Gönderen Konu: YABANCILAŞMA ÜZERİNE  (Okunma sayısı 1609 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3187
YABANCILAŞMA ÜZERİNE
« : 18 Temmuz 2014, 21:28:13 »

Bu araları Hegel üzerinden Marks'ın diyalektiğine ve Tarihsel Materyalizme yönelik,onu mekanik ve sınıf indirgemeci bulan eleştiriler ortaya atılıyor.

Hegel'deki MUTLAK FİKİR'İN yarattığı mistisizmin etkisiyle madde yadsınarak ruha yöneliniyor.
Marks, Hegel ile arasındaki temel farkı kendi söylemiyle aşağıdaki şekilde açıklamıştır:

“Benim diyalektik yöntemim, hegelci yöntemden yalnızca farklı değil, onun tam karşıtıdır da. Hegel için insan beyninin yaşam-süreci, yani düşünme süreci —Hegel bunu "Fikir" ("Idea") adı altında bağımsız bir özneye dönüştürür— gerçek dünyanın yaratıcısı ve mimarı olup, gerçek dünya, yalnızca "Fikir"in dışsal ve görüngüsel (Phenomenal) biçimidir. Benim için ise tersine, fikir, maddi dünyanın insan aklında yansımasından ve düşünce biçimlerine dönüşmesinden başka bir şey değildir.”(Kapital Cilt 1-Almanca İkinci Baskıya Son Söz)

Hegel'e göre insan, zihinsel yaratıcı gücünü pratiğe dökerek,onu yaşama geçirerek,onu nesnelleştirerek,maddi yaşamı değiştirir ve dönüştürür.
Yani insandaki zihinsel güç,kendi faaliyeti üzerinden maddi yaşamı yaratır.

Maddi yaşam aslında,insanda var olan zihinsel güç içersinde yer alan fikirlerin hareketlerinin bir ürünüdür.

Oysa Marks' ta bu durum tam tersinedir.
O nedenle Marks Hegel'in diyalektiğini,baş aşağı durumdan,ayakları üzerine oturtmuştur.

Marks'a göre toplumsal varlık,bilinci belirler.
Maddi yaşamdaki değişimler zihne akarak bilinci belirler.

Maddi yaşamdaki değişimlerin bir ürünü olan ve zihne akarak bilinci oluşturan bu düşünceler,insanların pratik,devrimci, eleştirel faaliyetleri içersinde maddi bir güce dönüşerek maddi yaşamı değiştirir ve dönüştürür.

Değişen maddi yaşam ,aynı biçimde içerdiği değişimlerle birlikte yeniden zihne akar ve bilinci bu değişimler yönünde yeniden belirler.

Hegel , tarihin varacağı yeri olanaksız olarak,zihne ulaşmak olarak görür.
Marks ise tarihin varacağı yerin komünist toplum olduğunu söyler.
Ve de Marks'a göre bu amaç,ulaşılır bir amaçtır.

Her ikisi de,bu varışın toplumsal değişimlerle olacağını söylerken,Hegel bu değişimlerin temeline TİN' i koyar.
Oysa Marks'ta bu değişimlerin temelinde maddi yaşam koşulları vardır.

Bir olguyu ortadan kaldırmanın yolu,onu ortaya çıkaran maddi koşulların yok edilmesi ile olasıdır.
Yabancılaşma da onu ortaya çıkaran maddi koşullar yok edilerek ortadan kaldırılır.

Nedir Yabancılaşmanın ortaya çıkmasına neden olan koşullar?
Başlangıçta var olan doğrudan üreticilerle,üretimin maddi birliğinin,artan gereksinmeler nihayetinde,insanların başkaları içinde üretmek zorunda kalmaları ve faaliyetin doğanın gereği olarak bölünmesi sonucu bozulması,insanın kendi eylemini kontrol etmesi yerine,eyleminin kendine karşı,kendini kontrol etmesi olan yabancılaşmayı ortaya çıkarmıştır.

İnsanın kendine,ürettiği ürüne,içinde bulunduğu doğaya ve çevredeki insanlara karşı yabancılaşmasına neden olan, mülkiyetin özelleşmesi sonucu sınıfların ortaya çıkması,maddi üretim ile doğrudan üreticiler arasındaki birliğin bozulmasıdır.

Zaten ; emek tahakküm altına alınarak, ücretli emek,yabancılaşmış emek haline getirilir.
Bu tahakkümün nedeni de,bu tahakkümü sağlayanların üretim araçlarının özel mülkiyetine sahip olmalarıdır.

Ancak toplumsal yapıdaki değişimlerle,zihindeki değişimler aynı anda olmaz!
Yabancılaşmaya neden olan insana aykırı faaliyetlerin bilinçte yarattığı hasarın ortadan kaldırılması,bu faaliyetlere son verilse bile uzun bir tarihsel dönem süresinde devam eder.
veda
« Son Düzenleme: 18 Temmuz 2014, 22:59:29 Gönderen: veda »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3187
Ynt: YABANCILAŞMA ÜZERİNE
« Yanıtla #1 : 18 Temmuz 2014, 22:33:31 »
Yabancılaşmayı anlayabilmek için öncelikle yabancılaşmaya neden olan olguları ve bunları tanımlayan kavramları incelemek gerekiyor.
Yabancılaşma , İşbölümü, Özel Mülkiyet kavramları iç içe geçmiş biri diğerinin hem nedeni,hem de sonucu olan olgulardır.
Öncelikle Toplumsal İşbölümünden başlayarak Marks'ın Alman İdeolojisi'nde bu konudaki söylemlerine bakalım:

"Son olarak, işbölümünün bize ilk örneğini sunduğu şey şudur: İnsanlar doğal toplum içinde bulundukları sürece, yani, kendine özgü çıkarlar ile ortak çıkar arasında yarılma olduğu sürece, dolayısıyla, faaliyet gönüllü olarak değil de doğanın gereği olarak bölündüğü sürece, insanın kendi eylemi, insan tarafından kontrol edilecek yerde onu köleleştiren, insana karşı duran yabancı bir güce dönüşür. ( Marks-Alman İdeolojisi)

Alıntıda ;  "faaliyetin gönüllü olarak değil de,doğanın gereği olarak bölünmesi" TOPLUMSAL İŞBÖLÜMÜNÜ tanımlıyor.
"İnsanın kendi eylemini kendinin kontrol etmesi yerine,bu eylemin insanı köleleştiren,ona karşı duran bir güce dönüşmesi" ise YABANCILAŞMAYI tanımlıyor.
Bu bağlamda alıntının bütünü bize,İŞBÖLÜMÜNÜN faaliyetin kendisi olduğunu,YABANCILAŞMANIN ise bu faaliyetin bir ürünü olduğunu gösteriyor.

Bir diğer olguları tanımlayan kavramlar arası ilişki de,İŞ BÖLÜMÜ ile ÖZEL MÜLKİYET arasındaki ilişkidir.
Marks Alman İdeolojisi'nde İŞBÖLÜMÜ ile ÖZEL MÜLKİYETİ özdeş görür ve şöyle der:
"Kaldı ki İŞ BÖLÜMÜ ve ÖZEL MÜLKİYET özdeş deyimlerdir: Birincisinde faaliyete referans verilirken, ikincisinde bu faaliyetin ürününe atıf yapılmaktadır."
Burada faaliyet,  İŞ BÖLÜMÜ;bu faaliyetin ürünü de ÖZEL MÜLKİYETTİR.

Bir diğer ilişki de YABANCILAŞMIŞ EMEKLE,ÖZEL MÜLKİYET arasındaki ilişkidir.
Bu konuda da Marks şöyle der:

"Yabancılaşmış emek kavramını, ekonomi politikteki özel mülkiyetin hareketinin bir sonucu olarak elde ettiğimiz doğrudur. Fakat, her ne kadar özel mülkiyet yabancılaşmış emeğin sebebi, doğurucusu olarak görünürse de yabancılaşmış emek kavramının analizi, özel mülkiyetin aslında yabancılaşmış emeğin sonucu olduğunu ortaya çıkarır. Aynen tanrıların insandaki akıl karışıklığının başlangıçtaki nedeni değil, fakat sonucu olması gibi. Daha sonra, özel mülkiyet ile yabancılaşmış emek ilişkisi, birbirlerini karşılıklı etkileyen bir ilişki halini alır."


Yani görünenin aksine,özel mülkiyet,yabancılaşmış emeğin bir sonucudur,Marksa göre.
Ve Marks devamla:

"Özel mülkiyetin bu sırrı, yani özel mülkiyetin bir yandan yabancılaşmış emeğin ürünü olması, öte yandan emeğin özel mülkiyet aracılığıyla yabancılaşması, özel mülkiyetin bu yabancılaşmanın gerçekleşmesi olması, kendini ancak özel mülkiyetin gelişmesinin doruk noktasında yeniden gösterir"

Demek ki,Marks'a göre aralarında bir diyalektik etkileşim söz konusu.
Bir yandan Özel Mülkiyet,Yabancılaşmış Emeğin ürünü iken,diğer yandan emeğin özel mülkiyet aracılığıyla yabancılaşması.
Yani sermayenin;  emeği,ücretli emek haline getirerek tahakküm altına alması,bu tahakkümü sağlarken de,üretim araçlarının özel mülkiyetini kullanması.
Görünen bir olgunun diyalektik bir bütünlük içersinde bir olgunun hem nedeni hem de sonucu olabileceğidir.
veda
« Son Düzenleme: 18 Temmuz 2014, 22:53:05 Gönderen: veda »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3187
Ynt: YABANCILAŞMA ÜZERİNE
« Yanıtla #2 : 02 Ekim 2014, 18:11:07 »
Yabancılaşma Marks’ın üzerinde en fazla durduğu konulardan biridir.
Özellikle 1844 El Yazmaları ve Alman İdeolojisinde,Feurebuch üzerine tezler, bu konunun işlendiği eserlerdir.

Ne yazık ki ikinci enternasyonalin ekonomist bakış açısı, Komünist Harekette etken olmuştur.
 Komünist Toplum, bu toplumda insanın özgürleşmesi, üretici güçler, üretim ilişkileri temelinde ele alınarak, Kapitalizmi yenmek, onu evrensel planda ekonomik olarak geçmeye indirgenmiştir.
İşin yabancılaşma ve buna bağlı kültürleşme boyutu üzerinde yeterince durulmamıştır.

Ne Yapmalı adlı eserinde,Ekonomistleri, işçi sınıfının kendiliğinden mücadelesi,  buna bağlı olarak siyasal bilinç edinmesi ve parti konusunda yerden yere vuran Lenin, ne yazık ki var olan verili koşulların olumsuzluğunun etkisiyle, ikinci enternasyonalin ekonomist bakışından kendini kurtaramamıştır.
Sonrası Stalin de dahil tüm yönetime gelenler, tüm güçlerini ekonomiye vererek, sosyal yaşamı ve bu yaşamda etkisini hissettiren YABANCILAŞMAYI yok saymışlardır.

Alt Yapı,Üst Yapı ilşkisi,diyalektik değil mekanik yorumlanmış, alt yapının belirleyiciliği mutlaklaştırılmış, alt yapı ile üst yapı arasındaki diyalektik etkileşim göz ardı edilmiştir.

Bilincin,maddi yaşama bağlılığı tek taraflı ele alınmış, bilincin de maddi yaşamı etkilemesi göz önüne alınmadığından, maddi yaşamda olabilecek değişimlerin bilince yansıması, eş zamanlı düşünülerek,bu yönde mücadele edilmesi savsaklanmıştır.
Örneğin geçmişten devr alınan maddi koşulların değiştirilmesi ile,bir anda eskinin maddi koşullarının bilinçte yarattığı tahribatın giderileceği sanılmış, bunun için ayrı bir mücadele verilmesi gereksiz görülmüştür.

Bence Reel Sosyalizm’in çöküşündeki en önemli etkenlerden biride budur.
Öyleki Rus işçisi saatine baka, baka, zar,zor sonlandırdığı mesai saati sonrası, kendini meyhanelerde bularak, mutluluğu votka şişelerinde aramıştır.

Onun için o fabrika hiçbir zaman kendinin olmamış,kendini orada hep bir ücretli işçi,bir yabancı olarak hissetmiştir.
Tam anlamıyla üretimin her yönden öznesi olacakken, tıpkı önceki durum gibi üretimin nesnesi konumuna düşmüştür.
Gladkov,  Fabrika(Çimento) isimli romanında,bu gerçeği çok açık dile getirir.

O zaman akıllara,  bu yabancılaşmanın ortadan kaldırılması için onu var eden maddi koşulların yok edilmesinin dışında ne yapılabilir sorusu gelmektedir.
İşte burada devreye KÜLTÜRLEŞME girmektedir.

Yani bugünden, Kapitalizm Koşullarında bu yabancılaşmanın kırılabilmesinin yolu, bilincin de maddi yaşam üzerinde etkisini dikkate alarak, kültürleşmeden,Komünist Kültürü yaratmaktan geçer.

veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET