Gönderen Konu: "İDAMLARI İMZALARKEN ,ELLERİM HİÇ TİTREMEDİ" dedi!  (Okunma sayısı 335 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1819

24 Ocak 1980'de açıklanan IMF destekli kararlarla , serbest piyasa kurallarının tam olarak işletilmesi sonucu sermayeye gümüş tepsilerle her türlü olanak sunulmuş olup kapitalizme entegre olma süreci başlatılmıştır.

IMF ,o dönemde tüm dünyaya " EKONOMİK İSTİKRAR" programını uygulatıyordu. Ve bu uygulamadan, doğal olarak en fazla payı emekçi kesim almıştı. Özelleştirme furyası, ekonomik ve sosyal anlamda emekçilere ciddi kayıplar yaşatılırken ,faiz oranlarının serbest bırakılmasıyla ortaya yabani ot misali çıkan bankerler  vasıtasıyla bankalar aylık %15 ile para topluyordu .( Yıllık enflasyon %30 .) Enflasyonun altı katı faiz! Ne oldu ? Patladı! Bankerzedeler...

Bu süreçte sermaye de görülmemiş oranda ( Hatta resmi oranların dışında) faizlerle ,emekçinin sırtından sermayesini katlamaktan bitap düşmüştü! Yattıkları yerden voleyi vurdular! Bitleri faizle iyice kanlanan sermaye rantiyecilikte sınır tanımıyordu.

Sermaye düzeninin yarattığı 12 Eylül faşizmi tarafından;650 bin kişinin gözaltına alınması, 230 bin kişinin yargılanması, 7 bin kişi için idam cezasının istenmesi, 50 kişinin idam edilmesi, 171 kişinin de işkencelerde öldürülmesi,çok daha fazlasının yine işkencelerde sakat bırakılması ;ilaveten kapatılan dernekler, sol-sosyalist içerikli tüm yayınların yasaklanması , sendikaların kapılarına kilit vurulması gibi faşizan baskılarla burjuvazinin geleceği teminat alındı.

12 Eylül faşist darbesini takiben ücretler ve maaşlar donduruldu, toplu sözleşme yapma hakları askıya alındı ve bu şartlarda  %30' ların üstüne çıkan bir enflasyon oranıyla emekçiler boğuşmaya başladılar.

ABD 'nin ve Avrupa güçlerinin desteğini alan 12 Eylül'de TSK'nin tankı,topu ,tüfeği yetmemiş NATO da 3.000  askerle Trakya'da askeri manevralar yaparak arkanızdayız/yanınızdayız diyordu !

Bir sonraki yılda da  Almanya'nın , SPD ( Sosyal Demokrat) üyeleri de dahil olmak üzere Türkiye'ye göndermiş olduğu meclis delegasyonu : Türkiye'de , “diktatörlük rejimi” ve “işkencenin sistematik bir uygulaması” bulunmadığını ilan etti.
Almanya Dış İşleri Bakanlığı'nın, bu yalanları tekrarlaması da   Türk mültecilerin çoğunun iltica başvurusunun reddedilmesine temel oluşturdu.

Bu omzu kalabalıkların hesaplarına göre, darbe,iflas eden ekonomiyi rehabilite etmek ve parlamento ve hükümetin yapamadıkları bir şey olan “üniversitelerde” “kaos ve anarşi” ye son vermek için gerekliydi.

1923'te kapitalizmin kucağında doğmasından bu yana ülkedeki tüm hükümetler ,başarısız oldukça giderek daha fazla dış krediye dayanarak bu sorunu çözmek için boş yere çabaladılar;  nafileydi , çünkü bu çabalar olmayan ekonomi politikalarını zayıflatmada kaldıraç görevini gördü.

12 Eylül öncesi, birileri İslami teokratik düzen kurma sevdasındayken (Erbakan) ,birileri de  demokrasinin “Yahudilerin bir icadı” ve “düşüşün başlangıcı” olduğunu ve “komünist nüfuz için üreme alanı” yarattığını ilan etti. Bu partilerin ölüm mangaları solu ,Kürtleri ve  Alevileri katletti ve de  Demirel Efendi işlenen cinayetleri  : " Bana sağcılar cinayet işlediler dedirtemezsiniz " diyerek  “vatansever işler” olarak savundu.

Sağcı terör ve askeri darbe hazırlıklarına rağmen işçi sınıfı, burjuva  düzen partisi CHP ve sendikaların  ulusalcılık sevdasından  dolayı siyasi olarak silahsızlandı. Ve işçilere, emekçilere  umutlarını yeşertecek yerin ulusal burjuvazinin ilerici kısmı ve ordu olduğunu dahi ima ettiler. Aşamalı devrim !!! Doğal ki bu perspektif,  Sosyal Demokratların ve sendika bürokrasisinin işçi sınıfı üzerindeki etkisini güçlendirmeye ve 12 Eylül darbesinin yolunu açmaya hizmet etti.

12 Eylül'e giden süreçte ;hangi sınıfın , hangi rolleri neden-sonuç ilişkisi bağlamında  tahlil edersek sermayenin sanık sandalyesine oturtularak sorgulanması gerektiği gerçekliği ile karşı karşıya kalırız. Söz konusu gerçeklik, somut anlamda ortaya konulmadığı için 12 Eylül'ün doğrudan sonuçlarını bugün hala yaşıyoruz.

Devrim ,devrimci kalkışma gibi deneyimlere sahip değiliz ama mücadele açısından çok zengin deneyimlere sahibiz! Deneyimlerden çıkardığımız dersler de üstüne eklenince kim tutar işçi sınıfını,emekçileri! Yeter ki , demir disiplinli öncü bir komünist partimiz ben buradayım desin !

Emperyalizm çağının, siyasal gericilik çağı olduğunu belirten Lenin ne kadar da haklıydı. Burjuvazinin ,demokratik sorunların çözümünde yer almasının tam bir liberal hayal olduğunu söylerken de ne kadar haklıydı ! Siyasal gericiliğin kaynağı olan burjuvaziyi ; ancak ve ancak ,işçi sınıfı örgütlü olarak ayağa kalkıp ben buradayım ve iktidarı alacağım şiarıyla mücadeleye başlarsa yerle bir eder ; 12 Eylül'ün kalıntıları da , faşist diktatörlük de  tarihin tozlu sayfalarında  tozlu raflarda kalır!


« Son Düzenleme: 12 Eylül 2018, 23:49:54 Gönderen: Solplatform5 »
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.