladığı olanaklarla egemenler artık toplumu eskisinden çok farklı biçimlerde baskılıyorlar.

Belki de yakın bir gelecekte insanları hücrelere,zindanlara kapatmadan da kontrolleri altına alacaklar.
Negri, bu dönemi disiplin toplumlarının sonu olarak tanımlıyor.

Hatta,  öyle ki egemenler eskiden kendi varlıkları için tehdit olarak gördükleri hareketleri engellemek için çıkardıkları yasaları artık teknolojik olanakları kullanarak engelledikleri için ,kendi yasalarını demokrasi getiriyoruz diye ortadan kaldırıyorlar.
Ve bizler de bunu ülkeye demokrasi geldi diye alkışla karşılıyoruz.

Konunun dağıldığının farkındayım ancak çok kapsamlı , çok bileşeni bir konuyu dağıtmadan tartışmak çok zor.
Sonuç olarak şunu diyebilirim:
Artık hayatımızın her alanına girilmiştir.
Bunun adının şu veya bu olması ortadaki bu gerçeği değiştirmez.

Artık bu demokrasi sevdasından vazgeçmemiz ,yeniden bu soygun ve talan düzenini onların başına yıkacak devrimci mücadeleye tüm gücümüzle asılmamız gerekir.

« Son Düzenleme: 16 Ocak 2014, 18:44:48 Gönderen: Solplatform5 »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1802
Ynt: FAŞİZM BURJUVA DEMOKRASİSİ AÇMAZI
« Yanıtla #1 : 16 Ocak 2014, 19:09:51 »
Biraz gerilere gidelim ; Hitler ," Almanya ya köylülerin ülkesi olacaktır ,ya da hiç olmayacaktır" söylemiyle yola çıkmıştır.  Hatta  yeminler etmiştir , büyük toprak mülkiyetiini tazminat ödemeksizin yok edeceğine dair. Bankacılıktaki kar olgusunu kaldıracağına,  sermaye egemenliğine son vereceğine kadar uç teminatlarda bile bulunmuştur. Sonrası malum;  faşizmin asıl yüzünü gösterdi .

Güçlü ama küçük bir azınlık olan burjuvazi her zaman sınıf ile ilişkiler içinde olmayı yeğler , zaman zaman payını arttırır.

Şöyle bakalım ; kapitalizmin doğuşunda Jokobenlerin feodalizme karşı devrimci rolü inkar edilemez bunu biliyoruz ; Lenin de jakobenler için "günümüzde jakobenlerin paralel yapısı devrimci proletaryadır" demiştir. Ama burjuvazi kısa sürede gericileşmiş ve jakobenler tuhaf insanlar olarak betimlenmiştir burjuva tarafından.

Liberalizm ve reformcu demokrasiyle, kapitalizm olgunlaşma çağını yaşarken aslında ,  liberalizmin ve reformculuğun temelinde kapitalist üretim ilişkilerinin olduğunu  görürüz. Dert dava sadece üretim ilişkileridir.

Lenin ; " Normal kapitalist toplum , sağlam bir biçimde yerleşmiş  temsili bir sistem ve nüfusun göreceli yüksek  "kültürel" istemleri tarafından belirlenen belli siyasal haklar olmaksızın gelişemez. Belli bir asgari kültür için olan bu istemler yüksek tekniği,kompleksliği , esnekliği ,hareketliliği ,dünya rekabetinin hızlı gelişmesi ile ve bunun gibi kapitalist üretim biçiminin kendi koşulları tarafından yaratılır ."  (Lenin Cilt:16 ,sayfa : 351) 

derken ; liberalizmin kapitalist sistemin bir programı olduğunu betimlemiştir. Yani liberalizm tamamen burjuvaziye aittir. Yine,Lenin , bunu ;
"Sadece Rusya'da değil tüm Avrupa'da liberaller uzun bir süredir demokratik küçük burjuvaziyi arkalarından çekmiştir. Çünkü küçük burjuvazi bağımsız bir davranış için fazlasıyla dağınıktır,fazlasıyla az gelişmiştir,fazlasıyla kararsızdır - ve proletaryayı izlemek için  fazlasıyla mal sahibi eğilimleri vardır. Küçük burjuva siyasetinin Aşil Topuğu işte budur.- liberal burjuvazinin ideolojik ve siyasal  hegemonyasını  üzerinden atmaya yeteneksizliği ve aczi. Küçük burjuvaziinin Kadetlerin kuyruğunda gitmesi tesadüf değil , her kapitalist toplumun temel ekonomik  özelliklerinin sonucudur." (Lenin Cilt:12 ,sayfa: 168-169) söylemiyle de pekiştirmiştir.

Kapitalizmin gerileme aşaması  emperyalizmde çelişkiler iyice derinleştiğinden ve de proleter devrimler döneminde olunduğundan , sistem;  artık reformlarla   egemen olma durumunu sürdüremez ve işte bu noktada "zor"  a başvurur. Yani ,emperyalizm şiddettir, kandır, baskıdır ,bilcümle FAŞİZM' dir.  Finans kapitalin yarattığı canavardır faşizm .

Paylaşım Savaşları esnasındaki askeri ve siyasi bozgunlar , sonrası varılan anlaşmalar , bu topraklarda ise 12 Eylül aktif sürecinden sonra FAŞİZM sonlanmış mıdır ? Yoksa  ,sistem adına oluşturulan birliklerle çok daha katmerli bir hale mi gelmiştir?

Sözün özü ,Veda Arkadaşın  belirttiği gibi kapitalizm var oldukça FAŞİZM   tehlikesi de var olacaktır. Hatta bence dün de vardı ,bugün de VAR !

 
« Son Düzenleme: 16 Ocak 2014, 19:32:21 Gönderen: Solplatform5 »
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1802
Ynt: FAŞİZM BURJUVA DEMOKRASİSİ AÇMAZI
« Yanıtla #2 : 17 Ocak 2014, 14:15:41 »
Faşizm denen illet öyle bir sihirbazdır ki ,hizmetinde olduğu sistemin devam etmesi adına siz anlamadan durmadan kılık değiştirir! Siz acabalarda gezerken bir de bakmışsınız tüm insani değerler kaybolmuş , insanlıktan çıkılmış ...

Yavaş yavaş yapar bu değişimi; nemli bir ortamda yavaş yavaş çürüyen nesneler gibi yani.

İçeriğinde olan ceberrutluğu ,  en yakınlarınızda olanlara devreder ve kendisini pür-ü pak gösterir. Öyle ki ,artık en yakın dostunuzdan ,komşunuzdan çekinir hale gelirsiniz ,- bunu yaşadık ,yaşıyoruz da -   ,herşeye boyun eğen hale gelindiğinde de  yeni gelmiş gibi  " ben geldimmm" diyerek ortaya çıkar. Geçmiş olsun ...

Kendilerinden olmayanın ötekileştirildiği ; kayıp evlatlarını ,eşini,dostunu,yarenini , sevdiğini ellerindeki foroğraflarla arayan yığınla insan manzaralarının oluştuğu ,sisteme karşı çıkanların terörist olarak betimlendiği , bir gece vakti evlerinden alınan insanların kemiklerinin seneler sonra toplu mezarlardan çıktığı ; kendi ırkının üstün ve ayrıcalıklı olduğu safsatasıyla  diğer ırkların,inanışların ortadan kaldırıldığı ,yoksulları varsıllara muhtaç eden bir düzeni oluşturulup devamının sağlandığı ,günbegün cezaevleri açmanın övünç konusu haline geldiği ,satılık kalemlerin çoğaldığı .... vb..durumların yaşandığı bir coğrafyada elbette FAŞİZM vardır!

İllaki , " rap rap"  postal seslerini net olarak duymanıza gerek yok , görünürde de  dipçik yoktur belki ama gölgesi her daim ensenizdedir !

Onlar' ın,  izin verdiği oranda siyaset yapanlar da bu düzenin devamının sağlanmasında önlerindeki tüm engelleri kaldırarak halklara ihanet ederler de adına bir de "SOL" derler ya , en çok da bunlar iğrenilesidir,kokmuşlardır çünkü ; bu çürük kokudan rahatsız olanları da    " KESKİN, ORTODOKS" diye yaftalarlar...

Bu öyle bir illettir ki yeşerdiği yerde "can" bırakmaz  ;yok ederken de , ortalığa güçsüzler nezdinde OPORTÜNİST bir koku hediye eder !

VARDIR YANİ...
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimdışı Murat Uner

  • İleti: 70
Ynt: FAŞİZM BURJUVA DEMOKRASİSİ AÇMAZI
« Yanıtla #3 : 17 Ocak 2014, 14:35:44 »
Faşizmin; tekelci burjuvazinin sevhen uyguladığı ve riskli bir sistematik olduğu yönündeki sav, apaçık ki faşizmin geldiği boyutu anlamamaktadır.

 Zira tekelci burjuvazi ülkemizde olduğu gibi 12 Eylül'de iktidara nüfuz ederken dahası Türkiye ithal ikameci ekonomisini dışa açık bir pazar hale getirmeye karar vermişken ve bu amaçla hazırlattığı "24 Ocak Kararları" konseptini tam gaz uygulamaya devam ederken; çözülen bir faşizmden çok tahkim edilmiş ve adeta makyajlanmış süreğen bir faşizmden bahsetmek çok daha doğru olacaktır.

 Bu içselleşmiş faşizme karşı; demokratik bir mücadelenin yanında, sınıfsal savaşımı şiar edinen  ve zaferi devrim ile taçlandırmayı amaçlayan bir komünist partisinin öncülüğü elzemdir.

 Anti- faşist ve anti- emperyalist demokratik halk devrimi şiarları; bu doğrultuda savaşım organelleri, teorik ve pratik açılardan güncellenmelidir.
YETER Kİ KARARMASIN SOL MEMENİN ALTINDAKİ CEVAHİR

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3187
Ynt: FAŞİZM BURJUVA DEMOKRASİSİ AÇMAZI
« Yanıtla #4 : 17 Ocak 2014, 17:30:17 »
Gerek Ekim gerekse Murat arkadaşa birlikte yanıt vereceğim.
Her ikisininde düşünceleri koşutluk içeriyor.

Arkadaşların anlamadığı yada anlamak istemediği,faşizme gerekçe olarak gösterdikleri olguların,yani şiddetin,halklar üzerinde uygulanan baskı,zor ve asimilasyon politikasının,faili meçhul cinayetlerin ve kayıpların faşizmi işaret edeceği ama aynı gerekçelerin burjuva demokrasisindede var olabileceği gerçeğidir.
Daha somut ifadeyle bu özellikler faşizmde vardır ama her bu özelliklerin olduğu ülkede faşist diktatörlük yoktur.

