Gönderen Konu: CHP’nin Savaş Hükümetine Katılması Engellenmelidir!  (Okunma sayısı 1044 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Şadi Ozansü

  • İleti: 22
CHP’nin Savaş Hükümetine Katılması Engellenmelidir!

“Milli Birlik” Hükümetine Hayır!
 
Savaşa hayır! Her şey barış için!

 
Başkanlığını Erdoğan’ın, Başbakanlığını Davutoğlu’nun yürütmekte olduğu geçici AKP Hükümetinin devreye soktuğu Kürt halkıyla topyekûn savaş politikasına karşı çıkmak cumhuriyet, demokrasi ve laiklik yandaşı her Türkiye vatandaşının ve özellikle Türkiye işçi sınıfının temel görevidir.

Saldırıya uğrayan sadece 7 Haziran seçimlerinde HDP’ye oy vermiş olan 6 küsur milyon insan değildir. Kürt halkının Türkiye’deki toplam nüfusunun neredeyse ülke nüfusunun beşte biri olduğunu düşündüğünüzde bu rakam 15 milyonun üzerine çıkar. Saldırı sadece Türkiye topraklarında değil, bütün bir Orta Doğu coğrafyasında planlandığına göre rakam 25-30 milyonu bulur. Ama bu, soruna, sadece birinci dereceden mağdur olacak olan Kürt halkı açısından bakmak olur. Oysa, savaşın patlak vermesiyle birlikte yoksul Türk halkı da bu haksız savaşın faturasını ödemek zorunda kalacaktır. Bu, savaş mağdurlarının sayısının kısa sürede katlanması ve bütün Türkiye milletine “deli gömleği” giydirilmesi anlamına gelecektir.
 
Savaş; Olağanüstü Hal veya Sıkıyönetim demektir

Savaşın ne anlama geldiğini yıllarca sıkıyönetim ya da olağanüstü hal yaşamış halkımız gayet iyi bilir. Savaş demek; işçilerin son derece makul taleplerle harekete geçmesini zor yoluyla engellemek demektir. Sarı sendika Türk Metal’den kopmayı durdurmak demektir. Zaten sahte “milli güvenlik” gerekçesiyle ertelenen (siz onu engellenen diye okuyun) grevleri tümden yasaklamak, bugün bile son derece sınırlı olan grev hakkını tamamen gasp etmek, toplu sözleşme koşullarını işçi sendikaları için bir cehennem azabına çevirmek demektir. “Milli birlik ve beraberlik” adına, bu durumdan yararlanmak isteyecek patronların talepleriyle toplumun bütün kıt kanaat geçinmeye çalışan insanları için sefalet ücretlerine mahkûmiyeti sürdürmek demektir. Göçmen ve mülteci işçilerin (özellikle çocukların) üç kuruşa, kölelik koşullarında ve kaçak çalıştırılmasını yazmaya gerek bile yok. AKP Hükümetinin son düzenlemeleriyle neredeyse yok edilmiş olan toplantı ve gösteri yapma hakkının tümden budanması, uğradıkları zulmü protesto etmek için sokağa çıkacak olanların İstanbul Valisinin ağzıyla, “Hükümetimden, polisin her göstericiye ateş açması yetkisini aldım!” tehdidiyle karşı karşıya olması demektir. HES protestocusu kırsal kesim insanlarının eylemlerinin jandarma dipçiğiyle durdurulması demektir. Muhalif gazetelerin kapatılması, gazetecilerin yargılanması, birçok internet sitesine erişimin engellenmesi demektir. Mahkemelerin Hükümetin keyfine göre karar alması demektir. Uhrevî eğitimin dünyevî eğitimin yerini her zamankinden daha fazla alması demektir. Gençlerin kıllarını kıpırdatmalarının engellenmesi, “olağan”dan farklı cinsel yönelimlere sahip olanların üzerindeki baskının katmerlenmesi ve tabii savaş koşullarında kadına karşı şiddetin daha da artması ve kadın cinayetleri sayısının tavan yapması demektir. Bütün bunlara, kolluk kuvvetlerinin mesailerinin de ek ödeme yapılmaksızın insafsızca arttırılacağı gerçeğini ilave etmek herhalde yanlış olmaz.

CHP’nin AKP ile koalisyon kurması bu savaşa ortak olmasıdır: Engellenmelidir!

CHP’nin böyle bir savaşa katılması hep birlikte vatan savunmasına katılması demek değildir. Tam tersine, Erdoğan/Davutoğlu Hükümetinin iktidarını sürdürmesi için ona verilmiş en büyük destektir. MHP’nin seçim öncesinde hesap soracağını bas bas bağırdığı AKP Hükümetine, daha ilk Meclis oturumunda, Suruç’taki katliamın ve asker/polis cinayetlerinin araştırılması için bir komisyon kurulması önergesini red etmeye AKP’nin oyları yetmeyince imdadına yetişip eksiği tamamlayarak yaptığı tam da budur.

AKP Hükümeti, son yıllarda ABD emperyalizminin kendi içinde yaşadığı büyük krizden yararlanarak Suriye rejimini yıkmak adına elinden geleni ardına koymamıştır. ABD emperyalizmi, Suriye’ye kendi doğrudan müdahalesinin zor olduğunu anladığından beri AKP Hükümetini IŞİD’i dolaylı/dolaysız desteklemesi için teşvik etmiş ve bölgede bugünlere gelinmiştir. ABD bugün İran’la yaptığı pazarlık sonucunda Suriye politikasından şimdilik çark etmeye başlamıştır. Dolayısıyla, AKP’nin önünde Suriye politikasını geçmişte olduğu gibi rahatlıkla sürdürebileceği bir “yarık” artık yoktur. AKP ancak ABD’nin yeni politikasının kendine sunduğu “çatlak”lardan hareket edebilir. Bunun siyaset diline tercümesi şudur: Erdoğan/Davutoğlu Hükümetinin önünde artık Esad’ı devirmek gibi büyük bir hedef kalmamıştır, yeni hedef kendisini içerde güçlendireceğini sandığı Kürt hareketine topyekûn saldırıdır.

AKP’nin iktidar hırsıyla gözü dönmüş önderliğinin, Kürt halkına karşı topyekûn savaş politikasının sadece Esad rejimini devirme politikasından daha tehlikesiz olacağını düşünmesi büyük bir gaflettir. Evet, bu politika ABD ve diğer emperyalist ülkelerin desteğiyle Suriye’ye savaş açmaktan da daha riskli ve tehlikelidir, çünkü Türk ve Kürt bileşenleriyle Türkiye milletinin parçalanmasını beraberinde getirir. Hem de Türkiye’deki Kürt hareketinin ülkede bir bölünmeyi kesinlikle arzulamadığını ve böyle bir niyeti olmadığını defalarca dile getirmiş olmasına rağmen. Kör gözlere şu parmağı sokmak farz oldu: AKP Geçici Hükümetinin PKK ve dolayısıyla Kürt halkına karşı başlattığı topyekûn savaş, ABD emperyalizmiyle Büyük Britanya emperyalizmi onaylıdır.

İşte CHP böyle bir koalisyona, yani AKP+CHP+MHP koalisyonuna katılırsa yukarıda sıraladığımız bütün kötülüklerin ortak sorumluluğunu üstlenecektir. Üstelik CHP’nin bu konudaki sorumluluğu, bu kötülükleri zaten isteye isteye yapmaya can atan AKP ile MHP’ninkinden kat be kat daha fazla olacaktır. CHP yönetimi bıraksın dışarıdan Vatan Partisi destekli AKP+MHP Koalisyonu kurulsun! Unutulmasın ki CHP’nin içinde yer almadığı hiçbir hükümetin savaş yürütme olasılığı yoktur! Başka bir ifadeyle, toplumun neredeyse yarısını karşısına alan bir hükümet savaş yürütemeyeceği gibi kısa sürede yıkılmaya mahkumdur. Türkiye halklarının mutlu geleceği, içinde AKP’nin ve benzerlerinin azınlıkta kalacakları bir egemen meclisin inşasından geçiyor.

Haydi, her ilde barıştan yana tüm CHP üyeleriyle birlikte CHP teşkilatlarına ve onların yöneticilerine “Milli Birlik” Hükümetine katılmamaları için baskı yapmaya! Her yerde Barış Komiteleri oluşturmaya! Barış için açık hava toplantıları ve kapalı salon toplantıları düzenlemeye! Barıştan yana işçi sendikalarının düzenleyeceği barış toplantıları ve mitingleri örgütlemeye! Son günlerde yaşadıklarımız bir kez daha gösterdi ki Orta Doğu halkları için barış ancak emperyalizminden kopuşla mümkün, ABD ve AB direktifleriyle yönetilmeyen egemen bir kurucu meclis için her yerde Kurucu Meclis Komiteleri oluşturmaya!
 
Savaşa HAYIR!

Savaş kışkırtıcısı Milli Birlik Hükümetine HAYIR!

Yaşasın barış ve yaşasın Orta Doğu’nun ve bütün ülkelerin halklarının zulme karşı birliği ve dayanışması!

Yaşasın BARIŞ!     Yaşasın BARIŞ!     Yaşasın BARIŞ!
 
 
29 Temmuz 2015

İşçi Kardeşliği Partisi (İKP)
Merkez Yürütme Kurulu