Gönderen Konu: YABANCILAŞMAYI BUGÜNDEN KIRMANIN YOLU ...  (Okunma sayısı 525 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3218
YABANCILAŞMAYI BUGÜNDEN KIRMANIN YOLU ...
« : 25 Mart 2018, 19:10:10 »
YABANCILAŞMAYI BUGÜNDEN KIRMANIN YOLU KÜLTÜRLEŞMEDEN GEÇER!

Kendi keyfimizce yaşayamadığımız,bizi çevreleyen maddi koşulların bilincimizi  belirlediği zaman zaman bu koşullara müdahale ederek değiştirdiğimiz ve değişen koşulların yeniden bilincimizde değişikliklere yol açtığı bir sürecin içersinden geçerken, bu arada koşulları dönüştürerek, aynı zamanda  kendi doğamızın varoluş sınırlarını da genişletiriz.

Bu akış içersinde bizim öznesi olduğumuz ama bize, insan olan özümüze aykırı, bize karşı çıkan pek çok faaliyet ve giderek kendimize, çevremize, doğaya, emeğimize ve emeğimizin ürünlerine  karşı, onlar üzerinde tasarruf etme hakkımızın olmaması nedeniyle artan bir YABANCILAŞMA bizi çevreler.

Tabi bu yabancılaşmada üretim araçlarının sahibi olduğu için zihinsel üretim araçlarının da sahibi olan sınıfın,diğer sınıfların tavırlarını,davranışlarını ve düşüncelerini belirlemesinin de etkisi de büyüktür.

“"Egemen sınıfın düşünceleri, bütün çağlarda, egemen düşüncelerdir, başka bir deyişle, toplumun egemen maddi gücü olan sınıf, aynı zamanda egemen zihinsel güçtür. Maddi üretim araçl arını elinde bulunduran sınıf, aynı zamanda, zihinsel üretimin araçlarını da emrinde bulundurur, bunlar o kadar birbirinin içine girmiş durumdadırlar ki, kendilerine zihinsel üretim araçları verilmeyenlerin düşünceleri de aynı zamanda bu egemen sınıfa bağımlıdır. Egemen düşünceler, egemen maddi ilişkilerin fikirsel ifadesinden başka bir şey değildir..." (Karl Marks-Alman İdeolojisi)

Ne yazık ki Marks dışında ondan sonra gelenler, var olan verili koşulların olumsuzluğunun etkisiyle, ikinci enternasyonalin ekonomist bakışından kendini kurtaramamışlardır.
Bu nedenle de  ikinci enternasyonalin ekonomist bakış açısı, Komünist Harekette etken olmuştur.

Bir tek Lenin bu konuya dikkat çekmiş ama o da tüm zamanını alan bir pratik faaliyetin içersinde bu konuya ancak değinebilmiştir.

“Lenin'in XI Parti Kongresinde söyledikleri çok çarpıcıdır.

"Kim kimi yönetiyor? Bu yığını komünistlerin yönettiğinin söylenmesinin doğru olduğundan hiç de emin değilim. Doğrusu onlar yönetmiyor yönetiliyorlar. Burada çocukken gördüğümüz tarih derslerinde söylenenlere benzer şeyler olmuştur: Bazen bir ulus diğerini ele geçirir; ele geçiren ulus yenen ve ele geçirilen de yenilen ulustur. Bu basit ve herkesçe anlaşılabilir bir şeydir. Fakat bu ulusların kültürlerine ne olur? Bu noktada işler o kadar basit değildir. Yenen ulus yenilenden daha kültürlü ise kendi kültürünü yendiği ulusa dayatır; fakat tersi durumda yenilen ulus kendi kültürünü yenen tarafa kabule zorlar… Onların kültürü çok berbat, dikkate değmez olsa da, bizimkinden daha yüksek bir düzeyde."V. İ. Lenin, Lenin’in Son Kavgası, Öteki yayınevi, “XI. Parti kongresine sunulan politik rapor, 27 Mart, 1922”

Komünist Toplum da insanın özgürleşmesi, üretici güçler, üretim ilişkileri temelinde ele alınarak, Kapitalizmi yenmek, onu evrensel planda ekonomik olarak geçmeye indirgenmiştir.
Marks’ın “En temel üretici güç İNSANDIR “ nitelemesi dikkate alınmamış, üretici güç denince akla Ekonomi gelmiştir.
İşin yabancılaşma ve buna bağlı kültürleşme boyutu üzerinde yeterince durulmamıştır.

Alt Yapı, Üst Yapı ilişkisi, diyalektik değil mekanik yorumlanmış, alt yapının belirleyiciliği mutlaklaştırılmış, alt yapı ile üst yapı arasındaki diyalektik etkileşim göz ardı edilmiştir.

Bilincin,maddi yaşama bağlılığı tek taraflı ele alınmış, bilincin de maddi yaşamı etkilemesi göz önüne alınmadığından, maddi yaşamda olabilecek değişimlerin bilince yansıması, eş zamanlı düşünülerek, bu yönde mücadelenin sürdürülmesi  savsaklanmıştır.

Örneğin geçmişten devr alınan maddi koşulların değiştirilmesi ile,bir anda eskinin maddi koşullarının bilinçte yarattığı tahribatın giderileceği sanılmış, bunun için ayrı bir mücadele verilmesi gereksiz görülmüştür.

Bence Reel Sosyalizm’in çöküşündeki en önemli etkenlerden biride budur.
Öyle ki Rus işçisi saatine baka, baka, zar,zor sonlandırdığı mesai saati sonrası, kendini meyhanelerde bularak, mutluluğu votka şişelerinde aramıştır.
Onun için o fabrika hiçbir zaman kendinin olmamış, kendini orada hep bir ücretli işçi, bir yabancı olarak hissetmiştir.
Tam anlamıyla üretimin her yönden öznesi olacakken, tıpkı önceki durum gibi üretimin nesnesi konumuna düşmüştür.
Gladkov,  Fabrika(Çimento) isimli romanında,bu gerçeği çok açık dile getirir.

Şimdi soru biz bu yabancılaşmanın etkisi altında kalmış insanlardan geleceğin sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz ve savaşsız bir dünyayı kurmasını bekliyebilirmiyiz!
Yoksa bizde işin kolayına kaçarak,bazıları gibi bu iş olmuyor diyerek tüm inandıklarımıza ELVEDA MI demeliyiz!

O zaman akıllara,  bu yabancılaşmanın ortadan kaldırılması için onu var eden maddi koşulların yok edilmesinin dışında ne yapılabilir sorusu gelmektedir.
İşte burada devreye KÜLTÜRLEŞME girmektedir.

Yani bugünden, Kapitalizm Koşullarında bu yabancılaşmanın kırılabilmesinin yolu, bilincin de maddi yaşam üzerinde etkisini dikkate alarak, kültürleşmeden, bugünden Komünist Kültürü yaratmaya başlamaktan geçer.

Komünist Kültürün dayandığı temel kollektif dayanışma kültürüdür.
Bir bu kültürün parçalarını Gezi Olayları sürecinde, Gezi Parkın da kurulan çadırlarda ve kurulan yer yüzü sofralarındaki paylaşımlarda gördük.

İşyerlerinde, yada mahallelerde oluşturulacak, işyeri komitelerinde yada mahalle meclis, yada komitelerinde bu kültürü yeşertebiliriz.
Bu kültür ancak devrimci, eleştirel, pratik faaliyet içersinde oluşabilir.

Öncelikle biz Komünistler bu kültürü, kendi yaşamımızda ve çevremizde oluşturmalıyız.
Özellikle de bizim gibi henüz tam anlamıyla birey olamamış,sorgulama ve sonucunda araştırma yetisi olmayan, kul kültürünün, biat kültürünün etkisi altındaki toplumlarda bu kültürleşmeyi sağlamak çok zordur.

O nedenle diyoruz, kul kültürünün etkisi altından hala kendini sıyıramamış, sorgulamadan biat etmeyi içselleştirmiş “Komünistler’in” bol olduğu bu ülkede bu işi kotarmak, bu işe önce kendimizden başlamaktan geçiyor.
veda
« Son Düzenleme: 26 Mart 2018, 00:25:23 Gönderen: Solplatform5 »
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET