Gönderen Konu: Sürekli Devrim Meselesi  (Okunma sayısı 927 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Salih58

  • İleti: 12
Sürekli Devrim Meselesi
« : 06 Nisan 2018, 17:16:59 »
Troçki tarafından teorileştirilen Sürekli Devrim paradigması, sıklıkla tartışma konusu edilmiş, özelliklede Stalin ile Troçki arasındaki anlaşmazlığa ilişkin tahlillerde sıklıkla atıfda bulunulan bir kavram olagelmiştir.
Çoğu zaman Sürekli Devrim kavramı, Stalin ve Buharin'in tek ülkede sosyalizm teorilerine bir alternatif niteliği taşıdığı, sosyalizm mücadelesinin ulusal sınırlara hapsedilmesine karşı bir nitelikte olduğu ileri sürülmüştür.
Evet Troçki, Stalin ve Buharin'in tek ülkede sosyalizm tezine karşıdır ama sürekli devrim teorisi, tek ülkede sosyalizmin mümkün olup olmadığından ziyade, demokratik devrimler meselesine içkin bir kavramdır.
20. yüzyılda henüz kapitalist üretim ilişkilerinin gelişmediği, feodal kalıntıların varlığını muhafaza ettiği ülkelerde devrimin niteliği ve bu ülkelerde Komünist partilerinin nasıl bir politika izleyeceği yoğun bir tartışma konusu olmuştur.
Bu konuda Stalin'in yer aldığı evrimci kanat, bu ülkelerdeki temel devrimci programın feodalizmin tasfiyesi ve kapitalizmin gelişimi üzerine yoğunlaşması gerektiği, bu aşamada Sosyalist bir devrimin mümkün olmadığı üzerinedir.
Bu sebeple buradaki Komünist partilerin yapması gerekende ya mevcut burjuva demokrat partileri desteklemek ya da en fazla bu partilerle ortak bir iktidar koalisyonu kurmaktır.
Zira burjuva demokratik devrim nihayete erdiğinde ancak Sosyalist bir devrim ihtimalinden söz edilebilirdi.
Bu anlayışın yön verdiği politikanın somut örneği ilk olarak Çin'de yaşanmış ve Çin'de ki devrimin burjuva demokrat nitelikle sınırlı olduğunu savunan Stalin liderliğindeki Sovyet yönetimi, Çinli Komünistlere, burjuva demokrat Kuomintang partisinin desteklenmesi, hatta doğrudan Kuomintang saflarına katılınması emrini vermiştir.
Fakat bu politika Çin devrimi için çok ağır bir bedel ortaya çıkartmış ve 1927 yılında Çan Kay Şek ani bir karşı devrimci saldırı ile Komünistleri tasfiye ederek Çin'de ki devrimci güçlere ağır bir darbe vurmuştur.
Yüz binlerce Çinli devrimci, Kuomintang milisleri tarafından katledilmiş, Komünistlerin faaliyetleri yasaklanmıştır.
Çinli Komünistlerin Kuomintang saflarına katılmasına daha en başta karşı çıkan ve Çin devriminin ufkunun sadece burjuva demokratik devrimi ile sınırlandırılmasına karşı çıkan Troçki ise Sürekli Devrim teorisi doğrultusunda Stalin'in politikasını ağır bir şekilde eleştirmiş, Çin'de ki karşı devrimi, kendi tezlerinin haklılığını ortaya koyan somut bir pratik olarak görmüştür.
Peki Troçki'nin sürekli devrim paradigması neyi ifade ediyordu?
Öncelikle Troçki, bir ülkedeki devrimci potansiyelin ve o ülkede iktidarın Komünistler tarafından zapt edilişinin salt o ülkedeki işçi sayısı ile ölçülmesine, bir tür kafa sayımı yapılmasına karşı çıkıyordu.
Ona göre bir ülkede işçi sınıfının gücü sayısal çoğunluğuna, yani niceliğine değil, örgütlülüğüne, temsil ettikleri sınıfa ve izledikleri devrimci politikanın doğruluğuna, yani niteliğine bağlıydı.
Diğer yandan Troçki, bir ülkedeki sosyalist devrimin potansiyelinin, salt iktisadi yapı ile ölçülmesinide kaba bir iktisatçılık olarak görerek karşı çıkıyor ve mahkum ediyordu.
Yani Troçki, Komünistlerin, gelişmemiş bir sanayiye paralel olarak işçi sınıfının niceliksel olarak azınlıkta olduğu veya ülkedeki iktisadi yapının geriliği gibi mülahazalarla iktidarı alma noktasında pasif kalamayacağını yada bu sebeple burjuva demokrat unsurlarla işbirliği yapılamayacağını vurguluyordu.
Troçki'nin karşı çıktığı diğer bir nokta ise tüm ülkelerin aynı tarihsel aşamalardan geçeceği, önce burjuva demokratik devrimlerin ve sonrasında sosyalist devrimlerin vuku bulacağı şeklindeki kaba evrimci anlayıştı.
Ona göre her toplumun gelişme aşamaları bu şekilde basmakalıp bir anlayışla formüle edilemez, bir ülke, diğer bir ülkenin geçtiği aşamaları atlayarak ve yaşamayarak diğer evreye geçebilirdi.
Dolayısıyla bir ülkedeki siyasal, toplumsal ve iktisadi nitelikteki gelişim aşamaları, salt bir şekilde birbirlerinden ayrılan, demokratik devrim tamamlandığında sosyalist devrimin başlayacağı şeklinde, birisinin bitiş noktasının diğerinin başlangıç noktası olduğu yönünde formülasyonlara tabi tutulamazdı.
Yani demokratik devrim aşamasında olduğu şeklinde kategorilendirilen bir ülkede, Proleter bir parti iktidarı ele geçirirse öyle problemlerle yüz yüze kalırdı ki, kendisini sadece burjuva demokratik devrimler ile sınırlayamaz ve sosyalist devrim yönünde politikalar izlemek zorunda kalır.
Yani bir bakıma demokratik devrimler ile sosyalist devrimler birbirlerinden kaba sınırlar ile ayrılamayacak şekilde iç içe geçer ve devrimin mahiyeti sürekli bir nitelik kazanırdı.
Dolayısıyla da bu ülkedeki devrimler, burjuva demokratik devrimleri aşan, hatta başta mülkiyet ile ilintili konular olmak üzere onunla çatışan bir mahiyet alır.
Troçki Sürekli Devrime ilişkin tezlerinde bu gerçekliği şöyle ifade eder; ''Demokratik devrimin önderi olarak iktidara yükselen proleter partisi, hızla ve kaçınılmaz bir şekilde yeni görevleri yerine getirmek zorunda kalır ve bu görevlerin yerine getirilebilmeleri ancak burjuva mülkiyet haklarında derin gedikler açılmasına bağlıdır. Demokratik devrim büyüyerek doğrudan sosyalist devrime dönüşür ve sürekli bir devrim olur.''
Yani Troçki'ye ve onun savunduğu Sürekli Devrim teorisine göre, Stalin ve Buharin tarafından savunulduğu şekliyle geri kalmış ülkelerde sosyalist devrimler ile demokratik devrimler, birinin bittiği yerde diğerinin başladığı, kalın duvarlar ile birbirinden ayrılan olgular değil, iç içe geçen bir mahiyetteydiler.
Dolayısıyla da iktidarı ele geçiren bir Komünist parti kendisini sadece burjuva demokratik devrimle sınırlayamaz ya da burjuva demokratik partilerle bir koalisyon kurma mecburiyetinde olamazdı.
20. yüzyıldaki tartışmalarda Troçki'ye ve onun savunduğu sürekli devrim teorisine göre anlaşılamayan bir diğer konuda köylülüğün rolüdür.
Bunu da bir sonraki yazımda kısaca işlemeye çalışacağım.
« Son Düzenleme: 06 Nisan 2018, 22:03:13 Gönderen: Solplatform5 »

Çevrimdışı Salih58

  • İleti: 12
Ynt: Sürekli Devrim Meselesi
« Yanıtla #1 : 09 Nisan 2018, 00:46:48 »
Troçki üzerine çarpıtılan konulardan biriside onun, Bolşevik devrimi sırasında köylülüğün rolünü küçümsediği, onu yok saydığı ve işçi-köylü ittifakına karşı çıktığı üzerine kuruludur.
Hatta daha da ileriye giderek Troçki'nin, yoksul köylülüğün sömürüsü vasıtası ile, o dönem Rusya'sında aciliyet arz eden sanayileşmenin finansmanının karşılanmasını savunduğu öne sürülür.
Troçki'nin Rusya'da hızlı bir sanayileşme sürecinin aciliyetini öngördüğü muhakkaktır ama bu sanayileşme sürecinin ekonomik maliyetinin yoksul köylülüğe değil, Rus ağaları olan kulakların üzerine bindirilmesi gerektiği savunulur onun tarafından.
Dolayısıyla Troçki'de, yoksul köylünün sömürüsü üzerine bir politikanın savunusu, bunun üzerine bir sanayileşmenin inşası şeklinde bir politikanın benimsenişi hiç bir zaman söz konusu olmamıştır.
Troçki karşıtı malum cephenin dezenformasyonu sebebiyle onun tarafından kırsal kesimde kulaklara aleyhinde izlenmesi gerektiği savunulan bir politika, bilinçli bir şekilde bağlamından kopartılıp, genelleştirilerek sanki tüm kırsal kesim halkını, hatta yoksul köylülüğü de kapsayacak şekilde savunulmuş gibi lanse edilmiştir.
Diğer yandan ilginçtir, Troçki'yi köylülüğün aleyhinde fikirleri savunmakla yaftalayan bu malum kesimlerin iktidarda oldukları dönemde izledikleri politikalar, savunduklarını iddia ettiklerin yoksul köylülüğün çıkarlarının aleyhine, kulakların lehine olacak şekilde bir seyir izlemiştir.
1925 yılında zengin köylü ve kulak çiftliklerinin büyümesini kısıtlayan pek çok yasak ya gevşetilmiş ya da tamamiyle ortadan kaldırılmıştır.
Diğer yandan toprağın ve emeğin kiralanmasının yaygınlaşması ile birlikte küçük toprak sahiplerinin elindeki toprakları satın alan kulaklar, yoksul ve küçük köylüyü de yeniden ırgatları konumuna düşürmüştür.
Böylelikle Stalin, Buharin ve bu konudaki fikrini daha sonra değiştirerek onlardan kopacak olan Zinovyev'in izlediği politikaların yoksul köylülük üzerinde yarattığı yıkıcı sonuçlar bunlar olmuştur.
Bu süreçte Lenin'in eşi Krupskaya'nın kırsalda izlenen bu politikaları ve onların yarattığı sonuçları eleştiren makaleleri sansüre uğratılarak Pravda'da yayınlanması engellenirken, Troçki ise hala köylülüğün rolünü küçümsediği demagojileri ile itham edilmeye devam eder.
Troçki'ye ilişkin çarpıtılan konulardan bir diğeride onun işçi-köylü ittifakına karşı olduğu üzerine kurgulanmış, Troçki karşıtı tezlerin bir diğerini de bu iddia teşkil etmiştir.
Bakıldığında bu ithamların aksine Troçki'nin, işçi sınıfı ile köylülük temelinde bir devrimci ittifaka hiç bir zaman karşı çıkmadığı görülür.
Onun karşı çıktığı olgu, işçi ve köylü ittifakı şeklinde ifade edilen devrimci iktidarın, bu iki sınıfın politik liderliği paylaşmasına dayanacak şekilde algılanmasıdır.
Bu konuda Troçki;''Köylülük, devrimci rolü ne kadar büyük olursa olsun bağımsız bir rol oynayamaz. Köylü ya işçiyi izler ya da burjuvayı. Bu demektir ki, 'proleterya ve köylülüğün diktatörlüğü', ancak 'köylü kitlelerine önderlik eden proleteryanın diktatörlüğü'' olarak mümkündür'' şeklinde fikirlerini ifade eder.
Zira Troçki'nin de belirttiği gibi köylülük, küçük burjuva kökenleri sebebiyle bağımsız, öncü bir rol oynayamazdı ve burjuvazi ile proleterya arasında yalpalamaya sınıfsal niteliği hasebiyle mahkumdu.
Bu sebeple Troçki, işçi-köylü ittifakının, işçi sınıfının mutlak liderliği altında, işçi sınıfının öncü rolünün mutlak ve kesin bir şekilde vurgulandığı biçimiyle tatbik edilişini savunmuştur;
''Menşevikler, köylülükle kurulması şüpheli ve güvenilmez ittifak adına liberal burjuvazinin itilmesine müsade edilmeyeceğini savunuyorlardı. Menşeviklerin yöntemi buydu. Benimki ise liberal burjuvazinin bir kenara itilerek köylülüğün liderliği için mücadele edilmesinden oluşuyordu''
Bu satırlardan da anlıyoruzki Troçki, devrimde köylü kitlelerinin taşıdığı potansiyeli göz ardı etmiyor ya da onları tümüyle devrimci iktidardan soyutlamıyordu.
Fakat bu devrimci koalisyonun işçi-köylü ittifakı şeklinde değil, işçi sınıfının öncülüğünde bir ittifak olarak, köylülüğün rolünün onu takip eden bir şekil aldığı bir biçimi ile savunuyordu.
İşte Troçki'nin köylülük ve onun sınıfsal niteliği konusundaki genel fikirleri bu şekildeydi.
« Son Düzenleme: 09 Nisan 2018, 04:01:47 Gönderen: Salih58 »

Çevrimdışı Salih58

  • İleti: 12
Ynt: Sürekli Devrim Meselesi
« Yanıtla #2 : 09 Nisan 2018, 22:07:04 »
Troçki tarafından neden tek ülkede sosyalizm mümkün olmadığını da daha önce yazdığım ufak bir iletiyi iktibas ederek kısaca belirtip, bu konuyu belki daha sonra yeniden devam etmek üzere nihayete erdirebilirim sanırım;

Alıntı
Tek ülkede Sosyalizmin neden olamayacağının bir nedeni de Sosyalizmin, Kapitalizmden üretici güçlerin seviyesi bakımından daha ileri bir sistemi ifade etmesidir.
Marx ve Engels'e göre Sosyalist ekonomi, sadece üretim araçlarının toplumsal mülkiyetine endekslenemezdi.
Komünist Manifesto'da belirtildiği gibi; ''Burjuvazi..., gericileri büyük hayal kırıklığına uğratarak ulusal temeli, sanayinin altından çekip almıştır... Eski yerel ve ulusal içe kapanma ve kendi kendine yetme yerine her yönde karşılıklı ilişkilere, ulusların evrensel karşılıklı bağımlılığına tanık oluyoruz''.
Bu bakımdan eğer Kapitalizm kendisini ulusal sınırlar ile sınırlayamıyorsa, Sosyalizmde sınırlayamazdı.
Kapitalizmin bugün ulaştığı evrede, üretici güçlerin ulusal sınırları aşacak şekilde geliştiği bir dönemde tek ülkede sosyalizm gibi kavramlar vasıtasıyla ulusal sınırlara hapsedilmiş bir sosyalist toplum kurmaya çalışmak, ulusal sınırları aşmış kapitalizmin gerisine düşmek demekti...
Troçki'de bu gerçekliği dile getirmiş ve hatta o dönemin üretici güçleri en fazla gelişmiş ülkesi olan İngiltere'de bile dünyanın genelinden soyutlanmış bir ulusal sosyalist ekonominin kurulmasının mümkün olmadığını belirtmiştir.
Baktığımızda tek ülkede sosyalizm teorisi daha çok içinden çıktığı bürokratik yapının ruhunu yansıtıyor, ona uygunluk arz ediyordu diyebiliriz.

« Son Düzenleme: 09 Nisan 2018, 23:03:31 Gönderen: Salih58 »