Gönderen Konu: META: MİKRO KOSMOS  (Okunma sayısı 239 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Ekim

  • İleti: 1822
META: MİKRO KOSMOS
« : 03 Ekim 2018, 00:20:54 »

Kapitalizm ve meta ilişkisini, canlı hücre ilişkisine benzetebiliriz. Bu manada Marx’ın Kapital’e meta analiziyle başlaması tesadüfü değil, son derece bilimsel bir açılımdır. Lenin metayı, kapitalizmin çelişkilerinin en konsantre hali olarak yorumlaması boşuna değildir. Meta tanımından bir kavram matrisi oluşturabiliriz. Marx’ ta meta analizden başlayarak, bir sistemin anatomisini analiz etmiş, olağanüstü bir arkeolojik çalışmayla sermayenin ontolojisini, işleyiş yasalarını ve ruhunu ortaya koymuştur.

Hücre, bir canlının tüm karakteristik özelliklerini bünyesinde taşır. Hücreyi incelerseniz, o canlının temel özelliklerini yakalama şansına sahip olursunuz. Yani hücreye fokus yapıldığında, bir anlamda canlının yapı taşı ya da mikro kosmosu inceleniyordur. O zaman canlı bir makro kosmossa, hücre mikro kosmosdur. Benzer bir benzetmeyi meta, kapitalizm arasında da yapabiliriz. Kapitalizm makro kosmossa, meta mikro kosmosdur.

Kapitalizm gücünü her şeyi metalaştırmasından alır. Ama bu nokta onun yeni en zayıf noktasını oluşturur. Yunan mitolojisindeki ölümsüzlük suyuna batırılmış yarı tanrı Aşil’in en zayıf noktası, topuklarıdır. Ölümsüzlük nehri Styx’e topuğundan tutulup batırıldığından, topukları nehrin sularına değmez. Aşil’in ancak eğer topuklarından vurulursa öleceğine inanılır.

Kapitalizmi en özlü ifadeyle şöyle tanımlayabiliriz: Kapitalizm bir meta uygarlığıdır ve meta üretimine dayanan bir sistemdir. Peki meta nerede üretilir? Fabrikada, işyerlerinde, atölyelerde. Peki metayı kim üretir? Proletarya. Kollektif işçi sınıfı. Kafa ve kol emekçisi. Proletarya emeğin emekgücü haline getirilmesiyle, yani meta haline dönüştürülmesiyle ortaya çıkmış, kapitalist toplumun en temel iki sınıfından biridir. Marx, özel mülkiyetin gücünün onun sadece özel mülkiyet olmasından kaynaklanmadığını söyler. Onun gücünün sermayeye dönüşebilmesinden, emek gücünü satın alabilen özel mülkiyete dönüşebilmesinden kaynaklandığını söyler.

Proletarya ontolojik olarak emeğin emek gücüne dönüştürülmesine karşı direnir. Bu onun otonomisini oluşturur. Sınıflar mücadelesi sınıfın otonomisini besler, şekillendirir. Sınıf devrimci kimyasını ve yıkıcı gücünü otonomisi içinde oluşturur. Sermaye emeği emek gücüne dönüştürerek, meta haline getirerek var olur, böylece kendi ontolojisini kurar. Fabrika(işyerleri), bu anlamda konsantre bir tahakküm alanı ve yıkıcı disiplin merkezleridir. Yine aynı alan metanın üretildiği merkez olarak ve emek ve sermaye arasındaki çelişkinin en yoğun, en keskin yaşandığı yer olarak stratejik bir konuma sahiptir. Meta üretiminin kesilmesi, sınıfın bağımsız birleşik gücünün kristalize oluşu bambaşka gelişmelerin önünü açar. Aslında “Vampir” ve “Virüse” karşı yıkıcı hamleleri ifade eder.

Vampir nasıl ki sadece kalbine sokulacak bir hançerle öldürebiliyorsa meta üretimin kesilmesi sermayenin kalbine sokulan bir hançer işlevini görür. Bunu her hangi bir grevde yada sınıfın muhteşem eylemlerinden biri olan fabrika işgallerinde ve genel grevlerde somut olarak görebiliriz. Aslında bu eylemler sınıfa Vampirin nasıl öldürebileceğini gösterir. Sınıfa kendi devrimci enerjisini hissettirir, yıkıcı gücünün farkına vardırır. Bundan dolayı sınıfın gerçekleştirdiği her eylem, sınıfın ruhunu silahlandırır. Hatta proletaryanın enternasyonal niteliğinden dolayı en yerel görülen eylem bile, enternasyonalist bir mahiyettedir. Kısaca proletaryanın tarihsel rolü sınıflar mücadelesi içinde ortaya çıkar. Sınıflar mücadelesi içinde şekillenir. Onun kapitalizmin kalbine hançer saplayacak kolektif aksiyon yeteneği, kapitalist üretim ilişkileri içinde belirlenir. Kapitalist sistem mülksüzler yaratarak var olur. Proletarya mülksüz bir sınıftır ve tüm mülksüzlerin kaderini belirleyecek yegane sınıftır.

Volkan Yaraşır
Ne yeraltında; ne yeryüzünün doruklarında kendine yer bulamayan rengarenk bir kelebek süzülüyor odama. Gelip kırmızı bir karanfilin üstüne konuyor. Direnç aşılıyor, umudu, geleceği müjdeliyor, düşlerin gerçek olacağı günleri… Gelip tam yüreğimin üstüne konuyor.