Gönderen Konu: Din Üzerine  (Okunma sayısı 151 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Salih58

  • İleti: 12
    • Profili Görüntüle
Din Üzerine
« : 11 Nisan 2018, 22:04:44 »
Din karşıtı olan, kendilerini bu karşıtlıkları üzerinden tanımlayan grupların, dine yönelik bakış açıları ve eleştirileri genel olarak yüzeysel teolojik konular üzerinde yoğunlaşması hasebiyle, tarihsel süreç içerisinde toplumlarda dini ortaya çıkartan sebeplere çoğu zaman nüfuz edilememektedir.
Diğer yandan dinleri ortaya çıkartan sebepleri göz ardı ederek bizzat dinin kendisini bir sebep olarak algılayan, tüm olumsuzlukların kaynağını onda gören anlayışlarda dış dünyanın insan zihnine olan etkilerinin bir ürünü olan dinleri, yani dinsel düşüncenin bizatihi kendisini belirleyici kıldığı ölçüde, eleştirdiği dinlerle aynı idealist felsefi zeminde buluşmaktadır.
Halbuki dinler, maddi dünyada insanların yaşamları üzerinde egemenlik kuran dış güçlerin, onların zihinlerine yönelik bir yansıması, dünya dışı varlıklar biçimini alışıydı ki bu bağlamda dinin kökenleri de bizzat maddi dünyanın kendisinde aranmalıydı.
İlk başta insanoğlu üzerinde egemenlik kuran güçler daha çok doğa güçleriydi ve bunun insan zihnine olan yansıması; totemler, kültler, mitolojik varlıklar gibi kavramlarla oldu.
Fakat insanların iktisadi ve toplumsal gelişimleri hızlandıkça, doğa güçleri ile birlikte ve hatta ondan çok da yoğun bir şekilde insanların karşısına toplumsal güçler dikilmeye başladı ve buna paralel olarakta bu tür çok tanrılı, totemler üzerine kurulu ilkel inanç sistemlerinin yerini her şeye gücü yeten tek bir tanrının yer aldığı semavi dinler aldı.
Bu açıdan bakıldığında dinlerin, insanlık tarihi içerisinde ortaya çıkan, insanlık üzerinde egemenlik kuran maddi dünyaya ait unsurların, insan zihninde yarattığı olgular olduğu görülür.
Bu olguların değişimi ya da aldığı farklı biçimler doğrultusunda da dinlerin kendisininde tarihsel süreç içerisinde şekil ve biçim değiştirdiği görülür.
Dolayısıyla da dinin ortadan kalkışının mümkün kılınışı, dinlerin teolojik ya da mantıki düzlemde bir eleştirisi üzerinden değil, onu ortaya çıkartan, onun insan zihninde yaratılışını mümkün kılan maddi ilişkilerin hedef alınması ile mümkün kılınabilirdi ancak...
Yani insanı tutsak eden, onun üzerinde egemenlik kuran güçlerin aşılması yolu ile onun insan zihnindeki bir yansıması olan dinler ortadan kaldırılabilirdi ki, bugün insanlığı egemenliği altında tutan bu en temel güç, bizzat mevcut kapitalist üretim ilişkileri ve üretim araçlarının kendisidir.
Engels'in belirttiği gibi; ''Toplum tüm üretim araçları üzerine elkonması ve planlı bir biçimde kullanılması aracıyla, kendini ve bütün üyelerini şimdilik kendileri tarafından üretilmiş ama karşılarına ezici bir yabancı güç olarak dikilen bu üretim araçlarının onları egemenliği altında tuttuğu kölelikten kurtardığı zaman, yani insan yalnızca önerir olmaktan çıktığı ama düzenleyicide olduğu zaman, işte ancak o zaman dinde yansıyan son yabancı güç ortadan kalkacak ve yansıyacak hiç bir şey bulunmaması nedeniyle, dinsel yansının kendiside ortadan kalkacaktır.''
Dolayısıyla bakıldığında Marksizmin dine olan yaklaşımının yüzeysel bir şekilde, onu ortaya çıkartan maddi ilişkilerden bağımsız bir düşünsel karşıtlık üzerine kurgulanmadığı görülür.
Marksist bakış açısı, dinin, insanlık üzerinde tahakküm eden güçlerin ve yabancılaşmanın bir ürünü olduğu gerçeğinden ve bugün bu tahakkümün kapitalist üretim ilişkilerinde ifadesini bulduğu ve bu üretim ilişkilerinin insanlık üzerindeki prangalarının kırılarak, mülkiyet, üretim ve bölüşüm ilişkilerinde insanın belirleyen bir özne konumuna yükseldiği ölçüde din olgusunun aşılabileceği ve ortadan kalkabileceği gerçeğini ifade eder.

« Son Düzenleme: 11 Nisan 2018, 22:27:16 Gönderen: Salih58 »