Gönderen Konu: Kapitalizm, Modern/ Konsantre Barbarlık Ve Proletaryanın Karşı Hegemonyası  (Okunma sayısı 254 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1819


Kapitalizm organik, yaşayan bir sistemdir. Kapitalizm öldürerek “yaşar”. O,(kral Midas gibi) “dokundukça”, zamanı sermayeye dönüştürdükçe yaşar, bir nevi soluk alıp verir. Ama bildiğimiz gibi değil. O öldürerek, öldürdüklerinin soluğuyla beslenir ya da öldürdükçe soluklanır. O ölümdür. Thanatos ’tur, yani Yunan mitolojisindeki ölüm tanrısı. Thanatos ölümü simgelemez, o ölümün kendisidir.

“Tanrı” ve özel mülkün aynı kökten gelmesi şaşırtıcı değildir. Ölüm onları takip eder. Hepsinin hücumu hayata karşıdır.

Kapitalizm organikliğini ve yaşamasını ölümün üzerinden kurar. Ya da daha doğru bir tanımla kapitalizm bir zombidir. Yaşamla ölüm arasındadır. Bu “varoluşunu” yaşamı öldürerek “inşa” eder. Organikliğini bütün her şeyi inorganik hale getirmesinden alır. Toplumu inorganikleştirdiği ölçüde kendini üretir. Sınıflı toplumların en “modern” biçimi ve sömürünün en rafine halidir. En yoğun, en konsantre, en rasyonel ve en kompleks iktidar ve tahakküm ilişkileri örerek hayatı kuşatır ve bir nevi hayatın her alanına sızarak kendini üretir. Marx’ın “sermayeyi toplumsal ilişki biçimi ve bütünsel tarihi bir sistem ya da üretim tarzı” olarak tanımlaması boşuna değildir.

Kapitalizm en özlü bir ifadeyle sermayenin sınırsız diktatörlüğüdür, egemenliğidir. Bu diktatörlük proletaryayı kontrol ettiği ölçüde diktatörlük olarak kalabilir. Sermayenin diktatörlüğü artı-değer, özel mülk ve yabancılaşma üzerinden şekillenir. Sömürü, özel mülk ve yabancılaşma arasında birbirini besleyen ve şekillendiren içsel bağlar vardır. En başta mülkiyetin gücü, mülksüzlerin olmasından gelir. Yabancılaşma, sömürünün içselleşmesi, sürekli hale getirilmesinde başat rol oynar. Yabancılaşmış emek artı-değeri koşullar ve sınıfı “büyülü” ve yıkıcı bir atmosferin içine sokar. Yabancılaşma proletarya için kadavraya dönüşmedir. Somut ve çıplak bir fakirlik, yoksulluk, geleceksizlik ve hatta akıl tutulması demektir. Sermaye için ise kibir ve tanrılaşma halidir. Sermayeye muazzam zenginlik, refah sunar ve diktatörlüğünün içselleşmesini sağlar. Lenin Felsefe Defterleri’nde bu durumu şöyle tanımlar: “Mülkiyet sahibi sınıfla proleter sınıf aynı insan yabancılaşmasını temsil ederler. Ama birincisi, kendini kendi yerinde ve bu yabancılaşmanın içinde; bu yabancılaşmada kendisi için bir doğrulama bulmakta, bu yabancılaşmada kendi gücünü görmekte ve insani bir varoluşun görüntüsüne kavuşmaktadır. İkincisi ise, kendini yok edilmiş duyar bu yabancılaşmada; bu yabancılaşmada, kendi güçsüzlüğünü ve insan dışı bir varoluşun gerçekliğini görür.”

Kapitalizm Ruhu

Kapitalizmin ruhu sonsuz bir kar güdüsü içinde şekillenir. Her şeyi metalaştırması, metaya dönüştürmesi kapitalist ruhun tezahürüdür. “Kar, daha çok kar” mantığı onun manik karakterini meydana getirir. Artı-değer sızdırma güdüsünün sınırsızlığıyla var olur. “Kapitalistin biricik amacı, kar etmenin, durup dinlenmeyen ve bitip tükenmeyen sürecidir”.  Kar, kar oranı kapitalist üretimin itici gücüdür. Marx, “Kar oranı, kapitalist üretimin itici gücüdür” der ve ekler “Nesneler, ancak, bir kar ile üretebildikleri sürece üretilir”.

Kapitalist sistemi iki V üzerinden tanımlayabiliriz. Birinci V, Marx’ın ifadesiyle Vampirin V’sidir. Evet, kapitalist sistem aynen bir vampir gibi kan emerek, emeği emek gücü haline getirerek ve artı-değer gaspıyla kendini var eder. Birinci V, ikinci V’yi koşullar. Kapitalist sistem bir Virüs gibi çalışır. İkinci V virüsün V’sidir. Vampir nasıl birini ısırdığında onu enfekte ederse, kapitalizmin de bulaşıcı bir etkisi vardır. Kapitalizm virüs gibi yayılır, sirayet eder. Örgütsüz ve bilinçsiz kitleleri suç ortağı yapar. Böylece kendini rektifiye eder. Tahakkümünü kurar ve tahakkümün sıradanlaşmasını sağlar. Tüketim terörünün, konformizmin, çıplak ve yıkıcı bireyciliğin ve egosantrizmin sistem tarafından kutsanması boşuna değildir.

Kapitalizmin irrasyonel bir sistem olmasına rağmen başarısının/hükmünün sırrı, kendini son derece rasyonel gösterebilmesinde ve bütün yıkıcılığı aleniyken kendini gizleyebilmesindedir.

Temel hareket yasalarını en kısa ve en konsantre bir şekilde şöyle tanımlayabiliriz: Kapitalist sistemin en karakteristik özelliği sermaye birikimidir. Rekabet, sermayeler arasındaki rekabet, sermaye birikimini ve sermaye birikiminin sürekliliği sağlar. Bu rekabet kapitalizm “yaratıcı yıkıcılığını” koşullar. Artı-değerin gaspı, fabrikaları bir disiplin mekanına, gerçek bir hapishaneye dönüştürür. Emek gücünün kontrolü sistem için yaşamsaldır. Fabrikalar hem disiplin, hem de sömürünün sistematize edildiği alanlardır.

Sistemde sermayenin yoğunlaşması, yani konsantrasyonu ve merkezileşmesi, yani santralizasyonu kaçınılmazdır. Sermayenin organik birleşiminin yükselmesi sistemin temel işleyiş eğilimidir. Sermayeyle sermaye arasındaki çelişki teknolojik yenilenmeyi koşullar. Yani ölü emek, yani makineler canlı emek yerine ikame edilir. Ama artı-değeri yalnızca canlı emek üretir. Robotik teknoloji, hiper otomasyon yaşansa da sistem krizler üretir. Kriz sistemin doğasındadır. Kar oranlarının düşme eğilimi ya da “yasası” kendini bunalımlarla dışa vurur. Kapitalizm tarihi bir yanıyla da krizler tarihidir. Sınıf mücadelesi kaçınılmazdır(yaşadığımız konjoktürde her ne kadar sosyal kapitalizm, insancıl kapitalizm tanımlamalarıyla inkar edilse de). Üstü örtülmeye, massedilmeye çalışılsa da sınıf mücadelesi hükmünü sürdürür. Kapitalizm sınıfsal ve toplumsal çelişkiyi/ kutuplaşmayı arttırır, şiddetlendirir. Üretim araçlarının mülkü gittikçe çok küçük, parazit bir azınlığın eline geçmesine karşılık, sistemde emeğin nesnel toplumsallaşma eğilimi artar. Ve son olarak kapitalizmde iktisadi bunalımlarda kaçınılmazdır.

Volkan Yaraşır
« Son Düzenleme: 02 Ekim 2018, 23:54:47 Gönderen: Solplatform5 »
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.