Gönderen Konu: TKP'NİN 98 YILININ ARDINDAN!  (Okunma sayısı 330 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi veda

  • İleti: 3058
TKP'NİN 98 YILININ ARDINDAN!
« : 07 Eylül 2018, 20:16:37 »

10 Eylül 1920 TKP'nin  kuruluş yılıdır.
Dile kolay 98 yıl, nerdeyse bir asıra sığan bir geçmiş, bir tarihsellik!

O dönemden bu yana yaklaşık bir asıra yakın zaman geçti ve bu süreçte TKP ateşi de, ihaneti de, hem dıştan, hem de içten yaşadı.
TKP nin tarihi, bu ülkenin sol hareketinin de tarihidir aslında!

Bu tarihsellik eğer bugüne kadar gelebilmişse, zaman zaman kesintilerle ve boşluklarla karşılaşsa da, bu kesintilere yol açan ihanetlere ve baskılara karşın yinede ayağa kalkmasını başarabilmiştir.

Mustafa Suphi ve yoldaşları 1920 nin 10 Eylülün de TKP yi kurarken, çağ açmış, çap kapatmış, ilk defa  işçi sınıfının da iktidar olacağını  dosta, düşmana göstermiş 1917 Ekim Devrimi’nin tüm komünistlerde yarattığı çoşku ile, benzer bir Devrimi gerçekleştirmek hedefi taşıyorlardı.
Onun için ülkeye gelerek, milli mücadeleye katılarak, bu mücadeleden Devrimci Vazife çıkartmak amacını  güttüler.

Bu amacın farkına varan Kemalist Burjuvazi, Rusyada ki durumun yaşanmaması için, Mustafa Suphi ve yoldaşlarını Mustafa Kemal’in emriyle, tetikçisi Topal Osman ve arkadaşlarına Karadeniz de KATLETTİRDİ!

XXXXXXXXXX

1920 de kurulan TKP bu gün, bir kısmı farklı geleneklerden gelse de kendine Komünistim diyen siyasal oluşumların büyük çoğunluğunun sahiplendiği, mirasına sahip çıktığı bir PARTİDİR.

Tabi ki kendine Komünistim diyen siyasal yapıların 1920 de kurulan TKP yi sahiplenmesi o mirasa sahip çıkması Komünist Hareket açısından sevindirici bir durumdur.

Ancak bu tarihsellik bugün o mirasa sahip çıkanlarca farklı yorumlanmaktadır.
Özellikle bu konuda en derin görüş ayrılığı ŞEFİK HÜSNÜ DEĞMER konusundadır.

Kimileri Şefik Hüsnüyü bu tarihsel bütünlük içersin de görürken, kimileri de Şefik Hüsnüyü bu tarihsellikten KOPUŞ olarak görmektedir.
Bu konuda yasaklı TKP nin sitesinde ki bir yazı yararlı olabilir.
http://www.tkp-online.org/sites/default/files/201410.pdf.

Bir diğer ayırım noktası da yukardaki ayırımın devamı niteliğinde, Mustafa Suphiler'in Anadoluya neden geldikleri ile ilgilidir.
Yine kimileri bu gelişi milli mücadeleye destek olmak için geldiler diye belirtse de, kimileri bu gelişin aslında milli mücadele süreci  sonrasında bu topraklarda bir işçi köylü şurası kurmak, bu yolda mücadele etmek amacı taşıdığını söyler.

İşte bu biri biri ile bağıntılı tarihselliğe iki  farklı bakış, bugünde o bakış açılarını savunan sol kesimler içersinde farklı mevzilenmelere neden olmuştur.

Bu mevzilenmelerden birilerinin bugün bile hala bünyelerinde Kemalist Damarın varlığının hissedildiği,  Şefik Hüsnü'den kalan bu mirası taşıdıkları bir gerçektir.

Özellikle Sefik Hüsnüyü sahiplenen ve Mustafa Suphiler'in  Anadolu'ya, Milli Mücadelede Mustafa Kemal'e destek olmak için geldiklerini söyleyenler, her 29 Ekimde, her 30 Ağustosta Başkomutana selam yollayan Burjuva Cumhuriyet savunucularıdır.
Bu savunuculuğuda Mustafa Suphiler'in de tıpkı bir asır öncesinden Mustafa Kemale destek için Anadoluya geldikleri savı üzerine oturturlar.

