Gönderen Konu: FABRİKALAR KALEMİZ, VURA VURA ÇIKACAĞIZ LEGALE  (Okunma sayısı 2074 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3096
FABRİKALAR KALEMİZ, VURA VURA ÇIKACAĞIZ LEGALE
« : 24 Eylül 2016, 18:45:40 »
Mustafa Suphi TKP sinin devamı olduğunu savlayan partinin MK' si Genel Sekreteri Sedat Taner ile yapılan bir söyleşiyi aşağıya aktarıyoruz.

Tabii ki ,bu konuda söyleyeceklerimiz olacak!
Belki yine bizi KÖTÜ bilecekler!
Ama her zamanki gibi DOST ACI SÖYLER DÜŞMAN GÜLDÜRÜR prensibi çerçevesi içersinde kalacağız




Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Sedat TANER Yoldaş ile TKP’nin 96.Kuruluş Yıldönümü Nedeniyle 10 Eylül 2016 Günü Gerçekleştirilen Söyleşi


FABRİKALAR KALEMİZ, VURA VURA ÇIKACAĞIZ LEGALE !

Atılım: Taner yoldaş, partimiz 96. kuruluş yıldönümünü hangi durumda karşılıyor? Yaşadığımız süreçler ve geldiğimiz durum hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz ?

S. Taner yoldaş: Yoldaşım, önce partimizin doksan altıncı kuruluş yıldönümü tüm parti üyeleri, yandaşları, çevresi, işçi sınıfımız ve başta Kürt halkı olmak üzere, tüm sömürülen, yoksul emekçi halklarımıza kutlu olsun.

Sorunuza gelince. Böyle bir partinin mensubu olmak yaşamda en önemli gurur kaynağımız. Düşünün; Türkiye’nin ilk partisi, en eski partisi. Çok bedel ödemiş bir parti. Mustafa Suphi’den, Bilen yoldaşımıza, Deniz yoldaşımızdan, Kadri yoldaşımıza kadar binlerce üye, kadro ve sempatizanını Sosyalizm için savaşımda yitirmiş bir parti. İşkenceler, mahpusluklar, sürgünler, siyasi göçmenlikler… Bunların bütünü parti tarihimizde gerçek olan yaşanmışlıklar. Önce tüm kavgada düşen yoldaşlarımızın anıları önünde saygıyla eğilerek, onların taşıdığı kızıl bayrağın emin ellerde olduğuna ve gücümüzü son evresine kadar kullanarak, kanımızın son damlasına kadar Onların mücadelesini sürdüreceğimize dair söz verdiğimizi tekrarlayalım. Bu ifademizi boş bir söz olarak algılamayın. Bugün, TKP’mizin örgütlülüğünü sürdürmeye karar vermiş kadrolar kendi aralarında birbirlerine söz verdiler, ant içtiler. Yoldaşlarımızın canına, kanına kasteden, onları katleden her unsurdan bunun hesabını Türkiye Komünist Partisi’nin tarihsel misyonunu yaşama geçirerek soracağız. Bu yemin bizden sonra gelecek kuşaklar için de geçerlidir.

Partimizin likidasyon girişimi bir anda olup bitmiş bir olay değildir. Yıllara yayılan bir hazırlık sonucunda son nokta koyulmaya çalışılmıştır. Dünya Komünist Hareketi’nin, özellikle SBKP’nin yöneticilerinin bu konuda ciddi etkilerinin olduğunu tespit ediyoruz. Hiç bir kardeş partinin yöneticileri ve Sosyalist Ülke’lerin devlet başkanları Sovyetler Birliği çıkışlı böyle bir ihanete ihtimal vermedikleri için, belirli bir zamana kadar Sovyetlerdeki belirli uygulamalar eleştirildiyse de konunun vahameti ciddiye alınmamıştır. Bunu sözlerle anlatmak çok zor, hatta mümkün değil. Biz Gorbaçev son noktayı koyarken kimi kardeş parti yöneticilerinin kollarını çimdikleyerek gerçekten bu gelişmelerin gerçek yaşamda mı olduğuna yoksa kabus mu gördüklerini anlamaya çalıştıklarına şahit olduk. Bizim partimizin Merkez Komitesi ve Politik Bürosunda da benzer örneklerin yaşandığına söyleyebiliriz.

Atılım: Yoldaş, bu süreç nasıl gelişti, kısaca anlatabilir misiniz ?

S. Taner yoldaş: Bize göre bu süreç Stalin yoldaşın ölümü ile başlamıştır. Kruşçev SBKP’nin XX. Kongresi’ne sunduğu raporda Sovyetler Birliğinde’ki sosyalist inşa sürecinin imdat frenini çekmiştir. Kimin adına çekti, neden çekti… bu konular tartışılıyor ve araştırılıyor. Daha sonra Brejniev dönemi “idare-i maslahatçı” bir süreç olmuştur. İçine girilen sapmalar düzeltilmeden yola devam edilmeye çalışılmıştır. Ardından, Andropov ve Çernienko dönemleri kısa kısa yaşanmıştır. Gorbaçev’in göreve getirilmesinin son hazırlıkları Andropov döneminde gerçekleştirilmiştir. Andropov önceleri KGB Başkanlığı yaptığı için Andropov Sovyetler Birliğin’de durumu toparlayacak bir yönetici olarak değerlendirilmiş ve Gorbaçev’in onun talebesi olarak göreve gelmesi de bu bağlamda ele alınmıştır. Bu bir yanılgıdır.

Şimdi burada iki ihtimal var. Ya Andropov ve dolayısıyla Gorbaçev, hakikaten Sovyet Sosyalizmini içine girdiği atalet ve deformasyondan kurtarmak ve tekrar Marksizm-Leninizm’in ilkelerinin rotasına oturtmak amacıyla davranmışlar, fakat bunu başaramayınca sosyal demokratlaşarak emperyalizm ile uzlaşmışlardır. Ya da Gorbaçev baştan itibaren karşı-devrimci bir amaçla o noktaya kadar tırmanmış ve tırmandırılmıştır. Gorbaçev’in kendisi, yıllardan beri Sosyal Demokrat düşünceye eğilimli olduğunu, ancak bunu açıklasaydı Sovyetler Birliğindeki bu “değişimi” (siz karşı-devrim anlayın) gerçekleştiremeyeceğini yazmıştır. Karısı Raisa’nın da bu yönde ifadeleri mevcuttur.

Gorbaçev’in en yakın çalışma arkadaşlarından Aleksander Yakovlev, ölmeden önce yazdığı kitabında, 1954 yılında Almanya’dan Sovyet savaş esirlerinin döndüğü dönemde kendisinin komünist düşüncelerden koptuğunu, ancak bunu belli etseydi, parti ve devlet kademelerinde yükselemeyeceği için bunu gizlediğini yazmıştır. Sovyetler Birliği’ni “Halkların Zindanı” olarak adlandırdığı kitabında bu süreçlerin bilinçli yürütüldüğünü açıklamıştır.

Gorbaçev, 1992 yılında İstanbul Boğaziçi Üniversitesinde katıldığı bir konferansta “1989 yılında Çinli yöneticiler benim Tiyanamen Meydanı’nda çinli öğrencilere seslenmemi engellediler. Eğer onlara hitap edebilseydim, dünya bugün daha barışçıl olurdu ” diyebiliyor.

Perestroika ve Glasnost’un ideologu olarak adlandırılan Yakovlev, altmışlı yılların sonunda bir deneme amacıyla İspanya, İtalya ve Fransa gibi Komünist Partilerin güçlü ve yığınsal olduğu ülkelerde “Avrupa Komünizmi” deneyiminin bizzat SBKP tarafından planlı olarak yaygınlaştırıldığını yazmıştır. Bu konular üstünden atlanmayacak ciddiyette ifşaatlardır.

Biz bunların gerçekliklerini ancak ABD dış istihbaratının belgeleri açıldığında veya kontr-spiyonaj konusunda görev almış yüksek rütbeli istihbaratçı veya politikacıların açıklamalarından anlayabileceğiz. Bu konuda bilinip dillendirilmeyen gerçekler de olabilir. Ancak biz bugüne dek kardeş parti yöneticileri ile yaptığımız ikili görüşmelerde de sağlıklı ve somut verilere dayalı yanıt veya görüşler alamadık. Bize göre bu konunun belgeleri ile netleşmesi gerekiyor.

Biz bu sürecin “adam satın alma” yöntemi ile uzun bir süreçte emperyalizmin istihbarat servisleri tarafından planlanarak yürütüldüğü kanısındayız. 1985-1991 arası Sovyet pratiği de, öncesi de, bu sürecin öznesi olanların yazdıkları, çizdikleri bizi bu sonuca götürüyor.

Atılım: Partimizin likidasyon girişiminin bu süreçlere bağlı geliştiğini mi tespit ediyorsunuz ?

S. Taner yoldaş: Evet, partimizin 1983’deki 5.Kongre’de aldığı daha önceki dönemlere kıyasla çok daha ileri ve savaşkan kararları, onayladığı program ve belgeleri, Kongre’den hemen sonra alt-üst edildi. “Barış ve Ulusal Demokrasi Programı” gibi reformist bir belge, 1986 Ulusal Konferans kararları ve belgeleri, TİP ile 5.Kongre kararlarının içeriğine tam tersi içerikte bir birleşme, “Dönüş” kararı, TKP’nin 6.Kongre’de feshi ve ertesi gün TBKP’nin illegal olarak kurulması, en sonunda da ülkede legal TBKP’nin kurulması ve amblem olarak Orak-Çekiç ve Kızıl Bayrağı bir kenara bırakarak Çınar Ağaçı armasının seçilmesi… Ondan sonra BSP, SBP, ÖDP süreçleri… Cem Boyner ile parti kurma girişimleri ve TBKP programının “mülkiyet ilişkileri” bölümünün değiştirilerek TBKP programı benzeri bir programın Cem Boyner liderliğinde “Yeni Demokrasi Hareketi” parti programı olarak kamuoyuna açıklanması. Aklın, izanın bittiği son nokta ! En azından komünistler açısından.

Bugün TKP olarak Marksizm-Leninizm ilkeleri doğrultusunda bu mücadeleyi sürdüren yoldaşlarımızdan kimimiz 1986 ve 1988 yıllarında 25-30 kişilik gruplar halinde Moskova’da üç ve altı aylık eğitimlere davet edildik, daha doğru ifade etmek gerekirse gönderildik. Bizler “kafası karışık yoldaşlar” kategorisindeydik. Bu gruplarda yer almış ve hayatta olan yoldaşlarımız anımsayacaklardır. O günden bu güne yitirdiğimiz kimi yoldaşlarımız da “kafası karışık yoldaşlarımız” arasındaydı. Yaşayanlar hakkında ip ucu vermeyelim ama yitirdiğimiz, Sıtkı Coşkun, Ertan Uyar, Murat Tokmak, Ekrem Aydın, Kasım Yeşilgül gibi değerli yoldaşlarımızın adını sayabiliriz. İnanırmısınız, fiziken yitirdiğimiz yoldaşlarımızdan daha fazlasını manen yitirdik. Bu yoldaşlarımız Marksizm-Leninizm’in ilkelerine sıkı sıkıya sahip çıkarak SBKP ve Sovyetler Birliği’ndeki gelişmelere karşı tavır takındılar. Ancak hiç bir zaman parti içinde bir hizip veya fraksiyon olmadılar. Her alanda bulundukları organlar içinde ve yazılı olarak eleştiri ve görüşlerini belirttiler. Bu yoldaşların büyük bir kısmının mücadeleden kopması ise hayal kırıklığı ve demoralizasyon nedeniyle olmuştur. 3-5 tanemiz hariç bugün partimizin dışındalar. Dünya Sosyalist Sistemi gibi büyük ve güçlü bir yapının, sosyalizmin ana yurdu Sovyetler Birliği’nin ve göz bebeğimiz SBKP’nin gözlerimiz önünde erimesini ve yıkılmasını hazmedemediler. Sınıf savaşımının, partimizin dışına düştüler. Bu yoldaşlarımız onurlu yoldaşlarımızdır ancak tepkileri yanlış olmuştur. Bugün kimisi Kürt Özgürlük Hareketi’nin içinde, kimisi Yeşiller çevresinde, kimisi belli bir döneme dek ÖDP çevresinde bulunmuşlar ancak önemli bir bölümü devrimci-demokrat çevrelerin içinde kalmakla birlikte Marksizm-Leninizm’in ilkelerinden uzaklaşmışlar, Leninci parti, devlet ve sosyalizm teorilerini gerçekleşmeyecek teoriler, hatta kimileri Dünya Sosyalist Sistemi’nin yıkılmasının nedeni olarak irdelemeye başlamışlardır. Hayat bazen onurlu özneleri maalesef düzen içi çözümler çerçevesinde düşüncelere kadar itebiliyor.

Legal TBKP sürecinde Türkiye’de yayınlanan Adımlar dergisinin eski sayılarını okursanız, orada Veysi Sarısözen, Sıtkı Coşkun gibi eski Politik Büro üyesi yoldaşlarımızın kurulacak partinin artık komünist adını taşımaması ve orak-çekiç gibi sembolleri “sosyalizmin adının kirlenmesinden dolayı” kullanılmaması gerektiğini içeren yazılar kaleme aldıklarını görürsünüz. “Kafası karışık yoldaş” olmaktan bu noktaya gelmek maalesef partimizin o dönemde likidasyonunun karşısında durabilecek yoldaşlarımızın bu göreve soyunmaması, burjuvazi ve işbirlikçi oligarşinin ellerini ovuşturmasına sebep olmuştur.

Partimizin en üst yönetiminde bulundukları halde, önce “Marksizm aşıldı”, ardından “Leninizm aşıldı”, “işçi sınıfı kalmadı”, “devrim ütopyadır” silsilesiyle Marksizm’in günümüz sorunlarına artık ekonomik ve politik olarak yanıt vermeyecek durumdadır diyenlere söyleyecek hiç sözümüz yok. Onlardan farklı bir beklentimiz olamazdı, kendileri tercihlerini yapmışlardı.

Sonuç olarak Politik Büro düzeyinde partimizin devamını savunan kimse kalmamıştır. Merkez Komitesi düzeyinde ise durum bundan farklı değildir. Kimi eski yoldaşların devrimci-demokrat hatta liberal-demokrat çevrelerde dolaşmaları ise diğerlerinin yanında bir farklılıktır. Bugün AKP’yi hala açıkça destekleyen ve 15 Temmuz darbe girişimi sürecinde “şehit düşen kahraman halkımız darbe girişimini engellemiştir” nitelemesini kullananları okudukça tüylerimiz diken diken oluyor. Bu ifadeyle karşılaştırıldığında liberal-demokrat veya dışardan Kürt ulusal demokratik hareketini destekleyen eski yoldaşlarımız gönlümüzü ferahlatıyor.

Atılım: Taner Yoldaş, o dönemde hiç bir önlem alınamaz mıydı ?

S. Taner yoldaş: Geçmişe ilişkin son bir cümle ekleyelim: O dönemde Kutlu ve Sargın yoldaşların (o dönem açısından yoldaş diyoruz) geri dönüş kararına, 5. Kongre kararlarına aykırı olarak TİP ile bu biçimde birleşme pratiğine, reformist bir TBKP programına karşı çıkan yönetici yoldaşlarımız, eski veya dönemin MK ve PB üyeleri, fraksiyonculuk anlamında değil ama “geri dönüş kararı” alındığında veya ama en geç TBKP İstanbul Kongresinde bu gidişata dur deyip Marksizm-Leninizm ilkeleri temelinde yola devam edelim girişiminde bulunsalardı yaşadığımız acıları ve yıkımları daha az yaşar bugün çok farklı noktalarda olurduk. Bunu da söylemeden o konuyu kapatmayalım istedik. Marksizm-Leninizm’in toplumsal sorunları çözeceğine ve Leninci bir komünist partisine gereksinim olmadığını savunan Genel Başkan, Genel Sekreter, PB ve MK üyeleri istifa edip yollarını partimizden ayırabilirlerdi veya ayırmaları sağlanabilirdi. Böyle bir davranış yine de daha dürüst bir davranış olurdu. Ancak onlar parti sanki babalarının malıymış gibi, partiyi yok etme yoluna girdiler. Belki de birileriyle öyle “anlaştılar” veya “görevleri” buydu. Dürüst bir yoldaş istifa eder helalleşir giderdi.

Atılım: Bugün partimizin durumu nedir? Çok iç açıcı olmayan bilgiler aktardınız.

S. Taner yoldaş: Çok mu karamsar bir tablo çıktı ortaya bilmiyorum ama gerçek budur. Bu yaşanmışlıkları hazmettik, gerekli sonuçları çıkardık. Biz şimdi bu deneyleri yaşamış, yakın tarihin öznesi olmuş ve Komünizm ideallerinden bir milim sapmayan yoldaşlar olarak ne yapıyoruz, ona bakmamız lazım. Kimi önemli adımları atarak ülkede ciddi bir çevre haline geldik. Yoldaşlarımızın niteliksel gelişimi üzerine çalışıyoruz. Hem teorik-ideolojik-politik, ama aynı zamanda pratik örgütsel olarak… Sendikal alanda, demokratik kitle örgütlerinde, cezaevlerinde, devrimci demokratik kitle partilerinde, yerel girişim ve meclislerde, amatör yerel spor kulüplerinde, köylü kooperatif ve birliklerinde… kısacası toplumsal yaşamın her alanında ilerici, yurtsever, devrimci, demokratik kuruluş ve hareketler ile ilişkileniyor ve içinde yer alıyoruz. Kimi önemli oluşumlarda yönlendirici görevlerimizi yerine getirecek düzeyi yakaladık. Parlamentonun içine kadar etki sağlayabilecek durumdayız. Web yayınlarımız düzenli olarak ortalama 35.000 okuyucu ve takipçiye ulaştı. Sosyal medyada 250.000 haftalık erişim yakaladık. Yasal yayınlarımız 15.000 okuyucuya ulaşıyor. Merkez Organımız ATILIM 900 ile 1200 arası bir okuyucu sayısına ulaştı. Ülkenin 59 ilinde ilişkilerimiz ve irili ufaklı çalışmalarımız yürüyor. Bunlar pratikte geldiğimiz düzeyi ifade ediyor.

Tüm bu pratik çalışmalar sürecinde yeni Program ve Tüzük çalışmalarına önemli bir yer ayırdık. Programatik tartışmayı tüm çalışmalarımızın temeli olarak değerlendiriyoruz. Teorik, ideolojik ve politik olarak homojen bir yapı Leninci Parti anlayışının en temel ilkesidir. Bunu takiben Tüzük ise örgütsel anlayışımızın ve ilkelerimizin ana halkasını oluşturuyor. Her yoldaşımız bizim için çok kıymetlidir. Parti politikalarını sınıfa ve yığınlara taşınmasına, kamuoyunu etkilemede görev alan tüm yoldaşlarımız önemli işler başarıyorlar. Partimizin 96. kuruluş yıl dönümünde Merkez Komitemiz adına tüm yoldaşlarımıza, sempatizanlarımıza ve çevremize bin selam gönderiyoruz.

Kürdistan’da barikatlarda savaşan, sığınaklarda yaşayan yoldaşlarımızı devrimciliğimizin olanca ateşi ile selamlıyoruz. İstanbul, Bursa, İzmir, Adana, Antalya, Trabzon, Samsun, Ankara gibi metropollerde işaret bekleyen genç partizanlarımıza selam olsun. Otomotiv, tekstil, tersane, depo, inşaat, banka-sigorta,büro sektörlerinde, üretim alanlarında iğneyle kuyu kazan, direnen yoldaşlarımızı ve tüm devrimci kadroları alınlarından öpüyoruz.

Atılım: Yeni Program taslağının temel çizgileri konusunda bize ne söyleyebilirsiniz ? Nasıl bir program çalışması yürütülüyor ?

S. Taner yoldaş: Program taslağımız önemli köşe taşlarının netleşmesi temelinde yazılmıştır. Birinci ve en önemli konu teorik, ideolojik netliktir. Marksizm-Leninizm’in temel ilkeleri ve Büyük Ekim Devrimi’nin deneyleri ışığında, özellikle 80’li yıllarda tartışmaya açılan ve sulandırılmaya çalışılan temel ilkeler konusunda açık ve kesin tavır belirledik. Proletarya devrimi, proletarya diktatörlüğü ve bilimsel sosyalizm anlayışımızı ortaya koyduk. İkincisi, Sovyetler Birliği ve Sosyalist Dünya Sistemindeki karşı-devrim konusunda görüşlerimizi ortaya koyduk. Üçüncüsü, 1991 sonrası dünyanın, emperyalizmin ve Türkiye’nin politik ve ekonomik tahlilini yaptık. Dördüncüsü, Türkiye için önerdiğimiz Sosyalizm modelini ayrıntılandırdık. Sosyalizm modeli konusunda ayrıntıya girmemiz kimi çevrelerin eleştirilerine hedef oldu. Ancak biz bu konunun çok önem taşıdığına inanıyoruz. Sınıfa ve yığınlara giderken, varolan kapitalist devlete karşı ne önerdiğimizi, onların da anlayacakları, gözlerinin önünde resmedebilecekleri şekilde açık ve net olarak ortaya koymamız gerektiğine inanıyoruz. Federatif Sosyalist Türkiye Cumhuriyeti projesini gerekçelendirdik. Beşincisi; Sosyalist devrim süreci konusunda ödevlerimizi tarif ettik ve ön görülerde bulunduk. Türkiye devrimci hareketinin dağınıklığına da son verecek bir Devrim Cephesi anlayışı geliştirdik ve devrimden sonra Devrimci Halk Cephesi olarak TKP’nin öncülüğünde tüm devrimci ve demokratik güçlerin, kitle örgütleri, sendikalar, kadın ve gençlik örgütlerinin katılımı ile bu Sosyalist Türkiye’nin yönetilebileceğini ve sosyalizm kuruculuğunun geliştirilebileceğini ortaya koyduk.

Programın en önemli diğer bir yanı Kemalizm ile arasına kesin sınırlar koymuş olmasıdır. Kemalizm burjuvazinin geliştirdiği ve ideoloji dahi olmayan bir akımdır. Resmi tarih anlayışının etkisinden kurtulamayan ilerici ve hatta devrimci kesimlerin, aydınların, sanatçıların bu ülkede 93 yıldır ne yaşıyorsak, bunun Kemalizm adına uygulandığını dikkate alarak ve aynen İslam konusunda da alışkanlık haline gelen bir ifade olan “gerçek İslam bu değil” gibi, “gerçek Kemalizm bu değil” yorumlarına sebep olan düşünceler konusunda komünistlerin görüşlerini ortaya koyduk. Gerçek İslam nasıl ki uygulamaların ve yaşamda gördüklerimiz ise, gerçek Kemalizm de 93 yıldır yaşananların ta kendisidir. Kendimizi kandırmayalım. İşçi sınıfının bilimi doğrultusunda bağımsız politikamızın takipçisi olalım.

Kürt ulusal sorununun çözümü Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren çözüm yerine yok sayılmaya çalışılan bir olgudur. Ulus devlet oluşum sürecinde geliştirilen tekçi anlayış Türk milliyeti, sünni İslam temelinde olmuştur. Program taslağımız Kürt ulusal sorununun çözümü konusunda net çözümlemeler ortaya koymuştur ve özellikle 1980’den sonra gelişen Kürt halkının ulusal, demokratik özgürlük mücadelesini hem sınıfsal hem de siyasi anlamda değerlendirerek, bağlaşıklar politikasında doğru yere oturtmuştur. Kürt halkının, ezilen ve sömürülen yoksul halk olarak sınıfsal anlamda sosyalist devrim sürecinin önemli bir bileşeni olduğu tespitini yapmış, özgürlük hareketinin siyasal örgütünü de politik bağlaşıklıkların etkin güçlerinden biri olarak tarif etmiştir. Kürt halkının özgürlük mücadelesi Türkiye’deki sınıf mücadelesinin aktif, etkin ve güçlü bir bileşenidir.

Program taslağımız Alevi halkımız için de çok önemli açılımlarda bulunmuştur. Alevi halkımız, işçi ve emekçiler burjuva partilerine verdikleri desteği artık geri çekmeli ve haklarına sahip çıkmalıdırlar.

Biz sayıları yaşanmışlıklardan dolayı artık sadece binlerle ifade edilebilen Ermeni, Rum, Süryani, Ezidi halklarımız konusunda hassas davranırken, eşit haklar talep ederken, 25 milyona yakın bir nüfusu olan Alevi halkımız burjuvazi karşısında Devrim Cephesi içinde yerini almalıdır. Bunu sağlamamız gerekiyor.

Biz parti örgütlerinde tartışmaya açtığımız bu program taslağımızda Komünizm idealinin Türkiye ve dünya halkları için tek umut ışığı olduğunu ortaya koymaya çalıştık. Ve sadece yoldaşlarımızın ve parti örgütleri ile sınırlı kalmadan, taslağı devrimci kamuoyunun görüşüne açtık. Onların katkılarını istedik. Küçümsenmeyecek şekilde olumlu reaksiyon aldık. Program taslağımız konusunda görüşlerini ileten hukuk, ekonomi ve politika profesörleri oldu, milletvekilleri oldu. Programımızdaki temel yaklaşımların tümüne katılmasalar dahi, çalışmanın selamlanacak bir çalışma olduğu konusunda görüşler aldık. Somut görüş, eleştiri ve katkılar ilettiler. Program Komisyonu bu katkıların tümünü değerlendirmeye aldı.

Atılım: Parti MK’mız önümüzdeki döneme ilişkin nasıl bir savaş politikası geliştiriyor ?

S. Taner yoldaş: Partimiz, 10 Ekim 2015’de Ankara Katliamında can veren MK üyemiz Kadri Erol yoldaşımız adına KADRİ EROL YOLDAŞ KOMÜNİST HAMLESİ kararını almıştır. Kadri Erol yoldaşımız, partimizin likidasyonu kırma mücadelesinde önemli görevler üstlenmiş bir yoldaşımızdı. Bu HAMLE ile üç ana hedef belirledik. BİR: Likidasyonu kırma sürecinde yaratılan nitel gücü nicel güce yükseltmek. İKİ: Partiyi gençlik ile bağlamak, Fabrikalarda kaleler oluşturmak. ÜÇ: Yığınsal, savaşkan, legal bir Türkiye Komünist Partisi yaratmak ve Türkiye’nin politikasına müdahil olacak bir güç durumuna yükselmek. Bu üç hedefin gerçekleştirilmesi partimizin temel çekirdek kadrolarının ısrarlı, sabırlı ve kararlı çalışmalarıyla gerçekleşecektir. Partimize gönül vermiş, politikasını destekleyen, ülkede güçlü ve etkin bir TKP’den yana olan tüm dostlarımız bu hamleye katılmalıdır, en azından katkı sağlamalıdır.

Atılım: Partimizin HDP’ye yönelik yaklaşımı nedir ? Bizi bu konuda bilgilendirir misiniz ?

S. Taner yoldaş: Halkların Demokratik Partisi, Türkiye’nin bugüne kadar gördüğü en somut, sürekli ve güç birliğinin siyasi partisidir. HDP, Halkların Demokratik Kongresi tarafından seçimlerde yer almak üzere kurulmuştur. 6 milyon oy potansiyeline sahip olan ve doğru bir gelişme sürdürülürse 10 milyon oya rahatlıkla ulaşacak bir partidir. HDP sol cenahta yer alan demokratik bir kitle partisidir. Marksist, Komünist veya Sosyalist bir parti değildir. HDP, AKP-Saray iktidarına muhalif tüm barış ve demokrasi güçlerinin, ki doğal olarak bu güçlerin içinde devrimciler, Kürt devrimci-demokratları, sosyalistler ve komünistler de vardır… bütün bu güçlerin bir siyasal ittifakıdır.

7 Haziran ve 1 Kasım 2015 seçimlerinde Gezi Direnişi güçlerinin tümünü kucaklamıştır. Şimdi, OHAL koşullarında ve baskıcı faşizan rejimin kurumsallaşmaya çalıştığı bir dönemde, AKP-Saray rejimine ile karşı karşıya gelen en geniş devrimci ve demokratik güçlerin ittifakı düzeyine yükseltilmesi gerekir. AKP-Saray iktidarının HDP’yi etkisizleştirmek ve parlamento dışına itmek istediği bir dönemde yapılması gereken, HDP’nin çerçevesini daha da genişletmektir. Haziran Hareketi, Halkevleri ve hatta mümkünse Halk Cephesi’nin de bileşeni olacağı yeni ve daha geniş, daha güçlü bir ittifakın HDK ile birlikte oluşturulması bizce günceldir. HDK’nin böyle bir genişlemeye hazır olduğunu biliyoruz. Haziran Gezi Direnişinden daha güçlü, kalıcı ve etkili bir ayaklanmanın koşullarının yaratılması ancak bu görev yerine getirilirse mümkün olacaktır.

Biz DEP döneminden beri, BDP ve HDP süreçlerinin içinde bulunduk. BDP sürecinde daha aktif görev almaya, HDK / HDP döneminde ise sadece görev almaya değil, daha fazla rol almaya da başladık ve bu politikamızı sürdürüyoruz. Sadece yer aldığımız merkezi yönetim organlarında değil, yerel düzeylerde yoldaşlarımız çalışmalara aktif olarak katılıyor ve katkılarını yapıyorlar. HDK / HDP çalışması, bizim siyasal yığın çalışmalarımızın ve ittifaklar politikamızın bir alanıdır. AKP-Saray rejiminin HDP’ye karşı tavrı bizler için gerekli referans vazifesi görmüyor mu ?

Atılım: Türkiye’de TKP adını kullanan partiler var, bu konuda yaklaşımımızı biraz açar mısınız ?

S. Taner yoldaş: Bu konuda çok yazdık ve açıklamalarımız oldu. Biz SİP’in “TKP” adını alarak partimizin yerini doldurmak için böyle bir girişimde bulunmasını Mustafa Kemal’ın kurdurduğu “TKP” ‘ye benzetiyoruz. Buradan kesinlikle şöyle bir sonuç çıkmamalı, o partide yer alan üyelerin ve kadroların iyi niyetinden şüphe etmiyoruz. Onlar orayı TKP zannettikleri için için gittiler, üye oldular, mücadele ettiler. Yönetici ekibin içindeki dar bir kliğin durumu ise farklıdır. TKP ile hiç ilgisi alakası olmayan, hatta TKP düşmanı olan bu klik bu işi yapmıştır. Bizim örgütsel açıdan zor bir dönemimizde, likidasyonu aşma mücadelemiz döneminde bu adımı atmaları sadece kurnazlık ve fırsatçılık değildir. “Görevlerini” yerine getirmişlerdir. Fakat tekrar edelim, bu suçlamayı kesinlikle bu partinin üyelerine yapmıyoruz. Hatta bu kliğin bugün başında olduğu “KP” ‘nin de üyelerine yapmıyoruz. Fakat, zamanında bizim partimizden atılan, poliste çözülerek parti sırlarını ele vermiş, konspirasyon kurallarına uymamış, fraksiyonculuk yapmış, Troçkist, Kemalist ve Kürt halkının düşmanı kimi unsurları bu kapsama almıyoruz, onlar SİP’e bilinçli olarak gitmişlerdir. Sonuçta bu parti 2 sene önce bir ayrışma geçirdi. Bu ayrışma partimizle bir alakası olmasa da likidasyonun yeni bir aşamasıdır. Yüzlerce üyeleri pasifize oldu ve politikanın dışına düştü. Bu süreçleri iyi algılamak lazım.

HTKP’ye ayrımlı yaklaşıyoruz. Kendileri ile yakın bir temasımız yok ancak izlediğimiz ve aldığımız bilgiler doğrultusunda değerlendirirsek, bu arkadaşlar, SİP “TKP” pratiğinde gerek ideolojik gerekse de örgütsel olarak bir takım sonuçlar çıkararak devrimci bir çizgi geliştirme konusunda “KP” ’de yer alanlardan farklı bir yol izlemişlerdir. Bu yoldaşlar TKP’yi bulmak ve TKP’li olmak için zamanında SİP “TKP” içinde mücadeleye atılmışlar ve gerçeği yaşayarak görmüşlerdir. Genç ve savaşkan, devrimci bir kadrodur. Türkiye’de legal, yığınsal, güçlü ve etkin bir Türkiye Komünist Partisi yaratılmasında ciddi katkılarının olabileceğine inanıyoruz. Bütününde, Marksizm-Leninizm’e, Kürt ulusal sorunun çözümüne ve Kemalizm’e yaklaşımlarında olumlu doğrultuda arayışları ve gelişme süreçleri içinde olduklarını izliyoruz. Örneğin, “işçi sınıfının politik örgütü biziz” demiyorlar. “İşçi sınıfının politik örgütünü birlikte yaratmak için devrimci komünist unsurların birlikte çabası gerekir” diyorlar. Biz bunu legal, yığınsal ve etkin bir Türkiye Komünist Partisi yaratma çabası ve amacı olarak değerlendiriyoruz ve bu yaklaşıma değer veriyoruz. Aynı zamanda, sıralarında 12 Eylül öncesi ve sonrası partili olan, parti çalışmalarımızda emeği geçen dürüst, çalışkan yoldaşlar mevcuttur.

“KP” ise ulusalcı, reformist, politikalarında ısrar ederek Perinçek’in İşçi Partisi’nin Vatan Partisi’ne dönüşmesi sonucunda oluşan boşluğu doldurmaya çalışıyor. Kürt özgürlük hareketini emperyalizm ile işbirlikçi ve milliyetçi bir akım olarak nitelendiriyor. En son 4 Eylül’de Türkiye’deki tüm güçlerini seferber ederek Kartal’da düzenledikleri 2700 kişinin katıldığı “yığınsal ve başarılı” bir mitingde ana konuşmayı yapan klik mensubu bir hokkabaz, “Onlar Abdülhamit'i, Vahdettin'i alsınlar göğüslerinde taşısınlar, biz Mustafa Kemal'i alalım. Onlar Saidi Nursi'yi taşısınlar göğüslerinde, biz Mustafa Suphi'yi taşıyalım“ diyebiliyor. Mustafa Kemal ile Mustafa Suphi yoldaşın adlarını birlikte anmak anti-komünist olmanın ifadesinden başka bir anlama gelmez. Bunun adı Mustafa Suphi ve TKP düşmanlığıdır. “KP” bir parti değil, bir tekkedir. Sınıf bağları yoktur. “Sosyalist Devrim” kavramını bir nakarat gibi tekrarlayarak, böyle bir amaca ulaşmak için hiç bir planları olmayan entel-dantel bir gruptur.

Kısa adıyla “TKP” 1920 de, 15 Temmuz’da darbe girişimini halk yığınlarının engellediği ifadeleri ile gerçek yüzlerini ortaya koymuşlardır. HDP’yi, ABD emperyalistlerinin senaryosu olarak nitelemektedirler. Onlar da Vatan Partisi’nden doğan boşluğa aday olmuşlardır. Baas’çı, milliyetçi politikalar ile, “Vatan-Emek-Cumhuriyet” sloganları ile komünist kavramını yan yana getirmek mümkün değildir. Komünistler bu tabelayı indirmelidir.

Dikkat edin, ne “KP” ne de “TKP” 1920’nin , devlet ile sorunu yoktur. Tüm yazılarını, politik belgelerini inceleyin, onların devrim diye, işçi sınıfının politik iktidarı, proletarya diktatörlüğü gibi bir amaçları yoktur. İnceleyin göreceksiniz.

Bugün Kürdistan’da halkın oylarıyla seçilen Belediye Başkanları’nın görevden alınıp kayyum atanmasına tepki göstermeyen, HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması karşısında susan, kendi tabanında ve partisinin propaganda faaliyetinde bu konuda gerekli çalışmayı yapmayan, sokağa çıkmayan hiç bir güç, adında devrimci adı da komünist adı da geçse AKP-Saray rejimine muhalif bir siyasi güç değildir. Aynı derecede önemli diğer bir konu Kürdistan’da yürütülen, son haftalarda sınırları aşan ve Suriye’nin işgaline kadar uzanan imha ve savaş politikalarına karşı yığınların ayağa kaldırılması sorunudur. Kürt sorununa yaklaşım sadece komünist olmanın değil, günümüzde devrimciliğin de kıstası olmuştur. Bu konuya yaklaşım da bırakın komünist olmayı, barış ve demokrasiden yana olmanın, ilerici ve devrimci olmanın kıstasıdır.

İşçi sınıfı ile, yığınlarla, yoksul ve sömürülen emekçi halkla yığın bağları olmayan, günlük yaşamının içinde olmayan, sınıfa ve yoksul emekçileri hor gören, komünist olmayı entellektüel ve akademik bir çalışmadan ibaret gören, bunu da ideolojik ve politik olarak çarpıtarak yapanların SoL adına konuşmalarının önüne geçilmelidir. Bu görevi Türkiye Komünist Partisi yerine getirecektir. TKP’nin sınıfa karşı sorumluluğu bunu gerektiriyor.

Atılım: Yoldaş, çok teşekkür ederiz, en son vermek istediğiniz mesaj var mıdır ?

S. Taner yoldaş: Türkiye zor ve baskıcı bir dönemden geçiyor. Tüm burjuva partileri birlikte hareket ediyor. Sermaye güçleri birbirlerine kenetlenmiş durumda. İşbirlikçi Oligarşi bu süreçte yeterli dirençle karşılaşmıyor. Kürt Özgürlük Hareketi dışında onlara karşı direnen ve savaşan güç yetersiz. İşçi ve emekçi kitleler, ekonomik sorunlarından ve milliyetçi, dinsel söylemlerin etkisinde iktidar güçlerini güçlendirici bir rol oynuyorlar. Devrimci bir alternatifin oluşturulması nitelikli, güçlü ve yığınların mücadelesine önderlik edebilecek bir Türkiye Komünist Partisi’nin öncü rolünü yerine getirmesine bağlı. Onun için AKP-Saray iktidarına karşı mücadeleyi yükseltmek ve İşbirlikçi Oligarşik düzeni yıkarak Sosyalist bir Türkiye’nin yolunu açmak bugün her zamankinden daha önemli bir görevdir. Türkiye Komünist Partisi’nin varlığı ve savaşımı bu görevlerin yerine getirilmesi için gereklidir. Türkiye’nin politikaya müdahil olan güçlü bir TKP’ye ihtiyaç var.

“Türkiye Komünist Partisi’ne Özgürlük !” belgisinin nasıl ve ne zaman yaşama geçirileceğinin kararını TC devleti ve onun icazetli kadroları değil, Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi verecektir. Bu çok ciddi bir konudur ve bu konunun böyle bilinmesi gerekir. KADRİ EROL YOLDAŞ KOMÜNİST HAMLESİ bu sorunu çözecektir. Bilen yoldaşımızın sloganlaştırılan bir ifadesi vardır: FABRİKALAR KALEMİZ, VURA VURA ÇIKACAĞIZ LEGALE ! Savaş hattımız budur.

Partimiz 96.kuruluş yıldönümünü bu bilinç ve görev anlayışı ile karşılıyor tüm yoldaş, dost ve çevremize sınıf savaşımının zorlu yollarında ve önümüze koyduğumuz görevlerin gerçekleştirilmesinde başarılar dileriz.

http://tkp-online.org/?q=content%2Ffabrikalar-kalemiz-vura-vura-%C3%A7ikaca%C4%9Fiz-legale
« Son Düzenleme: 01 Ekim 2016, 11:55:44 Gönderen: Solplatform5 »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3096
Ynt: FABRİKALAR KALEMİZ, VURA VURA ÇIKACAĞIZ LEGALE
« Yanıtla #1 : 30 Eylül 2016, 22:51:56 »
Belli ki söyleşideki sorulara yanıt veren TKP Genel Sekreteri Sedat Taner ,iyi niyetli olarak içinden  geçeni,olmasını istediklerini belirtmiş.
Biz ,şimdilik bu arkadaşın iyi niyetine inanmak istiyoruz.

Ne yazık ki olmasını istediklerimiz bazen gerçek yaşamda olanlarla örtüşmüyor.
Eğer içimizden geçeni,olmasını istediklerimizi resmetmek istiyorsak,sanalın o dayanılmaz buğusundan kurtulmalı ve bir an önce yaşamın içersinde olmalı,önümüzde akıp giden hayata müdahil olmanın araçlarını yaratmalıyız.

Yoksa sosyal medyada şu kadar okuyanımız var,internette  şu kadar takipçimiz var türlü söylemler kendimizi kandırmaktan öte bir anlam taşımaz.

Bir halk deyişinde söylendiği  gibi “Davulun Sesi Uzaktan Kulağa Hoş Geliyor”
Ama yakından baktığınızda ortada hiçte öyle kulağa hoş gelecek bir Davul sesi yok.

Davulun sesinin hoş gelmesi için,yaşamın içersinde olmak,yaşamla,yaşamın her alanında bağ kurmak gerekiyor.
Gerekiyorsa eskinin alışıla gelmiş araçlarının yanında bu bağları oluşturmak için yeni SINIF ARAÇLARI yaratmak gerekiyor.

Özellikle söyleşide pratikte gerçekleştirilenler biraz abartılı biçimde yansıtılmış.
Tabii ki tüm yaşam alanlarında olmak gerekiyor,ancak önceliğimiz sınıf mücadelesinin birebir yaşandığı ,işçi sınıfının yoğun olduğu fabrikalar ve o fabrikalarda çalışan işçilerin yaşadığı mahalleler.

Fabrikalar için ,salt sendikaları bir araç olarak görmek yeterli değil.
Özellikle, bugün neredeyse birer düzen kurumu haline gelmiş,bir avuç sendika ağasının elindeki sendikaları bu ağaların elinden kurtarmak için,tabandan sınıf içersinde çalışma yapılarak,sendikaları yeniden sınıf sendikacılığı yapacak çizgiye getirmek gerekiyor.

Bunun için de kendi yasallığını kendi oluşturan,tabandan örgütlenmiş,doğrudan demokratik bir yapı içersinde,doğrudan demokrasiyi ilke olarak kabul eden yeni sınıf araçlarını kullanmak gerekiyor.
Fabrika Komiteleri,İşyeri Komiteleri gibi taban örgütleri,bu komünal yapılanmalar için birer örnektir.

Fabrikalarda bu çalışmalar yürütülürken ,aynı zamanda işçilerin yaşadıkları mahallelerde de,onlara değebilmek için yeni araçlara gereksinim var.
Tıpkı fabrika örgütlenmeleri gibi,bunlar da tabandan örgütlenen doğrudan demokratik,komünal örgütlenmeler olmalı.

Baştan da söyledik,bunları yapmadan, HAYATIN İÇERSİNDE olamazsınız!
Hayatın içersinde değilseniz de,önünüzde akıp giden yaşama müdahale edemez,önünüzde akıp gideni izlemekle yetinir,çaresizlik ve üzüntü içersinde kıvranırsınız.
Bu eksikleri hamaset nutukları ile,var olanı,aşırı abartarak örtemezsiniz!

Program konusu çok önemli bir eksiklik!
Kendini Mustafa Suphi’nin devamı olarak gören bir partinin,yığınların önüne koyacak bir programının olmaması,kimse darılmasın ama tam bir AYIPTIR.

İki senedir sürekli soruyoruz,taslak halinde ortaya koyduğunuz program ne zaman taslaklıktan çıkacak ve yığınların önüne ,günün ve çağın koşullarına uygun bir halde çıkacak diye!
Programı olmayan bir Komünist Parti olmaz!

Kemalizm'den kesin bir kopuş konusunda çok doğru bir saptama yapmışsınız,ancak aynı kesinliği neden liberallere karşı göstermiyorsunuz?
Bugün ulusalcılık  kadar,liberalizm de ideolojik olarak mücadele verilmesi ve kesin kopuş sağlanması gereken akımlardan biridir.
Öyle ki , liberalizm, ne yazık ki solun büyük bir kesimine egemen olmuş durumda!

Özellikle, Kürt hareketi içersindeki etkisi,kendini sol,sosyalist olarak gören ve HDP içersinde yer alan kesimleri eritiyor,tasfiye ediyor.
Asıl LİKİDASYON budur!

Sadece HDP mi,sosyal medyada gazetelere baktığımızda,örneğin Politika Gazetesi'ne baktığımızda verilen haberlerin yüzde 80 'e yakını T24 denen,liberallerin borazanı haline gelmiş,bilumum liberalin ve eskinin dönek solcularının yer aldığı haber sitesinden.
T24 'ün,geçmişin TARAF GAZETESİNDEN bizim gözümüzde hiçbir farkı yoktur.

HDP' yi ,Kürt özgürlük hareketinin ve Türkiye'deki sol,sosyalist,demokrat güçlerin bir birliği olarak tanımlamışsınız.
Ama yukarıda dedik ya,içimizden geçirdiklerimiz,olmasını istediklerimiz ne yazık ki yaşamın pratiğinde var olanla örtüşmüyor.

Biz de , HDP' nin sizin tanımladığınız şekilde olmasını çok isterdik.
Hatta bir dönem biz de bunun böyle olduğuna inandık.
Ama yaşadıklarımız,bunun böyle olmadığını bizlere gösterdi.

Her ne kadar HDP bir Kürt Partisidir imajını silmek için DBP kurulsa da,ortadaki gerçek HDP n'in kürt siyasal hareketinin iradesini,legal alanda,parlamentoda temsil ettiği gerçeğini değiştirmez.

Bunun böyle olmasında ,Kürt Özgürlük Hareketi’nin bir kusuru yok.
Kusur tamamen, bugüne kadar bir güç odağı yaratamamış, yok olmamak için ideolojik ve örgütsel  bağımsızlığından tavizler vermek zorunda kalan,bu yolla da gittikçe HDP içersinde erimeye başlayan KUYRUKÇU yapılarındır.

Eğer bir güç haline gelmiş,ardında kitle desteği olan bir hareketle birliktelik kuracaksanız,sizin de en az onun kadar güçlü olmanız ve ardınızda temel aldığınız sınıfın desteğinin olması koşuldur.
Yoksa güçlü olan ve ardında kitle desteği olan yürür gider,size de onun peşine takılmak düşer.

Eğer Komünist bir Partiyim diyorsanız titizlikle her koşulda koruyacağınız,örgütsel,ideolojik ve işçi sınıfının bağımsız SINIF POLİTİKASINDAN taviz vermemek olmalıdır.
 



“Bütününde, Marksizm-Leninizm’e, Kürt ulusal sorunun çözümüne ve Kemalizm’e yaklaşımlarında olumlu doğrultuda arayışları ve gelişme süreçleri içinde olduklarını izliyoruz. Örneğin, “işçi sınıfının politik örgütü biziz” demiyorlar. “İşçi sınıfının politik örgütünü birlikte yaratmak için devrimci komünist unsurların birlikte çabası gerekir” diyorlar.”(Sedat Tanerle Söyleşiden)

 Yukarıdaki alıntıya baktığımızda , HTKP konusunda sanırım bazı bilgileriniz doğru değil!
HTKP ,gerek TKH gerekse KP'den ideolojik bir kopuş yaşama sürecindedir.
Hala,ulusalcı bir takım kalıntıları bünyelerinde taşımalarına karşın(bu kalıntılar sizde de mevcut),özellikle Kürt sorununa yaklaşımları(sizden daha ilerde,körü körüne bir bağlılıktan ziyade,eleştirel ve aynı zamanda destekleyici bir tavır içersindeler) olumlu.

Sizin,yukarıdaki söyleminizin tersine işçi sınıfının öncüsü,politik örgütü HTKP 'dir diyor.
Sanırım HTKP' nin programını okumadınız!

“Halkın Türkiye Komünist Partisi, Türkiye işçi sınıfının ve emekçi halkının komünist partisi olmanın verdiği bilinç, sorumluluk ve iradeyle Türkiye kapitalizmini yıkacak olan devrimci sürecin öncü gücü olacaktır.”
“HTKP, açılan bu yeni dönemin ihtiyaçlarına yanıt vermeyi, işçi ve emekçi halkımızın kurtuluşu mücadelesine öncülük etmeyi bir hedef ve görev olarak kabûl etmektedir.”
“HTKP, Türkiye’de bir komünist yeniden kuruluş pratiğinin ve öncüleşme yönündeki kararlı iradenin vücut bulduğu ileri bir atılım olmuştur.”
“HTKP sosyalist devrimin öncüsü, sosyalist Türkiye’nin kurucusu olmayı hem bir ödev olarak taşımakta, hem de bir hedef olarak üstlenmektedir.”
“HTKP’nin öncülüğünde, işçi sınıfımızın ve emekçi halkımızın devrime yürüyeceği, sosyalizm bayrağını göndere çekeceği ve eşitlik, özgürlük, kardeşlik düşlerini gerçeğe dönüştüreceği günler, aydınlık yarınlar yakındır.”(HTKP PROGRAMINDAN)


“Dünya Komünist Hareketi’nin, özellikle SBKP’nin yöneticilerinin bu konuda ciddi etkilerinin olduğunu tespit ediyoruz. Hiç bir kardeş partinin yöneticileri ve Sosyalist Ülke’lerin devlet başkanları Sovyetler Birliği çıkışlı böyle bir ihanete ihtimal vermedikleri için, belirli bir zamana kadar Sovyetlerdeki belirli uygulamalar eleştirildiyse de konunun vahameti ciddiye alınmamıştır.” (Sedat Tanerle Söyleşiden)

Sadece SBKP yöneticileri mi?
Kardeş Parti olarak gördüğünüz diğer partilerin yöneticileri çok mu farklı,SBKP yöneticilerinden.
Aynı Bürokratik Kast onlarda da söz konusu!

Örneğin; Bulgaristan Komünist Partisi' nin başı,aynı zamanda Bulgaristan Devlet Başkanı  Todor Jivkov ,çok mu farklıydı!!!
O Jivkov vermedi mi,binlerce devrimci 12 Eylül zindanlarında işkenceler altındayken,12 Eylül Faşist Cuntası’nın başı Kenan Evren'e “ONUR” MADALYASINI ?

Reel Sosyalizm’in çözülüşünü,  ne Kuruşcev dönemini nede Troçkistler gibi Stalin dönemini milat olarak görerek açıklayamazsınız.
Reel sosyalizm' in çöküş  nedenlerini  anlamak için Lenin'in yazdıklarını okumak   bizler için yeterli olmalıdır.

Yaşadığı dönemde bu tehlikeyi fark eden ve bunun için mücadele edilmesi gerektiğini ifade eden,geleceği o günden öngörebilen bir lider ne yazık ki Lenin' in dışında Bolşevik Partisi içersinde yoktu.

Öncede yazdığım gibi Sovyetlerin çöküşünde etken olan nesnel ve öznel nedenlerin ortaya koyduğu sonuç,bürokrasinin devletin tüm kurumlarında etkinlik sağlayarak,çürüme ve yozlaşmaya neden olmasıdır.

Bu süreç ne Lenin'in ölümünden sonra Stalin'le,ne de Stalin'in ölümünden sonra Kruşçov'la  başlamıştır.
Bu sürecin başlangıcı daha öncelerinde başlar.

Lenin'in bu konudaki söylemleri çok çarpıcıdır:
12 Mart 1919 'da;
"Eski Bürokratları kovduk,fakat geri geldiler.Bunlar yakalarında kırmızı kurdele taşıyorlar ve sıcak köşelere yerleşiyorlar.Bu konuda ne yapılabilir?Bu pislikle tekrar tekrar mücadele etmeliyiz;geri gelip tekrar üstümüze yapışırsa onu tekrar tekrar temizlemeliyiz (Lenin Toplu Eserler-cilt 29,s32)

Aynı dönemde :
"Çarlık bürokratları sovyet kurumlarına katılmaya,kendi bürokratik yöntemlerini uygulamaya başladılar;komünizmin renklerine bürünerek kendi mevkilerinde daha başarılı olacaklarını ve Rus Komünist Partisi'nin üyelik üyelik kartına erişeceklerini düşünüyorlar...
Burada kendini en çok hissettiren şey kültürlü güçlerden yoksun olmamızdır."
(Lenin Toplu Eserler-cilt29,s 183)

Ekim 1921 'de durum çok daha vahimdir:
"Bugün rüşvet bizi her taraftan kuşatıyor...Bana göre şu an karşımızda üç önemli düşman var... birincisi komünist kibir,ikincisi cahillik,üçüncüsüde rüşvettir"(Lenin-Toplu Eserler-cilt 33,s 77)

Aralık 1921'de Bogdanov'a yazdığı mektup:
"Rezil Bürokrasiye karşı kamusal mücadeleyi nasıl yürüteceğimizi bilmiyoruz.Bu yüzden başta Adalet Halk Komiserliği olmak üzeri hepimiz iğrenç kokulu halatların ucunda sallandırılmayı hak ettik.Bir gün bu yüzden ipe çekileceğimize ilişkin umudumu bütünüyle yitirmedim ve gerçektende böyle bir sonu hakediyoruz"(Lenin-Toplu Eserler-cilt 36,s 557)

Ve son olarak 13 Kasım 1922 :
"Eski Devlet Aygıtını devr aldık ve bu bizim için talihsizlikti.Bu aygıt sık sık bize karşı çalışıyor.1917 de iktidarı ele geçirdikten sonra,hükümet memurları işlerimizi sabote ettiler.Bu bizleri çok ürküttü ve onlara "Lütfen geri gelin" diye yakardık.
Hepsi geri geldiler ve bu da bizim talihsizliğimiz oldu.
(Lenin-Toplu Eserler-cilt 33,s 482)

Görüldüğü gibi Lenin, tüm içtenliğiyle,Komünist olmanın yüklediği sorumlulukla ve açık yüreklilikle bürokrasinin nasıl bir tehlike olduğunu ve nasıl Devlet Kadrolarını ele geçirmeye başladığını anlatıyor.

Reel Sosyalizm’in çözülüş nedenlerini anlamak istiyorsak,Lenin’in yukarıdaki söylemlerini birkaç kez okumak gerekiyor.
Sonuçta,Kruşcevler,Brejnevler,Gorbaçovlar gökten zembille gelmedi!

Hatta geriye dönüp kendinize sorabilirsiniz.
Nasıl oldu da Nabi Yağcılar,Zülfü Dicleliler TKP MK 'nde yer bulabildiler.
Yoksa o dönemki nesnellik,onların ön plana çıkmasını mı sağladı!

Önemli olan onları Özne yapan,Ön Plana çıkaran NESNELLİĞİ ortaya koyabilmek.
Bunu yaptığınızda,Reel Sosyalizm’in neden çözüldüğü konusunda doğru adımlar atar ve bir daha aynı yanlışların tekrarlanmaması için önlemler alırsınız.
Ne demiş Marks:
İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar ama kendi keyiflerince değil,geçmişten devraldıkları ve halen var olan verili koşullarda yaparlar.

Üstelik bu çözülüş öyle üzerinden atlanacak, etkisi önemsenemez bir durum değil,tersine bugün tüm dünyada yaşanan siyasi gericiliğin de ana nedenlerinden biridir.
Sosyalizm, Reel Sosyalizm’in çöküşü sonrası kitlelerin gözünde bir umut olmaktan çıkmış,yığınlar başka dünyalarda umut aramaya başlamışlardır.

Yine bu çöküş sonrası ,işçi sınıfının devrimdeki öncülüğü tartışılır hale gelmiş,bir sürü Sınıf Kaçkını,Elveda Proletaryacı türemiş,hatta işçi sınıfı yerine faklı kimlikler üzerinden özneler aranmaya başlamıştır.

Kendini 80 öncesi TKP' nin  devamı olarak tanımlayan bazı  siyasi oluşumlar Sovyetler Birliği Bilimler Akademisi  tarafından üretilen SAĞ OPORTüNİST  tezlerle ilgili bir öz eleştiri vermeden ,tıpkı bir bozuk plak gibi yaklaşık aynı şeyleri yineleyerek(UDC,UDD,İleri Demokratik Devrim,İleri Demokrasi,Toplumsal İlerleme,Kapitalist Olmayan Kalkınma Yolu) yollarına devam etmektedirler.

İvedilikle yapmanız gereken , geçmişe dönük sağlıklı bir öz eleştiri vermeniz olmalıdır.
Sonrası yığınların önüne fazla karmaşık olmayan,basit ama yığınların anlayabileceği,aynı zamanda güncelden kopmayan,bir program koymalısınız.

Tabi bu arada İDG ,İDK gibi gençlik ve kadın örgütlenmelerini de,sanalda sadece bir isim olmaktan çıkartmalı,onları yaşamın içersine dahil etmelisiniz.
İşiniz zor ama yapılamaz değil,yeter ki bu konuda istekli ve öz verili olunsun.

Amacımız BAĞCI dövmek değil,ÜZÜM yemek!
Bu ÜZÜMÜ DE,geçmişte içersinde yer aldığımız siyasi hareketin devamı olduğunu savlıyanlar aracılığıyla yemek istiyoruz.

Dostlukla
veda


« Son Düzenleme: 01 Ekim 2016, 11:57:51 Gönderen: Solplatform5 »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1836
Ynt: FABRİKALAR KALEMİZ, VURA VURA ÇIKACAĞIZ LEGALE
« Yanıtla #2 : 01 Ekim 2016, 00:15:19 »
Konuya cevaben ,Sn. veda'nın kaleme aldığı yazının,  fazlası var eksiği yok ! Emeğine sağlık.

Epey bir aradan sonra Politika Gazetesi nihayet çıktı ; çıktı da yine eski tas eski hamam hikayesi!

Gazetenin 34. (son) sayısında MUSTAFA SUPHİ VAKFI'nın kurulduğu haberinde  vakıf heyetindeki yedek üyelerden birinin adını görünce şaşırdım . Çünkü bu zat;

"Enternasyonalizmi yurtseverliğin reddine , yurtseverliği de Kemalizme eşitleyen sığ yaklaşımları bütünüyle reddediyoruz" diyen  Hamza Tığlay'dır !

Kemalizmden kesin bir kopuş ha , güldürmeyin insanı !
« Son Düzenleme: 01 Ekim 2016, 11:39:56 Gönderen: Solplatform5 »
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimdışı aliyugnuk

  • İleti: 6
Ynt: FABRİKALAR KALEMİZ, VURA VURA ÇIKACAĞIZ LEGALE
« Yanıtla #3 : 02 Mayıs 2017, 09:21:11 »
ismail bilenin kemikleri sızlıyordur.