Gönderen Konu: K.MECLİS SEÇİMLERİ VE PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ  (Okunma sayısı 1263 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Ekim

  • İleti: 1821
KURUCU MECLİS SEÇİMLERİ VE PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ


SOSYALİST-DEVRİMCİLERİN yayınladıkları Rus Devriminin Bir Yılı. 1917-18 (Moskova, Zemlya i Volya Yayınevi, 1918) adlı sempozyum N. V. Svyatitski'nin "Tüm Rusya Kurucu Meclis Seçimleri Sonuçları (Giriş)" adlı son derece ilginç bir makalesini de içermektedir. Yazar, toplam 79 seçim bölgesinden 54 seçim bölgesinin sonuçlarını veriyor.
      Yazarın incelemesi hemen hemen bütün Avrupa Rusyası ve Sibirya guberniyalarını kapsamaktadır, yalnızca şunlar atlanmıştır: Olonets, Estonya, Kaluga, Besarabya, Podolsk, Orenburg, Yakut ve Don guberniyaları.
      Her şeyden önce N. V. Svyatitski'nin yayınladığı bellibaşlı sonuçları aktaracağım, sonra da bunlardan çıkarılacak siyasal vargıları tartışacağım.


I

1917 Kasımında 54 seçim bölgesinde kullanılan toplam oy sayısı 36.262.560 idi. Yazar bu rakamı, yedi bölgeye (ve ayrıca ordu ve donanma da dahil) dağılan 36.257.960 olarak veriyor, ama çeşitli partiler için verdiği rakamlar toplam olarak benim verdiğim rakamlara ulaşıyor.

      Oyların partilere göre dağılımı şöyledir: Rus sosyalist-devrimciler 16,5 milyon oy almışlardır; eğer öteki ulusların (Ukraynalılar, Müslümanlar ve ötekiler) sosyalist-devrimcilerinin aldıkları oyları da ekleyecek olursak, toplam 20,9 milyona, yani yüzde 58'e ulaşmaktadır.

      Menşevikler 668.040 oy almışlardır, eğer buna menşeviklere benzeyen gruplardan halkçı sosyalistler (312.000), Yedinstvo (25.000), koperatörler (51.000) Ukrayna sosyal-demokratları (95.000), Ukrayna sosyalistleri (507.000), Alman sosyalistleri (44.000) ve Finli sosyalistler (14.000) de katılınca toplam 1,7 milyon olacaktır.

      Bolşevikler 9.023.963 oy almışlardır.
      Kadetler 1.856.639 oy almışlardır. Bunlara Kır Mülk ve Toprak Sahipleri Birliği (215.000), Sağ Gruplar (292.000), Eski Müminler (73.000), Milliyetçi-Yahudiler (550.000), Müslümanlar (576.000), Başkırlar (195.000), Letonyalılar (67.000), Polonyalılar (150.000), Kazaklar (79.000), Almanlar (130.000), Belaruslar (12.000) - ve "çeşitli grup ve örgütler toplamı" (418.000) eklenince toprak sahipleri ve burjuva partilerinin 4,6 milyona ulaştıklarını görürüz.

      Sosyalist-devrimciler ile menşeviklerin Şubat 1917'den Ekim 1917'ye kadar bütün devrim dönemi boyunca bir blok oluşturduklarını biliyoruz. Üstelik; bütün bu dönem boyunca ve bu dönemden sonra gelişen olaylar, kesin bir biçimde göstermiştir ki, tıpkı İkinci Enternasyonalin bütün öteki partileri gibi yanlış olarak kendilerini sosyalist sanan ve öyle adlandıran bu iki parti birlikte küçük-burjuva demokrasisini temsil etmektedirler.

      Kurucu meclis seçimlerine üç ana parti gruplarını birleştirdiğimizde şu sonuçları elde ederiz:



   N. V. Svyatitski'nin bölgelere göre sonuçları da şöyledir:
KULLANILAN OYLAR
(BİN)

  Bu rakamlardan da besbelli ki Kurucu meclis seçimleri sırasında bolşevikler proletaryanın partisi, sosyalist-devrimciler (sayfa 184) ise köylülüğün partisi idi. Tümüyle köylü bölgelerinde -Büyük-Ruslar (Volga-Kara Toprak, Sibirya, Doğu-Urallar) ve Ukraynalılar- sosyalist-devrimciler, yüzde 62-77 oy almışlardır. Sanayi merkezlerinde ise bolşevikler, sosyalist-devrimciler karşısında çoğunluk sağlamışlardır. Bu çoğunluk N. V. Svyatitski’nin verdiği bölge rakamlarında olduğundan eksik gösterilmektedir, çünkü Svyatitski çok yüksek sanayileşmiş bölgeleri, az sanayileşmiş ya da hiç sanayileşmemiş bölgelerle bileştirmiştir. Örneğin, sosyalist-devrimcilerin, bolşeviklerin ve kadet partilerinin, ve "ulusal ve öteki gruplar"ın aldıkları oyları gösteren guberniya rakamları şöyledir:

   Kuzey bölgesinde bolşeviklerin çoğunluğu önemsiz gibi görünmektedir: yüzde 38’e karşi yüzde 40. Ama sosyalist-devrimcilerin egemen oldugu bu sanayileşmemiş bölgeler (Arşangel, Vologda, Novgorod ve Pskov guberniyalari) sanayi bölgeleriyle birleştirilmektedir: Petrograd kenti - bolşevikler (oyların) yüzde 45’ini, sosyalist-devrimciler yüzde 16’sını; Petrograd guberniyası - bolşevikler yüzde 50’sini, sosyalist-devrimciler yüzde 26’sını; Baltık - bolşevikler yüzde 72’sini, sosyalist devrimciler yüzde sıfırını almışlardır.

      Merkez-sanayi bölgelerinde bolşevikler, Moskova’da yüzde 56’sını, sosyalist-devrimciler yüzde 25’ini; Moskova kentinde bolşevikler yüzde 50’sini, sosyalist-devrimciler yüzde 8’ini; Tver guberniyasında bolşevikler yüzde 54’ünü, sosyalist-devrimciler yüzde 39’unu; Vladimir guberniyasında bolşevikler yüzde 56'sını ve sosyalist-devrimciler de yüzde 32’sini almışlardır.

      Bu olgular karşısında bolşeviklerin arkalarında proletaryanın bir "azınlığını" buldukları yolundaki sözlerin ne denli gülünç olduğunu geçerken belirtelim! Biz, bu sözleri menşeviklerden (bolşeviklerin 9.000.000 oylarına karşılık 668.000 ve bir de Kafkas-ötesi’nden aldıkları 700.000-800.000 oyları ile) ve bir de İkinci Enternasyonalin sosyal-hainlerinden duyuyoruz.


 II

     Böylesine bir mucize nasıl olabilir? Oyların dörtte-birini alan bolşevikler, burjuvazi ile ittifak (koalisyon) içinde bulunan ve burjuvazi ile birlikte oyların dörtte-üçünü alan küçük-burjuva demokratları üzerinde nasıl oldu da bir zafer kazanabildi?


      Şimdi bu zaferi iki yıldan beri bolşevizmin düşmanlarına yardım eden Antantla -o kudretli Antantla- birlikte yadsımak, ancak gülünç olmaktadır.

