Gönderen Konu: Özgürleşme sorunu ve sinema  (Okunma sayısı 2464 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Ekim

  • İleti: 1821
Özgürleşme sorunu ve sinema
« : 29 Eylül 2011, 22:08:34 »

Özgürleşme sorunu ve sinema


 
İnsan ve uygarlıklar tarihi kadar eski ve kökenli bir sorundur özgürleşme sorunu.
 Halen bir çözüme kavuşturulamamış ama bu sorunun da çözülmesi için verilen
 kavgalar da devam ediyor. Tarihler boyunca özgürleşme sorununun çözümü
 adına birçok politik, sosyal ve sanatsal çıkışlar gerçekleşmiş/gerçekleşmektedir.
 Çıkışların bazıları insanın köleleşmesine karşı çıkan büyük çığlıklar olabilmiştir.
 Bizim özgürleşme sorununundan anladığımız dünyanın, toplumun yani insanların
 çağdaş kölelikten kurtulmak için ortaya koyduğu emek, irade ve bunun için de
 verdiği daha da insanlaşma ve özgürleşme kavgasıdır.

 Özgürleşme sorununun çözümüne katkı sunan kimi çıkışlardan sözetmiştik, bu çıkışların arasında sanatsal olan çıkışlarında olduğunu söyledik başlarda. Ama bu sanatsal çıkışlardan sadece sinemaya değineceğiz.

 Sinemanın gücünü, anlamını kavradığımızı pek de söyleyemeyiz." Niçin sinema, nasıl bir sinema, kimin için sinema, sinema neyi hedeflemeli...?" gibi soruları sorup da ve yanıtını veremediğimizden sinemanın önemini algılayamadık. Bundan dolayı da sinemanın özgürleşme sorunu ile olan o önemli bağlantısını hiç mi hiç kuramadık. Sinema gerçekten de önem verilmesi gereken bir sanat
 dalı mıdır? Bu soruya kesin yanıtım evet olacaktır. Söze önce şunu söylemekle başlamalıyız: Sanatın hangi dalı olursa olsun üzerinde bir insan uğraşı yada emeği vardır. Bundan dolayı da sanat insanidir. Her insani olan şeyde de toplumsallık vardır. Yani sanatın her dalı özünde toplumsalcıdır. Burjuvazinin o "tüketme zihniyetinin" zehirli eline geçmediği sürece.

 Biz gelelim sinemanın ne kadar toplumsalcı olup olmadığına. Ama ilkin ‘toplumsalcılık nedir’e sonrada ‘sinema da toplumsalcılık’ a bakalım. Nedir bu toplumsalcılık; gelişmelerin, yaşanılanların ve dünyanın bütün siyasi, sosyal, sanatsal ve ekonomik olaylarının, güneşin, doğanın ve bilimin aydınlığından yola çıkarak ya da onlardan güç alarak toplumun özgürleşmesine katkı sunacak
şekilde değerlendirme ve değiştirme girişimidir. Kısaca toplumsalcılık, özgür insanın yaşayabileceği bir toplumun yaratılması çabasının adıdır.

 Yedinci sanat diye de anılan sinemanın, toplumsalcılığın gelişimine ne gibi katkısı olmuştura gelince bu konuda söylenecek çok şeyler var. Sanatın her dalı gibi sinema da sorunlara karşı duyarlı, ilgili olmalı ve kendi sanatsal çerçevesinden de bu sorunlara dair üretimler ya da çözümler sunmalıdır.
Ancak böylelikle sinema toplumsallaşabilir. Düzenin, toplumsal özgürleşmenin önünü kesmek için sinema üzerinde oynadığı oyunlar gün gibi ortadadır. Yasakladığı ve sansürlediği filmlerin genel yapısına baktığımızda ortaya çok önemli birşey çıkıyor o da bu filmlerin genel de toplumsal sorunlara el atmış olması ile toplumsalcı sinemanın değerli örneklerinden olmalarıdır.

 Düzenin etkisi altına aldığı ve kendi çıkarları, siyasi anlayışı doğrultusunda biçimlendirdiği sinema,iyiden iyiye kimliksizleşmiştir. Sanat diye ortaya sürülen sinema yapıtları toplumu ve beraberinde insanları duyarsız, eylemsiz hale sokmakta ya da kısa kesip söylemeliyiz, insanı tamamen salaklaştırmakta. Tamamen büyük bir sektör, bir eğlence unsuru haline getirilmiş olan sinema,
 yeniden kendisini bulmalıdır. Ciddi ciddi kendisini bir eleştiri süzgecinden geçirip, sırf bir eğlence sektörü olmaktan uzaklaşmalı ve tekrar sorumluluklarını hatırlamalıdır. Ancak toplumsalcı sinema, insanların gelişimine bir katkı sunabilir ama, toplumsallıktan ve sanatsal, siyasal ve etik değerlerden kopmuş bir sinema, sadece bir eğlence unsuru olmaktan kurtulamaz.

 Toplumsalcı sinema, insanlara yeni ufuklar açar, insan bilincine yeni hücreler katar, estetik anlayışına derin katkılar sunar. Yeni bir toplum düzeni yaratmak uğraşı içerisinde olan insanlara kimi zaman moral, kimi zaman da onların zihinsel gelişimine katkı sunmakta başarılı olduğunu söylemeliyiz toplumsalcı sinemanın. "Sinema tek başına toplumu değiştiremez ama, toplumu değiştirecek insanları ayıltabilir, onların uykularını kaçırabilir " diyen Polonyalı yönetmen Andrzej
 Wajda aslında bu sözüyle de toplumsalcı sinemanın genel çizgisinin nasıl olması gerektiğinin puçlarını vermiş oluyor. Andrzej Wajda'nın sözünden yola çıkarsak, insanları ayıltan ve insanların uykularını kaçıran yapıtlara bir göz atalım. Dünya sorunlarının arasında çok problemli bir yere sahip
 olan savaş üzerine kimi zaman ırkçı yaklaşımlar taşıyan, kimi zaman da haklı savaşlara destek çıkan ya da savaş karşıtı birçok film yapıldı. Savaşı anlatan bir film, (Yazı Tura ) ancak kulak kesicileri de filmin karesine aldığında gerçekçi olabilecek ve özgürleşebilecektir. Kulak- kelle kesicilerinin üzerinden atlayıp bir savaşı anlatmaya çalışan filmin özgürleşmek diye de bir sorunu olamaz.

 Toplumsalcı diye tabir ettiğimiz sinema, eğlence sektörüne dahil olmak istemeyen, özgürleşme sorununun çözümlenmesine kendi sanat alanından destek olmak isteyen sinemadır. Bu sinema kendisini özgürleşme sorununun bir parçası olarak görür ve bu doğrultuda da yapıtlar ortaya çıkarır. Kimi zaman kamerasını alır yoksul semtlere çevirir ve “ Bisiklet Hırsızları”nı ortaya çıkarır. Ya da yine kamerasını Arjantin de sol muhalefete yapılan baskılara yönlendirerek bir “Tango” yu meydana getirir. Ve kimi zaman da insanların ele almaya çekindikleri etnik sorununa kamerasıyla el atanlar “Bulutları Beklerken”i doğurabilmekteler. Hangi kamera, insanlığı tehdit eden "yabancılaşmayı" "Uzak " filmindeki kadar başarılı anlatabilir.

 Sinema, objektifini sokağa çevirdiği dönemler de daha fazla özgürleşmiş veya toplumsallaşmıştır.
 Sokaklara ve sokakdakilerin sorunlarına kamerasını çevirmesiyle özünü yakaladığı dönemler olmuştur. Bu dönemler sinemanın fazlasıyla "toplumsalcı sinema"cılık yaptığı dönemlerdi.
 Sinemanın özgürleşme sorunu ile olan ilişkisini sağlıklı değerlendirmek istiyorsak biraz eskilere gitmeliyiz. Bunun için de Sovyet Sineması, İtalya Sineması ve Özgür Sinema akımına kadar gitmek gerekir. Dünya sinemasını derinden etkilemiş ve toplumsalcı sinemanın önemli taşlarından sayılan bu örnekleri mutlaka analiz etmek gerekiyor.

 Sovyet sineması ya da diğer ismiyle devrim sineması, sinemanın toplumsalcılıkla tanışmasının doruk noktalarındandır. Sovyet sinemasının önemli yönetmenleri (Vsevolod Illaryonoviç Pudovkin, Aleksandr Petroviç Dovjenko, Sergey Mihayloviç Ayzenştayn... ) yaşadıkları o siyasi dönemleri eserleriyle yorumlamışlardır. Kullanmış oldukları metodlar, biçimler ve anlatma gücünün halen bile günümüzde aşıldığını söyleyemeyiz.

 Toplumsalcı nitelik taşıyan o dönemin İtalyan Sineması, Yeni Gerçekçilik akımı ile tarihe geçmiştir.
 1945 sonrası ortaya çıkan bu sinema akımı, 2. Emperyalist Paylaşım Savaşından çıkan toplumun yoksulluğuna, açlığına ve bitişine karşı çıkan bir rol oynamıştır.

 Özgürleşme sorununa bir katkı sunmuş olan bir sinema hareketi de 1959' da İngiltere de ortaya çıkmıştır, ‘Özgür Sinema’ akımı. Bu sinema akımı, çalışan sınıfın problemlerine ve sosyal içerikli konulara yapıtlarıyla el atmışdır. Bu çabaları kendilerini de özgürleşme sorununun bir parçaları olarak görmelerindendir, tıpkı 1950 Brezilyasındaki devrimci öğeler taşıyan "Yeni Sinema"sında olduğu gibi.
 Sinema katiyen üvey evlat olarak görülmemeli, gücü farkedilmeli ve bu sanat dalı alınıp doğru k vermiş olsaydık
 kimbilir neler olacaktı, neler değişecekti? Ama biz onu bile yapamadık. Sanatın hangi dalı olursa olsun sanat ne kadar özgürleşirse, insan da o kadar özgürleşecektir. Sinemadaki kameranın özgürleşmesi, insan beyninin de özgürleşmesidir. Sinemanın, özgürleşme sorunu ile derinden bir bağlantısı vardır ve bu yüzden de sinema öz evlattır...

 Medet Dilek
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.