İngilterede IRA üzerinde uygulanan şiddet ve yok etme politikasına,keza Almanya'da bir gecede yargısız,sorgusuz,sualsiz Baider Mainhof gurubunun katline bakarak bu ülkelerde de faşizm olduğuna karar verebilirizki bu yaşanan gerçeklikle bağdaşmaz.

O zaman şunu dememiz gerekir emperyalizm çağında artık tüm ülkelerde var olan devlet biçimi FAŞİZMDİR!!!
O zaman arkadaşların bana burjuva demokrasisi ile faşizm arasındaki farkı anlatmaları gerekecek.

Yada arkadaşlar bugünle geçmişte yaşadığımız faşizm örnekleri,Şili,Arjantin ,İspanya ,İtalya ve Almanya hatta 12 Eylül'de  bu ülkede yaşananların,bugünden bir farkının olmadığını ortaya koyacaklar.

Bu arkadaşların faşizm tanımı üzerinden gidersek ki bu tanım klasik dimitrovun tanımıdır.
Faşizm tekelci burjuvazinin en gerici kesiminin açık kanlı diktatörlüğüdür .

Önce arkadaşlara sorum faşizm tekelci burjuvazinin açık kanlı diktatörlüğümüdür yoksa tekelci burjuvazinin içerisindeki bir kesimin yani en gerici kesimin mi açık kanlı diktatörlüğüdür???

Burada nokta koyuyorum ve verecekleri yanıta göre buradan devam edeceğim.

« Son Düzenleme: 17 Ocak 2014, 18:19:47 Gönderen: veda »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1802
Ynt: FAŞİZM BURJUVA DEMOKRASİSİ AÇMAZI
« Yanıtla #5 : 17 Ocak 2014, 19:25:03 »
"En"  'lerle işim olmaz :)

Burjuva demokrasisi bünyesinde ne kadar " özgürlükçü" bir yapı barındırıyorsa ;O'nun katmerlisi oranında da FAŞİST' tir.

Sandık başına gidip evet-hayır demek " demokrasi" dedikleri olguyla eş alamlı tutulup ,  bunun dışında her türlü başkaldırıyı boğan , "GIK" dediğimizde tattırılmayan gaz çeşidinin kalmadığı bir ortam temsili demokrasiyi dahi tarifleyemeyecekse bunun adına istedikleri kadar Burjuva Demokrasisi densin .

Palazlanmıştır faşizm ,darbeler dönemi  hiç değilse şimdilik raftadır ; o nedenle 12 Eylül döneminde yaşananlarla karşılaştırmıyorum  .Kılık değiştirmiştir  faşizm...Çok daha akıllıca yürütmektedir devranını ...

Baskının ,dışlanmanın ,yok sayılmanın adına başka birşey diyemiyorum . 24 OCAK kararlarının halen  geçerli olması da işin bir başka yönü...

Konuya cevaben 2 nolu yanıtta yazdıklarımın arkasında olduğum için şimdilik  ilave edecek başka birşey göremiyorum .
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3187
Ynt: FAŞİZM BURJUVA DEMOKRASİSİ AÇMAZI
« Yanıtla #6 : 17 Ocak 2014, 20:26:21 »
Size göre Ekim arkadaş demek ki faşizm tekelci burjuvazinin açık,kanlı diktatörlüğüdür.
Üstelik birde bunun yanında teoriye katkıda bulunmuşsunuz.
Faşizm=burjuva demokrasisi.

O zaman tartışılacak bir şey kalmıyor.
Bu ikisini denkleştirince artık kafamıza göre her ülkeyi değerlendiririz.
Ülke Almanya ,İngiltere olunca bunun adı burjuva demokrasisi olur,ülke Türkiye oluncada buna Faşizm der durumu idare ederiz.

Birde tabi sormamız gerekiyor bu sürekli faşizmin başlangıcı ne zaman.
Ama tabi burjuva demokrasisi aynı zamanda faşizm olursa bu soruda anlamsız kalıyor.
Benim anladığım burjuva demokrasisindeki şiddetin dozu artınca siz buna faşizm diyorsunuz.

Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3187
Ynt: FAŞİZM BURJUVA DEMOKRASİSİ AÇMAZI
« Yanıtla #7 : 17 Ocak 2014, 21:18:50 »
Murat Arkadaş artık bir karar verin Anti Kapitalist Demokratik Halk Devrimi mi yoksa Anti Faşist Anti Emperyalist Demokratik Halk devrimi mi?

Yoksa bu ikisi aynı şeymi size göre?
Size göre Anti kapitalist ,Anti Emperyalist ve Anti Faşist kavramlarının kapsamı aynımıdır.

veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimdışı Murat Uner

  • İleti: 70
Ynt: FAŞİZM BURJUVA DEMOKRASİSİ AÇMAZI
« Yanıtla #8 : 18 Ocak 2014, 04:06:33 »
Kapitalizmin en yüksek aşaması "Emperyalizm" olduğuna göre anti emperyalist demokratik halk devrimi şiarı aynı zamanda anti kapitalizme karşılık gelir.

Emperyalist kapitalizm çağında uluslararası tekelci burjuva demokrasisi daha da gericileşmiştir. Hatta o kadar ki reel sosyalizmin çözülüşünden sonra tekelci burjuva diktatörlüğünün giderek gericileşmesi, küresel bir "sağ dalga" nın hemen her ülkede ekonomiyi belirlemeye başlaması (Monetarizm = Friedmanizm) sonucunda ya var olan sendikal mücadele (ekonomik açıdan da güçleneceği yerde) zayıflamış veya yok edilmeye çalışılmıştır. Bugün ülkemizdeki sendikal tablo ve acizlik ile kıta Avrupa'sındaki fotoğraf arasında çok fark yoktur. Çalışma yasalarındaki gerici değişiklikler ve uluslararası dev tekellerin vergi vermediği mevzuatlar, MAI gibi uluslararası sözleşmeler; içselleşmiş faşizmin; "en"li tanımı yapıldığı yıllardan çok daha planlı ve programlı, çok daha tahkim edilmiş olarak işçi sınıfının karşısına çıkartıldığının birer ispatıdır.

Bizim gibi nisbî jeo-stratejiye sahip ülkelerde ise faşizmin ideolojik belirleyeni olmak zorundadır. Faşizm; Türk-İslam sentezi olarak medya ve eğitim enstrümanlarıyla kitlelere aşılanmıştır. "Yeşil Kuşak" ve onun dönüştürülmüş hali olan "BOP" projeleri, faşizme kitle tabanı yaratmayı amaçlayan bir sosyolojik dönüşümü de aynı plan/proje dahilinde gerçekleştirmiştir. Bu esnada dünya da artan bir muhafazakarlaşma ve "dine dönüş" akımının yaşanması başka bir dikkat çekici değişimdir. Ama raslantısal değildir.

BİR SINIF VEYA KİTLE HAREKETİYLE GERİLETİLEMEMİŞ FAŞİZM; KURUM VE KURALLARIYLA AÇIKTAN ÇOK RAHATLIKLA SÜRDÜRÜLEBİLİR VE ÜLKEMİZDE YAŞANAN DA BUDUR.

Troçkist bile olunsa ve sadece küçük burjuva kitle tabanıyla iktidara geldiğini iddia edilse bile faşizmin, bugünkü kitleler arasındaki yaygınlığı görülebilir.

Burjuva dikatörlüğüne demokrasi diyoruz. Peki finanslaşma dönemi sonrasında; bir başka deyişle 1970lerin ortalarındaki petrol krizini finanslaşma ve hizmet sektörü yoğunlaşmasıyla aşan, tüm dünyayı açık pazar haline getiren ve vergi dahi vermeyen uluslararası TEKELCİ BURJUVAZİNİN DİKTATÖRLÜĞÜ'ne ne diyeceğiz?
Şuraya dikkat:
"Yeni" sektörlerin hemen hiç birinde sendikalaşmanın "s"esi bile yoktur!
« Son Düzenleme: 18 Ocak 2014, 04:10:15 Gönderen: Murat Uner »
YETER Kİ KARARMASIN SOL MEMENİN ALTINDAKİ CEVAHİR

Çevrimdışı Murat Uner

  • İleti: 70
Ynt: FAŞİZM BURJUVA DEMOKRASİSİ AÇMAZI
« Yanıtla #9 : 18 Ocak 2014, 18:25:05 »
ACABA TÜRKİYE'DE FAŞİZM VAR MI?

Siyaset bilimci Dr. Lawrence Britt, 20. yüzyılın gördüğü en tipik faşist rejimleri (Hitler’in Almanya’sı, Mussolini’nin İtalya’sı, Franco’nun İspanya’sı, Suharto’nun Endonezya’sı, Pinochet’nin Şili’si) inceleyerek Free Inquiry dergisinin bahar 2003 tarihli 23/2 sayısında yayımladığı makalesinde faşizmin 14 karakteristik özelliğini tespit etmiş.
Britt’in çok tartışılan, hatta Umberto Eco‘nun bir yazısından fazlaca esinlendiği söylenen ünlü makalesi, ‘yeni başlayanlar için 14 derste faşizm‘i anlatıyor:
 
1.Güçlü ve sürekli milliyetçilik
 
Faşist rejimler sürekli olarak milliyetçi söylemler, simgeler, sloglanlar, marşlar, şiarlar kullanma eğilimindedir. Kimi değer ve kişilerin, kutsanır. Bayramlarda her yere bayrak ve portler asılır.
Başbakan’ ın “Tek dil, tek bayrak, tek vatan, tek millet” diye “tek”lemesi…
Askerlerin veya milliyetçilerin: “Her Türk asker doğar”, “Her şey vatan için”, “En büyük Türk Atatürk”, “Vatan sana canım feda”, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganları…
“Ne mutlu Türk’üm diyene” veya “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” marşları…
Ulusal bayramlarda sokakları Türk Bayrağı ve egemenlerin portleriyle süslemek…
 
2. İnsan haklarının aşağılanması ve hor görülmesi
 
Kendi vatandaşından korkan devlet kendi güvenliği için insanlarına “ihtiyaç” gereği belirli durumlarda “insan haklarının göz ardı edilebileceği” düşüncesini aşılar. Bugün insanlarımızın “işkenceye, yargısız infazlara, siyasal suikastlere, işkencelere, uzun süreli gözaltında bulunan insanlara” karşı tepkisiz kalması, başını başka tarafa çevirmesi hatta bu insanlık dışı uygulamaları onaylaması bunun kanıtıdır.
Hatta bugün ileri demokrasiyi uygulamaya çalışanlar, daha düne “insan haklarını”, “demokrasileri” aşağılayıcı sözler söylemiyorlar mıydı?
Bu ülkede ellerindeki copları havaya kaldırarak “Kahrolsun İnsan Hakları!” diye slogan atarak yürüyüş yapan polisler olmadı mı?
Hatta polislerin attıkları bu sloganlara “Bu da polislerin hakkıdır” diye destekleyenler olmadı mı?
Yürüyüşlerinde “elleri patlayana kadar alkışlayan” insanlarımız olmadı mı?
Oldu!
 
3. Birlik için bir düşman belirlenmesi
 
Sokaktan geçen herhangi bir vatandaşa sorsak “Dört yanımız düşmanla çevrili”, “Türk’ ün Türk’ten başka dostu yoktur” diyecektir. Çünkü egemenlerimiz yıllardır bize şunu empoze etti: “İran düşman, Yunan düşman, Ermeni düşman, Rus düşman, Araplar düşman, Kürt düşman, cemaatçi düşman, komünist düşman, sosyalist düşman, ateist düşman…”
Sistem savunucularımız demokratik bir toplum oluşturmak yerine, insanların farklılıklarını avantaj olarak kullanmak yerine vatandaşlarına “Dört yanımız düşman” felsefesini benimsetmiş. O yüzden ülkenin kurulduğu günden beri  (bugün de dahil) sistem savuncularının ağzından hep şunu duyarız: “milli birlik ve beraberliğe muhtaç olduğumuz şu günlerde…”
 
4. Ordunun ve militarizmin yüceltilmesi
 
Aslında bu konuda açıklama yapmaya bile gerek yok kanımca sonuçta bu ülke “asker devlet”tir… Ordunun yüceltilmesi ve topluma entegre edilmesi zaten militarizmdir. Sosyal hayatta militarizmi her yerde görürüz. Okulda, sokakta, işte vs.vs. 7-8 yaşlarındaki çocukların sabahki törende öğretmenlerinin “günaydın”ından sonra “sağol” diye yanıt vermesinden, tutun da okula tek sıra halinde askeri nizama uygun olarak girmesine kadar. Hatta daha farklı bir örnek vereyim: Verem savaşı derneği, epilepsi ile savaş derneği, cüzzamla savaş, kanserle savaş hep bir savaş var… Hatta “barış için savaş” bile var… Bunun adı zaten militarizmdir. Öyle tahmin ediyorum ki; verdiğim örneklerin karşısında o kadar aşina olduğumuz için bir çoğunuz  duyarsız kaldınız (?)
27 Mayıs…
12 Mart…
12 Eylül…
28 şubat…
27 nisan…
Sistemimizde “ordu” denildiğinde akan sular durur.  Sosyal sorunların yaraları derinleşse bile gerekli görüldüğünde hükümet bütçesinden orduya aşırı miktarda pay verilir. Bkz. Askeri İç Hizmet Kanunu
 
5.Cinsel Ayrımcılık
 
Faşist hükümetlerin neredeyse tamamı “erkek egemen”liği üzerine kuruludur. Faşist rejimlerin altında, anânevî cinsiyet rolleri daha katı yapılır. Homofobiklik ve eşcinsellik karşıtlığı, ulusal politikanın temellerindendir.  Mesela kürtaj yasaktır, başörtülüye ayrımcılık yapılır, kadının cinselliğini yaşamasına izin verilmez ama 14 yaşındaki bir kızı taciz edip yazar olabilirsiniz.
 
6. Kitle iletişim araçlarının kontrol altına alınması
 
Kimi zaman medya hükümet tarafından doğrudan kontrol edilirken, diğer durumlarda dolaylı olarak diğer genelgeler, mevzuatlar, sempatik medya temsilcileri ya da yöneticileri tarafından kontrol edilir. Sansür, özellikle savaş dönemlerinde oldukça yaygındır.
Bunca zamandır Türkiye’ de medyanın kontrol edildiğini, Başbakan’ ın RTÜK yasası ile padişah yetkilerine ulaştırıldığını, herhangibi bir internet sitesinin engellendiğini, düşüncesini beyan eden gazetecinin tutuklandığını, daha yayımlanmış kitabından dolayı soruşturmaya alınan yazarların olduğunu, 21 yaşındaki bir gencin masum blogunda yazdıklarından dolayı ceza aldığını Allah’ ıma çok şükür(!), kırk bilmem kaç yaşındayım görmedim Türkiye’ de.
 
7.Milli güvenlik takıntısı
 
“Korku” hükümetleri bunu kitleler üzerinde motivasyon aracı olarak kullanır.
“Uzaylılar gelecek devleti eli geçirecek…”
“Yaza kalmaz şeriat gelecek…”
“Bu kış komünizm gelecek…”
 
8.Dinin ve devlet yönetiminin iç içe geçmesi
 
Faşist ulus hükümetleri, ulus içindeki en yaygın dini, kamuoyunu manipüle etmek için bir araç olarak kullanır. Dinsel retorik ve terminoloji, hükümet liderlerinde ortaktır.
Biri AKP’ mi dedi ? Aynı şekilde CHP’yi de desin o halde…
Diyanet Kurumu devlete bağlı mı? Evet
İmamlar, devletin maaşlı memuru mu? Evet
Sivas katliamı döneminde olayları kışkırtanlardan biri olan Temel Karamollaoğlu Refah partisinden milletvekili seçilerek ve dokunulmazlık zırhına büründü mü? Evet
Bu ülkede Demirel’ den Ecevit’ e, Baykal’ dan, Tayyip’ e kadar siyasetçilerin hepsi “en iyi müslümanın” kendileri olduğunu iddia ettiler mi? Evet.
Hatta Kenan Evren bile meydanlara çıkıp Kuran’dan ayetler okudu mu? Evet!
 
9.Özel sermayenin korunması
 
Faşist uluslardaki sanayi ve iş aristokrasisi, sıklıkla hükümet liderlerini iktidara getirenlerdir. Bunu hükümetle iş dünyası arasında karşılıklı çıkara dayalı bir ilişki tesis ederek ve belli bir iktidar eliti yaratarak yapar.
Sizce bu ülkeyi TÜSİAD, MÜSİAD, Koç, Sabancı, Doğan, Albayraklar vs. mi yönetmeli yoksa HALK mı ?
 
10.Emekçinin ezilmesi
 
Faşist hükümete karşı tek gerçek tehdit emeğin örgütlü gücü olduğundan, işçi sendikaları ya tamamen saf dışı edilir ya da şiddetle baskı altına alınır.
Tekel işçilerinin direnişinden Ankara’ da torba yasaya karşı çıkan işçilere kadar yüzlerce binlerce örnek verilebilir fakat hepsini anlatmaya benim ömrüm yetmez. “1 Mayıs” demem yeterli olur sanırım..
 
11. Entellektüerin ve sanatın küçümsenmesi
 
 
Faşist rejimler, yüksek öğrenim ve akademiye karşı açık bir düşmanlığı körükler ve teşvik eder. Profesörlerin ve diğer akademisyenlerin sansüre uğraması, hatta tutuklanması yaygındır. Sanatta ifade özgürlüğü açıkça saldırı altındadır ve hükümetler genellikle sanata bütçe ayırmayı reddeder.
Bu ülkede bir gecede profesör kadroları açılmadı mı? Geçmişte bu ülkenin hapishaneleri adeta akademik bir yuva gibi değil miydi? Bugün de dahil olmak üzere entellektüel kesimi, “ağzını açanı” içeriye atmıyorlar mı? Çıplak Yunan heykelleri için siyasiler “Ben böyle sanatın içine tükürürüm” demediler mi? Daha geçtiğimiz haftalarda “ucube” tartışması yaşanmadı mı?
 
12. Suç ve ceza konusunda aşırı saplantı
 
Faşist rejimlerde, polislere kanunları zorla uygulamaları için neredeyse sınırsız bir yetki verilir. İnsanlar genellikle, polisin suistimallerine göz yummaya ve hatta vatanseverlik adına sivil özgürlüklerden feragat etmeye razı olur. Faşist uluslarda, sınırsız güce sahip ulusal bir polis kuvveti vardır.
Biber gazı, cop, tekme, sorguda yaşananlar vs.vs. Polisin yetkileri ve uygulamaları hakkında örnekler vermeye gerek yok, gündemi biraz takip eden insanlar bunu zaten bilir. Bilmeyenler ise “Polis vazife ve salahiyet kanunu”nu inceleyebilir.
 
13. Adam kayırma ve yozlaşmada sınır tanımama
 
 Faşist rejimler neredeyse her zaman, yönetim kadrolarına birbirini atayarak hükümetin güç ve otoritesini onları hesap vermekten korumak için kullanan bir grup ahbap ile müttefikleri tarafından yönetilir. Ulusal kaynakların ve hatta hazinenin tahsisi ya da bunların hükümet liderleri tarafından açık bir şekilde gaspı, faşist rejimlerde rastlanmayan bir olgu değildir.
Osmanlı’ dan günümüze –günümüz de dahil- rüşvetin ve adam kayırmanın olduğunu herkes bilir.
 
14. Hileli seçimler:
 
 Faşist uluslardaki seçimler bazen tamamen göz boyama amaçlı yapılır. Diğer zamanlarda ise seçimler, çamur atma kampanyaları, hatta muhalefet adaylarının öldürülmesi, seçmen oylarının ve seçim bölgelerinin kontrolü için yasama kurumlarının alet edilmesi ve medya manipülasyonu gölgesinde yapılır. Faşist uluslar, tipik olarak kendi yargı sistemini seçimleri manipüle ya da kontrol etmek için kullanır.
Açık oy – kapalı sayımdan tutun, çöp konteynırlarından bulunan oy pusulalarına kadar seçimlere hile karışması ülkemizde adeta bir gelenek haline gelmiştir.
 
Biraz uzattığımın farkındayım “bu yazıyı” okuyorsanız bitmiştir. Şimdi yapmanız gereken yazının başlığını tekrar okuyup düşünmek…
« Son Düzenleme: 18 Ocak 2014, 18:26:47 Gönderen: Murat Uner »
YETER Kİ KARARMASIN SOL MEMENİN ALTINDAKİ CEVAHİR

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3187
Ynt: FAŞİZM BURJUVA DEMOKRASİSİ AÇMAZI
« Yanıtla #10 : 18 Ocak 2014, 19:55:14 »


Murat arkadaş önce son yazdığına yanıt vereyim.
Yukarda sıraladığın özellikler herhangi bir burjuva demokrasisinde görülmezmi?

Burjuva diktatörlüğü bir sınıf egemenliğidir.
Bu egemenliği sağlayan araç devlettir.

Faşizm,burjuva demokrasisi veya bonapartist diktatörlükler de bu devletin koşullara,iç ve dış dinamiklere,sınıfsal güç dengelerine bağlı tercih edeceği Devlet biçimleridir.

Daha somut ifade edersek Faşizm de burjuva demokrasiside özleri burjuva diktatörlüğü olan devleti ifade ederler.
Yani aynı öze sahiptirler.

Şu soru sorulmalıdır!
O halde burjuvazi bu tercihi neye göre yapar?

Bu soruyu 12 eylül faşizmi ile açıklayalım.
Neden Burjuvazi 12  Eylül'de Faşizme başvurmuştur?

Tüm dünyada sermayenin kendini yeniden üretirken geldiği gelişim ve birikim evresinin gereği,bu sistemin bir parçası olan Türkiye'deki sermayenin dışa açılabilmesi ve sisteme tam olarak entegre olabilmesi için ekonomik alt yapıda bir takım değişimlerin gerçekleştirilmesi gerekiyordu.

Ancak bu değişimlerin sınıf hareketinin örgütlü ve güçlü olduğu o dönemde yapılması çok zor olacaktı.
Ancak bu değişimler,örgütlü sınıf hareketini dağıtarak ve gücünü yok ederek gerçekleştirilebilirdi.

Demek ki burjuvazi öyle kolay ve sonucu kendisi için risk taşıyacak olan faşizme her zaman başvurmaz.
Çünkü faşizm koşullarında artan baskı,zor ve burjuva hukukunun bile rafa kaldırılması sonucu yığınlarda bir hoşnutsuzluk baş gösterebilir ve bunun sonucu ülkede çok büyük çalkantılar olabilirdi.

Özellikle bugünkü Türkiye'de olduğu gibi sınıf hareketinin esamesi bile okunmazken,burjuvazinin karşısında kendi varlığını tehdit edecek bir güç bulunmazken ne diye kendini sonuçta zora sokacak faşizmi tercih etsinki?

Burjuvazi ancak çok büyük bir ekonomik kriz ve bu kriz sonucu ortaya çıkan siyasal kriz dönemlerinde,karşısında kendi varlığını tehdit edici,güçlü ve örgütlü bir sınıf hareketi bulduğunda faşizmi tercih eder.

Gelelim şu Anti kapitalist demokratik halk devrimi stratejisine!
Neden bu kadar sosyalizm kavramını kullanmaktan korkar olduk!

Yada isim kavgasında karşıtımız olan bir parti önümüzdeki devrim aşaması sosyalist devrim dedi diyemi zorlama bir devrim aşaması icat ediyoruz.
Belkide bir anda UDC den Sosyalizme çark etmek çok zor olduğu için aşamalı devrimi savunuyoruz.

Kapitalizm bir toplumsal formasyonsa sence bu toplumsal formasyonun karşıtı nedir?
Daha açık sorayım;kapitalizmin karşıtı Sosyalizm değilmidir?
Anti kapitalist dediğinde aklına ne geliyor?

Daha önce bu konuda yazdığım bir yazıyı yeniden paylaşıyorum.



Önceleri Milli Demokratik Devrim mi ,Sosyalist Devrim mi tartışması yapılırdı.
Sonraları Milli Demokratik Devrimin özü Toprak Devrimi olduğu  ve de  Türkiye 'de hakim üretim biçim ve ilişkileri de toprağa dayanmadığı için Milli Demokratik Devrim'in yerine Demokratik Halk Devrimi ikame edildi.
Bugünlerde ise Demokratik Halk Devrimi'nin başına Anti Kapitalist kavramı getirilerek ısrarla Sosyalist Devrim demekten imtina ediliyor.
Sosyalizmden kaçış nereye kadar bakıp göreceğiz.

Devrimin niteliği, iktidardan kimi al aşağı ettiğine ve iktidarı alırken kimlerle ittifak yaptığına bağlıdır.

Lenin , İki Taktik adlı eserinde şöyle der;
"Proletarya, kuvvet yoluyla otokrasiyi ezmek ve burjuvazinin tutarsızlığını etkisiz hale getirmek için köylü yığınlarıyla ittifak kurarak, demokratik devrimi sonuna kadar götürmelidir. Proletarya, kuvvet yoluyla burjuvazinin direncini kırabilmek için, köylülüğün ve küçük-burjuvazinin kararsızlığını etkisiz hale getirebilmek için, halkın yarı-proleter unsurlarıyla ittifak kurarak sosyalist devrimi başarmalıdır.” (Lenin, İki Taktik, s. 119-120)"

Burada kast edilen Şubat ve Ekim Devrimleridir.
Lenin'e göre ;
1) Proletarya zor yoluyla Otokrasiyi ezmek için burjuvazinin tutarsızlığını etkisiz hale getirmek için köylü yığınlarıyla ittifak kurarak demokratik devrimi sürdürmelidir.
2) Aynı şekilde Proletarya,zor yoluyla Burjuvazi'nin direncini kırmak için de, köylülüğün ve küçük burjuvazinin kararsızlığını etkisiz hale getirmek için halkın yarı proleter unsurlarıyla ittifak kurarak sosyalist devrimi gerçekleştirir.

Birinci şık iktidarın burjuvazi ile paylaşıldığı,işçi köylü ittifakına dayalı,Otokrasinin iktidardan alaşağı edildiği Burjuva Demokratik Devrim, Şubat Devrimidir.
İkinci şık ise,yarı proleter unsurlarla ittifakın yapıldığı,Burjuvazinin iktidardan alaşağı edildiği Ekim Devrimi,SOSYALİST DEVRİMDİR.

Birincisinde, iktidarda olan ve alaşağı edilen Otokrasi olduğu için Devrimin niteliği Burjuva Demokratik.
İkincisinde ise iktidarda olan ve al aşağı edilen Burjuvazi olduğu için de Devrimin niteliği SOSYALİST.
Türkiye gibi egemen üretim ilişkilerinin Kapitalizm olduğu,iktidarda tekelci burjuvazinin bulunduğu bir ülkede geçerli devrim stratejisi SOSYALİST DEVRİMDİR.

Yine Şubat ve Ekim Devrimleri üzerinden gidersek;
Lenin Nisan Tezlerinde ,işçi sınıfının örgütlenme ve bilinç düzeyinin,iktidarı almaya ve onu yönetmeye yeterli olmadığı koşullarda,Şubat Devriminde de iktidarın zorunlu olarak Burjuvaziyle paylaşıldığını söyler.

Ancak çok kısa zamanda Burjuvazinin bu devrimi sonuna kadar götüremeyeceğini gören Lenin,işçi sınıfının bilinç ve örgütlenme düzeyinin de iktidarı alacak ve yönetecek düzeye geldiğini görerek Bütün İktidar Sovyetlere şiarını ortaya atarak EKİM DEVRİMİ'ni işaret eder.

Ekim Devrimiyle Bolşevikler iktidarı aldıklarında,pek çok burjuva demokratik sorunun çözülmesi gerekiyordu.
Hala Toprak sorunu çözülmemiş,bir Halklar Hapishanesi olan Rusya 'da Ulusal Sorun çözüm bekliyordu.

Tüm bunlara karşın, Ekim Devrimi Sosyalist bir Devrimdi ve işçi sınıfı yoksul köylülükle ittifak yaparak,halkın büyük çoğunluğunu da peşine takarak,iktidardaki Burjuvaziyi alaşağı etmişti.
Sosyalist Devrimdi;  çünkü iktidardan indirilen sınıf Burjuvaziydi.
Sosyalist Devrimdi ; çünkü işçi,yoksul köylü ittifakına dayanıyordu.

Ve Sosyalist Devrim,yani Ekim Devrimi bu tamamlanmamış,hala çözüm bekleyen burjuva demokratik özlü sorunları da Sosyalist Devrim sonrası çözdü.
Lenin İki Taktikte bu durumu şöyle ifade eder;

" Avrupa’da demokratik devrimler dönemi bir takım sosyalist hareketler ve sosyalizmi kurma yolundaki girişimlerle karşılaşmadı mı? Ve Avrupa’daki geleceğin sosyalist devrimi, demokrasi alanında geride bırakılmış bir sürü tamamlanmamış şeyi tamamlamak zorunda kalmayacak mıdır?” (Lenin, İki Taktik, s. 99)

Türkiye'de Burjuva Demokratik devrim tamamlanmadığı için,bu tamamlamayı sağlayacak bir aşamaya gerek olduğunu savlayarak,aşamalı devrimi savunan arkadaşlara iyi bir yanıttır yukarıdaki örnek.
veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimdışı Murat Uner

  • İleti: 70
Ynt: FAŞİZM BURJUVA DEMOKRASİSİ AÇMAZI
« Yanıtla #11 : 18 Ocak 2014, 22:08:41 »
1- Faşizm, tekelci burjuvazinin uygulamakta zorlandığı değil bilakis işçi sınıfını düpedüz köle haline getirildiği "ideal" bir sistemdir.
 Başka bir açıklamaya gerek görmüyorum. Bu konuda; kısacası faşizmin ontolojisi konusunda da anlaşmak zorunda değiliz.

 2- Anti-Emperyalist Demokratik Halk Devrimi özünde anti faşizmi ve anti kapitalizmi elbette barındırır. Sosyalist devrimi tekil ve başat alan her kim ise, köylü müttefikliğini ve kentlerdeki küçük burjuvazileri içine almayan her "teorik keskinlik" de devrimi güçsüzleştirmekten başka bir işe yaramaz.

 Yakın hedefi ulaşılabilir kılmak ve işçi sınıfının ideolojik - fiili önderliğini kabul etmek ile işçi sınıfını devrim yolunda yalnız bırakmak aynı anlama gelmediği gibi aslında "sosyalist devrimci" kavramlar üzerinden "keskin sol" söylemler savurmak da aynı şekilde reformizme ve soteye yatmaya kapı açar...

Dostlukla.
« Son Düzenleme: 19 Ocak 2014, 04:44:40 Gönderen: Murat Uner »
YETER Kİ KARARMASIN SOL MEMENİN ALTINDAKİ CEVAHİR

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3187
Ynt: FAŞİZM BURJUVA DEMOKRASİSİ AÇMAZI
« Yanıtla #12 : 18 Ocak 2014, 22:36:31 »
Sanırım bu yanıt size yeterli gelecektir.
Yanıtı ben vermiyorum,Lenin veriyor.
" Proletarya, kuvvet yoluyla burjuvazinin direncini kırabilmek için, köylülüğün ve küçük-burjuvazinin kararsızlığını etkisiz hale getirebilmek için, halkın yarı-proleter unsurlarıyla ittifak kurarak sosyalist devrimi başarmalıdır.” (Lenin, İki Taktik, s. 119-120)"
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET