Gönderen Konu: EZİLEN SINIFIN SÖMÜRÜLMESİ ALETİ OLARAK DEVLET  (Okunma sayısı 1960 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Ekim

  • İleti: 1821
 EZİLEN SINIFIN SÖMÜRÜLMESİ ALETİ OLARAK DEVLET


Toplumun üstünde yer alan özel bir kamu gücünü beslemek için, vergiler ve devlet borçları gerekli hale gelir.
      Engels şöyle yazar:

   
   "Kamu gücünü ve vergileri ödetme hakkınıkullanan memurlar, toplumun organları olarak, toplumun üstünde yer alırlar. Gentilice örgütlenme organlarına gösterilen içten gelme saygı, memurlara karşı da bu saygının gösterildiğini varsaysak bile, onlara yetmez ... onların yetkesini, onlara bir kutsallık ve özel bir dokunulmazlık kazandıran olağanüstü yasalarla sağlama bağlamak gerekir... En değersiz polis memuru, gentilice toplumdaki bütün organların birarada sahip olduklarından çok "yetke" sahibidir; ama en güçlü prens, en büyük devlet adamı, ya da uygarlığın en büyük (sayfa: 21) askeri şefi, en küçük gentilice şefin mazhar olduğu içten gelme ve söz götürmez saygıyı kıskanabilir..."
     
 Devlet iktidarı organlan olarak memurların ayrıcalıklı durumu sorunu, böylece konmuş bulunuyor. Aslolan, onları toplum üstüne koyan şeyin ne olduğunu bilmektir. Pratikte bu teori sorununun, Paris Komünü tarafından 1871'de nasıl çözülmüş ve Kautsky tarafından 1912'de gerici bir anlayış içinde nasıl gürültüye getirilmiş olduğunu göreceğiz.
   
  "Devlet, sınıf karşıtlıklarını frenleme gereksiniminden doğduğuna, ama aynı zamanda, bu sınıfların çatışması ortasında doğduğuna göre, kural olarak en güçlü sınıfın, ekonomik bakımdan egemen olan ve bunun sayesinde siyasal bakımdan da egemen sınıf durumuna gelen ve böylece ezilen sınıfı boyunduruk altında tutmak ve sömürmek için yeni araçlar kazanan sınıfın devletidir..." Antik devletle feodal devlet, kölelerle serflerin sömürülmesi organı oldular; ama yalnızca onlar değil, "modern temsili devlet de, ücretli emeğin sermaye tarafından sümürülmesi aletidir. Bununla birlikte istisna olarak, savaşım durumundaki sınıfların denge tutmaya çok yaklaştıkları öyle bazı dönemler olur ki, devlet gücü sözde aracı olarak, bir zaman için bu sınıflara karşı belirli bir bağımsızlık durumunu korur". ...Yani, 17. ve 18. Yüzyılların mutlak hükümdarlıkları gibi, Fransa'da Birinci ve İkinci imparatorluğun bonapartizmi gibi, Almanya'da Bismarck gibi.
     
Buna, Sovyetlerin, küçük-burjuva demokratlar tarafından yönetilmeleri nedeniyle henüz güçsüz, buna karşılık burjuvazinin de Sovyetleri (sayfa: 22) dağıtmak için henüz yeterince güçlü olmadığı bir anda. devrimci proletaryayı ezmeye başladıktan sonra, Cumhuriyetçi Rusya'daki Kerenski hükümeti gibi, diye ekleyeceğiz.
     
 Engels,
"zenginlik, iktidarını demokratik cumhuriyette, dolaylı ama bir o kadar da güvenli bir biçimde gösteriyor" diye sürdürür; şöyle ki: ilk olarak, "memurların düpedüz rüşvet yemesi" (Amerika), ikinci olarak da, "hükümetle borsa arasındaki bağlaşma" (Fransa ve Amerika) aracıyla.

      Bugün, hangisi olursa olsun, bütün demokratik cumhuriyetlerde, emperyalizm ve bankalar egemenliği, zenginliğin sınırsız gücünü savunmak ve kullanmak için yararlanılan bu iki aracı, ender bir sanat haline getirecek derecede "geliştirdi". Eğer, örneğin Rusya Demokratik Cumhuriyetinin daha ilk aylarında, "sosyalistler"in —Devrimci-Sosyalistler ve Menşevikler— burjuvazi ile koalisyon hükümeti içindeki evliliklerinin, deyim yerindeyse, balayı sırasında, Bay Palçinski, kapitalistleri tedirgin etmeyi ve onların tekerine taş koymayı, askeri siparişler yoluyla devlet hazinesini soymalarını engellemeyi gözeten bütün önlemleri baltalamışsa, ve daha sonra bakanlıktan ayrılmış (ve elbette yerine tastamam aynı bir başka Palçinski geçmiş) olan Bay Palçinski, eğer kapitalistler tarafından yılda 120.000 ruble tutan bir arpalıkla "ödüllendirilmiş" ise, bu nedir? Dolaysız ya da dolaylı rüşvet mi? Yoksa hükümetle kapitalist sendikalar [tröstler] arasında bir bağlaşma, ya da "yalnızca" dostça ilişkiler mi? Çernov ve Çereteli'lerin, Avksentiev ve Skobelevlerin oynadıkları rol nedir? Devlet hazinesine el atan milyonerlerin "dolaysız" bağlaşıkları mıdırlar, yoksa sadece dolaylı bağlaşıkları mı?

      Artık siyasal mekanizmanın bu tür eksikliklerine ve kapitalizmin siyasal zarfındaki kusurlara bağımlı olmadığı için, "zenginlik"in sınırsız gücü demokratik cumhuriyette daha güvenliktedir. Demokratik cumhuriyet, kapitalizmin olanaklı olan en iyi politik biçimidir; çünkü sermaye, demokratik cumhuriyeti (Palçinski, İgernov, Çereteli ve hempaları aracılığıyla) ele geçirdikten sonra, iktidarını öyle sağlam, öyle güvenli bir biçimde kurar ki, burjuva demokratik cumhuriyetindeki hiçbir kişi, kurum ya da parti değişikliği, onu sarsamaz.

      Ayrıca genel oy hakkını burjuvazinin egemenlik aleti olarak nitelendirdiği zaman, Engels'in büsbütün kesin ve açık olduğunu da belirtmek gerekir. Alman sosyal-demokrasisinin uzun deneyini açıkça hesaba katan Engels, "genel oy hakkı... işçi sınıfının olgunluğunu ölçmeyi sağlayan bir göstergedir. Bugünkü devlet içinde bundan daha çok hiçbir şey olamaz ve hiçbir zaman da olmayacaktır" der.

      Bizim Devrimci-Sosyalistlerimizle Menşeviklerimiz gibi küçük-burjuva demokratları, tıpkı ikiz kardeşleri olan Batı Avrupa sosyal-şoven ve oportünistlerinin tümü gibi, genel oy hakkından açıkça "daha çok" bir şey beklerler. Genel oy hakkının, "bugünkü devlet içinde", emekçiler çoğunluğunun iradesini gerçekten dile getirmeye ve bu iradenin yerine getirilmesini sağlamaya yetenekli olduğu düşününü paylaşır ve bu yanlış düşünü halka da aşılarlar.

      Burada, yalnızca, Engels'in açık, belgin ve somut açıklamasının, "resmi" (yani oportünist) sosyalist partilerin propaganda ve ajitasyonunda her  an değiştirilip çarpıtıldığına işaret ederek, bu yanlış düşünün altını çizmekten başka bir şey yapamayız. Marx ve Engels'in "bugünkü" devlete ilişkin görüşleri üzerindeki açıklamamızın devamı, Engels'in burada çürüttüğü anlayışın bütün yanlışlığını ayrıntılı bir biçimde ortaya koyar.
     
 Engels, en tanınmış yapıtında [Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni -ç.] görüşlerini toplu bir biçimde şöyle özetler:

     
"Demek ki, devlet düşünülemiyecek bir zamandan beri varolan bir şey değildir. İşlerini onsuz gören, hiçbir devlet ve devlet erkliği düşünü bulunmayan toplumlar olmuştur. Toplumun sınıflara bölünmesine zorunlu olarak bağlı olan belirli bir ekonomik gelişme aşamasında, bu bölünme, devleti bir zorunluluk durumuna getirdi. Şimdi, üretimde, bu sınıfların varlığının yalnızca bir zorunluluk olmaktan çıkmakla kalmayıp, üretim için gerçek bir engel de olduğu bir gelişme aşamasına hızlı adımlarla yaklaşıyoruz. Bu sınıflar, vaktiyle ne kadar kaçınılmaz bir biçimde ortaya çıktılarsa, o kadar kaçınılmaz bir biçimde ortadan kalkacaklardır. Onlarla birlikte, devlet de, kaçınılmaz bir biçimde, yokolur. Üreticilerin özgür ve eşitçi bir birlik temeli üzerinde üretimi yeniden düzenleyecek olan toplum, tüm devlet makinesini, bundan böyle kendisine lâyık olan yere, bir kenara atacaktır: âsâr-ı antika müzesine, çıkrık ve tunç baltanın yanına..."
     
Çağdaş sosyal-demokrasinin propaganda ve ajistasyon yazınında bu alıntıya pek rastlanmaz. Rastlandığı zaman da, bu metni, sanki bir ikon önünde eğilmek istercesine, yani şu "tüm devlet makinesinin âsâr-ı antika müzesine atılması"nı içeren (sayfa: 25) devrimin genişlik ve derinliği üzerinde en küçük bir düşünme çabası olmaksızın, Engels'e resmen saygı göstermek için aktardıkları görülür. Hatta çoğu zaman onlarda, Engels'in devlet makinesi demekle söylemek istediği şey, pek de anlaşılmışa benzemez.

V.I.Lenin - Devlet ve Devrim



League of Struggle for Emancipation of the Working Class in 1897
« Son Düzenleme: 17 Nisan 2014, 18:42:54 Gönderen: Ekim »
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.