Gönderen Konu: DEVLET VE DEMOKRASİ ÜZERİNE KISA ANIMSATMALAR!  (Okunma sayısı 457 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 2916
DEVLET VE DEMOKRASİ ÜZERİNE KISA ANIMSATMALAR!
« : 21 Temmuz 2018, 12:49:27 »
Günümüzde, solun sorunlu alanlarından biriside DEVLET konusudur.
Sol içersinde, bu alanda da belirgin bir ortaklaşma sağlanamamıştır.
Geçmiş yaşanan deneyimin bu sorunsalda etkisi büyüktür.

Devlet Marksistlere göre, sınıf karşıtlıklarının bir ürünü olarak, sınıflı toplumlarda bir gereksinmedir.
Bu bir egemenlik sorunudur ve özü diktatörlüktür.

İster burjuva demokrasisi olsun, ister proleter demokrasisi; sonuçta her ikiside öz olarak diktatörlüktür.
Her ikisi de bir sınıf egemenliği biçimi olarak, bir sınıfın diğerleri üzerinde, onu tahakkümü altına alabilmesi için kullandığı baskı ve zor aygıtıdır.

Marks,Gotha Programının eleştirisinde; Kapitalist ve komünist toplumlar arasında, birinden diğerine uzanan, devrimci geçiş dönemine denk düşen devleti, Proleteryanın Devrimci Diktatörlüğü olarak tanımlar.

Lenin bu devleti, en ileri burjuva demokrasisinden daha ileri bir devlet olarak tanımlar.
Bu devlet,burjuva demokrasisine göre,coğunluğun diktatörlüğü olduğundan,daha demokratiktir.

Sınıfsız toplumda,yani proleteryanın sınıf olarak burjuvaziyi ortadan kaldırdığı,dolayısıylada karşıtı yok olduğu için,kendisinin de ortadan kalktığı bir toplumda devlet sönümlenmiş ve ortadan kalkmıştır.
Lenin Devletin olduğu bir toplum da özgürlüğün olamıyacağını söyler.

Reel Sosyalizm sürecin de, teorinin kendilerine uymadığını görenler, teoriyi kendilerine uydurarak, henüz karşıt sınıfın tüm dünyada hala ekonomik,siyasal ve ideolojik olarak etkisini sürdürdüğü bir dönemde, Proletarya Diktatörlüğünün artık aşıldığını vaaz ederek, HALKIN DEVLETİ gibi UCUBE bir kavramı icat etmişlerdir.

Proletarya Diktatörlüğü sadece tek bir ülkede karşıt sınıfın baskılanması anlamına gelmez.
Proletarya Diktatörlüğü aynı zamanda tüm dünyadaki Devletleri ortadan kaldırmanın politik şiddetidir de!
Ortadan kalkması da ancak evrensel planda Kapitalizmin ekonomik,siyasal ve ideolojik olarak ortadan kaldırılmasıyla olasıdır.

Onlara göre Sovyetlerde artık karşıt sınıf ortadan kalktığı için onu baskılayacak bir devlete de gerek yoktur.
Bu nedenle de Devlet TÜM HALKIN DEVLETİDİR!

Oysa gerek Marks,gerekse Engels, çok öncesinden bu kavramı mahkum etmişlerdir.
Engels de bu konuda şunları söyler ;

"Devlet üzerine bu gibi gevezeliklere son vermek gerek, özellikle sözcüğün tam anlamıyla bir devlet olmamış olan Paris Komünü deneyiminden sonra. Daha Marx’ın Proudhon’a karşı kitabından beri ve daha sonra da Komünist Parti Manifestosu’nda sosyalist toplumsal düzenin kurulmasıyla devletin kendiliğinden dağıldığı ve yok olduğu açıkça söylenmiş olmasına karşın, anarşistler yeteri kadar halkçı devleti kafamıza çalmış durumdalar. Devlet, savaşımda, devrimde devrim düşmanlarını bastırmak için yararlanmak zorunda olduğumuz geçici bir kurumdan başka bir şey olmadığına göre, özgür HALKÇI bir devletten bahsetmek saçmadır: proletaryanın devlete gereksinmesi olduğu sürece, o bunu, özgürlük için değil, hasımlarını alt etmek için kullanacaktır. Ve özgürlükten söz edilmesi olanaklı olduğu gün, devlet, devlet olarak ortadan kalkmış olacaktır." (A.BEBELE MEKTUP).
Marks ve F. Engels, Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi, Sol Yayınları, Ankara 1976, s. 40-41.


Bir başka yanlışta özgürlükle demokrasinin biribiri ile karıştırılmasıdır.
Engels yukardaki alıntısın da özgürlükten söz edilmesi olanaklı olduğu gün, devlet,devlet olarak ortadan kalkmış olacaktır diyerek, demokrasi var olduğu sürece özgürlüğün olamıyacağını dile getirir.

Yine Lenin,özgürlükle demokrasinin aynı şeyler olmadığını şu sözleriyle açıklar.

"Çoğunlukla "özgürlük" ve "demokrasi" kavramlarının aynı anlama geldikleri kabul edilir ve sık sık birinin yerine öteki kullanılır. (Başlarında Kautsky, Plehanov ve avenesi olmak üzere) vülger Marksistler de bu konuda aynen böyle düşünmektedirler. Gerçekte ise demokrasi özgürlükle bağdaşmaz. "(Gotha Programının Eleştirisi Üzerine).

Önce diktatörlük kavramı üzerinde duralım!
Burada temel nokta diktatörlük değildir.
Temel nokta bu diktatörlüğün, sınıfın mı yoksa,bir avuç öncünün veya partinin sınıf adına bu diktatörlüğü uygulamasımı olduğudur.
Geçmişte yaşanan uygulamadaki olumsuzluğun temeli buradadır.

Sovyet deneyimine baktığımızda, bu diktatörlüğü sınıf adına öncünün, partinin üslendiğini görürüz.
Gerçekte sınıfın olması gereken devlet, sınıf adına öncünün ve partinin olmuştur.

Böyle olunca parti, yapısında olması gereken hiyerarşik ve merkezci işleyişi devlete taşımış.
Böylece bürokrasiye kendini geliştireceği, besleneceği bir alan yaratmıştır.

Lenin yaşamının sonlarında, sınıfın organları olması gereken Sovyetler, partinin organları haline gelmiştir diyerek bu olumsuzluğun altını çizmiştir.

Demek ki devletin özünün diktatörlük olmasının bu olumsuzluklarla ilgisi yoktur.
Devletin sönümlenmesinde,bu iktidar organlarının işleyişinin önemi büyüktür.

İşte burada karşımıza Doğrudan Demokrasi kavramı çıkmaktadır.
Doğrudan Demokrasi bir işleyiş ilkesidir.
Halkın doğrudan,aracısız yönetime katılması yoluyla ,kendi kendini yönetme biçimidir.

Yönetmek için ortada bir erkin olması gerekir
Doğrudan demokrasi, işçi sınıfı iktidarında hem devletin, hemde sınıfın diğer kurumlarının işleyiş ilkesidir.

Ancak Doğrudan Demokrasi aynı zamanda bir kültürdür.
Geleceğin kollektif dayanışma kültürünün temelini oluşturan bir olgudur.

Doğrudan demokraside,aracılara gerek yoktur,halk bizzat kendi oluşturduğu örgütlerle(mahalle konseyleri,fabrika komiteleri gibi) siyasi erkin gerçek sahibi olmalıdır.

İşyeri Komiteleri işçilerin hem üretimde,hem üretimin planlanmasında hemde pazarda etkin olduğu,işçilerin yeniden ÖZNE konumuna yükseldiği, yatay örgütlenmiş komünal yaplanmalardır.

Mahalle Komiteleri ise işçi ve emekçilerin işyeri dışında ki yaşam alanlarında bir araya geldikleri,yaşam alanları üzerinde ortaya çıkan sorunlara çözüm aradıkları, doğrudan demokratik yapılardır

Buralarda insanlar,  yerelde ve geneldeki sorunlarına sahip çıkmakta, bu sorunların çözümü için neler yapılması konusunda düşünce paylaşmakta ve bu sorunların çözümünde doğrudan özne olmak istemektedirler.
Bu işleyişlerde  demokrasi,artık  temsili olmaktan çıkmış,katılımcı bir nitelik kazanmıştır.

Yani Doğrudan Demokrasi, sınıf egemenliğini sağlayan ve özü diktatörlük olan devlete içkin bir kavramdır .
Doğrudan Demokrasi,işçi sınıfının,sınıf egemenik biçimi olan Proleterya Diktatörlüğünün, yani proleter devletin işleyiş ilkesidir.

Demokrasi bir "seçilmişler" rejimi olduğu için,Doğrudan Demokraside de seçilme koşuldur.
Ancak bu seçilmenin biçimi temsili değil,katılımcı olmasıdır, yani halk,bu seçimde bir aracı kullanmaz.
Üstelik seçilenlerin,yine seçenler tarafından geri çağrılma hakkı mutlaktır.

Demek ki,kabaca,iki temel unsur doğrudan demokrasiyi belirler.
1)Halkın doğrudan seçimi ve yönetime katılması.
2)Halkın seçtiklerini,yine kendisinin geri çağırma,mutlak hakkı.

Ancak baştan beri söylediğimiz Komünistler’in sonul amaçları DEMOKRASİSİZLİKTİR.
Lenin’e tekrar dönersek;

“Gelişmenin diyalektiği (ileriye doğru seyri) şöyledir: mutlakiyetten burjuva demokrasisine; burjuva demokrasisinden proleter demokrasisine; proleter demokrasisinden demokrasisizliğe.”( "(Gotha Programının Eleştirisi Üzerine)

Bu da  ancak, sınıfların ve varlık nedeni sınıflar olan Devletin ortadan kalktığı KOMÜNİST TOPLUMDA olasıdır.
veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET