Gönderen Konu: Ernesto Che Guevara, Emperyalizm üzerine 1965  (Okunma sayısı 2501 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1840
Ernesto Che Guevara, Emperyalizm üzerine 1965
« : 30 Eylül 2011, 14:20:35 »
http://www.youtube.com/watch?v=-LB0xSisoMw

(Patrice LUMUMBA -Kongolu (Zaire) devlet adamı, Belçika'ya karşı verilen bağımsızlık savaşımının önderi Patrice Emery Lumumba, 2 Temmuz 1925'te Kasai bölgesindeki Katoka-Kombe'de doğdu. Kongo halkının 1960 yılında büyük mücadeleler sonucu Belçika'dan bağımsızlığını kazanması sonucunda Kongo'nun ilk başbakanı oldu. Fakat iki ay kadar iktidarda kalabildi. Kongo'daki Belçikalılar, sömürgeci güçler, Amerikan işbirlikçileri ve CIA birlikte bir tuzak hazırladılar. Patrice Lumumba, CIA'in yardımıyla, hükümetin başına geçen General Joseph Mobutu'ya bağlı kolluk güçleri tarafından 17 Ocak 1961'de Katanga'da yakalandı, sorgulandı, ağır işkencelerden sonra, Belçika ve Amerikalı görevlilerin gözetiminde arkadaşıyla birlikte orman içinde kurşuna dizildi. Ölü vücutları parçalanıp, bidonlarda yakılarak yok edildi. )


Veda Şarkısı

1.
 Veda şarkımı bırakıyorum sana
 kayalıklarda kalmış yelkenli

2.
  Kayalar dünyasında değişken köklerimin altında
  tohumlanan ölüm kanımda uzaklarda…
  ıssızlık, duvarlarda açan özlem çiçeği
  ıssızlık, yeryüzünde kendimi vermiş faniliğim

3.
 Heybemde yüreğinin tadını
 omuzlamak istemiştim,
 havada çizilmiş kesin eğrilerde kaldı,
 yalanlar gibi yiğitliğini umudumun.

 Bir gezgin yalnızlığıyla gidiyorum
 uzun yollar gibi anılarından.
 havadaki kesin eğrilerle bana döndü
 kaderine bir işaret koyan pusula.

 Bütün işlerim bittiğinde,
 bakışlarında canlanmaya gelirim.
 geleceğimi kaderine yol yaparak
 gülümseyen bir parça olmak için.

 Birbirine eklenen zincir halkalarına benzer
 anılarından elvedalarla gidişim
 uzun yollar gibi zamanın akışında.

 4.
 Dimdik düşmüşken yola,
 yorulmuş bir anı gibi geçmişi olmadan izlemekten beni,
 ve unutulmuş yol köşesinde bir ağaçta.

 İçimde o gezginin acısıyla devam edeceğim yola
 yol kenarındaki taşlarda parçalanıp ölünceye dek
 gülümseyerek gideceğim anılarından uzaklara.

 Matadorun pelerinindeki büyülü güç
 bana dönüp bakmaktaydı.
 alıkoydu beni çıkarlarım için kaygı duymaktan
 ve çizgim kaybettikçe, eğri halini aldı.

 Beni isteksizce davet etmeni
 görmemek için bakamıyordum sana
 mutluluğumun pembeye boyalı matadoru.

 Alacakaranlıkta bir çana benzer
 dümdüz yayılan çayırım (kıtam)
 tatlı ve silinmez
 sevecen elleriyle deniz seslenirken bana.

5.
 Kara bir mikroskopu gösteren bilim,
 bir sicil memuresi karşısındaki kuruntulu bir doktoru andırır
 sanat… diye ortaya çıkan her şey
 bir Leica’nın verimsiz mekaniğidir.
 acılar ve kaygılarla içinde bir yerli (ve tabii özlemle
 yitenin dönüşüne arzu duyan gönlünde),
 coca, alkol ve açlığın ahmakça gülümsemesi.

  Üç kuruşa satılan cinsellik
 -Amerika’da kelepir-
 boş çarşaflarda önemsenmez bir anı
 bıraktın beni Guetamala
 bağrımda derin bir yarayla
 ve kahreden bir hıçkırığın gizemli duygusudur
 emmek ya da emzirmek için acılarını
 bir kadını bulmak
 uyanan insanların çığlığıdır
 kederleri tek tek birleştiren o bağ.

6.
 İşte bugün titreyen ellerimle
 prizmamı meçhul bir kayıta koyuyorum .

 Ağacın olgunluğuna zarar vermeden
 toplanmış meyvenin garip tadıyla.
 Çağırışını anlayamıyorum bazen
 yaşlı, tuhaf kanatlanmış kulemden,
 amma günler var kimi cinselliğin uyandığını duyuyor
 bir öpücük kadar dinlenmeye gidiyorum kadınıma
 böylece beni dost diye çağırmayanın
 hiçbir zaman ruhunu öpemeyeceğimi anlıyorum.

 Biliyorum ki ak pak değerlerin kokusudur
 beynimi verimli kanatlarla dolduracak

 Hayata geçmesi imkansız
 fikirler taşımak gibi zevkleri bırakmalıyım, biliyorum.

 Biliyorum ki ölesiye savaşacağımız gün
 halk çocukları omuz verecek bana
 halkın uğruna savaştığı amacın zaferini
 eğer göremezsem
 bu fikri en uzak geleceğe taşımak için
 verdiğim mücadeledendir
 eski kabuğun tüylerini yolarken
 doğan umut kadar kesin biliyorum bunları.

Ernesto Che Guevara



Che Guevara'nın Küba, Santa Clara'daki anıtmezarı
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimdışı Vurgun

  • İleti: 837
Ernesto Che Guevara, Emperyalizm üzerine 1965
« Yanıtla #1 : 02 Ekim 2011, 18:28:44 »
TOMAS'LA VEDALAŞMA


Sanadır, kuşatılmış arkadaşım,
ak dağların berrak sularına,
batık gemi düşünün seni bağladığı yere
gider ayrılık şarkım.

Uyandım bugün
yelkenlerimde kanatlanma arzusuyla,
haberleşme mumları tutuyorum
duygusuz pusulanın gösterdiği
zaman limanına giderken gemi.

Dilimi rüzgara veriyorum
sözcüklerini gergin gergin tutmak,
taze acılarından bir şeyler alıp götürmek için
yaşamakta olduğun şaşkınlıkları paylaşmaya.

Yastığını yeşerten
bahar da yitti gitti.
Ayrılışımı kastetmiyorum,
artık yol almayan gemin için diyorum.

Anlıyorum seni kırık kanatlı kırlangıç,
isterdim Kastilya çeşmesine götürmek,
başa çıkabileceğin güçle donatmak.

Olaylara eğilmiş bir doktor olsam bile
onları değitiremiyor, ancak anlayabiliyorum.
Bununla birlikte sihirli bir çözümüm var,
Bolivya'da bir madende,
belki de Şili'de, Peru veya Meksika'da
ya da yıkılmış Sonora İmpataratorluğunda,
Afrika Brezilya'sının siyahi bir limanında ya da
belki de her noktada bir kelime
öğrendiğimi sanıyorum.

Bu çözüm çok basit,
etrafıyla ilgilenme, saldır tepeye.
Birleştir genç ellerini yaşlı kayayla,
günden güne ufak dalgalar halinde
kıpırdayan kırmızı mercanlara nabzını daya.

Günün birinde, hatıram ufuğun ötesinde
bir yelkenli olsam bile
ve senin hatıran belleğimde demirleyen
bir gemi olsa bile

geleceğe doğru neşeyle yürüyen
ufuktaki kızıl yoldaşları gördüğümde
şaşkınlıkla haykırmaya başlayacak kuşluk vakti.
O korkunç ve beyaz soğukkanlı kötüler
şaşkınlığa uğramış gece gibi gerisin geri dönecekler.

İşte o zaman, dört duvar arasında
solgun şair,
evrenin şarkıcısı olacaksın
ve sen bahtı kara, ince ruhlu, hasta şair
halkın güçlü şairi olacaksın.



FİDEL'E ŞARKI

Haydi gidelim,
ateşli peygamberi şafağın,
gizli patikalardan ulaşalım
o yeşil timsahı kurtarmaya, aşkla sevdiğin.

Haydi gidelim,
isyankar ve marslı yıldızlarla dolu
cepheyle aşağılanmayı bozguna uğratarak
zafere erişmeye ya da ölümle buluşmaya yemin edelim.

Duyulduğunda ilk atış sesi ve uyandığında
çalılıklar bakirelere yaraşan bir şaşkınlıkla,
orada, yanıbaşında, olgun savaşçılar olarak,
bulacaksın bizi.

Saçıldığında sesin dört rüzgara doğru
adalet, ekmek, özgürlük, tarım reformu,
oradai yanıbaşında, aynı vurgularla,
bulacaksın bizi.

Ve yerini bulduğunda bunca emeğin sonunda  
zalime karşı doğruluğun uğraşı,
orada, yanıbaşında, bekçilik edeeken mücadelenin sonuçlarına,
bulacaksın bizi.

Yaralı böğrünü yaladığı gün canavar
milliyetçi bir mızraktır onu orada vuran,
orada, yanıbaşında, gururlu yüreklerimizle,
bulacaksın bizi.

Sanma ki bozabilirler bütünlüğümüzü
rüşvetle kuşanmış yaldızlı bitler,
tek istediğim bir tüfek, mermiler ve bir siper.
Başka hiçbir şey.

Ve şayet engellerse yolumuzu demir,
Amerika tarihine geçen
gerillaların kemiklerini örtmek için
bir mendil isteriz Kübalıların gözyaşlarından.
Başka hiçbir şey.



İHTİYAR MARIA


Bir ayağın çukurda, ihtiyar Maria,
geldim seninle gerçekleri konuşmaya:

Bir tesbihin dizili acıları oldu hayatın
ne seven bir erkeğin oldu, ne sağlık, ne mal mülk,
ancak açlık vardı paylaşılan.

Geldim seninle umudundan konuşmaya,
kızının nasıl olduğunu bilmeden
kuzuladığı o üç ayrı umuttan da.

Sarı sabunla perdahlanmış ellerinin arasına al
bir çocuğunkini andıran bu erkek elini,
sertleşmiş nasırlarını ve kıvrılmış saf parmaklarını
doktor ellerimin yumuşak utancında ov.

Dinle, emekçi büyükanne,
inan gelen insana,
göremeyecek olsan da geleceğe inan.
Tüm bir hayat boyunca umudunu boşa çıkaran
acımasız Tanrıya da dua etme.
Yağlıkara okşayışlarının büyümesini görmek için
ölümden acımasını isteme;
gökler yeşil ve karanlık hüküm sürüyor sende,
her şeyden öte kızıl bir intikama sahip olacaksın,
şafağı yaşayacaklar torunlarının hepsi,
huzur içinde öl yaşlı mücadeleci.

Bir ayağın çukurda ihtiyar Maria,
o gideceğin günlerden biri
otuz kefen tasarımı
bakışlarıyla selamlayacaklar seni.
Bir ayağın çukurda, ihtiyar Maria,
suskun kalacak odanın duvarları
birleşince ölüm astımla
ve sevdaların boğazına dizilince.

Bronzdan dökülmüş üç okşama
(geceni hafifleten tek ışık)
açlıkla kuşanmış üç torun
her zaman bir gülümseme buldukları
yaşlı kıvrık parmaklarını özleyecekler.
Hepsi bu olacak, ihtiyar Maria.

Bir tesbihin dizili acıları oldu hayatın
ne seven bir erkeğin oldu, ne sağlık, ne mal mülk,
ancak açlık vardı paylaşılan,
geçti keder içinde hayatın, ihtiyar Maria.

Bulandırdığında gözbebeklerinin acısını
sonsuz dinlenmenin buyruğu,

ömür boyu angaryadaki ellerin
son şefkatli okşayışı içine çektiğinde
onları düşüneceksin... ve ağlayacaksın,
zavallı ihtiyar Maria.

Hayır, hayır yapma
bir hayat boyu umudunu boşa çıkaran
umursamaz Tanrı'ya kendini teslim etme,
ölümden aman dileme,
korkunç bir açlıkla kuşanmıştı hayatın,
sonunda kuşandı astımla.

Fakat bildirmek istiyorum ki sana
umutların kısık ve yiğit sesiyle
intikamların en kızılı ve yiğit olanıyla,
ideallerimin en doğru boyutuyla
yemin etmek istiyorum.

Sarı sabunla perdahlanmış ellerinin arasına al
bir çocuğunkini andıran bu erkek elini,
sertleşmiş nasırlarını ve kıvrılmış saf parmaklarını
doktor ellerimin yumuşak utancında ov.

Huzur içinde yat, ihtiyar Maria,
huzur içinde yat, ihtiyar mücadeleci,
şafağı yaşayacaklar torunlarının hepsi.
YEMİN EDİYORUM Kİ...



 

    Che GUEVARA

    Çeviren : Adnan ÖZER - Vilma Kuyumcuyan
Serhildan jiyane
HER YER TAKSIM HER YER DIRENIS