Gönderen Konu: ÇERKEZ ETHEM DOSYASI  (Okunma sayısı 1930 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Solplatform5

  • Sorumlu
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 247
ÇERKEZ ETHEM DOSYASI
« : 06 Nisan 2018, 18:53:28 »

Okuyuculardan gelen istek doğrultusunda ,Çerkez Ethem dosyası bilgi ve görüşlere yardımcı olmak üzere ,değişik kaynaklardan alıntılar yoluyla oluşturulacaktır deyip başlayalım.

Düzenli ordu kurulana dek kendisinin oluşturduğu Kuvvay-i Seyyare kuvvetleri ile TBMM'ye karşı girişilen ayaklanmaları bastıran (Anzavur ve Çopur Musa ayaklanmaları ile Gerede ve Yozgat İsyanları) Ali Fuat Paşa ile birlikte Gediz Muharebeleri'ne katılan ve TBMM kuvvetleriyle Gediz'i geri alan, düzenlki ordunun kuruluşunda kayıt altına girmek istemeyerek Hükümete başkaldırdıktan sonra hain ilan edilen Çerkez Ethem.


&

Daha önce Mete Tunçay tarafından "Tarih ve Toplum"un Ekim 1992 sayısında yayınlanmış olan ve  Cumhurbaşkanlığı Arşivi'nde A VII/I D 86 F I-90-91 numarada kayıtlı bulunan Çerkez Ethem ile birlikte vatan haini ilan edilen ağabeyi Reşid Bey (ilk TBMM'de Saruhan (Manisa) milletvekiliydi ancak hain ilan edilince 8 Ocak 1921'de milletvekilliği düşürülmüştü. Lozan'dan sonra ilan edilen 150'likler listesine alındığı için uzun yıllar Amman'da yaşamış ve rejime muhalefetini her fırsatta dile getirmişti.) M. Kemal'e Kürt açılımı tavsiyesinde bulunuyor, gerçekten namını Türkiye'nin iki halkı, yani Türkler ve Kürtler arasında yükseltmek ve ebedileştirmek istiyorsa gerekirse kendisini feda etmesini istediği mektupta sertlikle, baskıyla, şiddetle Kürtleri yola getiremezsiniz diyor ve ekliyordu: "Tek çare, ılımlı bir yönetimi iş başına getirip her iki millete de hak ve özgürlüklerini tanımaktır."


İşte o mektup:

"İşittiklerime ve gördüklerime dayanarak şunu söyleyeyim ki, hem Kürtlerin dinlerine tutku derecesinde bağlılıklarına, hem de kamuoyunun vicdanına aykırı olan mevcut durum, bu necip milleti tehlikelere ve savaşlara sürüklemektedir.

İşte kanlar akmakta, canlar yok olmakta, hırs uyanmakta, intikam sevdası kalplerde kök salmaktadır. Ülkemin çöküşe doğru gittiği meydandadır. Dahası, cahil ve gafil Türk gazeteleri bu ayaklanmayı muhaliflerden yalnız birkaç kişinin üzerine yıkmaktadırlar.

Kürtlerin zulme gelemeyecekleri şüphesiz iken, şiddet, despotluk ve türlü imha yöntemleri ve Kürt beylerinin -Seyyid Abdülkadir de onlardandır- idamlarıyla sonuçlanan Şeyh Said İsyanı'nın (1925) ikinci bir isyan doğurmayacağını mı zannediyordunuz? Kürtlerin intikamları da şiddetli olur. Tarihten delil getirmeye gerek yok, yalnız bu son isyan bile öldürme, zulüm, şiddet ve köklerini kazımanın (tenkil) sınırları olduğunu gösteriyor.

Ülkemizin 15 milyona ulaşan nüfusunun yarısını teşkil eden Kürtler, tarihin en eski zamanlarından beri kendi mamur beldelerinde yaşamakta iken, uygulamakta olduğunuz siyaset memleketlerini bölüp parçaladı.

Halbuki çeşitli vesilelerle ve özel olarak da tarafınıza, Kürtlerin geleneklerine ve dinen kutsal bildikleri şeylere hücum etmenin, ülkemizin çöküşüne neden olacağını açıklamıştım. Ne var ki, hükümetimizin başı (İsmet Paşa) ve yoldaşlarının Türk milliyetçiliğinde ve ülkenin harap ve bitap düşmesinde ısrar, hatta inat ettikleri görülüyor.

Ey Gazi, şu an bu fırsattan yararlanmak için üzerinize büyük bir görev düşüyor.

1. Mert Kürt milletini harcamayın (zayi etmeyin) ve ona karşı düşmanlığın devamına meydan vermeyin.

2. Korkarım, tarih bizim geçmişteki beraberliğimizi tescil etmiş bulunuyor. Günahlarınız yüzünden ülkenin bölünmesinden kaygı duyuyorum. Unutmayın ki, en büyük ve uzun ömürlü şöhret, tarihin tescil ettiği şöhrettir. Ne mutlu ki ey Paşa, şimdiye kadar yaptıklarınız ve söyledikleriniz sizi tarihî nam ve şöhretten mahrum bırakıyor. Ancak bugün elinize bunu tersine çevirecek büyük bir fırsat geçmiştir. Bir an için kendinizi ölmüş farz edip namınızı yükseltmeye bakmalısınız. Kürtlerin dine tutkunlukları ve millî asaletleri, onları Türklerden ayrılmaktan men ediyor. Ancak bir şartla: Yönetimi cumhurdan, yani halktan ılımlı ve hür bir gruba emanet etmeniz gerekir. Böyle yaparsanız, himayeniz altındaki milletlerin (Türkler ve Kürtlerin) özgürlüğünü temin ve ülkemizin selametini muhafaza etmiş, böylece tarihte büyük bir ad ve şöhrete nail olmuş olursunuz."
( http://www.ozgurcerkes.com/?Syf=26&Syz=63634 )


Nazım Hikmet, ''Kurtuluş Savaşı Destanı'' adlı eserinde, ayrıntılı bir tahlil olmasa da şu yargıyı belirtiyor: Nazım Hikmet ile aynı dönemlerde yaşayan, Kurtuluş Savaşı'nın hikayesini sekiz cilde sığdıran Hasan İzzet'in Dinamo, Kutsal İsyan adlı eserinde, Çerkes Ethem'i ''sosyalist'' düşünceye yakın halkçı bir önder olarak tanımlıyor. ( http://www.circassiancenter.com/cc-turkiye/tarih/365_cerkesethem.htm )

"Ben büyük bir iş başardığım iddiasında değilim. Bakın önemli bir hususun altını burada çizmek isterim. Türkiye devrimci hareketinin üzerinde, Türk resmi tarihinin gölgesi her zaman olmuştur. Bu gölgenin varlığında, geçmişte TKP’nin ve şimdi de komprador Marksistlerin büyük payı olmuştur. Bunlar açısından Ethem Bey haindir. Bahsettiğim gölgeye ve o gölgenin müsebbiblerine, Ethem Bey hakkındaki saptamaları da dahil yegane itiraz, İbrahim Kaypakkaya’dan gelmiştir. Elinde hiçbir arşiv imkanı olmadan, güçlü bir siyasi ideolojik derinlikle, hatta Lenin ve Stalin’e de karşı gelerek, Kemalizm’in harkulade teşhisini yapmıştır. Çerkes Ethem meselesinde de, O, hain değil Yeşil Sosyalisttir demiştir. Benim yaptığım, sadece, elimdeki imkanlarla, bulduğum arşiv belgeleri ile Kaypakkaya’nın otuz küsür sene evvel kaleme aldığı o cihan şumul eserinin üzerindeki tozu üflemek olmuştur.

Tarihle uğraşanlar bu detayları yıllar sonra, arşivlerden, kitaplardan öğreniyorlar. Ethem Bey gibi muharebenin bizzat içinde olanlar ise, Konformistlerin, emperyalistlerle giriştikleri pazarlıkları vakti zamanında gördüler. Konformistler doğal olarak, Ethem Bey gibi milli burjuvalara ve onların silahlı güçlerine ve kaçınılmaz olarak da komünistlere yaşam hakkı tanımıyordu ve tanımayacaktı. İktidar olamayanlar bir tercih yapmak zorundaydılar. Bu tercih, Ethem Bey gibilerinin sınıfsal bakış açısından kaynaklanan, milli burjuva, anti emperyalist bir tercihti.

Cumhuriyet’in ilanından üç sene sonra, mesela bu Konformist kadroların başında gelen, İsmet İnönü’nün, Adana’daki Fransız sermayeli fabrikalardan birinde hissesinin olmasını neyle açıklayacağız. Açın bakın. TKP’nin 1926 Viyana Konferansı’na katılan Adana delegesi bu durumu, parti konferansında rapor ediyor. Aslında, burada eşyanın doğal gelişim seyrini görüyoruz. Cumhuriyet’in kurulması ile birlikte, konformizm, komprador bürokrasiye ve/veya komprador kapitalizme dönüştü."
( http://www.cerkesethem.com/makale.htm)

Çerkez Ethem'in ordusunun önemli bir özelliği, Kuvva-i Seyyare'nin mali kaynaklarını, bölgedeki zenginlerden 'zorunlu yardım' toplayarak sağlıyor olmasıydı. Bu da, haliyle, ulusal kurtuluş savaşını kendi kurtuluş savaşları olarak gören zenginleri rahatsız ediyor, Ethem'e ancak istemeden katlanılmasını sağlıyordu.   ( Erdem, Hamit. “1920 Yılı ve Sol Muhalefet”. Sel Yayıncılık, Şubat 2010, İstanbul. s. 85 ) Öte yandan, Ethem ve ailesi, büyük toprak sahibi sınıfa mensuplardı ve çeteciliği bir meslek olarak görüyorlardı. Ethem, haraca bağladığı zenginlerden elde ettiği kaynakla ve el koyduğu mallarla öncelikle kendi örgütünü güçlendirecekti. ( Erdem, Hamit. “1920 Yılı ve Sol Muhalefet”. Sel Yayıncılık, Şubat 2010, İstanbul. s. 88-9) Bununla birlikte, Kuvva-i Seyyare tabanında, Ekim Devrimi'nin etkileri görülmekteydi. Kuvva-i Seyyare içerisinde, Eskişehir'den gelmiş 700 kişilik Bolşevik Taburu isminde bir birlik vardı. Bu taburun komutanı, Anadolu'ya çalışma yapmak için Mustafa Suphi tarafından gönderilmişti ve savaşmaktan çok karşıdaki orduya savaş karşıtı propaganda yapmakla ilgiliydi. Tabura bu isim, komutanından dolayı verilmişti. ( Erdem, Hamit. “1920 Yılı ve Sol Muhalefet”. Sel Yayıncılık, Şubat 2010, İstanbul. s. 86 )
 Genel olarak hareketin tabanı Bolşevizme ilgili duyuyordu, dahası Eskişehir'de Hüseyin Hilmi'nin Türkiye Sosyalist Fırkası'nın, haliyle İstanbul'daki merkezden bir hayli kopuk bir şubesi vardı. Bu arkaplan, Çerkez Ethem'i sol siyasete yaklaştıracak, Ethem, Bolşevizmle ilgili şöyle diyecekti:

“Bolşevizm dünyayı zapt edecektir. Bunu gerekli şekilde kabul edip karşılayacak  olursak millet her şekilde mutlu olacaktır. Bolşeviklik, geleceğimiz için çok yararlı ve  verimli olacaktır. Buna emin olunuz, Bolşevizm şimdi yurdumuzu kurtarmakta,  gelecekte de insanların hayat ve mutluluğunu koruyacaktır.”
( Akbulut, Erden ve Mete Tunçay. “Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası (1920-1923)”. Sosyal Tarih Yayınları, 2007, İstanbul. s. 14 )

1920'nin Temmuz ayında, Çerkez Ethem muzaffer ve hiç olmadığı kadar güçlenmiş bir şekilde Ankara'ya döndü. Çerkez Ethem'in bu noktada Yeşil Ordu'ya bizzat katılması, dolayısıyla Yeşil Ordu'nun genişlemesinin Kuvva-i Seyyare'yi de kapsaması, Yeşil Ordu'nun durumunu ve dengeleri tamamen değiştirecekti. Mustafa Kemal, Çerkez Ethem'in Yeşil Ordu'ya katıldığı haberini alır almaz teşkilatın faaliyetini durdurmasını savunacaktı ama artık çok geçti. ( Erdem, Hamit. “1920 Yılı ve Sol Muhalefet”. Sel Yayıncılık, Şubat 2010, İstanbul. s. 73 )

Çerkez Ethem, ilk hücumu, Yozgat ayaklanmasının suçunu, isyanın hilafet yanlısı liderlerini uyarmakla itham ettiği Ankara valisi Yahya Galip'e yükleyip ve bu kişinin tutuklanarak Yozgat'a gönderilmesini isteyerek yapmıştı. Yahya Galip Mustafa Kemal'in yakın çevresindendi, ve Çerkez Ethem'in belki de bir sonraki adım olarak sorumluluğu Mustafa Kemal'e atmak niyetiyle yaptığı bu hamleye karşı Mustafa Kemal bir ayak oyunuyla Yahya Galip'i kurtarmıştı. Ankara'dan Eskişehir'e dönerken Çerkez Ethem Mustafa Kemal'e dair şöyle diyecekti:

“Ankara'ya döndüğümde Büyük Millet Meclisi Başkanı'nı meclisin önünde  astıracağım.”
(Erdem, Hamit. “1920 Yılı ve Sol Muhalefet”. Sel Yayıncılık, Şubat 2010, İstanbul. s. 87)

Ankara’da kurulan resmî Türkiye Komünist Fırkası’dır. Yeşilordu Cemiyeti’nin dağıtılmasından sonra komünist akımları denetim altına almak için Mustafa Kemal Paşa tarafından Ankara’nın ileri gelen mebus ve komutanlarına kurdurulmuştur. Bakın partinin mensupları arasında kimler vardır: Hakkı Behiç, Yunus Nadi, Muhittin Baha, İbrahim Süreyya, Adnan Adıvar, Celal Bayar, İhsan Eryavuz, Tevfik Rüştü Aras… Mustafa Kemal Paşa, Ali Fuat Paşa’ya yazdığı 31 Ekim 1920 tarihli telgrafta Feyzi, Ali Fuat ve Kâzım Karabekir, Refet ve İsmet Beylerin de gizli olarak bu partiye dâhil olmalarını uygun gördüğünü bildirmiştir.  Çerkez Ethem’e yazdığı bir telgrafta ise Üçüncü Enternasyonale bağlı bu cemiyete Ethem ve Refet Bey’le birlikte kendisinin de alındığını  anlatmıştır. (1920 Yılı ve Sol Muhalefet, İstanbul 2010, Sel Yayınları, s. 326-332) (Ayvalık, 16 Ağustos 2017)

« Son Düzenleme: 06 Nisan 2018, 19:49:01 Gönderen: Solplatform5 »

Çevrimiçi Solplatform5

  • Sorumlu
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 247
Ynt: ÇERKEZ ETHEM DOSYASI
« Yanıtla #1 : 06 Nisan 2018, 18:53:53 »
(Ankara’ya karşı isyanların bastırılmasında önemli rol oynayan Çerkes Ethem (M. Kemal'in solunda) hizmetleri için Mustafa Kemal’den bir tebrik telgrafı da almıştı.)


"Tarihimizin her açıdan karanlıkta kalmış bir döneminin belki de en karanlık figürlerinden biridir 'Çerkes' Ethem Bey. Mustafa Kemal'e, Yunus Nadi'ye ve Nâzım Hikmet'e göre 'vatan haini'dir. Cemal Kutay'a göre 'büyük Turancı', 'milli kahraman'; Doğan Avcıoğlu'na göre 'başıbozuk', 'çeteci'; Bolşeviklere göre "Kemalistlerin solun içine yerleştirdiği provokatör"; İngilizlere göre 'Alman ajanı', Almanlara göre 'Antant ajanı'dır. Kendisi ise "Belki çok hatalarım oldu; fakat asla vatan haini olmadım" demişti.

Üstelik bu tanımlardan hangisinin doğru olduğuna bugün de karar verilemedi. Peki, Milli Mücadele’ye katıldığı 1919 yılından Yunanlılara sığındığı 1921 yılına kadarki dönemde ne olmuştu ki, Ethem Bey böylesine tartışmalı bir figür haline geldi?
Kafkasya’dan göç eden Çerkes boylarından Adigelerin, Şapsığ Oymağı’nın Dipşov Ailesi’nden gelen Ethem Bey, 1886’da bugün Balıkesir’e bağlı olan Emreköy’de doğdu. Ziraat ve değirmencilikle geçinen ailenin beş oğlunun en küçüğüydü. İki ağabeyi Rum çetecilerle savaşırken ölmüş, Reşit ve Tevfik beylerse Askeri Okul’dan mezun olmuştu. 19 yaşında evden kaçıp İstanbul’a gelen Ethem, Bakırköy Süvari Küçük Zabit Mektebi’nden mezun olduktan sonra Bulgar cephesinde savaştı. 1. Dünya Savaşı sırasında, daha önce babasının da üye olduğu İTF’ye ve Teşkilat-ı Mahsusa’ya katıldı. Kardeşi Reşit’le kendisini Milli Mücadele’ye davet eden kişinin yine Çerkes asıllı Rauf (Orbay) Bey’e bağlı görev yapan Bekir Sami Bey olduğu sanılır."
( 19/02/2007 AYŞE HÜR-Arşivi-)

"Ethem Bey, hapishanelerden salıverdiği suçluların ağırlığını oluşturduğu 3-4 bin kişilik birliğiyle Salihli Cephesi’ni kurduğunda, ortada Ege’yi işgal eden Yunan kuvvetleriyle savaşacak düzenli ordu diye bir şey yoktu. Dahası yıllardır süren savaşların verdiği büyük bıkkınlık yüzünden sayıları 300 bine ulaşan asker kaçakları ciddi bir sorun haline gelmişti. Nitekim Meclis tarafından, ‘Kuvva-i Seyyare ve Kuvva-yı Tedibiye Umum Kumandanı’ ilan edilen Ethem Bey’in birlikleri Bolu, Adapazarı, Düzce ve Anzavur Ahmet ayaklanmalarını bastırdıktan sonra Mustafa Kemal, 2 Mayıs 1920’de Ali Fuad Paşa aracılığı ile çektiği telgrafta, “Başarıları ve hizmetleri kurtuluş tarihimizde en parlak satırları işgal edecektir” diyerek ondan övgüyle bahsetti, Meclis’teki bazı mebuslar kendisine ‘Ümid-i Halas’ (Kurtuluş Ümidi), ‘Münci-i Millet’ (Milletin Kurtarıcısı), ‘Kahraman-ı Millet’ diye övgüler düzdü.

Ankara hesabına yazılacak tek bir başarının olmadığı o karanlık günlerde, Ethem Bey Yozgat’ta patlak veren Çapanoğlu İsyanı’nı bastırması için davet yapıldığında Meclis’e hitap ederek, “…Orta Anadolu’da ve bir köşede hiçbir ecnebi ve İstanbul Hükümeti ile irtibatı kalmayan Yozgat İsyanı’nı söndürmekten acizsiniz. Anladığım şudur ki, bidayetten beri hâlâ vaziyeti kavrayamadınız ve yahut da şahsi ve daha ehemmiyetsiz şeylerle meşgul oluyorsunuz. Ve belki de (.) tamimler, tebliğler, konferanslarla her şey olup bitiverecek sandınız ve aldandınız, af buyurunuz. Bu serzenişten muradım, bu gafletler tekerrür etmesin temenniyatına mebnidir. Ben bu kalan isyan meselesini emriniz üzerine uhdeme alıyorum. Ve sizleri bu gaileden kurdaracağımı ümit ediyorum” diye böbürlenmekten kendini alamadı.

Meclis’in ‘Ethemci’ olduğunu bilen Mustafa Kemal bu sözleri sineye çekmiş, hatta Ethem Bey isyanı bastırıp Ankara’yı büyük bir beladan kurtardıktan sonra, kendisine, “Bütün kalbimle zatıalilerinizi ve kahraman savaş arkadaşlarınızı kutlarım” şeklinde bir telgraf yollamıştı, ama artık Milli Mücadele’nin liderliğini Ethem Bey’e kaptırdığının farkındaydı. Bu yüzden, Ethem Bey, isyanda kusurlu gördüğü Ankara Valisi Yahya Bey ve Refet (Bele) Bey’in, cezalandırılmak üzere Yozgat’a gönderilmesini istediğinde, bu talebe ‘hayır’ dedi. Bu tavra sinirlenip, “Ankara’ya dönüşümde Büyük Millet Meclisi Başkanı’nı Meclis önünde asacağım” diyen Ethem Bey’in, Yozgat dönüşü, Sovyet Rusya’nın gözüne girmek için Mustafa Kemal tarafından eski İttihatçılara kurdurulan ‘İslamcı-bolşevik’ Yeşil Ordu Cemiyeti ile temasa geçmesi ise alarm zillerinin çalmasına neden oldu. Mustafa Kemal ilk iş olarak Yeşil Ordu Cemiyeti’nin kapatılmasını emretti.

Sıra askeri başarıların sorgulanmasına gelmişti. 24 Ekim 1920’de, Batı Cephesi Komutanı Ali Fuad (Cebesoy) Paşa’nın emrindeki iki piyade tümeni ve Ethem Bey’in Kuva-yı Seyyâresi, Ankara’nın itirazlarına rağmen, Gediz’de konuşlanmış olan Yunan tümenine bir baskın yaptı. Baskın, Ethem Bey’e göre ‘başarılı’, Ankara’ya göre ‘başarısız’ idi. Daha sonradan, o sırada Ertuğrul Grubu Kumandanı olan Kazım (Özalp) Bey, her iki tarafın da aynı zamanda geri çekildiğini, yani ortada ne yenilgi ne de yengi olduğunu söyledi. Ne var ki Ankara’nın yorumu belirleyici olduğundan Ali Fuad Paşa, Moskova’ya elçi olarak gönderildi, yerine Ethem Bey’in hiç sevmediği Albay İsmet Bey getirildi. Sonunun yaklaştığını hisseden Ethem Bey, önce İsmet Paşa’nın karargahına silahlı baskın düzenledi. Ardından, Mustafa Kemal’in İstanbul’dan gelen Yusuf İzzet Paşa’yla buluşma bahanesiyle kendisini Bilecik’te öldürtmeye teşebbüs ettiğini ileri sürerek Kütahya’ya geçti.
Bundan sonrası çok açık değildir. Ethem Bey, 9 Aralık 1920’de, Mustafa Kemal’e, “Paşam, hayatınız ve mevkiiniz bendenizce son dereceye kadar mukaddesattan sayılır.(.) İnsan hatasız olmak, ikaz etsinler. Ben, memleketin selameti için amir kabul ettiğimin değil, en aciz mensupların bile mütalaasına müracaat ediyorum” demiş, fakat kendisiyle görüşmek üzere Meclis tarafından gönderilen Nasihat Heyeti’nin iyimser raporlarına rağmen, Mustafa Kemal, 27 Aralık 1920’de, meselenin ‘kuvvet yoluyla hallolması’ için Batı ve Güney Cephesi komutanlarına birer telgraf çekmiştir.
Meclis zabıtlarına bakılırsa, Ethem Bey, bu telgraftan iki gün sonra, yani 29 Aralık’ta Meclis’e ağır bir telgraf çekti.

Bu tarihten sonra taraflar arasında başka telgraflar gidip gelir. Bunlardan 2 Ocak 1921 tarihinde İsmet Paşa’ya yazılan ve “Baki ilk selam” diye biten telgrafta Ethem Bey, “köprüyü geçinceye kadar öyle olsun diyorsunuz ama bilmiyorsunuz ki köprünün binde birine ulaşmamışsınızdır. Ah içleri fesat dolu yurtseverler, zavallı Millet Meclisi, sizin askeri sahte ünlerinizi anlamış değil.(.) Tarih bana az, size çok lanet edecektir” demektedir.

Kardeşleri Yunanlılara sığındıktan sonra Ethem Bey bir süre bekledi, 1. İnönü Muharabesi’nden sonra 64 adamıyla Yunanlılara sığındı. İsmet Bey’in “son selam” diye biten olumsuz mektubu üzerine, adeta isyan etmek zorunda kalan Ethem Bey, 3 Ocak’ta Yunanlılarla temasa geçer. Ethem Bey’in emrinde o sırada emrinde 2000 kadar milis vardır. Kendisini teslim almak için gönderilen 11. Tümen’in iki alayı ile 61. Tümen’in toplam mevcudu ise yaklaşık 13 bin kişidir.
Bu güç dengesizliğine rağmen, daha önce gözü kara davranışları ile tanınan Ethem Bey’in savaşmayı göze alamamasını yorgun ve hasta olmasına bağlamak mümkün. Adamlarına düzenli orduya teslim olmak; dağa çıkmak ve Yunanlılara sığınmak şeklinde üç seçenek sunan Ethem Bey’in kardeşleri Yunanlılara sığındıktan sonra, kararından vazgeçerek, 300 kişilik birliği ile süre Manyas, Sındırgı, Susurluk civarında dolaşması, durumu içine sindiremediğini gösterir. Ancak, İsmet Bey’e soyadını kazandıran I. İnönü Muharebesi’nin kazanılmasından sonra Ankara’nın elinin güçlendiğini görünce, 27 Ocak’ta, 64 adamı ile Yunanlılara teslim olmak zorunda kalır.

Bu hikâye ne anlama gelmektedir? Düşmana teslim olmak gibi aşağılayıcı bir eylemde bulunduğu için kendisini ‘hain’ olarak görenlerle, adeta isyana zorlandığını düşünerek ‘çaresiz bir kahraman’ muamelesi yapanları anlamak mümkündür. Ancak bu tür öznel değerlendirmeleri bir yana bırakırsak, hem Ethem Bey ve benzeri çetecilerin Milli Mücadele’nin mali gücünü sağlayan servet sahibi yerel eşraf ve tüccarlardan zorla haraç alması gibi eylemlerin, henüz yeni palazlanan ‘milli burjuvaziyi’ korkutmuş olduğunu, hem de 21 Şubat-12 Mart 1921’de Londra’da toplanan konferans masasında yer almak isteyen Ankara’nın, Batılı güçlerin güvenini sağlamak için, Milli Mücadele’nin ‘Bolşevik olduğu’ yolundaki kuşkuları gidermek ihtiyacında olduğunu düşünebiliriz. Nitekim, Ethem Bey’in tasfiyesi ile birlikte Türkiye Halk İştirakiyyun Fırkası ve Mustafa Kemal tarafından kurdurulan ‘resmi’ Komünist Partisi gibi sol oluşumlar kendini feshederken, bu talimatı dinlemeyen Yeşil Ordu Cemiyeti mensupları İstiklal Mahkemesi tarafından çeşitli cezalara çarptırıldı. Sonuç olarak, düzenli ordunun desteği ile merkezi elinde tutan kesimler, çetecilikle merkezi ele geçirmeye çalışan ve bir bölümü düpedüz ‘İttihatçı’, bir bölümü ise ‘İslamcı-solcu’ nitelikteki çevresel güçleri tasfiye etti. Bu çatışmanın ikinci katmanını Balkan kökenli İttihatçılar’la Çerkes kökenli İttihatçılar’ın mücadelesinin oluşturduğunu ileri sürenler, ayrıca İnönü’nün kişesel olarak belirleyici olduğunu düşünenler de vardır.

27 Ocak 1921’de Yunanlılara teslim olduktan sonra İzmir’de hastaneye yatırılan Ethem Bey, oradan 19 ay kalacağı Atina’ya, ardından da Berlin’e götürüldü. Frankfurt yakınlarındaki Könisgstein kasabasındaki sanatoryumda bir süre kaldıktan sonra bilinmeyen bir tarihte Bağdat’a geçti. Cumhuriyet’in 10. yılında kendisinin de arasında olduğu 150’likler için çıkarılan genel aftan kardeşleri yararlandı, ama kendisi dönmedi. Ürdün’ün başkenti Amman’da, tek odalı kerpiç bir evde, hasta, yalnız ve yoksul biri olarak, sürekli ölüm korkusu içinde yaşadı. 21 Eylül 1948’de öldü ve Amman’daki Kabartay Mezarlığı’na gömüldü.
Sürgün yıllarında, Yunanlıların uçaklarla Türk ordusuna dağıttığı bildirilerden birine imzasını attığı iddiası dışında aktif bir Yunan destekçiliğinden söz edilmedi. Yabancı arşiv belgelerine göre, sürgün yıllarında Yunan veya İngiliz makamları tarafından itibar görmediği ve maaşa bağlanmadığı gibi, her zaman kuşkulanılan biriydi.
Nutuk’ta bile kendisinden ‘Çerkes’ diye söz edilmediği halde resmi tarihte ‘Çerkes’ diye anılmasını ‘hayatında maruz kaldığı en büyük haksızlıklardan biri’ olarak nitelediği söylenir. Gerçekten de, her ne kadar birliklerinde çok sayıda Çerkes kökenli milis varsa da, mücadelesinde hiçbir zaman etnik kökenini öne çıkarmamıştır. Hatta, Çerkes asıllı olan Anzavur Ahmet’in isyanını o kadar kanlı biçimde bastırmıştır ki, bu olayın Çerkes toplumu üzerindeki yıkıcı etkisi hâlâ sürer. 1947’de yazdığı “Gerçeklere Doğru Uyarı İçin Şiddetli Bir Haykırış” adlı risalede, olayları kendi açısından anlatırken, Mustafa Kemal için ‘Neron’, ‘Mustafa Deccal’ gibi ağır ifadeler kullanır ve Anzavur meselesinde kendisini yanıltanın kardeşi Reşit Bey olduğunu iddia eder."
(Ayşe HÜR – Radikal Gazetesi -19.02.2007  / https://dusuncekahvesi.wordpress.com/2009/12/03/cerkez-ethem/ )

« Son Düzenleme: 06 Nisan 2018, 19:53:40 Gönderen: Solplatform5 »

Çevrimiçi Solplatform5

  • Sorumlu
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 247
Ynt: ÇERKEZ ETHEM DOSYASI
« Yanıtla #2 : 06 Nisan 2018, 18:54:20 »

"Çerkes Ethem’in sosyalizme ve Rusya’daki Bolşevik devrime bakışı olumludur. Kafkasya’daki Türklerin ve daha doğudaki Müslüman halkların Bolşeviklerle olan ittifakı ve Türklerin toplumsal uyanışı Çerkes Ethem’i hem duygulandırmış hem de komünizme olan bakışını olumluya çevirmiştir. Ancak Çerkes Ethem Kafkas halklarının kurdukları “Bağımsız ve Batı” yandaşı küçük cumhuriyetlerin, -bir süre sonra- Bolşevikler tarafından yıkılması konusunda Bolşeviklerin kendisi için güvenilirliğini yaraladığını belirtmektedir.

Çerkes Ethem anılarında, -o günlerde-Mustafa Kemal Paşa’dan tarihsiz bir mektup aldığını, mektupta Paşa’nın; ‘Seyyare Yeni Dünya’ gazetesinin Eskişehir’den Ankara’ya naklini istediğini ve Ankara’da (III. Enternasyonal’e bağlı) bir Komünist Parti kurduklarını, partinin merkez heyeti içinde, Mustafa Kemal’in kendisinin, Refet Bey ve Çerkes Ethem’in de olduğunu yazmaktadır. Mustafa Kemal Paşa bu mektubuna ‘Muhterem Ethem Beyefendi’ diye başlıyor, sonunu da ‘Muhterem Yoldaş’ diye bitiriyordu. Çerkes Ethem, Mustafa Kemal’in mektubunda sözünü ettiği ‘cemiyet’ hakkındaki düşüncesini, gönderecekleri programı okuduktan sonra bildireceğini Hacı Şükrü Bey’e söylediğini ve Mustafa Kemal Paşa’nın isteği üzerine Yeni Dünya matbaasının Eskişehir’den Ankara’ya taşınması için de Arif Oruç’u görevlendirdiğini ilave etmiştir. Hükümetin bir tuzak parti olarak kurduğu –Resmi– Türkiye Komünist Fırkası’na Çerkes Ethem bir dayatma ile ve gıyabında yönetici yapılmıştır.

Seyyare Yeni Dünya; “İslam Bolşevik Gazetesi”…

Seyyare Yeni Dünya gazetesinin tam olarak hangi tarihte yayımlanmaya başladığı kesin olarak saptanamamakla beraber, onun 1920 yılı Ağustos ayından itibaren Eskişehir’de basılmakta olduğu bilinmektedir. Bu dönem Çerkes Ethem’in Yozgat isyanını bastırdığı ve Ankara’da Yeşil Ordu’ya katıldığı günlerin hemen ertesine rastlamaktadır. Çerkes Ethem, çıkarılacak gazetenin görevlerini sayarken; “Vatandaşları Büyük Millet Meclisi etrafında toplamaya çalışmak, milli birliği sağlamak ve bir tanesi özellikle anılmaya değer ki, ‘devrimci hükümete adalet ve özgürlük esasları dâhilinde hareket etmesi gerektiğini ihtar etmek” olduğunu belirtmektedir.

Seyyare Yeni Dünya’nın ilk sayılarına ulaşılamadığı için gazetenin içeriği tahmin edilmektedir. Ancak gazete ile bağı olan insanların aynı zamanda Yeşil Ordu faaliyetleri içinde olmalarından, -Seyyare Yeni Dünya’nın- Yeşil Ordu’nun düşünceleri etrafında yayın yaptığı söylenebilir. Cumartesi hariç günlük yayımlanan gazetenin “sahip-i imtiyaz”ı Arif Oruç’tur ve Arif Oruç’un verdiği bilgiye göre üç bin basılmaktadır. Gazetenin adının ‘Seyyare Yeni Dünya’ olarak belirlenmesinde; Bakü’deki Mustafa Suphi’nin “Yeni Dünya’sına” atıfta bulunulması ve Ethem’in şahsında ‘Kuvay-ı Seyyare’nin komünist harekete bağlanmak istenmesi dikkat çekicidir. Gazetenin kimliğini yansıtması bakımından iki slogandan söz etmek gerekir.

Azerbaycan’da “proletarya” yerine kullanılan “fukara-i kasibe”ye, burada da yer verilmiştir. “Dünyanın Fukara-i Kasibesi Birleşiniz!” ve ‘İslam Bolşevik Gazetesi’ ibareleri gazetenin adının hemen altında yer almıştır. Bu durum ‘Seyyare Yeni Dünya’nın bu ilk döneminde yalnızca gazeteci Arif Oruç’un inisiyatifinde değil, aynı zamanda Eskişehir’de çalışan Şerif Manatov ve Hafi –gizli- Türkiye Komünist Partisi’nin etkisinde de olduğunu göstermektedir. Seyyare Yeni Dünya Eskişehir’de basıldığı dönemde “halkçı-sosyalist” bir eksende yazılar yayımlamış ve Ankara’da devletin resmi sözcüsü durumundaki Yunus Nadi’nin Yeni Gün ve Hâkimiyet-i Milliye gazetesiyle şiddetli komünizm polemikleri yapmıştır. Gazete Ankara’ya taşındıktan sonra ise yönetimine hükümetçe adeta el koyulmuş, “Mesul Müdürü ve Başmuharriri” –aynı zamanda Resmi TKF’nın Genel Sekreteri olan– Hakkı Behiç olmuştur.

1920 yılı ortalarında yayına başlayan Seyyare Yeni Dünya gazetesinin yayın serüveni, “halkçı-komünist” bir eksenden “milli-devletçi komünist” bir eksene kaymış, bu değişim dahi hükümeti ikna edememiş ki, 2 Ocak 1921’de matbaası –hükümetçe- tahrip edilerek gazete kapatılmıştır. Abidin Nesimi anılarında; Eskişehir’deki Yeşil Ordu matbaası içinde Mustafa Kemal Paşa’nın iki ajanından söz etmektedir. Bunlar, meslekten polis ve geçmişteki eylemlerinden dolayı aranan, Teşkilat-ı Mahsusa üyesi olan ve teşkilatın sağladığı sahte bir kimlikle dört yıl Haymana Belediye Başkanlığı yapan Çolak Hayri ile Makinist Ahmet’tir. Makinist Ahmet gizli yayınları matbaada basan ustaydı ve her ikisi de Eskişehir’de Seyyare Yeni Dünya matbaasında görevli bulunuyorlardı. İkisi de ayrı ayrı kanallarla matbaada basılan bildirilerin ve gazetelerin bir nüshasını gizlice Ankara’ya gönderiyorlardı. Çolak Hayri’nin bu görevi karşılığında Kurtuluş Savaşı süresince polisçe koruma altına alındığını, savaştan sonra da polislikle ilişkisi kesilerek bir memuriyete atandığını, Makinist Ahmet’in ise mebuslukla ödüllendirildiğini anlatmaktadır.

1920 yılının sonu ile 1921’in hemen başında meydana gelen ve yukarıda kısmen sözünü ettiğimiz olaylarla Büyük Millet Meclisi’nde sol ile ilgili tartışmalarda da genel bir saflaşma ve ayrışma tamamlanmıştır. Kemalistler ve onların Meclis’teki milletvekili ve askerlerden oluşan (eski İttihatçılar ile feodal ve burjuva sınıfına mensup) temsilcileri, kendilerinin dışında bulunan “sol” hareketin bütün renkleriyle ezilmesinin zamanı geldiğine inanmaktaydılar. Mustafa Suphi hareketi ile Ankara’daki komünist hareketin birleşmesi; bu birleşmenin meydana getireceği çekim gücüne yeni katılımların olması ve sol hareketin örgütlü bir yapı haline gelmesi ihtimaline dahi Kemalistlerin tahammülü yoktu.

Hükümetin kararıyla, Kuvay-ı Seyyare’nin dağıtılması harekâtı 27 Aralık 1920’de Batı Cephesi Kumandanı İsmet Bey (İnönü) tarafından başlatılmıştır. Hükümet; elinde silahlı bir gücü tuttuğu için tehlikeli bulduğu, İttihatçı geçmişini saklamayan ve Yeşil Ordu kanalıyla “sol” çevrelerle ilişkisi bulunan Çerkes Ethem’i; önce –Resmi– TKF kanalıyla içine alarak siyasi olarak kuşatmak, sonra askeri hiyerarşi içinde kalmaya zorlayarak etkisizleştirmek ve komünistlerle kuracağı/kurabileceği yeni bağların önünü tıkamak hedefini güdüyordu. Çerkes Ethem’e karşı başlatılan askeri operasyon genel olarak sol’un imhası operasyonunun bir parçası olmuştur. Bakü’den Ankara’ya gelmekte olan Mustafa Suphi ve yoldaşlarının öldürülmeleri, Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası tutuklamaları aynı haftalardadır.
Batı Cephesi’nde Kuvay-ı Seyyare’nin üzerine asker giderken, Meclis’te o güne kadar Ethem’i koruyup kollayan (İttihatçı) yoldaşları, -Ethem’i- yok etme harekâtı başlayınca Kemalistlere katılmayı tercih ettiler, sol hareketin tasfiyesi kapsamında sayılan Ethem’in ve Kuvay-ı Seyyare’nin ortadan kaldırılmasına (Ethem’i feda ederek) ses çıkarmadılar. Milli Mücadele’ye en kritik dönemde ve en karanlık günlerde büyük hizmetleri olan Kuvay-ı Seyyare birlikleri, düzenli ordu birliklerinin yürüyüşü karşısında bir direniş göstermeme kararı alan Çerkes Ethem tarafından serbest bırakılmıştır.

Dönemin tanıklarından Miralay Mehmet Arif, ‘Kuvay-ı Seyyare, çarpışmayı kabul etmeyerek sürekli olarak geri çekiliyordu’ diye yazmaktadır. Çerkes Ethem ise yalnız, hasta ve yenilmiş olarak, Anadolu içlerine doğru yürüyüşlerini birçok kere durdurduğu Yunan birliklerine Susurluk yakınlarındaki bir köyde teslim olarak bir dönemin sonunu ilan etmiştir. Çerkes Ethem vatan hainliği suçlamasıyla 1924’te “yüzellilikler listesi”ne konulmuş ve vatandaşlıktan çıkarılmıştır. 1938’de bu yasak kaldırılmışsa da Ethem, “Affedilmeyi suçlular kabul eder. Bu durumda dönmektense iftiraya uğramış bir mağdur olarak ölmeyi tercih ederim” diyerek Amman’da kalmış ve 21 Eylül1948’de hayatını kaybetmiştir.

Çerkes Ethem üzerine çok yazı yazılmıştır. Hainlik suçlaması ise bütün bir hayatı söz konusu olduğunda üzerine atılan en kestirme değerlendirmedir. Sonuç olarak zengin ve varlıklı bir Çerkes ailesinin ferdi olarak başlayan hayatı; askerlikle beraber Anadolu’nun batısında milliyetçi çatışmalarda taraf olarak devam etmiş, İttihatçıların özel örgütü “Teşkilat-ı Mahsusa”da süren yükselişi, 1919-20’li yıllarda değişen konjonktür ile farklılaşmıştır. Dönemin koşullarında –İttihatçılıkla bağı kopmamakla beraber- doğudan yükselen Bolşevizm ile Anadolu’da farklı bir rüzgâr estiren halkçı-komünist örgütlenmelere Ethem kayıtsız kalmayarak, yoksul sınıfların özgürlük-adalet arayışı çabalarına yaklaşmıştır. Bu komünizan yapı, “yeni bir burjuva cumhuriyet”in arifesinde olan Türkiye’de lanetlenmek için yeterli nedendir. Buna “milis teşkilatı”nın paşalar düzenine uymayan / sığmayan yapısı eklenince, Çerkes Ethem; kaybetmesi gerektiği için kaybetmiştir.


Kaynaklar:

Anılarım, Çerkes Ethem, Berfin Yayınları, İstanbul 2005
Ali E. Güran (Der.), Kuvvay-i Seyyare’den Kuvvay-i Milliye’ye Yeni Dünya, Katkı Yayınları, İstanbul, 1976
Kerim Sadi (A. Cerrahoğlu), Türkiye’de Sosyalizmin Tarihine Katkı, İletişim Yayınları, İstanbul, 1994
Emrah Cilasun, Bâki İlk Selam – Çerkes Ethem, Agora Kitaplığı, İstanbul 2007
Rauf Orbay, Siyasi Hatıralar, Örgün Yayınları, İstanbul 2003
Erden Akbulut-Mete Tunçay, Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası, İletişim Yayınları, İstanbul 2016
F. Kandemir, Atatürk’ün Kurdurduğu Komünist Parti ve Sonrası, Yakın Tarihimiz Yayınları, İstanbul 1966
George Harris, Türkiye’de Komünizmin Kaynakları, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1979
Miralay Mehmet Arif Bey, ‘Ayıcı Arif’in Anıları’ Anadolu İnkılâbı, Arba Yayınları, İstanbul 1992
Abidin Nesimi, Yılların içinden, Gözlem Yayınları, İstanbul 1977
Hamit Erdem, 1920 Yılı ve Sol muhalefet, Sel Yayıncılık, İstanbul 2010
Hamit Erdem, Cumhuriyetin Kapattığı İlk Siyasi Parti: -Resmi- Türkiye Komünist Fırkası – Hamit Erdem by toplumsol – 9 Mart 2014


(http://www.toplumsol.org/cerkez-ethem-ve-seyyare-yeni-dunya-gazetesi-hamit-erdem/ )

VİDEO KİTAP OKUMA
https://issuu.com/levo39/docs/cemal___ener___erkes_ethem_olay__
« Son Düzenleme: 06 Nisan 2018, 19:59:20 Gönderen: Solplatform5 »

Çevrimiçi Solplatform5

  • Sorumlu
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 247
Ynt: ÇERKEZ ETHEM DOSYASI
« Yanıtla #3 : 06 Nisan 2018, 18:54:59 »

"Çerkes Ethem vatan haini değildir. Politik hırsları olan iki ağabeyin etkisi altındadır. Onlar subaydır. Ethem bey astsubaydır. Cesur ve inançlı biri. Hiç evlenmedi. Kendini bu işe adadı. Yarı eğitimli kişiliğinin gururu muhtemelen milletvekili ağabeylerinin de etkisiyle İsmet paşayla çekişti. Garp cephesi komutanı. Düzenli ordunun subayları bu gibi şeylerden hoşlanmazlar ve ters tarafa düştü.Cezalandıralacığı korkusuna da düştü. Anadolu'da çokça karşılaşılan şeyler bunlar. Bir tarafa sığınmak zorunda kaldı. Bilinçli bir şekilde Yunan'a sığınma durumu yok. Yunanlılarla bir olup saldırma gibi bir olay da yok. Bu vatan ihaneti değil. Zaten kendisi çok büyük isyanları bastırmış ve önemli işler yapmış biri. Herkes vatan haini diyerek bu işler olmaz bu kez gerçek vatan hainlerini es geçiyoruz" (İlber Ortaylı - 10.11.2014)

2009'da Nokta Yayınları tarafından ilk defa basılan Çerkes Ethem'in Hatıratı'nda kendi durumunu anlattığı bölümü, İşte Ethem'in kendi ağzından "Çerkes Ethem hainmiydi?" sorusunun yanıtı:
 
'BEN KİMİM?'
 
“Ben kimim? Ben emlak ve arazi sahibi, mesut ve rahat yaşayan cömert bir ailenin evladıyım. Merhum babam Ali Bey, malikanesinin bulunduğu Bursa vilayetinde şeref ve haysiyetiyle tanınmış bir kimseydi. Ben, babamın çok sevdiği en küçük oğlu, ağabeyimin de evlatlarına tercih ettiği bir kardeşiydim.
 
BAŞ CAVUŞ ÇERKES ETHEM
 
Subay değilim. Askerlik mesleğine girmeyi çocukken çok istedimse de rahmetli babam iki büyük kardeşimin asker olmalarını yeterli görmüş olacak ki, beni bu şereften mahrum etti. Bununla beraber ben aynı hevesle on dokuz yaşımda İstanbul’a kaçmış, er olarak süvariliğe girmiş, okuryazar olduğumdan dolayı talimhanelerde staj görmüştüm. Terhis tezkeremi başçavuş olarak aldım. Daha sonra Balkan Savaşı sırasında İstanbul’a geçerek Makriköy’de (Bakırköy) bulunan süvari subay okuluna ayrılmış ve bir müddet geçince de süvari subay vekili olarak Çürüksulu Mahmut Paşa kolordusunun karargah muhafız bölüğünde bulunmuştum, Bu kolordunun Bulgarlarla Çongri’de yaptığı muharebeyi yakından görerek, o kargaşalık arasında bağlı olduğum karargahla Çatalca’ya dönmüştüm. Daha sonra bölüğümle tekrar tatbikat okuluna gittim. Orada birkaç ay kalarak Bandırma’da olan ailemin yanına geldim. Fiili olarak askerlik hayatım bundan ibarettir.
 
"RUSLARA KARŞI SEFER ETTİM"
 
Birinci Dünya Savaşı’nın ilk senesinde, büyük kardeşim Raşit Bey’in kendi başına askeri ve siyasi bir maksadı hedef tutan, Kürtlerden ve başka milletlerden toplanmış Teşkilatı Mahsusa kuvvetleri ile önce Ruslara karşı, daha sonra da İran’ın güneyindeki ingiliz bölgesinde ve Afganistan sefer heyetinde bulundum.
 
Ben kuvvetlerim için eğitim fırsatı bulamadım. Fakat onları kahramanca dövüşmeye alıştırdım ve devamlı olarak silah elimde yaşadım. Askerlerim de her zaman silahlıydılar. Hele Birinci Dünya Savaşı bozgunundan sonraki silah azlığı dikkate alınırsa, şahıslaRI seçmekte ne kadar isabetli olduğum meydana çıkar.
 
NE İDAM CEZASI VERDİM NE HARAÇ ALDIM
 
Bana karşı iki itham ileri sürülmüştür: İdam cezalan vermek ve haraç almak. Kuvvetlerimin bulunduğu yerlerde irtikap, rüşvet, gasp, hırsızlık pek az olurdu. Bunun sebebi, suçluları ara sıra idam ettirmemdi. Ne gibi hallerde nasıl cezalar verdirdiğimi Yozgat ve Düzce isyan hareketleri sırasında anlatacağım. İsyan olan yerlerde vazifeye yolladığım bazı müfreze kumandanları uygunsuzluk yapmış olabilirler. Bunu da kaydederim.
 
Seyyar haldeki kuvvetlerimin iaşelerim kendi usulüm üzere temin ederdim. Bir yerde kaldığımız zamanlarda da İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinden Önce Müdafaa i Hukuk ve işgalden sonra da Reddi İlhak ve daha sonraları Müdafaai Milliye cemiyetleri vasıtasıyla askerlerimi beslerdim.
 
PARAYI CEPHANE ALABİLMEK İÇİN
 
Maaşlarımı da bu cemiyetler vasıtasıyla verirdim. İşgalden önce Yunan tehlikesi belirdiği vakit İzmir Valisi Rahmi Bey’den elli bin lira ve isyanları bastırma sırasında Adapazarı tüccarlarından Arapzade bilmem kimden elli bin lira, bir de Karacabey eşrafından birisinden beş bin lira almıştım. Cepheleri teşkil etmek, kuvvetlerimi tutmak, itilaf devletlerinin işgalleri altındaki Afyon ve Kütahya mühimmat depolarından gizlice cephane alabilmek için bana para lazımdı..."
 
"ASLA VATAN HAİNİ DEĞİLİM"
 
Ethem kendine dair 'eşkıyalık' iddialarına böyle yanıt veriyor. Hainlik ile ilgili suçlamalara ise şöyle diyordu:
 
“Suçlular affedilmeyi kabul eder, ben suçlu değilim. Aziz vatan için herkesten önce yola çıktım, mevki ve şeref düşünmedim. Bu durumda dönmektense iftiraya uğramış bir mağdur olarak ölmeyi tercih ederim. Bugün dahi sebeplerini bilmediğim için izahtan mahrum olduğum sebeplerle memleketim, vatandaşlarım ve tarih huzurunda ihanetle tescil edilmiş durumdayım. Kesinlikle ithamların ağır mesuliyetine layık bir günahkar değilim; fakat gerçekleri tarafsız bir mahkeme huzurunda izah edebilecek miyim? Hayır. O halde gurbette devam edecek ve gurbette öleceğim. Ta ki akıbetim günün birinde o ilk günlerin tarihini yazmak isteyen kimselerin dikkatini çeksin ve meseleyi baştan sona ele alsınlar. Belki çok hatalarım olduğunu, fakat asla vatan haini olmadığımı tespit etsinler.”
« Son Düzenleme: 06 Nisan 2018, 20:01:20 Gönderen: Solplatform5 »

Çevrimiçi Solplatform5

  • Sorumlu
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 247
Ynt: ÇERKEZ ETHEM DOSYASI
« Yanıtla #4 : 06 Nisan 2018, 19:00:28 »

"İNÖNÜ: Ethem beyefendi. Ben Miralay İsmet. Şu anda yanımda ağabeyiniz Reşid beyefendi ile Yusuf İzzet Paşa hazretleri var. Cümlemiz gazanızı tebrik ederiz. Büyük bir muvaffakiyet kazandınız. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa hazretleri de muhabbetle gözlerinizden öpüyor ve samimi tebriklerini iblaga bizleri memur etmiş bulunuyor. Nasılsınız? 
ÇERKES ETHEM: Çok teşekkür ederim efendim. Çok şükür iyiyim. Buradaki tedip hareketleri bitti. Anzavur mel'unu mağlup ve perişan kaçtı. Salihli Cephesi’ne karargahıma dönüyorum. Yunanların taarruzundan endişe ediyorum.
İNÖNÜ: "Ethem Bey... Anzavur'u tepelemekle Ankara'yı kurtardınız. Size hepimiz minnettarız. Bu güzel neticeyi ancak siz alabilirdiniz. Fakat şimdi burada daha büyük diyeceğim bir tehlike var: Ali Fuat Paşa hazretleri Geyve'de. Yirminci Kolordu Kumandan Vekili Mahmut Bey Düzce'de asiler tarafından pusuya düşürülerek maalesef şehit edildi. Kuvvetlerimiz bozuldu. BoIu-Mudurnu-Adapazarı asilerin elinde. İsyanın diğer mıntıkalara sıçramasından korkuyoruz. Ankara'nın şimal-i garbisindeki isyanları bastırmaya giden Arif Bey'de maalesef muvaffak olamadı. Ali Fuat Paşa hazretleri sizinle teması vasıtanızla temin edebildi. Sür'atIe imdadına gelmenizi rica ediyor.

Ethem Bey, her türlü ayrılık ve huzursuzluğun İsmet Paşa ile başladığı hususunda ısrar eder. Hatta kendisine (ÇERKEZ) lakabının takılmasının bile İsmet Paşa'dan sonra olduğunu söyler. Halbuki ırkçılık gayreti gütmediğini belirtir ve: "Hepimiz Osmanlı idik. Eğer milliyet ve ırk tefriki yapılmaya kalkışılsa idi yedi göbek seceresi karışmamış, vatanda kim kalırdı" der.

Garp cephesindeki değişiklikten sonra, kumandanı olduğu "Kuvva-i Seyyare"yi Çok ustaca bir programla tasfiye etme planının tatbikata konulduğunu gören Ethem Bey, kendisine ilk planda İsmet Paşa'nın muhatap olacağını düşünerek görüşmek ister, Eskişehir'e gelir. O akşam ziyaretçi kabul etmeyeceğini bildiren İsmet Paşa'nın makam odasına gider ve kapıyı vurmasıyla girmesi birolur. Maiyetindeki muhafızları dışarıda bırakmıştır. Aniden Ethem'i karşısında bulan İsmet Paşa'yı, Çerkez Ethem şöyle tasvir ediyor: " Başını kaldırınca beni gördü. Bakışlarında hayret ve ürkeklik vardı. Ayağa kalktı, şaşırmıştı tereddüt geçirdi, sonra süratli adımlarla bana doğru geldi. Yüzündeki şaşkınlığı hemen tebessüme çevirmeyi başardı. İki eliyle ellerimi tuttu, daha sonra ellerini kollarıma doğru çıkardı ve o vaziyette konuşmaya başladı: "Ne vakit teşrif buyuruldu?. Elleriniz sıcak ve ateşIi. Doktorunuz seyahatinize nasıl müsaade etti? Hastalığınızı hakikaten merak ediyordum. Şöyle buyurun."

...

"Fakat Ethem kararlıdır: "Samimiyetten eser kalmayan müşterek mesaimize son vermeye geldim. Niçin böyle yapılıyor, anlayamıyorum. Aleyhimize gizli-açık birçok tedbirlere başvuruluyor. Ricam şudur: Eğer kendinize ait olmasını istediğiniz, fakat açıkça ifade edemediğiniz hususlar varsa bunları işte karşı karşıyayız, cesaretle söyleyiniz." diyen Ethem, arada konuşmak isteyen İsmet Bey'i susturur ve "Ben sizinle açık ve ciddi konuşuyorum ve böyle olmanızı rica ederek açık ve samimi cevap bekliyorum "diyerek sözlerini bitirir."
( https://mustafaasahinn.tr.gg/%C7erkes-Ethem.htm)

DERLEMEDİR / EZÇ


 
« Son Düzenleme: 06 Nisan 2018, 20:02:52 Gönderen: Solplatform5 »