Gönderen Konu: EKİM DEVRİMİ 100 YIL,BÜYÜK MİRAS  (Okunma sayısı 541 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3096
EKİM DEVRİMİ 100 YIL,BÜYÜK MİRAS
« : 07 Kasım 2017, 17:18:11 »
Herkes kendince Ekim Devriminin 100 yıl anması ile ilgili bir şeyler söyledi.

Ancak,  bizde dahil hiç birimiz,  bu muazzam olayın, çağ kapatıp, çağ açan olayın, ayakların baş olacağını dosta, düşmana gösteren, Burjuvazi'nin yüreğine korkulan salan ve gerçekleşmesi binlerce komünistin yaşamlarını yitirmesine, bedeller ödemesine neden olan bu olayın sonucunun  Reel Sosyalizmin çöküşü ile noktalanmasının üzerinde hiç durmadık.

Tabiki bu büyük olay ÖVGÜYÜ, KUTSANMAYI hak ediyor ancak yaşam devam ediyor ve bizim insana aykırı bu sömürü ve talan düzenini tüm dünyada ortadan kaldırmak gibi bir sözümüz var ve  yüklendiğimiz bu görevin ağırlığı her geçen gün artıyor.

Kapitalizmin tarihsel sınırlarına gelip dayandığı bu evrede , var olan nesnelliğin bize sağladığı bu olumluluğa müdahil olacak bir devrimci öznenin yokluğu, ne yazık ki gidişatı BARBARLIK yönüne çevirmiş durumda.

İktidar olmak,iktidarı almak  tabi ki çok önemli!
Çünkü İktidarın alımı, o büyüklükle orantılı  bedellerin ödenmesini de gerektiriyor.

O halde İKTİDAR alımı kadar, onu elde tutmakta en az onun kadar önemli, belki ondan da önemli.
O nedenle Ekim Devrimi ve sonrası süreç bizim için muazzam bir birikimide bizlerin önüne seriyor.

Bugün için ve gelecek için bu birikimi doğrusuyla,yanlışıyla irdelemeli ve buradan çıkaracağımız politik sonuçlar doğrultusunda,yolumuzu ve yönümüzü belirlemeliyiz.

Tarih böyle büyük olanakları insan yaşamı ile kıyasladığımızda çok nadir çıkarıyor karşımıza.
Artık bu olanakları kaçırmak gibi bir lüksümüz kalmadı, çünkü kapıda bekleyen kopkoyu bir karanlık,BARBARLIK.

Ekim Devrimi ve sonrası yaşanan süreçle ilgili olumlu şeyleri hemen hepimiz yeterince vurguladık.
Şimdi birazda sonuçta yenilgiyle sonuçlanan bu tarihsel olayla, özelliklede sonrası yaşanan süreçle yüzleşmemiz, yarını kurma da ve onu bir daha elden bırakmama da bizlere ışık tutacak.

Bir kere baştan söyleyelim;bizler ne Stalinistler gibi Reel Sosyalizm'in çöküşünü 56 yılına XX kongreye,Reviyonist Kliğin Partiyi ele geçirmesine bağlıyoruz,ne de Troçkistler gibi,Stalin’in başa gelmesiyle,o güne kadar var olan  olumluluğun bir anda olumsuz bir seyir izlemesine bağlıyoruz.

Bu çöküşün  ardında yatan biribirinden bağımsız olmayan,biribirini içeren,  nesnel ve öznel nedenler üzerinde durmamız gerekiyor.

1)Ekim Devrimi’nin Rusya gibi,ekonomik ve sosyal açıdan geri bir ülkede gerçekleşmesi.
Ekonomik ve sosyal geriliğin yanın da birde iç savaş sonrası harap olan bir ekonominin varlığı  geçici bir sürede olsa, NEP gibi bir uygulamayı(devlet denetimi olsada,Kapitalist uygulamalar) zorunlu kılmasının,sosyal yaşamda ayrıcalıklı bir kesim yaratması.

2)Yaşanan pratiğin bize kanıtladığı gibi Tek Bir Ülke de,  Kapitalizm tüm dünyada ideolojik,ekonomik ve siyasal olarak ortadan kaldırılmadan,Sosyalizmin zaferinin,Komünizmin gerçekleşemiyeceği.

Kapitalizmi tüm dünyada ortadan kaldıracak olan TÜM ÜLKELERİN İŞÇİLERİNİN ORTAK ETKİNLİĞİNİ düzenleyecek olan ENTERNASYONAL ÖRGÜTLÜLÜĞÜN, Lenin sonrası yeterince üzerinde durulmaması ve sonuçta Enternasyonalin Lağvedilmesi.

3)  Marks’ın üzerinde önemle durduğu YABANCILAŞMA konusu ve buna bağlı olarak KÜLTÜRLEŞME üzerinde  o dönemin Bolşevik Önderleri tarafından yeterince durulmaması.

"Egemen sınıfın düşünceleri, bütün çağlarda, egemen düşüncelerdir, başka bir deyişle, toplumun egemen maddi gücü olan sınıf, aynı zamanda egemen zihinsel güçtür. Maddi üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, aynı zamanda, zihinsel üretimin araçlarını da emrinde bulundurur, bunlar o kadar birbirinin içine girmiş durumdadırlar ki, kendilerine zihinsel üretim araçları verilmeyenlerin düşünceleri de aynı zamanda bu egemen sınıfa bağımlıdır. Egemen düşünceler, egemen maddi ilişkilerin fikirsel ifadesinden başka bir şey değildir..."(Karl Marks)

Egemen sınıf böylece zihinleri ele geçirerek, zihnin bir özelliği olan bilinç ve onun belirlediği gündelik yaşamda ki davranışlar üzerinde  egemenlik kurar.
Öyleki zihne akan,bilinci belirleyen maddi koşullar ortadan kaldırılsa da,bunlar alışkanlık olarak çok uzun süre varlığını sürdürürler.
Bilinçteki tahribatın giderilmesi çok uzun bir dönemi gerektirir.

Bu durum aynı zaman da Egemen sınıfın ,ekonomik ve siyasal olarak mülksüzleştirilsede, ancak zihinlerdeki zincir kırılana değin, yeniden egemen konuma gelmesinin potansiyel kaynağıdır.

Bir tek Lenin bu konuya değinmiş, oda çok yoğun bir tempo içersinde olduğundan bu konuda  gereğini yapamamıştır.
 
“"Kim kimi yönetiyor? Bu yığını komünistlerin yönettiğinin söylenmesinin doğru olduğundan hiç de emin değilim. Doğrusu onlar yönetmiyor yönetiliyorlar. Burada çocukken gördüğümüz tarih derslerinde söylenenlere benzer şeyler olmuştur: Bazen bir ulus diğerini ele geçirir; ele geçiren ulus yenen ve ele geçirilen de yenilen ulustur. Bu basit ve herkesçe anlaşılabilir bir şeydir. Fakat bu ulusların kültürlerine ne olur? Bu noktada işler o kadar basit değildir. Yenen ulus yenilenden daha kültürlü ise kendi kültürünü yendiği ulusa dayatır; fakat tersi durumda yenilen ulus kendi kültürünü yenen tarafa kabule zorlar… Onların kültürü çok berbat, dikkate değmez olsa da, bizimkinden daha yüksek bir düzeyde."V. İ. Lenin, Lenin’in Son Kavgası, Öteki yayınevi, “XI. Parti kongresine sunulan politik rapor, 27 Mart, 1922””

İktidarı Burjuvaziden almak,onu hem ekonomik hemde siyasal olarak mülksüzleştirmek yetmemektedir.
Bu mülksüzleştirme zihinsel alanda yapılamadığı için , eskinin egemen kültürü  bir süre sonra , işçi ve emekçileri   teslim almış, onun çürümesine, yozlaşmasına ve iktidarı bir karşılık vermeden, eski sahibine, Burjuvaziye geri vermesine  neden olmuştur.

4)Diktatörlük konusu, daha doğrusu Sınıfın Diktatörlüğünün ne anlama geldiği bu çöküşte  önem kazanmaktadır.
Marks’a göre Proletarya Diktatörlüğü,eliterin,bir partinin,bir avuç öncünün değil SINIFIN DİKTATÖRLÜĞÜDÜR.(Hall Drapper).

Ne yazık ki Bolşevik Önderler de Proletarya Diktatörlüğü, yaşanan olumsuz nesnelliğin dayattığı zorunlulukla Partinin Diktatörlüğü olarak görülmüş, olması gereken Sovyetlerin Diktatörlüğü yerine Partinin Diktatörlüğü ikame edilmiştir.

Dolayısıyla da, Partinin olması gerekli merkezi, hiyerarşik ve disiplinli yapısı, Sovyetlerin hiyerarşik olmayan , yatay örgütlenmiş, doğrudan demokrasiyi işleyiş ilkesi olarak benimsemiş yapısının yerine ikame edilerek, ister istemez  bürokrasinin Devlet içersinde etkinleşmesine, güç kazanmasına ve Devleti ele geçirmesine imkan sağlamıştır.

5) Bir başka sorun da işçi sınıfının ve onun yönetsel sınıf örgütlerinin(iş yeri komiteleri,fabrika komiteleri , kaba anlamda Sovyetler), bugünden ilerde elde edilecek erk sonrası, nasıl ki üretmeyi biliyorlarsa,yönetmeyi de öğrenmeleri gerektiğidir.

Aslında bu konuda da Lenin’in söylemleri bizler için önümüzü açıcı,bize yol göstericidir.
12 Mart 1919 'da;

"Eski Bürokratları kovduk,fakat geri geldiler.Bunlar yakalarında kırmızı kurdele taşıyorlar ve sıcak köşelere yerleşiyorlar.Bu konuda ne yapılabilir?Bu pislikle tekrar tekrar mücadele etmeliyiz;geri gelip tekrar üstümüze yapışırsa onu tekrar tekrar temizlemeliyiz (Lenin Toplu Eserler-cilt 29,s32)

Aynı dönemde :

"Çarlık bürokratları sovyet kurumlarına katılmaya,kendi bürokratik yöntemlerini uygulamaya başladılar;komünizmin renklerine bürünerek kendi mevkilerinde daha başarılı olacaklarını ve Rus Komünist Partisi'nin üyelik üyelik kartına erişeceklerini düşünüyorlar...
Burada kendini en çok hissettiren şey kültürlü güçlerden yoksun olmamızdır."(Lenin Toplu Eserler-cilt29,s 183)



13 Kasım 1922 :

"Eski Devlet Aygıtını devr aldık ve bu bizim için talihsizlikti.Bu aygıt sık sık bize karşı çalışıyor.1917 de iktidarı ele geçirdikten sonra,hükümet memurları işlerimizi sabote ettiler.Bu bizleri çok ürküttü ve onlara "Lütfen geri gelin" diye yakardık.
Hepsi geri geldiler ve bu da bizim talihsizliğimiz oldu.(Lenin-Toplu Eserler-cilt 33,s 482)


Yukarda da söyledik,bugün bunları görebiliyorsak, bu olumsuzlukların sonuçlarını bugünden baktığımız için gördüğümüzdendir.

O nedenle önlerinde Komün dışında bir pratik deneyim,bir yaşanmışlık olmayan Bolşeviklerin eldeki iktidarı taşıyabilmeleri için  çoğu nesnel zorunluluklardan kaynaklı yanlış adımlar atmalarına hoş görüyle yanaşmamız gerekmektedir.

En azından onlar bizlere,bugünlere yarınlara yönelik,aynı yanlış adımları atmamamız için büyük bir  miras bırakmışlardır.
Bugün bize düşen,bu yaşanmışlıktan gerekli dersleri çıkararak,bu yaşanmışlığın bize gösterdiği önemli noktaları atlamadan ama ona da takılı kalmadan ondan bir adım daha önde,onu aşan bir DEVRİMİ GERÇEKLEŞTİRMEKTİR.

YAŞASIN EKİM DEVRİMİNİN 100 YILI
YAŞASIN KOMÜNİZM

Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET