Gönderen Konu: TARİHİN İLERLETİCİ GÜCÜ SINIFLARIN MÜCADELESİDİR.  (Okunma sayısı 1185 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3187
Bugünlerde moda oldu,kendi ideolojilerine alan açmak adına sınıfları,Sınıf Mücadelesini yadsımak,sınıf yerine başka devrimci dinamiklere bel bağlamak.

Oysa tarih ne milletlerin,ne de dinlerin mücadelesidir.
Tarihin ilerletici gücü SINIFLARIN MÜCADELESİDİR.

Şöyle bir yanlış algılama var genelde:
Eğer,  tarih sınıfların mücadelesi ise o zaman,köleci toplumu yıkan sınıf KÖLE SINIFI olmaz mı?
Ya da feodal sınıfı yıkan sınıf neden burjuvazi de,serfler değil.

Çünkü,  baktığımızda Köleci Toplum'da iki karşıt sınıf ; köle sahipleri ile köleler.
Feodal Toplum'da iki karşıt sınıf;  feodal beylerle,serfler.

İlk bakışta çelişki olarak görünse de aslında bir çelişki yok burada.
Burada önemli olan Toplumsal Devrimi nasıl tanımladığımız.

Marks , Toplumsal Devrim'in başlangıcını,üretici güçlerle,üretim ilişkileri arasındaki zorunlu uygunluk yasasına bağlar ve bu zorunlu uygunluk bozulduğunda Toplumsal Devrim çağı başlamıştır , der.

Bu bağlamda baktığımızda Köleci Toplum'da üretici güçleri geliştiren sınıf KÖLELER  değildir.
Köleci toplumlar ,köle ayaklanmaları ile yıkılmamıştır.

Keza Feodal Toplumun yıkılışı da,köylülerin ayaklanmaları ile olmamış,burada da üretici güçleri geliştiren sınıf feodal beyler değil,burjuvazi olmuştur.
Her iki durumda da üretici güçleri geliştiren ve mevcut üretim ilişkilerini,yeni bir üretim ilişkisine zorlayan sınıf karşıt sınıf olmamıştır.

Marks, Alman İdeolojisi'nde şöyle der:

“Şimdiye kadarki bütün devrimlerde faaliyet tarzına hiç dokunulmadı. Sorun bu faaliyetin sadece değişik bir dağıtımıydı, emeğin öteki kişiler arasında yeni bir dağıtımıydı. Oysa komünist devrim, daha önceki faaliyet tarzına karşı yönelir, emeği ortadan kaldırır.”

Aslında bunu anlamakta zorlananlar,Diyalektik ve Tarihsel Materyalizmi yadsıyanlardır.
Onlara göre bu gelişim tamamen iradi bir sonuçtur.

Yani sınıflar,sınıfların ortaya çıkması bu baylara / bayanlara göre iradi bir zorlama sonucu ortaya çıkmıştır.
Oysa burada iradenin önemi, var olan nesnelliğe müdahale ederek onu ileriye taşımaktır.

Toplum ve toplumsal ilişkileri incelerken,bu ilişkiye neden olan nesnellikle,öznellik arasında diyalektik bir etkileşim vardır.
Bir taraftan toplum ve toplumsal ilişkiler,öznelerin ötesinde bir nesnelliği kapsasa da,sonuçta bu nesnelliği oluşturan insan etkinliği,yani öznelerdir.

Bu bağlamda tarihe baktığımızda,tarih öznesiz bir süreçtir.

Marks "İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama kendi keyiflerine göre, kendi seçtikleri koşullar içinde yapmazlar, doğrudan veri olan ve geçmişten gelen koşullar içinde yaparlar. "derken kast ettiği yukardaki saptamadır.

Kısaca özetlersek ,tarih tek tek öznelerin etkinlikleri sonucu oluşur,ancak bu oluşumun tanımlanabilecek bir öznesi yoktur.
Marksizmi aşırı determinist bulanlar ve bu yönde eleştirenler,aslında yanılgı içersindedirler.
Çünkü Marks nesnelliği ön plana çıkarmaz.

Tersine bu nesnelliğin ortaya çıkmasında ,asıl olanın insan etkinliği,yani özne olduğunu söyler.
Ama bunu söylerken var olan nesnelliği de yok saymaz.
veda

« Son Düzenleme: 07 Ağustos 2014, 21:36:44 Gönderen: veda »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET