Gönderen Konu: Ara Güler’e Bir Mesaj!  (Okunma sayısı 1590 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Ekim

  • İleti: 1780
    • Profili Görüntüle
Ara Güler’e Bir Mesaj!
« : 29 Aralık 2015, 00:04:15 »
İç savaş dışında yazılacak yegane önemli ve iç savaş ile bağıntılı konudur…

Muhammed Ali’yi en büyük yapan boks hayatında ki başarılarından öte hayata karşı duruşudur. Boks ile yükselmiş ve yükselişini dik durarak taçlandırmıştır. Muhammed Ali’yi esas büyüten olay ringlerde değil, askerlik şubesinin önünde yaşanır ve tüm kariyerini, hayatını riske atacak olan Muhammed Ali, kendisini Vietnam savaşına göndermek isteyen ABD ordusuna her ne pahasına olursa olsun karşı çıkar.

“Vietnamlılar bana hiçbir kötülük yapmadılar ki onlarla savaşayım.”

Cümlesi tarihin güzelliklerinde müstesna yerini alırken Muhammed Ali 5 yıl hapis cezasına çarptırılacak olmasına rağmen bu onurlu davranışı Dünya halkları gözünde Muhammed Ali’yi bin kat daha büyütecektir..

Marlon Brando, tüm zamanların gelmiş geçmiş en büyük sinema oyuncusu olarak kabul edilir. Sinema tarihinin en büyük oyuncusu sinema tarihinin en büyük ödülü olan Oscarı almayı reddedecektir. Gerekçesi onu en büyük yapan sebeptir.

30 Mart 1973 akşamı Oscar ödül töreninde Marlon Brando ismi okunduğunda salonda büyük bir alkış yükselir. Herkes Brando’nun sahneye çıkıp ödülü almasını beklerken, kürsünün merdivenlerine doğru yürüyen kişi Marlon Brando’nun kendi yerine ödülü alması için gönderdiği Kızılderili Sachaen’den başkası değildir. Sachaen şunları söyler:




« Marlon Brando… benden zaman darlığı ile şu anda sizinle paylaşamayacağım uzun bir konuşma yapmamı istedi ancak basınla paylaşmaktan memnuniyet duyacağım şey şu ki o… çok üzülerek bu cömert ödülü kabul edemiyor. Ve bunun sebebi de… günümüz film endüstrisinin …beni affedin.. ve televizyonlardaki filmlerdeki yeniden çevrimlerde Amerikan Yerlilerine yaptıkları ve Wounded Knee’deki son olaylardır. Bu akşam aranızda bulunamadığım için beni affedin gelecekte kalplerimiz ve anlayışlarımızda sevgi ve cömerlikte bir araya geleceğiz. Marlon Brando adına sizlere teşekkür ederim. »

Marlon Brando’nun basına dağıtılan bildirisinde ise şunlar yer alır.

Yerli halka şöyle dedik: “İndir silahını arkadaş gel birlikte oturalım. İndirirsen eğer silahını arkadaş senle barıştan söz ederiz, senin hayrına anlaşırız birlikte.” Silahlarını indirdiklerinde onları katlettik biz. Onlara yalan söyledik. Onları topraklarından koparmak için kandırdık. Onları açlığa mahkûm ettik ki antlaşma dediğimiz ama hiçbir zamanda andımıza sadık kalmadığımız o hileli anlaşmaları zorla imzalasınlar. Onları, yalnızca yaşamın anımsayacağı kadar uzun bir süredir yaşam vermiş bu kıtada dilencilere döndürdük. Ve tarihi istediği kadar çarpıtılmış dahi olsa nasıl yorumlarsanız yorumlayın: Biz doğru yapmadık.

‘Biz doğru yapmadık. Ne adil davrandık ne de dürüst. Onlara karşı ne haklarını iade etmek zorundaydık ne de anlaşmalarımıza sadık kalmak, çünkü gücümüzün üstünlüğü bize diğerlerinin haklarına saldırma, mallarını gaspetme, yalnızca yaşamlarını ve özgürlüklerini savunmaya çalışırken onların yaşamlarını ellerinden alma hakkını sağlıyordu ki onların erdemleri suça dönüşürken bizim ahlâksızlıklarımız erdem oluyordu.

Fakat öyle bir şey var ki bu sapkınlığın ulaşamayacağı, o da tarihin büyük hükmü. Emin olun ki tarih bizi yargılayacaktır. Ama umurumuzda mı? O nasıl bir ahlâki şizofrenidir ki tüm dünyanın işitmesi için ulusumuzun en tepesindeki sesle ciğerlerimiz patlayana kadar bizim taahhütlerimizi tuttuğumuzu haykırırız da tarihin tüm sayfaları, Amerikan Yerlilerinin yaşamındaki son 100 yıl boyunca geçirdikleri tüm o aç, susuz günler ve geceler bu sesin dediklerinin tam zıttını söyler… »

Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük 200 metre koşucusu yazıldığı gibi Usain Bolt değildir. Neden biliyor musunuz?Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük 200 metre koşucusu hayatında hiç altın madalya kazanmamış Avustralyalı atlet Peter Norman’dır.

1968 yılında siyahi lider Martin Luther King öldürülmüş, siyahilere karşı acımasız bir sürek avı yaşanmakta ve yoksulluğa terkedilmiş siyahilerin mücadelesine ses olacak üç isim madalya kürsüsünde yerlerini alacaktır.

Yer 1968 Mexico Olimpiyatları, yarışın ikincisi Peter Norman’ın planı uygulanır.

”Abd marşı çalmaya başladığında, bir çift siyah deri eldiven ve kararlı bir şekilde havaya kalkan sol ve sağ yumruklar tarihe geçecektir. Fakirliği sembolize etmek için çıplak ayakla kürsüye çıkan ikili tarihin en güçlü protestolarından birini gerçekleştirirken tribünlerde derin bir sessizlik olur. Abd Hükümeti ilk defa marşlarının bitmesini bu kadar çok isteyecektir…
Önlerinde duran beyaz atlet Peter Norman da dayanışmasını göstermek için kalbinin üstüne ‘İnsan Hakları İçin Olimpiyat Projesi Hareketi’nin kokartını takacak ve bu protestoya verdiği şekil hayatının sonuna kadar peşini bırakmayacaktır. Avustralya Devleti ve toplumun büyük kesimi Peter Norman’ın bu hareketini yıllarca affetmeyecek ve Norman büyük bir tecrite tabi tutulacaktır…




Peter Norman

Peter Norman öldüğünde ise tabutunu o iki kararlı eldiven omuzlayacaktır…

Elia Kazan tarihin en ünlü yönetmenlerindendir. Sadece ünlü bir yönetmen olarak kalmasına sebep ise Mccarthy döneminde arkadaşlarını komünist olarak gammazlamasıdır. 94 yaşında ölürken bu büyük yük ile göç ederken, bıraktığı izler sürekli arkadaşlarını ispiyonlayan bir çocuğun bıraktığı derin izlerden ve nefretten farksızdır.

Neden bu olayları yazdığıma gelince, ünlü fotoğraf sanatçısı Ara Güler üzerinden yürütülen tartışmaya bir ufacık bir katkım olsun istedim. Gezi olayları sürerken Beyoğlu’nda iftar çok güzel fotoğrafları atan, kendisi gibi Ermeni Hrant için tek kelime etmeyen hemşerim Ara Güler’den bir Can Yücel çıkmasını beklemek haksızlığını ona yaptığım için üzüntülüyüm; kendisinden özür dileme erdemini göstermek isterim. Ne yani koskoca Cumhurbaşkanı çağırmış gitmesin mi ?
Şahenk’in Doğuş grubuna tüm fotoğraf arşivini satarken gelen tepkilerden ötürü arşivi satmaktan vazgeçen bir üstadın güç karşısında eğilmesini bu yaşta pek anlamlandıramamış olsam da Ara Güler’in toplumdan koptuğunu ve saray fotoğrafçısı olduğunu görmek kendi adıma üzücüdür. Mesela Ara Güler nasıl büyük olurdu? Ülkeyi bok götürürken benim sizin sarayınıza gelmem ve fotoğraflarınızı çekmem yakışık almaz deyip Cizre’de sokakların fotoğrafını çekebilse, Dilek Doğan’ı görebilse, ölen asker eşlerinin acısını vizörüne yansıtabilse işte o zaman büyür ve ona karayemiş gönderebilirdim..

Yani Ara Güler’in Şafak Sezer’den bir farkının olmasını beklemek bizim hakkımız değil miydi ?

Ulaş Karakaya

http://www.kitaptansanattan.com/ulas-karakaya/ara-gulere-mesaj/
 
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.