Gönderen Konu: ÜÇ FİDANIMIZIN ANISI' na  (Okunma sayısı 4338 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Solplatform

  • Site Sorumlusu
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 324
ÜÇ FİDANIMIZIN ANISI' na
« : 05 Mayıs 2014, 22:44:34 »
ÜÇ FİDANIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ

UMUT MU ?  UMUT HER ZAMAN VAR .UMUTSUZLUK DİYE BİR ŞEY YOK !







ULUSUN ZULME KARŞI DİRENME HAKKINI KULLANDIK.
Deniz Gezmiş

İDDİANAME OKUNDUĞU ZAMAN CEZANIN SUÇA DEĞİL , SUÇUN CEZAYA UYDURULMAYA ÇALIŞILDIĞINI GÖRDÜM. HAKLI OLARAK BELİRTİYORUM: İDDİA MAKAMINI MUHATAP OLARAK ALMIYORUM  ve MAHKEMEYİ BAĞIMSIZ YARGI ORGANI OLARAK KABUL ETMİYORUM.
Hüseyin İnan

SİZLER ,BİZİ ASANLAR ; ŞEREFSİZLİĞİNİZLE HER GÜN ÖLECEKSİNİZ !
Yusuf Aslan


Deniz Gezmiş İstanbul Üniversitesi önünde konuşma yaparken


11 Haziran 1968 İÜ Rektörlüğünün işgali. Deniz, Rektör Prof. Ekrem Şerif Egeli ile tartışırken


Çevrimdışı Solplatform

  • Site Sorumlusu
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 324
Ynt: ÜÇ FİDANIMIZIN ANISI' na
« Yanıtla #1 : 05 Mayıs 2015, 22:24:27 »
"Koğuşta , “Hadi Deniz, Tanya Tanya”  seslerinden sonra ezberinden okumaya başlardı Deniz"


DENİZ GEZMİŞ'İN SON MEKTUBU

6 Mayıs 1972

Baba,

Mektup elinize geçmiş olduğu zaman, aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben, ne kadar üzülmeyin desem, yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat, bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum. İnsanlar doğar, büyür, yaşar ve ölürler… Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde, fazla şeyler yapabilmektir.

Bu nedenle ben, erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki, benden önce giden arkadaşlarım, hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de etmeyeceğimden şüphen olmasın.

Oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir.

Bu yola bilerek girdi. Sonunda da bu olacağını biliyordu.

Seninle düşüncelerimiz ayrı ama, beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil, (…) anlayacağını inanıyorum.

Cenaze için, avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara´da 1969´da ölen arkadaşım Taylan Özgür´ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul´a götürmeye kalkma.

Annemi teselli etmek sana düşüyor. Kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum. Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki, bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir.

Son anda, yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir seni, annemi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım…

Oğlun Deniz Gezmiş

Merkez Cezaevi



YUSUF ASLAN'ın SON MEKTUBU :

Sevgili Babacığım,

Bu mektubu aldığın zaman ben ebediyen bu dünyadan göç etmiş olacağım. Ne kadar sarsılacağını tahmin ediyorum. Bir buçuk seneden beri, benim yüzümden nasıl üzüntü içinde olduğunuz malum. Bu son olayı da metanetle karşılamanızı sadece dileyebiliyorum. Babacığım, bu olayda da annemin ve Yücel'in, senin tesellilerine ve desteklerine ihtiyaçları çok. Bunun için ne kadar metin olursan hem senin sağlığın için hem de onlar için o kadar iyi olur. Elbette ki yıllarca emek verip yetiştirdiğin bir oğlun bir günde öldürülmesi, kolay göğüslenecek bir olay değildir. Fakat siz benim ne için, kimlere karşı mücadele verdiğimi biliyorsunuz. Ben bu açıdan rahat ve vicdan huzuru içinde gidiyorum. Sizlerin de bu bakımdan rahat ve huzur içinde olduğunuzu ve olacağınızı biliyorum. Babacığım annemi ve Yücel'in, senin desteklerine muhtaç olduklarını söylemiştim. Onları rahat ettirmek için bütün gücünü kullanacağından zaten eminim. Babacığım, burada şunu ilave edeyim ki Yücel'in hastalığından kendimi sorumlu hissediyorum. Yücel için her şeyinizi ortaya koyacağınız konusunda da kuşkum yok. Ablamlar için söyleyeceğim fazla üzülmesinler, olayın sarsıntıları geçtikten sonra normal hayatlarını devam ettirsinler. Mehtap'a ne diyeyim. Benim için her zaman bol bol öpün. Babacığım, cezaevinde kalan arkadaşları ara sıra yoklarsan, hallerini hatırlarını sorarsan çok memnun olurum. Her birisi oğlun sayılır. Dışarıda bizler için uğraşan dostlarım ve dostlarını hiçbir zaman unutmayacağını biliyorum.
Mektubum burada biterken sizi, annemi, Yücel'i, ablamı, Aziz abiyi, hasretle kucaklarım babacığım. Sağlıcakla kalın.

Yusuf Aslan

 

HÜSEYİN İNAN'ın SON MEKTUBU:

Babama, anneme, kardeşlerime ve yakın akrabalarıma,
söyleyecek fazla söz bulamıyorum. Bir insanın sonunda karşılaşacağı tabii sonuç, bildiğiniz sebeplerden dolayı erken karşıma çıktı.Üzüntü ve acınızı tahmin ediyorum.İleride durumumu çok daha iyi anlayacağınız inancındayım.Metin olunuz.Üzüntü ve acılarınızı unutmaya çalışınız.Bütün varlığımla hepinize kucak dolusu selamlar
Sevgiler!..
Yazılacak çok şey var; fakat hem mümkün değil,hem de sırası değil...
Candan selamlar.

Hüseyin İnan




"Koğuşta , “Hadi Deniz, Tanya Tanya”  seslerinden sonra ezberinden okumaya başlardı Deniz"


TANYA
Ve granit kabrinde Lenin.
Ve karların üstünde muzaffer gülümseyişi onun.
Düşman ulaştı Moskova kuzeyinde Yakroma'ya
ve güneyinde Tula şehrine.
Ve kasımın sonu
ve aralık ayının ilk günlerinde
harcamış bulunuyordu ihtiyatlarını
bütün cephe üzerinde.
Ve aralık ayının ilk günlerinde,
en nazik safhasındaydı durum.
Ve aralık ayının ilk günlerinde,
Petrişçevo'da Vereiya şehri dolaylarında,
kar gibi mavi bir gökyüzünün üzerinde
Alamanlar 18 yaşında bir kız astılar.
18 yaşındaki kızlar belki nişanlanır
astılar onu.
Moskova'dandı.
Gençti, partizandı.
Sevdi, anladı, inandı
ve geçti harekete.
İpin ucunda ince uzun boynundan sallanan çocuk
bütün azametiyle insandı.
Çevirir gibi yapraklarını "Harp ve Sulh" romanının
dolaştı karlı karanlıkta bir genç kızın elleri.
Kesildi Petrişçevo'da telefon telleri,
sonra Alaman ordusundan 17 beygirli bir ahır yandı.
Ertesi gün partizan yakalandı.
Yeni hedefin önünde yakalandı partizan,
birdenbire, kıskıvrak, arkadan.
Gökyüzü yıldızla,
yürek hızla,
bilek nabızla,
şişe benzinle dolu
ve kibrit çakılmak üzereydi.
Ve kibrit çakılamadı fakat.
Tabancaya davranmak istedi.
Çullandılar.
Alıp götürdüler.
Alıp getirdiler.
Odanın ortasında dimdik durdu partizan:
torbası omuzunda,
başında kürk şapkası, sırtında gocuk,
bacaklarında pamuklu külot pantolon ve keçe çizmeler.
Subaylar baktılar partizana yakından:
badem nasıl kabuğunun içindeyse
filiz gibi bir kızdı kürkün, keçenin ve pamuklunun içindeki.
Kaynıyor masada semaver.
Satrançlı örtüde bir tabanca, beş kayış kemer,
ve yeşil bir şişe konyak.
Tabakta domuz sucuğu ve ekmek artıkları.
Ev sahipleri mutfağa gönderildiler.
Lamba sönmüştü.
Ocağın ateşiyle kızılca karanlıktı mutfak.
Ve ezilmiş hamam böceği kokuyordu.
Ev sahipleri: bir çocuk, bir kadın, bir ihtiyar,
sokuldular birbirlerine:
dünyadan uzak
ıssız bir dağ başında kurda kuşa karşı yapyalnız kalmıştılar.
Sesler geldi bitişikten :
Soruyorlar:
"- Bilmiyorum," diyor.
Soruyorlar:
"- Hayır," diyor.
Soruyorlar:
"- Söylemem," diyor.
Soruyorlar :
"- Bilmiyorum," diyor, "- Hayır," diyor, "- Söylemem," diyor.
Ve yeryüzünde bu üç sözden başkasını unutan ses
sıhhatli bir çocuk teni gibi pürüzsüz
ve iki nokta arasındaki en kısa yol gibi düz.
Bir kayış sakladı bitişikte :
Partizan sustu.
Çıplak bir insan eti ses verdi.
Kayışlar şaklıyor arka arkaya.
Yılanlar güneşe doğru sıçrayıp düşerken ıslık çalıyorlar.
Genç bir Alaman subayı geldi mutfağa.
İskemleye çöktü.
Kapadı avuçlarıyla kulaklarını.
Ve gözleri sımsıkı yumulu
ve öylece kaldı orda kımıldamadan sorgunun sonuna kadar.
Kayışlar saklıyor bitişikte.
Saydılar ev sahipleri :
200...
Sorgu tekrar başladı :
Soruyorlar : "- Bilmiyorum," diyor,
Soruyorlar : "- Hayır," diyor,
Soruyorlar : "- Söylemem," diyor.
Ses kibirli
fakat artık pürüzsüz değil
kanayan bir yumruk gibi boğuktu.
Partizanı dışarı çıkardılar.
Başında kürk şapkası, sırtında gocuk,
bacaklarında pamuklu külot pantolon ve keçe çizmeler
yoktu.
Bir don bir gömlekti.
Beyaz, genç dişleriyle ısırılmaktan şişmiş dudakları.
Bacaklarında, boynunda, alnında kan.
Kolları iple bağlı arkadan,
çıplak ayakları karda,
iki yanda süngülüler,
yürüdü partizan.
Soktular partizanı Vasili Klulik'in izbasına.
Oturdu tahta sıranın üstüne.
Çatık bir dalgınlık içindeydi.
Su istedi.
Nöbetçi verdirmedi suyu.
Alaman askerleri geldiler.
Böcekler gibi üşüştüler başına,
çekiştirdiler, tartakladılar.
Birisi art arda kibrit yakıp tuttu altında çenesinin,
bir bıçkı sürttü sırtına bir başkası
dişli demir kanlanıncaya kadar.
Sonra gittiler uyumaya.
Nöbetçi süngünün ucunda çıkardı partizanı sokağa.
Mavi gözleri yuvarlak bir çocuk bakıyor camdan:
dünya buzların içinde,
karın altında yapyalnız sokak
yıldızların içinde.
Mavi gözleri yuvarlak
bir çocuk bakıyor camdan.
Gördüklerini unutacak,
büyüyecek, evlenecek,
ve bir yaz gecesinde
bir öğle uykusunda yahut
rüyasına girecek ansızın
karda yıldızlara basan çıplak ayakları bir genç kızın.
Karın altında bir uçtan bir uca
karın altında yapyalnız sokak.
Karın üstünde partizan:
ayakları çıplak,
kollan bağlı arkadan,
bir don bir gömlek,
yürüyor önünde süngünün
bir uçtan bir uca gidip gelerek.
Üşüdü nöbetçi, döndüler izbaya.
Isındı nöbetçi çıktılar.
Bu böyle sürdü saat 22'den ikiye kadar.
İkide nöbetçi değişti
ve artık partizan kımıldanmadan kaldı tahta sıranın üzerinde.
Partizan
18 yaşında.
Partizan
öldürüleceğini biliyor.
Ölmek ve öldürülmek:
hıncının kızıltısında belli belirsizdi bu fark.
Ve ölümden korkmayacak
ve keder duymayacak kadar sıhhatli ve gençti.
Bakıyor çıplak ayaklarına:
Şişmiştiler,
çatlayıp donmuştular kıpkırmızı.
Fakat partizan
dışındaydı acının.
Ve nasıl derisinin içindeyse
öyle içindeydi öfkesinin ve inancının.
Zaman zaman annesi geliyor aklına.
Mektep kitapları geliyor aklına.
Cilalı toprak bir çanak geliyor aklına
İliç'in resmi önünde duran
ve içinde masmavi çiçekler.
Çocukluğu geliyor aklına,
bu o kadar yakın ki
kısacık entarilerin renkleri bile
tutulacak gibi elle.
İlk hava bombardımanı geliyor aklına.
Cepheye giden işçi taburları geliyor aklına
sokaktan geçiyorlar şarkı söyleyerek
ve çocuklar koşuyor peşlerinden.
Zaman zaman bir tramvay durağı geliyor aklına;
annesiyle orda vedalaştılar.
Bir gençlik toplantısı geliyor aklına,
bu o kadar yakın ki
kırmızı örtülü masada su bardağı
ve kesik kesik konuşan kendi sesi bile
tutulacak gibi elle.
Ve artık durup dinlenmeden kendi sesi geliyor aklına:
düşmanın karşısında dimdik duran sesi,
Hayır, diyen,
Söylemem, diyen
ve düşmana hiçbir şeyi doğru söylememek için
kendi adını bile gizleyen.
ZOE'ydi adı,
ismim TANYA, dedi onlara.
(Tanya,
Bursa Cezaevi'nde karşımda resmin.
Bursa Cezaevi'nde.
Belki duymamışındır bile Bursa'nın adını.
Bursa'm yeşil ve yumuşak bir memlekettir.
Bursa Cezaevi'nde karşımda resmin.
Sene 1941 değil artık
sene 1945.
Moskova kapılarında değil artık
Berlin kapılarında dövüşüyor seninkiler,
bizimkiler,
bütün namuslu dünyanınkiler.
Tanya,
senin memleketini sevdiğin kadar
ben de seviyorum memleketimi,
Seni astılar memleketini sevdiğin için,
ben memleketimi sevdiğim için hapisteyim.
Ama ben yaşıyorum,
ama sen öldün.
Sen çoktan dünyada yoksun,
zaten ne kadar az kaldın orda :
on sekiz senecik.
Doyamadın güneşin sıcaklığına bile.
Tanya,
sen asılan partizan,
ben hapiste şair.
Sen kızım, sen yoldaşım.
Resminin üstüne eğiliyor başım:
kaşların incecik,
gözlerin badem gibi,
ama renklerini fotoğraftan anlamam mümkün değil.
Fakat yazıldığına göre
koyu kestaneymişler.
Bu renkte gözler çok çıkar benim memleketimde de.
Tanya,
saçların ne kadar kısa kesilmiş,
oğlum Memet'inkilerden farkı yok.
Alnın ne kadar geniş,
ay ışığı gibi,
rahatlık, ve rüya veriyor insanın içine.
Yüzün ince uzun,
kulakların büyücek biraz.
Henüz çocuk boynu boynun :
henüz hiçbir erkek kolu sarılmamış anlıyor insan.
Ve püsküllü bir şey sarkıyor yakandan:
süsünü sevsinler mini mini kadın.
Arkadaşları çağırdım, bakıyorlar resmine :
-Tanya,
senin yaşında bir kızım var.
-Tanya,
kız kardeşim senin yaşında.
-Tanya,
senin yaşında sevdiğim kız.
Bizim memleket sıcaktır
bizde kızlar tez kadınlaşır.
-Tanya,
senin yaşında kızlarla okulda, fabrikada, tarlada arkadaşız.
-Tanya,
sen öldün,
ne kadar namuslu insanlar öldürüldü ve öldürülmektedir,
ama ben,
yedi yıldır kavgada hayatımı tehlikeye koyamadan
hapiste de olsa bal gibi yaşıyorum.)
Sabah oldu Tanya'yı giydirdiler,
ama çizmeleri, şapkası, gocuğu yoktu,
iç etmişlerdi onları.
Torbasını getirdiler :
torbada benzin şişeleri, kibrit, kurşun, tuz, şeker.
Şişeleri boynuna astılar,
torbasını verdiler sırtına.
Göğsüne bir de yazı yazdılar :
"PARTİZAN".
Köyün alanına kuruldu darağacı.
Atlılar çekmiş kılıcı
halka olmuş piyade askeri.
Zorla seyre getirdiler köylüleri.
İki sandık üst üste,
iki makarna sandığı.
Sandıkların üstüne
yağlı urgan sallanır,
urganın ucu ilmik.
Partizan kaldırılıp çıkarıldı tahtına.
Partizan
kolları bağlı arkadan
durdu urganın altında dimdik.
Nazlı, uzun boynuna ilmiği geçirdiler.
Bir subay fotoğrafa meraklı,
bir subay, elinde makina : Kodak,
bir subay resim alacak.
Tanya seslendi kolhozlulara ilmiğinin içinden
"- Kardeşler, üzülmeyin.
Gün yiğitlik günüdür.
Soluk aldırmayın faşistlere,
yakın, yıkın, öldürün..."
Bir Alaman vurdu ağzına partizanın,
genç kızın beyaz, yumuk çenesine aktı kan.
Fakat askerlere dönüp devam etti partizan :
"- Biz iki yüz milyonuz.
İki yüz milyon asılır mı?
Gidebilirim ben.
Ama bizimkiler gelecekler.
Teslim olun, vakit varken..."
Kolhozlular ağlıyordu. Cellat çekti ipi.
Boğuluyor nazlı, boynu kuğu kuşunun.
Fakat dikildi ayaklarının ucunda partizan
ve hayata seslendi İNSAN:
"- Kardeşler
hoşça kalın.
Kardeşler
kavga sonuna kadar.
Duyuyorum nal seslerini
geliyor bizimkiler!"
Cellat bir tekme attı makarna sandıklarına.
Sandıklar yuvarlandılar.
Ve Tanya sallandı ipin ucunda.

Nazım Hikmet

Çevrimdışı Solplatform

  • Site Sorumlusu
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 324
Ynt: ÜÇ FİDANIMIZIN ANISI' na
« Yanıtla #2 : 05 Mayıs 2016, 20:57:06 »
DENİZ GEZMİŞ ve ARKADAŞLARINI ve de ONLARIN SİPER YOLDAŞLARINI TEKRAR SAYGIYLA ANIYORUZ ...

DEVLETLERİNİN KURUCU PARTİSİ ,KENDİSİNE YAKIŞANI YAPMIŞ ve DENİZLER'in SEHPAYA ÇIKMASINI ONAYLAMIŞLARDI ! UTANMADAN , DENİZ ve ARKADAŞLARINI ANAN CHP'ye ve TÜM PARTİLİLERE   (çünkü hala kuyruğuna yapışmış gidiyorlar ) YAZIKLAR OLSUN  ! DÜZENİN SİGORTA SİSTEMİ  RİYAKARLAR UTANIN !









"Biz strɑtejik olɑrɑk düşüncemizi hiçbir zɑmɑn sɑklɑmɑyız.Hɑngi şɑrtlɑr ɑltındɑ olursɑk olɑlım,bunu ɑçıkçɑ söyleriz.Düşüncelerimizi mezɑrɑ kɑdɑr götürürüz.Nɑsıl burɑdɑ nɑmlulɑrın ve dipçiklerin gölgesi ɑltındɑ konuşuyorsɑk,düşüncemizi her zɑmɑn ɑçıkçɑ ifɑde ederiz.Tɑrih evvelce bunu yɑpɑnlɑrı nɑsıl temize çıkɑrmışsɑ bizi de temize çıkɑrtɑcɑktır,bunɑ dɑ inɑnıyoruz."

« Son Düzenleme: 05 Mayıs 2016, 21:19:16 Gönderen: Solplatform »

Çevrimdışı Solplatform

  • Site Sorumlusu
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 324
Ynt: ÜÇ FİDANIMIZIN ANISI' na
« Yanıtla #3 : 05 Mayıs 2017, 21:51:57 »
SAY BAKALIM O GÜNDEN BU GÜNE DOĞANLARIN ADINI ; KAÇI CELLAT KAÇI DENİZ...


“ En uzun koşuysa elbet Türkiye’de de devrim

O, onun en güzel 100 metresini koştu... "


“Eğer bir gün, şimdi bizi bekleyen cehennemi aşıp selamete çıkabilirsek; tüm dostlar, tüm bizden olanlar, ufak ufak gruplar halinde, çok uzaklarda, sessiz rahat bir deniz kıyısına gideceğiz. Mehtaplı bir gece olacak. İşte orada, içimizdeki taşları eriteceğiz. Gözyaşlarımız ve sevinçlerimiz, isim, gölge, belirsiz şekiller, canlı yaratıklar, yanı başımızda vurulup düşen ve de mezarsız yatan kardeşlerimiz olmaya başlayacak.

Tarihimiz, kendine yakışır bir mezar buluncaya dek, onları kalplerimizde konuk edeceğiz. Taşlaşmış gözyaşları yapıp, gönlümüzde sakladık biz onları. Bize, benliğimize girdi onlar. Kendi adlarımızı unuttuk. Kimlik olarak gösterebileceğimiz tek şey, işte bu mermerleşen heyecanımız. Zamanımızın taşlaşmış hali. İşte, o uzak deniz kıyısına gideceğiz, küme küme. Orada ağlayacağız, doya doya özgürlük içinde konuşacağız, son bir kez daha kalbimizde konuk ettiğimiz yiğitlerle.

Son bir kez. Eğer bir gün, şimdi bizi bekleyen cehennemi aşıp selamete çıkabilirsek; tüm dostlar, tüm bizden olanlar, ufak ufak gruplar halinde, çok uzaklarda, sessiz rahat bir deniz kıyısına gideceğiz!”
(Themos Kornaros, “Fırtına Çocukları”)




(Not:Üstteki siyah-beyaz fotoğraf,  Muharrem Yüksel koleksiyonundan alınmıştır. Bir kuşağın karizmatik lideri, henüz 20 yaşında. Bu 68 kuşağının ilk kıvılcımının fotoğrafı.  En başta Deniz Gezmiş gülerek en önde saf tutmuş, arkadaşları peşinde. Arkasında Mahir Çayan, elini kaldırmış slogan atıyor, yanında Taylan Özgür var...
Kızıldere’deki baskında öldürülen Mahir Çayan ve polis kurşununa hedef olan Taylan Özgür de aynı karede. Fotoğrafta Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yüzlerindeki mutluluk ifadesi açıkça görülüyor.)


Çevrimdışı Solplatform5

  • Sorumlu
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 233
Ynt: ÜÇ FİDANIMIZIN ANISI' na
« Yanıtla #4 : 05 Mayıs 2018, 21:20:31 »
Bir oğlumuz oldu. Deniz koyduk adını.
Kederi de, cesareti de, umudu da,
Adamlığı da bizde emanet kaldı.


Mukaddes Gezmiş

 
"Bizim düşmanlarımız Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileridir. Yani emperyalizm ile işbirliği yapan patronlar, feodal mütagallibe yani bezirgânlar, tefeciler. Toprak ağaları ve diğer işbirlikçileri ve bizim bütün eylemlerimiz bu hedefe yönelmiş bulunmaktadır. Bunun dışında başka bir hedefimiz yoktur."

"Yaşasın tam bağımsız Türkiye. Yaşasın Marksizm-Leninizm'in yüce ideolojisi. Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi. Kahrolsun emperyalizm. Yaşasın işçiler, köylüler"




Darağacına gidiyorum adım adım
Geride düşlerim
Geride düsüncelerim
Geride umutlarım

Bedenim birazdan yok olacak burada
Ama düşüncelerim sonsuza dek yaşayacak
Yok edemeyeceksiniz onları
Yok edemezsiniz bizden arta kalanları

Darağacına gidiyorum adım adım
Üzerimde en sevdiğim elbise
Ayaklarımda postallarım
Bir elimde sigara bir elimde demli çayım

Darağacına gidiyorum adım adım
Kulağımda en sevdiğim şarkı
Yüreğimde özgürlük çağrısı
Kalbimde aşkın ayrılık acısı

Hani bir şair diyor ya
Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden diye
Ben de öyle yapıyorum
Yani ağır ağır çıkıyorum

Onların hiç bir dediğini yapmayacağım
Ne gömleği giyeceğim
Ne de gözümü bağlatıcam
Kimse dokunmasın bana
Boynuma ipi kendim takıcam

Kimse dokunmasın bana
İhtiyacım yok boyun eğen insanlara
İhtiyacım yok
Cebi için ülkesini satanlara
Başkaldırmasını bilmeyen insanlara
İhtiyacım yok

Artık idam vakti geldi
Ansızın çektiler sandalyemi
Sanıyorlarki herşey burada bitmiş
Ama biliyorlar ki

Benim adım DENİZ GEZMİŞ

Önder Keskin