Gönderen Konu: GÖNÜLLÜ KULLUK !  (Okunma sayısı 2251 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Ekim

  • İleti: 1820
GÖNÜLLÜ KULLUK !
« : 09 Şubat 2017, 17:22:03 »
  Etienne  De La Boetie (1530-1563) tarafından ,22 yaşındayken  GÖNÜLLÜ KULLUK ÜZERİNE SÖYLEV adıyla yazdığı  kitapta ;iktidar-halk ilişkisi, heykel-kaide ile özdeşleştirilerek, buradan hareketle halkın farkında olmadığı gücüne vurgu yapılır. Çağının çok ilerisinde düşünceleri barındıran ,söz konusu kitaba biraz bakalım ... KAİDEyi çekelim ve görelim HEYKEL ne durumda ...



Sayfa 22-32 'den alıntılar ...

Şimdilik bana anlatılmasını istediğim şey şudur: Nasıl oluyor da bunca insan, bunca şehir,bunca ulus, kendisine verdikleri güçten başka gücü olmayan, katlanmayı kabul ettikleri ölçüde onlara zarar verme erkine sahip, ona karşı gelmektense ondan gelen her şeyi sineye çekmeyi tercih ettikleri takdirde onlara hiçbir kötülük etmeyen tek bir tirana tahammül ediyor?

Ne kadar şaşırtıcı bir şeydir bu (aslında şaşırmaktan ziyade üzülünmesi gereken çok sıradan bir şeydir)! Sefil bir şekilde kullaştırılmış,zorlayıcı bir güç tarafından zorlanmış değil de, tek olduğu için korkmaları gerekmeyen,onlara karşı insafsız ve acımasız olduğu için sevmedikleri tek bir kişinin karşısında hayran kalmış, bir anlamda büyülenmiş, acınası bir boyunduruğa başlan eğik tâbi olmuş
milyonlarca insanı görmek şaşırtıcıdır.

Ama insanın zayıflığı böyledir! İtaate zorlanmış,ödün vermek zorunda kalmış, kendi aralarında bölünmüş oldukları için her zaman en güçlü taraf olamazlar. Dolayısıyla silahların gücüyle zincire vurulmuş bir ulus tek bir kişinin erkine boyun eğmişse (Atina şehrinin otuz tiran egemenliğinde
olduğu gibi1), onun kulluk etmesine şaşırmamak, kulluğuna üzülmemek lazım veya daha doğrusu buna ne şaşırmak ne de acımak lazım !




Sayısızca insanın mülkleri, aileleri,çocukları, hatta kendi hayatları bile kendilerinin değilken yalnızca itaat etmekle kalmayıp yerlerde süründüklerini, yönetilmekten ziyade baskı altında tutulduklarını görmek utanç verici değil midir?

...

... bir barbar takımının değil;tek bir kişinin, üstelik Mirmidon olmayıp savaş alanlarının barutunu hiç koklamamış, en fazla karşılaşmaların kumuna bulanmış, insanları yönetmekte beceriksiz olmakla kalmayıp en korkak kişisinin yağmalarına, haydutluklarına, insafsızlıklarına maruz kalması! Bu korkaklığın adını koyabilir miyiz?

...

...yüz kişi, bin kişi değil de, yüz ülkenin, bin şehrin,bir milyon insanın, hiç çekinmeden onlara serf
ve köle gibi davranan birisini ezmek için saldırmadığını görsek, bunu nasıl nitelendiririz?

...

İki tarafa silahlı elli bin adam koyalım, bunları savaş düzenine göre yerleştirelim ve kapışsınlar;özgür olan taraf özgürlüğü için savaşsın,diğer taraf bunu ellerinden almak için.Sizce zafer kimin olacaktır? Hangi taraf daha cesurca savaşa gidecektir: mükâfatı özgürlüklerinin korunması olanlar mı, yoksa  aldıkları darbelerin karşılığında başkasının kulu olmaktan başka bir şey beklemeyenler mi?

Bir tarafın gözlerinin önünde geçmiş hayatlarının mutluluğu ve gelecek için aynı rahatlığın beklentisi vardır. Bunlar çarpışma anındaki geçici zahmetlerden ve acılardan çok yenilmeleri durumunda sonsuza dek kendilerinin,çocuklarının ve gelecek bütün nesillerin çekeceği dertleri düşünürler. Diğerlerininse, tek dürtüleri açgözlülüktür; aniden tehlikeye karşı kabarır ve sahte yamanlıkları aldıkları ilk yaradan akan kanla anında söner.




...halklar ellerinin kollarının bağlanmasına izin veriyorlar veya daha doğrusu bağlattırıyorlar,çünkü kulluk etmeyi reddetseler bağları koparacaklar.Halkın kendisi kul olmayı kabul edip kendi boğazını kesiyor; kul olmayı veya özgür olmayı seçebilirken özgürlüğü itip boyunduruğu seçiyor; felaketini kabul ediyor veya daha doğrusu felaketin peşinden koşuyor.

...tiranlar da ne kadar yağmalarlarsa o kadar talepkâr olacaklar; ne kadar yakıp yıkarlarsa bir o kadar daha onlara verilecek; tıka basa yedirilecekler. Böylece güçlenip her şeyi yok etmeye ve yıkmaya daha hazır olacaklar.

...ailenizin, hayatlarınızın yarısının size bağışlanmasını büyük bir mutluluk olarak görüyor gibisiniz. Bütün bu tahribat, bu felaketler, bu yıkımlar düşmanlardan değil, fakat kuşkusuz düşmandan ve sizin bu hale getirdiğiniz, kendisi için cesurca savaşa gittiğiniz, boş hevesleri için her an ölüme meydan okuduğunuz kişiden geliyor.

Oysa bu efendinin sadece iki gözü, iki eli, bir bedeni var ve kentlerinizin sonsuz sayıda sakininden
daha fazla bir şeyi yok. Sizden fazlası, sizi yok etmesi için ona verdiğiniz olanaklardır. Sizi gözetleyen sayısız hafiyesini (argus)sizden değilse nereden alıyor? Nasıl sizi dövmek için bunca ele nasıl sahip oluyor, bunları sizden ödünç almadıysa? Kentlerinizi çiğnediği ayaklar, aynı zamanda sizin ayaklarınız değil mi?

Üzerinizdeki erk sizden gelmiyor mu? Sizinle elbirliği içinde olmazsa, üzerinize yürümeye
nasıl cesaret edecektir? Sizi soyan hırsıza yataklık etmeseydiniz, sizi öldüren katilin işbirlikçisi
olmasaydınız ve kendi kendinize ihanet etmeseydiniz, size hangi kötülüğü yapabilirdi ki?


Talan etmesi için tarlalarınızı ekiyorsunuz;kendi kösnüllüğünü tatmin etmesi için evlerinizi
döşeyip dolduruyorsunuz;
asker yapması, onları mezbahaya götürmesi,açgözlülüğünün vekili, intikamının uygulayıcısı kılması için çocuklarınızı besliyorsunuz. Sefada nazlanması ve pis hazlarıyla tepinmesi için çile içinde kendinizi tüketiyorsunuz.

O daha güçlü, daha katı olsun ve yularınızı daha kısa tutsun diye kendinizi güçsüzleştiriyorsunuz;
hayvanların bile tiksineceği ve çekmeyeceği bunca hakaretten, sadece istemeyi deneyerek kurtulabilirsiniz. Sadece kulluk etmemekte kararlı olun, özgür olursunuz.



Bugünlük bu kadar ...
« Son Düzenleme: 09 Şubat 2017, 17:59:40 Gönderen: Solplatform5 »
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.