Gönderen Konu: BONAPARTİZM YA DA BONAPARTİST DİKTATÖRLÜK  (Okunma sayısı 1974 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3187
BONAPARTİZM YA DA BONAPARTİST DİKTATÖRLÜK
« : 02 Temmuz 2014, 19:43:47 »
Bonapartizm yada Bonapartist Diktatörlük olağan dışı koşullarda,Marks'ın özellikle Fransa'da İç Savaş ve Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i  adlı yapıtlarında üzerinde önemle durduğu bir yönetim biçimidir.

Sınıfların tam olarak iktidara egemen olmadığı,devletin görece sınıflar karşısında tarafsızmış gibi bir pozisyon aldığı,ancak amacı kapitalizmin gelişiminin önündeki tüm engellerin yok edilmesi olan,burjuvazinin siyasal gücünü bürokrasiye geçici bir süre devrettiği bu durumu Marks,Bonapartizm olarak tanımlamıştır.

Marks Fransa da İç Savaş adlı eserinde şöyle der:

Serüvenci Louis Bonaparte'ın, bütün kilit noktalarını -ordu,polis, yönetim mekanizması- elegeçirmesini ve 2 Aralık 1851 günü burjuvazinin son kalesi olan UlusalMeclisi havaya uçurmasını sağlayan şeyler de, burjuvazinin bu iç çekişmeleridir. İkinci İmparatorluk ve onunla birlikte de Fransa'nın bir siyaset ve maliye serüvencileri çetesi tarafından sömürülmesi başladı; ama aynı zamanda, sanayi de,Louis-Philippe'in, büyük burjuvazinin sadece küçük bir bölümünün başkalarını dıştalayıcı egemenliği ile birlikte soysuz ve pısırık sisteminin ona hiç bir zaman veremeyeceği bir atılım kazandı. Louis Bonaparte, burjuvaları işçilere karşı ve sırası gelince işçileri de burjuvalara karşı koruma bahanesi ile kapitalistlerin elinden siyasal iktidarlarını aldı; ama buna karşılık,egemenliği, spekülasyon ve sınai etkinliği, uzun sözün kısası, tüm burjuvazinin yükselme ve zenginleşmesini, görülmemiş derecede kolaylaştırdı.  Bununla birlikte, imparator sarayı çevresinde toplanan büyük çaplı rüşvet ve soygun da çok daha yüksek bir derecede gelişip, bu zenginleşme üzerinden büyük yüzdeler vurdular.

Tabii ki Bonapartizm'i incelerkende onun içinde doğduğu koşulları ve sonrası tarihsel süreç içerisindeki gelişimini ve verili koşullara nasıl adapte olduğunu bilmemiz gerekiyor.

Bu bağlamda baktığımızda Kemalist Diktatörlük ile Bonapartist Diktatörlük arasında pek çok benzer yan bulabiliriz.

Bonapartist Diktatörlüklerdeki yanılsama,Bonapart'ın tüm toplumun kurtarıcısı,toplumdaki sınıflarında üzerinde,onlara eşit mesafede olmasıdır.

Bonapart , toplumdaki sınıfların çıkarlarının ortaklığını vaaz ederek,kendi yönetiminin bu ortaklığı sağlayacağını yığınlara anlatarak,onları yanıltır.

Bu bağlamda baktığımızda Kemalist Diktatörlüğü,Bonapartist Diktatörlük olarak görebiliriz.
Örneğin Mustafa Kemal İzmir İktisat Kongresi açılışında yaptığı konuşmada şöyle der:

‘Bizim halkımız, çıkarları birbirinden ayrı sınıflar halinde değil, tersine varlıkları ve çalışma sonuçları birbirine lazım olan sınıflardan ibarettir. Bu dakikada dinleyicilerim çiftçilerdir, sanatkarlardır, tüccarlardır, işçilerdir. Bunların hangisi ötekisine karşıt olabilir? Hepsinin birbirine muhtaç olduğunu kim inkar edebilir.”

Daha sonra CHP' nin altı  okundan birisi olan HALKÇILIK ilkesinin açılımında,"sınıfsız,imtiyazsız,kaynaşmış bir kitleyiz" belgisi yer alırken bu yukarıdaki örneğimizle bire bir örtüşür.

Kemalist Diktatörlüğün,Faşist Diktatörlük yerine ,Bonapartist Diktatörlük olarak tanımlanması daha doğrudur.
Bilindiği gibi Faşizm, Kapitalizmin tekelci aşamasına denk gelir.

Gelelim günümüzün Bonapar'ına ,yani Tayyip Erdoğan'a !
Günümüzü Faşist Diktatörlük olarak tanımlamak,Faşizmin tanımına göre zor.

Gerek Dimitrov'un tanımı,  gerekse klasik tanım bu tanımlamada bulunmamızı olanaksız kılıyor.
Her iki tanımda da Faşizm tekelci burjuvazinin ya da tekelci burjuvazinin en gerici kesiminin açık kanlı diktatörlüğüdür.

Oysa , Tayyip Erdoğan'ın ardındaki sermaye,tekel dışı,ranta dayalı,vurguncu,talancı,asalak bir sermaye kesimidir.

Marks'ın yukarıdaki alıntısına baktığımızda alıntının şu bölümü nasıl da bugünü bize anlatıyor:

"Louis Bonaparte, burjuvaları işçilere karşı ve sırası gelince işçileri de burjuvalara karşı koruma bahanesi ile kapitalistlerin elinden siyasal iktidarlarını aldı; ama buna karşılık,egemenliği, spekülasyon ve sınai etkinliği, uzun sözün kısası, tüm burjuvazinin yükselme ve zenginleşmesini, görülmemiş derecede kolaylaştırdı. Bununla birlikte, imparator sarayı çevresinde toplanan büyük çaplı rüşvet ve soygun da çok daha yüksek bir derecede gelişip, bu zenginleşme üzerinden büyük yüzdeler vurdular."[/size]

veda
[/i]
« Son Düzenleme: 02 Temmuz 2014, 19:54:54 Gönderen: veda »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET