Gönderen Konu: "ÇOCUKLAR GERÇEKTEN ÖZGÜRDÜR"  (Okunma sayısı 2508 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1807
"ÇOCUKLAR GERÇEKTEN ÖZGÜRDÜR"
« : 29 Temmuz 2013, 21:49:58 »

ÇOCUKLAR GERÇEKTEN ÖZGÜRDÜR

MAXMUR - ARYEN AMED/NUJİYAN ERHAN

Şehit Rüstem Mülteci Kampı’nda(Maxmur) bir süredir çocuk programları yapılıyor. Zorunlu göç mağduru çocuklar, bu program sayesinde çocukluklarını yaşıyor, kendilerini ifade edecek bir zemin buluyorlar. Program yapımcısı, aynı zamanda TEV-ÇAND Komite Üyesi Ruha Amanos ANF’ye verdiği röportajda yaptıkları programın yapım sürecini, yarattığı sonuçları, çocukların dünyası, büyüklerin kalıpları karşısında çocukların arayışlarını anlattı.

“Çocuklar gerçekten özgür; sürekli soru soruyorlar, çok yaratıcılar, sınırsız düşünüyorlar ve hayallerinde sınır yok” diyen Amanos, çocuklarla çalışmanın kendisine de çok şey kazandırdığını belirtiyor ve 'onlara borçluyum' diye ekliyor.

Öncelikle bu çalışmaya nasıl başladınız?

Bu çalışma uzun zamandır gündemimizdeydi. Kadın Hareketi’nin desteği ile TEV-ÇAND bünyesinde bir komisyon oluşturduk. Daha önce Kuzey Kürdistan ve Avrupa’da yürütülen çalışmalar vardı, o tecrübeler üzerinden örgütlendik. 5 kişilik bir ekip olarak çalışmaya başladık. Özgürlük çocukluktan başlar, diyerek başladık. Ve gerçekten gördük ki Kürt kültürü ve ulusal değerlerin korunması ve taşınmasında bu tür çalışmalar önemli.

Neden Maxmur Kampı? Maxmur, Türk devletinin baskıları nedeniyle göç etmek zorunda kalan Kürtlerin kaldığı bir kamp. Göçün kamptaki çocuklar üzerinde nasıl bir etkisi var?

Maxmur’u seçmemizin nedeni biraz da bu aslında. Burada yaşayan halkımız Cudi’nin eteklerinde özgürce yaşamış, kültürüne bağlı, özgürlükleri için devletle çatışmış ve sürgün olmuş, bundan dolayı biraz da modernitenin ve devletli sistemin kirine bulaşmamış ve doğal özlerini korumuş bir toplum. Tüm yaşamlarını kendileri örgütlemişler ve şimdi hala kampta o birlik ruhu var, doğal toplumun özünü yaşıyorlar da diyebiliriz. Bu kültürü korumak ve geliştirmek için bu çalışmayı gerekli gördük. Özgür bir kişiliğe ulaşmak için çocukluk hayallerine ihanet etmeyen bir neslin yetiştirilmesi gerekiyor. Bu nesli yaratmanın en uygun yeri bu kamptır diye düşündük. Çocukların, çocukluk hayallerini özgürce yaşayabileceği ve bunların takipçisi olabileceği bir ortam yaratmak gerekiyor, bizde bu temelde bir çocuk programı yapımına başladık.