Oysa Mustafa Suphi'nin Kemalistlerle ilgili ne düşündüğü çok açıktır;
"Türkiye burjuvazisi ,Cumhurreis'in ağzıyla  Eskişehir İstasyonu'nda TKP' ne harp ilan etti. Bu , çoktandır devam eden bir muharebenin burjuva devletinin en yüksek makamı tarafından resmen tasdiki demektir...

M. Kemal komünistlere uzun uzadıya  küfür ettikten sonra onları ordu kuvvetiyle tehdit etmiş ve ilk defa olarak komünistlere karşı mücadelede  Türkiye amelesinden ,köylüsünden ,esnafından yardım dilemiştir.

...Eskişehir Nutku'ndan  alacağımız derse gelince :

Bilhassa her sahadaki faaliyetimizde  , kitlelere bugünkü hükümetin ve Cumhurreisi'nin burjuva mahiyetini anlatmak lazımdır.

Halk Fırkası'nın , Halk Fırkası Hükümeti'nin , BMM'nin, Cumhurreis'inin yüzlerindeki maskeyi yırtmak ve şahısların nasıl burjuva müessesesi ve mümessilleri olduğunu  emekçi sınıfına göstermek TKP'nin önünde duran en mühim meselelerdir."

 
XXXXXXXXXXX

TKP 1920 KİMSENİN TAPULU MALI DEĞİLDİR!
Aynı zamanda bir tarikat bir cemaat örgütlenmesi olmadığı için "Mühür bende, o zaman TKP benim" mantığının Komünistler için hiç bir geçerliliği yoktur.

Sınıf Hareketinin bugünkü verili durumu, işçi sınıfının bugün içersinde bulunduğu durum, her ne kadar birileri var dese de, önümüzde akıp giden hayata bir ÖZNE olarak müdahil olacak durumda bir Komünist Parti'nin olmadığını bizlere göstermektedir.

Daha da somut söylemek gerekirse,  yığınları örgütleyecek ve onları olası bir Devrimci Durumdan, Devrimci Vazife çıkarmaları için hazırlayacak  bir KOMÜNİST PARTİ, Sınıf Hareketinin bugünkü durumunda görülmemektedir.

Özellikle 12 Eylül sonrası, TKP nin tarihsel bütünselliği yine kesintiye uğramış ve siyasal yaşamda bir boşluğa neden olmuştur.
Bu bütünselliği sürdürmek adına TKP yi, çağın ve ülkenin  gereklerine uyan bir program çerçevesinde yeniden ayağa kaldırmak kendine KOMÜNİSTİM diyen herkesin omuzunda asılı bir yük, bir sorumluluktur.

Ama önce Komünistler, Komünistlerin Birliğini, Komünist olmanın olmazsa olmaz ilkeleri etrafında bir araya gelerek sağlamalı ve  bu sorumluluğu yerine getirmenin ilk adımını atmalıdırlar.

Sonrası, çağın gereklerine uygun, yığınların önüne Kapitalist "Uygarlığa" alternatif yeni bir UYGARLIK PROJESİNİ içeren somut bir programla TKP yi yeniden ayağa kaldırmak kalmaktadır.

Son bir not düşelim;
Yazdıklarımızdan birileri rahatsız olmuş,anlaşılan zülfü yare dokunmuşuz.
O nedenle bizleri bir işe yaramayan,SOSYAL MEDYA gevezeleri olarak tanımlamışlar.

Sonuçta bizler birer bireyiz ve tek başımıza, yazmanın dışında(onlara göre sosyal medya gevezeliği) bu aşamada elimizi altına sokacak bir taş göremediğimiz için yapacak çok fazla bir şeyimiz  yok.

Bence bizi böyle niteleyen,kendinin sınıfın öncü gücü olduğunu İDDİA edenler, önce dönüp bir AYNAYA bakacaklar!
O aynada bugün İŞÇİ SINIFININ kimlerin eline terk edildiği, nasıl bir perişanlık içersinde olduğu görünmektedir.

veda
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi, kimi odesada yatar, kimi prag\'da, istanbul\'da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür, sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi...NAZIM HİKMET