      Sorun şu ki, İkinci Enternasyonalin bütün destekleyicileri de dahil, yenilmiş olanların fanatik hale gelmiş siyasal nefretleri, bunları bolşeviklerin neden başarılı oldukları yolundaki son derece ilginç tarihsel ve siyasal soruyu ortaya atmalarını bile önlemektedir. Sorun şu ki, bu yalnızca küçük-burjuva demokrasisi açısından, bu soruyla ye bu sorunun yanıtıyla sergilenen kopkoyu bir bilisizlik ve kök salmış ön yargılarıyla bir "mucize"dir.

      Sınıf savaşımı ve sosyalizmin görüş açısından, İkinci Enternasyonalin terkettiği açıdan bu sorunun yanıtı tartışma götürmez.


       Bolşevikler, her şeyden önce, proletaryanın büyük çoğunluğunu, bu ileri sınıfın sınıf bilinci en yüksek, en canlı ve devrimci kesimini, gerçek öncüsünü arkasında bulduğu için başarıya ulaşmışlardı.

      Metropol kentlerini, Petrograd ve Moskova"yı alalım. Kurucu meclis seçimlerinde kullanılan toplam oy sayısı 1.765.100 idi, ve bunun 218.000"ini sosyalist-devrimciler almış, bolşevikler 837.000 ve kadetler 515.400 oy almışlardır.

      Kendilerine sosyalist ve sosyal-demokrat diyen (Çernov’lar, Martov’lar, Kautsky’ler, Longuet'ler, MacDonald’lar ve ortakları) küçük-burjuva demokratları, göğüslerini ne denli döverlerse dövsünler ve ne denli "eşitliğin", "genel oy", "demokrasi", "saf demokrasi" ya da "tutarlı demokrasi" tanrıçaları önünde eğilirlerse eğilsinler, bu, kent ve kırın eşitsizliği konusundaki ekonomik ve siyasal olguyu ortadan kaldırmaz.

       Bu olgu genel olarak kapitalizm koşullarında, özel olarak da kapitalizmden komünizme geçiş döneminde kaçınılmazdır.
      Kent kıra eşit olamaz. Bu çağın tarihsel koşulları altında, kent kıra eşit olamaz. Kent kaçınılmaz olarak kıra önderlik eder. Kır kaçınılmaz olarak kentin ardından gider. Burada tek sorun "kentsel" sınıfların hangi sınıfının kıra önderlik etmede başarılı olacağı, bu görevi üstleneceği, ve kentin önderliğinin hangi biçimlere bürüneceğidir.

      1917 Kasımında bolşevikler, proletaryanın büyük çoğunluğunu arkalarında bulmuşlardı. Bu sırada, proletarya içinde bolşeviklerle rekabet eden parti, menşevik parti, kesin bir yenilgiye uğratılmıştı (9.000.000 karşısında, 668.000 oy ile Kafkas-ötesindeki 700.000-800.000 oyu toplarsak 1.400.000 oy).    Ayrıca, bu parti, proletaryanın öncüsünü çelikleştiren, aydınlatan ve örgütleyen ve onu gerçek devrimci bir öncü halinde pişiren onbeş yıllık bir savaşımda (1903-1917) yenik düşmüştür.  Üstelik, ilk devrim, 1905 devrimi, daha sonraki gelişmeyi hazırladı, iki parti arasındaki ilişkilerin pratik bir yolunu saptadı, ve 1917-1919"un büyük olaylarının genel provası olarak işlev yaptı.

     Kendilerini İkinci Enternasyonalin sosyalistleri olarak adlandıran küçük-burjuva demokratlar, bu son derece önemli tarihsel sorunu, proletaryanın "birliği"nin yararları konusunda şekere bulandırılmış sözlerle geçiştirmekten pek hoşlanırlar. Bu şekere bulanmış sözleri kullanırlarken 1871-1914 arasındaki işçi sınıfı hareketi içerisindeki oportünizm birikimini unutuyorlar; 1914 Ağustosunda oportünizmin çöküşünün nedenleri üzerine, 1914-1917 arasında uluslararası sosyalizmdeki bölünmenin nedenleri üzerine düşünmeyi unutuyorlar (ya da düşünmek istemiyorlar).

      Proletaryanın devrimci kesimi, oportünizmin safdışı edilmesi ve altedilmesi yolunda, her yoldan iyice hazırlanmadan, proletarya diktatörlüğü konusunda düşünmek bile yersizdir. Bu, Rus devriminin, şu sıralar proletarya diktatörlüğünü sözde kabul ederek konudan kaçmaya çalışan "bağımsız" Alman sosyal-demokratlarının, Fransız sosyalistlerinin ve ötekilerin, üzerinde önemle kafa yormaları gereken bir derstir.

      Devam edelim. Bolşevikler arkalarında yalnızca proletaryanın çoğunluğunu değil, yalnızca oportünizme karşı uzun ve kararlı savaşım içinde çelikleşmiş olan proletaryanın devrimci öncüsünü değil, eğer askeri bir terim kullanmak yerinde olursa, metropol kentlerinde güçlü bir "vurucu gücü" de arkalarında bulmuşlardır.

      Kesin bir noktada ve kesin bir anda kuvvetlerin ezici bir üstünlüğü - askeri başarının bu "yasası", siyasal başarının,özellikle de devrim adı verilen şiddetli ve acımasız sınıf savaşının da yasasıdır. 

       Başkentler, ya da genel olarak büyük ticaret ve sanayi merkezleri (burada, Rusya'da her ikisi içiçedir, ama her yerde içiçe değildir), önemli bir ölçüde, bir ulusun siyasal yazgısını belirler ; kuşkusuz, bu merkezlerin yeterince, yerel, kırsal güçler tarafından, bu destek hemen gelmese de, desteklenmeleri kaydıyla.

      Başta gelen iki kentte, Rusya"nın bellibaşlı bir-iki ticaret ve sanayi merkezinde, bolşevikler, ezici, kesin bir kuvvet üstünlüğüne sahiptiler. Burada bizim kuvvetlerimiz, sosyalist-devrimcilerinkinden hemen hemen dört kat daha fazla idi. Sosyalist-devrimcilerle kadetlerin toplamından daha fazla kuvvete sahiptik. Üstelik, hasımlarımız kadetlerin sosyalist-devrimciler ve menşeviklerle (Petrograd ve Moskova'da menşevikler, oyların yalnızca yüzde-üçünü almışlardı) "koalisyon"u, emekçi halk arasında tümüyle saygınlığını yitirdiği için, kendi aralarında bölünmüşlerdi. Bu sırada sosyalist-devrimciler, menşevikler ve kadetlerin bize karşı gerçek birliği sözkonusu değildir.**** 1917 Kasımında, kadetlerle bir blok düşüncesine sosyalist-devrimci ve menşevik işçi ve köylülerden yüz kez daha yakın olan sosyalist-devrimcilerin ve menşeviklerin liderlerinin bile, kadetlerin dışında bolşeviklerle bir blok oluşturmayı düşündükleri (ve bizimle pazarlığa girdikleri) anımsanacaktır!

      1917 Ekim-Kasiminda Petrograd ve Moskova’da kazanacağımızdan emindik, çünkü biz, ezici bir kuvvet üstünlüğüne sahip bulunuyorduk ve hem bolşevik "ordularının" toparlanması, yönlendirilmesi, eğitilmesi, sınanması ve savaş güçlüklerine karşı hazırlanması yönünden, hem de "düşman" "ordularının" dağılması, bitkin hale getirilmesi, birbirlerinden koparılması ve morallerinin bozulması konusunda en kapsamlı siyasal hazırlığı yapmış bulunuyorduk.

      Ve iki metropol kentini, (siyasal ve ekonomik) kapitalist devlet mekanizmasının bu iki merkezini kazanacağımızdan emin olarak, ani ve kesin olarak indirilen darbe ile, bürokrasinin ve aydınlar katmanının kudurgan direnişlerine karşın, kundaklama ve benzeri şeylere karşın, devlet gücünün merkezi aygıtının yardımıyla proleter olmayan emekçi halka, proletaryanın güvenebilecekleri biricik müttefik, dost ve önder olduğunu gerekçelerle tanıtlamayı başarabildik.

Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimiçi Ekim

  • İleti: 1821
Ynt: K.MECLİS SEÇİMLERİ VE PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ
« Yanıtla #1 : 17 Aralık 2017, 20:07:37 »

III
      Ama bu en önemli soruna -proletaryanın proleter olmayan emekçi halka karşı tutumu sorununa geçmeden önce, silahlı kuvvetleri ele almamız gerekiyor.

      Halk kuvvetlerinin en seçkin unsurları emperyalist savaş sırasında ordunun kurulması için ayrıldılar; İkinci Enternasyonalin oportünist alçakları (yalnızca sosyal-şovenler, yani doğrudan "anayurdun savunulması"ndan yana olanların saflarına geçen Scheidemann’lar ve Renaudel’ler değil, merkezciler de) sözleri ve eylemleriyle silahlı güçlerin hem Alman, hem de İngiliz-Fransız gruplarının emperyalist soyguncularının peşine takılmalarını desteklemişlerdir, ama gerçek proleter devrimciler Marx’ın 1870"te söylediği şu sözleri hiçbir zaman unutmamışlardı: "Burjuvazi ,proletaryaya silahlı eylemin pratiğini öğretecektir!"[62*] Ancak sosyalizmin Avusturya-Alman ve İngiliz-Fransız-Rus hainleri, emperyalist savaşta, yani her iki yanın da yağmacılık savaşında "ana yurdun savunulmasından" söz edebilirlerdi; ama proleter devrimciler (1914 Ağustosundan başlayarak) bütün dikkatlerini silahlı kuvvetlerin devrimcileştirilmesine, soyguncu emperyalist burjuvaziye karşı kullanılmasına, iki emperyalist yağmacı grup arasında sürdürülen haksız ve yağmacı savaşın, her ülkede "kendi", "ulusal" burjuvazilerine karşı proletaryanın ve ezilen emekçi halkın haklı ve meşru bir savaşına dönüştürülmesine çevirmişlerdi.

      1914-1917 döneminde sosyalizmin hainleri, silahlı kuvvetlerin her ülkenin emperyalist hükümetine karşı kullanılması konusunda hazırlık  yapmamışlardı.

  Bolşevikler, 1914 Ağustosundan sonra bütün propagandalarını, ajitasyonlarını ve yeraltı örgütsel çalışmalarını bu amaç için hazırladılar. Kuşkusuz, sosyalizmin hainleri, her ülkenin Scheidemann’ları, Kautsky’leri, bolşevik ajitasyonu ile silahlı kuvvetlerin moral bozukluğundan söz ederek işin içinden sıyrıldılar; ama biz, sınıf düşmanımızın kuvvetlerinin morallerini bozma, silahlı işçi ve köylü yığınlarının sömürücülere karşı savaşım uğruna onlardan uzaklaştırıp kendi yanına kazanmak görevini yerine getirmiş olmamız olgusuyla gurur duymaktayız.

      Çalışmamızın sonuçları, başka şeyler yanında, 1917 Kasımında Rusya'da silahlı kuvvetlerin de katıldığı Kurucu meclis seçimlerinde kullanılan oylarda görülüyordu.

      Aşağıdakiler N. V. Svyatitski'nin verdiği oylamanın bellibaşlı sonuçlarıdır:

 1917 KASIM KURUCU MECLİS SEÇİMLERİNDE KULLANILAN
OY SAYISI
(BİN)



  Özetlersek: Sosyalist-devrimciler 1.885.100 oy; bolşevikler 1.671.300 oy almışlardır. Eğer buna, Baltık donanmasının aldığı (yaklaşık olarak 120.000 oyu da ekleyecek olursak, bolşeviklerin oyu 1.791.300 olacaktır.

   Bu nedenle bolşeviklerin aldığı oy, sosyalist-devrimcilerden biraz azdır.
      Demek oluyor ki, 1917 Ekim-Kasımında silahlı kuvvetler yarı-bolşevikti.
      Eğer böyle olmasaydı zafere ulaşamazdık.

      Bir tüm olarak silahlı kuvvetlerin hemen hemen yarısının oylarını aldık, ama metropol kentlerine çok yakın olan ve, genel olarak, çok uzak olmayan cephelerde ezici bir çoğunluğa sahiptik. Eğer Kafkasya cephesini bir yana bırakacak olursak, bolşevikler bir tüm olarak sosyalist-devrimciler karşısında çoğunluk sağlamışlardı. Ve eğer Kuzey ve Batı cephelerini alacak olursak bolşeviklerin aldıkları oy, sosyalist-devrimcilerin aldığı 420.000 oya karşılık bir milyondan fazladır.

      Şu halde, silahlı kuvvetler içinde de, daha 1917 Kasımında, bolşevikler, onlara kesin noktada ve kesin anda ezici bir kuvvet üstünlüğü sağlayan siyasal bir "vurucu kuvvete" sahip bulunuyorlardı. Ekim devrimine, siyasal iktidarın proletaryanın eline geçmesine karşı, Kuzey ve Batı cephelerinde bolşeviklerin çok büyük bir çoğunluğa sahip oldukları, merkezden çok uzak olan öteki cephelerde ise bolşeviklerin köylüleri sosyalist-devrimci partiden koparıp kendi yanlarına kazanacak zaman ve fırsat buldukları göz önüne alındığında, silahlı kuvvetlerden herhangi bir direnme söz konusu değildi.


IV

      Kurucu meclis seçimlerinin sonuçları temeli üzerinde bolşevizmin zaferini belirleyen üç koşulu incelemiş bulunuyoruz: (1)   proletarya arasında ezici bir çoğunluk; (2)    silahlı kuvvetlerin hemen hemen yarısı; (3)     kesin anlarda ve kesin noktalarda, yani Petrograd ve Moskova"da ve merkeze yakın savaş cephelerinde, kuvvetlerin ezici bir üstünlüğü.
      Ama eğer bolşevikler proleter olmayan emekçi yığınların çoğunluğunu kendi yanlarına kazanmamış, onları sosyalist-devrimcilerden ve öteki küçük-burjuva partilerden koparır alamamış olsalardı, bu koşullar ancak çok kısa ömürlü VE kararsız bir zafer sağlayabilirdi.


      Bu esas noktadır.

   Ve İkinci Enternasyonal "sosyalistler"inin (siz bunu küçük-burjuva demokratları olarak anlayın)  proletarya diktatörlüğünü anlayamamalarının başlıca nedeni, şunu anlayamamalarıdır:    Bu sınıfın, proletaryanın ellerinde devlet iktidarı, proleter olmayan emekçi yığınlarının, proletaryanın yanına kazanılması için bir araç, bu yığınların burjuvaziden ve küçük-burjuva partilerinden koparılıp alınması için bir araç haline gelebilir ve gelmek zorundadır.
     
   Küçük-burjuva ön yargılarıyla dolu, Marx"ın öğretisinde devlet konusundaki en önemli şeyi unutan ikinci Enternasyonalin "sosyalistler"i, devlet iktidarını kutsal bir şey, bir put, ya da biçimsel oylamanın "tutarlı demokrasisinin" (ya da bu zırvaya ne ad verirlerse versinler) mutlak sonucu olarak görürler. Bunlar   , devlet gücünün yalnızca farklı sınıfların kendi sınıf amaçları için kullanabildikleri ve kullanmak (ve nasıl kullanılacağım bilmek) zorunda oldukları bir araç olduğunu göremiyorlar.

      Burjuvazi, devlet gücünü, proletaryaya karşı, bütün emekçi sınıflara karşı kapitalist sınıfın bir aracı olarak kullanmıştır. En demokratik burjuva cumhuriyetlerinde durum bu olmuştur. Yalnızca marksizmin hainleri bunu "unutmuşlardır".

      Proletarya, bu aracı kendi sınıf amaçları için kullanmak üzere burjuvaziyi (yeterince güçlü siyasal ve askeri "vurucu güçleri" toparladıktan sonra) alaşağı etmek ve devlet gücünü ele geçirmek zorundadır. 
        Proletaryanın sınıf amaçları nelerdir?
      Burjuvazinin direnişinin bastırılması;
      Köylülüğü yansızlaştırma ve, eğer olabilirse, onu -ne pahasına olursa olsun, emekçi, sömürmeyen kısmın çoğunluğunu- proletaryanın yanına kazanma;
      Burjuvaziden alınan fabrikaları, ve genel olarak üretim araçlarını kullanarak geniş-ölçekli üretimi örgütleme; Kapitalizm yıkıntıları üzerinde sosyalizmi örgütleme.


  Marx"ın öğretileriyle alay ederek, bu beyler, Kautskiciler de dahil, oportünistler, halka, proletaryanın önce genel oyla bir çoğunluk sağlamaları, sonra çoğunluğun oylarıyla devlet gücünü ele geçirmeleri, ve ancak bundan sonra "tutarlı" (bazıları buna "saf") demokrasi temeli üzerinde sosyalizmi örgütlemeleri gerektiğini "öğretiyorlar".

      Ama biz, Marx"ın öğretisine ve Rus devriminin deneyimine dayanarak şöyle söylüyoruz:
     Proletarya önce burjuvaziyi alaşağı etmeli ve devlet gücünü kendisi için kazanmalı ve sonra bu devlet gücünü, yani proletarya diktatörlüğünü, emekçi halkın çoğunluğunun sempatisini kazanmak amacıyla sınıfının bir aracı olarak kullanmalıdır.

      Proletaryanın ellerinde devlet gücü, proleter olmayan emekçi halkın üzerinde etkide bulunmak yolundaki sınıf savaşımının, bunları kendi yanına çekmek, onları kendi yanına kazanmak, onları burjuvaziden çekip almak savaşımının aracı haline nasıl gelebilir?

      Birincisi, proletarya, bunu, devlet gücünün eski aygıtını harekete geçirerek değil, onu paramparça ederek, (gözü korkmuş darkafalıların iniltilerine ve kundakçıların tehditlerine karşın) onu yerlebir ederek, ve yeni bir devlet aygıtı kurarak başarabilir. Bu yeni devlet aygıtı, proletarya diktatörlüğüne ve proleter olmayan emekçi halkın kazanılması yolunda burjuvaziye karşı vermekte olduğu savaşıma uyarlanır. Bu yeni aygıt, herhangi bir insanın icadı değildir, savaşım yaygınlaştıkça ve yeğinleştikçe, proletaryanın sınıf savaşımıyla gelişir. Devlet gücünün bu yeni aygıtı, bu yeni tip devlet gücü sovyet iktidarıdır.

      Rus proletaryası, hemen, devlet gücünü ele geçirdikten birkaç saat sonra (Marx"ın da gösterdiği gibi, yüzyıllardan beri; en demokratik cumhuriyetlerde bile burjuvazinin sınıf çıkarlarına hizmet için uyarlanan)[63*] eski devlet aygıtının dağıtıldığını ve bütün iktidarın sovyetlere geçirildiğini ilan etmiştir; ve yalnızca emekçi ve sömürülen halk, sovyetlere girebiliyor, her türden bütün sömürücüler dıştalanıyordu.
      Bu yolla, proletarya, bir anda, bir darbede, devlet gücünü elegeçirdikten hemen sonra, küçük-burjuva ve "sosyalist" partiler içersinde onun destekleyicisi durumundaki geniş yığını (sayfa 193) burjuvaziden koparıp aldı; çünkü bu kitle, burjuvazi (ve onun hınk deyicileri, Çernov’lar, Kautsky’ler, Martov’lar ve hempaları) tarafından kandırılmış olan sömürülen halk, sovyet iktidarının ele geçirilmesi üzerine, ilk kez olarak, burjuvaziye karşı kendi çıkarları uğruna bir kitle savaşım aracı kazandı.


        İkincisi, proletarya, bir anda, ya da ne pahasına olursa olsun, çok çabuk bir biçimde burjuvaziden ve küçük-burjuva demokratlardan "kendi" yığınlarını, yani onları izlemekte olan yığınları en ivedi ekonomik gereksinmelerini, toprak sahiplerini ve burjuvaziyi mülksüzleştirerek devrimci bir yolda karşılamak yoluyla onları çekip alabilir ve almak zorundadır da.
     
        Burjuvazi, elindeki devlet gücü ne denli "kudretli" olursa olsun bunu yapamaz.
      Proletarya ise devlet gücünü ele geçirişinin hemen ertesi günü bunu yapabilir, çünkü bunun için hem bir aygıta (sovyetlere) hem de ekonomik araçlara (toprak sahiplerinin ve burjuvazinin mülksüzleştirilmesine) sahiptir.


      Rus proletaryasının, sosyalist-devrimcilerden köylülüğü koparıp alışı işte tam da böyledir ve onları devlet gücünü ele geçirişinden harfi harfine birkaç saat sonra kendi yanına kazanmıştır; Petrograd’da burjuvaziye karşı kazandığı zaferden birkaç saat sonra bir "toprak kararnamesi"[64*] yayınladı ve bu kararnamede, bir anda, devrimci bir sürat, enerji ve bağlılıkla, köylülerin çoğunluğunun en ivedi bütün gereksinmelerini tümüyle karşıladı, toprak sahiplerini tümüyle ve tazminat ödemeksizin mülksüzleştirdi.
      Köylülere, işçilerin onları ezip geçmek istemediğini, onlar üzerinde baskı kurmak istemediğini, tersine onlara yardım etmek ve onların dostu olmak istediğini tanıtlamak için, zafere ulaşmış bolşevikler "toprak kararnamesine" kendilerinden bir tek sözcük bile eklemediler, onu sözcüğü sözcüğüne, sosyalist-devrimcilerin, Sosyalist-Devrimci gazetede yayınlamış oldukları köylü kararnamelerinden (kuşkusuz bunların en devrimci olanlarından) kopya etmişlerdi.

      Sosyalist-devrimciler "bolşeviklerin kendi programlarını çaldıkları" konusunda öfkelendiler, bağırıp çağırdılar, protestoda bulundular, uluyup durdular, ama onlara ancak gülünüp geçildi; gerçekten de programda devrimci ve emekçi halkın yararına ne varsa gerçekleştirilmesi için, yenilmesi ve hükümetten sürülüp atılması zorunlu olacak kadar iyi bir parti!


      İkinci Enternasyonalin hainleri, taşkafalıları ve bilginleri böylesine bir diyalektiği hiçbir zaman anlayamazlardı; eğer nüfusun çoğunluğunu kendi yanına kazanmazsa proletarya zaferi kazanamaz.Ama, kazanmayı burjuvazinin yönetimi altındaki bir seçimde bir oy çoğunluğu sağlamak, ya da bunu, kazanmanın bir koşulu yapmakla sınırlamak en kabasından bir dangalaklık, ya da işçileri aldatmaktan başka bir şey değildir. Halkın çoğunluğunu kendi yanına kazanmak için proletarya, önce burjuvaziyi alaşağı etmek ve devlet iktidarını ele geçirmek zorundadır; ikinci olarak sovyet iktidarını getirmek ve eski devlet aygıtını tümüyle kırıp atmak zorundadır, böylece de burjuvazinin ve küçük-burjuva uzlaşmacılarının, proleter olmayan emekçi sınıflar üzerindeki egemenliğini, saygınlığını ve etkisini yıkar. Üçüncüsü, burjuvazinin ve küçük-burjuva uzlaşmacılarının, proleter olmayan yığınların çoğunluğu üzerindeki etkilerini onların ekonomik gereksinmelerini sömürücüler aleyhine devrimci bir yolda karşılayarak, bütünüyle yok etmesi gerekir.


      Hiç kuşkusuz, bu ancak kapitalist gelişme belli bir düzeye ulaştığı zaman olanaklı olabilir. Bu temel koşul bulunmadığında, proletarya ayrı bir sınıf olarak gelişemez, ne de oportünistlerin gözden düştüğü ve kovulup atıldığı uzun grev ve gösteri yıllarında, sürdürülen savaşta, sürdürülen eğitim, yetiştirme, öğretim ve denemelerinde bir başarı sağlanabilir.
Bu temel koşul olmazsa, merkezler, proletaryanın, devlet gücünü ele geçirmesinden sonra onu bütünüyle ele geçirmesini, daha doğrusu onun can damarını, onun çekirdeğini, can alıcı noktasını ele geçirmesini olanaklı kılacak ekonomik ve siyasal rolü oynayamaz. Bu temel koşul olmadan proletaryanın konumu ile proleter olmayan emekçi halkın konumu arasında, proletaryanın bu yığınları etkilemesi için bunlar üzerindeki etkisinin işlerliği olabilmesi için gerekli olan akrabalık, yakınlık ve bağ olamaz.
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimiçi Ekim

  • İleti: 1821
Ynt: K.MECLİS SEÇİMLERİ VE PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ
« Yanıtla #2 : 17 Aralık 2017, 20:08:13 »

V
     
Proletarya, sömürücülerin aleyhine devlet gücünü ele geçirebilir, sovyet sistemini kurabilir ve emekçi halkın çoğunluğunun ekonomik gereksinmelerini karşılayabilir.
    Tam ve sonal bir zafer için bu yeterli midir? Hayır, değildir. 

      Küçük-burjuva demokratlar, bunların bugünkü başta gelen temsilcileri, "sosyalistler" ve "sosyal-demokratlar", emekçi halkın, kapitalizm koşullarında, belli bir sınıfı, ya da belli bir partiyi izleme yolunda, uzun savaşım deneyimi olmadan, salt oy vererek karar verebilecekleri, ya da eninde sonunda ilerde karar verecekleri yüksek bir sınıf bilincine, sağlam bir karakter ve algılamaya ve geniş bir siyasal görüşe kavuşabileceklerini düşündüklerinde kuruntuya kapılıyorlar.

      Bu, salt bir kuruntudur. Bu, Kautsky, Longuet ve MacDonald tipi bilgiç ve duygusal sosyalistlerin uydurdukları duygusal bir öyküdür.


      Kapitalizm, eğer bir yandan yığınları mağdur, ezilmiş ve yılgınlık durumuna, dağınıklığa (kırsal kesim!) ve bilisizliğe mahkûm etmeseydi, ve eğer öte yandan da o (kapitalizm) burjuvazinin ellerine işçi ve köylü yığınlarının gözlerini boyamak, zihinlerini körleştirmek ve benzeri şeyler için büyük bir yalan ve aldatma aygıtı vermemiş olsaydı, kapitalizm olmazdı.

      İşte bundan ötürü yalnızca proletarya emekçi halkı kapitalizmden komünizme götürebilir. Küçük-burjuva ya da yarı küçük-burjuva yığınlarının "işçi sınıfıyla mı, yoksa burjuvaziyle mi olmak" gibi son derece karmaşık siyasal soruna doğru yanıt verebileceğini düşünmenin yararı yoktur. Emekçi halkın proleter olmayan kesimlerinin yalpalaması kaçınılmazdır ve burjuvazinin önderliğinin proletaryanın önderliğiyle karşılaştırılmasını olanaklı kılacak kendi pratik deneyimleri de kaçınılmazdır.

      Bu, şu "tutarlı demokrasi" hayranlarının ve bu son derece önemli siyasal sorunun oyla çözümleneceğini düşünenlerin sürekli olarak gözden kaçırdıkları bir durumdur. Böyle sorunlar, eğer bunlar savaşım ile keskinleşmiş ve ağırlaşmış ise, fiilen iç savaş tarafından çözümlenir, ve proleter olmayan yığınların (esas olarak da köylülerin) deneyimleri, proletaryanın yönetimi ile burjuvazinin yönetimini karşılaştırabilme deneyimleri, bu savaşta son derece büyük bir önem taşır.

      Rusya'da 1917 Kasım'ındaki Kurucu Meclis seçimleri, 1917-19 iç savaşının iki yılı ile karşılaştırıldığında, bu anlamda oldukça öğreticidir.

      En az bolşevik olduğunu ortaya koyanın hangi bölgeler olduğuna bakalım. Birincisi, Doğu Urallar ve Sibirya, bolşeviklerin sırasıyla yüzde 12 ve yüzde 10 oy aldıkları yerlerdir. İkincisi, Ukrayna, bolşeviklerin yüzde 10 oy aldıkları bir yerdir. Öteki bölgelerde bolşeviklerin yüzde olarak en az oy aldıkları yerler, Büyük Rusya'nın köylü bölgesi ile Volga-Kara Toprak bölgesidir, ama buralarda bile bolşevikler yüzde 16 oy almışlardır.

      İşte tam da bolşeviklerin 1917 Kasımında en az oy aldıkları bölgelerde karşı-devrimci hareketler, karşı-devrimci kuvvetlerin başkaldırmaları ve örgütlenmeleri en büyük başarıyı göstermişti. Tam da bu bölgelerde Kolçak ve Denikin'in egemenliği aylarca sürdü.

      Küçük-burjuva halkın yalpalamaları, özellikle proletaryanın etkisinin en zayıf olduğu bu bölgelerde görülüyordu. Yalpalama, önce, toprak verdikleri ve terhis edilen askerlerin barış konusunda haberler getirdikleri sırada bolşeviklerden yana idi, sonra - bolşevikler devrimin uluslararası gelişmesini hızlandırmak ve Rusya'daki merkezini korumak için Brest antlaşmasını imzalamayı kararlaştırdıkları ve böylece yurtseverlik duygularını, küçük-burjuva duygusunun bu en derinini "gücendirdikleri" zaman onlara karşı idi. Proletarya diktatörlüğü özellikle fazla tahıl stoklarının en bol olduğu bu yerlerdeki, bolşevikler bu fazla stokların sabit fiyatla devlete devredilmesini kesin ve kararlı bir biçimde güvenceye aldıkları zaman, köylüleri memnun etmemişti. Uralların, Sibirya'nın ve Ukrayna'nın köylüleri Kolçak ve Denikin'in yanına geçtiler.
      Daha sonra, Kolçakya ve Denikiya'daki her günü geçmiş yazarın beyaz muhafız gazetelerinin her sayısında yaygarasını yaptıkları Kolçak ve Denikin "demokrasisi"nin deneyimi, köylülere, demokrasi konusunda ve "Kurucu Meclis" konusundaki bu sözlerin, toprak sahiplerinin ve kapitalistlerin  diktatörlüğünü perdelemek ve gözlerden gizlemekten başka bir şeye yaramadığını gösterdi.

      Bolşevizme doğru bir başka yöneliş başladı ve Kolçak ve Denikin'in gerilerinde köylü başkaldırmaları yaygınlaştı. Köylüler, kızıl birlikleri, kurtarıcılar olarak bağırlarına bastılar.

      Uzun vadede köylülerin, küçük-burjuva emekçi halkının bu ana bölümünün yönelişiydi ki, sovyet egemenliğinin ve Kolçak ve Denikin yönetiminin yazgısını belirledi. Ama bu "uzun vade"yi, Rusya'daki iki yıl sonra bitmemiş olan, hele de Sibirya ve Ukrayna'da bitmemiş bulunan şiddetli savaşımın ve acılı deneyimlerin oldukça uzun bir dönemi izledi. Ve diyelim, daha bir yıl ya da daha fazla bir süre içinde tümüyle biteceği yolunda herhangi bir güvence yoktur.

      "Tutarlı" demokrasinin yandaşları bu tarihsel olgunun önemi üzerinde düşünmemişlerdir. Proletaryanın kapitalizm koşullarında oy yoluyla emekçi halkın çoğunluğunu "inandırabileceği" ve onları sağlam bir biçimde kendi yanına kazanacağı yolunda çocuk masalları uydurmuşlardır, ve hâlâ da uydurmaktadırlar. Ama gerçeklik göstermektedir ki, yalnızca uzun ve acımasız bir savaşım içersinde, küçük-burjuva yalpalamasının katı deneyimleri, onu, proletarya diktatörlüğünü kapitalistlerin diktatörlüğüyle kıyasladıktan sonra, birincisinin ikincisinden daha iyi olduğu sonucuna götürmektedir.

      Teoride, marksizmi incelemiş bulunan ve gelişmiş ülkelerin 19. yüzyıl siyasal tarihinin derslerini hesaba katmak isteğini gösteren her sosyalist, küçük-burjuvazinin proletarya ile kapitalistler arasındaki yalpalamasının kaçınılmaz olduğunu kabul eder. Bu yalpalamanın ekonomik kökleri, ekonomi bilimi tarafından açıkça ortaya çıkarılmış, doğruluğu milyonlarca kez İkinci Enternasyonalin sosyalistlerince yayınlanan gazetelerde, broşür ve kitapçıklarında yinelenmiştir.


      Ama bu adamlar , bu doğruları, proletarya diktatörlüğünün kendine özgü dönemine uygulamıyorlar. Bunlar küçük burjuva demokrat ön yargılarını ve (sınıf "eşitliği" konusunda, "tutarlı" ya da "saf demokrasi" konusunda, büyük tarihsel sorunun oyla çözümleneceği vb., vb. konusunda) yanılsamaları sınıf savaşımının yerine koyuyorlar. Bunlar, iktidarı ele geçirdikten sonra, proletaryanın böylelikle sınıf savaşımına son vermediğini, farklı bir biçimde ve farklı araçlarla onu sürdürdüğünü anlamayacaklardır. Proletarya diktatörlüğü, proletaryanın devlet gücü gibi bir aracın yardımıyla yürüttüğü sınıf savaşımıdır, amaçlarından birinin emekçi halkın proleter olmayan kesimlerine uzun deneyimleri ve uzun bir dizi pratik örnekler aracılığıyla proletarya diktatörlüğünden yana olmanın kendileri için burjuva diktatörlüğünden daha yararlı olduğu ve bir üçüncü yolun da bulunmadığını göstermek olan bir sınıf savaşımdır.

      1917 Kasımında yapılan Kurucu meclis seçimlerinin sonuçları, bu seçimlerden sonra iki yılda yürütülen iç savaşın gelişmesinin görünümünün ana temellerini bize vermektedir. Bu savaştaki ana güçler daha Kurucu meclis seçimleri sırasında açık-seçik belli olmuştu - proleter ordunun "vurucu güç" rolü, yalpalayan köylülüğün rolü, ve burjuvazinin rolü daha o zaman açık-seçik haldeydi. Makalesinde N. V. Svyatitski şöyle yazıyor: "Bolşeviklerin en başarılı olduğu bölgelerde kadetler de en başarılı idi - Kuzey ve Merkez-Sanayi bölgeleri. Doğal olarak en yüksek gelişme gösteren kapitalist merkezlerde, proletarya ile burjuvazi arasında bulunan ara unsurlar en zayıf olanlardı. Doğal olarak, bu merkezlerde sınıf savaşımı en keskin haldeydi. Burjuvazinin kuvvetlerinin yoğunlaştığı yerler buralardı ve yalnızca buralarda proletarya burjuvaziyi yenebilirdi. Yalnızca proletarya burjuvaziyi bozguna uğratabilirdi, ve ancak burjuvazinin bozguna uğratılmasından sonra proletarya devlet gücü gibi bir aracı kullanarak, halkın küçük-burjuva katmanlarının sempati ve desteğini kesin olarak kazanabilirdi.

      Eğer yerli yerinde kullanılırsa, eğer doğru olarak yorumlanırsa, Kurucu Meclis seçimleri sonuçları, sınıf savaşımının Marksist öğretisinin temel gerçeklerini tekrar tekrar önümüze sermektedir.


      Yeri gelmişken belirtelim ki, bu sonuçlar ulusal sorunun, rolünü ve önemini de ortaya koymaktadır. Ukrayna’yı ele alalım. Ukrayna sorunu konusundaki son konferansta hazır yoldaşlar, bu satırların yazarını, Ukrayna'daki ulusal soruna çok fazla ağırlık" vermekle suçlamıştır. Kurucu meclis seçimlerinin sonuçları Ukrayna'da daha 1917 Kasımında, Ukrayna sosyalist-devrimcileri ve sosyalistlerin çoğunluğun (sayfa 199) oylarını sağladıklarını göstermektedir (Ukrayna'nın 76 milyonluk toplam oyundan Rus sosyalist-devrimcilerin aldığı 1,9 milyon oylarına karşı 3,4 milyon + 0,5 = 3,9 milyon). Güney-batı ve Romanya cephelerinde bulunan ordudan Ukraynalı sosyalistler, toplam oyların yüzde 30'unu ve 34'ünü almışlardır (Rus sosyalist-devrimcileri yüzde 40 ve yüzde 59).

      Bu koşullar altında, Ukrayna'daki ulusal sorunun önemini görmezlikten gelmek -Büyük-Rusların sık sık işledikleri (Yahudilerin belki de Büyük-Ruslardan biraz daha az sıklıkta işledikleri) bir günah- büyük ve tehlikeli bir hatadır. Daha 1917'de Rus ve Ukraynalı sosyalist-devrimciler arasındaki bölünme raslansal olamazdı. Enternasyonalistler olarak, birinci görevimiz "Rus" komünistleri arasında Büyük-Rus emperyalizminin ve şovenizminin kalıntıları (bazan bilinçsiz olarak) ile büyük bir istekle savaşmaktır; ikincisi de, göreli olarak küçük bir sorun olan (çünkü bir enternasyonalist için devlet sınırları onuncu derecede bir sorun olmasa bile, ikincil bir sorundur) tam da ulusal sorun konusunda ödünler vermek görevimizdir. Daha önemli olan başka - proletarya diktatörlüğünün temel çıkarları; Denikin'le savaşan Kızıl Ordunun birliği ve disiplinin çıkarları; proletaryanın köylülüğe ilişkin önderlik rolü- sorunlar vardır; Ukrayna'nın ayrı bir devlet olup olmayacağı çok daha az önemlidir. Ukraynalı işçi ve köylülerin farklı sistemleri deneme olasılığına bile, ve örneğin birkaç yıllık bir dönemde RSSFC ile birliği, pratikte deneyerek ya da ondan ayrılarak bağımsız bir Ukrayna SSC kurması ya da bu iki cumhuriyetin yakın ittifakının çeşitli biçimleri, ve daha başka şeylerden en ufak bir şaşkınlığa düşmemeli, ya da korkmamalıyız.


        Bu sorunu, bir anda ve kesin olarak "sağlam" ve "değişmez" bir biçimde çözmeye kalkışmak, dar kafalılık ya da tam bir ahmaklık olacaktı, çünkü proleter olmayan emekçi halkın böylesine bir sorun konusunda yalpalaması pek doğaldır, hatta kaçınılmazdır, ama proletarya açısından hiç de korkulacak bir şey değildir. Böylesine yalpalamaları en büyük dikkat ve hoşgörüyle ele almak, gerçek anlamda enternasyonalist olma yeteneğindeki proletaryanın görevidir, bunu kendi öz deneyimlerinin bir sonucu olarak bu yalpalamadan kurtulmayı proleter olmayan yığınların kendilerine bırakmak, onun görevidir. Bir kısmını yukarıda belirtmiş olduğum öteki   daha temel sorunlarda hoşgörüsüz, acımasız, uzlaşmaz ve katı olmak zorundayız.
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.

Çevrimiçi Ekim

  • İleti: 1821
Ynt: K.MECLİS SEÇİMLERİ VE PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ
« Yanıtla #3 : 17 Aralık 2017, 20:08:59 »

VI
      1917 Kasımındaki Kurucu meclis seçimlerinin 1917 Ekiminden 1919 Aralığına kadar Rusya'daki proleter devrimin gelişmesinin karşılaştırılması, her kapitalist ülkede burjuva parlamentarizmi ile proleter devrimine ilişkin vargılar çıkarmamızı olanaklı kılmaktadır. Şimdi, bellibaşlı vargıları kısaca formüle etmeye, ya da en azından özetlemeye çalışayım:

      1. Genel oy, çeşitli sınıfların, kendi sorunlarını kavramada ulaştıkları düzeyin bir göstergesidir. Çeşitli sorunlarını çözmek için çeşitli sınıfların nasıl yönlendiklerini gösterir.   Bu sorunun asıl çözümü öyle değil, iç savaşı da kapsayan sınıf savaşımının her çeşidiyle sağlanır. 
      2. İkinci Enternasyonalin sosyalistleri ve sosyal-demokratları kaba küçük-burjuva demokratları tutumu takınmakta ve sınıf savaşımının temel sorunlarının oyla çözülebileceği ön yargısını paylaşmaktalar.
       3. Devrimci proletaryanın partisi, yığınları aydınlatmak için burjuva parlamentolarına katılmalıdır; bu aydınlatma seçimler sırasında ve parlamentoda partiler arasındaki savaşımlar sırasında olur. Ama sınıf savaşımını parlamenter savaşım ile sınırlamak, ya da onu, bütün öteki savaşım biçimlerinin bağlı bulunduğu en yüksek ve kesin biçim olarak görmek, aslında proletaryaya karşı burjuvazinin saflarına kaçmak demektir.
      4.   İkinci Enternasyonalin bütün temsilcileri ve destekçileri ve bütün sözüm ona "bağımsız Alman Sosyal-Demokrat Partisinin liderleri, sözde proletarya diktatörlüğünü kabul ettikleri  halde, pratikte, yaptıkları propagandalarla, proletaryanın kafasını, onun önce siyasal iktidarın proletaryaya devredilmesi için kapitalizm koşullarında halkın çoğunluğunun (yani burjuva parlamentosunda bir oy çoğunluğunun) iradesinin bir biçimsel ifadesini elde etmek zorunda olduğu ve iktidarın devrinin daha sonra gerçekleşeceği fikriyle doldurarak aslında burjuvazinin yanında yerini almaktadırlar.

      Alman "bağımsız" sosyal-demokratlarının ve çürümüş sosyalizmin benzer liderlerinin bu önermeye dayanarak "bir azınlığın diktatörlüğüne", vb. karşı yükselttikleri bütün bu feryatlar, salt bu liderlerin, en demokratik cumhuriyetlerde bile fiilen egemen olan burjuva diktatörlüğünü kavrayamamış olduklarını ve bunun proletaryanın sınıf savaşımı ile ortadan kaldırılmasının koşullarını anlayamadıklarını göstermektedir.

    5.   Kavramaktaki bu başarısızlık, özellikle şunları kapsamaktadır: Bunlar, çok büyük bir ölçüde, burjuva partilerinin halk yığınlarını aldattıkları için, sermayenin boyunduruğundan ötürü yönetebildiklerini unutuyorlar ve buna, kapitalizmin doğasına ilişkin bir kendini aldatma, daha çok küçük-burjuva partilerine özgü, çoğu kez, sınıf savaşımı yerine sınıf uzlaşmasının şu ya da bu ölçüde perdelenmiş biçimlerini koyan bu kendini aldatma da eklenir.

      "Önce bırakalım halkın çoğunluğu, özel mülkiyetin var olduğu bir sırada, yani sermayenin egemenliğinin ve boyunduruğunun bulunduğu bir sırada, proletaryanın partisinden yana olduklarını göstersinler ve ancak ondan sonra parti iktidarı ele geçirebilir ve geçirmelidir"  kendilerine sosyalist diyen ama gerçekte burjuvazinin hizmetçisi olan küçük-burjuva demokratlar böyle söylerler.

    "Bırakalım devrimci proletarya önce burjuvaziyi alaşağı etsin, sermayenin boyunduruğunu kırsın ve burjuva devlet aygıtını ezip parçalasın, sonra zafere ulaşmış proletarya, proleter olmayan emekçi halkın gereksinmelerini sömürücüler aleyhine karşılayarak onların çoğunluğunun sempatisini ve desteğini çok çabuk kazanabilecektir." diyoruz biz. Tersi, tarihte pek ender görülen bir istisna olacaktır (ve böyle bir istisnada bile burjuvazi, Finlandiya örneğinin de[65*] gösterdiği gibi, iç savaşa başvurabilir).
       6.  Ya da bir başka deyişle: 

      "Önce eşitlik, ya da tutarlı demokrasi ilkelerine bağlı kalacağımız konusunda güvence vereceğiz, özel mülkiyetin ve sermayenin boyunduruğu (yani biçimsel eşitlik koşullarında fiilî eşitsizlik) korunurken, bu temel üzerinde çoğunluğun kararını sağlamaya çalış" - diyor burjuvazi ve onun evet efendimcileri, kendilerine sosyalist ve sosyal-demokrat adı veren küçük-burjuva demokratlar.
      "Önce proleter sınıf savaşımı, devlet gücünün ele geçirilmesi, sömürücüleri yenen proletarya bütün emekçi halka sınıfların ortadan kaldırılmasına yani sosyalist eşitliğe, aldatmaca olmayan biricik eşitliğe önderlik edecektir"  diyoruz biz. 
       7. Bütün kapitalist ülkelerde, proletaryanın yanı sıra, ya da proletaryanın devrimci amaçlarının bilincinde olan ve bu amaçları gerçekleştirmek için savaşma yeteneğinde olan kesiminin yanında, burjuvaziyi ve burjuva demokrasisini izleyen (İkinci Enternasyonalin "sosyalistler"i de dahil), siyasal olarak olgunlaşmamış çeşitli proleter, yarı-proleter, yarı küçük-burjuva katmanlar da vardır, çünkü bunlar, aldatılmışlardır, kendi güçlerine güvenleri yoktur, ya da proletaryanın gücüne güvenmemektedirler, ivedi gereksinmelerinin, sömürücülerin mülksüzleştirilmesi yoluyla karşılanabileceği olanağından habersizdirler.
      Emekçi ve sömürülen halkın bu katmanları, proletaryanın öncüsüne müttefikler sağlar ve ona kararlı bir halk çoğunluğu getirir;
  ama proletarya bu müttefikleri ancak devlet gücü gibi bir araçla kazanabilir, yani burjuvaziyi alaşağı ettikten ve burjuvazinin devlet aygıtını yıktıktan sonra.

       8. Herhangi bir kapitalist ülkede proletaryanın gücü, toplam nüfus içersinde temsil ettiği orana göre çok daha fazladır. Bu, proletaryanın kapitalizmin tüm ekonomik sisteminin merkezine ve sinirine ekonomik olarak egemen olmasından ötürüdür ve gene kapitalizm koşullarında proletaryanın emekçi halkın ezici çoğunluğunun gerçek çıkarlarını ekonomik ve siyasal olarak ifade etmesinden ötürüdür.
       Bu nedenle, proletarya, nüfusun azınlığını oluşturduğu zaman bile (ya da sınıf bilincine ulaşmış ve proletaryanın gerçek devrimci öncüsünün nüfusun bir azınlığını oluşturduğu zaman) burjuvaziyi alaşağı etmek yeteneğindedir ve bundan sonra bir yarı-proleter ve proleter egemenliği lehinde peşin olarak hiçbir zaman beyanatta bulunmayan bu yönetimin koşullarını ve amaçlarını anlamayan ve ancak daha sonraki deneyimlerle proletarya diktatörlüğünün kaçınılmaz olduğuna, gerekli ve yerinde olduğuna inanacak olan küçük-burjuva yığınından pek çok müttefikleri kendi yanına kazanabilir.

       9. En sonu , her kapitalist ülkede, sermaye ile emek arasında kaçınılmaz olarak yalpalayan çok geniş bir küçük-burjuva katmanı her zaman vardır. Zaferi kazanması için proletarya, önce, başka şeyler yanında burjuvazi ile onun küçük-burjuva müttefikleri arasındaki dağınıklığı, ya da ittifaklarının kararsız olduğu vb. hesabını yaparak burjuvaziyi kesen saldırısının en iyi anını seçmek zorundadır. İkincisi , proletarya, zaferi kazandıktan sonra, küçük-burjuvazinin bu yalpalamalarını, onu yansızlaştıracak ve sömürücülerin yanına geçmesini önleyecek biçimde kullanmalıdır; bu yalpalamalara karşın bir süre onları elinde tutabilmelidir, vb., vb..

       10. Proletaryayı zaferine hazırlamada zorunlu koşullardan biri olarak, proletarya, kapitalist bir ortamda hareket ettiği için kaçınılmaz olan oportünizme, reformizme, sosyal-şovenizme ve benzer burjuva etki ve eğilimlerine karşı uzun, inatçı ve acımasız bir savaşım vermek zorundadır. Eğer böyle bir savaşım olmaz ise, eğer işçi sınıfı hareketi içindeki oportünizm, her şeyden önce, iyice yenilmemiş ise, proletarya diktatörlüğü olamaz. Bolşevizm eğer bundan önce, 1903-1917'de menşevikleri, yani oportünistleri, reformistleri, sosyal-şovenleri yenmeyi öğrenmemiş ve onları, acımasızca proletaryanın öncü partisinden atmamış olsaydı, 1917-1919'da burjuvaziyi yenemezdi.

      Bugün, Alman "Bağımsız" liderleri, Fransız Longuet'cileri ve    fiilen oportünizme o eski büyük-küçük ödünler veren ve onunla uzlaşan alışıldık politikayı güden benzerlerinin proletarya diktatörlüğünün sözde kabulü, burjuva demokrasisinin önyargılarına (kendi ifadeleri ile "tutarlı demokrasi"ye ya da "saf demokrasi"ye) ve burjuva parlamentarizmine boyuneğme, vb. kendini aldatmanın en tehlikelisidir ve kimi zaman da işçileri aldatmadan başka bir şey değildir.

      11 Aralık 1919
      Aralık 1919'da yayınlanmıştır.

     
     Lenin’in Notları:
      * Yazar, Rusya'yı daha çok alışık olunmadık bir yolda bölgelere ayırıyor: Kuzey: Arşangel, Vologda, Petrograd, Nogorod, Pskov, Baltık. Merkez-Sanayi Bölgesi: Vladimir, Kostroma, Moskova, Nijni-Novgorod, Riyazan, Tula, Tver, Yaroslavl. Volga-Kara Toprak: Astrahan, Voronej, Kursk, Orel, Penza, Samara, Saratov, Simbirsk, Tambov. Batı: Vitebsk, Minsk, Mogilev, Smolensk. Doğu-Urallar: Vyatka, Kazan, Perm, Ufa. Sibirya: Tobolsk, Tomsk, Altay, Yenisey, Irkutsk, Transbaykal, Amur. Ukrayna: Volhina, Ekaterinoslav, Kiev, Poltava, Taurida, Harkov, Herson, Çernigov.
      ** Svyatitski parantez içerisindeki yüzde 62 rakamını müslümanlar ile Çuvaş sosyalist-devrimcilerini katarak elde ediyor.
      *** Parantez içerisindeki yüzde 77 rakamı bana aittir. Ukraynalı sosyalist-devrimcilerin eklenmesiyle elde edilmiştir.
      **** Yukardaki rakamların aynı zamanda proletarya partisinin birliğini ve dayanışmasını, küçük-burjuva ve burjuva partilerin ise son derece dağınıklık içinde bulunduğu da gösterdiğini belirtmek ilginçtir.
      ***** Rakamlar yaklaşıktır. İki bolşevik seçilmişti. N. V. Svyatitski her seçilen kişi için ortalama 60.000 oy hesaplıyor. Bu nedenle 120.000 rakamını veriyorum.
      ****** Karadeniz donanmasında 19.500 oyun hangi partiye verildiği konusunda bilgi verilmiyor. Bu sütundaki öteki rakamların hemen hemen tümüyle Ukraynalı sosyalistlere ait olduğu besbellidir, çünkü 10 Ukraynalı sosyalist ve bir sosyal-demokrat (yani menşevik) seçilmiştir.

     
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.