ÇOCUKLARIN DÜNYASINI TANIYAMAMIŞIZ

Sistem Kürt gençleri üzerinde çok korkunç asimilasyon yöntemleri uyguluyor ve kökünden, geçmişinden uzak bir nesil yaratmaya çalışıyor. İnsanlar özüne yabancılaşıyor, bundan dolayı bu alanda böyle bir programa ihtiyaç olduğunu gördük. Bu çalışmaya başlayınca eksik kaldığımız yanlarımızı da gördük. Özelikle çalışmaya başladığımızda bizde eksik olduğunu anladığım temel nokta, mesela biz hep çocuklara yakınız, onları anlıyoruz diye düşünüyorduk ancak baktık ki onların dünyasını hiç tanımamışız. İlişkilerimizde onlardan çok şey öğrendim. Çocuklara yaklaşımımız çok sakat, onları kendimize benzeştirmeye çalıştığımızı gördüm. Onların önünü açmak ve geliştirmek yerine kendi kopyalarımız olmaları için elimizden geleni yapmışız. Diğer yandan sürekli soru soruyorlar, çok yaratıcılar, sınırsız düşünüyorlar ve hayallerinde sınır yok. Çocukların anadiliyle büyümeleri noktasında bu çalışma çok önemli. Şimdi Kürdistan’da birçok aile çocuklarıyla belli kaygılar nedeniyle ana dilinde konuşmuyor. Dil bir halkın hafızasıdır, geçmişidir. Başka bir dilde konuşmak o çocuğun zihniyet şekillenmesini de etkileyecektir. Bu noktada ana dilde bir çocuk programı çok önemlidir. Ana diliyle büyümek ve kendiyle barışık olmak kişilikte bütünlük yaratır. Bu programda öze dönüş esas alındı.

HER ÇOCUK KENDİ HİKAYESİNİ ANLATIYOR

Programımız 5 bölümden oluşuyor. Programda daha çok resmi bir ortamdan ve yapay suni şeylerden kaçınmayı esas aldık. Çocukların olduğu yere gitmeye özen gösterdik, onları bizim stüdyolarımıza tıkamamaya dikkat ettik, çoğu bölümün çekimini dışarıda yaptık. Her programın 4 dosyası var. Birinci dosyada bir arkadaş eski hikayeler anlatıyor. Toplumun yaşadıklarını ve acılarını, sevinçlerini anlatılır. Kendi geçmişini tanımayan bir nesil gelecekte yaratamaz. Bundan dolayı hikâyelerle başladık. Çocuklarda bunu çok seviyorlar. Bazen çocukların kendisi gelip hikaye anlatıyor ve değişik hikayeler hazırlıyor, buda çocukların hayal dünyasının genişlemesini sağlıyor. İkinci bölümde farklı farklı çocukların portresi hazırlanıyor. Bir çocuğun arkadaşlarıyla, okuluyla ve çevresiyle ilişkisi anlatılıyor. Maxmur’da tüm çocuklar Kürtçe eğitim alıyor. Çocukların doğaya yaklaşımları örnek veriliyor. Üçüncü bölümde çocuk şarkıları ele alınıyor. Çocuklar kendi yazdıkları veya öğrendikleri şarkıları okuyor. Dördüncü bölümde resim ve el işleri yaptırılıyor. Bu bölümde çocukların yaratıcılıkları geliştiriliyor. Asıl amaç sınırsız düşünmelerini sağlamaktır.

Ayrıca çocuklar bu programlarda yaşadıkları zorlanmalarını ve şikayetlerini dile getiriyorlar. Çocuklar mektuplar göndererek de bu programa katılabiliyorlar ve bu mektuplar programlarda okunuyor. Bu büyük bir deneyimdi. Burada yalnızca Maxmurlu çocuklarla değil Şengal, Duhok, Hewler ve Süleymaniye’ye de gittik buradaki çocuklarla da programlar yapıldı. Çocukların ilgisi de çok büyüktü, aileler de çok destek sundular.

Şengal daha çok Êzidî Kürtlerin yaşadığı bir bölge oradaki çocukların ilgisi nasıldı?

Şengalli çocuklar daha rahat ve doğaldı. Zerdüşt geleneğinin etkileri çok güçlüydü. Çocukların şarkıları ve katılımı çok güçlüydü. Şiir ve resimlerde çok yetenekliydiler. Orada kültür çalışmalarına gereken önemi vermediğimizi gördüm. Bu noktada Şengal bizim açımızdan Kürt geleneklerinin ve kültürünün çok köklü yaşandığı bir alan bu alanda örgütlenmenin ve çalışmalarımızın güçlenmesi gerekiyor.

ÇOCUKLARI YÖNLENDİRMEYE DEĞİL ONLARLA ARKADAŞ OLMAYA ÇALIŞTIK

Çocukların ve büyüklerin dünyaları arasında ne gibi farklar var. Büyüklerin dünyası çocukların dünyasını nasıl etkiliyor?

Çocuk programı ekibine bir çocuğu da aldık. Yalnızca büyüklerin tasarladığı ve planladığı bir çalışma olmasın diye. Çok ciddi sorunlarımız vardı. Çünkü nasıl yaklaşacağız, nasıl davranmalıyız bunu önceleri tam kestiremedik. Çoğu zaman bir öğretmen gibi sürekli öğreten pozisyonunda olmak ya da yönlendirmeye çalışmak doğru değildir. Onları anlamak için bunlar yetmez. Üstten bir duruşla onlarla arkadaş olamayız. Böyle onların dünyasına giremeyiz ve bu tür yaklaşımlarda onların arayışlarının önünü alır. Onlarla yaşadıkça ne kadar çocukluk hayallerimizden uzaklaştığımızı anladık. Bazen onların sorularına cevap vermekte zorlanıyorduk. Çünkü bazı şeyleri yalnızca ezbere biliyoruz. Ancak onların dünyası o kadar farklı ki her şeyi anlamak istiyorlar. Daha doğal ve rahat olmamız gerekiyor onlarla sağlıklı iletişim kurabilmemiz için sonra baktık ki ne kadar dogmatik ve kalıplara sığdırmışız kendimizi. Yaptığımız her çalışmayla birlikte kendimizi de sorguluyorduk. Daha doğal ve rahat ilişkilenmeye çalıştık. Çocuklar hiçbir zaman kalıplara göre davranmıyorlar, biz sürekli dayatmaya çalışınca baktık ki direniyorlar kendi sınırlarını zorluyorlar ve isyan ettiler. Biz de ne kadar düz ve dogmatik yaklaştığımızı fark ettik. Bu anlamda yoğunlaşmalarımız da oldu. Çocuklar gerçekten özgürdür.

ARAYIŞLARINA KARŞILIK BULAMAYINCA FARKLI EĞİLİMLER GELİŞİYOR

Ne zaman çocuklar size yakın oluyor ve dünyasının kapılarını açıyor?

Çocukların dünyaya bakışı çok farklı. Mesela bir grup arkadaşla Maxmurlu çocukları Hewler’e götürdük. Maxmurlu çocuklar genelde Botanlıdır. Hewlerdekiler ise daha çok Soran çocuklar, kültürel olarak biraz farklı çocukları biraraya getirecektik, acaba nasıl olacak diye düşündük. Dilleri ve kültürleri biraz farklı. Spiker biraz zorlandı ancak çocuklar o kadar kısa bir sürede kaynaştı ve anlaştı ki inanılmaz. Birbirlerine sonra mektuplar yazdılar. Hala bazıları birbiriyle görüşüyorlar.

Bazı aileler de çocuklar üzerine baskı uygulanıyor haram, yasak ve olmaz diye çocukların etrafına sınırlar örülüyor. Ancak bu nokta da çocuklar istediği şeyleri dile getiriyor. Duygularını hiçbir zaman saklamazlar. 

İlişki kurmada zorlanan çocuklar da vardı. Mesela bir çocuk vardı adı Cudi, bir grubu da vardı. Bazı çocuklarda özenti gelişiyor, büyükleri taklit etmek istiyorlar, bu çocukta babasına özenecek ki sigara içiyordu. Çocukları dövüyordu ve çete tarzında hareket ediyordu. Diğer çocuklar ondan çok rahatsızdı. Aileler de çocuklarının onunla oynamasına izin vermiyordu. Biz bir gün onu programa getirdik. Tabii tüm ekibiyle birlikte yalnız gelmek istemiyordu. Biz de tüm grubunu programa davet ettik. İlgilendik. Cudi o kadar konuştu ki nelerden zorlandığını, öğretmenlerin ve ailenin onun üzerinde ne kadar baskı kurduğunu buna karşılık onda oluşan tepkiyi anlattı. Arayışları çok güçlüydü buna karşılık bulamayınca farklı eğilimleri gelişiyordu. Biz de onu tüm çalışmalara kattık. Korolara, tiyatrolara kattık ve çok verimlide çalışıyordu. Toplumumuzda çocuklara çok önem verilmiyor. Bazen çocuk korolarını festivallerde çıkarıyoruz, bazıları tepki gösteriyor ‘bu ne, sanatçılar çıksın’ diyorlar, bu çocuklara karşı bir yaklaşımdır. Bu tepkilere rağmen biz devam ettik ve halk bu ilginin çocuklarda ne kadar olumlu etkiler yarattığını gördükten sonra aileler daha ilgili yaklaşmaya başladı çalışmalarımıza. Bu çocuklar ailelerinin üzerinde de olumlu etki yaratıyor. Annenin babanın yaptığı davranışı doğru bulmayınca bu çocuklar onları uyarabiliyor.

KÜRT ÇOCUKLARI ERKEN BÜYÜMEK ZORUNDA KALIYOR

Ne tür sorularla karşılaşıyorsunuz?

Maxmurlu çocukların duyguları çok özeldir. Zorlandıkları en temel nokta kampta sınırlar var. Dışarı gidemiyorlardı, bazıları ilk kez bizimle dışarı gittiler. Kamptaki yaşamın farklı olmasını sorguluyorlardı. Köyleri anlatıyorduk onlara faklı geliyorlardı. Meyve ağaçlarını bilmiyorlar çünkü Maxmur çöl bir alan ve çok ciddi su sorunu var. Yeşil alan, ağaç, tarım ve üretim yok. Bundan dolayı çocuklar bilmiyorlar, tanımıyorlar. Mesela bir arkadaşımız sordu üzüm nasıl üretiliyor diye bir çocuk kasalarda üretiliyor dedi. Çünkü köylerinin güzelliklerini görmediler, tanıyamadılar. İnanamayacağınız kadar çok soru soruyorlar. Farklılıklar onların ilgisini çekiyor. Çocuklar için yaşam oyundur, burada çocuklar top oyunları, toprak ve taşla oynuyorlar. Bu son süreçte kampta parklar yapılıyor, bu onlar için dünyalara bedeldir. Kampta kadın çalışmaları çok güçlü yapılıyor ve anneler için çocuklara bakım eğitimleri veriliyor. Maxmurlu çocuklar hemen büyümek istiyorlar. Koşullar çocukların çabuk büyümesine neden oluyor. Çoğu zaman bakıyorsunuz 9 yaşında ancak hayatın ondan beklentileri hemen büyümesini gerektiriyor. O yaşında sırtında su taşımak zorunda. Erzak taşımak zorunda, bu gerçeklikler zorluyor ve çocuklar üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor.

ÇOCUKLARIN KENDİLERİNİ İFADE EDECEĞİ KANALLAR OLMALI

Çocuklar için mekân da sınırsız olmalı. Bunu fark ettikten sonra programa nasıl yansıması oldu neler yaptınız?

Çocuklar ile ilgili çalışmalar çok geniş kapsamlı. Yalnızca bir program yapmak yetmiyor. Çocukların tüm sosyal alanlarıyla ilgilendik. Tüm okulları dolaştık. Öğretmenlerle görüştük. Onlara, çocuklara ezberden ziyade görsel ve pratik eğitimleri vermelerini önerdik. Sinevizyonlar ve sanat eğitimlerine önem verilmesini söyledik. Sanat dersleri resmileşti. Müzik çalışmalarına ağırlık verildi program ekibinin dayatmalarıyla. Tev çand çalışmalarında da çocuk çalışmalarına ağırlık verdik. Bu çalışmalar çocukların birbiriyle ilişkilerini güçlendirdi. El işlerini geliştirmek için sergiler açtık. Bu onlarda özgüven yarattı. Çocuk tiyatrosunda bizim çocukların programı Hewler’de ödül aldı. Bu çocukların ilgisini arttırdı. Bu program aracılığıyla kuzeydeki ailelerle bir bağ oluştu. İlk deneyimdi acemiliklerimizde oldu. Ancak bize bir kez daha bu alanın ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Önderlik (Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan) daha 92’de Rojava Kürdistan’ında bu tür çalışmaların yapılmasını ve örgütlenmesini dayatıyordu. Mahalle mahalle çocuk komiteleri oluşturuluyordu.

Bu alanı çok güçlendirmemiz gerekiyor. Bir çocuk kanalı da olmalıdır. Çocuklar çok zorlanıyorlar. Tv kanallarımız büyüklerin ihtiyaçlarına göre oluşturulmuş. Günde bir saat çocuklara yetmiyor. O saat sırasında kampta elektrik yok. Çocuklar kendi programlarını bile izleyemiyordu çünkü buranın koşulları çok farklı. Çocukların kendini ifade edeceği bir kanalları olmalıdır. Rojava’da, Avrupa’da ve Kuzey’de çocuk çalışması yapmanın imkanları var, bunlar değerlendirilmelidir.

Çocuk kanalının nasıl bir etkisi olacaktır?

Bir girişimimiz oldu. Çocuklar kendi rengiyle, kendi bakış açısıyla dünyayı ve yaşamı tanımalıdır. Büyükleri taklit ederek öğrenmemeli. Mesela mevcut tv kanallarını izleyerek büyükleri taklit ediyor ve çocukluk dünyasından uzaklaşıyorlar. Hayatı kendi pencerelerinden bakarak öğrenmeliler. Çocuklarda yaratıcılığı öldürmemeliyiz. Birbirimize benzeşerek yaşamı ve yaratıcılığı öldürüyoruz, çocuklar gelecekse bu alana bu temelde önem verilmelidir.

Kuzeyde çocuklar Türk kanallarıyla ve onların milliyetçi söylemleri temelinde büyüyor ve onlara benziyorlar. Bizim kendi kültürümüzü tanımadan büyüyen çocuk ne kadar kendi değerlerine sahip çıkabilir.
Kapitalizmin yabancılaştıran sistemine karşı bizim alternatifimiz olmalıdır.Çocuk aynı zamanda oyun demektir.

ÇOCUKLARIN OYUNLARINDA KÖYLERİNE ÖZLEM VAR

Bu oyunlarda çocukların dünyasını nasıl görüyordunuz?

Her halkın kendine has oyunları vardır. Kürdistan’ın her parçasında farklı oyunlar var. Mesela kampta oynanan oyunlarda farklı. Çünkü yaşam koşulları çocukların oyunlarında yansımasını buluyor. Buradaki halka karşı sürekli bir saldırı durumu var ve halk kendini korumak zorunda bu çocukların oyunlarına da yansıyor. Bu çocuklar savaşı gören çocuklar. Top ve havan sesleriyle büyüyen çocuklar. Buna göre oyunlar oynuyorlar. Kapitalist sistemde çocuklar karton binalar yapıyorlar. Maxmur’da çocuklar çadır kuruyorlar. Şarkılarında doğa ve köy özlemi var. Çünkü köylerini görmemişler, anneler evde anlatmış bu özlemle oyun oynuyorlar. Anneler evde köylerin pınarlarını anlatıyor. Ancak çocuk pınar görmemiş, yalnızca suyun su tanklarında geldiğini zannediyor. Nehir görmemişler. Bundan dolayı oyunlarında bunları yansıtıyorlar. Annelerin anlattıklarını temsil ediyorlardı. Kültür çalışmalarına da oyun gibi yaklaşıyorlardı.

CİNSİYETÇİ KALIPLAR ÇOCUKLARI OLUMSUZ ETKİLİYOR

Kız ve erkek çocukları arasında bir farklılık var mı?

Toplumsal cinsiyetçilik kalıplarının burada da çok güçlü etkileri var. Bundan dolayı biz kız çocuklarına daha çok önem veriyoruz. Toplumsal baskıyı ve cinsiyetçi kalıpları aşmaya çalışıyoruz. Toplumsal cinsiyet kalıpları çocukları etkiliyor. Mesela kız ve erkek çocukları birbiriyle konuşmuyorlardı. Birbiriyle nasıl ilişkileneceklerini gösteriyorduk, ortak oyunlar oynatıyorduk. Ancak çocuklar çok hızlı bir şekilde bu kalıpları da kırıyorlar. Arkadaşlık ilişkilerine önem veriyoruz. Bir çalışma yapacaksak okullara gidiyoruz. Gönüllü katılımları esas alıyoruz. Kim istiyorsa o katılıyor. Ancak kız çocukları daha ilgili. Sistematik ve eğitim çalışmalarına kız çocukları daha çok katılıyor. Erkek çocukları çabuk sıkılıyorlar. Kız çocukları işlerini daha ciddiye alıyorlar ve derin yaklaşıyorlar. Şimdi kampta en çok kız çocukları etkinliklere katılıyor. Ayrıca spor çalışmaları yapılıyor festivallerde. Bunlarda en çok kız çocukları katılım sağlıyor. Ailelerde kız çocukları evden çok çıkmasın, anneye yardım etsin gibi yaklaşımlar var. Anneler adım adım kendilerine benzeyen nesiler yaratmaya çalışıyorlar. Biz bunları kırmaya çalıştık. Var olan ezberleri bozmaya ve özgür ve gelecek vaat eden kız çocukları yetiştirmeyi esas alıyoruz.

Tiyatro çalışmalarında beden eğitimi dersleri de veriyoruz. Özellikle beden üzerine hakimiyet derslerinde kız çocukları biraz zorlanıyorlar. Mesela gül diyoruz elini ağzının önüne getiriyor. Utanıyor, bunların aşılması için özel çalışmalar gerekiyor. Geleneksel toplum etkilerini aşmak çok önemli. Bunlar çocuk yaşta öğretiliyor. Tüm alanlarda bu çalışmanın ekipleri oluşturulmalı ve gereken önem verilmelidir.

Yakından ilgilendiğiniz çocuklarda nasıl bir değişim gördünüz?

Bu program bir başlangıçtı. Burada güçlü deneyimlerde yaratıldı. Ve anladık ki bu alanda çok ciddi çalışmalar gerekiyor. Önemsememiz gereken ve gerçekten geleceğimizi teslim edeceğimiz neslin gelişimiyle yakından ilgilenmemiz gerekiyor. Alanların özgünlüğüne göre de yaklaşım geliştirilmeli. Mesela kuzeyde anadil konusuna önem verilmeli, Maxmur’da kültürel çalışmalara önem verilmeli. Bu süreçte gördük ki bu çalışmalara katılan çocuklar derslerinde çok başarılıda oldular. Bu programlarda birçok şey öğrendiler, bu tür çalışmalara bir eğitim çalışması gibi yaklaşılmalıdır. Çocukları ne kadar hissedersek onlarda bize gönül bahçesini o kadar açarlar. Özellikle Ceylan Önkol ve Uğur Kaymaz’ın anılarına bağlılık gereği bu çocuklara sahip çıkmalıyız.

ÇOCUKLARA BORÇLUYUM

Çocuklardan neler öğrendiniz?

Bendeki benmerkezci yaklaşımlarımı çocuklar kırdı. Onlar biz de varız dediler ve bende çok ciddi yoğunlaşmalar yarattılar. Bizdeki tek yönlü bakış açısının ne kadar köklü ve dogmatik olduğunu anladım. Her şey biz de ak ve kara ancak çocuklarda öyle değil. Tüm çocuklar çok güzel ben bunu onların ruhunda gördüm. Kötü çocuk yoktur, koşullar ve etrafımızdaki örgü çocuklarda kötü alışkanlıklar yaratıyor ancak çocuk ruhu tertemizdir. Bu programdan sonra insanlarla daha iyi ilişkilenmeye başladım. Çocuklarda kin ve öfke yok, bunu onlardan öğrendim. Onlarda kaygı yok. Hesapsızdırlar düşüncelerini olduğu gibi sade bir dille ifade ediyorlar. Onlardan çok şey öğrendim. Çocuklara bu nokta da borçluyum. Birçok dogma ve kalıbımı kırmamı sağladılar. Bu süreçte yaptığımız hiçbir program bir diğerine benzemedi ve tekrar olmadı çünkü hiçbir çocuk diğerine benzemiyor biz büyüklerin aksine. Onlar bizde yaratıcılığı geliştirdiler.


Çocuk dünyasının kapılarını araladıkça ve onların dünyasını canlandırarak kapitalizmin yabancılaştıran sisteminden kurtulabiliriz.
« Son Düzenleme: 29 Temmuz 2013, 22:06:44 Gönderen: Ekim »
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.