Gönderen Konu: Tutarlı Demokratlar; Proleterler  (Okunma sayısı 134 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Salih58

  • İleti: 12
    • Profili Görüntüle
Tutarlı Demokratlar; Proleterler
« : 15 Nisan 2018, 18:21:23 »
Lenin, Sosyal Demokrasi'nin İki Taktiği'nde şöyle der; ''Sınıf olarak burjuvazinin kapitalist toplumda tuttuğu yer, onu, demokratik devrimde kaçınılmaz olarak tutarsızlığa götürmektedir. Sınıf olarak proleteryanın tuttuğu yer, onu tutarlı bir demokrat olmaya zorlar. Burjuvazi, proleteryayı güçlendirme tehlikesi yaratan demokratik ilerlemelerden korktuğu için geriye dönüktür. Proleteryanın zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi yoktur, ama demokrasinin yardımıyla kazanacağı tüm bir dünya vardır... Bu sınırlar içerisinde proleteryanın çıkarları uğruna, ivedi gereksinimleri uğruna ve geleceği kesin zaferi için
güçlerini hazırlamasını olanaklı kılacak koşullar uğruna savaşabiliriz ve savaşmalıyız. Burjuva demokrasisi vardır,
burjuva demokrasisi vardır.''

Lenin, hiç bir zaman sosyalizm mücadelesini salt bir demokrasi mücadelesi olarak görmemişti ama aynı Lenin, demokratik kazanımların sınıf hareketine sağladığı faydaları ve hareket alanını da inkar etmemişti.
Bakıldığında kapitalist üretim ilişkilerinin gelişimi ve sınıf hareketinin yükselişine paralel olarak burjuvazi, 18. yüzyıldaki özgürlükçü perspektifini terk etmek zorunda kalmıştı.
Artık Fransız Devrimi ile ifadesini bulan şekilde özgürlüklerin savunusu, monarşiye karşı mücadele, burjuvazinin sınıfsal değerlerini ihtiva etmiyor, onun sınıfsal çıkarlarını temsilini mümkün kılmıyordu.
Savundukları demokrasi, büyük oranda sınıfsal egemenliklerinin bir ürünü olan, o sınıfsal egemenliğin izlerini taşıyan, sadece o sınıf için söz konusu olan bir mahiyet alıyordu.
Bu sebeple burjuvazi, giderek 18. yüzyılda karşı olduğu gerici güçlerin niteliğine bürünmeye, kendi gerici iktidarlarını tehdit eden unsurların ifade ve örgütlenme hürriyetlerini zapturapt altına alma eğilimini göstermeye başlıyordu.
Zira artık her demokratik kazanım, burjuvazinin sınıf egemenliğinin  ve bu egemenlik üzerine kurulu sömürü düzeninin teşhirini mümkün kıldığı ölçüde, burjuvazi için bir mevzi kaybını ifade ediyordu.
Ayrıca demokratik kazanımlar, burjuvazinin sınıfsal egemenliğini hedef alan işçi hareketinin örgütlenişi, kendisini ifade edebilmesi ve siyasallaşabilmesini mümkün kılacak bir hareket alanı sağladığı doğrultuda devrimci bir karakterde kazanıyordu.
Diğer yandan dönemin gittikçe otoriterleşen devlet iktidarları, toplumun bireysel ve toplumsal özgürlükleriyle ilintili alanlara bir karabasan gibi çökerken, bu da beraberinde toplumdaki bireysel özgürlükler ile ilintili talepleri yükseltiyordu.
Bu ise Komünist hareketi, bu talepleri devrimci mücadeleye kanalize ederek, bu kitlelere önderlik etme ve onları devrimci mücadeleye yönlendirebilme fırsatını doğuruyordu.
Bu bakımdan otoriter iktidarlara karşı demokrasi mücadelesi, sosyalizm mücadelesinin kapsamına giren bir siyasal araç ve üzerinden muhalefet üretilebilecek nitelik kazanıyordu, tıpkı bugünde olduğu gibi...
Çoğu Komünist fraksiyon, sınıf mücadelesini, Lenin'in dar bir ekonomizm olarak yerden yere vurduğu şekliyle siyasi nitelikten soyutlanmış bir sendikal savaşımdan ibaret gördüğü için bu mücadelenin taşıdığı anlamı kavrayamadılar.
İşçi hareketinin kitleselleşebilmesinin ve siyasal bir nitelik kazanabilmesinin, otoriter iktidarlara karşı demokratik kazanımların savunusundan bağımsız olmadığını anlayamadılar.
« Son Düzenleme: 16 Nisan 2018, 00:38:02 Gönderen: Salih58 »